nühüm                                                                                                                     
Ey şanlı türk ordusu; yolun açık kılıcın keskin olsun. Rabbim seni korusun. Rabbim yar ve yardımcın olsun. Kıyamete kadar seni üstün ve muzaffer kılsın. Kıyamet gününe kadar İslama hizmet Müslümanlara önderlik etmeyi, İslam bayrağını taşımayı, hakkın ordusu olmayı nasip etsin. Ne mutlu size ne mutlu sizi yetiştiren anne ve babalara....

                                                          
                                            



15.10.2019- olayların akışı doğrultusunda bir güncelleme yapalım. Mehmetçiklerimiz maşallah hızır gibi girdi ve belirli alanı teröristlerden temizledi. Bu hız dünyayı şaşkına çevirdi ve A planlarını altüst etti. Şimdi plan B'yi devreye soktular. Plan B Nedir? Türkiye bu harekatı BM 51. maddesi doğrultusunda gerçekleştiriyor. Eğer komşu ülkelerin merkezi hükümetleri sınırlarınıza yapılan saldırılara müdahale edemiyorsa etmiyorsa BM 51. maddesi size o ülkeye müdahale hakkını tanıyor. Suriye rejimin pyd bölgesi üzerinde bir söz hakkı varmı? Yok. Bu da BM 51. maddesine türkiye ye o bölgeye müdahale etme hakkı tanıyor, tabiki saldırı gerçekleşirse. Saldırı gerçekleştimi? Evet, ülkemizde patlayan bir çok bomba, öldürülen bir çok terörist ve atılan havan topları ve taciz ateşleri kuzey suriyeden geliyor. Bu da bize 51. maddeyi kullanma o bölgeye girme hakkını tanıyor. Türkiye o bölgeye girdi. Türkiye ama onların beklemediği bir başarı sergiledi, resul ayn ve tel abyadı hızlı bir şekilde ele geçirdi. Bunlarda türkiye durdurma adına B planına geçtiler, nedir B planı; ypg'ye dedilerki sen kamışlı ayn el arab ve münbiçi rejime devret. Öyle ayarladılarki esad rejimi gelinceye kadar amerikan askerleri bekledi, amerikan askerleri çıktı esad rejimi o bölgelere giriş yaptı. Esad rejimide o bölgelerden türkiye herhangi bir saldırı gelmeyeceğini taahhüt etti. Bildiğiniz bir bildiri yayınladılar. Yani, suriye rejimi o bölgeleri ele geçirerek artık sana bu bölgeden saldırı gelmeyecek, merkezi hükümet olarak ben bu bölgenin kontrolünü aldım ve sana taahhüt ediyorum dedi ve türkiyenin dayandığı 51. maddeyi elinden almış oldu. Pyd bi nevi kendisini suriye rejimine sattı. Şimdi ne olacak? Aslında bu yeni gelişmelerden herkes çıkarlı çıkabilir. Bu hem rusyanın işine geliyor hem amerika hem israil'in hem türkiyeninde gelebilir. Ne kadar çok israil ve amerika suriyenin kuzeyini kaybetmekte kızsalarda, B planına geçip bu işte yine karlı çıkma şanslarına sahip. Nasılmı? İsrail'in acilen bir kürt devleti kurma diye bir derdi yok ama acilen şii milizlere karşı bir önlem alma ihtiyacı var. Şii milizler irak lübnan ve suriye'ye kadar israilin yayılmak istediği geniş bir çoğrafi alana yerleşti. Şii milizler israil sınırına resmen dayandı. Biz nasıl pyd'ye acilen müdahale etme ihtiyacı duyuyorsak onlarda şiileri böyle bir tehdit olarak algılıyor. Şiilerin bu yayılımından rusyada şikayetçi. Eğer pyd'nin bir kolunu rusya'ya verirlerse o zaman rusya, esadı kontrol etmek ve o bölgede ihtiyaç duyduğu kara orduyu şiilerden değil pyd'den oluşturabilir. Ne esad ne de rusya bundan böyle şii milizlere ihtiyaç duyar. Türkiye'yi bölme planını ertelerler israile direk tehdit olan şii milizlerine yönelirler. Belkide bu olayın sonunda iran dışında kısa vadede herkes kazançlı çıkabilir. Önümüzdeki günlerde mümbiç, ayn el arab (kobani) ve kamışlıya harekat ertelenecek gibi duruyor, yoğun bir müzakere diplomasisi yürütülecek. Eğer amerika, türkiye ve rusya antlaşırsa o zaman iranı zor günler bekliyor diyebiliriz. Eee, sunilere yaptıkları onca zulüm ve katliamın kendilerine bir gün döneceği kesindi. İlahi adalet bunu gerektirir. Ne ekersen onu biçersin. Bekleyelim görelim.

11.10.2019-
Barış harekatı hakkında kısa notlar. Harekat boyunca sizden sorular geldikçe bizlerin aklına düşünceler düştükçe bilmeniz gerektiğine inandığımız konuları buraya taşıyacağız. Umarız bu bilgiler verdiğimiz bu savaşı daha iyi anlamanızı sağlar. Değerli dostlar, hak ile batıl arasındaki savaş sadece silahla verilmez sadece bir cephede yürütülmez, onlarca cephe var ve bunlardan biride sosyal medya platformları. Mehmetçiğimiz bir cephede savaşıyor, bizde diğer cephelere koşmalı diğer cepheleri düşmana bırakmamalı orada savaşımızı vermeliyiz. Bunlar günümüzün bedir ve uhudları. Lütfen bu mücadeleden nasbinizi alın, bu büyük nimeti kaçırmayın. Günümüzde sefere çıkmak parmağınızı oynatmak kadar kolay. Örneğin; twitterde attıkları bir yalan haberin altına bir yorum yazmanız, bunun bir yalan olduğunu söyleminiz gerçeği yazmanız sizi gazi yapar. Günümüzde gazi olmak bu kadar kolay, lütfen bu nimete karşı duyarsız kalmayın. Mehmetçiğimizi ve devletimizi eleştiren, hakaret eden insanlara, yalan haberlere dilinizle karşılık verin dilinizle veremiyorsanız kaleminizle verin kaleminizle veremiyorsanız kalbinizle dualarınızla verin. Bilhassa yabancı diliniz varsa, twitter gibi sosyal paylaşım platformlarını aktif olarak kullanın. Bizim bir çok takipçimiz yurtdışında yaşıyor, onlardan ricamız lütfen aktif olun. Mehmetçimiz nasıl sefere çıktıysa sizde sosyal medya platformlarında sefere çıkın. Gece gündüz uyumayın sefere çıkın. Rabbim her birimize bu mücadelede bir katkı vermeyi nasip etsin.

Not: 26 eylülde silivri açıklarında yaşadığımız deprem doğal bir deprem değildi. Amerikalılar tarafından haarp teknolojisi ile suni oluşturan bir depremdi. Amaç istanbulda büyük bir yıkama sebep olup Türkiyenin sınır dışı operasyonuna engel olmaktı. Kendi ülkende yüzbinlerce vatandaşın binalar altında olduğu bir dönemde kimse sınır ötesi bir harekata kalkışamaz. Ne kadar acil olsada, kendi vatandaşların acı çekerken sınır ötesi bir harekata iç kamuoyundan kimse destek vermez. Depremi tetiklemenin amacıda buydu. Başarılı oldularmı? Olamadılar. Neden? Buradan büyük bir istanbul depreminin geleceğini söyleyenlerede günaydın diyelim; 1999 yılındaki depremde de haarp teknolojisi kullanmışlardı. O da doğal bir deprem değildi. Siz sürekli böylesine suni depremler meydana getirdiğinizde ne olur biliyormusunuz, fay hatlarındaki gerilimi alırsınız. O teknolojiyi kullandığınız her defasında meydana getirdiğiniz depremin büyüklüğü daha düşük seviyelerde olur. Örneğin; 1999 yılında yıkıma sebep oldular çünkü o hattın içinde yüz yılların gerilimi vardı, onu boşalttılar ve büyük bir yıkama sebep oldular. Bu sefer ama aynı etkiye sebep olamadılar çünkü bu sefer hattın içinde yüzyılların basıncı değil 20 yıllık basınç vardı. Siz aynı fay hattında sürekli bir deprem tetiklemeye çalışırsanız her defasında gazı alır bir sonraki depremin şiddetini azaltırsınız. Örneğin; 26 eylülde biz arka arkaya arttçı depremler yaşadık. O gün adamlar o büyük depreme sebep olamayınca arka arkaya zorladılar. Sonra anladılarki o büyük yıkım olmayacak. 1999'da Rabbim bize o yıkımı laik görmüştü, bugün ama değil. Tam sınıra yaptığımız yığınak döneminde harekatı başlatacağımız bir dönemde bize böyle bir yıkımı laik görmedi. Artı o yapay depremler ile bu salaklar fay hatlarındaki gerilimi epeyce azalttılar, yani bu salaklar bizleri bir kaç yüz yıl daha o büyük depremden arındırmış oldular. Bunları niye anlatıyoruz? Bize engel olmak için her türlü pisliği, ellerindeki her kozu oynuyorlar bunu bilmenizi istediğimiz için bu bilgileri size aktarıyoruz.

