nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          

Dünyada olup bitenl anlamak;

Dünya üzerinde iki gurup hakimiyet peşinde, birisi paranın sahibi olan rothschild merkezli masonlar, diğeri kabbala öğretileri ile hareket eden, hahamlara bağlı yahudiler. Bu iki gurup düne kadar bir üst çatı altında, birlikte hareket ediyor birlikte dünyayı dezayn ediyordu. Bu üst çatıya ister bilderberg deyin ister illuminati. Kendilerince dünyayı paylaşmışlardı; istihbarat, dini örgütler (fetö, evanjelistler vs), sivil toplum örgütleri ve yargı hahamlara bağlı yahudilere bırakıldı. Ekonomi, üniversiteler ve medyada masonlara. Askeri güç, iç güvenlik ve siyasette ikisi arasında paylaşıldı. Örneğin; birisi fbi kontrol ediyorsa diğeri cia, birisi demokratlar üzerinde hakimse diğeri cumhuriyetçiler, birisi centcom kontrol ediyorsa diğeri eucom vs. Kendilerince dünyayı adilce paylaştılar ve her biri kendi tabanını örgütlemek için alt örgütler oluşturdu. Hahamlara bağlı olan gurup b’nai b’rith gibi örgütler adı altında örgütlendi, paraya bağlı masonlar ise mason locaları ve tapınak şövalye gibi örgütler adı altında tabanlarını motive ve organize etti. Yani gizemli örgütlerin isimlerini duyduğunuzda bunlar ya hahamlara bağlı ya da masonlara. Belirli örgütlerde bu ikisini bir araya getiren üst çatı örgütler.

Bu iki gurup hakkında şunu bilmelisiniz; hahamlara bağlı örgütler dini öğretilere göre hareket eder diğeri, masonik yapılanmalar ise dünya malı endeksli yaşar. Birisi radikal dini öğretiler doğrultusunda hareket eder, diğeri mantıkla. Bu ilişkide para babaları kendilerini efendi yahudi, diğerlerinide kendilerine muhtaç köylü yahudi olarak görür. Ülkemizde beyaz “elitlerin”, köylümüzü gördüğü gibi. Birliktelikleri neden bozuldu? Hahamlar sinsi sinsi beyaz yahudilerin arkasından örgütlendi, örgütlendi, sonrası beyaz yahudiye, artık patron benim dedi. Antlaşmayı hahamlar feshetti. Buradan biz, bin yıllardır var olan örgütlerin arkasındaki esas aklın hahamlar olduğunu anlıyoruz. Düne kadar hahamlar, sürekli beyaz yahudilerin kapısını çalıyordu; bizi finanse edin israil devletini kuralım, bize yardım edin şunu yapalım gibisine. Düne kadar hep muhtaç olanlar, bugün beyaz yahudilere kapıyı göstermesi, savaşı başlattı. Ego ötesi, kendisini "tanrı" konumda gören beyaz yahudiler bu ihaneti affedermi, affetmez. Para babaları, bunları adam eden biz olduk, şimdi onlar efendi biz zenci olacakmışız, bunun hesabını onlara ödetiriz deyip karşı hamlelere başladı. Yüzyıllardır süren bu antlaşmayı hahamlar neden bozdu, neden şimdi? Hahamlara göre mesihin çıkış vakti geldi, kendi öğretilerine göre süleyman tapınağını inşa etme vakti geldi, kendi hesaplamalarına göre büyük israil devletin ilk tohumlarını atma vakti geldi. Bin yıllardır bekledikleri o vakit geldi. Eylemlerini hayata geçirebilmek içinde dünyanın en güçlü ordusu üzerinde (Pentagon) yüzde yüz kontrol sağlamak zorundalar. Düne kadar, pentagon üzerinde böyle bir kontrole sahip değildiler. Hadi iran'a savaş açalım dediklerinde, pentagonun bir kanadı manyakmısınız siz diyordu. Para babaları dünya dengesini gözetir. Onların hakim alanı tüm dünya. Onlar dinsiz. Onlar radikal inanç uğruna bu hakimiyetlerini riske atmaz. Hahamlar, eğer amellerine ulaşmak istiyorsa ilk önce dünyanın en büyük ordusun kontrolünü yüzde yüz ellerine geçirmek zorunda. Şuan bunu başarmış görünüyorlar. Yüzde yüz olmasada pentagon üzerindeki kontrolü ele geçirdiler. Savaş açmak istedikleri ülkeler var, başında iran ve türkiye geliyor, sonrası çin ve rusya. Hahamlar hazır, ancak bir ülkeye savaş açmak için pentagonu ele geçirmek yeterli değil. İstihbaratıda yüzde yüz ele geçirmelisiniz, paranızda olması gerek, siyasetide arkanıza almanız gerek ve bunun, kendi savaşınız olmadığını dünya kamuoyuna göstermek için bir kaç avrupa devletinide yanınızda savaşmaya ikna etmelisiniz. Bu desteği şuan göremiyorlar, göremedikleri için pentagon türkiye karşısında sürekli alttan almak zorunda kalıyor. Kendi aralarındaki çatışma hızla ilerliyor. Kendi aralarında hesaplaşma bittiği an, saldıracaklar. Şuan amerika ve dünyada, kurum ve devletleri kendi safhına çekme savaşı sürüyor. Bir tarafta masonlar diğer tarafta hahamlar. Bazı kurumlar ve devletler birinin elinde bazılarıda diğerinin. O yüzden amerikaya baktığınızda karşınızda uniter bir devlet görmüyorsunuz. 

