nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler.....

                                                                                                                                        


                                               
https://www.facebook.com/biyoenerji.net.98
Cep telefonu üzerinden üyelik işlemleri yapılamadığından bir çok okurumuz bize ulaşmakta sıkıntı çekiyor. Bu konuda çok şikayet aldık. Bu sorunu ortadan kaldırma niyetine bir facebook sayfası açtık. Bize ulaşmak isteyen, soruları veya önerileri olan okurlarımız facebook üzerinden bize ulaşabilir. Facebook sayfamızda bilgi paylaşmıyoruz sadece iletişim hattı olarak kullanıyoruz, bilginize. Websayfamızda huzurlu ve aydınlatıcı okumalar dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız... 24.09.2019

Anasayfa



Neden dini konulara giriyoruz?


Alternatif tıp hakkında bilgi aktaran bir sitenin dini konulara girmesi, bir çok okurumuzun merakına ve tuhafına gider. Bu konuda da sizlere bir açıklama getirelim, bir; İslam dini bizlere hastalıkların kendi elimizle işlediğimiz günahlardan ötürü geldiğini, çözümünde tövbe ve hellaleşmede olduğunu anlatır. Dolayısıyla sanal tıp ve doğal tıp hastalıklar ile ne kadar ilgili ise İslam dinide o kadar ilgili. İki; türkiye geldiğimde migren gibi rahat tedavi edebildiğim bazı sıkıntılarda zorluk çektiğimi gördüm. Neden sanal ve doğal tıp yöntemleri ile bu sorunu çözemiyorum diye araştırmaya koyulduğumda nazar gibi negatif enerjilerin hastalıklara sebep verebildiğini, bu radyoaktif tarzı enerjileride doğal veya sanal yöntemler ile gidermenin mümkün olmadığını tespit ettim. Bu tür  enerjiyi yeryüzünde nötralize edebilmenin sadece iki yolu var, ya cinleri kullanacaksınız, piyasadaki biyoenerji uzmanların %99,98 kullanıyor ya da Kur'an-ı Kerimi. Biz kolay yolu (cin) değil biz zor olanı seçtik. Hikmet ve bereket zor ve meşakkatli yoldadır inancı ile yıllarca Kuran-ı Kerim üzerine araştırmalar yaptık. Niyetimiz tamamıyla nazar gibi negatif enerjilere karşı bir antidot aramaktı. Biz ne İslam alimi olma ne de bu siteyi dini içerikli bir websitesine dönüştürme
niyetindeyiz. Dini konulara girmemizin yegani sebebi hastalıklara bir antidot aramaktı. Şükür rabbime o antidotuda bulduk (tövbe ve helalleşme) ve bu bulgumuzuda sizinle paylaşıyoruz. Üç; ülkemizde yoga, reiki veya şakra gibi uygulamalarla iç huzur yakalama gibi felsefi akımlarla misyonerlik faaliyeti yürütülür. Her hangi bir vatandaşımız doğal tıp yöntemleri ile ilgili bir araştırma yapmak veya bunu öğrenmek istediğinde erişebildiği tek bilgiler bilimden uzak açıklamalar, uzak doğu felsefi akımları ile süslenmiş bilgiler ve uzmanlar. Biz bunu öğrendiğimiz an buna duyarsız kalamazdık, gençlerimizin masum beyinlerini o hurafe uzak doğu bilgilerine kaybedemezdik. Kolları sıvadık ve doğal tıbbın bilimsel altyapısı nedir bunu deşifre etmeye çalıştık. Bilimsel tespitlerimizide bu websayfası üzerinden bu alanda çalışma yapan, öğrenim gören ve bu alana merak salan müslüman kardeşlerimizin bilgisine sunuyoruz. Sayfayı kurduğumuzda baştan itibaren niyetimiz kendi reklamımızı yapmak değil, genç neslimizi uzak doğu felsefelerden uzak tutmaktı. Uzak doğu felsefeleri ile süslenmiş websayfalarına alternatif olsun diye 2009 yılında kurduk websitemizi, şükür Rabbime sizin teveccühünüz yoğun ilginiz sayesinde alanında en saygın websayfası haline geldik. Dört; doğal tıp uygulayıcılarına baktığınızda bunların genelde ya kendilerini uzak doğu felsefelerine kaptırdığını ya beyaz türk tayfasından olduğunu ya da cinler alemi ile içli dışlı olduğunu görürsünüz. Biz bu üç tayfanında karşısında yer alan bir hayat görüşüne sahibiz, bu farkıda yazılarımıza ve websitemize yansıtmamız gerektiğine inandık. Beş; içiniz ne ise dışınızda o olsun. İçten hesaplı olmadan kıvırmadan dürüst ve direk olursanız, ben buyum beni kabul edecekseniz böyle kabul edin derseniz karşınızdaki insanlara hakkınızda yanlış biz izlenim vermezseniz. Hayatta daha az hayal kırıklığı yaşar ve yaşatırsınız. Ben hastalarıma ve okurlarıma hayat felsefemi ve duruşumu net aktarıyorum, kıvırmadan direk olayın özüne iniyorum. 