Not: İslam dini barış dini değil, İslam dini kıssas dinidir!!! Şivan perwer adındaki şerefsiz ne yaptık size diyor niye saldırıyorsunuz diyor. Şerefsiz nemi yaptınız; diyarbakırda işci taşıyan minibüsü havaya uçurdunuz, fethi sekin'i izmirde şehit ettiniz, batmanda aybüke öğretmenimizi şehit ettiniz, derikte kaymakamımız safitürk'ü şehit ettiniz, şerefsiz şanlıurfada necmettin öğretmenin yolunu kestiniz dağa kaçırdınız, işkence ettiniz kafasını taşla ezip munsur nehrine attınız. Şerefsiz, yasin börüyü 3. kattan attınız, kendisine yerde işkence edip üzerinden arabayla geçtiniz. Şerefsiz pislikler sizi. Bu katliamlarınızda listenin başı, bunlara 30 yılda 30 bin insanı dahil edin.
Şerefsiz, her ay ortalama 100 insanı katlettiniz. Şerefsiz, hdp binası önünde nöbet tutan annelerin yavrularını dağa kaçırdınız. Şerefsiz, kürt halkına yol yapmak hastane yapmak havaalanı yapmak isteyen şantiyeleri bastınız ve iş makinalarını yaktınız.  Birde soruyor, ne yaptıkki diyor. Şerefsiz, yöre halkın istikbalini çaldınız, gençleri uyuşturucu bağımlı yaptınız, bölgeyi yoksulluğa ve sefilliğe ittiniz. Şerefsiz, sicilinizde kötülük anlamında yok yok. Şerefsiz, yapmadığınız pislik yokki birde soruyorsun. Sanatçılar meslek odaları onlarda soruyor, niye savaşıyoruzki diyorlar. Sanki isveçte yaşıyorlar sanki hiç şehit görmediler sanki ülkemizde hiç terör yok. Son damlamıza kadar savaşacağız diyorsun, kimsiniz siz şerefsiz. İsrailmisiniz, ingilizmisiniz fransızmısınız amerikanmısınız kimsiniz siz. Kürt olmadığınız belli. Soyun sapın ne senin? Ermenimisin yahudimisin? Kürt olmadığın kesin. Benim kürt kardeşlerim türk kardeşleri ile omuz omuza, bin yıl öncesi olduğu gibi bugünde haçlı ordularını ve onların maşalarını ortadoğuda durdurmak için savaş veriyor. Sen neredesin şerefsiz, hadi sıkıyorsa sende gel ve karşımıza çık. Son damlamıza kadar savaşacağız diyorsun, hadi sıkıyorsa gel ve türk kürt ve arap memedlerin önüne dikil. Faşist türkler diyor, şerefsiz madem biz faşistiz neden yüzbinlerce kürt sizden kaçıp bize sığınıyor. Şerefsiz, devlet olarak ilan ettiğiniz kürdistan bölgesinde yaşayanların yüzde 90'ı müslüman, o bölgelerde biz neden ezan duyamıyoruz. Şerefsiz yasakladınız çünkü. Şerefsiz, onlarca yıl afrindeydiniz niye yöre halkını eğitimden mahrum bıraktınız. Biz geldikte bu çocuklar ABC alfabesini öğrenmeye başladı. Sağlık hizmetleri, temiz su ve alt yapı nedir şefkat nedir insanlık nedir bunu bizimle gördü. Beş yıldır suriyenin kuzeyindesiniz, ne verdiniz yöre halkına ne yatırımı yaptınız ne hizmeti götürdünüz. Siz işgal diyorsunuz, yöre halkı kurtarın bizi bunlardan diyor. Şerefsizler ne işgali, bu bir özgürleştirme hareketi. Şerefsizler, çevrenize bir bakın avrupanın dünyanın beyaz adamı dışında kimse arkanızda değil. İnsanları direnişe çağırıyorsunuz kimse sizi dinlemiyor, neden çünkü zalimsiniz çünkü kürtler dahil herkes sizden nefret ediyor. Hiçbir yerel halk arkanızda değil. Bu insanların elinden çocuklarını aldınız, evlerine bomba tuzakladınız, namuslarına el uzattınız, inançlarını yasakladınız, mal ve mülkerine el koydunuz karşı gelenlerede işkence edip öldürdünüz. Siz nere insanlık nere. Şerefsiz, salaklar velevki kürdistanı kurdunuz, size kürdistanı yedirirlermi. Salaklar ne için israil size gaz veriyor ne için avrupa size destek veriyor, salaklar bunlar tarih boyunca birine iyilik yaptıdamı size iyilik yaptığını düşünüyorsunuz. Yedirirlermi o bölgeyi size. Onu katledeceksiniz şunu katledeceksiniz, topraklarınız bize ait diyeceksiniz, çocukları kaçıracaksınız, kadınlara tecavüz edeceksiniz, bölge halkına işkence edeceksiniz, insanların malına mülkünü el koyacaksınız, sizin gibi düşünmeyenleri sürgün edeceksiniz, dünyayı uyuşturucu zehirine boğacaksınız sonrada barış, öylemi? Yok öyle yağma. Allah bizden kıssas emreder. Çağımızın hukuk sistemide bunu emreder. Bir bedel ister. Ne yapar? En azından hapise atar. Her türlü zalimliği yap sonrada barışalım. Hadi ya. Teröristlere laf etmeden barış nareleri atanlarında Allah belasını versin. Barış yapmamızı istedikleri kişiler ne tür eylemler içinde bulunduysa bulunuyorsa, o eylemler kendilerini vursun. Buna bir savaş diyenlerin Allah belasını versin. Savaş devletler ile yapılır. Teröristlere karşı yürütülen mücadeleye siz eğer savaş olarak tanımlarsanız, karşı tarafı bir devlet (kürdistan) o teröristleride mazlum halk olarak görmüş olursunuz. Bu da bize size lanet okuma hakkı verir. Barış isteyen buna savaş ve işgal diyenlerin kim olduğunu çok iyi biliyoruz. Bunlar 1453 de zulüm başladı diyenler istanbulun fethini bir işgal olarak görenler. Bunlar gazi mustafa döneminde yaşasaydı, gaziyede karşı çıkar biz barış istiyoruz, savaş bir insanlık suçudur derlerdi ve dedilerde zaten. Batı bize medeniyet ve kalkınma getirecek savaşmaya ne gerek var dediler. Sendikalara meslek odaları veya o güya sanatçılara veya hdp'ye bunu bir işgal harekatı olarak görür, erdoğan bunları şımarta şımarta bunlar artık pyd ve pkk gibi bir ulusal güvenlik sorunu haline geldi. Bunlarada acilen dokunulmalı, vatandaşlıktan atmaksa atılıp bunlara bir bedel ödetilmeli bu avrupa birliği sevdasından vazgeçilmeli, ülkemizdeki amerikan üsleri kapatılma vs. Biz ama ne anlatıyoruzki burada, anayasa mahkememizin kendisi teröristlere yardım ve yataklık yapıyor. Rabbim bize acilen yardım etsin. İşimiz zor!!



