nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    




Okurlarımız bilir, seçim süreçlerine girdiğimizde bizler siyasi konulara giriyoruz. Karınca misali tarafımızı belirliyoruz. Bu süre içinde bizden lütfen yeni bir yazı beklemeyin. Hak ile batıl arasında çetin bir çatışma var, bu çatışmada biz ne yapabiliriz nasıl katkıda bulunabiliriz hep birlikte buna odaklanalım. Rabbime şükür, saygı değer bir sitemiz ve saygı değer bir okur kitlemiz var, biz bu websayfayı kullanmaya karar verdik, sizde kendi imkanlarınızca bu çatışmada tarafınızı belli edin ve katkıda bulunun. Oy deyip geçmeyin. Bin yıl öncesi devletler ve hükümetler savaşlar ile ele geçiriliyordu, günümüzde ise bir oy ile ele geçiriliyor. Bu büyük bir lütuf. Bir damla kan dökmeden bir devleti ele geçirebiliyorsunuz. Günümüzde bir oy, savaş meydanındaki bir kılıç demektir. Bedir ve uhud'da sallanan bir kılıca eşdeğerdir. Lütfen bu sevap imkanına kayıtsız kalmayın, kaçırmayın. Hep birlikte imkanlarımız el verdiği kadar katkıda bulunalım. Hakkın lehine bir tweet atmanız bile, Allah nezdinde cephenizin belirlenmesi için yeterlidir. Bulunduğunuz ortamda inandığınız bir değer ile dalga geçiliyorsa bunu elinizle düzeltin, gücünüz yetmezse dilinizle, onada gücünüz yetmezse kalbinizle buğz edin. Gün, sessiz kalma günü değil. Biz sessiz kaldıkça, onları anlamaya çalıştıkça onlara barışçıl yaklaştıkça onlar daha fazla azıyor daha fazla bizlere saldırıyor. Kutuplaşma olmasın diye alttan ala ala vatana ihanet etmek vatana ve millete sövmek rutin haline geldi. Yeter artık! İster hoşunuza gitsin ister gitmesin, bizler sıcak çatışma dönemine girdik. Düşman hazırlıklarını yapıyor, sizde yapın. Gün, onlarıda anlamaya çalışalım'ların günü değil, gün; şahinlerin günü. 




"Kafirler: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız, dediler." (Fussilet Süresi, 26)
Ezanımız okunurken gürültü çıkaran, o ezanı bastırmaya çalışanları gördünüz değilmi? Günümüzde yaşadığımız olayları bu Ayetten daha güzel özetleyen varmı? Aradan neredeyse 1500 yıl geçti, hak ile batıl arasındaki mücadelede zerre kadar birşey değişmedi. "Kutuplaşma" var diyenlerede günaydın; hak ile batılın olduğu yerde her zaman kutuplaşma vardır ve olacaktır. Batıl olan hakkın iktidarına tahammül edemez, hakta batıla boyun eğmez. Bu ikisi aynı ortamda yaşadığı müddet her zaman kutuplaşma, kavga ve gürültü olacak. Malazgirt savaşından beri yaşadığımız sıkıntıların özü bu. Ezanlar bu topraklarda okunmaması gerek. Mesele erdoğan değil, halen ANLAMADINIZMI? Geziden beri yaşadığımız tüm saldırıların özü bu; anadolu yahudilere vaat edilmiş topraklar. Biz asla bu topraklara ayak basmamamız gerekliydi. Ya siyasallaşmış yahudilik yeryüzünden ya da bizler bu topraklardan yok oluncaya kadar bu mücadele devam edecek. Lezbiyenler, mimarlar/ tabipler odası veya chp, pkk ve fetö bunlar birer piyon, asıl düşman bunların arkasındaki güç, yahudiler. Siz piyonlara değil bunları finanse eden, akıl veren organize edenlere odaklanın. Sanmayınki bu piyonlar kendi iradeleri ile hareket ediyor. Sanmayınki günlük ajandalarını, adaylarını ve eylemlerini kendileri belirliyor. Kendilerine ait tek şey kalplerinde size besledikleri nefret. Örneğin; kadın hakları. Konu kadın hakları ise kimse erdoğanın eline su dökemez. Kadını iş hayatına sokmak için, adam neredeyse İslam dinini tekrar yazdıracak. Teşvik paketleri, pozitif ayrımcılık gibi gibi İslama ters ne kadar adım varsa bu adımları attı, kadını aile hayatından alıp iş hayatın içine soktu. İslami açıdan, erdoğan bu konuda bir felaket. Kadın kadın diye diye, ülkemizde ev hanımı yani ANNE olmak isteyen bir genç kız bırakmadı. Aile diye birşey bırakmadı. Sabah akşam kadını iş hayatına atma oranını nasıl yüzde 50 yüzde 60 lara çıkarabiliriz bunun derdindeler. Şaşırdıkmı buna; hayır. Siz eğer sosyal hizmetler ve aile bakanlığına aile kavramına yabancı olan birisini getirirseniz yani çocuğu olmayan, ömrünü yurtdışında okuyarak geçiren, ailesinin getirdiği komfor altında derneklerde lay lay lom hayat sürdüren birini bu kutsal kuruluşun başına getirirseniz, olacağı buydu. Baştaki mal neki, ülkenin genç kızları ne olsun.  Bunlar gerçekten bir başörtüsü ile Müslüman bir kadın olunduğuna inanıyorlar. Salaklar. Müslüman bir kadın olmanın bir başörtüsünden ibaret olduğuna inanıyorlar. Geri zekalılar. Ey Müslüman kadınlar, bugün eşinize bir bardak çay veya kahve ikram ettinizmi, çocuğunuza kahvaltı veya öğlen yemeyi hazırladınızmı, akşam yemeğine ne hazırladınız? Bir Müslüman değilseniz bunlar size fazla birşey ifade etmeyebilir, ama bir Müslüman kadın için bunlar herşey demektir. Hayat ve yaşam gayesi demektir. Bizimkiler ise, n
e kadar bekar ve aile hayatından uzak kadın varsa bunları kadem, türgev veya kadın kolları adı altında toplamış, bunlarda genç kızlarımıza bol gaz veriyor. Müslümanım diye ortalıkta gezinenler, aile kavramını bizzat kendileri ortadan kaldırıyor. Bu affedilebilir birşey değil. Bizim mahalle yalakalar ve menfii kaygıları ön planda tutanlar ile dolu olduğu için, onu bu konuda uyaran ilahiyatçı veya danışmanda yok. Yani feministlerin kadın ile ilgili konularda en son eleştireceği kişi erdoğan. Konu kadınsa, bunlar ne bu ülkede ne de dünyada erdoğan gibi bir lideri bulabilir. Bunlar eğer kadın hakları altında sokağa dökülüyorsa bilinki mesele erdoğan değil, mesele başka dert başka. Erdoğan, eğer kılıçdaroğlu gibi fetö ile mücadele etmese, dinler arası diyaloğun önünü açsa, suriyede bir kürt devletin oluşumuna karşı çıkmasa, akdenizdeki haklarından feragat etse, kendisine çoktan nobel ödülü verilmişti. Sözcü gazetesi ve odatv onun heykelini çoktan dikmişti. Sorosa bağlı lezbiyenler ve feminist pislikler onu çoktan kutsamıştı.

Duymuşsunuzdur, bizim mahalleden bir gurup ezik yeni bir parti kurmak için kolları sıvamış. Bunların eski bir danışmanıda bir tweet ile o heyecanı aktarmaya çalışıyor; "toplumu kutuplaştıran, her türlü değeri kısa vadeli öncelikler için istismar etmekten çekinmeyen bir nobranlığa karşı; herkesin hukukunu koruyan, herkesin acısına duyarlı bir bilinç yeşeriyor. Bizi bu bilinç kurtarır." Bunları böyle okuyunca bu insanlar gerçekmi diye düşünüyoruz. Bunlar hangi dünyada hangi ülkede yaşıyor? Kulağa hoş gelen, herkesin kabul edebileceği kelimeleri ortaya at, tutarsa. Bakınız; bu topraklar üzerinde birilerin hesabı var ve bunlar o istediklerini elde edinceye kadar rahat durmayacak. Siz, hesabı olanlara laf atmanız gerekirken saldıra altında olana laf çakıyorsunuz. Nankörler. Saldıran erdoğan değilki, erdoğan kutuplaşmaya sebep olsun.
Aksine, bu pislikler ile iyi geçinmek için erdoğan her türlü ihanete ve hakarete göz yumuyor. Yapmadığı tek şey, devleti satmıyor. Bu da karşı tarafı çıldırtmak için yetiyor. Başbakanlık ofisini dinleme, mit tırların durdurulması, sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomi darbesi (döviz, gıda), şehirlerimizin işgali (hendek operasyonları), nice terör saldırıları ve siyasi operasyonlar. KCK operasyonları ile hdp dezayn edildi, kaset kumpası ile chp, suikast ile bbp, ihtiyar heyeti ile saadet ve yargı eli ile mhp dezayn edilmek istenirken, son anda kurtuldu. Teker teker, herkesin gözü önünde yerli olanlar tasfiye edildi, yabancı uşakları getirildi. Bu saldırılardan sadece birisi dünyanın herhangi bir ülkesini ele geçirmek için yeterli olacakken, bizde onlarcası yapıldı ve halen beka sorunumuz yok diyenler var. Rabbime şükür yıkılmadık ve dimdik ayaktayız. Sınırlarımıza binlerce tır silah indirildi, dünyanın orduları akdenize indi, sınırlarımız içinde maskeli gençler yollarda kimlik kontrolü yaptı, nato bizi hedef alan onlarca tatbikat düzenledi, halen beka sorunu yok deyip bizi rehavete sokmaya çalışanlar var. Bu tuzağa düşmeyin. Bu bir yap boz oyunu. Onlar size bir vakayı örnek verir ve bunun beka ile ne ilgisi var der. Bu tuzağa düşmeyin. Bir veri sizi yanıltabilir, siz bir veriye değil o yap boz oyunun tüm parçacıklarına odaklanın. Bir parçaya bakarsanız ondan fazla anlam çıkaramayabilirsiniz, parçaların tümünü bir araya getirirseniz ama, oyunu net görürsünüz.

