nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          
bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin......  


Zaman nedir ve zamanda yolculuk varmı?

Bu bin yıllardır einstein ve nice bilim adamın peşinde koştuğu bir gizem. Bu yazıyla bu gizemi sizler için çözümleyelim. Çok kompleks, nice nobel ödüllü bilim adamın üzerinde nice makaleler ve ciltlerce kitap yazdığı bir konuyu öz ve kısa tutmaya çalışacağız, amacımız işleyiş hakkında genel bir bilgi edinmeniz. Dünyada bir ilk, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Değerli okurlarımız, size göre zaman nedir? Bilim dünyası gibi, sizde zamanı uzayın dördüncü boyutu olarakmı tanımlayanlardansınız? Üzgünüz yok böyle bir şey. Zaman, size göre içinde bir ileri bir geriye seyehat edilebileceğiniz bir oluşummu? Üzgünüz yine yanılıyorsunuz. Ya da zamanı herşeyden bağımsız kendi halinde hareket eden bir yapı olarak görüyorsanız? Üzgünüz yine yanıldınız. Nedir o zaman, zaman ve zamanda yolculuk varmı? Bu soruların cevabını siz aslında günlük hayatınızda nice defa veriyorsunuz, nasılmı? Günlük hayatınızda siz zamanı nasıl tanımlıyorsunuz, bir; geçmiş olaylar, iki; yaşlanma ve üç; gece ve gündüz, mevsim ve yıllar. Hepimiz için zaman bu değilmi? İşte, zaman nedir, bu evrensel sorunun cevabı bu üç şeyin içinde yatıyor. Bu üç şeyin cevabını verebilirseniz zaman nedir bunuda çözmüş olursunuz.

1. Gece ve gündüz, mevsim ve yıllar nasıl oluşur

dünyanın kendi çevresinde dönmesi gece ve gündüze sebep olur

dünyanın güneşin etrafında dönmesi ise mevsim ve yıllara sebep olur

= gece ve gündüze, mevsim ve yıllara sebep olan dönme kuvveti (tork). zaman için gerekli olan birinci unsur dönme kuvveti

2. yaşlanma

Yaşlanma dört şeye muhtaç;

+ plazma (enerji partikülleri)

+ dönme kuvveti (tork) + merkezkaç kuvveti

+ insan bedenin elektromanyetik enerjisi (Allahın yüklediği + kendi yüklemeniz)

+ sürtünme kuvveti

= evrenin kendisi dönen bir platform. Bu platform enerjiden oluşan bir maddenin içine yerleştirilmiş. Bilim adamları buna plazma der. Biz sürekli dönen bir platform üzerinde yaşıyoruz ve içinde döndürüldüğümüz ortam boş değil, enerji partiküllerinden oluşan bir ortam. Evren dönüyor, biz evrenin içindeyiz. Biz enerji partiküllerinden oluşuyoruz, içinde döndürüldüğümüz ortamda enerji partiküllerinden. Bu ikisi çarpıştığında birisi diğerini alıp götürüyor. Evrenin ve gezegenin dönme kuvveti daha güçlü olduğu için, bu çarpışmada kaybeden biz oluyoruz. Bir rüzgar esintisi düşünün, üzerinizdeki tozu alıp götürüyor; biz bu enerji plazma içinde döndürüldükçe her döndüğümüzde o plazma bizden bir miktar enerji alıp götürüyor. Her götürdüğünde de yaşam enerjimizden bir damla kaybediyoruz, kaybettikçede beden çöküyor (yaşlanıyor). 

soru: doğuştan ölüme kadar bu plazma içinde yaşıyoruz ama hayatımızın bir bölümünde büyüyoruz, bir döneminde yaşlanıyoruz. Bu nasıl mümkün; madem bulunduğumuz ortam enerjimizi alıyor ve yaşlandırıyor, biz doğumdan itibaren yaşlanıyor olmamız gerekmezmi?

cevap:
insan, dolu bir pil ile dünyaya gelir. Bu elektromanyetik pil 33 yaş civarına sabitlenmiş. O çağa kadar içinde bulunduğunuz ortam (dönme kuvveti, sürtünme kuvveti) sizde bir etki yaratmıyor. Tam aksine yeryüzü gıdaları ile beslendikçe bedeniniz büyüyor, filizleniyor. 33 yaşına geldiğinizde, yaşantı tarzınıza göre bu bazılarında daha erken bazılarınızda daha geç olabilir, Allahın size yüklediği şarj bitiyor. Pil bittiğinde ne oluyor? Allahın size yüklediğ şarj bittiğinde, fiziki yani yeryüzü şarjınız devreye giriyor. Birisi elektromanyetik pil, Allah tarafından yüklenmiş diğeri ise besin ve egzersiz ile sizin yeryüzünde bedeninize yüklediğiniz enerji. İlahi şarj sizi yaşlanmaya karşı koruyor, o bittiğinde egzersiz, sağlıklı yaşam, besinler ile o yaşa kadar (33 yaşı) yaptığınız yatırımlar devreye giriyor. Bu enerjide sizi 40 yaş ortalarına kadar taze kalmanızı sağlıyor. Bu sürece duraklama süreci diyoruz. Bu duraklama sürecinde, ne yaşlanıyor ne filizleniyorsunuz bir olgunluk sürecinden geçiriliyorsunuz. Bu süreçte sizi ayakta tutan enerji, gençliğinizden itibaren 33 yaşına kadar bedeninize yüklediğiniz enerji. Atalarımız ne güzel demiş; ne ekersen onu biçersin ya da gençliğinizde yaptığınız yaşlılığınızda karşınıza çıkar. Bu birikimide tükettikten sonra; cildiniz ve kemikleriniz, organlarınız o plazmanın içinde döndürüldükçe, merkezkaç kuvvetine tabi yani santrifüje tabi oldukça enerjiniz bedenden çıkar, yaşam enerjinizi kaybetmeye başlarsınız. Bu enerji kaybını besinler, egzersiz ve gıda ile telafi edemiyorsunuz. Her gün enerjiniz dokulardan alınıp götürülüyor. Dokularınız çöküyor ve sizde bunu yaşlanma olarak net hissetmeye başlıyorsunuz. 