Bu harekat neden önemli?
1991 körfez savaşı sonrası, müttefik birlikler kuzey iraklı kürtleri saddamdan koruma bahanesi altında müttefik birliklerin silahlı kuvvetlerinden bir birlik oluşturdu ve bunun adına "çekiç güç" ismini verdi. Sonrası bu birlik silopi ve incirliğe yerleştirildi. Bu özel kuvvetler birliği ne yaptı? Kandil merkezli, kuzey irakta günümüzün pkk'sını kurdu, eğitti, donattı, korudu ve işletti. Tarih, tarihten ders almayanlar için tekerrür eder. Tarihten ders alanlardanmısınız değilmisiniz? Tarihten ders alanlardansanız o zaman amerika tarafından aynı kazığı yemeye razı değilsinizdir herhalde. Bugün '91 yılınki senaryosunun aynısını sergiliyorlar. O dönem bahane saddamdı bugün ise deaş. O dönem kuzey irakı özerkliğe kavuşturdular bugün ise suriyenin kuzeyini. Kuzey irakta kurdukları düzen 40 yılımızı çaldı. Onbinlerce şehit, yüz milyarlarca dolar zarar, halklar arası nice fitne tohumları ve bölgesel geri kalmışlık vs. Siz bundan ders çıkarmaz aynı düzenin kuzey suriyede de kurulmasına izin verirseniz bu sefer bu düzen 40 yılımıza değil 200 yılımıza, yüz milyarlarca dolara değil yok oluşmuza mal olacak. Değerli dostlar, biz çok büyük bir lütfa sahibiz o da biz bu oyunun sonunu biliyoruz, o da büyük israil devleti. Günlük olayları söylemleri ve yaşananları anlamakta analiz etmekte belki zorluk çekebilirsiniz, bu durumda kitabın sonuna bakın ve kitabın sonu doğrultusunda tarafınızı belirleyin. Deaş, pkk/pyd veya kürdistan kavramı bunların her biri büyük israil devletini kurmak için bu bölgeye yerleştirildi. Suriye ve irakta başlattıkları bu fitne tohumları, böl parçala ve yönet taktiği ülkemizide saracak şekilde tasarlanmış. Bizlerinde hedef olduğunu nereden biliyoruz, senaryonun sonuna bakarak büyük israil devletin haritasına bakarak.
Hiçbir analize gerek duymadan kitabın sonuna bakarak akıbetinizi anlarsınız. Eğer birazcık analiz kapasiteniz varsa hdp ve pkk söylemlerinden, ülkemizde özerklik ilan etmelerinden bu yangının bize doğru geleceğini zaten anlarsınız. Birazcık daha analiz kapasiteniz varsa condoleezza rice'ın 2003de kaleme aldığı türkiye dahil, ortadoğuda 22 ülkenin sınırlarının değişecek makalesinden bunu çıkarırsınız. Biraz daha analiz kapasiteniz varsa 80'lerde batıda yazılıp söylenenlere bakarsınız. Biraz daha varsa '60 inersiniz, yüz yıl bin yıl öncesine inersiniz vs. Eğer hiçbir analiz kapasiteniz yoksa tek yapmanız gerek büyük israil haritasını elinize alıp ona bakmanız, kendi topraklarınızı o haritanın içinde gördüğünüzde en geç o zaman ampül sizde de yanması gerek. İsrail nerede türkiye nerede, bunlar komplo teorisi diyorsanız en geç erbilde ve süleymaniyede yani sınırınızda israil bayrakları ile bağımsızlık kutlandığını gördüğünüzde sizde de ampül yanması gerek. O kutlamaları kaçırdıysanız eski isrialin eski genelkurmay başkan yardımcısı golan, pkk'nın irak, suriye, türkiye ve iran'ı kapsayan "büyük kürdistan'ı" desteklediğini söylediğinde sizde bir ampül yanması gerek. O söylemi kaçırdıysanız en geç suriyeye ait golan tepeleri israile verildiğinde bir ampül yanması gerek. Onuda kaçırdıysanız israil başbakanı netanyahu, kuzey suriyeden çekilerek trump bizi arkamızdan hançerledi ikinci israil devletini kurmamıza engel olduğu söylemini duyduğunuzda işin vahamiyetini anlamanız gerek. Alttan golan kuzeyden kürdistan, geriye yöre halkın göçe zorlandığı boş bir iki yüz km'lik çöl arazisi kalıyor. Hatta o kadarda değil çünkü golan tepelerin güvenliği için dahada çok suriye toprakların içine girecekler, bunu yaptıklarında da türkiye ile israil arası mesafe bir kaç km mesafeye inecek. Eğer ben o haritalara bakacak zamanım yok güncel konuları takip edecek vaktim yok diyor ve hiçbir bilgiye sahip değilseniz o zaman israile bakın israil ve batı kimi destekliyorsa onlardan uzak durun.


Hocam barış daha güzel değilmi?
Elbette güzel ama barış narelerin atanların anlamadığı konu şu; tek taraflı barış olmaz. Siz istiyorsunuz ama karşı taraf istemiyorsa ne yapacaksınız? Bir komşu düşünün, sürekli sizin evinize malınıza ve mülkünüze saldırıyor ve sizde gidiyor ona barış teklif yapıyorsunuz, onu anlamaya derdini öğrenmeye çalışıyorsunuz, yardıma muhtaçsan yardım edeyim diyorsunuz ama hiçbir yere varamadığınızı düşünün, bu durumda ne yapardınız? Ya o evi terk ederdiniz ya da savaşırdınız. Ya malınız ve mülkünüzü onlara teslim ederdiniz ya da malınız ve mülkünüz için savaşırdınız. Bizim burada yaptığımızda bu, savaşmak. Barış nareleri atanlar, karşı tarafın barış istemediğinin ya farkında değil ya da ideolojik (solcu) yakınlık hissettikleri için farkında olmak istemiyor. Burada barış söz konusu değil çünkü barış, barış istemeyenlerle olmaz. En son bunlara barış teklifi yaptığımızda ne oldu? İllerimize silahları yığdılar ve özerklik ilan ettiler. Sadece o hendek ve barikat olaylarında 800 civarı güvenlik koruyucumuz şehit oldu, 4 bine yakında gazi. Gazilerimizin yarısınında en azından bir uzvu gitti. Taş üstüne taş bırakmadılar o bölgede. Yani bunların barış söylemlerin samimi olmadığını acı bir şekilde tecrübe edindik. İki; bunlarla barış zaten olmaz çünkü bunlar doğal komuşunuz değil. Bunlar sizi evinizden etmek için binlerce km uzaklardan getirilip yanınıza yerleştirilen ajanlar. Bunların sizinle barış yapması demek kendi varlık gayelerini inkar etmek demektir. Bunlar birer ajan. Hdp eş başkanlarına bakın bunların hepsi avrupadan geldi, çocuklarıda avrupada okuyor ve yaşıyor. Onların barış istemesi onların buralara gelme gayelerine, aldıkları emirlere ters. Velevki onlar istedi, onları görevlendiren yetiştiren ve büyütenler buna izin vermez. Barış isteyenleri anında tasviye eder (kck operasyonları), yerlerine daha militan daha azgınlarını getirirler. Barış burada söz konusu değil çünkü bu mücadele doğal komşumuza yönelik değil, bu mücadele avrupada yetiştirilip bize komşu edilen ve bizi malımızdan mülkümüzden etmek isteyen ajanlara karşı yürütülüyor.

Hocam, barış ve kardeşlik diyorlar buna bir şans vermeye değmezmi?
Değerli dostlar şeytan insanı kelimeler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda kötülükten başka birşey göremezsiniz. Şeytan, demokrasi ve barış gibi insan hakları gibi tüm güzel kelimelere sahiplenir, melek gibi görünür perde arkasında ise zerre iyilik göremezsin. Örneğin; pkk/hdp ve ypg. Bunları dinlediğinizde ağızlarından demokrasi, hak ve hukuku ağızlarından düşürmezler. Eylemlerine ama baktığınızda sadece zulüm ve kötülük görürsünüz. Örneğin; barış isteyen birisi 50 bin tır silah yığını yapmaz, barış isteyen birisi yüz bin kişilik ordu kuracağım demez, barış isteyen birisi senin sınırların boyunca yüzlerce km tünel kazmaz, barış isteyen biris kendi haritalarında senin topraklarını kendisine aitmiş gibi göstermez. Örneğin barış harekatında 600 yakın havan toplarını bize attılar. Arkadaşlar, barış isteyen bir halkta ne işi var bu havan topların? O yüzden insanların kelimelerine bakmayın, eylemlerine bakın. Bu insanların eylemide bize, söylemlerinin samimi olmadığı bunlara karşı önlem almamız gerektiğini gösteriyor. Örneğin barzani yönetimindeki kürt bölgesi. Biz onlara karşı bir askeri hareket düşünüyormuyuz veya bunu hiç dile getirdikmi? Hayır. Neden? Onlar türkiye karşı herhangi bir askeri hazırlık bir yığınak yapmıyorda ondan. Demek bizim kürt kardeşlerimizle komşularımızla sorunumuz yok bizim sorunumuz bizim sınırımıza tünel kazan silah yığınağı yapanlarla. Sorarlar insana; bayram değil seyran değil, siz neye hazırlanıyorsunuz?