Şimdi; b
unca siyasi dezayn ve saldırı sizce bu ülkeye demokrasi ve özgürlük getirmek içinmi yapıldı? Salaklar. Davutoğlu veya abdullah gül gelecek ve herkesle iyi geçinecek diyorsanız; o zaman geçmiş olsun ülkemize. Siz bu saldırıların erdoğanın şahsıyla ilgili olduğunumu sanıyorsunuz? Salaklar. Gezi platformun taleplerini ne kadar hızlı unuttunuz. Davutoğlu ve abdullah gül gelseydi, demek sizler toplumsal barış adına üçüncü havalimanından, nüklear santrallerden, üçüncü boğaz köprüsünden vs vs vs vazgeçecektiniz. Onlar çünkü istediklerini elde edinceye kadar yakmak ve yıkmaktan, size saldırmaktan vazgeçmeyecekti. Toplumsal barış için varsayalımki bunları kabul ettiniz, bunların talepleri bunlarla sınırlı kalacağınımı sanıyorsunuz; akdenizde doğal gaz arama, uzay ajansı kurma, suriye müdahale etme, kandile girme, s-400 alma, kendi siha'nı üretme, kendi arabanı üretme gibi talepler hiç bitmeyecekti. Size bu ülkede bir taş üzerine bir taş koydurtmayacaklardı. Sonunda anahtar teslim devleti teslim edecektiniz. Gezizekalılar. Sıkıntı erdoğan değilki, o gittiğinde ülkemize huzur gelsin. Sanki davutoğlu ve gül gelince, batı dünyası türkiye'yi parçalama planlarından vazgeçecek. Salaklar. Siz gelseniz, adamlar emek sarfetmeden amellerine ulaşacak. Değerli dostlar; bu film size bir yerden tanıdık geldimi? Aynen, biz bunların aynısını yüz yıl önceside yaşamıştık. Yüzyıl önceside padişahımıza bu ithamlarda bulunuyorlardı. Ülkeyi kutuplaştırıyor diyorlardı. Sonunda padişahımızı tahttan indirdiler. Ne oldu sonrası? Huzur, barış ve kalkınma vaat eden ittihati terakki ne getirdi? 2.5 milyon metrekare olan topraklarımız bir kaç yıl içinde 780 bin metrekareye düşüverdi. Adamlar hep aynı oyunu oynuyor, tuzak hep aynı, akıllanmanız için daha kaç defa kazık yemeniz gerek? Anlayacağınız, mesele erdoğan değil mesele bağımsızlığımız. O yüzden erdoğana değil, bağımsızlığınıza odaklanın. Kandildeki ele başları ve fetönün kaçak hainleri, videolar ile açık açık zillet ittifakına oy istiyorsa bilinki bu işin ucunda ülkeyi parçalamak var. Sonrada ne diyorlar, seçmenleri terörist yaptınız diyorlar. Evet, öylesiniz. Allah nezdinde hepiniz bir teröristsiniz. Fetölü teröristler, pkk'lı teröristler ile omuz omuza verenler Allah nezdinde ve bizim nezdimizde bir teröristtir. Allah, o kadar büyükki, bunu ağzınızla söylettiriyor. Hatırladınız? Meral akşener bir mitingte, terörist antalyalılar nasılsınız dedi. Millette bunu alkışladı yani onayladı. Allah, birer terörist olduklarını bizzat kendilerine tasdikletti. O an, sizin gülüp geçtiğinizin altında yatan ilahi hikmeti bilseydiniz, az güler çok ağlardınız ve; sanmayınki erdoğan hep başta kalacak. Bizim gayp hesaplarımıza göre o, görev süresini tamamlamadan tasfiye olur gibi geliyor bize. Erdoğan gittiğinde de sizlere, kandildeki teröristler ile aynı muameleyi göstereceğimizi biliniz.

Aman dikkat; şeytan, olayları şahsileştirir. Kişiye olan pati veya antipatinizle kararlar vermenizi sağlar.
Aman, bu tuzağa düşmeyin. Bunlar, o yüzden meseleleri sürekli erdoğana bağlar. Meseleye değil, erdoğana odaklanmanız için bunu yaparlar. Bu oyuna gelmeyin. Siz şahıslara değil, olayın özüne odaklanın. Olayın özüde; ya bağımsız olacağız ya da bu topraklardan yok olup gideceğiz. Bir tarafta avrupa, kandil, abd, lezbiyenler, ataistler, fetö, chp/ ip/ hdp ve saadet; diğer tarafta ak parti ve mhp. Ortaya oynamayın. Herşey apaçık ortada. Herşey kameraların önünde cereyan ediyor. Ben bilmiyordum görmedim duymadım deme şansınız yok. Tarafınızı belirleyin. Ya onlar ya da biz, birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Şu hale bakarmısınız; yaşam tarzımıza müdahale ediliyor diye sokağa çıkıyorlar, sokağa çıktıklarında yaptıkları ilk iş başkaların yaşam tarzına saldırmak (ezan). Bunun İslamda adı nedir; deccaliyet. Kötü olup iyi gibi görünenlere deccal denir. Bunlar kötü, ama laflarına baktığınızda kadın haklarından bahsederler özgürlükten ve insanlıktan bahsederler. Söyledikleri kulağınıza hoş gelir. Evrensel ve herkesin kabul edebileceği cümleleri kullanırlar. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde sadece kötülük görürsünüz. Kadın haklarından bahsederler başörtülü kadınlara saldırırlar. Özgürlük derler, çarşaf giyeni arabistana kovmaya kalkarlar. İnsanlıktan bahsederler, zulümden kaçan suriyelileri kovmaya çalışırlar. Sanatçının fikir özgürlüğünden bahsederler, erdoğanı ziyaret edenleri linç ederler. Yaşam tarzımız tehdit altında derler, müslümanların yaşantı tarzına müdahale ederler. Çok ilginç; 2010 yıllarına kadar 13 yaşı altındaki çocuklarımıza diyanetin, din eğitimi vermesi yasaktı. Herkes kendi çocuklarını kendi inançları üzerine yetiştirirken, bir Müslüman bunu yapamıyordu. Küçük yaştaki bir kızını başörtüsüne alıştırmak istediğinde, yapamazsın bunu deniliyordu, çocuğun kendi geleceğini kendi belirleme hakkını elinden alıyorsun, 18 yaşında kendisi ancak buna karar verebilir diyorlardı. Nerelerden bugünlere geldiğimizi iyi bilin. Karşımızda böylesine bir kötülük var. Amerikanın beyaz ırkçıları afrika kökenlilere zulüm etti, bizim ırkçılarda müslümanlara. Karşımızda işte böylesine ırkçı pislikler var. Karşınızdaki düşmanı iyi tanıyın. Bunlar medyanın özgürlüğünden bahsederler, kendilerinden olmayanları tehdit eder, yandaş ve havuz gibi kavramlar ile aşağılarlar. İçkimiz yasaklanıyor derler, bulundukları ortamlarda içki içmeyene baskı uygularlar. İşte bunlar böylesine içi farklı dışı farklı, çelişki içinde bir yaşam sürdürürler. Bunları dinlediğinizde sanatçının fikir özgürlüğü, medyanın bağımsızlığı, insan hakları gibi evrensel herkesin hem fikir olduğu kavramları kullanırlar. Eylemlerine ama baktığınızda kullandıkları kavramların sadece kendileri gibi düşünenler için geçerli olduğunu görürsünüz. Kendileri gibi düşünüyorsanız bağımsız meyda oluyorsunuz, kendileri gibi düşünerseniz sanatçı oluyorsunuz vs. İşte bunlar böylesine içi pislik dışı "güzellik" dolu insanlar. Örneğin; ip, fatih belediye başkan adayı ilay aksoy. Kendisi lefkoşe doğumlu. 1969da savaştan kaçıp avustralya'ya yerleşiyor. Yani kendisi bir savaş kaçağı, bir mülteci. Bu kadın neyle gündemde sizce? Hayal edemeyeceğiniz bir konuyla gündemde; nemi? "Eğer belediye başkanı seçilirsem, tüm suriyelileri fatih belediyesi sınırlarından kovacağım", söylemi ile gündemde. Bu ülkede kendisi bir muhacir, başka muhacirleri kovmaya çalışıyor; şu yüzsüzlüğe bakarmısınız? Kendisi savaştan avustralyaya kaçıyor, bizim ülkeye kaçanları kovmaya kalkıyor; şu kötülüğe bakarmısınız? Şaşırdıkmı? Hayır. Kadın chp'de yıllarca siyaset yapmış, fetönün partisi ip'tende aday; bu özgeçmişte insanlık yokki insanlık bekleyelim. Karşımızdaki kötülük bu arkadaşlar. Tüm mal ortada. Bunların yaşantıları ve giyim tarzlarına baktığınızda hoşunuza gider, konuştuklarında güzel konuşurlar, iç dünyalarını görebilseydiniz ama sadece karanlık ve pislik görürdünüz. İşte bunlar birer deccal. Özü, niyeti ve eylemleri kötü olup, kamera (tek göz) önünde iyi görünene deccal denilir. Ahir zamanda beklenen deccal bir şahıs değil, bu lezbiyenleri örgütleyen fetöyü kuran, insan hakları derneğini işleten, natoyu kontrol eden bir üst akıl var ya, doların üzerindeki tek göz sembolü var ya, "demokrasi" ve "insan hakları" deyip dünyayı ateşe veren batı dünyası var ya işte bu örgütlenmenin adı deccaldır. Sizlere deccalın bir şahis olduğuna inandırttılar. Bu doğru değil. Deccal, dünya hakimiyeti peşinde koşanlara verilen İslami addır. Siz bir şahıs beklerken deccal "demokrasi" ve "insan hakları" altında çoktan malı götürüyor. Örneğin; bu üst akla bağlı örgüt temsilcileri veya politikacılar kameraların önüne çıktığında demokrasi ve özgürlükten bahseder, kalkınma ve insan haklarından bahseder, güzel giyinirler güzel konuşurlar ama eylemlerine baktığınızda sadece zulüm ve kötülük görürsünüz. İyi olanlarada ne yaparlar; mursi gibilerine terörist, erdoğan gibilerinede hırsız derler. Lügatımızda iyi anlam içeren terimleri kendileri ile özleştirirler, demokrasi ve insan hakları gibi. Kötü anlam içeren terimleride iyi olanlar ile yan yana getirirler, terör ve yolsuzluk veya cahil ve geri kalmışlık gibi. Bunun önünede geçemiyorsunuz çünkü en çok konuşanın borusu öter, yani adamlar dünya medyasına hakim. Ekrana çıkıyorlar kendilerini melek, asıl melekleride şeytan gibi pazarlıyorlar. Örneğin; muharrem ince diyorki ben quantumdan bahsettim uzaydan bahsettim, adam çaydan kekten bahsetti. 24 haziranda kek, kuantumu yendi dedi. Türkiyeden habersiz olan birisi bu konuşmayı dinlese, bu toplum hakkında ne düşünürdü? Ne cahilmiş bu millet derdi. Muhalefetinde ne kadar aydın olduğunu zannederdi. Gerçek ne? Gerçek tam tersi. Cahil yerine koydukları millet uzay ajansı kurmak istiyor, kendileride bunu engellemek için imza toplayıp anayasa mahkemesine iptal başvurusunda bulunuyor. Bahsettikleri kekte, kütüphanelerde dağıtılacak kekler yani gençliği okumaya teşvik etmek için sunulan bir ikram. Ekranlara çıkıp, o tek gözün önüne çıkıp (kamera) kelimeler ile gerçekleri nasıl çarpıttıklarını görüyormusunuz? İşte buna deccaliyet denir.