Rohtschild bağlı masonik yapılanmalar karşıt hamle olarak ne yaptı? Karşı tarafa güvenilmeyeceğini biliyorlardı, kendilerince önlem aldılar. Amerikadan kovulursak, bunun hesabını nasıl sorarız nereye gideriz soruları üzerine kendilerince bir strateji geliştirdiler. Ne yaptılar? Parayı sovyetler birliği ve çin’e taşıdılar. Parayla birlikte teknolojiyi taşıdılar. Bu teknoloji ve parayla soyetler birliği ve çin'in askeri teknolojisini pentagon seviyesine hemen hemen getirdiler. Pentagon karşısında durabilecek eşit bir güç oluşturdular. Amerika ile çin, amerika ile rusya arasındaki ticari savaşlar, masonlar ile hahamlar arasındaki savaşın yansıması. Bu savaşta diğer ülkeler nasıl bir saf aldı? Fransa ve almanya, masonların tarafını seçti. Nato olmasına rağmen, bu iki ülkenin bir avrupa ordusu kurma girişimi, taraflarını belirlediklerini gösteriyor. Hahamlar, başka ülkelerin kendilerine karşı hareket etmesine izin verirmi, vermez. Ne yaptılar? Kendilerine bağlı örgütleri (sorosa bağlı sendikalar ve sivil toplum örgütleri) harekete geçirerek paris sokaklarını ateşe verdiler, alman banka veya markalarınada yargıdaki adamları üzerinden milyar dolar cezalar kestiler. Bu iki ülkeye bedel ödetiyor, kendi taraflarına çekmeye çalışıyorlar. Neden? Bedel ödetmez, cezalandırmazlarsa, diğer ülkelerde hahamlara karşı hareket etmeye başlar. Kendilerine karşı gelinirse bunun bedeli ne olur, bunu dünyaya göstermeleri gerek. İngiltere şuanda ortada oynuyor. Taraf seçmemiş gibi görünüyor. Türkiyede taraf tutmuyor. Kendi çıkarlarına odaklanmış durumda. Şuan türkiye, akdeniz ve sınırlarında kendisini tehdit edenlerin karşısında (pentagon) duruyor, kendisini tehdit etmeyenlerlede birlikte hareket ediyor. Biz gerçekten lütuftayız, neden; çünkü kendi aralarında bir çatışma var. Birlik içinde hareket etselerdi çoktan bize savaş açmışlar, planlarını hayata geçirmişlerdi. Kendi aralarında savaşın bitmemesi bize ne kazandırdı; zaman! Aramızdaki hainleri eleme, insansız hava araçlarımızı ve askeri teknolojimizi geliştirmek için zaman kazandırdı.

Hahamlar planlarından vazgeçerlermi? Vazgeçmezler. Bin yıllardır bugüne hazırlandılar, bu vakti beklediler. Onların asıl planı şuydu; büyük israil devletin oluşacağı alanı yerel halktan boşaltmak. Bunun için ilk önce sunniler ve şiiler çatıştırılacak, halkta göçe zorlanacaktı. Bu çatışmada şiiler galip gelmesi, pyd gibi guruplarda güçlendirilmesi hedefleniyordu. Planın ikinci aşamasına geçebilmek için, güney sınırlarımıza pyd ve irana bağlı milislerin yayılması hedeflendi. 15 temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı, planların ikinci sahfası devreye girecekti. Fetö devletimizi ele geçirecek, sonrası iran'a savaş ilan edecekti. Güney sınırımıza yayılan şii milislerini bahane gösterecek, erdoğanı şiilere çalışan bir ajan ilan edip irana savaş açacaktı. 2010 yıllarından itibaren fetö, erdoğanı casusluk suçlaması altında dinlemeye almış olması ve selam tevhit kumpasını hazırlaması bunun bir ön hazırlığıydı. Büyük bir plan kurulmuş ve herkese görev verilmiş. Mezhepler arasındaki savaş, ülkeler arası savaşa dönüşecekti. Biz iranla savaşırken, güney sınırımızdan pyd ve deaş gibi terör örgütleride sınırımızdan içeriye girecekti. Bazıları, amerikanın irak ve suriyede başarısız olduğunu söyler, hayr; olmadılar. Amaç zaten kaostu. 15 temmuz'a kadar neyi hedeflediyseler bunu büyük oranda başardılar. 15 temmuz gecesine kadar, ufak aksaklıklar dışında tüm planları işledi. Kırılma noktası 15 temmuz gecesi oldu. 15 temmuz sonrası tüm planlar çöpe atıldı. Neden? Büyük israil devletin oluşacağı alanı ilk önce sunnilerden temizlediler, sonrası bu alana şiileri yaydılar. Saddamı devirdiler, irak'ı şiilere verdiler. Deaş'ı suriye'ye yerleştirdiler, şiileri çağırdılar. Şimdi, büyük bir sorunla karşı karşıyalar; türklerle savaştırma bahanesine, kocaman bir alana şiileri yaydılar. Büyük israil devletin kurulacağı alana, israil sınırına kadar şiiler yerleşti. Bu şiilerde buralardan hiç ayrılmaya niyetli değil. Onlar için savaşacak türklerde yok. Büyük bir güvenlik sorunu, büyük panik içindeler. İran'a tekrar ambargo koymaların sebebide bu. Ya suriye topraklarını boşaltacaksınız ya türklere karşı savaşmaya karar vereceksiniz ya da size savaş açılacak denildi. Şimdilik, iran ben bir yere gitmem diyor. Onlar sunnilere tuzak kurdu, Allahta onlara. Kim bu şii milizleri oradan çıkartacak? İsrail değil. İsrail korkak bir millet. Amerika desen, onlarda gönüllü değil. Yüzbinlerce askeri, kendi askerini sahaya sürmesi gerek, bu da onlar için bir seçenek değil. Unutmayın, kendilerini finanse edecek para babalarıda yok artık. Pentagon boşunamı, arap ülkelerin paralarına konup duruyor. Ellerinde 50 binlik deaş türevi eleman var, bir de 50 binlik pyd'li. Pyd'li gurupları şiilere karşı kullanmak istemezler, çünkü bu türkiyenin işine yarar. Pyd, türkiye'yi hedef alma niyetinde kuruldu. Pyd'yi bu amaç dışında kullanıp yıpratmak istemezler. Deaş türevi elemanlarda o geniş çoğrafi alanı ele geçirmek için yeterli değil. Sizce neye karar verdiler; arapları savaştırmaya! Arap natosu fikri bundan dolayı ortaya çıktı. Arap natosu ile, büyük israil devletin oluşacağı alanı, şiilerden temizlemek istiyorlar. Bu yüzden amerika, yemendeki savaşın son bulmasını istiyor. Orada çatışan sunni, arap savaşçıları suriyede kullanmak istiyor. Bu mümkünmü; biraz zor. Onlar için artık hiçbir şey pürüzsüz yürümüyor. Örneğin; arapların bir gazeteciyi (kaşıkçı) kaçırmaya çalışması, sonrası bunu eline yüzüne bulaştırıp dünyaya rezil olması. Sağdan soldan sürekli sorunlarla karşılaşıyorlar. 2019-2020 yılına kadar tüm planlar sonlanmış olacaktı, şimdi ise sil baştan, hatta eksiden başlamaları gerek. Herşey aleyhlerine gerçekleşti. Şuan hiçbir plan ve projeye sahip değiller, var olanlarıda çöpe atmak zorunda kaldılar. Sahada sadece kendi müttefiklerini silahlandırıyor, farklı olanakların sonuçlarını hesaplıyorlar. Bu hesaplamalar bitinceye kadarda tüm hedefleri türkiye'yi iç sorunlarla meşgul kılmak. Kendi içimizde sorun olursa, sınır ötesine odaklanamayız. Bunu biliyorlar ve kaşıyorlar. Örneğin; erdoğanı, önümüzdeki seçimlerde nasıl zayıflatırız, seçim kaybettiririz. Nasıl sarı yelek eylemlerini türkiye taşırız. Ekonomik krizi nasıl büyütür, muhalefete malzeme veririz vs.