Şifanın sırrı


Alanımda en iyisi olabilmek için yıllarımı okumak, araştırmak yeni teknikler geliştirmek ve bu tekniklerde üstad olabilme çabaları ile geçirdim. Vardığım nokta, halen en basit hastalıkları bazen çözemiyorum. Bin hastada tutan bir yöntem aynı hastalığa sahip başka bir hastada bazen tutmuyor. Sonunda anladımki doğru teşhis ve doğru yöntemleri bilmeniz size şifa garantisini vermiyor. Kendimi ne kadar yetenekli ve bilge görsemde, ne kadar özgüven dolu olsamda her yeni hastada kendimi yeniden mesleğe atılmış gibi hissediyorum. Bu acziyet hissiyatını ben bu zamana kadar hep daha fazla çalışmak daha fazla araştırmak, daha fazla yeni yöntemler keşfetmek ve kendimi sürekli sorgulamak ve bu soruların cevabını bulmakla geçirdim. Her başarısız olduğum vakada nerede hata yaptım; teşhistemi tedavidemi niyettemi gibisine. Mesleki hayatım yöntemlerimi ve eksiklerimi sorgulamak ve bunlara cevap aramakla geçti. Ne zamana kadar, bu zamana kadar (2016 yılı). Yıllardır peşinde olduğum o gizem bir anda dank etti. Hani hayatın anlamı nedir, ömür boyu araştırdığınız ama bir türlü cevabını bulamadığınız sorular vardır ya, işte ben mesleğimle ilgili o gizemin peşindeydim; HASTAYI HASTA YAPAN NEDİR VE HER TÜRLÜ HASTALIĞI ÇÖZEN EVRENSEL BİR YÖNTEM VARMIDIR? Yıllardır peşinde koştuğum o gizemi görmeyi ve anlamayı Allah bu dönemde bana nasip etti. Mesleğimle ilgili çözümlemeyi başardığım o gizemi burada sizinle paylaşmak istiyorum. Websayfamıza girmeniz, benim bir ömür peşinde koştuğum o gizemi o sırrı almanız için demek yeterliymiş;
     
       - hastayı hasta yapan nedir
         günahları
      - evrensel çözüm nedir
         tövbe, hellaleşme


Bunu açalım;


"İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah - o kötü yoldan dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor" (Rum Süresi; 41). İnsanlar maalesef şu iki yanılgı içinde, bir; işledikleri günahların hesabı öbür dünyayı beklediği, yaptıkları yanlışlardan ötürü bu dünyada kendilerine dokunulmayacağına inanıyor. Yanlış. Allah işlediğiniz günahların karşılığını bu dünyada da size indiriyor, bunuda yanlışınızdan dönmeniz için yapıyor. İki; insanlar yaşadıkları sıkıntıları birer ceza değil birer nimet olarak görüyor. Yanlış. Yaşadığınız sıkıntılar birer nimet değil birer ceza. Bu ikisi arasındaki fark;
yaşadığınız musibetleri bir nimet olarak görürseniz yanlışlarınız aklınıza gelmez halinizi değiştirmezsiniz. Yaşadığınız musibetleri ama bir günahınızın sonucu olarak bir ceza olarak indirildiğine inanırsanız o zaman yanlışlarınız aklınıza gelir ve halinizi değiştirirsiniz. Allahın bizden beklediğide bu. Günümüzdeki insanlar bir musibetten diğerine savuruluyor ve maalesef bu insanlar bu musibetlerin kendi yanlışlarından geldiğini bilmiyor. Allah benden size kötülük gelmez demesine rağmen bu insanlar bunu bilmiyor. Tam aksine insanlar musibetlerin Allahtan geldiğine inanıyor. Bu şekilde yeryüzünde sınandıklarına inanıyor. Musibetler arka arkaya gelince peşlerini bırakmayıncada Allaha isyan etmeye başlıyorlar. "İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler (Rum Süresi; 36). Bakınız, belirli konular beyninize yerleşsin diye Allahu Teala o konuyu Ayetlerde tekrarlar. "Andolsun ki biz, düşünüp anlasınlar diye bu Kur'an'da sözü tekrar tekrar açıkladık. Fakat bu onların sadece nefretini artırdı" (İsra Süresi; 41). Sadece bu konu hakkında, yani başınıza ne geliyorsa kendi elinizle işlediğinizden kötülüklerden geliyor konusu hakkında beşe yakın ayet sıraladık. İnsan ama yinede bu gerçeği kabullenmek istemiyor. Neden, çünkü kimse aynaya bakıp nefsiyle yüzleşmek istemiyor. Aynaya bakıp günahkar yaşantısını itiraf etmektense, Allah sevdiği kulunu sınarmış deyip yalanlar içinde yaşamayaı tercih ediyor. "Gerçek şu ki Allah insanlara zerrece kötülük etmez, fakat insanlar kendilerine kötülük ediyorlar (Yunus Süresi; 44). Başımıza ne musibet geliyorsa kendi elimizle yaptığımızdan geliyor, günümüzde de maalesef hiçbir Müslüman başına gelen hastalığın bir günahtan ötürü geldiğini bilmiyor. 1500 yıldır uyutulmuşuz. Cemaatler, tarikatlar, diyanet hepsi bizi uyutmuş. "Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felâket gelince hemen, biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmak istedik diye yemin ederek sana nasıl gelirler!" (Nisa Süresi; 62). Allah, başınıza ne musibet geliyorsa kendi elinizle yaptığınızdan ötürü geliyor dedi bizim başımızdaki güya alimler ise başımıza gelen musibetleri bize bir lütuf olarak gösterdi. Öyle bir algı oluşturdularki, sıkıntı yaşıyorsan demek Allah tarafından seviliyorsun algısını yaydılar. Belkide o şıhlar kendi hastalıklarına kılıf bulmak için bu algıyı yaydılar. Gerçeği ama tam tersi; Allah sevdiği kuluna değil günahkar olana sıkıntı indirir. Bunuda yanlışından döndürmek için yapar. Biz tarikat ve cemaatlerden bağımsız olarak kendi araştırmalarımızda bu bilgileri tespit ettik ve sizinle paylaşmaya karar verdik. Umarız bu bilgilerden faydalanırsınız. Değerli dostlar, hayat bizler için bir zindan bir işkence olmak zorunda değil. Size burada anlatmak istediğimiz husus bu, siz yeryüzünde cennet vari hiçbir ağrı ve sıkıntı yaşamadan yaşayabilirsiniz, yapmanız gereken tek şey günahlardan uzak durmak!

Eyyüp as ve Yunus as

Bazıları Eyyüp as veya Yunus as'ı örnek gösterir, onların yaşadığı sıkıntıları bahane göstererek kendi hastalıklarına (günahlarına) kılıf arar. Burada bunada bir açıklama getirelim; hastalıkların amacı sizleri yanlışınızdan döndürmek. Yani bir musibetin size inmesi için bir günah işleyeceksiniz. Gelelim Yunus as'a; evet, Yunus as bir yanlışın içinde bulundu ama o yanlış günah içeren bir yanlış değildi. Dolayısıyla kendisine bir hastalık inmedi bir yeri kırılmadı incinmedi. Kendisi sadece zorlu ve sıkıntılı bir olayla yüzleştirildi. Hastalığın tanımı nedir? Bir organınıza bir musibet inmesidir! Yunus as'a birşey yaşatıldı ama bu süreçte organlarına zarar gelmedi. Sizin eğer bir organınıza veya birden fazla organınıza bir zarar geliyorsa o zaman Yunus as sizin için bir örnek değil. Gelelim Eyyüp as'a; evet, Eyyüp as hastalandı ama hastalık sonrası kendisine kaybettiği herşey ve dahası geri verildi. Hanginize hastalık sonrası herşey geri iade edildi? O zaman Eyyüp as'da sizin için sağlıklı bir örnek değil! Günahın tanımı nedir? Bedel ödemektir! Her hastalığımız ile biz bir bedel ödüyoruz ve günün sonunda ödediğimiz bedelle kalıyoruz. Eyyüp as ise günün sonunda ödediği bedeli ve dahasını geri alıyor. "Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir hatıra olmak üzere onun duasını kabul ettik; kendisinde dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik ve ona aile efradını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik." (Enbiya Süresi; 84). Buradan biz onun günahkar olduğundan ötürü değil, mağdur edildiğinden ötürü bu hastalıkla yüzleştirildiğini görüyoruz. Organlarınız iflas ettikten sonra, tüm aileniz ve mal varlığınız yok olduktan sonra hanginizin organı, ailesi ve malı mülkü kendisine iade edildi? Hiç birimizin. O yüzden Eyyüp as'da sizin için bir örnek değil. Gelelim peygamberimiz sav; peygamberimiz zehirlendi ama o zehir bir hastalık gibi günlük hayatını etkilemedi. O zehir ölüm anında canlandı ve kısa süre içinde de peygamberimiz canını verdi, o zehirin etkisinden haftarca aylarca ızdırap çekmedi. Allahu Teala neden zehirlenmesine izin verdi? Peygamberimizin zehirlenmesine izin verilmesinin sebebi, bir; peygamberimizin canını almak için bir neden olması gerekiyordu ve iki; şehit olarak peygamberimizin vefat etmesi takdir edilmişti. Özetlersek; hiçbir peygamber kendi eli ile işlediği bir günahtan ötürü hastalanmadı. Hiçbir peygamberin malına ve bedenine kaza isabet etmedi, ömrünü kalp, böbrek, bağırsak, şeker vs hastalıklarla mücadele ederek geçirmedi. Anladınız. Gösterdiğiniz örnekler sağlıklı örnekler değil. Siz eğer hastalanıyorsanız malınıza çocuklarınıza kazalar isabet ediyorsa bilinki günah işlediniz. Kendinizde bir kusur görmüyorsanız, örneğin günahsız küçük bir çocuksanız o zaman ebeveynlere ve atalara bakınız.