Bu bir işgal harekatı değilmi?
Birşey işgal olabilmesi için işgal ettiğiniz topraklar, savaş açtığınız o kişiler o toprakların sahibi olması gerek. Burada bu söz konusu değil. Burada yaşadığımız olay, o topraklara ait olmayan bir azınlığın (leninist marksist kürtler) sizi deaştan kurtarıyoruz bahanesi altında o bölgeye yayılıp o bölgeye sahiplenmesi ve o bölge insanlarını evlerinden kovmasından ibaret. Bizim doğal komşularımız evlerinden kovuldu, yerlerinede o bölgeye yabancı pyd/pkk sempatizanı kürtler getirildi. Orasının demografisi ile oynadılar. Onlar orasının yerlisi değil. Orasının yerlileri araplar. Nerede bunlar? Bunların bir kısmı türkiye sürgün edildi diğer kısmıda amerikan askeri gücü tarafından sindirildi. O bölgenin diğer yerlileri olan kürtlerde irak ve türkiye sürgün edildi. Bu harekat işgal olarak nitelendirilemez çünkü savaş açtığımız terör örgütü o bölgenin yerlisi değil. Onlar silah gücüyle oraya yerleşti. Allahın kıssasa kıssas kuralına görede silah zoruyla oradan çıkartılacak. Boşuna atalarımız ne ekersen onu biçersin dememiş.

Esad yani suriye hükümetin onayı gerekmez mi?
Gerekmez. Bir; s
uriye rejimi kendi sınırları içinde bulunan pyd bölgesi üzerinde hiçbir söz hakkına sahip değil. Durum bu olunca o bölgeye bir harekat için suriye rejiminden izin almayada gerek yok. Siz izni yetki sahibinden alırsınız, suriye rejimin o bölgede hiçbir yetkisi yok ki türkiye sorma ihtiyacı hissetsin. İki; her ülke kendi ülkesinden komşularına saldırı yapılmasına engel olmak zorunda. Engel olmuyorsa olamıyorsa o zaman uluslararası hak komşu ülkenin müdahalesini meşru görür (BM 51. Maddesi). Merkezi hükümetler kendi sınırları içinden komşulara yapılan saldırılara engel olma zorunluluğuna sahip. Eğer komşu ülkeleri tehdit eden oluşumlara merkezi hükümet engel olamıyorsa o zaman uluslararası yasalar o ülke topraklarına müdahaleyi meşru kılar. Örneğin amerika'nın irak ve afganistana yaptığı müdahaleler. Üç; suriyede merkezi yönetim diye birşey kalmadı. Bürokrasisi iran tarafından yönetiliyor, güvenliğide rusya. Birileri ama halen suriye merkezi yönetimin onayını almamızda ısrar ediyorsa bilinki bunlar ya ideolojik olarak esada bağlı ya da bizim harekata karşılar. Bu kişiler bunu açık itiraf edemediği için bu tür bahanelere sığınıyor. Esad diyorlar deaş diyorlar, bizleri farklı konular ile meşgul kılıp bizleri esas konuyu konuşmaktan yani ypg' yi konuşmaktan alıkoyuyorlar. Dört; üzücü olanda bu, oturun ve konuşun dedikleri kişi (esad) kendi halkını fosfor bombaları ile bombalamış, 50 bin kişiyi hapishanelerde işgence ederek öldürmüş, yüzbinleri katletmiş milyonları dünyanın farklı köşelerine sürgün etmiş bir cani. Böyle biri ile bir araya gelin diyorlar, erdoğana gelince ama erdoğan ile bir araya gelen herkesi yerden yere vuruyor ve yalaka ilan ediyorlar. Biri herkesi katlediyor diğeri kucaklıyor, katleden makul kucaklayanda diktatör oluyor. Nasıl bir algı oluşturduklarını görüyormusunuz? Kendileri bu ülkede kaymağı götürüyor zevk ve sefa içinde yaşıyor, yaşadıkları ülkelerin başkanı ama diktatör oluyor. Kendi vatandaşlarını katleden tecavüz eden, işkence eden ise makul bir devlet adamı olarak görülüyor. Bunların nasıl bir sapkın ruh hali içinde olduğunu buradan da çok güzel anlayabilirsiniz. Allah saptırdığını işte böylesine saptırdıkça saptırıyor. Bunların hayatları çelişkiler içinde. Solcu bir insan her zaman merkezi hükümete direnç gösterir derler. Sürekli TC hükümetin karşısında yer alırlar. Suriyeliler bunu yaptığında suriyeliler merkezi hükümete direndiklerinde ama onları terörist onları katleden merkezi hükümetide kahraman ilan ederler. İşte bunlar böylesine bir çelişkili hayat içinde. Örneğin; bunların sosyal paylaşım platformlarında isimlerin önünde tc ibaresini kullandığını görürsünüz, oy verdikleri parti (chp) ama kazandığı belediyelerde teker teker tc ibaresini resmi evraklardan kaldırıyor. Bunlar ortalıkta tc ci olarak dolaşıyor, oy verdikleri parti ise tc yi kaldırmak için adım üzerine adım atıyor. Bunların hak ettiği hayat bu.

Deaşlılara ne olacak? Bu harekat deaş tehdidini canlandırırsa ne olacak?
Deaş, cia tarafından kurulan bir örgüt. Bu harekat ile biz cia'in bir koluna (ypg) dokunuyoruz, elbette bunu böylesine sindireceklerini düşünmüyorsunuzdur. Biz bir koluna dokunduğumuzda diğer kolları ile bize saldıracağı uluslararası arenada bizi zor durumda bırakmaya çalışacağı çok açık. Sadece deaş değil, cia bize her koluyla saldıracak. Ekonomi koluyla, medya ayağıyla sivil toplum örgütleri üzerinden vs, yani her yerden üzerimize geleceker bu harekatın bedelini bize ödetmeye çalışacaklar. İdlibde akdenizde libyada vs nerede biz varsak orada bize saldıracaklar. Siz eğer deaş'ın bağımsız kendi başına hareket eden bir örgüt olarak görüyor ve biz pyd ile savaşırsak deaş serbest kalır diye düşünüyorsanız, günaydın size. Deaş ile pyd kardeş örgüttür. Bunlar aynı merkezden yönetilen, aynı amaç doğrultusunda hareket eden kardeş örgütlerdir. Bu zamana kadar birisi kötü polis diğeride iyi polis oynadı. Pyd'yi meşru bir oluşum gibi sunmak için deaş'ı o bölgeye yaydılar, bölge halkların üzerine salıverdiler, pyd'de onları kurtarmaya gitti. Kürt miliyetçiliğini canlandırmak, bizim kurtuluş savaşımız gibi onlara bir kahramanlık hikayesi yazmak için (örneğin kobani) bunu gerekli gördüler. İlginç olanı pyd bir kurşun sıkmadan o bölgeleri deaştan aldı. Yani aslında ortada kahramanlık diye birşey yok. Buradan da nasıl danışıklı dönüşüklü hareket ettiklerini çıkarabilirsiniz. Bunlardan siz birine dokunduğunuz zamanda tabiki diğeri ortaya çıkacak ve sizi tehdit edecek. Deaş'ın sürekli türkiye'yi tehdit etmesi bundan ötürü. Pyd hapishanelerinde yatan deaş'lılara gelince onlar deaşlılarla zorla evlendirilen yerel kadın ve çocuklardan, deaş bahanesi altında tutuklanan yerel araplardan oluşuyor. Militan deaşlılara gelince, onları çoktan pyd saflarına sürdüler. Deaş tekrar türeyecekmi? Türeyecek. Neden? Bunlar deaş'ı erken öldürdü. Bunuda anladılar. B
u örgütü tekrar canlandırmak içinde bu harekat bunlar için mükemmel bir fırsat. Canlandırarak hem amellerine hizmet etmesinin devamını sağlayacaklar hem bu canlanmanın suçunu türkiye atacaklar. Bir taşla iki kurşun. Sizde bize atılacak bu iftiralara hazır olun.

Avrupa birliği bu harekatı kınadı, buna ne dersiniz?
Avrupalılar kuduruyor çünkü bir; üstünlük egosu taşıyan bu beyazlar mağlubiyeti kaldıramıyor. Yüz yıldır büyük israil için çalıştılar, bu harekatta bu projenn kalbine hançeri soktu. Bu harekat onlara koyacağı çok belliydi. İki; bunlar küçük israil kuracaktı (kürdistan), buradanda alanı büyüte büyüte büyük israil devletine gidilecekti. Türkiye bu harekatı yapınca bu plan tümüyle suya düştü. Şimdi avrupalılar ne yapacağını bilemiyor. Büyük israil kurulacak diye onlarca yıl içinde kendi ülkelerine yüzbinlerce aşırı milliyetçi kürt aldılar. Onları eğittiler ve organize ettiler.
Şimdi büyük bir sorun ile karşı karşıyalar. Yüzbinlerce suça meğilli, kürdistan vaadiyle beslenmiş kürt kucaklarında kaldı. Bu kürtlerin öfkesinin kendilerine döneceğinide biliyorlar. Bizi kandırdınız diye isyanlar çıkacak. Eğer avrupa ülkeleri bu aşırı milliyetçi kürtleri gönderecek bir ülke (kürdistan) bulamazsa, cia tarafından kontrol edilen bu kitle kendi ülkelerini yangın yerine çevirecek. Bunlar avrupadan bağırıyorsa bilinki dertleri kürtler değil dertleri kendileri.

