biyoenerji hakkında en kapsamlı bilgiler, bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler

Hoş geldiniz!

Üyelik Girişi
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
32° 34° 19°

diz- sıvı kaybı

Diz ağrısı olan bir hastaya sıvı kaybı teşhisi koyan hekimlere bir tavsiye; sıvı kaybı ağrılara sebep vermez!

Cildiniz yaşlandıkça nasıl yağ ve sıvı kaybına uğruyorsa eklem arası sıvı kaybıda yaşlanmanın doğal bir sonucudur. Bu değişimler ani oluşmaz, yavaş yavaş gelişir ve bu değişim uzun yıllara yayılır. Yıllara yayılan bu değişimlere ekleminiz bu zaman dilimi içinde uyum sağlar, adapte olur, eklemin herhangi bir parçası bu doğal değişime ağrı ile cevap vermez. Diz ağrısı olan birine sıvı kaybı teşhisi koyanlar ağrıların kaynağını başka dokularda arasın. Not: lütfen film endeksli teşhis koymayın; MR veya BT gibi görüntüler sıkıntıların %70’ini göstermez, kendinizi filme endekslerseniz rahatsızlıkların %70’ini kaçırırsınız, geri kalan %30’da geçmiş kazaların emaresi olup, o hastanın o anki şikayeti ile hiç bir bağlantısı olmayabilir, yani geri kalan %30’da da yanılma payınız çok yüksektir. Artı filme endeksli teşhis koyarsanız üniversitede öğrendiğiniz ortopedik testleri, fizik muayene bilgilerinizi köreltir, unutursunuz, kendi bilgilerine güvenmeyen aciz, ezik, özgüvenden yoksun bir hekime dönüşürsünüz.

Türk hekimleri neden acaba sıvı kaybı teşhsini koymaya bu kadar meraklı?

Uzun yıllar spor hekimi olarak amerikada, almanyada ve türkiyede çalıştık, binlerce diz sıkıntıları ile ilgilendik ama bu zamana kadar sıvı kaybından kaynaklanan bir diz ağrısı ile karşılaşmadık. Türk insanın diz yapısı farklı mı, neden Türkiyede bu teşhis bu kadar yaygın? Farklılıklar yok, sorun bizim zihniyetmizde; bir, uzman hekime çıkmaz iseniz böyle yanlış teşhisler ile karşılaşmanız doğal. İki, uzman hekime çıkar ama o uzman; eğitim ve bilgi yetersizliğine sahipse, film endeksli hareket ederse o uzman ağrınızın kaynağını çözemediği an bilgisizliğini örtmek için bu teşhise başvurur, yani sıvı kaybı kaçamak bir teşhis olarak kullanılır. Üç, art niyetli hekimler bu teşhise başvurur, bizim ülkenin hekimleri maalesef mesleklerini ticarete dökmüşler, sizi gördüklerinde karşılarında bir can taşıyan varlık değil cansız bir madde görürler. Bunu ben nasıl kesersem, ne teşhisi koyarsam bundan ben ne paraları kazanırım gözü ile hastalara bakılır. İşte bu sapık zihniyet ellerindeki pahalı sıvıları satabilmek için sıvı kaybı teşhisine başvurur.

Bu yazımız sayesinde ümit ediyoruz ki bu konu hakkında biraz daha aydınlanmış olup tedavinizi daha güvenilir ellere teslim edersiniz.

1. sıvı kaybı teşhisi koymanın önkoşulu nedir?

Hekiminiz size sıvı kaybı iddiasında bulunabilmesi için,eklemin içindeki normal sıvı miktarını bilip, bunda bir değişiklik olup olmadığını bir ölçer ile tespit etmelidir. Bir filme bakarak sıvı kaybını tespit edemezsiniz. Size sıvı kaybı teşhisi konulmadan önce ekleminizin sıvı miktarı ölçüldü mü? Bir şeyin ölçümü yapılmadan onun eksik olduğunu iddia etmek sizce ne kadar mantıklı? O yüzden sıvı kaybı teşhisin önkoşulu o sıvının ölçümüdür ve o değerlerin o yaş grubu için normal sınırlar içinde olup olmadığına bakmaktır. Size bunlar yapılmadan sıvı kaybı teşhisi konulursa bu ya hekimin bilgisizliğine, ya da art niyetine işaret eder.

2. dürüst olan hekimleri yanıltan ne olabilir?