Musibet vs Zorluk

Bazı insanlar peygamberlerin o zorlu hayatını musibetlere eş tutar, onlarda sıkıntı çekti ama der ve kendi başlarına gelen musibetlere bahane arar. Bu insanların içine düştüğü yanılgı şu; bunlar maalesef musibetleri, yoksul ve yetim kalma gibi hayat zorluluğu ile karıştırır. Allahu Teala peygamberleri genelde hep garibanların ezilenlerin arasından seçtiği için bazı insanlar, peygamberlerin içinde bulunduğu o sosyal sınıfın getirdiği zorlukları kendi yaşadıkları musibetlere eş değer tutar ve derlerki peygamberlerde sıkıntı yaşadı ama. Bu yazı vesilesiyle sizlere musibet ile zorlu bir yaşamın arasındaki farkı açıklayalım, bir; musibetler şer içerir, yoksul ve yetim olma gibi hayat zorlukları ise hayr içerir. İki; musibetler sizden birşey alıp götürür, hayat zorlukları ise size sürekli birşey kazandırır. Üç; musibetlerde günah yakarsınız, hayat zorluklarında ise sevap kazanırsınız. Umarız bu kısa özetten farkı anlamışsınızdır. Umarız bundan sonra peygamberlerin yaşadığı zorlu hayatı size isabet eden musibetler ile eş değer tutmazsınız.