Ezanı ıslıklayan o pisliklerin arasında bulunan başörtülü saadetli, fetölü "ablalara"da diyeceğimiz; bu büyük günaha ortak olmak size müstehak. Sizler, "Bir kadının yoksa parası, A......dır Kumbarası", "Sabahlara kadar içsek, A...... Soğumaz", "Namusumu kirletmeden Duramam" pankartların içeriği ile damgalandınız. Allah nezdinde sizler artık birer O......sunuz. Geçmiş olsun size. İblis, adem as nefreti yüzünden şeytan oldu. Bunlarda erdoğan nefreti yüzünden birer o...... birer deccal oldu. Allah bunları eşcinsellerin, ezandan ve Allahtan nefret edenlerin ortasına attı, pkk'lılar ile ortaklığa itti, yüz yıldır bu topraklara zulüm edenler ile işbirliğine itti, namus kavramı olmayanlar ile birlikte sokağa itti ve halen içine atıldıkları cehennem çukuruğun farkında değiller. Neden? Kin ve nefret. Davalarını şahsileştirdiler. Birşeyi şahsileştirdiğiniz anda şeytanın tuzağına düşersiniz. Geçmiş olsun.


Ezanı ıslıklayanlarada tavsiyemiz; sıkıysa bunu avrupada yapın. Çanlar çalmaya başladığında biz çanmı dinlemek zorundayız deyin ve bunu ıslıklarla protesto edin. Edinde görelim bakalım ne yapıyorlar size. Yahut, hristiyanlığın ve yahudiliğin çıkış noktasıda orta doğu, onlarda bir arabın (peygamberimiz sav- atası ismail as) kuzenlerine inanıyor (isa as ve musa as- ataları ishak as), hadi sıkıyorsa avrupalı bir hristiyana veya yahudiye alın peygamberlerinizi ve nereden geldiyseniz oraya gidin, deyin. Var ya, siz sabah akşam şükredin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, o gittiğinde de sizle hesaplaşırız. Az kaldı. O zaman size diktatörlük neymiş gösteririz. Siz harbi sopalıksınız. Kendi ülkemizde aşağılanıyoruz. Kendi ülkemizde, bir azınlık istediği gibi manevi değerlerimize saldırabiliyor, hakaretler yağdırabiliyor ve bunlara dokunan yok. Nerede görülmüş böyle birşey. Ne hale geldik?


Gelelim asıl konumuza; onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara!

Onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, kurduğun gıda kartelleri üzerinden herşeyi pahalaştır, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bu boyutta bir kontrolü nasıl elde edebildiler? Çok basit, örgüt olarak bir merkezden hareket ederek bunları başarıyorlar. Siz bireyler olarak hayatınızı yaşıyorsunuz, onlar karınca gibi sürü halinde yaşıyorlar. Bir merkezden aynı hedef doğrultusunda hareket edenlerde, bireyler olarak hareket eden ve yaşam sürdürenlere her zaman üstün gelir. Bazı salaklar bu market zincirlerin erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Ette halen bu milleti kazıklamaya devam ediyor. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı veya halen önlem alamıyor? Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya halen edilemiyor? Bu eleştirileride oy vermediğiniz partiye değil, oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun ve oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın. Siz bunlardan sorumlusunuz bunlarla mahşer günü haşrolunacaksınız.

Serbest piyasa kavramı;
bugünlerde "serbest" piyasa kavramı çok popüler oldu. Bu kavram bizim mahalleyede yutturulmuş. Bizim mahallede bu kavramı sık kullanır ve savunur halde. Bu kavramada bir açıklık getirmek bir zorunluluk oldu. Bakınız; şeytanın yeryüzüne yaydığı en büyük yalan var olmadığını insana inandırtmak. Birileride bizim tarafa piyasanın serbest olduğuna inandırtmış. Bizim taraf zaten herşeye inanmaya çok müsait. Ne kadar korkak, ezik ve yalaka tipler varsa hepsi bizim mahallede toplanmış ve bizim mahalleye önderlik ediyor. Bu kadar ezik tipler tarafından yönetilincede, karşı taraf karşısında sürekli aciz, yenik, haksız ve yetersiz görünmemiz bizleri şaşırtmıyor. İktidar biziz, biz karşı tarafa sopa atmamız gerekirken, her gün sopa yiyen taraf biz oluyoruz. Biz iktidarız ama, iktidardaymış gibi özgüven içinde hareket eden onlar. Bizim taraf, her yere maydonoz olursam beni sürgün ederler anlayışına sahip memur tiplerinden, yalaka ve ezik tiplerden ibaret. Örneğin; adalet bakanına bir bakın. Eziklik, yetersizlik ve korkaklık her yerinden akıyor. Böyle birisinin başında olduğu bir yargı caimasından ne beklersiniz; her türlü ihaneti her türlü korkaklığı. Birde içişleri bakanına bakın. Süleyman soylu. Her yerinden cesaret ve asalet akıyor. Bu da onun altında olan emniyete ve jandarmaya seriyat ediyor. Babalar gibi mücadele ediyorlar. Gelelim serbest piyasa kavramına; doğa asla boşluğu kabul etmez. Bu, bir fizik prensibidir. Bir yerde bir boşluk varsa birisi gelir ve onu doldurur. Doğada hiçbirşey kendi haline bırakılmaz. En basiti, o şeyi kuran akıl orasını kontrol eder. Bir şey eğer bir gücü temsil ediyorsa bilinki orası onu kuran akıl tarafından işletilir ya da o güce tapan, daha üstün bir aklın işgaline uğrar. Serbest ve bağımsız diye birşey yok. Birileri eğer serbest piyasadan bahsediyorsa bilinki onlar orasını çoktan kontrol ediyor. Anladınız. Serbest piyasa veya bağımsız yargı/ sanat/ merkez bankası diye birşey yok. Bu tür kavramları kullananlar kendi hakimiyet alanlarını gizlemek için bu terimleri kullanır. Kendilerin kontrol ettiği bir alanda, bu kontrolü kamufle etmek için kullanır. Mesela, siz gerçektende merkez bankasının bağımsız olduğunamı inanıyorsunuz? Koskocaman ekonomistler çıkıp merkez bankasının bağımsızlığından bahsediyor. Salaklar. Milletin aklıyla dalga geçiyorlar. Bir ülkenin para politikasını, faizini, ekonomisini belirleyen, parasını basan bir kurum, orada çalışan memurların kendi insiyatifinde olacak, öylemi? Salaklar. Yok, öyle birşey. Bağımsız değilse, kime bağımlı? Kim kurduysa, ilk kurulduğu yıllarda kim paramızı bastıysa oraya bağlı. Merkez bankası başkanların görev süresi bittikten sonra, kim onları işe alıyorsa oraya bağlı. Siz kendinize bağlamaya çalışın, en çok ses kimden çıkıyorsa bilinki merkez bankanız oraya bağlı (londra). Anadolu olarak siz bir yere el atmaya çalıştığınızda, eğer birileri serbest ve bağımsız gibi kavramlar ile buna engel olmak istiyorsa, bilinki onlar oraya çoktan çöreklendi. Sizin müdahalenizi engellemek içinde bağımsız kavramını kullanıyor, anladınız. Biz buraya ilk geldik, burası bize ait derlerse o makamın evrenselliğine gölge düşürürler, kendilerini ifşa ederler. O yüzden bağımsız kavramına sarılıyorlar. Örneğin; dolar, swift sistemi, dünya altın ticareti, imf ve merkez bankaları, petrol ticareti, dünya ticaret örgütü, dünyanın en büyük 50 şirketi gibi ekonominin en temel taşların hepsi bir zihniyet tarafından kontrol ediliyorsa, bu sistem nasıl "serbest" ve "bağımsız" 
oluyor? Adamlar istedikleri gibi kurlar ve faizler ile oynuyor, istedikleri zaman gıdayı pahalaştırıyor, ülkelere ambargo ve yaptırımlar uyguluyor, sonrada insanın aklıyla dalga geçercesine piyasanın serbest olduğunu anlatıyorsunuz. Yazık. Bu kadar aptallık olmaz. Bu kafayla biz daha çok kazık yeriz.

Aramızdaki nankörler;
şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler.
Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Dilencilerin, çalışanlardan daha varlıklı olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Varmı bunun dünyada başka bir örneği? Bir de kalkıp battık diyorsunuz, nankörler.
Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı. Kendi kulübüne gelince, negatif söylem geliştirenleri kulüpten uzaklaştır, herkesin yapıcı söylem geliştirmesini iste, konu ama devlet olunca olumsuz söylem geliştirenlerin öncüsü ol, piyasa kötü batıyoruz de. Hainler. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Bir memur 4000tl maaş alıyor, halen mırıldanıyor. Nankör. 4000 TL ve bu size yetmiyormu? Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün. Nankörler. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler.