Bir, röntgen filmi; bu hastaların röntgen filmine bakıldığında, röntgen filminde eklem arası mesafe normal değerlerin altında görülür, bu art niyet taşımayan bazı hekimleri sıvı kaybı teşhisine sürükleyebiliyor.

İki, hastaların yaşam tarzı; eklem arasındaki sıvı eklem hareket ettikçe üretilir, hareket etmeyen bir eklemde sıvı üretimi asgari düzeye çekilir. Eğer bir hasta uzun bir dönem hareketsiz bir yaşantı sürdürüyorsa o zaman onun ekleminde sıvı kaybı oluşması gayet doğaldır. Bunu bir hastalık olarak görmemek gerekir, bu sıvı kaybını hareketsiz bir yaşantı tarzının doğal sonucu olarak görülmeli. Hastayı aktif bir yaşantıya motive ettiğiniz an o eklem hareket ettikçe, o eklemin sıvı miktarı normal düzeylere geri döner.

3. enjekte edilen sıvılar zararlı mı?

Eklem arasına enjekte edilen sıvılar tamamıyla ticari amaç besler. Ekleme sıvı enjekte ederek eklem arası mesafeyi eski haline dönüştüremezsiniz, ekleminiz bir araba lastiği değilki havası indiğinde sıvı enjekte ederek normal seviyeye dönüşsün. Enejkte edilen sıvıların hiç mi faydası yok? Bu sorunun cevabı hayat felsefenize bağlı eğer günü birliğine yaşayan birisi iseniz o zaman o iğne gününüzü kurtarabilir ama yarınlara yatırım yapan, yarınları hesaplayan birisi iseniz o zaman bu iğneler yarınlarınızı sıkıntıya sokar. Bir; bu iğneler sıvı ölçümü yapılmadan vurulursa, ve eğer eklemin sıvı ihtiyacı da yok ise paranızla satın aldığınız sıvıdan yarar görmeden o sıvı eklem tarafından geri emilir ve eklemden uzaklaştırılır. İkincisi, ekleme dıştan sıvı enjekte ederseniz kendi üretiminizi durdurursunuz, günü kurtarırsınız ama ilerisi için dizinizi ciddi sıkıntılara sokarsınız. Bu iki konuyu biraz daha açalım;

(a) bizler yaşayan ve her an değişime uğrayan varlıklarız ve bedenimiz bu değişken şartlara heran adapte olabilme yeteneğine sahip. Eğer eklem arasına sıvı salgılanması gerekiyorsa, o zaman bedeniniz bunu kilonuzu, ekleminizin iç hacmini, o an maruz kaldığınız yüklenmeleri ve nice farklı faktörleri etüt ettikten sonra salgılar, kısacası sıvının dozajı çok iyi hesaplanarak üretilir. Dıştan eklemin içine sıvı enjekte eden kişiler bu hesaplamaları yapmaz; onlar ne ekleminizin iç basıncını, iç hacmini ölçer nede eklemdeki mevcut sıvının miktarını veya o eklemin gün içinde maruz kaldığı yüklenmeleri. Bu hesaplamalar yapılmadan sıvı enjekte ederseniz ne olur? İnsan bedeni belirli programlar üzerine yaratılmış ve bunlardan biriside ölçüdür. Beden ürettiği her şeyin belirli bir ölçü içinde kalmasını ister, beden eğer herhangi bir şeyi üretecekse onun hakkında bilgi toparlar, hesaplamasını yapar ve gerektiği kadarını üretip salgılar, fazla olanıda uzaklaştırır. Ekleme enjekte edilen sıvılarda yaşadığımız sıkıntıda bu; eklemin içindeki mevcut sıvı orantısı ölçülmeden sıvılar enjekte edilir ve bununla her defasında eklemin sıvı hacmi aşılır, aşıldığı anda bedeniniz o pahalı sıvıyı ordan uzaklaştırır. Örneğin; arabanızın benzin deposu nasıl onun doluluğu hakkında bilgi aktaran ölçerlere sahipse, ekleminizde eklemin sıvı hacmi hakkında beyine sürekli bilgi aktaran ölçerlere sahip. Bu ölçerler gereğinden fazla sıvı tespit ettiği an bunu beyine bildirir ve beyinde o bölgedeki dokulara bu fazla sıvının geri emilmesini emreder. Böylece büyük ümitler ile satın aldığınız sıvılar hiçbir fayda sağlamadan eklemdeki kan dolaşımı tarafından geri emilip idrarınız ile dışa atılır, buna 100tl’lik idrar denilir, sayın okurlarımız.

