• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                               


Uyarı:
Okurlarımız bilir, biz vakti geldiğinde siyasi konularada gireriz. Söz konusu İslam ve TC olunca biz sessiz kalamıyor ve gördüğümüz yanlışları buradan dile getiriyoruz. D
uymuşsunuzdur, İstanbul Büyükşehir Belediyesi büfelere yüzde 500 zam getirdi. Kimse bu olayın iç yüzüne değinmediği için, bize buradan bir uyarı yapma zorunluluğu doğdu. Bu fahiş zam neden? Bu İstanbulun çok ayaklı işgal projesinin bir parçası. Neden büfeler? Büfeler şehirlerin köşe başlarıdır. Büfeleri kim kontrol ederse, şehrin kritik noktalarınıda o kontrol etmiş olur. Fahiş bir zamla büfeler vatandaşın elinden alınacak, başka ülkelerin elemanlarına verilecek. Amerikadaki ayaklanmaları gördünüz değilmi? Nasıl bazı eyaletlerin merkezi hükümete kafa tuttuğunu. Böylesine bir ayaklanma ve başkaldırışı burada da planlıyorlar. 2023'te erdoğan kazansın, chp belediyeleri teker teker sokak olaylarını başlatacak. Federalizm diyecekler. Bu tür eylemlerin zerre başarı şansı olabilmesi içinde ilk önce o şehrin mehenk noktalarını kontrol altına almalısınız ve belediye personeli antifa gibi radikal unsurlardan oluşmalı. Şimdiden binlerce belediye işcisini kovdular, kovulandan fazlasınıda radikal unsurlarla doldurdular. Örneğin; İSPARK'ta yapılan değişiklikler ve şimdide büfeler. Arka arkaya yapılan zamlarda bu işgal projesinin psikolojik ayağı. İstanbulluları hayattan bezdirmek, insanları patlama noktasına getirmek. Bunlar bir sonraki seçimi kazanmak isteyen birinin yapacağı işler değil, bunlar farklı bir şeyin peşinde olduğu çok aşikar. Bizde neyin peşinde olduklarını size buradan açıklıyoruz. Hocam biz onlara istanbulu yedirtmeyiz diyorsanız, yedirttiniz bile hemde bal gibi. Yüzyılın hırsızlığı ile istanbulu çaldılar, ruhunuz bile duymadı. Düşmanlarımız bu hazırlıkları yaparken iktidar partisi ne yapıyor? Her zamanki gibi uyuyor, kazık yemeyi ve kandırılmışız demeyi bekliyor. Kazık sadece onlara gitse biz amenna diyeceğiz, hak ettiler diyeceğizde, bu kazık ama hepimize gideceği için, biz bu uyarımızı yinede yapalım. Belki ülkemizde uyumayan ve kandırılmaya gelemeyenler vardır, belki bu bilgi onlara ulaşır ve onlar gerekeni yapar.



Alanımda en iyisi olabilmek için yıllarımı okumak, araştırmak, yeni teknikler geliştirmek ve bu tekniklerde üstad olma çabası içinde geçirdim. Vardığım nokta, halen en basit hastalıkları bazen çözmekte aciz kalıyorum. Bin hastada tutan bir yöntem aynı hastalığa sahip başka bir hastada size aynı çözümü veremeyebiliyor. Sonunda anladımki doğru teşhis ve doğru yöntemleri bilmeniz size şifa garantisini vermiyor. Kendinizi ne kadar yetenekli ve bilge görseniz, ne kadar özgüven dolu olsanızda bazen bir hasta mesleğe yeni atılmış toy bir hekim hissini almanız için yeterli olabiliyor. Her başarısız vakada hissettiğim bu acziyet duygusunu ben bu zamana kadar daha fazla çalışmak daha fazla araştırmak, daha fazla yeni yöntemler keşfetmek ve kendimi sürekli sorgulamak ve bu sorulara cevap bulmakla geçirdim. Her başarısız olduğum vakada nerede hata yaptım neyi kaçırdım hangi konuda yetersizim sorularını kendime sordum. Mesleki hayatım teorik ve pratik bilgilerimi geliştirmek ve sorgulamakla geçti. Ne zamana kadar, 2016 yılına kadar.