soru: Allahın yüklediği şarj nedir?

cevap: Bunun detaylarını size aktarmamız mümkün değil. Biz bunu burada şarj olarak tanımladık bunu siz bir enerji şablonu olarakta görebilirsiniz. Fiziki bedeninizin bir enerji şablonu. Böyle bir şablona bir ilahi enerji yüklemesine sahip olduğumuz konusunda hiçbir şüphemiz yok. Sadece yaşlanma ile ilgili konuda değil, bu enerji şablonu iki yerde daha karşımıza çıkıyor. Bir ana rahminde ve ikisi kabirden kalktığımızda. İki defa yoktan var ediliyoruz. Bu yoktan var edilme neye göre yapılıyor; bu soruyu hiç kendinize sordunuzmu? Ana rahmindeki hücreler nereye yayılması gerek, ne tür bir organa dönüşmesi gerek, nereye kadar büyümesi gerek, ne tür bir canlı çıkarması gerek bunları siz hormonlar ve sinir sistemi ile açıklayamazsınız çünkü hücreler arası o iletişimi sağlayacak sinir ve hormonlar henüz ortada yok. Geriye tek birşey kalıyor, o da oluşturulacak yeni canlının bir elektromanyetik şablonu orada hazır halde var olması gerek. Nasıl bir 3D yazıcı, bilgisayardaki şablon üzerine birşeyleri yazıyorsa, ana rahmindeki hücrelerde bir şablon doğrultusunda yeni canlıyı var ediyor. Ahiret günü bu şablon tekrar karşımıza çıkıyor. O gün yoktan yine var edilmemiz gerek, yine bir şablona ihtiyaç duyuluyor. Tek fark; bu sefer şablon bebek ebatında değil, 33 yaş ebatında çünkü tekrar diriliş yaşımız 33 olacak. Özetlersek; ana rahmindeki şablon bizimle büyüyor, bizim gelişmemizi ve filizlenmemizi sağlıyor sonrası duraklıyor. Tekrar dirilişte kullanılacak şablonda ana rahmindeki ebat değil, çünkü o artık yok o 33 yaşa kadar bizle büyüdü; tekrar kullanılacak ebat o en son 33'lük hali. Not: tabiki Allah "ol" derse herşey oluverir, ancak o zaman ilim olmazdı. "Herşeyi ilmimle kuşattım" ayetin bir anlamı kalmazdı. Tarikatların ilimle işi olmadığı için, onlar "Allah ol der ve o oluverir", biz bunu sorgulamayız der. Biz onlardan olmadığımız için, biz Allahın yeryüzüne indirdiği ilimleri araştırıyoruz. Sorgulama değil, araştırıyoruz; her şeyin altında bir ilim bir mekanizma bir düzen olduğuna inanıyoruz ve araştırarak bu düzeni anlamaya çalışıyoruz.

"Alternatif tıpta enerji boyutları ile uğraşan insanlar, olayların ilmi altyapısını bilmez, herşeyi "yaşam enerjisine" bağlar ve geçerler. Biz burada yaşlanmayı ilahi bir enerji ile irtibatlandırırken, öylesine sallamadık. Sallamakta zaten bize yakışmaz. Biz konuyu ilk yaratılıştan tekrar dirilişe kadar bir çok boyuttan ele aldık. İlmi altyapısını doldurduk, beynimizde olayların akışı hakkında genel bir fikir oluşturduk sonrası konuyu kaleme döktük. Olayı çözdükmü? Hayır, ama olayların akışı hakkında temel bir fikir edindik. Bu fikride sizinle paylaşmak istedik. Bu bilgiler çok ilkel bir safhada, neden bu ilkel hali ile sizinle paylaşmaya karar verdik? Yanlış bilgilerin yayıldığı bir çağdayız. İnternet ortamında beyinleriniz binbir çeşit yanlış bilgiler ile bombardıman altında tutuluyor. O hurafe bilgiler beyinlerinizde kalıcı olmadan, olayların temel boyutunu anlar anlamaz sizinle paylaşmak istedik. Şimdi beyninizde alternatif bir teori oluştu. Bu konuda farklı teorileri okurken, referans alabileceğiniz bir nokta oluştu. Görevimizi tamamladık. Bundan ötesini b
aşka beyinler araştırsın. Bilim bir bayrak yarışı. Biz temelini attık, başkalarıda binayı diksin." 

3. geçmiş

İlk önce bu sorunun cevabını verelim; geçmişin tarifi sizin için nedir? Geçmiş sizin için beyine yazılan bytler yani hatıralardan ibaret? Geçmiş sizin için günler ve aylar, yılların sayısı gibi rakamlardanmı ibaret? Yoksa geçmiş sizin için olaylardanmı ibaret? Geçmiş denildiğinde, içinde geriye veya ileriye hareket edebilecek bir oluşumdan bahsedilir. Takvim sayfaların ve beyindeki hatıralar, bunların somut elle tutulur bir yanı bulunmaz. O yüzden biz geçmişi beyine kazılan hatıralar, gece ve gündüz boyutundan ele almayacağız. Geçmişi, geçmişte yaşanan olaylar boyutundan ele alacağız. Geçmişin olay boyutu nedir ve nasıl oluşur;

+ ilahi kayıt altına alma sistemi

+ dönme kuvveti (tork)