Barzani neden bu harekata karşı
Bakınız, bir kişinin birşeye karşı olması illa o kişinin karşı tarafı desteklediği anlamına gelmez. Elbette karşı tarafa sempati duyabilir ama unutmayın, insanlar ilk önce kendilerini düşünür. Barzani ağlamasında ne yapsın; leninist marksist kürtler suriyede tutunamazsa gidecekleri tek bir yer kalıyor, o da kuzey irak. Bu da ne anlama geliyor? Barzani saltanatın sonu. Pkk/pyd'li kürtlerde din iman ve ahlak diye birşey yok. Bunlar gittikleri her yerde o bölge halkına zulüm ediyor oradaki asayişi bozuyor. Barzani bu harekata karşı çünkü avrupalılar gibi ilk önce kendi kıçını düşünüyor. Yüzbinlerce faşist kürt kuzey irak'a doğru akın ederse, bu son 40 yıldır orada oluşturmaya çalıştığı düzenin sonu anlama gelir.

Chp bu harekata destek veriyor, buna ne dersiniz
Buna inanmayın ve kanmayın. İçlerinden birşey ters gitsin, yüzlerce binlerce şeht gelsin diye dua ediyorlar. Demedikmi size bizi bataklığa çekmeyin demedikmi size bu bizim savaşımız değil, bunu diyecekleri günü dört gözle çekiyorlar. Ulusalcı ve kemalist kardeşlerimizin milli duyguları hakkında zerre şüphemiz yok ama oy verdikleri parti milli ve yerli değil. Oy verdikleri partinin hayatı yalan iftira ve takiyyeden ibaret. Burada da bir takiyye yapıyorlar. Bunlar ankara ve istanbulu kazanınca cumhurun başkanlığına çok ümitlendiler. İhtiyaç duydukları tek şey sağ kitleden bir, iki puan koparmak. Bunlar kendi tabanını konsolide etti, şimdi sağ seçmenden nasıl oy koparırız bunun derdindeler. Hani bunlar seçim döneminde manevi değerlere laf atmayın diyor ya, seçim sürecine girdiklerinde camilerden çıkmıyor ya, bu harekatı desteklemeleride bundan ibaret. Bu harekata inandıklarından değil, bunu bir seçim yatırımı olarak gördüklerinden. Bunların gerçek düşüncesini görmek istiyorsanız canan kaftancıoğluna bakın, bu harekat öncesi pyd hakkındaki söylemlerini okuyun, nasıl pyd militanları ile toplantılar gerçekleştirdiklerine bakın, mehmetçiğimize desteğe giden sanatçılara yalaka demelerine bakın, teröristlere laf söylemeden imamoğlunun barış istiyoruz söylemine bakın vs. Gerçek yüzleri o, bugün takındıkları yüz ise takiyye ve bilinki işler eğer ters giderse bizi ilk satacak bizi arkadan vuracak onlar. 

Fetö'de bu operasyona karşı çıktı
Evet çıktı çünkü bir; hain hainliğini yapacak ve iki; onları korku sardı. Amerika fıratın doğusuna fetöye yaptığından çok daha büyük yatırım yapmıştı, buna rağmen ama amerika fıratın doğusundan vazgeçebildi. Fetö 50 yıllık bir proje, kürdistan yani büyük israil devleti ise bir kaç bin yıllık proje. Bunlar bir kaç bin yıllık projenin temel taşından (pyd) vazgeçebiliyorsa, fetö'den haydi haydi vazgeçer. Fetö bu operasyona karşı çünkü bir sonra kendilerinin satılacağından kendilerinden vazgeçileceğinden korkuyorlar. Üç; bu harekatı mümkün kılan fetö'nün kendisi. Eğer fetö 15 temmuz darbesine girişmeseydi ve ordumuz fetöcü generaller tarafından halen yönetiliyor olsaydı o zaman biz bu harekatı ya yapamazdık ya da suudların yemende düştüğü durum gibi bir girer tekrar çıkamaz, harekat yılları alır ve on binlerce şehit verir dünyaya rezil olurduk. Bakınız, bunlar özenle fetöyü yetiştirdi ama bu fetönün bunlara verdiği hasarın haddi hesabı yok. Fetönün kendisi bizzat deaş ve pkk/pydnin sonunu getirdi. Üç tane terör örgütü (fetö, pkk/pyd, deaş) kurdular, biride diğer ikisinin yok olmasına mal oldu. Buna Rabbim ne der "(Yahudiler) tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır" (Al- İmran Süresi; 54). Onlar bir tuzak kurdu, Allahta onlara. Kendi oyunları ile kendi sonlarını getirdiler. Örneğin; türk ordusu el baba girerek deaş'ın suriyedeki sonunu getirdi. Eğer fetö 15 temmuz darbe girişiminde bulunmasaydı bu harekat olmayacaktı. Fetö aynı zamanda bu bölgede pkk/pyd nin sonunu getirdi. Eğer fetö 15 temmuz darbe girişimini yapmasaydı, fetö'nün yönettiği askeri birliker ile biz bu harekatı ya yapamaz ya da yapar ve dünyaya rezil olurduk. Bu harekatları yapabilmemizin, başarılı sonuçlandırabilmemizin tek bir sebebi var o da fetö. Batıda bunu biliyor ve fetöye inanılmaz derecede kızgın. Fetöcülerde bu kızgınlığın kendilerine döneceğini biliyor ve korkuyorlar. Can derdindeler. Bu operasyonlar sonrası fetönün yönetim kadrosunda da değişikliklere giderlerse hiç şaşırmayın. Yani, biz türkler dışından kimse kürt kardeşlerimizi düşünmüyor herkes kendi canın kendi kıçını kurtarma derdinde.

                                               
https://www.facebook.com/biyoenerji.net.98
Cep telefonu üzerinden üyelik işlemleri yapılamadığından bir çok okurumuz bize ulaşmakta sıkıntı çekiyor. Bu konuda çok şikayet aldık. Bu sorunu ortadan kaldırma niyetine bir facebook sayfası açtık. Bize ulaşmak isteyen, soruları veya önerileri olan okurlarımız facebook üzerinden bize ulaşabilir. Websayfamızda huzurlu ve aydınlatıcı okumalar dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız... 24.09.2019

Anasayfa



Dini Konular


Alternatif tıp hakkında bilgi aktaran bir sitenin dini konulara girmesi, bir çok okurumuzun merakına ve tuhafına gider. Bu konuda da sizlere bir açıklama getirelim, bir; İslam dini bizlere neden birşeyin başınıza geldiğini ve onu üzerinizden gidermek için ne yapmanız gerektiğini anlatır. O yüzden sanal tıp ve doğal tıp ne kadar hastalıklar ile ilgili ise İslam dinide o kadar ilgili. İki; türkiye geldiğimde migren gibi rahat tedavi edebildiğim bazı sıkıntılarda zorluk çektiğimi gördüm. Neden sanal ve doğal tıp yöntemleri ile bu sorunu çözemiyorum diye araştırmaya koyulduğumda nazar gibi negatif enerjilerin hastalıklara sebep verebildiğini, bu radyoaktif tarzı enerjileride doğal veya sanal yöntemler ile gidermenin mümkün olmadığını tespit ettim. Bu tür  enerjiyi yeryüzünde nötralize edebilmenin sadece iki yolu var, ya cinleri kullanacaksınız, piyasadaki biyoenerji uzmanların %99,98 kullanıyor ya da Kur'an-ı Kerimi. Biz kolay yolu değil biz zor olanı seçtik. Hikmet ve bereket zor ve meşakkatli yoldadır inancı ile yıllarca Kuran-ı Kerim üzerine araştırmalar yaptık ve bu araştırmalarımızın bazı sonuçlarını sizler ile paylaşmaya niyetlendik. Üç; ülkemizde yoga, reiki veya şakra gibi uygulamalarla iç huzur yakalama gibi felsefi akımlarla misyonerlik faaliyeti yürütülür. Her hangi bir vatandaşımız doğal tıp yöntemleri ile ilgili bir araştırma yapmak veya bunu öğrenmek istediğinde erişebildiği tek bilgiler bilimden uzak açıklamalar, uzak doğu felsefi akımları ile süslenmiş bilgiler ve uzmanlar. Biz bunu öğrendiğimiz an buna duyarsız kalamazdık, gençlerimizin masum beyinlerin o hurafe uzak doğu bilgileri ile daha fazla zehirlenmesine izin veremezdik. Dört; doğal tıp uygulayıcılarına baktığınızda bunların genelde ya kendilerini uzak doğu felsefelerine kaptırdığını ya beyaz türk tayfasından olduğunu ya da cinler alemi ile içli dışlı olduğunu görürsünüz. Biz bu üç tayfanın karşısında yer alan bir hayat görüşüne sahibiz, bu farkıda yazılarımıza ve websitemize yansıtmamız gerektiğine inandık. Beş; içiniz ne ise dışınızda o olsun. İçten hesaplı olmadan kıvırmadan dürüst ve direk olursanız, ben buyum beni kabul edecekseniz böyle kabul edin derseniz karşınızdaki insanlara hakkınızda yanlış biz izlenim vermezseniz. Hayatta daha az hayal kırıklığı yaşar ve yaşatırsınız. Ben hastalarıma ve okurlarıma hayat felsefemi ve duruşumu net aktarıyorum, kıvırmadan direk olayın özüne iniyorum. 