Emeklilikte yaşa takılan hainler;
40 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Ancak haram haramda ısrar eder. Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 40 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Utanmadan birde suriyelilere harcanan parayı örnek veriyorlar. Karnı geniş tipler sizi. Bir milletin verdiği zekata göz dikecek kadar aşağılık herifler sizi.

Devlet memuru olmak için üniversiteye giden ufku dar olanlara;
Ufka bakın; memur olmak için okuyorlar. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Asıl hayat ve çalışma, iş hayatına atıldıkları gün başlaması gerekirken, bunlar memurluğa adım attıklarında zor günlerin geride kaldığı, rahat etme dönemine girdiklerine inanıyor. Onlar için çalışma hayatı üniversiteye girdiklerinde başlıyor, memur olduklarında da bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Günlerini boş geçirerek maaş alıyorlar. Memur olamadıkları zamanda devleti kötülüyorlar. Nankörler. Sanki devletin görevi onlara iş vermek. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Yandaş ve havuz medya diye bağıran devletisiz tiplere;
taktik hep aynı, kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Devletsiz tipler sizi. Siz devletinin yanında durmaktan ne anlarsınız. Soyunuzda devlet kurmak yokki, devletin ne olduğunu bilesiniz. Tarihi devlet kurmakla dolu milletler ancak, devletin ne olduğunu, külliyenin ne olduğunu bilir ve devletinin arkasında durur. Soyu sapı belli olmayan tipler, sizi. Siz kimsiniz, devlet kim. Her yüz yıl bir yerlerden kovulan aşağılık tipler sizi. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Siz sabah akşam dua edin, erdoğan başta kalsın. Salaklar. Birde erdoğan gitsin diye sabah akşam tuzak kuruyorlar. Salaklar. Gezizekalılar. Erdoğan gittiğinde gelecek olanın sizin hayrınıza çıkacağını nereden biliyorsunuz? Siz tuzak kuruyorsunuz, Allah boşmu duruyor sanıyorsunuz? Salaklar. Birde erdoğandan nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, bizde anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl bir iş bu, bizde anlamadık. Böylesine ezik bir adalet bakanın olduğu yerde, şaşırdıkmı; hayır. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar ise takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl bir iş bu? Bunlar bizleri idam etti, hapihanelerde her türlü işkenceyi yaptı, uyduruk iddianameler ile bizleri yıllarca zindanlara mahkum etti, biz ise bunları salıveriyoruz. Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Gelenler gidenleri aratırmış, bunu unutmayın. Her yeni gelen sizin lehinize çıkacak değil ya!

Devletini ve milletini satmayan birinin arkasında bu millet durur;
Bu milletin erdoğana teveccühü nereden geliyor, gezizekalılar onun sırrınıda size verelim; devleti satmıyor, millete ihanet etmiyor ve milletin manevi değerlerine saygı gösteriyor. Bunuda yapmaçıktan değil, samimi duygularla yapıyor. Bu topraklarda iktidar olmanın sırrı bu. İktidarmı olmak istiyorsunuz, formülü çok basit; millete ihanet etmeyin, vatanı satmayın ve bu toprakların manevi değerlerine saygı gösterin. Siz ama satmadan ihanet etmeden, milletin manevi değerlerini aşağılamadan yapamayacağınız için, siz gezizekalıların bu topraklarda iktidar olma şansı sıfır. Bu toprakları satmak bu millete ihanet etmek için, resmen birbirinizle yarış içindesiniz. Siz gerçekten helaklık bir topluluksunuz. Bu millet, vatanı ve milletini satmayan, milletin değerleri ile dalga geçmeyen, batıya karşı dik duran birine o kadar hasret kalmışki hatalarına ve kapasitesine bile bakmıyor. Birde samimiyeti görüyorsa ölümüne o siyasetçinin arkasında duruyor. Siz ile bu millet arasındaki fark, siz gezizekalılar siz erdoğanın hatalarına odaklanıyorsunuz. Siz detaylarla uğraşıyorsunuz. Bu millet ise hatalara değil büyük fotoğrafa bakıyor. Hatasız bir kul olmaz diyor, kişinin samimiyetine, vatan ve millete olan sadakatına bakıyor. Örneğin; erbakan 28 şubatta dik duramadığı için bu millet ona sırtını döndü ve erdoğanı iktidara getirdi. Kişinin oyu namustur, erbakan milletin kendisine emanet ettiği o namusa sahip çıkamadığı için bu millet ona sırtını döndü. Bugün erdoğan bu millete ihanet ederse, bu millet erdoğanada sırtını döner. Anap ve refaha sırtını dönen bu millet, ak partiyemi acıyacak? Bu millet 20 yılda bir, bir partiyi devirdi. Bu millet ak partiyemi acıyacak. Siz ise 80 yıldır mal gibi aynı partiye oy verip duruyorsunuz. O hırsızlık ve yolsuzluk iftiraların bedelide size çok ağır olacak, bizden söylemesi. Masum insanlara çok ama çok büyük bir iftira attınız. İslam dini yalanı ispatlanmışların şahitliğini kabul etmeyin, sözlerine inanmayın der (Nur Süresi; 4). Yolsuzluk iftiralarını ortaya atanlar fetöcü hakim ve savcılardı, yani sahte deliller ve kumpaslarla balyoz, ergenekon, askeri casusluk gibi davalarda analarınızı ağlatanlar bu iddiaları ortaya attı. Kendiniz olunca bu hakim ve savcılar kumpascı oluyor, hedefte erdoğan olunca demokrasi kahramanları öylemi? Gerçekten helaklık bir topluluksunuz. Sabah akşam hırsız ve yolsuz diye bağırıyorsunuz, sanki bundan hesaba çekilmeyeceksiniz (Nur Süresi; 11-17).

Gıda kartelin varlığı apaçık ortaya çıktı;
gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Yerli olanda korkak olduğu, ezik olduğu için, memurluk zihniyeti ile çalıştığı yani her yere maydonoz olmayayım, sürgün edilirim gibisine menfii kaygılar ile hareket ettiği için hiçbir halt olmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası.
Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Çok fena sobelendiler. Şimdi de oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olduğunu ve fiyatları birlikte belirlediğini gizlemeye çalışıyorlar. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediğini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı.

Arif ile "alimler" arasındaki fark;
kendilerini alim ve aydın zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halinde. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. Arif ile güya aydın ve alim arasındaki farkı anladınızmı? "Aydın ve alim" olan, Arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Senin bu asil duruşun herşeye yetiyor. Senin irfanına ferasetine hayranım. K
endini aydın ve alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine senin başına kaldı. Gazi mustafa dün sana sığınmış, kurtuluş mücadelesini senin (anadolu) omuzundan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek sana nasip olacak. Kılıcın keskin yolun açık, yardımcın Allah olsun.

Suriyeli kardeşlerimize laf çakan nankörlere;
bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Kendileri birer kaçak, bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Biz anadolu, topraklarımızı terk etmedik, can pahasına savaştık. Siz niye savaşmadınız, neden kaçtınız? Birde utanmadan suriyelilere laf atıyorlar. Yüzsüzler. Her birinin atası bir savaş kaçağı, başkalarına laf atıyorlar. Utanmazlar. Savaştan kaçan birinin dramını en iyi onlar anlaması gerekirken, geri gönderin diye haykırıyorlar. Kendilerine kucak açıldı, kendileri ise kovuyor. Kendilerine merhamet gösterildi kendileri ise zulmediyor. Hain Nankörler. Örneğin; dağ 2 filmi. Orada rol alan gezici bir ablamız, kendisini kurtarmaya gelen devlete ve askere saydırıyor, yerel halkıda buradan çıkarın burada katledilecek diye feryat ediyor, yani güya bizim askere ve devlete insanlık dersi veriyor. Realite ne? Gerçek hayatta devlet kurtarıyor, bunlar ise buna karşı geliyor. Kurtarılanlarıda katliam bölgelerine geri göndermeye çalışıyor. Kendi dünyalarında bunlar insan, bizde hayvanız. Gerçek dünyada ise bunlar birer hayvan. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir bölgeden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Şuayp, lut, salih ve hud peygamberlerde inananlarla birlikte zulümden zalimlerden kaçanlar arasında. İnsanlık ve İslam tarihi zulümden kaçan peygamber ve müslümanlarla dolu. Siz ise, bu tarihi reddedercesine zulümden kaçanlara laf atıyorsunuz. Sizi uyarıyoruz, cahillerden olmayın. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz nasıl bu tuzağa düşersiniz? Siz müslümansınız, siz nasıl olurda ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile aynı safta yer alırsınız? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. 1500 yıl öncesinin mekkesinde müslümanlar zulüm görürken kahkaha atıyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Yazıklar olsun size. Müslüman Müslümanın kardeşidir. NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Örneğin; 3 milyon türk almanyada yaşıyor. Hoşuna gidermi sizin, bir kaç türkün yaptığı pisliğin tüm türklere mal edilmesi? Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar, bizim tarafıda gazlıyorlar. Nankörler. Anadolu bunlara kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Utanmadan birde gazi mustafayı kullanıyorlar. Hainler.

Kim kimi denize dökmüş, kim gazinin askeri;
Gazi mustafa size değil, anadoluya komutanlık etti, gezizekalılar. Siz bugün olduğu gibi geçen yüz yılda düşmanı alkışlarla karşıladınız. Siz ne geçen yüz yıl gazinin askerleriydiniz ne de bugün gazinin askerlerisiniz. Sloganlarla milliyetçilik taslayan korkaklar, sizi. Bir tank gördüğünde eve saklanan, atm kuyruklarına giren KORKAKLAR, sizi. Sizden bir halt olmayacağı yüz yıl öncesi belliydi. O yüzden gazi mustafa size değil, bize sığındı BİZE. Korkaklar sizi. Düşmanı denize döken siz değil biz anadoluyuz, BİZİZ. Siz, chp'ye oy veren o sahil illerimiz siz, siz işgal altındayken gazi mustafa anadoluya sığındı ve anadolu insanından yardım talep etti. Nankörler. Denize döken biziz, yunanın elinden sizi kurtaran biziz, BİZ. Bir de gelmişsiniz bizi denize dökmekle tehdit ediyorsunuz. Siz kim denize dökmek kim. Biz anadolu topraklarına savaşarak geldik, feth ede ede geldik. Siz ise kaça kaça geldiniz. Kalkmışsınız birde bizi denize dökmekle tehdit ediyorsunuz. Savaştan kaçan korkaklar sizi. Siz kim denize dökmek kim. 500 yıl önce kaçtınız, 300 yıl önce kaçtınız, 100 yıl önce yine kaçtınız. Vatansızlar sizi. Siz kim devlet ve vatan aşkı kim. Bizde şehit verdik hocam; verdiyseniz şehitleriniz kadar sesiniz çıksın. Şehitlerin yüzde 1, 5' lik payınız ile yüzde 99' luk paya sahip anadoluya ayar çekmeye kalkışmayın. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Ne hale geldik. Biz 21 yüzyılda yaşıyor uzaya gitmeye çalışıyoruz, onlar halen 1923de takılı kalmış. Gerici ama biz, çağdaşta onlar oluyor. Yerim sizin çağdaşlığınızı. Teşekkürler erdoğan.