Sonuç

Hekimlik benim ölçü ve değerlerime göre bir hastalığı tedavi etme sanatıdır. Eğer hastalıkları tedavi edemiyorsam o sanatı icra etmeninde bir anlamı yok. Başkaları bir ağrı kesici, bir antiobiyotik bir tansiyon ilacı bir akupunktur iğnesi bir manipülasyon ile kendilerini ve hastaları uyutmak ve kandırmakla ömürlerini geçirebilir. Bu ama benim ahlaki değerlerime, mesleki etik ölçülerime göre kabul edilir birşey değil. Eğer uygulamalarınız hastalıkların kaynağına inmiyorsa, o zaman daha fazla hastaları ve kendimizi kandırmanın bir anlamı yok. Bugün burasını tedavi edersiniz ama, o soruna sebep olan unsurü ortadan kaldırmadığınız müddet o sorun başka bir gün başka bir yerden patlaklık verecek. Yaptıklarımız sadece pansuman etkisi görüyor. İlaçlar derseniz, tedavi edici bir ilaç yok. Hiçbir ilaç şirketi tedavi edici bir ilacı piyasaya sürmüyor. En basiti antibiyotikler, ağrı kesiciler bile belki size bir veriyor gibi görünebilir ama bilinki sağlığınızdan on alıpta götürüyor. Aldığınız ilaçlar sadece hayatta kalmanızı sağlıyor, size sağlık getirmiyor. Ne zamana kadar? O ilaçlar başka yerleri tahribat edinceye kadar. Ne zamana kadar? Siz o ilaçlar ile hastalığı yıllarca oyalayıp hastalık bütün bedene yayılıncaya, onarılamaz boyuta ulaşıncaya kadar. Ne zamana kadar? Bedenleriniz o ilaçlara alışıp o ilaçlara tepki vermeyinceye kadar. Doğal tedavi yöntemleri derseniz, onlarda artık yetersiz kalıyor. Hastalar artık nadiren bir sorun ile geliyor ve nadiren bir hastalığın başlangıç noktasında size geliyor. Size geldiklerinde aradan 30-40 yıl geçmiş, sıkıntılar dokuların mayasını tamamen değiştirmiş. Siz, fizyolojik yapısını yitirmiş fiziki değişime uğramış dokuları doğal tedavi yöntemleri ile tedavi edebilmeniz için hastayı 4-6 aylık bir tedavi sürecine almanız gerek ve bu süreç içinde hastayı 24 saat tedavi altına almalısınız. Bu mümkünmü, mümkün değil? Hastalıklar anormal bir boyuta ulaştı. Siz artık insan enerjisi, aklı ve bitkiler ile bunun altından kalkamıyorsunuz. Bazıları bu çıkmazdan doğal olmayan yöntemler (cinler) ile çıkmaya çalışıyor. Ci
nlerin o yoğun enerjisi sayesinde, günümüzde sadece onlar makul bir süre içinde makul bir netice alabiliyor. Öyle veya böyle, velevki o hastaların bütün sıkıntılarını makul bir süre içinde çözdünüz, yine bütün çabalarınız boş; o hasta o hastalıkları kendisine musallat eden günahları işlediği müddet başka bir yerden o günahlar tekrar bir hastalık olarak ortaya çıkacak. Bir hekim olarak siz sürekli suyun akışına karşı kürek sallıyorsunuz. Siz sıkıntıların kaynağı (günahlar) ile uğraşmıyorsunuz, siz ömrünüzü hasar tespiti ve hasarları onarmakla geçiriyorsunuz. Hastalıklar günahların dışa çıkış, yeryüzündeki görünür halidir. Siz bir çıkış noktasını kapatsanızda o kişi günahlar içinde yoğrulduğu müddet başka bir yerden yine bir hasar bir sorun ortaya çıkıyor. İşlediğiniz günahların ağırlığına göre bel fıtığından şeker hastalığına, kanserden kazalara kadar herkesin günahları farklı bir organ farklı bir uzuvda zuhur ediyor. Sonunda anladımki, hastalıkların çözümü ilaçlar veya alternatif tıp yöntemleri değil, hastalıklardan kurtulmanın yolu tövbe etmek, helalleşmek, kendiniz ve hayat ile barışmak, kendi ve atalarınızın günahları adına fakirleri doyurmak ve oruç tutmaktır. 

Tövbe

İnsanlar hastalıkları genetik bir bozulmadan bir mikrop bir travmadan ibaret bir oluşum olarak görür, ötesini görmez. Ötesini görmedikleri içinde hastalıklarına yönelik yeterince araştırma yaptıkları ve doğru hekimi buldukları an sıkıntılarını giderebileceklerini düşünür. Bu doğru değilmi? Doğru değil! İnsanlar kendilerine maalesef şu basit soruyu sormaz; bu mikrop bu genetik bozulma neden bana musallat oldu veya bu travma neden benim başıma geldi, neden ailemden veya çevremden birisinin üzerine değilde benim üzerime indi? Biz Allahın adaletine iman etmedikmi, ettik, o zaman neden başka birine değilde o musibet bana isabet etti? Müslümanlar maalesef bu soruyu kendilerine sormuyor.
Bize bir hasta geldiğinde ama biz kendimize bu soruları sormaya başladık; o kişi ne yapmış olmalıki Allah onu cezalandırma ihtiyacı duymuş. Dini konulardaki araştırmalarımız bizi şu tespite itti; "başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle işlediklerinizden gelir" (Şura Süresi; 30). Biz hastalıkların ve başınıza gelen kaza ve belaların kendi elinizle işlediğiniz kötülüklerden ötürü geldiğini tespit ettik. Çocuklarında ataların işlediği günahların bedelini ödedini tespit ettik. Allahın insanlara kötülük etmediği, başımıza gelen her musibetin kendi günahlarımızdan dolayı geldiğini tespit ettik. Siz eğer bir hata bir günah işlerseniz bu size bir gün bir bela bir musibet olarak geri dönüyor. Eğer o hastalık bütün ailede görünüyorsa o zaman ebeveynler ve atalar birşeyleri yanlış yaptı, bu durumda ataların günahlarına odaklanın. Bu tespitler neden önemli? Şifa doğru teşhis ile gelir, siz sıkıntınızın kaynağını tespit ederseniz, şifayı yarı yollamış olursunuz. Mikroplar ve kazalar olayın görünen tarafı, görünmeyen tarafını bizler bu zamana kadar ihmal etmişiz. Bizler hastalıklara ve kazalara odaklanmışız o mikropları bize çeken bize musallat eden unsurlere değil. Madalyonun hep görünen yüzü ile ilgilendiğimiz içinde hastalıkların tedavisinde istediğimiz neticeleri bir türlü alamıyoruz. Müdahale ve çabalarımızda hep eksik hareket ediyoruz. Madalyonun diğer yüzü ne? Diğer yüzü tövbe, helalleşme, pişmanlık duyguları, insanın kendisi ile Allah ile ve çevresi ile barışık olması. Tövbe neden önemli? Başınıza gelen herhangi bir sıkıntı yapmış olduğunuz bir günahtan dolayı gelir, şifada ister istemez o günahın antidotu ile mümkün. Nedir günahın antidotu? Tövbe etmektir, helalleşmedir. Bu hastalığımızı çözermi? Hastalığınızı çözmez ama şifa için bir onay bir ruhsat almanızı sağlar. Bu, ssk'ya müracat edip tedavi olabilmek için gerekli belgeleri temin etmeye benzer. Siz nasıl ssk'dan bir onay aldıktan sonra o belge ile istediğiniz yere gidip tedavi olabiliyorsunuz, tövbe ve helalleşmede Allahtan o onayı almanızı sağlar. Bu ilahi onayı aldıktan sonrada istediğiniz yerde gönül rahatlığıyla tedavi olabilir ve tedavinizinde olumlu sonuçlanacağını ümit edebilirsiniz. Biz ama ne yapıyoruz, en azından bu zamana kadar ne yaptık; biz kendimizi sorguya çekmeden, tövbe etmeden en iyi hekim en iyi ilaç ne ise onun peşine koştuk ondan şifa medet umduk. Sonuç; ortama bir bakınız, sonuç belli değilmi? Ortalıkta iyileşen bir hasta görüyormusunuz? Hastaneler tıklım tıklım dolu. Üstüne gün geçtikçe artıyor. Üstüne birde hastalanmanın yaş sınırı gün geçtikçe düşüyor, daha genç yaşlarda hastalanıyoruz. Kimsede oturup nerede neyin yanlış yapıldığını hesaplamıyor. Daha büyük hastaneler daha çok ilaçla bu illetin üstesinden geleceklerini düşünüyorlar. Ne yazık. Devlette akıl olmayınca olacağı bu!