(b) Ekleme enjekte edilen sıvılarda yaşadığımız ikinci sıkıntı, bu sıvının zaten ekleminiz tarafından üretilmesidir; siz eğer ekleminize sıvı enjekte ederseniz kendi üretiminizi durdurursunuz. Bunun en güzel örnekleri insuline bağlı diyabetik hastaları veya kortison tedavisi gören hastalar veya beyin hormonlarını etkileyen depresyon/epilepsi ilaçlarıdır. Eğer siz bedenin kendi ürettiği bir şeyi dıştan verirseniz o zaman beden kendi üretimini durdurur. O yüzdende bu ilaçlar aniden kesilmez, bedenin kendi üretimini tekrar harekete geçirmesi için bedene bir zaman tanınır, ilaçlar yavaş, yavaş kesilir. Aniden kestiğinizde ne olur? Bedeniniz o sıvıyı bir kaç ay dıştan alırsa kendi üretimini keser, beden kendi üretimini keser, sizde bir gün o sıvıyı dıştan vermeyi keserseniz, o zaman ekleminiz yağdan yoksun bir araba motoru durumuna düşer. Not: bir, iki iğne bile ekleminizdeki sıvı üretimini etkiler. Şunu aklınızdan çıkarmayın; sıvı üretimi durursa, o hücrelerin tekrar üretime başlayıp başlamayacağı veya iğneden önceki kapasitede üretip üretemeyeceği riski ile karşı, karşıya kalabilirsiniz. Büyüklerimiz bizlere neder; çalışan bir şey ile fazla oynamayın!

4. birilerin sizin için sıvı üretmesini beklemeyin, kendi sorunlarınızı kendiniz çözün

Eklem arasındaki sıvının iki görevi var; birincisi, birbirine temas eden dokularda sürtüşmeden kaynaklanabilecek hasarı engellemek (örneğin; arabanın motor yağı); ikincisi, kan dolaşımından yoksun kıkırdakları gıda maddeleri ile beslemek ve onların atıklarını o bölgeden uzaklaştırmak. Ancak eklem sıvısının bu iki görevi yerine getirebilmesi için bir şey var olması gerek, o da basınç, yani ekleme dikey yük binmesi gerek. Eklemler mekanik bir düzen üzerine kurulmuş, mekanik düzen üzerine kurulu olduğu içinde eklem hücreleri mekanik eylemlere cevap verir, eklemi hareket ettirmeden vurulan iğnelere, aldığınız bitkisel yağlara değil. Örneğin; eklemin beslenmesi ve rahatsızlandığında kendisini toparlaması ekleme dikey yük bindirmekten geçer; attığınız her adım ile eklem arası basıncı artar, bu basınç sayesinde de eklem sıvısının içindeki gıda maddeleri kıkırdakların içine difüse edilir ve kıkırdağın içindeki atıklar sıvının içine boşaltılır. Not: ekleme ne kadar sıvı enjekte ederseniz edin, kıkırdaklarınızın bu sıvıdan yararlanabilmesi için ayağa kalkıp yürüyüşler yapmalısınız, bunu yapmazsanız doktordan aldığınız sıvılar ve onca bitikisel ilaç işinize yaramaz. Usul ve kaideye sadık kalın; eklemlerinize sizi hareket ettirme görevi verilmiş, o eklemin sağlığa ve düzene gelmeside hareket üzerinden geçer. Yan gelip yatarak enjekte ettiğiniz sıvılardan medet ummayın, eklemi hareket ettirmeden bitkisel yağlar veya haplarda şifa aramayın, siz bu yaklaşımınız ile mekanik bir düzeni etkileyemezsiniz. Yeni bir araba motoru kullandıkça, gaza bastıkça açılır, o motoru hergün yağlayarak, o motoru hergün ovalayarak bunu elde edemezsiniz. Allahın yarattığı usul ve kaidelere sadık kalın, kazanan siz olursunuz!