Yıllardır çözmeye çalıştığım o gizem beynimde çözüldü. Hani hayatın anlamı nedir, ömür boyu araştırdığınız ama bir türlü cevabını bulamadığınız sorular vardır ya, işte ben mesleğimle ilgili o gizemin peşindeydim; HASTAYI HASTA YAPAN NEDİR VE HER TÜRLÜ HASTALIĞI ÇÖZEN EVRENSEL BİR YÖNTEM VARMIDIR? Yıllardır peşinde koştuğum o gizemi görmeyi ve anlamayı Allah bu dönemde bana nasip etti. Mesleğimle ilgili çözümlemeyi başardığım o gizemi burada sizinle paylaşmak istiyorum. Benim bir ömür peşinde koştuğum o gizemi öğrenmek için demek websayfamıza girmeniz yeterliymiş. Umarım bundan ihtiyaç duyduğunuz ilhamı alırsınız.

  • Hastayı hasta yapan nedir?
    Günahları
  • Evrensel çözüm nedir?
    Tövbe ve hellaleşme, sonrası üzerinizdeki hastalığa kefaret olarak fakirleri doyurma
    k veya oruç tutmak. Hangisine gücünüz yetiyorsa.



Hastalıkların sebebi günahlar

"İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah - o kötü yoldan dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor" (Rum Süresi; 41).

Hastalıklar günahlar sonucu insana iner. İnsanlar işledikleri günahların hesabı öbür dünyayı beklediği, yaptıkları yanlışlardan ötürü bu dünyada kendilerine dokunulmayacağına inanıyor. Yanlış. Allah işlediğiniz günahların karşılığını bu dünyada da size indiriyor, bunuda yanlışınızdan dönmeniz için yapıyor. İki; insanlar yaşadıkları sıkıntıları birer ceza değil birer nimet olarak görüyor. Yanlış. Yaşadığınız sıkıntılar birer nimet değil birer ceza. Bu ikisi arasındaki fark; yaşadığınız musibetleri bir nimet olarak görürseniz yanlışlarınız aklınıza gelmez halinizi değiştirmezsiniz. Yaşadığınız musibetleri ama bir günahınızın sonucu olarak bir ceza olarak indirildiğine inanırsanız o zaman yanlışlarınız aklınıza gelir ve halinizi değiştirirsiniz. Allahın bizden beklediğide bu. Günümüzdeki insanlar bir musibetten diğerine savuruluyor ve maalesef bu musibetlerin kendi yanlışlarından ötürü başlarına musallat olduğunu bilmiyor. Artık biliyorsunuz. Hangi uzuv veya organ ile günah işliyorsanız, bilinki bir gün o uzuv veya organ bir musibete maruz kalacak.


Hastalıklar Allahtan gelmez

"Gerçek şu ki Allah insanlara zerrece kötülük etmez, fakat insanlar kendilerine kötülük ediyorlar (Yunus Süresi; 44). "Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felâket gelince hemen, biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmak istedik diye yemin ederek sana nasıl gelirler!" (Nisa Süresi; 62)