Günahlar

Günahlar ile hastalıklar arasındaki bağlantı nedir? Hastalıklar iki tür insana temas etmez, iyi bir Allah kuluna ve imandan yoksun olana. Birisinin yeryüzünde yakacak günahı yoktur, diğerin günahlarını ise Allah cehennem için saklar. Geri kalan tüm insanlar günah yüklerine göre orta şekerden ağır bir hastalığa kadar farklı hastalıklar ile yüzleştirilir ve o günahları bu dünyada üzerlerinden atmalarına fırsat tanınır. Günahlarımız neden musibet olarak bize geri döner? Bir; bizi yanlışımızdan döndürmek için (Rum Süresi; 41) ve ikincisi bizi birbirimizle imtihan etmek için; "Senden önce gönderdiğimiz tüm elçiler de yemek yerler, çarşılarda dolaşırlardı. (Ey insanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. (Bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin Görendir" (Furkan Süresi; 20).
Değerli dostlar; hastalığın ve sıkıntılarınızın çözümü ilaçlarda veya hekimlerde yatmaz, tövbe ve bağışlanmakta yatar
. Sizler kandırılıyorsunuz sizlere hastalıkların birer lütuf olduğu anlatılır, YANLIŞ; hastalıklar ve musibetler birer cezalandırmadır! Sizlere hastalık ve belaların Müslümanın kaderi olduğu bu dünyanın bir imtihan dünyası olduğu anlatılır, YANLIŞ; bu dünyada Allah müslümanın sadece rızkını biraz keser bunuda şımarmamanız için yapar, Allah sağlığınız ve çocuklarınız, aile huzurunuz, kaza ve belalar ile sizleri imtihan etmez. Ülkemizde her an birşeyin olabileceği söylenir, kaldırımda yürürken başına çatıdan taşta düşebilir otobüs durağında beklerken üzerine arabada çıkabilir aman dikkat olun denilir, YANLIŞ; bu kazalar dikkatsizlikten değil günahlardan gelir. "Kendi elleriyle işledikleri yüzünden başlarına bir musibet geldiğinde, "Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydık! diyecek olmasalardı (seni göndermezdik) (Kasas Süresi; 47). Allah sizi o an orada olmanızı sağladı ve size o acıyı yaşattıysa bilinki siz yaptığınız ağır bir günahtan dolayı cezalandırılıyorsunuz. İnsanlar yeryüzünde istediklerini yapabileceklerini ve kimseninde kendilerine dokunamayacağını sanar, YANLIŞ; ne yanlışı yapıyorsanız 24 saat size tövbe etme şansı tanınır, o süreç içinde tövbe etmezseniz o suçun cezası size kesilir. Ya o anda genetiğiniz arızalanır ve bu arıza bir kaç yıl sonra genetik bir hastalık olarak ortaya çıkar, ya o günahınız ile evrende belirli olayları tetikler o günah bir gün bir musibet olarak karşınıza çıkar ya da şeytanlar üzerinize iner ve eşlerinize, çocuklarınıza, malınıza ve bedeninize ortak olur, ruhunuz ve bedeninizi bozar. O şeytanlar sizde takıntı, fobi, panik atak, sinir krizleri ve asabilik gibi sıkıntılara sebep olur. Kısacası ne yapıyorsanız, ödülü veya cezası size 24 saat sonra kesilir.