Erdoğana kurulan tuzak;
erdoğan bunları şımarta şımarta, bunlar devlete ihanet etmeyi, millete hakaret etmeyi, hatta erdoğanı ipte sallandırmayı açık açık yapar ve söyler hale geldiler. Nasıl bu hale düştük? Basit bir algı operasyonu ile. Bunlar sabah akşam diktatör kelimesini tekrarladı, erdoğanda bu algıyı yıkmak, böyle bir şeyin olmadığını göstermek için her türlü ihanet ve şımarıklığa göz yumdu. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Erdoğan bunu yutmaması gerekiyordu. Yuttuda, bunlara yaranabildimi? Hayır. Her türlü ihanete şımarıklığa göz yumdu, yine de onların gözünde diktatör. Halbuki, yapması gerekenleri yapsaydı chp ve hdp tabanı bile erdoğana teşekkür ederdi. Biz bunlardan kurtulamadık, sen kurtardın derlerdi.

Şükretsinler erdoğan var;
Erdoğanın şöyle bir huyu var, erdoğan herkesle iyi geçinmek herkes kendisini sevsin istiyor. Yok böyle bir dünya. Trump senin dostun değil, putin senin dostun değil. Uluslararası ilişkilerde yok böyle birşey. Erdoğanın bu yumuşak huyuda maalesef günümüzün şartlarına uygun değil. Biz barış dönemi yaşamıyoruz, biz savaş dönemindeyiz. Savaş döneminde de böylesine bir huy, olaylara sürekli geç müdahale etmenize sebep olur. İyi geçineyim, dost olayım derken hep kandırılır hep kazık yersin. Erdoğan, batı veya muhalefet ile iyi geçinme çabalarını bırakıp yapması gerekenleri yapmalı. Örneğin; amerika ile sıcak bir çatışmaya gireceğimiz çok açık. Geçmiş ticaretlerimizden dolayı bizleri yargılıyorlar (halkbank), ambargo uyguluyorlar, ekonomini mahvederiz tehdidini açık açık savuruyorlar sende kalkıyorsun bunlarla ticaret hacmini artırmaya çalışıyorsun; hangi danışmanın aklından çıktı bu fikir? İşte, günümüzün şartları bu yumuşak huyluğu kaldırmaz. Elde ettiği büyük kazanımlarıda gözünü kararttığı günler elde etti; el bab ve afrin. Elbette belirli dengeler korunması gerek, elbette herşeyi bir anda kesip atamazsın, ancak sıcak bir çatışmaya gireceğin bir ülkeylede kalkıp ticareti artırmaya kalkışmassın. Var olan ilişkileri askıya alır, oyalama taktiğine girersin. Günümüz yumuşak huylulara değil, şahinlere muhtaç. Erdoğan bir şahin değil, bunu bilesiniz. Batının saldırılarına karşı boyun eğmemek, dik durmak şahin olmak değildir. Şahin olmak 15 temmuz sonrası idam cezasını getirmek, ab ile müzakereleri durdurmak, geçici olarak incirliği kapatmaktır. Erdoğan şahin birisi değil. Nokta. Erdoğan yumuşak huylu, herkesle iyi geçinmek isteyen birisi. O yüzden bunlar sabah akşam şükretsin erdoğan gibi bir lider bu ülkeyi yönetiyor. Bilsinlerki, erdoğanın tabanı erdoğan gibi layt tiplerden ibaret değil. Bilsinlerki erdoğanın tabanı kelle istiyor kelle. Bu kelleleride erdoğan bize vermiyor. O yüzdende erdoğanın günleri sayılı. Örgütlenen tek siz değilsiniz ya. Erdoğanın başta kalması için s
abah akşam dua edin. Bu hainliklerinize başka kimse göz yummaz. Erdoğan gittiği gün, kelleler düşmeye başlar. Salaklar. Erdoğanı devirmek için tuzak üzerine tuzak kuruyorlar. Bilmiyorlarki erdoğan gittiğinde kendi sonları gelecek. O yüzden, ne yapın edin erdoğanı başta tutun. Başka kim size bu özgürlükleri verir? Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor. Bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor.

Algı nedir?
Yalanlar ile var olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, yalanlar ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyor, gerçek dünyanında o olduğuna inandırtıyorsunuz. Örneğin; sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli yalanları tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Örneğin; suriyelilere bedava üniversite, suriyelilere bedava maaş, suriyeliler türk vatandaşlığına geçiyor, suriyeliler ülkede kalacak vs vs. Örneğin; anketlerde şu kadar öndeyiz, bu sefer kesin kazanacağız vs. Gerçek ne? Adam yenmişte yenmiş, her seçimde bir değil otuz puan fark atmış. Kendilerine sunulan o yalan dünyada ama hep onlar önde. Acı gerçekle yüzleştikleri zamanda şizofreni boyutuna geçiyorlar, oylar çalındı, hırsızlar gibi söylemlere sarılıyorlar. Yani daha fazla yalan daha fazla iftiraya sürükleniyorlar. Allah bunları günah bataklığı içine sokmuş, çırpındıkça daha çok batıyorlar. Diyorsun; madem ak parti oy çalmakta maharetli, neden izmir ve eskişehir, diyarbakarda çalamıyor? Yanıt yok. Kişi ne ise karşısında da onu görürmüş. Kendileride söylediklerinin saçma olduğunu biliyor ama, kendi medyası ve yöneticileri tarafından kandırıldığını kabullenmektense, karşı tarafa saldırmak nefse daha kolay geliyor. Ne kadar acınacak bir haldeler. Yalanlar üzerinden muhalefete bir türkiye geleceği ve ortamı çizilmiş, bunlarda bunu her gün yutuyor. Bir depresyon hastası gibi, gerçek dünyaya uyanmamak için her gün o yalan hapını yutuyorlar. Ne zavallılar. Her bir yalan, oluşturulan o yeni dünyanın bir tuğlası. O inşa süreci tamamlanıncaya kadarda bu insanlar gerçeklerden uzak tutulmamalı. Nasıl? Yandaş ve havuz gibi kavramlar ile kendilerinden olmayan medya guruplarını şeytanlaştırarak. Yalan bir dünya inşa etmek kolay değil. Bunun için, o kişinin tek bilgi kaynağı siz olmalısınız. İnsanlar gerçekleri öğrenirse, inşa ettiğiniz o yalan tuğlaları teker teker yıkılır. Kurulan o sanal dünya yıkılır. O yüzden ne pahasına olursa olsun, bu insanları diğer medya guruplarından uzak tutmanız gerek. Örneğin; deaş elemanları küçük yaşta alınır ve kamplarda eğitilir. Bu kamplarda da dış dünya ile her türlü iletişim yasaklanır. Neden? Kendilerine anlatılanların gerçek olmadığını öğrenirlerse, o beyin yıkama süreci aksamaya uğrar. Dikkat ederseniz, hiçbir kitle bunlar kadar bir medyaya veya gezeteye bağımlı değil. Kutsadıkları bir iki medya gurubu var (odatv, sözcü, cumhuriyet, karar gazetesi ve t24), onların dışında herkes kötü herkes şeytan. Bir kişinin ufku, bilgi hazinesi bu kadar dar olduğu zamanda onu kontrol etmek kolay oluyor. Sözcü tayfası böylesine rahat kontrol edilen, kendisiyle top gibi oynanan bir tayfa. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık bir medyanın okurlarından, fazla birşey beklemekte hata olurdu zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet.