Onca farklı Ayette Allahu Teala insana musallat olan kötülüklerin kendisinden gelmediğini, insanın kendi eli ile işlediği günahlardan geldiğini söyler. Buna rağmen insanlar halen musibetlerin Allahtan geldiğine inanıyor. Bunların bir kısmı hastalıkların kendi günahlarından geldiği inancını gururlarına yediremiyor. Kendilerine dokundurma yerine Allaha suçu atmak nefislerine daha makbul geliyor. Bir kısımda gerçekten hastalıkların yeryüzü imtihanın bir parçası olduğuna inanıyor. Hastalıklar ile yeryüzünde sınandıklarına inanıyor. Musibetler peşlerini bırakmayıncada işin sonunda Allaha isyan bayrağını açıyorlar; "İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler (Rum Süresi; 36). Anlamanız gereken, hastalıklarınızda Allahın bir payı olmadığı. Başınıza gelen her musibet, kaza ve bela kendi elinizle işlediğinizden ötürü geliyor. Günahlarınızı yeryüzünde kaza ve bela olarak size geri dönmesini sağlayan Allah, yani düzeni bu şekilde yaratan Allah bununla elbette sizi imtihan etmek istemiş olabilir. Fakat bu imtihan üzerinizde günah yükü varsa size iniyor. Bir suç işlediğinizde hapis ile cezalandırılmak gibi. Günahkarsanız bu dünyada musibetler ile sınanıyorsunuz, günahsızsanız değil. Allah bizi yeryüzüne indirmiş fakat yeryüzü insana zindan olsun dememiş. Nefis ve şeytan yeryüzü imtihanın doğal bir parçası, musibetler değil. Musibetler size isabet ediyorsa bilinki bir yerde günah açığınız var. O açıktanda musibet sizi vuruyor. Gözünüzle günah işlediyseniz gözünüzden musibet sizi vuruyor, sağ elinizle işlediyseniz sağ elinizden. “Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah'a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.” (Şura Süresi; 40). Kıssasa kıssas. Tesadüf diye birşey yok. Bir hastalıktan kişinin işlediği günahı rahatlıkla çıkarabilirsiniz. İlahi düzen böylesine ince bir hesap üzerine kurulmuş. Kimseye zerre haksızlık edilmiyor. Özetlersek; organlarınıza musallat olan hastalıklar sizin veya atalarınızın bir günahı sonucu üzerinize indi, ağlamayı sızlamayı Allahı suçlamayı bırakın, o günahı telafi etmenin yolunu arayın. Çözüm en iyi profesörlere veya hastanelere çıkmakta değil, o hastalığı musallat eden hatanızı telafi etmekte yatıyor.


Peygamberler günahsızdı dolayısıyla hastalıklar ile boğuşmadı

Hastalıklar günahlar sonucu iner, ya sizin yada atalarınızın bir günahı sonucu size iner. Bize musallat olan sıkıntıların kendi elimizle işlediğimiz günahlar sonucu indiği farklı Ayetlerde bize aktarılmasına rağmen bazı insanlar halen bunu kabullenmekte zorlanıyor. Eyyüp peygamberde ama hastalıkla boğuştu, madem hastalıklar günahkar birine iner, o bir peygamberdi günahsızdı neden ona indi derler. Sizde günahlarınıza kılıf arayanlardansanız Eyyüp as konusuna bir açıklık getirelim. Evet, Eyyüp as hastalandı ama hastalık sonrası kendisine kaybettiği herşey ve dahası geri verildi. Hanginize hastalık sonrası herşey geri iade edildi? Hiçbirimize. Neden ona iade edildi, bize edilmiyor? Bu sır Eyyüp peygamberin duasının içinde gizli. Ön yargıdan yoksun Eyyüp as duasını okuduğunuzda sizde bu gizemi çözebilirsiniz; “(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani o, Rabbine, “Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu” diye seslenmişti.” (Sad Süresi; 41). Şimdi bu duayı Yunus as duası ile kıyaslayın; "Zünnûn'u da (Yunus'u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: «Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben nefsine zulmedenlerden oldum!» diye niyaz etti." (Enbiya Süresi; 87). İki dua arasındaki farkı tespit edebildinizmi? Size yardımcı olalım; birisi nefsime zulmettim diyor diğeri yani Eyyüp as ise şeytan bana bir yorgunluk dokundurdu diyor. Birisi bir hata işlediğini diğeri ise mağdur edildiğini söylüyor. Olayı anladınızmı? Bizler günahkar olduğumuz için hastalıklar ile boğuşuyoruz, Eyyüp as ise mağdur edildiği için boğuştu. Yaşadığı musibette bir payı olmadığı içinde günün sonunda mağduriyeti giderildi. O mağduriyetten ötürü kaybettiği herşey kendisine iade edildi. Her hastalığımız ile biz bir bedel ödüyoruz ve günün sonunda ödediğimiz bedelle kalıyoruz. Eyyüp as ise günün sonunda ödediği bedeli ve dahasını geri aldı. "Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir hatıra olmak üzere onun duasını kabul ettik; kendisinde dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik ve ona aile efradını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik." (Enbiya Süresi; 84). Eyyüp as 'ın sabrını kendimize örnek alalım ama hastalığını değil. O hastalandıysa demek hastalıklar günlük hayatın bir parçası deyip kendimizi kandırmayalım. Peygamberlerin hiçbiri doğal bir hastalık yaşamadı. Peygamberler eğer bize örnekse hastalıksız bir yaşamı kendimize örnek alalım. Onlar neden hastalanmadı biz niye hastalalnıyoruz, bu soruyu kendimize soralım. İmtihan, sınanma gibi bahanelere sığınmayalım. Kendimiz ve geçmişimizle yüzleşmeye hazır olalım.