Rabbim ne büyük, çok büyük plan ve projeler ile yola çıktılar, dünyanın imkanları kendilerine sunuldu, kendilerinden o kadar emin yola çıktılar, ülkeleri ateşe verdiler, Allah ama bir gecede bir asırlık hazırlıklarını boşa çıkardı (15 temmuz gecesi). İbret alanlar için, bu çok büyük bir ibretlik vaka. Ne olacak şimdi; o çoğrafi alandan vazgeçemezler, pyd'den vazgeçemezler. Ülkemiz, kuzey ve batı sınırlarında deniz tarafından korunuyor, o noktalardan işgale uğramamız kolay değil. Doğu sınırlarımızdan işgale uğramakta kolay değil, çünkü büyük dağlar var. İşgale en uygun hattımız, güneydoğu sınırlarımız. Bu noktayada pyd'yi yerleştirdiler ve donattılar. Pyd'yi donatmaların tek sebebi, savaş esnasında işgale hazır bir kara orduya sahip olmak istemelerinden. Pyd'den vazgeçmek, suriyeden vazgeçmek türkiye'ye savaş açmaktan vazgeçmek anlamına gelir. Suriye ve türkiyeden vazgeçmekte büyük israil devleti hedefinden vazgeçmek anlamına gelir. Bu da onlar için bir seçenek değil. Onlar, kendi varlık nedenlerini büyük israil devletini kurmak olarak görüyor. Türkiyenin fıratın doğusuna girmesi ve pyd'yi yok etmek istemesini nasıl değerlendiriyoruz? Çok geç bile kalındı diyoruz. Ne olacak şimdi? Hiç istemedikleri şey olacak; ülkeler arası savaş. Ülkeler arası savaşı neden istemezler? Ülkeler arası savaşların sonucunu hesaplayamazsınız. Köşeye sıkışan bir millet, yok olmakla yüz yüze kalan bir millet, hesapta olmayan destanlar yazar, öngörülemeyen kahramanlıklar sergiler. Örneğin; kurtuluş savaşı. "Çılgın türkler" kavramın kaynağını iyi araştırın. Kurtuluş mücadelesini kazanmamız öngörülmüyordu. Buna hiç ihtimal verilmemişti. Bunlar bundan dersini çıkardı ve tekrar hesaplayamadıkları öngöremedikleri bir işin içine sürüklenmek istemiyor. Neden savaş o zaman; başka seçenekleri kalmadı. Kendi aralarındaki çatışma bitinceye kadar pentagon alttan alacak, sizi oyalamaya çalışacak. Bir yere kadar pyd'ye dokunmanıza izin verecekler. Kendi iç hesapları biter bitmezde, size savaş ilan edecekler.
Buna hazırlıklı olun. Bazı uzmanlar, amerikanın eninde sonunda pyd'den vazgeçeceğini söylüyor; yanlış. Bu uzmanlar, amerikanın neden suriye'ye girdiğini, daha doğrusu deaş'ı neden suriye ve irak topraklarına yerleştirdiğini neden pyd'yi kurup işlettiğini tam anlamış değil. Konu petrol, ipek yolu, kürt veya deaş değil, konu büyük israil devleti. Pyd'den vazgeçmekte büyük israil devletinden vazgeçmek anlamına gelir. Masonları alt eden, dünyanın en büyük ordusuna sahip olan, insanlığı köle gören ve üçüncü dünya savaşını çıkarmayı dini bir emir gören, bu sevdadan vazgeçermi; vazgeçmez. Allah bu milleti bir savaşa hazırlıyor, sizde toplumu buna hazırlayın. Örneğin; 15 temmuz gecesi, Allahın bu millete sunduğu, bir savaşa hazırlık probasıydı. Bu savaşa başka hangi ülkeler katılır, bunlar hangi tarafta yer alır, bunu Rabbim bilir. Türk milletine savaş açılacağı ama, çok açık ve net!