Deccaliyet budur;
iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız.
Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete; barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah, huzur ve kalkınma mı geldi? Hayır; savaş, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat edip onları ateşe sürüklemeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyen bir zihniyet var yani kötüyü iyi gösterenler var. İşte buna deccaliyet denir. Kötüyü size iyi, iyiyide kötü gösterir. Bakınız; bir gurup insan eğer bir merkezden kontrol ediliyor ve hep birlikte aynı anda aynı şeyi yapıyor (gıda zammı) ve söylüyorsa buna bir isim konulur. O gurubu kontrol eden merkez Allahsa (kur'an-ı kerim) buna "hak" denilir, kontrolün merkezi kötü ise buna "deccal" denilir. Deccal bir şahis değil, bir üst akla konulan isimdir. Bunlar sizleri bir şahsa odaklamışlar, siz o şahsı beklerken var olan deccaliyeti gözden kaçırıyorsunuz. Kötülük her yüz yıl örgütlendi, neden ahir zamanda olana deccal denilir? Ahir zamanda olan kötü, uydu üzerinden tüm dünya' yı gözetliyor ve dinliyor. Geçmişte kötülük yerdeydi, belirli yörelerdeydi, şimdi ise göğe çıktı, gökten bizi izler ve işitir oldu, tek göz üzerinden (TV, cep telefonu, bilgisayar) evlerimizin içine girdi ve yeryüzüne yayıldı, ışık hızı ile iletişime geçer hale geldi. Kötülük ne zaman göğe çıkıp gökten bizi görür ve işitir oldu, bize istediği şeyleri gösterme boyutuna geldi (film, diziler, haberler) işte o zaman "deccal" kelimesini hak eder oldu. Hadislerde deccal bir şahıs olarak gösterilir, bu hadisler hurafe. Deccal bir şahıs değil, dünya hakimiyeti peşinde koşan örgütlenmenin adı. Buna ister illuminati deyin ister başka bir isim. Fetö gibi chp ve ip gibi, pkk, tüsiad gibi bu üst akla hizmet eden herkes deccaldır. İyilik bin yıllardır peygamberler ve kutsal kitaplar üzerinden örgütlendi, kötülükte kendi değerleri üzerinden böylesine bir örgütlnemeye gitti. Ne zaman ama göğü aşıp uzaya adım attılar, işte o zaman deccal kavramını hak eder oldular. Deccal denilen şey; tek göz üzerinden (TV, bilgisayar ve cep telefonu) kötüyü size iyi, iyiyide kötü göstermesidir. Bu tuzağa düşmemeniz içinde sözlere değil eylemlere bakın. Örneğin; sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu. Ülkemiz böylesine bir beka mücadelesi vermişken, şehit ve gazilerimizin ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, kim oldu? Chp' nin başını çektiği çete. Bu çete şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı veriyor, sonrada ne diyor? Vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyor. Sözler vatan diyor, eylemler ise hainlik dolu. Deccaliyet işte bu. Deccalı size bir şahıs olarak göstermek isterler. Bu bir tuzak. Size sağdan gösterip soldan malı götürüyorlar. Bu tuzağa düşmeyin. Doların üstündeki tek göz sembolü var ya, işte bu sembolün altında bir araya gelen masonlar ve bunlarla birlikte dünyayı dezayn eden ve yöneten merkeze deccal denir. Deccal, demokrasi ve özgürlük adı altında dünyayı zulme ve adaletsizliğe, ahlaksızlığa boğan çetenin adıdır. Şahıs değil, bir örgütlenmedir. Bunların tuzağına düşmemek içinde kişinin söylem ve eylem arasındaki çelişkilere odaklanın. Örneğin; erdoğanın bir kaç konuşmasından bir kaç cümleyi cımbızlıyorlar ve niyet okuması yaparak ülkeyi bölecek satacak diyorlar. Söylemin bu olduğunu varsayalım, şimdi birde erdoğanın eylemlerine bakalım; ülkemizin sınırlarına duvar örüyor. Ülkesini bölmek isteyen biri sınırına duvar örermi? Kandil ve afrine harekat yaparmı? Bir harekatta 5000 pkk'lıyı öldürürmü? Şimdi; bir yanda sınıra duvar ören ve sınırdışı operasyonları düzenleyen var, diğer tarafta kandilde ne işimiz var, afrine girmeyelim, pyd bize saldırmaz diyen (chp) var. Hangisi ülkenin bütünlüğünü korumakta samimi sizce? Umarım olayı anlamışsınızıdır. Youtube, twitter deccallerine kanmamak için söze değil, kişinin eylemlerine bakın.


Değerli okurlarımız; safhınızı belirleyin;
bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak;
suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu. Erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin. Nasılmı? ABD, nasıl VW milyar dolar ceza kestiyse sizde bu market zincirlerine kesin. Çok basit. Suç ortada, amerikanın ve fetönün yaptığı gibi suç uydurmanızada gerek yok. Milyar tl cezaları kesin. Bunların bunu ödeyemeyeceği aşikar olduğu içinde kayyum atar, millet adına bu hain nankörlerin mallarına el koyarsınız.



Anasayfa


Bize ulaşmak isteyen okurlarımıza;

Üyelik bölümünden bize ulaşabilirsiniz. Üyelik işlemlerinide maalesef tablet veya cep telefonu üzerinden gerçekleştiremiyorsunuz. Üyelik işlemlerini sadece bilgisayar üzerinden yapabiliyorsunuz. S
izlere sitemizde huzurlu ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Kendinize, sevdiklerinize ve ülkemize çok iyi bakınız.


Dini Konular


Alternatif tıp hakkında bilgi aktaran bir sitenin dini konulara girmesi, bir çok okurumuzun merakına ve tuhafına gider. Bu konuda da sizlere bir açıklama getirelim, bir; İslam dini bizlere neden birşeyin başınıza geldiğini ve onu üzerinizden gidermek için ne yapmanız gerektiğini anlatır. O yüzden sanal tıp ve doğal tıp ne kadar hastalıklar ile ilgili ise İslam dinide o kadar ilgili. İki; türkiye geldiğimde migren gibi rahat tedavi edebildiğim bazı sıkıntılarda zorluk çektiğimi gördüm. Neden sanal ve doğal tıp yöntemleri ile bu sorunu çözemiyorum diye araştırmaya koyulduğumda nazar gibi negatif enerjilerin hastalıklara sebep verebildiğini, bu radyoaktif tarzı enerjileride doğal veya sanal yöntemler ile gidermenin mümkün olmadığını tespit ettim. Bu tür  enerjiyi yeryüzünde nötralize edebilmenin sadece iki yolu var, ya cinleri kullanacaksınız, piyasadaki biyoenerji uzmanların %99,98 kullanıyor ya da Kur'an-ı Kerimi. Biz kolay yolu değil biz zor olanı seçtik. Hikmet ve bereket zor ve meşakkatli yoldadır inancı ile yıllarca Kuran-ı Kerim üzerine araştırmalar yaptık ve bu araştırmalarımızın bazı sonuçlarını sizler ile paylaşmaya niyetlendik. Üç; ülkemizde yoga, reiki veya şakra gibi uygulamalarla iç huzur yakalama gibi felsefi akımlarla misyonerlik faaliyeti yürütülür. Her hangi bir vatandaşımız doğal tıp yöntemleri ile ilgili bir araştırma yapmak veya bunu öğrenmek istediğinde erişebildiği tek bilgiler bilimden uzak açıklamalar, uzak doğu felsefi akımları ile süslenmiş bilgiler ve uzmanlar. Biz bunu öğrendiğimiz an buna duyarsız kalamazdık, gençlerimizin masum beyinlerin o hurafe uzak doğu bilgileri ile daha fazla zehirlenmesine izin veremezdik. Dört; doğal tıp uygulayıcılarına baktığınızda bunların genelde ya kendilerini uzak doğu felsefelerine kaptırdığını ya beyaz türk tayfasından olduğunu ya da cinler alemi ile içli dışlı olduğunu görürsünüz. Biz bu üç tayfanın karşısında yer alan bir hayat görüşüne sahibiz, bu farkıda yazılarımıza ve websitemize yansıtmamız gerektiğine inandık. Beş; içiniz ne ise dışınızda o olsun. İçten hesaplı olmadan kıvırmadan dürüst ve direk olursanız, ben buyum beni kabul edecekseniz böyle kabul edin derseniz karşınızdaki insanlara hakkınızda yanlış biz izlenim vermezseniz. Hayatta daha az hayal kırıklığı yaşar ve yaşatırsınız. Ben hastalarıma ve okurlarıma hayat felsefemi ve duruşumu net aktarıyorum, kıvırmadan direk olayın özüne iniyorum. 

Şifanın Sırrı


Alanımda en iyisi olabilmek için yıllarımı okumak, araştırmak yeni teknikler geliştirmek ve bu tekniklerde üstad olabilme çabaları ile geçirdim. Vardığım nokta, halen en basit hastalıkları bazen çözemiyorum. Bin hastada tutan bir yöntem aynı hastalığa sahip başka bir hastada bazen tutmuyor. Sonunda anladımki doğru teşhis ve doğru yöntemleri bilmeniz size şifa garantisini vermiyor. Kendimi ne kadar yetenekli ve bilge görsemde, ne kadar özgüven dolu olsamda her yeni hastada kendimi yeniden mesleğe atılmış gibi hissediyorum. Bu acziyet hissiyatını ben bu zamana kadar hep daha fazla çalışmak daha fazla araştırmak, daha fazla yeni yöntemler keşfetmek ve kendimi sürekli sorgulamak ve bu soruların cevabını bulmakla geçirdim. Her başarısız olduğum vakada nerede hata yaptım; teşhistemi tedavidemi niyettemi gibisine. Mesleki hayatım yöntemlerimi ve eksiklerimi sorgulamak ve bunlara cevap aramakla geçti. Ne zamana kadar, bu zamana kadar. Yıllardır peşinde olduğum o gizem bir anda dank etti. Hani hayatın anlamı nedir, ömür boyu araştırdığınız ama bir türlü cevabını bulamadığınız sorular vardır ya, işte ben mesleğimle ilgili o gizemin peşindeydim; HASTAYI HASTA YAPAN NEDİR VE HER TÜRLÜ HASTALIĞI ÇÖZEN EVRENSEL BİR YÖNTEM VARMIDIR? Yıllardır peşinde koştuğum o gizemi görmeyi ve anlamayı Allah bu dönemde bana nasip etti. Mesleğimle ilgili çözümlemeyi başardığım o gizemi burada sizinle paylaşmak istiyorum. Websayfamıza girmeniz, benim bir ömür peşinde koştuğum o gizemi o sırrı almanız için demek yeterliymiş;
     
       - hastayı hasta yapan nedir
         günahları
      - evrensel çözüm nedir
         tövbe 