+ günlük yaşantınız

+ manyetik enerji (dünyanın magnetic akımı)

= siz her saniye içinde bir yerden başka bir yere hareket ediyorsunuz. Her bir hareket sonrasıda bir saniye önce bulunduğunuz hareketin bir enerji ve bir de ısı izini geride bırakıyorsunuz. Örneğin; istihbarat örgütleri canlıların bıraktığı ısı izini takip ederek, olayların bir kaç saatlik gerisine gidebilir. Fizki anlamda değil, olay yerinde bırakılan ısı izinden orada yaşanılan olaylar hakkında bir tahmin yürütebilir. İnsan ısı izini takip ederek geçmiş hakkında tahmin yürütür. Cinlerde enerji izinizi takip edip geçmişinizi görebiliyor. Dikkat: geçmişinize gidiyor değil, geçmişinizi görüyor. Şuan maddesiniz, bir saniye sonra geçmişte madde kalmıyor, sadece ısı ve enerji izi geride kalıyor. Geçmişte madde kalmadığı için madde boyutunda örneğin bir zaman makinesi ile gitmeniz mümkün değil. Zaman makinesi bir bilim kurgu ürünü. Geçmiş sadece ısı ve elektromanyetik iz geride bırakır. Isı izi, bir kaç saat sonra çevreye yayılıp kaybolur, enerji izine ne olur? Burada dünyanın magnetik gücü ve sürekli dönen bir platformun üzerinde yaşıyor olmamız gerçeği devreye giriyor. Dünya döndükçe bu enerji izi spiral bir enerji hortumuna dönüşür, dünyanın manyetik gücüde bunu alır güney ve kuzey kutubuna taşır. Kuzey yarımküresinde yaşayanlar kuzey kutubuna, güney yarımküresinde yaşayanlar güney kutubuna ve oradanda uzaya, melekler katına ve sonrası Allah katına. Meleklerde dizi izlercesine, günlük yaşantımız açık hava ekranlarında izler. Neden bu kayıt? Mahşeri sorgunuz için. Sağ ve sol omuzunuzdaki melekler yazılı kayıt alır. Görüntülü kaydıda bu oluşum sağlar. Elbette, Allah bir kayıt olmaksızın size geçmişinizi gösterebilir ama o zaman siz mahşeri sorguda itiraz ederdiniz; bu kayıt montaj veya sahte derdiniz, bana karşı önyargılı davranıyor, haksızlık ediyorsunuz derdiniz. Böyle itirazların oluşmaması içinde, içinde yaşadığımız evren, kendi kendini kayıt altına alacak şekilde var edilmiş. Hocam biz yeryüzünde yaşıyoruz, gök ve melekler katı nereden çıktı derseniz; gökten yeryüzüne rızık adında bir enerji iniyor, siz yeryüzünden göğe enerji çıkmadığınımı sanıyorsunuz? Biz enerji boyutunda sürekli gök ile irtibat halindeyiz, örneğin ellerinizi açıp dua etmeniz. Biz yeryüzüne yerleştrildik ancak yeryüzüne yerleştirilmiş olmamız gökten (melekler ve Allah katı) bağımsız yaşadığımız anlamına gelmiyor. "Allah gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra o iş O’na bir günde yükselir. O günün miktarı, sizin saydığınız bin yıl kadardır" (Secde Süresi; 5). Gök ile yeryüzü arasında sürekli veri transferi gerçekleşir ve bu veri transferi sizin günlük yaşantınızıda içerir. Günlük yaşantınız saniye saniyesine ses ve video görüntüsü olarak kayıt altına alınıyor. Mahşer günüde bu kayıtlar önünüze konulacak. O gün geldiğinde ben yapmadım, etmedim deme şansınız yok. Not: NASA tarafından yayınlanan bir fotoğraf, dünyanın magnetik alanı; yeryüzü kayıtları kuzey ve güney kutubuna yönlendirilir oradanda göğe..

                                             