Başka çözümü yokmu; var! Kılıçdaroğlu ve akşener gibi dermitaş'ın hapisten çıkmasını isterseniz, pyd'yi topraklarını savunan arkadaşlar olarak görürseniz, avrupada gizli kapılar arkasında kandil'in yönetcileri ile görüşür, terör örgütün partisi ile nasıl işbirliği yaparız hesapları yaparsanız, fırat doğusuna bir harekatı bir seçim stratejisi olarak görürseniz, insanları sokağa çıkmaya davet ederseniz, o zaman savaşa gerek yok. Anahtar teslim devleti devredersiniz, olur biter. İlk önce Allah, sonra bizler ama, buna asla izin vermeyeceğimiz için, savaş kaçınılmaz. Bazıları yüz yıl öncesi olduğu gibi bu yüzyılda kaçacak. Biz ama, anadolu insanı ve vatanını seven atatürkçü kardeşlerimizle birlikte son kanımıza kadar bu toprakları savunacağız, hatta genişleteceğiz. Yüzyıl öncesi gibi anadolu insanı ve atatürk'çüler bir araya gelecek, gelmek zorunda! Bunun başka bir yolu yok. Küçük hesaplar kenara konulacak, doğu perinçek gibi konu vatansa devletin arkasında dimdik durulacak. Kılıçdaroğlun fitne tohumlarına kulak asmayın. Onlar paralel bir dünyada yaşıyor. Onlara yalanlardan bir dünya kurulmuş, onlar o dünyanın içinde yaşıyor. Gerçeklerden kopuklar. Ülkemizde kriz varsa savaş varsa, onlara göre bunun sebebi erdoğan. Akdenizi kim kaşıyor, pyd' yi kim ve neden silahlandırdı, gerçekler onların umrunda değil. Onlar, yalanlardan oluşan paralel bir dünyada yaşamayı tercih ediyor. Gerçekler ile yüzleşmek nefislerine ağır geliyor. Ha, bize göre kılıçdaroğlu ve akşener bilerek hainlik yapıyor. Bize göre onlar kandırılanlardan değil, bilerek ve isteyerek bu ihanetin içindeler. Devlet buna nasıl göz yumuyor, nasıl milyonları kandırmalarına izin veriyor, o da ayrı bir konu. Örneğin; kılıçdaroğlu çoktan hapse atılması gerekiyordu. Arkasından ağlayan bir chp' lide çıkmazdı. Tam aksine devlete teşekkür ederlerdi. Adam, chp' nin yüz yıllık genlerini yok etti. Vatansever ne kadar atatürkçü varsa bunları tasfiye etti, partiyi alisiz alevi ve terör sevici ne kadar tuhaf tip varsa bunlarla doldurdu. Bu chp ülkeyi karıştırmak için elinden geleni yapacak. Chp' ye gönül verenlere; bu chp, atatürkün kurduğu chp değil. Bu chp' nin peşinden koşmayın. Ne güzel dedi nihat genç; şuan chp kurultayında demirtaş ile atatürk yarışsa demirtaş kazanır, dedi. Chp içinden birisi, bakın ne güzel günümüzün chp' sini özetledi. Kısacası; günümüz; anadolu ve atatürkçülerin birlik içinde olması gerektiği gün.



Anasayfa


not.
 websitemize tablet veya cep telefonu üzerinden giriş yaparsanız üyelik işlemlerini gerçekleştiremiyorsunuz. Üye işlemlerini sadece bilgisayar üzerinden yapabiliyorsunuz. Bize ulaşmak isteyenler bilgisayar üzerinden sitemize giriş yaparlarsa üyelik bölümünden bize ulaşabilirler. Sizlere sitemizde huzurlu ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Kendinize, sevdiklerinize ve ülkemize çok iyi bakınız.


Dini Konular


Alternatif tıp hakkında bilgi aktaran bir sitenin dini konulara girmesi, bir çok okurumuzun merakına ve tuhafına gider. Bu konuda da sizlere bir açıklama getirelim, bir; İslam dini bizlere neden birşeyin başınıza geldiğini ve onu üzerinizden gidermek için ne yapmanız gerektiğini anlatır. O yüzden sanal tıp ve doğal tıp ne kadar hastalıklar ile ilgili ise İslam dinide o kadar ilgili. İki; türkiye geldiğimde migren gibi rahat tedavi edebildiğim bazı sıkıntılarda zorluk çektiğimi gördüm. Neden sanal ve doğal tıp yöntemleri ile bu sorunu çözemiyorum diye araştırmaya koyulduğumda nazar gibi negatif enerjilerin hastalıklara sebep verebildiğini, bu radyoaktif tarzı enerjileride doğal veya sanal yöntemler ile gidermenin mümkün olmadığını tespit ettim. Bu tür  enerjiyi yeryüzünde nötralize edebilmenin sadece iki yolu var, ya cinleri kullanacaksınız, piyasadaki biyoenerji uzmanların %99,98 kullanıyor ya da Kur'an-ı Kerimi. Biz kolay yolu değil biz zor olanı seçtik. Hikmet ve bereket zor ve meşakkatli yoldadır inancı ile yıllarca Kuran-ı Kerim üzerine araştırmalar yaptık ve bu araştırmalarımızın bazı sonuçlarını sizler ile paylaşmaya niyetlendik. Üç; ülkemizde yoga, reiki veya şakra gibi uygulamalarla iç huzur yakalama gibi felsefi akımlarla misyonerlik faaliyeti yürütülür. Her hangi bir vatandaşımız doğal tıp yöntemleri ile ilgili bir araştırma yapmak veya bunu öğrenmek istediğinde erişebildiği tek bilgiler bilimden uzak açıklamalar, uzak doğu felsefi akımları ile süslenmiş bilgiler ve uzmanlar. Biz bunu öğrendiğimiz an buna duyarsız kalamazdık, gençlerimizin masum beyinlerin o hurafe uzak doğu bilgileri ile daha fazla zehirlenmesine izin veremezdik. Dört; doğal tıp uygulayıcılarına baktığınızda bunların genelde ya kendilerini uzak doğu felsefelerine kaptırdığını ya beyaz türk tayfasından olduğunu ya da cinler alemi ile içli dışlı olduğunu görürsünüz. Biz bu üç tayfanın karşısında yer alan bir hayat görüşüne sahibiz, bu farkıda yazılarımıza ve websitemize yansıtmamız gerektiğine inandık. Beş; içiniz ne ise dışınızda o olsun. İçten hesaplı olmadan kıvırmadan dürüst ve direk olursanız, ben buyum beni kabul edecekseniz böyle kabul edin derseniz karşınızdaki insanlara hakkınızda yanlış biz izlenim vermezseniz. Hayatta daha az hayal kırıklığı yaşar ve yaşatırsınız. Ben hastalarıma ve okurlarıma hayat felsefemi ve duruşumu net aktarıyorum, kıvırmadan direk olayın özüne iniyorum. 