Biz hekimler bu cezalandırma sürecini kırabiliyormuyuz?

Hayır, hekim olarak bizler bu sürece müdahale edemiyoruz. O ilahi cezalandırmayı teknoloji, bilgi ve mesleki tecrübe ile maalesef kıramıyoruz. O yüzden bize bir hasta geldiğinde biz ilk önce hastalığa veya tedavi yöntemlerine değil o kişi ne kadar islah edilmiş ona bakıyoruz ya da "Rabbim sen bu hastaya merhamet et, onun bizde şifa bulmasına izin ver" diye içimizden dua ediyor sonrası tedavimize başlıyoruz. Örneğin; bazılarınız
hastaların başında dualar okur, kur'an-ı kerim hatim eder, bu yanlışmı? Yanlış değil, ama hastanın kendisi geçmiş yaptıklarından üzüntü duymuyor, pişmanlık yaşamıyorsa ve sizde o kişiye bu belanın bir günah sonucu bulaştığını bilimiyor, o kişi için Allahtan af dilemiyorsanız o zaman okuduğunuz dualar ve hatimler anlamsız. "İnsan için ancak kendi çalıştığının karşılığı vardır" (Necm Süresi; 39). Değerli dostlar, bizler insanların hatalarını ve hastalıklarını yadırgamayız, sonuçta bizler birer melek değiliz bizler kusurlarla dolu varlıklarız. Her birimiz yanlışlar doluyuz. O yüzden bizler insanların yanlışlarını kınamayız, biz hasta olup günahları ile yüzleşmeyen, aynaya bakıp kendisini sorguya çekmeyen, hep başkalarında kusur arayanları yadırgar ve kınarız!

Hastalandığımızda nasıl hareket etmeliyiz?


Herhangi bir sıkıntınız için şifa bulmak istiyorsanız, ilk önce tövbe edin. Kendiniz ve atalarınız için bağışlama dileyin. Tövbeniz size bir ruhsat verilmesini sağlar, şifa alma onayını size verir. Şifa arayışınızı bu ilahi ruhsatı aldıktan sonra yapın. Tövbe yani o ilahi ruhsat eğer sizde yoksa başınızda ne kadar kur'an hatim edilsede, ne kadar hekime çıksanızda şifa bulmanıza izin verilmez. Bizler ama maalesef ne yapıyoruz? Bizler kendimizi sorguya çekmeden, Allah ile barışmadan kapı kapı şifa arayışına koyuluyoruz. Hatalarımızdan dolayı tövbe etmeden, kendimiz ve Allah ile barışmadan, helalleşmemiz gereken insanlar ile helalleşmeden şifa yoluna koyuluncada ne oluyor? Bizler arzu ettiğimiz şifayı bir türlü bulamıyor, hayatımızı bir hekimden diğerine koçuşturmak, gereksiz maddi ve manevi kayıplara uğramakla geçiriyoruz. ÖZETİ; hastalıklar günahlardan gelir, başınıza bir hastalık veya herhangi bir musibet geldiğinde odanıza çekilen ve nerede ne hatası yaptınız, o musibeti üzerinize çeken hata ne idi onu sakin kafa ile düşünün ve tövbe edin, o hatanızı düzeltmeye çalışın.
İLK ÖNCE AYNAYA BAKIN, BAŞKA YERE DEĞİL! "Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter" (Nisa Süresi; 79). Kendinizle temize çıktığınızda, Allah ve çevrenizle barışık olduğunuzda sizde göreceksinizki şifa arayışlarınız çok kolay geçecek. Üzerinizde ağır bir yükün gittiğini fark edecek kendinizi kuş gibi hissedecek, manevi bir huzur içinde olacaksınız. Çaldığınız ilk şifa kapısında da şifayı bulmanız size nasip olacak! Kendinizde bir suç bir hata görmüyorsanız atalarınıza bakın. Ataların yediği haramlar nesilleri etkiler, çocukların ve torunların hayatta huzur içinde yaşamasına mani olur. Atalarınızda da bir hata ve kusur görmüyorsanız, nazar üzerinde durun. Yaşantı tarzınız ile yaşadığınız ortama ayak uydurun, göze batmamaya başkalarında o kötü haset duygularını uyandırmamaya çalışın.