Çocuklar günahsız onlara neden hastalık dokunuyor?


Hastalıklar günahlar sonucu insanlara musallat olur, çocukların hastalanmasıda bu kaidede bir istisna oluşturmuyor. Bu konuyu "Hastalıkların Sırrı ve Çözümü" bölümünde detaylı anlatıyoruz. Daha detaylı bilgi için o bölümdeki yazılarımızı lütfen okuyunuz. Burada kısaca değinmemiz gerekirse; kader amelleriniz üzerinden hesaplanır ve sonrası rızık olarak size geri döner. Çocukların ama amel defterleri henüz açık olmadığı için onların kaderi atalarının amelleri üzerinden hesaplanıyor. Dört nesil öncesine kadar geriye gidilip hesaplanıyor ve sonrası o çocuğa rızık olarak iniyor. Çocuklar ataların aynasıdır. Bunu bilmenizde yarar var. Bir çocuğun başına gelen musibetlerden o çocuğun ataları ne ameller işlemiş bunu rahatlıkla çıkarabilirsiniz. Çocuklar neden ataların günahını çekmek zorunda, nerede ilahi adalet gibisine sorularınız varsa, bu sorularınızı "Hastalıkların Sırrı ve Çözümü" bölümünde bulmanızı ümit ediyoruz.


Hastalandığımızda nasıl hareket etmeliyiz?