Şifanın Sırrı


Alanımda en iyisi olabilmek için yıllarımı okumak, araştırmak yeni teknikler geliştirmek ve bu tekniklerde üstad olabilme çabaları ile geçirdim. Vardığım nokta, halen en basit hastalıkları bazen çözemiyorum. Bin hastada tutan bir yöntem aynı hastalığa sahip başka bir hastada bazen tutmuyor. Sonunda anladımki doğru teşhis ve doğru yöntemleri bilmeniz size şifa garantisini vermiyor. Kendimi ne kadar yetenekli ve bilge görsemde, ne kadar özgüven dolu olsamda her yeni hastada kendimi yeniden mesleğe atılmış gibi hissediyorum. Bu acziyet hissiyatını ben bu zamana kadar hep daha fazla çalışmak daha fazla araştırmak, daha fazla yeni yöntemler keşfetmek ve kendimi sürekli sorgulamak ve bu soruların cevabını bulmakla geçirdim. Her başarısız olduğum vakada nerede hata yaptım; teşhistemi tedavidemi niyettemi gibisine. Mesleki hayatım yöntemlerimi ve eksiklerimi sorgulamak ve bunlara cevap aramakla geçti. Ne zamana kadar, bu zamana kadar. Yıllardır peşinde olduğum o gizem bir anda dank etti. Hani hayatın anlamı nedir, ömür boyu araştırdığınız ama bir türlü cevabını bulamadığınız sorular vardır ya, işte ben mesleğimle ilgili o gizemin peşindeydim; HASTAYI HASTA YAPAN NEDİR VE HER TÜRLÜ HASTALIĞI ÇÖZEN EVRENSEL BİR YÖNTEM VARMIDIR? Yıllardır peşinde koştuğum o gizemi görmeyi ve anlamayı Allah bu dönemde bana nasip etti. Mesleğimle ilgili çözümlemeyi başardığım o gizemi burada sizinle paylaşmak istiyorum. Websayfamıza girmeniz, benim bir ömür peşinde koştuğum o gizemi o sırrı almanız için demek yeterliymiş;
     
       - hastayı hasta yapan nedir
         günahları
      - evrensel çözüm nedir
         tövbe 

Sonuç

Bu sırrı çözümledikten sonra bir iki yıldır mesleğime aralık verdim. Bu inzivah sürecinde araştırma ve hobilerime yoğunluk verdim ve mesleğime nasıl bir yön vermem gerektiği üzerinde kafa yordum. Ne yapmalıyım, bir çıkmazdayım. Hekimlik benim ölçü ve değerlerime göre bir hastalığı tedavi etme sanatıdır. Eğer hastalıkları tedavi edemiyorsam o sanatı icra etmeninde bir anlamı yok. Başkaları bir ağrı kesici, bir antiobiyotik bir tansiyon ilacı bir akupunktur iğnesi bir manipülasyon ile kendilerini ve hastaları uyutmak ve kandırmakla ömürlerini geçirebilir. Bu ama benim ahlaki değerlerime, mesleki etik ölçülerime göre kabul edilir birşey değil. Eğer uygulamalarınız hastalıkların kaynağına inmiyorsa, o zaman daha fazla hastaları ve kendimizi kandırmanın bir anlamı yok. Bugün burasını tedavi edersiniz ama, o soruna sebep olan unsurü ortadan kaldırmadığınız müddet o sorun başka bir gün başka bir yerden patlaklık verecek. Yaptıklarımız sadece pansuman etkisi görüyorsa o zaman hayr kalsın, biz böylesine bir mesleği icra etmek istemiyoruz. İlaçlar derseniz, tedavi edici bir ilaç yok. Hiçbir ilaç şirketi tedavi edici bir ilacı piyasaya sürmüyor. En basiti antibiyotikler, ağrı kesiciler bile belki size bir veriyor gibi görünebilir ama bilinki sağlığınızdan on alıpta götürüyor. Aldığınız ilaçlar sadece hayatta kalmanızı sağlıyor, size sağlık getirmiyor. Ne zamana kadar? O ilaçlar başka yerleri tahribat edinceye kadar. Ne zamana kadar? Siz o ilaçlar ile hastalığı yıllarca oyalayıp hastalık bütün bedene yayılıncaya, onarılamaz boyuta ulaşıncaya kadar. Ne zamana kadar? Bedenleriniz o ilaçlara alışıp o ilaçlara tepki vermeyinceye kadar. Doğal tedavi yöntemleri derseniz, onlarda artık yetersiz kalıyor. Hastalar artık nadiren bir sorun ile geliyor ve nadiren bir hastalığın başlangıç noktasında size geliyor. Size geldiklerinde aradan 30-40 yıl geçmiş, sıkıntılar dokuların mayasını tamamen değiştirmiş. Siz, fizyolojik yapısını yitirmiş fiziki değişime uğramış dokuları doğal tedavi yöntemleri ile tedavi edebilmeniz için hastayı 4-6 aylık bir tedavi sürecine almanız gerek ve bu süreç içinde hastayı 24 saat tedavi altına almalısınız. Bu mümkünmü, mümkün değil? Hastalıklar anormal bir boyuta ulaştı. Siz artık insan enerjisi, aklı ve bitkiler ile bunun altından kalkamıyorsunuz. Bazıları (biyoenerjistler) bu çıkmazdan doğal olmayan yöntemler (cinler) ile çıkmaya çalışıyor. Ci
nlerin o yoğun enerjisi sayesinde, günümüzde sadece onlar, makul bir süre içinde makul bir netice alabiliyor. Öyle veya böyle, velevki o hastaların bütün sıkıntılarını makul bir süre içinde çözdünüz, yine bütün çabalarınız boş; o hasta o hastalıkları kendisine musallat eden günahları işlediği müddet başka bir yerden o günahlar tekrar bir hastalık olarak ortaya çıkacak. Bir hekim olarak siz sürekli suyun akışına karşı kürek sallıyorsunuz. Siz sıkıntıların kaynağı (günahlar) ile uğraşmıyorsunuz, siz ömrünüzü hasar tespiti ve hasarları onarmakla geçiriyorsunuz. Hastalıklar günahların dışa çıkış, yeryüzündeki görünür halidir. Siz bir çıkış noktasını kapatsanızda o kişi günahlar içinde yoğrulduğu müddet başka bir yerden yine bir hasar bir sorun ortaya çıkıyor. İşlediğiniz günahların ağırlığına göre bel fıtığından şeker hastalığına, kanserden kazalara kadar herkesin günahları farklı bir organ farklı bir uzuvda zuhur ediyor. Bu zamana kadar ben hasar tespiti ve hasarın onarımı ile meşgul olmuşum, bilmeden işlenen günahların hasarını onarmışım. O hastayı uyarma yerine ona indirilen ilahi cezayı ortadan kaldırmaya çalışmışım. O kişiye; sen günahkarsın, bir yerde bir hata işledin, tövbe et deme yerine onu tedavi ederek o yanlışların içinde yoğrulmasına katkıda bulunmuşum. Rabbim affetsin. Sonunda anladımki, hastalıkların çözümü ilaçlar veya alternatif tıp yöntemleri değil, hastalıklardan kurtulmanın yolu tövbe etmek, helalleşmek, kendiniz ve hayat ile barışmak, kendi ve atalarınızın günahları adına fakirleri doyurmak ve oruç tutmaktır. 