Şifanın Sırrı


Alanımda en iyisi olabilmek için yıllarımı okumak, araştırmak yeni teknikler geliştirmek ve bu tekniklerde üstad olabilme çabaları ile geçirdim. Vardığım nokta, halen en basit hastalıkları bazen çözemiyorum. Bin hastada tutan bir yöntem aynı hastalığa sahip başka bir hastada bazen tutmuyor. Sonunda anladımki doğru teşhis ve doğru yöntemleri bilmeniz size şifa garantisini vermiyor. Kendimi ne kadar yetenekli ve bilge görsemde, ne kadar özgüven dolu olsamda her yeni hastada kendimi yeniden mesleğe atılmış gibi hissediyorum. Bu acziyet hissiyatını ben bu zamana kadar hep daha fazla çalışmak daha fazla araştırmak, daha fazla yeni yöntemler keşfetmek ve kendimi sürekli sorgulamak ve bu soruların cevabını bulmakla geçirdim. Her başarısız olduğum vakada nerede hata yaptım; teşhistemi tedavidemi niyettemi gibisine. Mesleki hayatım yöntemlerimi ve eksiklerimi sorgulamak ve bunlara cevap aramakla geçti. Ne zamana kadar, bu zamana kadar. Yıllardır peşinde olduğum o gizem bir anda dank etti. Hani hayatın anlamı nedir, ömür boyu araştırdığınız ama bir türlü cevabını bulamadığınız sorular vardır ya, işte ben mesleğimle ilgili o gizemin peşindeydim; HASTAYI HASTA YAPAN NEDİR VE HER TÜRLÜ HASTALIĞI ÇÖZEN EVRENSEL BİR YÖNTEM VARMIDIR? Yıllardır peşinde koştuğum o gizemi görmeyi ve anlamayı Allah bu dönemde bana nasip etti. Mesleğimle ilgili çözümlemeyi başardığım o gizemi burada sizinle paylaşmak istiyorum. Websayfamıza girmeniz, benim bir ömür peşinde koştuğum o gizemi o sırrı almanız için demek yeterliymiş;
     
       - hastayı hasta yapan nedir
         günahları
      - evrensel çözüm nedir
         tövbe 

Sonuç

Bu sırrı çözümledikten sonra bir iki yıldır mesleğime aralık verdim. Bu inzivah sürecinde araştırma ve hobilerime yoğunluk verdim ve mesleğime nasıl bir yön vermem gerektiği üzerinde kafa yordum. Ne yapmalıyım, bir çıkmazdayım. Hekimlik benim ölçü ve değerlerime göre bir hastalığı tedavi etme sanatıdır. Eğer hastalıkları tedavi edemiyorsam o sanatı icra etmeninde bir anlamı yok. Başkaları bir ağrı kesici, bir antiobiyotik bir tansiyon ilacı bir akupunktur iğnesi bir manipülasyon ile kendilerini ve hastaları uyutmak ve kandırmakla ömürlerini geçirebilir. Bu ama benim ahlaki değerlerime, mesleki etik ölçülerime göre kabul edilir birşey değil. Eğer uygulamalarınız hastalıkların kaynağına inmiyorsa, o zaman daha fazla hastaları ve kendimizi kandırmanın bir anlamı yok. Bugün burasını tedavi edersiniz ama, o soruna sebep olan unsurü ortadan kaldırmadığınız müddet o sorun başka bir gün başka bir yerden patlaklık verecek. Yaptıklarımız sadece pansuman etkisi görüyorsa o zaman hayr kalsın, biz böylesine bir mesleği icra etmek istemiyoruz. İlaçlar derseniz, tedavi edici bir ilaç yok. Hiçbir ilaç şirketi tedavi edici bir ilacı piyasaya sürmüyor. En basiti antibiyotikler, ağrı kesiciler bile belki size bir veriyor gibi görünebilir ama bilinki sağlığınızdan on alıpta götürüyor. Aldığınız ilaçlar sadece hayatta kalmanızı sağlıyor, size sağlık getirmiyor. Ne zamana kadar? O ilaçlar başka yerleri tahribat edinceye kadar. Ne zamana kadar? Siz o ilaçlar ile hastalığı yıllarca oyalayıp hastalık bütün bedene yayılıncaya, onarılamaz boyuta ulaşıncaya kadar. Ne zamana kadar? Bedenleriniz o ilaçlara alışıp o ilaçlara tepki vermeyinceye kadar. Doğal tedavi yöntemleri derseniz, onlarda artık yetersiz kalıyor. Hastalar artık nadiren bir sorun ile geliyor ve nadiren bir hastalığın başlangıç noktasında size geliyor. Size geldiklerinde aradan 30-40 yıl geçmiş, sıkıntılar dokuların mayasını tamamen değiştirmiş. Siz, fizyolojik yapısını yitirmiş fiziki değişime uğramış dokuları doğal tedavi yöntemleri ile tedavi edebilmeniz için hastayı 4-6 aylık bir tedavi sürecine almanız gerek ve bu süreç içinde hastayı 24 saat tedavi altına almalısınız. Bu mümkünmü, mümkün değil? Hastalıklar anormal bir boyuta ulaştı. Siz artık insan enerjisi, aklı ve bitkiler ile bunun altından kalkamıyorsunuz. Bazıları (biyoenerjistler) bu çıkmazdan doğal olmayan yöntemler (cinler) ile çıkmaya çalışıyor. Ci
nlerin o yoğun enerjisi sayesinde, günümüzde sadece onlar, makul bir süre içinde makul bir netice alabiliyor. Öyle veya böyle, velevki o hastaların bütün sıkıntılarını makul bir süre içinde çözdünüz, yine bütün çabalarınız boş; o hasta o hastalıkları kendisine musallat eden günahları işlediği müddet başka bir yerden o günahlar tekrar bir hastalık olarak ortaya çıkacak. Bir hekim olarak siz sürekli suyun akışına karşı kürek sallıyorsunuz. Siz sıkıntıların kaynağı (günahlar) ile uğraşmıyorsunuz, siz ömrünüzü hasar tespiti ve hasarları onarmakla geçiriyorsunuz. Hastalıklar günahların dışa çıkış, yeryüzündeki görünür halidir. Siz bir çıkış noktasını kapatsanızda o kişi günahlar içinde yoğrulduğu müddet başka bir yerden yine bir hasar bir sorun ortaya çıkıyor. İşlediğiniz günahların ağırlığına göre bel fıtığından şeker hastalığına, kanserden kazalara kadar herkesin günahları farklı bir organ farklı bir uzuvda zuhur ediyor. Bu zamana kadar ben hasar tespiti ve hasarın onarımı ile meşgul olmuşum, bilmeden işlenen günahların hasarını onarmışım. O hastayı uyarma yerine ona indirilen ilahi cezayı ortadan kaldırmaya çalışmışım. O kişiye; sen günahkarsın, bir yerde bir hata işledin, tövbe et deme yerine onu tedavi ederek o yanlışların içinde yoğrulmasına katkıda bulunmuşum. Rabbim affetsin. Sonunda anladımki, hastalıkların çözümü ilaçlar veya alternatif tıp yöntemleri değil, hastalıklardan kurtulmanın yolu tövbe etmek, helalleşmek, kendiniz ve hayat ile barışmak, kendi ve atalarınızın günahları adına fakirleri doyurmak ve oruç tutmaktır. 