Örnek; dizlerinden şikayetçi yaşlı bir teyze, dizlerinden çok müzdarip ve gününü oturarak veya uzanarak geçirir. Bu teyze bir gün bu diz ağrıları için doktora çıkar ve doktorda bu teyzenin dizlerine çok pahalı bir eklem sıvısı enjekte eder ve teyzemiz bu sıvıları vurulduktan sonra evine döner ve koltuğunda hareketsiz bir şekilde bu sıvıların mucizevi bir şekilde dizini iyileştirmesini bekler. Şu ana kadar eklem sıvısı hakkında edindiğiniz bilgilere göre bu hareketsiz teyzeye enjekte edilen sıvılar fayda verir mi? Hayır. Neden? Enjekte edilen sıvının kıkırdakların içine süzülüp kıkırdakları besleyebilmesi için eklem içi basınç artması gerek bunuda günü uzanarak değil ekleme dikey yük bindirerek elde edebilirsiniz. Şimdi yıllarca hareketsiz, yatalak birisini düşünün, o kişinin ne kadar sağlıksız bir kıkırdak ve sıvı yapısına sahip olduğunu hayal edebiliyor musunuz? Not: günü ayakta, ekleme dikey yük bindirerek geçiriyorsanız dıştan sıvı takviyesine ihtiyacınız olmaz, ihtiyaç duyduğunuz miktarı ekleminizin kendisi üretir. Hareketli bir insansanız lütfen hekimlerin sıvı kaybı tuzağına düşmeyin.

5. ama hocam eklemim zaten yağsız araba motoruna dönüşmüş diyenler

Eğer dizinizde sıvı kaybı varsa, bu hareketsizlikten gelir. Yan gelip yatacağınıza kalkın ve hareket edin, tembellik edip dıştan ekleminize sıvı enjekte edilmesini beklemeyin. Kendi kendinize bunu üretebilecek durumda iken neden yan gelip yatıyorsunuz, neden başkaların bunu sizin için üretmesini bekliyorsunuz? Eğer ekleminiz yağsız araba motoruna dönüştüyse bu sizin tembelliğinizden, bu eksikliği gidermek istiyorsanız bunun en sağlıklı çözümüde kalkıp hareket seviyenizi artırmaktır.

6. ama hocam ağrılardan hareket edemiyorum diyenler nasıl bir tedavi programı izlemeli?

İyi bir hekime çıkın, iyi bir hekim size ağrı kesicileri, kortizon iğneleri veya eklem sıvıları vermeden ağrılarınızın kaynağını tespit edip rahatsızlığınızı tedavi edebilir. Hocam çıkmadığımız doktor kalmadı, nerede bulacağız bu iyi doktoru derseniz, o zaman kendi sorunlarınızı kendiniz çözün. Nasıl? Yürürken ağrı çekiyorsanız, o ağrıların kayboluşuna kadar kondisyon bisikletine binin. Kondisyon bisikleti size ağrı veriyorsa, kondisyon bisikletin pedallerini, koltuğunu ve direncini ağrı olmayan açılara ayarlayın ve ağrınız azaldıkça açılardaki zorluk derecesini artırın. Hedefiniz ağrı olmadan ekleme dikey yük bindirecek safhaya gelmek olsun. Kondisyon bisikletinde ağrılarınızı giderdiğiniz an tekrar yürüyüşlere başlayın, yürüyüşlerde ağrılarınızın devam ettiğini görürseniz tekrar kondisyon bisikletine başlayın ve bu şekilde kondisyon bisikleti ve yürüyüş arasında git, gelmeler yapın. Eğer kondisyon bisikleti size rahatsızlık verirse, yüzme ile egzersiz programınıza başlayın ve kendinizi toparladıkça egzersiz programınızın dozajlarını artırın.

7. protez safhasına gelmiş bir dizde ne yapmalı?

Protez teşhisi konulan hastalarımızın %90’ınında protezlik bir durum olmadığını görüyoruz. Lütfen bu konuda dikkatli olun, hekimlerin, bilhassa özel hastanelerin ticari endeksli uygulamalarının kurbanı olmayın. Bir yerinize bıçak değdiği an, doğal dokularınız kesildiği an bunun geri dönüşümü olmaz, o yüzden herhangi bir cerrahi girişime girmeden önce lütfen çok iyi düşünün ve birden fazla hekime danışın. Çoğu hastamız birden fazla uzmana tanıştığını söyler ama şu hatayı yaparlar, bu yazı vesilesiyle sizide bu konu hakkında uyaralım; eğer bir hekim ameliyat derse çıkacağınız ikinci hekim aynı uzmanlık dalından olmasın. Örneğin; eklem rahatsızlıkları ile iki uzmanlık dalı ilgilenir, birincisi ortopedi uzmanı diğeri fizik tedavi, eğer ortopedi uzmanına çıkarsanız ve o ameliyat derse çıkacağınız ikinci hekim fizik tedavi uzmanı olsun veya bir bel rahatsızlığı ile beyin cerrahisine çıkıyorsanız, danışacağınız ikinci hekim fizik tedavi olsun, çünkü fizik tedavide bel rahatsızlıklarına bakar. Aynı uzmanlık dalına çıkarsanız, alacağınız cevaplar aynı olur çünkü aynı eğitime, aynı tedavi yöntemlerine sahipler.