Özetlersek


Z
aman kavramı nedir? Zaman, yeryüzünde sadece gece ve gündüz, hatıralardan ibaret. Gökyüzünde ise sadece bir ses ve video kayıdından. Zaman kavramını, eğer "yaşanmış olaylar" olarak tanımlarsanız, buna farklı bir boyut getirirseniz, üstüne o boyuta girildiğinde ileriye veya geriye seyehat edilebilir derseniz; saçmalarsınız. Yok öyle birşey. Nasıl günlük rızkınız bir enerji akımı olarak gökten size iniyorsa, sizin günlük yaşantınızda bir video kaydı olarak göğe akıyor. Bi nevi uydu kaydı gibi, sizin günlük yaşantınız sadece yazılı değil, görsel olarakta kayıt altına alınıyor. Neden bu kayıt? Allahu Teala herşeyi görür ve bilir. Ancak, Allah'ın huzuruna bir gün çıktığınızda bana haksızlık ediyorsun denilmemesi için, Allahu Teala; düzeni kendi kendine kayıt edecek şekilde var etmiş. Geçmiş sadece, yeryüzünden göğe çıkan bir uydu yayınından ibaret. İçinde seyahet edilebilecek bir geçmiş yok. Olmayan birşeyin içinde de seyehat etmeniz söz konusu olamaz. Işık hızına gelince, hani, zenginin malı fakirin ağızını yorar deriz; ışık hızını zamanla irtibatlandırmakta böyle birşey. İnsan ne bugün ne de yarın ışık hızında hareket edebilecek. Işık hızında hareket edebilmek cinlere mahsus birşey. Olmayan ve hiç olmayacak birşey üzerine binbir çeşit teoriler üretmeniz saçmalık. Sizinle, bir kahvehanede devletleri yıkıp kuran, fabrikalar açıp kapatan arasında bir fark yok. İkinizde palavracısınız. "Bir uzay gemisinde seyehat etsek, ışık hızında hareket etsek, bizde geçen zamanla yeryüzü arasında geçen zaman şöyle olur böyle olur". Soru: sen ışık hızında hareket edebiliyormusun? Cevap: hayır. Soru: ışık hızında hareket ettiğinde zamanın farklı olduğunu nereden biliyorsun? Cevap: bilmiyorum. Soru: ışık hızı ile zamanın birbiri ile bağlantılı olduğunu nereden çıkardın? Cevap: öyle söylüyorlar. Arkadaşlar, bunlar ismi üzerine teori. Einstein bir işe kalkmış, altında kalmış yanılmış, bu kadar basit. Tarikatlar ve cemaatlar, hocalarını ve şıhlarını kutsar, onları hatasız kusursuz bireyler olarak görür, lütfen sizde bu hataya düşmeyin. Onların şıhlarını kutsadığı gibi sizde bilim dünyasını bilim adamlarını kutsamayın, onları hatasız kusursuz görmeyin. Birisi bilim adı altında aklınızı çeliyor diğeri Allah ve Kitap adına. Tarikatların iyilerin elinde olmadığı gibi, bilimde iyilerin elinde değil. Nasıl tarikatların verdiği bir bilgiyi 10 defa kendi aklınızın süzgeçinden geçiriyorsunuz, bilimin her söylediğinide en azından 10 defa aklınızın süzgeçinden geçirin. Her bilgiyi doğru kabul etmeyin. Zamanda yolculuğun nasıl İslami inanca ters olduğunu sizlere örnekleri ile açıklayacağız. Peşinde koştuğunuz ve savunduğunuz şeyler inancınızla çatışıyor. Belki siz bunun farkında değilsiniz ama İslama zıt hareket ediyorsunuz. Gittiğiniz yol, yol değil.

İslam ve Zamanda Yolculuk

1. Tek yaşam tek sorgulama boyutu

"Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur” (Fatır Süresi; 37). Bu Ayet bizlere hayatta tek bir şansımız olduğunu anlatıyor. İlahi düzende geriye gitme şansınız bulunmuyor. Ne mahşer günü, Rabbim hata yaptım, geri gidip tekrar şans ver deme şansınız var ne de yeryüzünde hata yaptım, geriye gidip düzelteyim deme şansınız var. Eğer yeryüzünde geriye gitme şansı olmuş olsaydı, bu ahiret günü içinde geçerli olurdu. Ahiret hayatında geçerli olmayan birşey, yeryüzünde neden geçerli olsun? Z
amanda geriye gitmeye izin verilseydi, o zaman ilahi düzen, hataları düzeltebilmeye yönelik kurgulanmış olurdu. Bu durumda mahşeri sorguda da size ikinci, üçüncü dördüncü şanslar verilir, sürekli yeryüzüne geri döndürülürdünüz. Yani sizlere sonsuz şanslar verilmesi gerekirdi, bu da kısacası yaşamı ve sorgulama gününü cıvıtırdı.

2. İlahi adalet boyutu

Varsayalımki teknolojiniz o kadar ilerledi ve siz bir zaman makinesi icat ettiniz, geriye gittiniz ve sürekli yanlışlarınızı düzeltiyorsunuz; geçmiş topluluklar sormazmı Allaha, bu şansı bize neden vermedin diye. Eğer ilahi düzende, geriye gidip hataları düzeltmeye yönelik bir zaman tüneli olmuş olsaydı, bunun ilmi insanoğlu yeryüzüne iner inmez verilirdi ve en önemlisi bu ilim doğal afetlerle şunla bunla kaybolmazdı, günümüze kadar gelirdi. Neden? Zamanda yoluluk bir cep telefonu veya bir televizyon gibi o çağın bir nimeti olarak görülemez. Zamanda yolculuk kaderi değiştirmeye yönelik bir icat. Bir çağa bunu siz veriyorsanız, istedikleri gibi geçmişlerini değiştirme şansı veriyorsanız diğer çağlarada vermek zorundasınız. Aksi takdirde mahşeri sorguda biri tek şansla Allahın huzuruna çıkmış olur, diğeri yüz defa geçmişini değiştirmiş düzeltmiş olarak Allahın huzuruna çıkardı. Bu da ilahi adalete ters. 

3. Özgür irade boyutu

Ne güzel size anlatıyorlar, ne güzel kulağa hoş geliyor; zamanda geriye gidiyorsun ve istediğin olaya el atıp olayların akışını değiştiriyorsun. Size bir soru; ya, o olaya karışanlar olayların akışın değiştirilmesini istemiyorsa? Siz olaylara baktığınızda sadece kendinizi görüyorsunuz, ama öyle değil. Her olay birden fazla insan içerir. Belki o insanlar o hayatın akışından gayet memnun ve değiştirilmesini istemiyor. Siz geriye gidip bir olaya el attığınızda sadece kendi hayatınızı değil, başkaların hayatınıda değiştirmiş oluyorsunuz. Bunu onlara sordunuzmu, izin aldınızmı? Zamanda yolculuk etmek, kişilerin kendi hür iradeleri ile oluşturduğu geleceği, onların bilgisi ve onayı olmadan değiştirmek anlamına gelir. Siz böyle birşeye izin verirseniz, o kişileri geleceklerinden sorumlu tutamazsınız yani onları mahşeri sorgudan muaf kılmanız gerekir. Kendisinin sebep olmadığı bir gelecekten kişiyi sorumlu tutamazsınız. Zamanda bir yolculuğun nelere sebep olabileceğini görüyormusunuz? O yüzden ilahi düzende zamanda yolculuk gibi birşey yok.