Tövbe

İnsanlar hastalıkları genetik bir bozulmadan bir mikrop bir travmadan ibaret bir oluşum olarak görür, ötesini görmez. Ötesini görmedikleri içinde hastalıklarına yönelik yeterince araştırma yaptıkları ve doğru hekimi buldukları an sıkıntılarını giderebileceklerini düşünür. Bu doğru değilmi? Doğru değil! İnsanlar kendilerine maalesef şu basit soruyu sormaz; bu mikrop bu genetik bozulma neden bana musallat oldu veya bu travma neden benim başıma geldi, neden ailemden veya çevremden birisinin üzerine değilde benim üzerime indi?
Bize bir hasta geldiğinde işte biz kendimize bu soruları sormaya başladık; o kişi ne yapmış olmalıki Allah onu cezalandırma ihtiyacı duymuş. Dini konulardaki araştırmalarımız bizi şu tespite itti; "başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle işlediklerinizden gelir" (Şura Süresi, 30). Biz hastalıkların ve başınıza gelen kaza ve belaların direk bu Ayet ile bağlantılı olduğunu tespit ettik. Bu Ayet bize ne anlatıyor? Allahın insanlara kötülük etmediği, başımıza gelen her musibetin kendi günahlarımızdan dolayı geldiğini anlatıyor. Siz bir hata bir günah işlerseniz bu size bir gün bir bela bir musibet olarak geri dönüyor. Eğer o hastalık bütün ailede görünüyorsa o zaman ebeveynler ve atalar birşeyleri yanlış yaptı. Bu tespit neden önemli? Şifa doğru teşhis ile gelir, siz sıkıntınızın kaynağını tespit ederseniz, şifayı yarı yollamış olursunuz. Mikroplar ve kazalar olayın görünen tarafı, görünmeyen tarafını bizler bu zamana kadar ihmal etmişiz. Bizler hastalıklara ve kazalara odaklanmışız o mikropları bize çeken bize musallat eden unsurlere değil. Madalyonun hep görünen yüzü ile ilgilendiğimiz içinde hastalıkların tedavisinde istediğimiz neticeleri bir türlü alamıyoruz. Müdahale ve çabalarımızda hep eksik hareket ediyoruz. Madalyonun diğer yüzü ne? Diğer yüzü tövbe, helalleşme, pişmanlık duyguları, insanın kendisi ile Allah ile ve çevresi ile barışık olması. Tövbe neden önemli? Başınıza gelen herhangi bir sıkıntı yapmış olduğunuz bir günahtan dolayı gelir, şifada ister istemez o günahın antidotu ile mümkün. Nedir günahın antidotu? Tövbe etmektir, helalleşmedir. Bu hastalığımızı çözermi? Hastalığınızı çözmez ama şifa için bir onay bir ruhsat almanızı sağlar. Bu, ssk'ya müracat edip tedavi olabilmek için gerekli belgeleri temin etmeye benzer. Siz nasıl ssk'dan bir onay aldıktan sonra o belge ile istediğiniz yere gidip tedavi olabiliyorsunuz, tövbe ve helalleşmede Allahtan o onayı almanızı sağlar. Bu ilahi onayı aldıktan sonrada istediğiniz yerde gönül rahatlığıyla tedavi olabilir ve tedavinizinde olumlu sonuçlanacağını ümit edebilirsiniz. Biz ama ne yapıyoruz, en azından bu zamana kadar ne yaptık; biz kendimizi sorguya çekmeden, tövbe etmeden en iyi hekim en iyi ilaç ne ise onun peşine koştuk ondan şifa medet umduk. Sonuç; ortama bir bakınız, sonuç belli değilmi? Hastaneler tıklım tıklım dolu, hastalıklar çılgınca bir artış içinde ve insanlar nice maddi ve manevi kayıplar altında.

Günahlar

Günahlar ile hastalıklar arasındaki bağlantı nedir? Hastalıklar iki tür insana temas etmez, iyi bir Allah kuluna ve imandan yoksun olana. Birisinin yeryüzünde yakacak günahı yoktur, diğerin günahlarını ise Allah cehennem için saklar. Geri kalan tüm insanlar günah yüklerine göre orta şekerden ağır bir hastalığa kadar farklı hastalıklar ile yüzleştirilir ve o günahları bu dünyada üzerlerinden atmalarına fırsat tanınır. Hastalıklar günahları nasıl yok ediyor? Günahları iki şey yok eder, birisi cehennem ateşi diğeri Allahın merhameti! Hastalıklar günahlarımızı yok etmiyorsa neden Allah bu acıları yeryüzünde çektiriyor? Çektiğiniz acılar günahlarınızı yok etmez, sadece size acı çektiren kişilerin üzerine yüklenmesine sebep olur. Örneğin; kansermisiniz, o kansere sebep olan unusurü kim piyasaya sürüklediyse siz acı çektikce günahlarınız alınır ve o kişinin üzerine yüklenir veya kazamı geçirdiniz, günahlarınız alınır ve o kazaya sebep olan yani sizden daha günahkar birisine yüklenir. Ya günahınızın yüzde ellisinden fazlasını başka birine aktarıncaya kadar o musibetin acısını tadacaksınız ya da Allaha sığınıp affınızı isteyeceksiniz. Y
unus as gibi; "ben nefsime zulmettim, kendi hatalarımla kendimi bu sıkıntılara soktum, beni bağışla Rabbim, sen merhametlilerin en merhametlisisin" deyip o günah yakma sürecini Allahın merhameti ile iptal edeceksiniz. Değerli dostlar; hastalığın ve sıkıntılarınızın çözümü ilaçlarda veya hekimlerde yatmaz, tövbe ve bağışlanmakta yatar
. Sizler kandırılıyorsunuz, sizlere hastalıkların birer lütuf olduğu anlatılır. YANLIŞ; hastalıklar ve musibetler birer cezalandırmadır! Sizlere hastalık ve belaların Müslümanın kaderi olduğu, bu dünyanın bir imtihan dünyası olduğu anlatılır. YANLIŞ; bu dünyada Allah müslümanın sadece rızkını biraz keser bunuda şımarmamanız için yapar, Allah sağlığınız ve çocuklarınız, aile huzurunuz, kaza ve belalar ile sizleri imtihan etmez. Ülkemizde her an birşeyin olabileceği söylenir, kaldırımda yürürken başına çatıdan taşta düşebilir otobüs durağında beklerken üzerine arabada çıkabilir denilir, aman dikkat olun denilir. YANLIŞ; bu kazalar dikkatsizlikten değil günahlardan gelir. Allah sizi o an orada olmanızı sağladı ve size o acıyı yaşattıysa bilinki siz yaptığınız ağır bir günahtan dolayı cezalandırılıyorsunuz. İnsanlar yeryüzünde istediklerini yapabileceklerini ve kimseninde kendilerine dokunamayacağını sanar. YANLIŞ; ne yanlışı yapıyorsanız 24 saat size tövbe etme şansı tanınır, o süreç içinde tövbe etmezseniz o suçun cezası size kesilir. Ya o anda genetiğiniz arızalanır ve bu arıza bir kaç yıl sonra genetik bir hastalık olarak ortaya çıkar, ya o günahınız ile evrende belirli olayları tetikler o günah bir gün bir musibet olarak karşınıza çıkar ya da şeytanlar üzerinize iner ve eşlerinize, çocuklarınıza, malınıza ve bedeninize ortak olur, ruhunuz ve bedeninizi bozar. O şeytanlar sizde takıntı, fobi, panik atak, sinir krizleri ve asabilik gibi sıkıntılara sebep olur. Kısacası ne yapıyorsanız, ödülü size o gün verilir, cezalar ise 24 saat sonra kesilir.