Sonuç

Bu sırrı çözümledikten sonra bir iki yıldır mesleğime aralık verdim. Bu inzivah sürecinde araştırma ve hobilerime yoğunluk verdim ve mesleğime nasıl bir yön vermem gerektiği üzerinde kafa yordum. Ne yapmalıyım, bir çıkmazdayım. Hekimlik benim ölçü ve değerlerime göre bir hastalığı tedavi etme sanatıdır. Eğer hastalıkları tedavi edemiyorsam o sanatı icra etmeninde bir anlamı yok. Başkaları bir ağrı kesici, bir antiobiyotik bir tansiyon ilacı bir akupunktur iğnesi bir manipülasyon ile kendilerini ve hastaları uyutmak ve kandırmakla ömürlerini geçirebilir. Bu ama benim ahlaki değerlerime, mesleki etik ölçülerime göre kabul edilir birşey değil. Eğer uygulamalarınız hastalıkların kaynağına inmiyorsa, o zaman daha fazla hastaları ve kendimizi kandırmanın bir anlamı yok. Bugün burasını tedavi edersiniz ama, o soruna sebep olan unsurü ortadan kaldırmadığınız müddet o sorun başka bir gün başka bir yerden patlaklık verecek. Yaptıklarımız sadece pansuman etkisi görüyorsa o zaman hayr kalsın, biz böylesine bir mesleği icra etmek istemiyoruz. İlaçlar derseniz, tedavi edici bir ilaç yok. Hiçbir ilaç şirketi tedavi edici bir ilacı piyasaya sürmüyor. En basiti antibiyotikler, ağrı kesiciler bile belki size bir veriyor gibi görünebilir ama bilinki sağlığınızdan on alıpta götürüyor. Aldığınız ilaçlar sadece hayatta kalmanızı sağlıyor, size sağlık getirmiyor. Ne zamana kadar? O ilaçlar başka yerleri tahribat edinceye kadar. Ne zamana kadar? Siz o ilaçlar ile hastalığı yıllarca oyalayıp hastalık bütün bedene yayılıncaya, onarılamaz boyuta ulaşıncaya kadar. Ne zamana kadar? Bedenleriniz o ilaçlara alışıp o ilaçlara tepki vermeyinceye kadar. Doğal tedavi yöntemleri derseniz, onlarda artık yetersiz kalıyor. Hastalar artık nadiren bir sorun ile geliyor ve nadiren bir hastalığın başlangıç noktasında size geliyor. Size geldiklerinde aradan 30-40 yıl geçmiş, sıkıntılar dokuların mayasını tamamen değiştirmiş. Siz, fizyolojik yapısını yitirmiş fiziki değişime uğramış dokuları doğal tedavi yöntemleri ile tedavi edebilmeniz için hastayı 4-6 aylık bir tedavi sürecine almanız gerek ve bu süreç içinde hastayı 24 saat tedavi altına almalısınız. Bu mümkünmü, mümkün değil? Hastalıklar anormal bir boyuta ulaştı. Siz artık insan enerjisi, aklı ve bitkiler ile bunun altından kalkamıyorsunuz. Bazıları (biyoenerjistler) bu çıkmazdan doğal olmayan yöntemler (cinler) ile çıkmaya çalışıyor. Ci
nlerin o yoğun enerjisi sayesinde, günümüzde sadece onlar, makul bir süre içinde makul bir netice alabiliyor. Öyle veya böyle, velevki o hastaların bütün sıkıntılarını makul bir süre içinde çözdünüz, yine bütün çabalarınız boş; o hasta o hastalıkları kendisine musallat eden günahları işlediği müddet başka bir yerden o günahlar tekrar bir hastalık olarak ortaya çıkacak. Bir hekim olarak siz sürekli suyun akışına karşı kürek sallıyorsunuz. Siz sıkıntıların kaynağı (günahlar) ile uğraşmıyorsunuz, siz ömrünüzü hasar tespiti ve hasarları onarmakla geçiriyorsunuz. Hastalıklar günahların dışa çıkış, yeryüzündeki görünür halidir. Siz bir çıkış noktasını kapatsanızda o kişi günahlar içinde yoğrulduğu müddet başka bir yerden yine bir hasar bir sorun ortaya çıkıyor. İşlediğiniz günahların ağırlığına göre bel fıtığından şeker hastalığına, kanserden kazalara kadar herkesin günahları farklı bir organ farklı bir uzuvda zuhur ediyor. Bu zamana kadar ben hasar tespiti ve hasarın onarımı ile meşgul olmuşum, bilmeden işlenen günahların hasarını onarmışım. O hastayı uyarma yerine ona indirilen ilahi cezayı ortadan kaldırmaya çalışmışım. O kişiye; sen günahkarsın, bir yerde bir hata işledin, tövbe et deme yerine onu tedavi ederek o yanlışların içinde yoğrulmasına katkıda bulunmuşum. Rabbim affetsin. Sonunda anladımki, hastalıkların çözümü ilaçlar veya alternatif tıp yöntemleri değil, hastalıklardan kurtulmanın yolu tövbe etmek, helalleşmek, kendiniz ve hayat ile barışmak, kendi ve atalarınızın günahları adına fakirleri doyurmak ve oruç tutmaktır. 

Tövbe

İnsanlar hastalıkları genetik bir bozulmadan bir mikrop bir travmadan ibaret bir oluşum olarak görür, ötesini görmez. Ötesini görmedikleri içinde hastalıklarına yönelik yeterince araştırma yaptıkları ve doğru hekimi buldukları an sıkıntılarını giderebileceklerini düşünür. Bu doğru değilmi? Doğru değil! İnsanlar kendilerine maalesef şu basit soruyu sormaz; bu mikrop bu genetik bozulma neden bana musallat oldu veya bu travma neden benim başıma geldi, neden ailemden veya çevremden birisinin üzerine değilde benim üzerime indi?
Bize bir hasta geldiğinde işte biz kendimize bu soruları sormaya başladık; o kişi ne yapmış olmalıki Allah onu cezalandırma ihtiyacı duymuş. Dini konulardaki araştırmalarımız bizi şu tespite itti; "başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle işlediklerinizden gelir" (Şura Süresi, 30). Biz hastalıkların ve başınıza gelen kaza ve belaların direk bu Ayet ile bağlantılı olduğunu tespit ettik. Bu Ayet bize ne anlatıyor? Allahın insanlara kötülük etmediği, başımıza gelen her musibetin kendi günahlarımızdan dolayı geldiğini anlatıyor. Siz bir hata bir günah işlerseniz bu size bir gün bir bela bir musibet olarak geri dönüyor. Eğer o hastalık bütün ailede görünüyorsa o zaman ebeveynler ve atalar birşeyleri yanlış yaptı. Bu tespit neden önemli? Şifa doğru teşhis ile gelir, siz sıkıntınızın kaynağını tespit ederseniz, şifayı yarı yollamış olursunuz. Mikroplar ve kazalar olayın görünen tarafı, görünmeyen tarafını bizler bu zamana kadar ihmal etmişiz. Bizler hastalıklara ve kazalara odaklanmışız o mikropları bize çeken bize musallat eden unsurlere değil. Madalyonun hep görünen yüzü ile ilgilendiğimiz içinde hastalıkların tedavisinde istediğimiz neticeleri bir türlü alamıyoruz. Müdahale ve çabalarımızda hep eksik hareket ediyoruz. Madalyonun diğer yüzü ne? Diğer yüzü tövbe, helalleşme, pişmanlık duyguları, insanın kendisi ile Allah ile ve çevresi ile barışık olması. Tövbe neden önemli? Başınıza gelen herhangi bir sıkıntı yapmış olduğunuz bir günahtan dolayı gelir, şifada ister istemez o günahın antidotu ile mümkün. Nedir günahın antidotu? Tövbe etmektir, helalleşmedir. Bu hastalığımızı çözermi? Hastalığınızı çözmez ama şifa için bir onay bir ruhsat almanızı sağlar. Bu, ssk'ya müracat edip tedavi olabilmek için gerekli belgeleri temin etmeye benzer. Siz nasıl ssk'dan bir onay aldıktan sonra o belge ile istediğiniz yere gidip tedavi olabiliyorsunuz, tövbe ve helalleşmede Allahtan o onayı almanızı sağlar. Bu ilahi onayı aldıktan sonrada istediğiniz yerde gönül rahatlığıyla tedavi olabilir ve tedavinizinde olumlu sonuçlanacağını ümit edebilirsiniz. Biz ama ne yapıyoruz, en azından bu zamana kadar ne yaptık; biz kendimizi sorguya çekmeden, tövbe etmeden en iyi hekim en iyi ilaç ne ise onun peşine koştuk ondan şifa medet umduk. Sonuç; ortama bir bakınız, sonuç belli değilmi? Hastaneler tıklım tıklım dolu, hastalıklar çılgınca bir artış içinde ve insanlar nice maddi ve manevi kayıplar altında.

Günahlar

Günahlar ile hastalıklar arasındaki bağlantı nedir? Hastalıklar iki tür insana temas etmez, iyi bir Allah kuluna ve imandan yoksun olana. Birisinin yeryüzünde yakacak günahı yoktur, diğerin günahlarını ise Allah cehennem için saklar. Geri kalan tüm insanlar günah yüklerine göre orta şekerden ağır bir hastalığa kadar farklı hastalıklar ile yüzleştirilir ve o günahları bu dünyada üzerlerinden atmalarına fırsat tanınır. Hastalıklar günahları nasıl yok ediyor? Günahları iki şey yok eder, birisi cehennem ateşi diğeri Allahın merhameti! Hastalıklar günahlarımızı yok etmiyorsa neden Allah bu acıları yeryüzünde çektiriyor? Çektiğiniz acılar günahlarınızı yok etmez, sadece size acı çektiren kişilerin üzerine yüklenmesine sebep olur. Örneğin; kansermisiniz, o kansere sebep olan unusurü kim piyasaya sürüklediyse siz acı çektikce günahlarınız alınır ve o kişinin üzerine yüklenir veya kazamı geçirdiniz, günahlarınız alınır ve o kazaya sebep olan yani sizden daha günahkar birisine yüklenir. Ya günahınızın yüzde ellisinden fazlasını başka birine aktarıncaya kadar o musibetin acısını tadacaksınız ya da Allaha sığınıp affınızı isteyeceksiniz. Y
unus as gibi; "ben nefsime zulmettim, kendi hatalarımla kendimi bu sıkıntılara soktum, beni bağışla Rabbim, sen merhametlilerin en merhametlisisin" deyip o günah yakma sürecini Allahın merhameti ile iptal edeceksiniz. Değerli dostlar; hastalığın ve sıkıntılarınızın çözümü ilaçlarda veya hekimlerde yatmaz, tövbe ve bağışlanmakta yatar
. Sizler kandırılıyorsunuz, sizlere hastalıkların birer lütuf olduğu anlatılır. YANLIŞ; hastalıklar ve musibetler birer cezalandırmadır! Sizlere hastalık ve belaların Müslümanın kaderi olduğu, bu dünyanın bir imtihan dünyası olduğu anlatılır. YANLIŞ; bu dünyada Allah müslümanın sadece rızkını biraz keser bunuda şımarmamanız için yapar, Allah sağlığınız ve çocuklarınız, aile huzurunuz, kaza ve belalar ile sizleri imtihan etmez. Ülkemizde her an birşeyin olabileceği söylenir, kaldırımda yürürken başına çatıdan taşta düşebilir otobüs durağında beklerken üzerine arabada çıkabilir denilir, aman dikkat olun denilir. YANLIŞ; bu kazalar dikkatsizlikten değil günahlardan gelir. Allah sizi o an orada olmanızı sağladı ve size o acıyı yaşattıysa bilinki siz yaptığınız ağır bir günahtan dolayı cezalandırılıyorsunuz. İnsanlar yeryüzünde istediklerini yapabileceklerini ve kimseninde kendilerine dokunamayacağını sanar. YANLIŞ; ne yanlışı yapıyorsanız 24 saat size tövbe etme şansı tanınır, o süreç içinde tövbe etmezseniz o suçun cezası size kesilir. Ya o anda genetiğiniz arızalanır ve bu arıza bir kaç yıl sonra genetik bir hastalık olarak ortaya çıkar, ya o günahınız ile evrende belirli olayları tetikler o günah bir gün bir musibet olarak karşınıza çıkar ya da şeytanlar üzerinize iner ve eşlerinize, çocuklarınıza, malınıza ve bedeninize ortak olur, ruhunuz ve bedeninizi bozar. O şeytanlar sizde takıntı, fobi, panik atak, sinir krizleri ve asabilik gibi sıkıntılara sebep olur. Kısacası ne yapıyorsanız, ödülü size o gün verilir, cezalar ise 24 saat sonra kesilir.