"Büyüklerimiz kader ve kazayı imana bağlamışlar. Haklı olarak. İman nedir? Bir yaratıcı ve o yaratcının getirdiği düzene inanmaktır. Kaza ve kadere hakim olan tanrıdır. Bilim dünyası bir makine icat etse ve bununla geçmişe gidip sürekli kaza ve kaderi değiştirse, bir sonraki adımı kendisini tanrı ilan etmek olurdu. İmanın diğer şartları ne? Allahın meleklerine ve peygamberlerine inanmak. Allahın kendisine hizmet eden, buyuruğundan çıkmayan melekleri var. Gün gelecek bilim dünyası bizimde robotlarımız var diyecek. Bize hizmet eden, buyruğumuzdan çıkmayan robotlarımız var diyecek. Allahın peygamberleri ve mucizeleri var, onlarda gün gelecek bizim bilim adamlarımız ve insalığın hizmetine sunduğumuz icatlarımız var diyecek. Bilim dünyası şeytanın elinde ve bunların hedefi Allahı andıran herşeyi yeryüzünden silmek. Bilim dünyası önünüze bir teori bir formül bir icat sunduğunda lütfen doğruluğunu kabul etmeden İslamla örtüşüp örtüşmediğine bakın."

4. Kader boyutu

Kader nedir? Kader bir hesaplamadır. Sizin ve atalarınızın yaşantısı ve niyetleri alınır bir hesaplamaya tabi tutulur, buradan sizin neyi hak edip neyi hak etmediğiniz çıkarılır. Hak ettiğinizde size rızık olarak indirilir. Bu hesaplamaya kader denilir. Bilim dünyası böylesine ilahi bir hesaplamaya inanmaz, onlar herşeyin tesadüfen geliştiğine inanır. Örneğin; hitler tesadüfen ortaya çıktı ve siz geriye gidip onu yok ederseniz dünya savaşları ve onca acıyıda ortadan kaldırmış olursunuz. Zaman yolculuğunu savunanlar, olayların böylesine tesadüfen geliştiğini savunur. Olayların bir öncesi ve sonrasına bakmaz. Örneğin; hitler doğmadan önce albert pike tarafından yazılan mektubu bilmez. Bir olay vukuu bulmadan, o olaya niyetlenen tezgahlayan birilerin olduğunu bilmez. Olayı, olay anından ibaret zanneder ve tesadüf der. Allah neden zamanda yolculuğa müsade etmez? Zamanda yolculuk demek Allahın belirlediği kaza ve kadere müdahele etmek demektir. Allahu Teala sizin için bir kazayı takdir ettiğini düşünün, zamanda yolculuk eden birisi buna müdahale etse ne olurdu? Herşeyin Allahın kontrolü altında olmadığı, evrende farklı tanrılar farklı düzenleyiciler olduğu anlamı çıkardı. Bir düzenleyicide diğerin işine mutlaka çomak sokardı;
"Allah evlat edinmemiştir. O’nunla beraber hiçbir İlah da yoktur. Aksi takdirde her İlah kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerine galebe çalardı. Allah onların (inkarcıların) yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir (Mu'minun Süresi; 91). Bir den fazla tanrı düzeni bozardı, birisi sürekli diğerinin işine burnunu sokardı. O yüzden tek tanrımız var. Eğer siz zamanda yolculuk ederseniz kaderi değiştirebilirsiniz. Kaderi değiştirende kaderini değiştirdiği kişilerin sevk ve idaresini yapmaya başlar yani tanrısı olur. Allahu Tealada, bu ayetle böyle birşeyin söz konusu olmadığını olamayacağını bize aktarır. Zamanda yolculuk, masumane bir düşünce gibi görünüyor ama İslami açıdan hiçte masumane değil.

5. Şer gibi görünen altında hayr yatabilir boyutu

Geçmişe geriye gittiğinizi varsayalım ve size şer gibi görünen bir olaya müdahale ettiniz. Belki  bu müdahaleniz daha büyük bir felakete yol açacak? İnsan neyin altında hayr yatıyor neyin altında şer yatıyor bunu, Ayetler açıkca beyan etmediği müddet bilemez. Eğer zamanda yolculuk etme ve geçmişe müdahale etme yetkisi bize verilseydi, neyin daha hayrlı olduğunu bilmediğimiz için zamanda yaptığımız her değişiklik gelecekte bir felakete sebep verirdi. Bizler kendimizi bir felaketten diğerine bir hüsrandan diğerine sürüklerdik. 

6. Günlük hayat boyutu

Zamanda yolcuk imkanı bizlere verilmiş olsaydı, günlük yaşantımız kaosa dönüşür, sağlıklı yaşam diye birşey kalmazdı. Örneğin; birşeyin tadını alırdık, geriye gider onu tekrar tatmaya çalışırdık. Hayatımız belirli olayları bir ileri bir geri sarmaktan ibaret olurdu. Belirli anlar saplantıya dönüşürdü. Her küçük bir olayda geriye gidip onu değiştirmeye kalkışırdık. Birinin değiştirdiği diğerinin hoşuna gitmez, o da zamanda geriye gidip onu değiştirmeye çalışırdı. Hayatımızı, birbirlerimizin sebep olduğu zaman değişikliklerini düzeltmekle geçirirdik. O günü yaşamak ve geleceğe plan yapma yerine geçmişi düşünür geçmişte yaşardık. Bir cep telefonu bile insanda saplantıya dönüştü, insanlar elinden düşüremiyor. Bir de siz insana zamanda yolculuk imkanı sunduğunuzu düşünün, her eve bir makine. Ne yapar sizce insan? İşini gücünü bırakır, saplantı halinde geçmişle uğraşırdı. Böyle bir düzen size mantıklı geliyormu? Gelmiyor, ama yinede zamanda yolculuğa inanmaya devam edeceksiniz.