Protez teşhisi konulan rahatsızlıkların %90’ını ameliyatlık değil demiştik, bu hastaların sorunu ne olabilir? Diz kapağın etrafındaki yumuşak dokuları inceleyin, farklı bölgelerde bulunan bursaelerde fibrözleşmeler tespit ederseniz çoğu hastanın diz sıkıntılarının bunlardan kaynaklandığını görürsünüz, bazıların diz ağrıları myofascitis veya patellafemoral sendromu tarzı sıkıntıdan kaynaklı olabilir, kısacası dizinizi çok iyi bir muayeneden geçirmelisiniz. Bu rahatsızlıklar filmde görünmez, hekiminizin bu sıkıntıları tespit edebilmesi için kıçını kaldırıp sizi iyi bir muayeneden geçirmesi şart. Not: %10 için protez kaçınılmaz, bu hastalarımız güvendikleri bir cerrah ile durumlarını çok iyi analiz etsin; örneğin; kaslarınızı güçlendirirseniz, kaslarınız ekleminize binen yükü alır, ağrılarınız azalır ve uzun yıllar bu şekilde idare edebilirsiniz veya ameliyat öncesi en azından 6 ay boyunca protez takılacak eklemi güçlendirin, güçlü bir eklem ameliyatı daha rahat kaldırır, daha hızlı kendinizi toparlar, daha az komplikasyonlar yaşarsınız, bunun gibi nice farklı konuyu ve daha fazlasını lütfen hesaba alın, sonrasında kararınızı verin.

8. tedavi sürecinde sabırlı olun

Röntgen filminde eklem arası mesafe normal değerlerin altında görülüyorsa, bunu sıvı kaybı olarak değil kıkırdak yıpranması olarak yorumlamalı. Ekleme sıvı enjekte ederek bununla hem eklemin kendi üretimini iptale sürüklediğimizi hem eklemin tekerlek olmadığını, içine sıvı veya gaz pompalayarak eklem arasındaki normal mesafeyi geri getiremeyeceğimiz bilelim. Kıkırdak sağlığı için eklemin kendi üretimini tetiklemeye çalışalım, bunun içinde koltuğumuzdan, yatağımızdan ayağa kalkıp kıkırdak dokularımızın sağlığı ve beslenimi için ekleme dikey yük bindirelim. Ağrılardan dolayı ekleme dikey yük bindiremiyorsanız o zaman yüzme ile egzersiz programınıza başlayın ve ağrılar azaldıkça programınızın dozajını yükseltin. Örneğin; bir sonraki aşama kondisyon bisikleti olur ve ondan sonraki aşamada da yürüyüşler ile ekleminize ihtiyaç duyduğu dikey yükü verirsiniz. Bir anda iyileşmeyi beklemeyin, yapabileceğiniz en büyük hata sabırsızlıktır. Eklem yıpranımları yavaş yavaş zaman dilimi içinde gerçekleşir iyileşme sürecinide zamana bırakmalısınız. Merak etmeyin yi bir terapiste ve doktora sahipseniz eninde sonunda hedefinize ulaşırsınız.

9. hareketlilik bütün bedeni canlandırır, depresyon veya hazımsızlık gibi iç organ sıkıntılarınızı giderir

Ekleminizin sıvı ihtiyacını bedeninizin kendi üretimi ile karşılamasına özen gösterin, bu şekilde daha sağlıklı ve kalıcı sonuçlar elde edersiniz. Eklemlerinizin aktif olması iç organlarında yararınadır; azalarınız bedeninizin dinamosudur, azalar ne kadar hareket ederse beynimiz ve iç organlarımız o kadar aydın yanar ve çalışır, o kadar sağlıklı ve enerji dolu olur. Hareketsizlik ise bütün bedeni çöküntüye uğratır. Hareketli ve aktif bir hayat her yönüyle sizin lehinizedir, bol hareketli ve bol aktiviteli günler dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize çok iyi bakın.