Herhangi bir sıkıntınız için şifa bulmak istiyorsanız, ilk önce tövbe edin. Kendiniz ve atalarınız için bağışlama dileyin. Bunu özel bir hastaneye çıkmadan önce sağlık sigortanız ile istişare etmeye, sağlık sigortanızdan onay almaya benzetebilirsiniz. Anlamanız gereken; şifayı hekimler veya ilaçlar vermez Allah verir. Sigorta ruhsatınız olmadan hekime çıkmıyorsanız, şifa ruhsatını Allahtan almadanda çıkmayın. Şifa arayışınızı ilahi ruhsatı aldıktan sonra yapın. O ilahi ruhsat eğer sizde yoksa başınızda ne kadar kur'an hatim edilse ne kadar hekime çıksanız şifa bulmanıza izin verilmez. İnsan maalesef kendisini sorguya çekmeden, Allah ile barışmadan kapı kapı şifa arayışına koyuluyor. Tövbe etmeden, kendimiz ve Allah ile barışmadan, helalleşmemiz gereken insanlar ile helalleşmeden şifa yoluna koyuluncada ne oluyor? Arzu ettiğimiz şifayı bir türlü bulamıyor, hayatımızı bir hekimden diğerine koçuşturmak, gereksiz maddi ve manevi kayıplara uğramakla geçiriyoruz. Değerli dostlar; hastalıklar günahlardan gelir, başınıza bir hastalık veya herhangi bir musibet geldiğinde odanıza çekilen ve nerede ne hatası yaptınız, o musibeti üzerinize çeken hata ne idi onu sakin kafa ile düşünün ve tövbe edin, o hatanızı düzeltmeye çalışın. İLK ÖNCE AYNAYA BAKIN, BAŞKA YERE DEĞİL! "Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter" (Nisa Süresi; 79). Kendinizle temize çıktığınızda, Allah ve çevrenizle barışık olduğunuzda sizde göreceksinizki şifa arayışlarınız çok kolay geçecek. Üzerinizde ağır bir yükün gittiğini fark edecek kendinizi kuş gibi hissedecek, manevi bir huzur içinde olacaksınız. Çaldığınız ilk şifa kapısında da şifayı bulmanız size nasip olacak! Kendinizde bir suç bir hata görmüyorsanız atalarınıza bakın. Ataların yediği haramlar nesilleri etkiler, çocuk ve torunların huzur içinde yaşamasına mani olur. Dört nesle kadar geriye gidin ve araştırın. Bedenin sağ tarafı baba tarafı, sol tarafı ise anne tarafıdır. Sağ tarafta bir sıkıntınız varsa baba tarafını araştırın, sol tarafta varsa anne tarafını.


Allahın Taahhütü

Allahu Teala, Kur'an-ı Kerimde iyi kullarını şeytana karşı, şeytanın hilelerine karşı koruyacağını söyler. Şeytan denildiğinde de insanların aklına cinler tayfası gelir. YANLIŞ, şeytan kelimesi bir lakaptır ve bu lakap sadece cinler için geçerli değil, insanlar içinde geçerli. Yani ALLAH İNSANLARDAN GELEN ZARARLARA KARŞIDA BİZLERİ KORUYACAĞINI TAAHHÜT EDER ama bir şart koyar; Allah iyi bir kul olmanızı şart koşar. Haramdan ve kötülüklerden uzak durmanızı bekler. "Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez..." (Maide Süresi; 105). Örneğin; çizgi dizilerine subliminal mesajlarmı sokulmuş, iyi bir kulsanız Allah çocuğunuzu korur. İyi bir kul değilseniz çocuğunuz o bilinçaltı mesajlarından etkilenip bir sapık çıkar. Örneğin; kazancınız hakmı, Allah sizi telefon dolandırıcılarına karşı korur. Kazancınız hak değilmi, o zaman Allah sizi korumaz ve önüne gelen sizi dolandırır. Örneğin; gıdaların içine zehirli maddelermi sokulmuş, iyi bir kulsanız o maddeler sizi etkilemez Allah korur. İyi bir kul değilseniz o maddeler sizde her türlü hastalığa sebep olur. Örneğin; iş yerinemi gidiyorsunuz, düzgün bir yaşantı sürdürüyorsanız o zaman Allah sizi korur. Düzgün bir yaşantı içinde değilseniz yol üzerinde başınıza bir kiremitte düşer, otobüs durağında üzerinize bir kamyonda çıkar. ÖZETİ; iyi bir kulsanız Allah canınızı, malınızı ve çocuklarınızı size art niyet besleyen insan ve cin şeytanlarına karşı korur. İyi bir kul değilseniz o zaman Allah, insan ve cin şeytanların canınıza, malınıza ve çocuklarınıza ortak olmasına izin verir. "Onlardan gücünün yettiği kimseleri dâvetinle şaşırt; süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ; mallarına, evlâtlarına ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun. Şeytan, insanlara, aldatmadan başka bir şey vâdetmez." (İsra Süresi; 64). Hocam, olayları Allaha havale edip biz iyi bir kul olma dışında birşey yapmayacakmıyız? Hepimiz düzgün, ilahi emir ve sınırlar içinde yaşamakla mükellefiz, vebal ve sorumluluk ise bilgi sahibi ve imkanı olanlar üzerinedir. Bir konu hakkında bilginiz yoksa, üzerinizde vebal yok. Siz ama birşeyin zararlı olduğunu bile bile yapıyorsanız, o zaman üzerinize bir vebal iner. "...Eğer bilmeyerek bir hata yaparsanız sizin için vebal yoktur. Ancak kalplerinizin onayladığı şekilde kasıtlı olarak yaptığınız yanlışlıklarınızdan sorumlusunuz... (Ahzap Süresi; 5). Sorumluluk bilgi sahibi ve imkan sahibi olanın üzerindedir. Örneğin; milletvekili ve bakanlar. Onlar yanlışları görüp müdahale etmiyorlarsa vay hallerine. Tabii sizde kendi çapınızda, güç ve imkanız kadar yakın çevrenizdeki olup bitenlerden sorumlusunuz.