Tövbe

İnsanlar hastalıkları genetik bir bozulmadan bir mikrop bir travmadan ibaret bir oluşum olarak görür, ötesini görmez. Ötesini görmedikleri içinde hastalıklarına yönelik yeterince araştırma yaptıkları ve doğru hekimi buldukları an sıkıntılarını giderebileceklerini düşünür. Bu doğru değilmi? Doğru değil! İnsanlar kendilerine maalesef şu basit soruyu sormaz; bu mikrop bu genetik bozulma neden bana musallat oldu veya bu travma neden benim başıma geldi, neden ailemden veya çevremden birisinin üzerine değilde benim üzerime indi?
Bize bir hasta geldiğinde işte biz kendimize bu soruları sormaya başladık; o kişi ne yapmış olmalıki Allah onu cezalandırma ihtiyacı duymuş. Dini konulardaki araştırmalarımız bizi şu tespite itti; "başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle işlediklerinizden gelir" (Şura Süresi, 30). Biz hastalıkların ve başınıza gelen kaza ve belaların direk bu Ayet ile bağlantılı olduğunu tespit ettik. Bu Ayet bize ne anlatıyor? Allahın insanlara kötülük etmediği, başımıza gelen her musibetin kendi günahlarımızdan dolayı geldiğini anlatıyor. Siz bir hata bir günah işlerseniz bu size bir gün bir bela bir musibet olarak geri dönüyor. Eğer o hastalık bütün ailede görünüyorsa o zaman ebeveynler ve atalar birşeyleri yanlış yaptı. Bu tespit neden önemli? Şifa doğru teşhis ile gelir, siz sıkıntınızın kaynağını tespit ederseniz, şifayı yarı yollamış olursunuz. Mikroplar ve kazalar olayın görünen tarafı, görünmeyen tarafını bizler bu zamana kadar ihmal etmişiz. Bizler hastalıklara ve kazalara odaklanmışız o mikropları bize çeken bize musallat eden unsurlere değil. Madalyonun hep görünen yüzü ile ilgilendiğimiz içinde hastalıkların tedavisinde istediğimiz neticeleri bir türlü alamıyoruz. Müdahale ve çabalarımızda hep eksik hareket ediyoruz. Madalyonun diğer yüzü ne? Diğer yüzü tövbe, helalleşme, pişmanlık duyguları, insanın kendisi ile Allah ile ve çevresi ile barışık olması. Tövbe neden önemli? Başınıza gelen herhangi bir sıkıntı yapmış olduğunuz bir günahtan dolayı gelir, şifada ister istemez o günahın antidotu ile mümkün. Nedir günahın antidotu? Tövbe etmektir, helalleşmedir. Bu hastalığımızı çözermi? Hastalığınızı çözmez ama şifa için bir onay bir ruhsat almanızı sağlar. Bu, ssk'ya müracat edip tedavi olabilmek için gerekli belgeleri temin etmeye benzer. Siz nasıl ssk'dan bir onay aldıktan sonra o belge ile istediğiniz yere gidip tedavi olabiliyorsunuz, tövbe ve helalleşmede Allahtan o onayı almanızı sağlar. Bu ilahi onayı aldıktan sonrada istediğiniz yerde gönül rahatlığıyla tedavi olabilir ve tedavinizinde olumlu sonuçlanacağını ümit edebilirsiniz. Biz ama ne yapıyoruz, en azından bu zamana kadar ne yaptık; biz kendimizi sorguya çekmeden, tövbe etmeden en iyi hekim en iyi ilaç ne ise onun peşine koştuk ondan şifa medet umduk. Sonuç; ortama bir bakınız, sonuç belli değilmi? Hastaneler tıklım tıklım dolu, hastalıklar çılgınca bir artış içinde ve insanlar nice maddi ve manevi kayıplar altında.