7. Büyü boyutu

Büyüler neden haram, büyük bir günah biliyormusunuz? Bir büyüde iki şey yapıyorsunuz, bir; kişiye rızkı siz tayin ediyorsunuz ve iki; kişinin hür iradesini elinden alıyorsunuz. Rızık nedir? Kişinin Allah tarafından o günkü nasibidir. Yiyeceği yaşayacağı olaylar, teneffüs edeceği hava vs. Bunlar bir hesaplama sonrası belirlenir ve Allah katından kişiye iner. Büyü bu ilahi sisteme el atar, kişiye kendisi rızkı tayin etmeye kalkışır. Bu da ne anlama geliyor? Tanrıcılık oynamak. Zamanda yolculukta böylesine bir tanrıcılık oynamak. Sürekli insanların hayatlarına müdahale eder, olayların akışını siz belirlerdiniz. İnsanlar hak ettiği yaşamı değil, sizin takdir ettiğiniz yaşamı alırdı. Büyü ve zamanda yolculuk, ikiside hür iradeye ve ilahi rızık dağıtımına el atıyor. Vebal açısından birbirine benzer. Birisine ilahi düzen izin veriyor diğerine değil. Büyü var olan rızık yollarını kullanıyor, bir virüs gibi kendisini ilahi rızık sisteminin içine atıyor ve düzeni manipüle ediyor. Büyü neye programlandıysa kişinin rızkını o yönde değiştiriyor. Zaman makinesinin ise böyle bir şansı yok. İlahi düzende rızık yolları var ama zamanın bir güzergahı veya boyutu yok. Evrende, zaman diye birşey yok zaten. Zaman, insanların güneşin doğması ve batması sonrası kendi kendisine belirlediği bir ölçüm mekanizması, doğaya has birşey değil. Yani ilahi düzende, rızıkta olduğu gibi zaman makinesinin kullanabileceği bir güzergah bir boyut yok. Olmadığı içinde zamanda yolculuk mümkün değil.

8. Mahrem boyutu

Geçmişin bir mahremiyeti vardır, herkesin saklı kalmasını istediği özel bir hayatı var. Geçmişte bir yolculuk işte bu mahremiyet ortadan kaldırırdı. Siz istediğiniz zaman ve ortama yolculuk etmiş olsaydınız, insanları sürekli mahrem ortamlarda yakalardınız. Kişilerin yatak odalarına girer gizli saklı insanları gözetlerdiniz. Bu gizli saklı gözetlemeye karşı Allah bizi uyarır;
"...O ve taraftarları, sizin kendilerini göremediğiniz yerden sizi görmektedirler..." (Araf Süresi; 27). Uyardığı bir konuyuda Allahu Teala kendi düzenin, yani evrenin işleyişinin içine yerleştirmez.

9. Sağ ve sol omuzunuzdaki yazıcılar boyutu

"Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki katip melek, onun yaptıklarını alıp kaydetmektedir" (Kaf Süresi; 17). Omuzlarınızdaki melekler her söz ve eyleminizi kayıt altına alıyor. Varsayalımki siz zamanda yolculuk yapıyorsunuz ve sürekli olayların akışını değiştiriyorsunuz. Bu durumda sizin ve yaşantısını değiştirdiğiniz insanların omuzundaki melekler, yazdıklarını sürekli yırtıp yeniden yazması gerekirdi. Bu size mantıklı geliyormu? Değerli okurlarımız, bu tür teorileri ortaya atanlar kadere inanmaz, sağ ve sol omuzunuzdaki yazıcılara inanmaz, mahşeri sorguya inanmaz; inanmadıkları için bu tür teorileri ve ötesini rahat düşünüp savunabiliyor. Siz böyle birşeye inandığınızda, geçmiş olsun size. Siz dininizi çöpe atabilirsiniz. Bu tür teorilerin zerre kadar gerçekliği olsaydı, merak etmeyin bunu ilk savunan İslam dinin kendisi olurdu.

Soru: ashab-ı kehf (yedi uyurlar) zaman yolculuğumu yaptı?

Cevap: hayır. Zamanda yolculuk olarak adlandırılan şey, diğer insanlar zamanın normal akışına tabi iken, sizin o sürece bir anda varmanız. Burada durum böyle değil. Mağarada uyuyan bu Allah dostu zatlar, 309 yılın tamamını diğer insanlar gibi yaşayarak geçiriyor. Kendi zamanlarından bir anda 309 yıl ilerisine gitmiş olsalardı, o zaman buna zamanda yolculuk derdik. Gitmiyorlar ama, her canlı gibi, onlarda o süreci yaşaya, yaşaya geçiriyorlar. O dönemi yaşayanlar ile aralarındaki fark, dönemin insanları günlük hayatları var, bu yedi Allah dostu o süreci uykuda geçiriyor. Mucize nerede? Hiç yaşlanmıyor olmaları ve 309 yılı uyanmadan yemeden geçirmiş olmaları. Orada bir zaman yolculuğu olmadığını nereden anlıyoruz? Onlar uykuda iken melekler onları dönem dönem sağa ve sola çeviriyor. Buradan biz onların bir zaman sıçraması yaşamadığını o süreci yaşayarak geçirdiğini anlıyoruz. Yatalak bir hastaya sahip olanlar yatan birinin neden döndürüldüğünü bilir. Uzun süredir yatalak olan birisinde, basıncın oluştuğu noktalarda çürümeler yaralar oluşmaya başlar. Mağarada uyuyanlar zaman sıçraması yaşayıp bir anda 309 yıl ileriye gitseydi, döndürülmelerine gerek kalmazdı ama döndürülüyorlar. Kim döndürülür; uzun süre yatalak olanlar. Demek zaman sıçraması yaşamadılar, 309 yıllık süreci uykuda geçirdiler. 