Birileri yüz nakli oluyor bizde o kişilere üzülüyoruz, halbuki hissetmemiz gereken üzüntü değil, yapmamız gereken o vakalardan ders çıkarmak. O kişi ne suçu işlemiş olmalıki Allah onun yüzünü elinden alacak kadar radikal bir karara varıyor. Birilerin bir kazada bir bacağı kopuyor bizde o kişilere üzülüyoruz, halbuki hissetmemiz gereken üzüntü değil, yapmamız gereken kendimize şu soruyu sormak; o kişi o bacak ile ne suçu işlemiş olmalıki Allah o bacağı o kişinin elinden alıyor. Birilerin çocuğu çok trajik şekilde vefat ediyor bizde o kişilere üzülüyoruz, halbuki hissetmemiz gereken üzüntü değil, yapmamız gereken o kişileri dışlamak, hatalarını yüzlerine vurmak; çocuğunuzun boğazından hangi haramı geçirdinizde Allah o emaneti sizin elinizden alma gereği duydu! Gördüğünüz gibi yaşadığınız herşey kendi elinizle işlediğiniz suçtan gelir. Kıssasa kıssas, hangi organ ve aza ile suç işliyorsanız, ilahi ceza o bölgeye iner.

Biz hekimler bu cezalandırma sürecini kırabiliyormuyuz?

Hayır, hekim olarak bizler bu sürece müdahale edemiyoruz. O ilahi cezalandırmayı teknoloji, bilgi ve mesleki tecrübe ile maalesef kıramıyoruz. O yüzden bize bir hasta geldiğinde biz ilk önce hastalığa veya tedavi yöntemlerine değil o kişi ne kadar islah edilmiş ona bakıyoruz ya da "Rabbim sen bu hastaya merhamet et, onun bizde şifa bulmasına izin ver" diye içimizden dua ediyor sonrası tedavimize başlıyoruz. Örneğin; bazılarınız
hastaların başında dualar okur, kur'an-ı kerim hatim eder, bu yanlışmı? Yanlış değil, ama hastanın kendisi geçmiş yaptıklarından üzüntü duymuyor, pişmanlık yaşamıyorsa ve sizde o kişiye bu belanın bir günah sonucu bulaştığını bilimiyor, o kişi için Allahtan af dilemiyorsanız o zaman okuduğunuz dualar, hatimler anlamsız. "İnsan için ancak kendi çalıştığının karşılığı vardır" (Necm Süresi, 39). Bizler insanların hatalarını ve hastalıklarını yadırgamayız, biz hasta olup günahları ile yüzleşmeyen, aynaya bakıp kendisini sorguya çekmeyen, hep başkalarında kusur arayanları yadırgarız!

Hastalandığımızda nasıl hareket etmeliyiz?


Hastanın kendisi ilk önce Allah ile sonra kendisi, sonrası çevresi ile barışması gerek, sonra şifa yolunda çalışmalara başlamalı. Bizler ama maalesef ne yapıyoruz? Bizler kendimizi sorguya çekmeden, Allah ile barışmadan kapı kapı şifa arayışına koyuluyoruz. Hatalarımızdan dolayı tövbe etmeden, kendimiz ve Allah ile barışmadan, helalleşmemiz gereken insanlar ile helalleşmeden şifa yoluna koyuluncada ne oluyor? Bizler arzu ettiğimiz şifayı bir türlü bulamıyor, hayatımızı bir hekimden diğerine koçuşturmak, gereksiz maddi ve manevi kayıplara uğramakla geçiriyoruz. ÖZETİ; hastalıklar günahlardan gelir, başınıza bir hastalık veya herhangi bir musibet geldiğinde odanıza çekilen ve nerede ne hatası yaptınız, o musibeti üzerinize çeken hata ne idi onu sakin kafa ile düşünün ve tövbe edin, o hatanızı düzeltmeye çalışın.
İLK ÖNCE AYNAYA BAKIN, BAŞKA YERE DEĞİL! Kendinizle temize çıktığınızda, Allah ve çevrenizle barışık olduğunuzda sizde göreceksinizki şifa arayışlarınız çok kolay geçecek. Üzerinizde ağır bir yükün gittiğini fark edecek kendinizi kuş gibi hissedecek, manevi bir huzur içinde olacaksınız. Çaldığınız ilk şifa kapısında da şifayı bulmanız size nasip olacak! Kendinizde bir suç bir hata görmüyorsanız atalarınıza bakın. Ataların yediği haramlar nesilleri etkiler, çocukların ve torunların hayatta huzur içinde yaşamasına mani olur. Atalarınızda da bir hata ve kusur görmüyorsanız, nazar üzerinde durun. Yaşantı tarzınız ile yaşadığınız ortama ayak uydurun, göze batmamaya, başkalarında o kötü haset duygularını uyandırmamaya çalışın.

" herhangi bir sıkıntınız için şifa bulmak istiyorsanız, ilk önce tövbe edin. kendiniz ve atalarınız için bağışlama dileyin. tövbeniz size bir ruhsat verilmesini sağlar, şifa alma onayını size verir. şifa arayışınızı bu ilahi ruhsatı aldıktan sonra yapın. tövbe yani o ilahi ruhsat eğer sizde yoksa başınızda ne kadar kur'an hatim edilsede, ne kadar hekime çıksanızda şifa bulmanıza izin verilmez." 

Allahın Taahhütü

Allahu Teala, Kur'an-ı Kerimde iyi kullarını şeytana karşı, şeytanın hilelerine karşı koruyacağını söyler. Şeytan denildiğinde de insanların aklına cinler tayfası gelir. YANLIŞ, şeytan kelimesi bir lakaptır ve bu lakap sadece cinler için geçerli değil, insanlar içinde geçerli. yani ALLAH İNSANLARDAN GELEN ZARARLARA KARŞIDA BİZLERİ KORUYACAĞINI TAAHHÜT EDER ama bir şart koyar; Allah iyi bir kul olmanızı şart koşar. Haramdan ve kötülüklerden uzak durmanızı bekler. Örneğin; çizgi dizilerine sinsice subliminal mesajlarmı sokulmuş, iyi bir kulsanız Allah çocuğunuzu korur. İyi bir kul değilseniz, çocuğunuz o bilinçaltı mesajlarından etkilenip bir sapık çıkar. Örneğin; kazancınızı hakmı ettiniz, Allah sizi telefon dolandırıcıları ve diğer üç kağıtçılara karşı korur. Kazancınız hak değilmi, o zaman Allah sizi korumaz ve önüne gelen sizi dolandırır. Örneğin; gıda maddelerine sizleri yavaş yavaş zehirleyecek maddelermi sokulmuş, iyi bir kulsanız o maddeler sizi etkilemez, Allah korur. İyi bir kul değilseniz, o maddeler sizde kansere, şeker hastalığına veya farklı genetik sıkıntılara sebep olur. Örneğin; her sabah işe'mi gidiyorsunuz, düzgün bir yaşantı sürdürüyorsanız o zaman Allah sizi korur. O durakta bir kaza olacaksada, yol üzerinde beş saniyeliğine bir markete gireyim der veya o gün evden geç çıkmanız nasip olur ve o kazadan korunursunuz. Düzgün bir yaşantı içinde değilseniz, yol üzerinde başınıza bir kiremitte düşer, otobüs durağında üzerinize bir kamyonda çıkar. Örneğin; çocuğunuzu üniversiteye gönderdiniz ve yanlış yollara sapar, başına birşey gelir diye endişemi ediyorsunuz, iyi bir kulsanız ve çocuğunuza haram sokmadıysanız merak etmeyin Allah korur. İyi bir kul değilseniz çocuğunuzu esrara, fuhuşa veya radikal örgütlere kaybedersiniz. ÖZETİ; iyi bir kulsanız Allah canınızı, malınızı ve çocuklarınızı size art niyet besleyen insan ve cin şeytanlarına karşı korur. İyi bir kul değilseniz, o zaman Allah, insan ve cin şeytanlarını canınıza, malınıza ve çocuklarınıza ortak olmasına izin verir. Hocam, olayları Allaha havale edip, biz iyi bir kul olma dışında birşey yapmayacakmıyız? Hepimiz düzgün, ilahi emir ve sınırlar içinde yaşamakla mükellefiz, vebal ve sorumluluk ise bilgi sahibi ve imkanı olanlar üzerinedir. Bir konu hakkında bilginiz yoksa, üzerinizde vebal yok. Siz ama birşeyin zararlı olduğunu bile bile yapıyorsanız, o zaman üzerinize bir vebal iner. İki; sorumluluk imkanı olanın üzerindedir. Siz gıda maddelerin içeriğini belirleyebilecek konumdaysanız, hangi çizgi dizilerin ekranda gösterilip gösterilmeyeceğini belirleyebilecek konumdaysanız o zaman Allah katında siz sorumluluk sahibisiniz. Öyle bir makamda değilseniz, üzerinizde herhangi bir sorumluluk yok. O vebal bu alanda mevki ve makam olarak sorumluluk sahipleri üzerinde! Tabii sizde kendi çapınızda, güç ve imkanız kadar yakın çevrenizdeki olup bitenlerden sorumlusunuz.

test