Günahlar

Günahlar ile hastalıklar arasındaki bağlantı nedir? Hastalıklar iki tür insana temas etmez, iyi bir Allah kuluna ve imandan yoksun olana. Birisinin yeryüzünde yakacak günahı yoktur, diğerin günahlarını ise Allah cehennem için saklar. Geri kalan tüm insanlar günah yüklerine göre orta şekerden ağır bir hastalığa kadar farklı hastalıklar ile yüzleştirilir ve o günahları bu dünyada üzerlerinden atmalarına fırsat tanınır. Hastalıklar günahları nasıl yok ediyor? Günahları iki şey yok eder, birisi cehennem ateşi diğeri Allahın merhameti! Hastalıklar günahlarımızı yok etmiyorsa neden Allah bu acıları yeryüzünde çektiriyor? Çektiğiniz acılar günahlarınızı yok etmez, sadece size acı çektiren kişilerin üzerine yüklenmesine sebep olur. Örneğin; kansermisiniz, o kansere sebep olan unusurü kim piyasaya sürüklediyse siz acı çektikce günahlarınız alınır ve o kişinin üzerine yüklenir veya kazamı geçirdiniz, günahlarınız alınır ve o kazaya sebep olan yani sizden daha günahkar birisine yüklenir. Ya günahınızın yüzde ellisinden fazlasını başka birine aktarıncaya kadar o musibetin acısını tadacaksınız ya da Allaha sığınıp affınızı isteyeceksiniz. Y
unus as gibi; "ben nefsime zulmettim, kendi hatalarımla kendimi bu sıkıntılara soktum, beni bağışla Rabbim, sen merhametlilerin en merhametlisisin" deyip o günah yakma sürecini Allahın merhameti ile iptal edeceksiniz. Değerli dostlar; hastalığın ve sıkıntılarınızın çözümü ilaçlarda veya hekimlerde yatmaz, tövbe ve bağışlanmakta yatar
. Sizler kandırılıyorsunuz, sizlere hastalıkların birer lütuf olduğu anlatılır. YANLIŞ; hastalıklar ve musibetler birer cezalandırmadır! Sizlere hastalık ve belaların Müslümanın kaderi olduğu, bu dünyanın bir imtihan dünyası olduğu anlatılır. YANLIŞ; bu dünyada Allah müslümanın sadece rızkını biraz keser bunuda şımarmamanız için yapar, Allah sağlığınız ve çocuklarınız, aile huzurunuz, kaza ve belalar ile sizleri imtihan etmez. Ülkemizde her an birşeyin olabileceği söylenir, kaldırımda yürürken başına çatıdan taşta düşebilir otobüs durağında beklerken üzerine arabada çıkabilir denilir, aman dikkat olun denilir. YANLIŞ; bu kazalar dikkatsizlikten değil günahlardan gelir. Allah sizi o an orada olmanızı sağladı ve size o acıyı yaşattıysa bilinki siz yaptığınız ağır bir günahtan dolayı cezalandırılıyorsunuz. İnsanlar yeryüzünde istediklerini yapabileceklerini ve kimseninde kendilerine dokunamayacağını sanar. YANLIŞ; ne yanlışı yapıyorsanız 24 saat size tövbe etme şansı tanınır, o süreç içinde tövbe etmezseniz o suçun cezası size kesilir. Ya o anda genetiğiniz arızalanır ve bu arıza bir kaç yıl sonra genetik bir hastalık olarak ortaya çıkar, ya o günahınız ile evrende belirli olayları tetikler o günah bir gün bir musibet olarak karşınıza çıkar ya da şeytanlar üzerinize iner ve eşlerinize, çocuklarınıza, malınıza ve bedeninize ortak olur, ruhunuz ve bedeninizi bozar. O şeytanlar sizde takıntı, fobi, panik atak, sinir krizleri ve asabilik gibi sıkıntılara sebep olur. Kısacası ne yapıyorsanız, ödülü size o gün verilir, cezalar ise 24 saat sonra kesilir.

Birileri yüz nakli oluyor bizde o kişilere üzülüyoruz, halbuki hissetmemiz gereken üzüntü değil, yapmamız gereken o vakalardan ders çıkarmak. O kişi ne suçu işlemiş olmalıki Allah onun yüzünü elinden alacak kadar radikal bir karara varıyor. Birilerin bir kazada bir bacağı kopuyor bizde o kişilere üzülüyoruz, halbuki hissetmemiz gereken üzüntü değil, yapmamız gereken kendimize şu soruyu sormak; o kişi o bacak ile ne suçu işlemiş olmalıki Allah o bacağı o kişinin elinden alıyor. Birilerin çocuğu çok trajik şekilde vefat ediyor bizde o kişilere üzülüyoruz, halbuki hissetmemiz gereken üzüntü değil, yapmamız gereken o kişileri dışlamak, hatalarını yüzlerine vurmak; çocuğunuzun boğazından hangi haramı geçirdinizde Allah o emaneti sizin elinizden alma gereği duydu! Gördüğünüz gibi yaşadığınız herşey kendi elinizle işlediğiniz suçtan gelir. Kıssasa kıssas, hangi organ ve aza ile suç işliyorsanız, ilahi ceza o bölgeye iner.

Biz hekimler bu cezalandırma sürecini kırabiliyormuyuz?

Hayır, hekim olarak bizler bu sürece müdahale edemiyoruz. O ilahi cezalandırmayı teknoloji, bilgi ve mesleki tecrübe ile maalesef kıramıyoruz. O yüzden bize bir hasta geldiğinde biz ilk önce hastalığa veya tedavi yöntemlerine değil o kişi ne kadar islah edilmiş ona bakıyoruz ya da "Rabbim sen bu hastaya merhamet et, onun bizde şifa bulmasına izin ver" diye içimizden dua ediyor sonrası tedavimize başlıyoruz. Örneğin; bazılarınız
hastaların başında dualar okur, kur'an-ı kerim hatim eder, bu yanlışmı? Yanlış değil, ama hastanın kendisi geçmiş yaptıklarından üzüntü duymuyor, pişmanlık yaşamıyorsa ve sizde o kişiye bu belanın bir günah sonucu bulaştığını bilimiyor, o kişi için Allahtan af dilemiyorsanız o zaman okuduğunuz dualar, hatimler anlamsız. "İnsan için ancak kendi çalıştığının karşılığı vardır" (Necm Süresi, 39). Bizler insanların hatalarını ve hastalıklarını yadırgamayız, biz hasta olup günahları ile yüzleşmeyen, aynaya bakıp kendisini sorguya çekmeyen, hep başkalarında kusur arayanları yadırgarız!

Hastalandığımızda nasıl hareket etmeliyiz?