Allahın Taahhütü

Allahu Teala, Kur'an-ı Kerimde iyi kullarını şeytana karşı, şeytanın hilelerine karşı koruyacağını söyler. Şeytan denildiğinde de insanların aklına cinler tayfası gelir. YANLIŞ, şeytan kelimesi bir lakaptır ve bu lakap sadece cinler için geçerli değil, insanlar içinde geçerli. Yani ALLAH İNSANLARDAN GELEN ZARARLARA KARŞIDA BİZLERİ KORUYACAĞINI TAAHHÜT EDER ama bir şart koyar; Allah iyi bir kul olmanızı şart koşar. Haramdan ve kötülüklerden uzak durmanızı bekler. "Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah´adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir" (Maide Süresi; 105). Örneğin; çizgi dizilerine sinsice subliminal mesajlarmı sokulmuş, iyi bir kulsanız Allah çocuğunuzu korur. İyi bir kul değilseniz, çocuğunuz o bilinçaltı mesajlarından etkilenip bir sapık çıkar. Örneğin; kazancınızı hakmı ettiniz, Allah sizi telefon dolandırıcıları ve diğer üç kağıtçılara karşı korur. Kazancınız hak değilmi, o zaman Allah sizi korumaz ve önüne gelen sizi dolandırır. Örneğin; gıda maddelerine sizleri yavaş yavaş zehirleyecek maddelermi sokulmuş, iyi bir kulsanız o maddeler sizi etkilemez, Allah korur. İyi bir kul değilseniz, o maddeler sizde kansere, şeker hastalığına veya farklı genetik sıkıntılara sebep olur. Örneğin; her sabah işe'mi gidiyorsunuz, düzgün bir yaşantı sürdürüyorsanız o zaman Allah sizi korur. O durakta bir kaza olacaksada, yol üzerinde beş saniyeliğine bir markete gireyim der veya o gün evden geç çıkmanız nasip olur ve o kazadan korunursunuz. Düzgün bir yaşantı içinde değilseniz, yol üzerinde başınıza bir kiremitte düşer, otobüs durağında üzerinize bir kamyonda çıkar. Örneğin; çocuğunuzu üniversiteye gönderdiniz ve yanlış yollara sapar, başına birşey gelir diye endişemi ediyorsunuz, iyi bir kulsanız ve çocuğunuza haram sokmadıysanız merak etmeyin Allah korur. İyi bir kul değilseniz çocuğunuzu esrara, fuhuşa veya radikal örgütlere kaybedersiniz. ÖZETİ; iyi bir kulsanız Allah canınızı, malınızı ve çocuklarınızı size art niyet besleyen insan ve cin şeytanlarına karşı korur. İyi bir kul değilseniz, o zaman Allah, insan ve cin şeytanlarını canınıza, malınıza ve çocuklarınıza ortak olmasına izin verir. Hocam, olayları Allaha havale edip, biz iyi bir kul olma dışında birşey yapmayacakmıyız? Hepimiz düzgün, ilahi emir ve sınırlar içinde yaşamakla mükellefiz, vebal ve sorumluluk ise bilgi sahibi ve imkanı olanlar üzerinedir. Bir konu hakkında bilginiz yoksa, üzerinizde vebal yok. Siz ama birşeyin zararlı olduğunu bile bile yapıyorsanız, o zaman üzerinize bir vebal iner. "...Eğer bilmeyerek bir hata yaparsanız sizin için vebal yoktur. Ancak kalplerinizin onayladığı şekilde kasıtlı olarak yaptığınız yanlışlıklarınızdan sorumlusunuz... (Ahzap Süresi; 5). İki; sorumluluk imkanı olanın üzerindedir. Siz gıda maddelerin içeriğini belirleyebilecek konumdaysanız, hangi çizgi dizilerin ekranda gösterilip gösterilmeyeceğini belirleyebilecek konumdaysanız o zaman Allah katında siz sorumluluk sahibisiniz. Öyle bir makamda değilseniz, üzerinizde herhangi bir sorumluluk yok. O vebal bu alanda mevki ve makam olarak sorumluluk sahipleri üzerinde! Tabii sizde kendi çapınızda, güç ve imkanız kadar yakın çevrenizdeki olup bitenlerden sorumlusunuz.