Bilim ve Zamanda Yolculuk


1. Işık

Zaman, bir video kaydı ve beyine kazılan hatıralardan ibaret. Fizikçiler zamanı ışık ile irtibatlandırır. Bu doğru değil. Işık, eşit şekilde her yere yayılır. Zaman, eğer ışık bağlantılı birşey olsaydı zaman bütünlüğünü koruyamazdı. Işık yayılır, bir bütünlüğe sahip değil. Kendi içinde bir bütünlüğüde muhafaz edemez. Burada bütünlüğü koruyan ve evrenin her yerinde var olan bir güç olması gerek. O da evrenin her köşesinde var olan, gezegenlerin dönme ve manyetik gücü. Mantıkta dönme ve manyetik kuvvetine işaret ediyor. 

2. Zaman makinesi

Bu bir bilim kurgu ürünü. Bilim adamları mekan ve insanların zaman içinde yerlerini koruduklarına inanır, yani siz bir zaman makinası icat etseniz ve beş gün önceye gitseniz, beş gün öncesi o mekanda bulunan insanları halen o mekanda bulabileceğine inanır. Bu tabiki fiziki anlamda mümkün değil. Siz öyle bir makine icat etsenizde, geçmişe gittiğinizde siz orada geçmişe ait hiçbir iz bulamazsınız. Ne elektromanyetik boyutta ne ısı boyutunda ne de fiziki. Bıraktığınız ısı izi, rüzgar gibi faktörlere maruz kalıp dağılıp gider, bıraktığınız elektromanyetik kayıt dünyanın elektromanyetik gücüne tabi olur ve oradan kaybolur gider. Fiziki olarakta (madde, gas, sıvı) birşey bulamazsınız. Her bir madde ya oradan ayrılmış olur ya da zamanın etkisi ile değişime uğramıştır. Siz zaman makinesi ile geçmişe gitseniz bile bilimsel açıdan geçmişe ait bir iz bulamazsınız. Olmayan bir geçmişe gitmiş olursunuz.

3. Zaman

Zamanı siz nasıl belirliyorsunuz; günler ve aylar, yılların kaydını tutarak. Doğa nasıl belirliyor? Belirlemiyor! Evren için zaman yok. Sizin zaman olarak tanımladığınız güneşin doğması ve batmasından ibaret. Evren için bu, dönen bir platformun üzerinde birşeyin sürekli tekrarlanmasından ibaret. Siz zamanı tutuyorsunuz, evren tutmuyor. Evrende zamanda diye birşey yok. Zaman makinesi ile olmayan bir zaman dilimine nasıl gitmeyi düşünüyorsunuz?
Zaman kavramı insani bir kavram, evren için geçerli değil. Zamanın hesabını tutmak insancıl bir davranış, gezegenler için geçerli değil. Zamanda yolculuk makinesi icat ettiğinizi ve belirli tarihi o makineye tuşladığınızı varsayın; tuşladığınız o tarihe nasıl gideceksiniz? Evrende o tarihe kayıtlı bir gün yokki!! Örneğin; mesainiz başlamadan veya bittiğinde parmak izinizi tuşlayıp işyerinize girip çıkıyorsunuz. Her gününüz kayıt altına alınıyor. Güneş her doğduğunda her battığında bir kayıt almıyor. Evrende olmayan bir zaman dilimini, icat ettiğiniz makine ile nasıl bulacaksınız? Nasıl olacak bu? Yani uyutuluyoruz; karşınıza öyle fiziki formül, teoriler ve kavramlarla çıkıyorlarki, sizde "vay be", adamlar ilimde baya yol katetmiş izlenimi uyandırıyor. Bu tür teorilerle uğraşmak fizikte gelebileceğiniz en yüksek mertebeler, dolayısıyla bu tür teorilerle uğraşanlar kedilerine yüksek bir statü atıyor, çok bilge izlenimi çevreye yayıyor. Halbuki teorilerin içi boş ve saçma. Birbirinden bağımsız olaylar harmanlanmış ve insanlar bununla uyutuluyor. Neden uyutuluyoruz? Bizim bilim adamları ve araştırmacılar bu saçmalıklar ile oyalanırken onlar saçma olmayan şeyleri araştırıyor ve icat ediyor. Bizim bilim adamı ve araştırmacılar sabah akşam bu teorilere kafa yoruyor, onlar ise günlerini elle tutulur işlere harcıyor. O yüzden onlar icat ediyor biz değil! Onca prof onca bilim adamı, hocam bu kadarda küçümsemeyin bilim dünyasını derseniz; bakın arkadaşlar, maymundan türediğine inanan bir camiadan bahsediyoruz! Maymundan türediğine inanan bir beyinde ben akıl aramam, onun her söylediğine inanmadan doğruluğunu beş defa, on defa kendi aklıma danışırım.

"Bu tür teorilerin peşinde koşanlar hayatın tesadüflerden ibaret olduğuna inanır. Kaza ve kadere inanmaz. Hayat denilen şeyin ilahi bir tasarrufun altında olduğuna inanmaz. İnanmadığı için kendisine anlatılan her teori makbul gelir. Biz Müslümanlar ama bu tür teorileri dinlediğimizde ilk önce İslami değerlerimizle çatışıp çatışmadığına sonrası yeryüzü bilimlerimizle çatışıp çatışmadığına bakmalıyız. Zamanda yolculuk hem İslami inançlarımızla çatışıyor hem yeryüzü ilimleri ile. O yüzden bu teoriyi reddediyoruz. Eğer Allah zaman yolculuğunu isteseydi, düzeni ona göre kurardı. Örneğin; zamanı güneşten bağımsız var ederdi. Zamanı, güneşin doğuşu ve batışı gibi kendisini her gün tekrarlayan bir düzen üzerine inşa etmezdi."