Hastanın kendisi ilk önce Allah ile sonra kendisi, sonrası çevresi ile barışması gerek, sonra şifa yolunda çalışmalara başlamalı. Bizler ama maalesef ne yapıyoruz? Bizler kendimizi sorguya çekmeden, Allah ile barışmadan kapı kapı şifa arayışına koyuluyoruz. Hatalarımızdan dolayı tövbe etmeden, kendimiz ve Allah ile barışmadan, helalleşmemiz gereken insanlar ile helalleşmeden şifa yoluna koyuluncada ne oluyor? Bizler arzu ettiğimiz şifayı bir türlü bulamıyor, hayatımızı bir hekimden diğerine koçuşturmak, gereksiz maddi ve manevi kayıplara uğramakla geçiriyoruz. ÖZETİ; hastalıklar günahlardan gelir, başınıza bir hastalık veya herhangi bir musibet geldiğinde odanıza çekilen ve nerede ne hatası yaptınız, o musibeti üzerinize çeken hata ne idi onu sakin kafa ile düşünün ve tövbe edin, o hatanızı düzeltmeye çalışın.
İLK ÖNCE AYNAYA BAKIN, BAŞKA YERE DEĞİL! Kendinizle temize çıktığınızda, Allah ve çevrenizle barışık olduğunuzda sizde göreceksinizki şifa arayışlarınız çok kolay geçecek. Üzerinizde ağır bir yükün gittiğini fark edecek kendinizi kuş gibi hissedecek, manevi bir huzur içinde olacaksınız. Çaldığınız ilk şifa kapısında da şifayı bulmanız size nasip olacak! Kendinizde bir suç bir hata görmüyorsanız atalarınıza bakın. Ataların yediği haramlar nesilleri etkiler, çocukların ve torunların hayatta huzur içinde yaşamasına mani olur. Atalarınızda da bir hata ve kusur görmüyorsanız, nazar üzerinde durun. Yaşantı tarzınız ile yaşadığınız ortama ayak uydurun, göze batmamaya, başkalarında o kötü haset duygularını uyandırmamaya çalışın.

" herhangi bir sıkıntınız için şifa bulmak istiyorsanız, ilk önce tövbe edin. kendiniz ve atalarınız için bağışlama dileyin. tövbeniz size bir ruhsat verilmesini sağlar, şifa alma onayını size verir. şifa arayışınızı bu ilahi ruhsatı aldıktan sonra yapın. tövbe yani o ilahi ruhsat eğer sizde yoksa başınızda ne kadar kur'an hatim edilsede, ne kadar hekime çıksanızda şifa bulmanıza izin verilmez." 

Allahın Taahhütü

Allahu Teala, Kur'an-ı Kerimde iyi kullarını şeytana karşı, şeytanın hilelerine karşı koruyacağını söyler. Şeytan denildiğinde de insanların aklına cinler tayfası gelir. YANLIŞ, şeytan kelimesi bir lakaptır ve bu lakap sadece cinler için geçerli değil, insanlar içinde geçerli. yani ALLAH İNSANLARDAN GELEN ZARARLARA KARŞIDA BİZLERİ KORUYACAĞINI TAAHHÜT EDER ama bir şart koyar; Allah iyi bir kul olmanızı şart koşar. Haramdan ve kötülüklerden uzak durmanızı bekler. Örneğin; çizgi dizilerine sinsice subliminal mesajlarmı sokulmuş, iyi bir kulsanız Allah çocuğunuzu korur. İyi bir kul değilseniz, çocuğunuz o bilinçaltı mesajlarından etkilenip bir sapık çıkar. Örneğin; kazancınızı hakmı ettiniz, Allah sizi telefon dolandırıcıları ve diğer üç kağıtçılara karşı korur. Kazancınız hak değilmi, o zaman Allah sizi korumaz ve önüne gelen sizi dolandırır. Örneğin; gıda maddelerine sizleri yavaş yavaş zehirleyecek maddelermi sokulmuş, iyi bir kulsanız o maddeler sizi etkilemez, Allah korur. İyi bir kul değilseniz, o maddeler sizde kansere, şeker hastalığına veya farklı genetik sıkıntılara sebep olur. Örneğin; her sabah işe'mi gidiyorsunuz, düzgün bir yaşantı sürdürüyorsanız o zaman Allah sizi korur. O durakta bir kaza olacaksada, yol üzerinde beş saniyeliğine bir markete gireyim der veya o gün evden geç çıkmanız nasip olur ve o kazadan korunursunuz. Düzgün bir yaşantı içinde değilseniz, yol üzerinde başınıza bir kiremitte düşer, otobüs durağında üzerinize bir kamyonda çıkar. Örneğin; çocuğunuzu üniversiteye gönderdiniz ve yanlış yollara sapar, başına birşey gelir diye endişemi ediyorsunuz, iyi bir kulsanız ve çocuğunuza haram sokmadıysanız merak etmeyin Allah korur. İyi bir kul değilseniz çocuğunuzu esrara, fuhuşa veya radikal örgütlere kaybedersiniz. ÖZETİ; iyi bir kulsanız Allah canınızı, malınızı ve çocuklarınızı size art niyet besleyen insan ve cin şeytanlarına karşı korur. İyi bir kul değilseniz, o zaman Allah, insan ve cin şeytanlarını canınıza, malınıza ve çocuklarınıza ortak olmasına izin verir. Hocam, olayları Allaha havale edip, biz iyi bir kul olma dışında birşey yapmayacakmıyız? Hepimiz düzgün, ilahi emir ve sınırlar içinde yaşamakla mükellefiz, vebal ve sorumluluk ise bilgi sahibi ve imkanı olanlar üzerinedir. Bir konu hakkında bilginiz yoksa, üzerinizde vebal yok. Siz ama birşeyin zararlı olduğunu bile bile yapıyorsanız, o zaman üzerinize bir vebal iner. İki; sorumluluk imkanı olanın üzerindedir. Siz gıda maddelerin içeriğini belirleyebilecek konumdaysanız, hangi çizgi dizilerin ekranda gösterilip gösterilmeyeceğini belirleyebilecek konumdaysanız o zaman Allah katında siz sorumluluk sahibisiniz. Öyle bir makamda değilseniz, üzerinizde herhangi bir sorumluluk yok. O vebal bu alanda mevki ve makam olarak sorumluluk sahipleri üzerinde! Tabii sizde kendi çapınızda, güç ve imkanız kadar yakın çevrenizdeki olup bitenlerden sorumlusunuz.

test