Özetlersek

Sigorta şirketleri primleri ödediğiniz müddet taahhütlerini yerine getirir. Böylesine bir antlaşmayı Allah'lada yaptığınızı lütfen biliniz. Siz kötülüklerden uzak duracaksınız, karşılık olarakta Allah musibetleri sizden uzak tutacak, Allah ile yapılan taahhütün özeti bu. Hastalanıyorsanız bilinki siz taahhütünüzü yerine getirmediniz. Hekim hekim gezinmeden bizim nacizane tavsiyemiz; ilk önce tövbe edin taahhütünüzü yerine getirin sonrası şifa yoluna koyulun. Şifa, ilahi bir onay gerektirir. Bu onayda taahhütünüz yerine getirilmeden size verilmiyor. Günah nedir? Birisini maddi ve manevi zarara uğratmaktır, canını yakmaktır. Örneğin; neden hastalıklar çekmek zorundayım, nerede Allahın adaleti diyorsanız kendinize hemen şu soruyu sorun; birisi beni maddi ve manevi zarara uğrattığında onun bedel ödemeden bir yaşantı sürdürmesini istermiydim istemezmiydim. İstemezdiniz. O kişinin mutlaka bir bedel ödemesini isterdiniz. Hastalandığınızda başınıza bir mısibet geldiğinde sizinde böylesine bir bedel ödediğini lütfen bilin. Sağa sola mırıldanmaya Allahın adaletini sorgulamaya gerek yok. Ya kendi hatanız ya da atalarınızın bedelini ödüyorsunuz. O bedeli ödemenizide mağdur ettikleriniz Allahtan bekliyor. Neden atalarımın yapmış olduğu yanlışların bedelini ben ödemek zorundayım diyorsanız, o zaman atalardan gelen mirastanda vazgeçmeye razı olmalısınız. Ataların maddi mirasına evet ama manevi mirasına hayır, öylemi? Yok böyle bir dünya. Gördüğünüz gibi ilahi düzen kusursuz ve adil. Siz kime ne yapıyorsanız denginde bir musibet size iniyor. “Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah'a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.” (Şura Süresi; 40). Öyle veya böyle uğrattığınız zarar kadar sizde bir musibetle boğuşacaksınız. Önünüzde iki şık var, ya uğrattığınız zararın bedeli ödeninceye kadar bir musibetle boğuşacaksınız ya da tövbe ederek Allahın merhametine sığınarak bedel ödeme sürecini bypass edeceksiniz. Siz hangi yolu tercih ederdiniz? Bedel ödeyinceye kadar acı çekmeyi hastalıklar ile boğuşmayımı yoksa hatanızı kabul edip bedel ödemekten kurtulmayımı? Akıllı bir insan Allah tercihini kullanırdı. Hastalığınızın lütfen bir günah sonucu geldiğini biliniz, şifa arayışlarınızıda günahınızla yüzleştikten sonra yapınız. Aksi takdirde bedel ödeme sürecinde kurtulamaz, yıllarca hastalığı çekersiniz.