"Birileri yüz nakli oluyor bizde o kişilere üzülüyoruz, halbuki hissetmemiz gereken üzüntü değil, yapmamız gereken o vakalardan ders çıkarmak. O kişi ne suçu işlemiş olmalıki Allah onun yüzünü elinden alacak kadar radikal bir karara varıyor. Birilerin bir kazada bir bacağı kopuyor bizde o kişilere üzülüyoruz, halbuki hissetmemiz gereken üzüntü değil, yapmamız gereken kendimize şu soruyu sormak; o kişi o bacak ile ne suçu işlemiş olmalıki Allah o bacağı o kişinin elinden alıyor. Birilerin çocuğu çok trajik şekilde vefat ediyor bizde o kişilere üzülüyoruz, halbuki hissetmemiz gereken üzüntü değil, yapmamız gereken o kişileri dışlamak, hatalarını yüzlerine vurmak; çocuğunuzun boğazından hangi haramı geçirdinizde Allah o emaneti sizin elinizden alma gereği duydu! Gördüğünüz gibi yaşadığınız herşey kendi elinizle işlediğiniz suçtan gelir. Kıssasa kıssas, hangi organ ve aza ile suç işliyorsanız, ilahi ceza o bölgeye iner."

Biz hekimler bu cezalandırma sürecini kırabiliyormuyuz?

Hayır, hekim olarak bizler bu sürece müdahale edemiyoruz. O ilahi cezalandırmayı teknoloji, bilgi ve mesleki tecrübe ile maalesef kıramıyoruz. O yüzden bize bir hasta geldiğinde biz ilk önce hastalığa veya tedavi yöntemlerine değil o kişi ne kadar islah edilmiş ona bakıyoruz ya da "Rabbim sen bu hastaya merhamet et, onun bizde şifa bulmasına izin ver" diye içimizden dua ediyor sonrası tedavimize başlıyoruz. Örneğin; bazılarınız
hastaların başında dualar okur, kur'an-ı kerim hatim eder, bu yanlışmı? Yanlış değil, ama hastanın kendisi geçmiş yaptıklarından üzüntü duymuyor, pişmanlık yaşamıyorsa ve sizde o kişiye bu belanın bir günah sonucu bulaştığını bilimiyor, o kişi için Allahtan af dilemiyorsanız o zaman okuduğunuz dualar, hatimler anlamsız. "İnsan için ancak kendi çalıştığının karşılığı vardır" (Necm Süresi, 39). Bizler insanların hatalarını ve hastalıklarını yadırgamayız, biz hasta olup günahları ile yüzleşmeyen, aynaya bakıp kendisini sorguya çekmeyen, hep başkalarında kusur arayanları yadırgarız!

Hastalandığımızda nasıl hareket etmeliyiz?


Hastanın kendisi ilk önce Allah ile sonra kendisi, sonrası çevresi ile barışması gerek, sonra şifa yolunda çalışmalara başlamalı. Bizler ama maalesef ne yapıyoruz? Bizler kendimizi sorguya çekmeden, Allah ile barışmadan kapı kapı şifa arayışına koyuluyoruz. Hatalarımızdan dolayı tövbe etmeden, kendimiz ve Allah ile barışmadan, helalleşmemiz gereken insanlar ile helalleşmeden şifa yoluna koyuluncada ne oluyor? Bizler arzu ettiğimiz şifayı bir türlü bulamıyor, hayatımızı bir hekimden diğerine koçuşturmak, gereksiz maddi ve manevi kayıplara uğramakla geçiriyoruz. ÖZETİ; hastalıklar günahlardan gelir, başınıza bir hastalık veya herhangi bir musibet geldiğinde odanıza çekilen ve nerede ne hatası yaptınız, o musibeti üzerinize çeken hata ne idi onu sakin kafa ile düşünün ve tövbe edin, o hatanızı düzeltmeye çalışın.
İLK ÖNCE AYNAYA BAKIN, BAŞKA YERE DEĞİL! Kendinizle temize çıktığınızda, Allah ve çevrenizle barışık olduğunuzda sizde göreceksinizki şifa arayışlarınız çok kolay geçecek. Üzerinizde ağır bir yükün gittiğini fark edecek kendinizi kuş gibi hissedecek, manevi bir huzur içinde olacaksınız. Çaldığınız ilk şifa kapısında da şifayı bulmanız size nasip olacak! Kendinizde bir suç bir hata görmüyorsanız atalarınıza bakın. Ataların yediği haramlar nesilleri etkiler, çocukların ve torunların hayatta huzur içinde yaşamasına mani olur. Atalarınızda da bir hata ve kusur görmüyorsanız, nazar üzerinde durun. Yaşantı tarzınız ile yaşadığınız ortama ayak uydurun, göze batmamaya, başkalarında o kötü haset duygularını uyandırmamaya çalışın.

"Herhangi bir sıkıntınız için şifa bulmak istiyorsanız, ilk önce tövbe edin. Kendiniz ve atalarınız için bağışlama dileyin. Tövbeniz size bir ruhsat verilmesini sağlar, şifa alma onayını size verir. Şifa arayışınızı bu ilahi ruhsatı aldıktan sonra yapın. Tövbe yani o ilahi ruhsat eğer sizde yoksa başınızda ne kadar kur'an hatim edilsede, ne kadar hekime çıksanızda şifa bulmanıza izin verilmez." 

Allahın Taahhütü

Allahu Teala, Kur'an-ı Kerimde iyi kullarını şeytana karşı, şeytanın hilelerine karşı koruyacağını söyler. Şeytan denildiğinde de insanların aklına cinler tayfası gelir. YANLIŞ, şeytan kelimesi bir lakaptır ve bu lakap sadece cinler için geçerli değil, insanlar içinde geçerli. yani ALLAH İNSANLARDAN GELEN ZARARLARA KARŞIDA BİZLERİ KORUYACAĞINI TAAHHÜT EDER ama bir şart koyar; Allah iyi bir kul olmanızı şart koşar. Haramdan ve kötülüklerden uzak durmanızı bekler. Örneğin; çizgi dizilerine sinsice subliminal mesajlarmı sokulmuş, iyi bir kulsanız Allah çocuğunuzu korur. İyi bir kul değilseniz, çocuğunuz o bilinçaltı mesajlarından etkilenip bir sapık çıkar. Örneğin; kazancınızı hakmı ettiniz, Allah sizi telefon dolandırıcıları ve diğer üç kağıtçılara karşı korur. Kazancınız hak değilmi, o zaman Allah sizi korumaz ve önüne gelen sizi dolandırır. Örneğin; gıda maddelerine sizleri yavaş yavaş zehirleyecek maddelermi sokulmuş, iyi bir kulsanız o maddeler sizi etkilemez, Allah korur. İyi bir kul değilseniz, o maddeler sizde kansere, şeker hastalığına veya farklı genetik sıkıntılara sebep olur. Örneğin; her sabah işe'mi gidiyorsunuz, düzgün bir yaşantı sürdürüyorsanız o zaman Allah sizi korur. O durakta bir kaza olacaksada, yol üzerinde beş saniyeliğine bir markete gireyim der veya o gün evden geç çıkmanız nasip olur ve o kazadan korunursunuz. Düzgün bir yaşantı içinde değilseniz, yol üzerinde başınıza bir kiremitte düşer, otobüs durağında üzerinize bir kamyonda çıkar. Örneğin; çocuğunuzu üniversiteye gönderdiniz ve yanlış yollara sapar, başına birşey gelir diye endişemi ediyorsunuz, iyi bir kulsanız ve çocuğunuza haram sokmadıysanız merak etmeyin Allah korur. İyi bir kul değilseniz çocuğunuzu esrara, fuhuşa veya radikal örgütlere kaybedersiniz. ÖZETİ; iyi bir kulsanız Allah canınızı, malınızı ve çocuklarınızı size art niyet besleyen insan ve cin şeytanlarına karşı korur. İyi bir kul değilseniz, o zaman Allah, insan ve cin şeytanlarını canınıza, malınıza ve çocuklarınıza ortak olmasına izin verir. Hocam, olayları Allaha havale edip, biz iyi bir kul olma dışında birşey yapmayacakmıyız? Hepimiz düzgün, ilahi emir ve sınırlar içinde yaşamakla mükellefiz, vebal ve sorumluluk ise bilgi sahibi ve imkanı olanlar üzerinedir. Bir konu hakkında bilginiz yoksa, üzerinizde vebal yok. Siz ama birşeyin zararlı olduğunu bile bile yapıyorsanız, o zaman üzerinize bir vebal iner. İki; sorumluluk imkanı olanın üzerindedir. Siz gıda maddelerin içeriğini belirleyebilecek konumdaysanız, hangi çizgi dizilerin ekranda gösterilip gösterilmeyeceğini belirleyebilecek konumdaysanız o zaman Allah katında siz sorumluluk sahibisiniz. Öyle bir makamda değilseniz, üzerinizde herhangi bir sorumluluk yok. O vebal bu alanda mevki ve makam olarak sorumluluk sahipleri üzerinde! Tabii sizde kendi çapınızda, güç ve imkanız kadar yakın çevrenizdeki olup bitenlerden sorumlusunuz.