Ahiret ve Zaman


1. "Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O’na yükselir" (Secde Süresi; 5).

2. "Melekler ve ruh, O’na, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir" (Mearic Süresi; 4).

-
Ahiret hayatı ve zaman, bu konuda üç ayet dikkatimizi çekiyor. Ataistler ve Allah düşmanları güya kendi kafalarınca Kur'an-ı Kerimi çürütmek istediklerinde, bu iki ayetide örnek gösterirler. Bir Ayette "bin yıl" denilir, diğer Ayette "elli bin"; bakın görüyormusunuz Kur'an-ı Kerimin çelişkilerini diye kendi kafalarınca açıklamalar yaparlar. Biz bu gezizekalıları Allaha havale edelim. Onlar kendi haline biz kendi halimize; bu iki ayet aslında çok açık ve net, iki farklı rakamın söylenmesi bir çelişki değil tam aksine olması gereken. Bir ayet, rızık gibi işlemlerden bahseder diğer ayet melek ve ruh gibi canlıları kasteder. Birisi bin yılda Allah katına yükselir diğeri elli bin yılda. Buradan biz rızık gibi can içermeyen enerji akımların, can içeren enerjiden çok daha hızlı hareket edebildiğini anlıyoruz. Örneğin; can sahibi enerji şekilleri (melek ve ruh) ışık hızında bir mesafeyi katediyorsa, can içermeyen enerjiler ışık hızından 50 kat daha hızlı hareket ediyor. Mantıkta zaten, canlı ve cansız enerji formları arasında bu hız farkın olması gerektiğini söylüyor. Neden? Rızık sadece insana inmez meleklerede iner. Rızkın iniş ve yükseliş hızı meleklerin hızı ile aynı olursa, rızık meleklerin hızına yetişemezdi. İki farkla rakamla karşı kaşıyayız, bunda bir çelişki yok birisi yaşayan enerji formları için geçerli diğeri cansız enerjiler. Birisi bin yılda göğe yükseliyor (cansız) diğeri elli bin yılda (melek ve ruh).

3. "Ve azabı senden acele istiyorlar. Ve Allah, asla vaadinden dönmez. Ve
Rabbinin katındaki bir gün, sizin saydığınız bin sene gibidir" (Hac Süresi; 47). 

Soru: ahiret hayatında gece varmı?
Cevap: Hac Süresinde "Allah katında bir gün" denilir. "Bir gün" tanımını yapabilmek için gün başlayıp bitmesi gerek. Bir başlangıç (sabah) bir kapanış (akşam) olması gerek. Demek gece ve gündüz var. Allah katında gece ve gündüz varsa, Melekler katı olarak tanımladığımız cennette de var olması gerek. Burada geceyi zifiri karanlık olarak düşünmeyin, Allah katı da melekler katı da aşırılık içermez. Gecelerin loş bir ortamda geçeceğini varsayın. Bunun yeryüzünde bir örneği varmı? Var. Kutuplarda 6 ay gündüz ve 6 ay gece yaşanır. Kutuplardaki 6 ay gündüz cenneti temsil eder. Gündüzleri aydın, akşamları loş. 6 ay gecede cehennemi temsil eder. Hiç aydınlık görmeyen, akşam karanlığından zifiri karanlığa kadar giden bir ortam. 

Ahiret ve Mekan

Bazılarınız, hocamız gaypten bilgilermi alıyor, bu bilgileri nereden akıl ediniyor sorusunu kendisine sormuş olabilir. İçiniz rahat olsun, gayptan bilgi almıyoruz.
Rabbime şükür bizlerin cinlerle işi olmaz, meleklerle irtibata geçecek manevi mertebe ve temizliğede sahip değiliz. O zaman nereden geliyor bu bilgiler? Çok basit, yeryüzü ilimlerinden. Allah insanı gizemde bırakmaz, ahiret hayatın bir muadili yeryüzünde vardır. Biz muadilini araştırıyoruz, oradan diğeri hakkında yorum getiriyoruz. Örneğin; bundan beş yüz yıl öncesi cevizin laboratuvar analizi mümkün değildi, ama yinede siz bundan 500 yıl öncesi cevizin neye faydalı olduğunu rahatlıkla çıkarabilirdiniz. Sadece çevizin içini açıp görünümünden bunun insan beyini için var edildiğini çıkarırdınız. Bizde bunu yapıyoruz, her bir gizemin gözle görülür muadili vardır. Biz gözle görünen muadilini araştırıyor, oradan diğeri hakkında yorumlar getiriyoruz. Gayba, gizeme gerek yok, herşey gözümüzün önünde. Yeryüzü, cennet ve cehennemin gizemide insan beyninde yatıyor. İnsan beynin anatomisini incelerseniz, diğer boyutun gizeminide çözersiniz. Örneğin;
Üst beyin- gök katları, orta beyin- yeryüzü, alt beyinde- cehennem.

soru:
orta beyin ile üst beyin arasında farklı iletişim hatları var. Yeryüzü ve gök arasındaki yollarda buna benzer olabilirmi?
cevap: siz verin...

soru: beynin üst katı, orta beyni bir kavis gibi sarıyor. Şuan cennet katlarıda yeryüzünü öylesine sarıyor olabilirmi?
cevap: siz verin...

soru: mahşer günü, yeryüzü yerle bir edildiğinde, yeryüzünü kavis gibi saran gök katları acaba ana rahmindeki embriyonun ilk yaratılış safhalarında olduğu gibi düz bir şekilmi alacak?
cevap: siz verin...

soru: orta beyin ile üst beyin arasında bir sıvı var, yeryüzü ile gök katı arası, o boşlukta da sıvı, bir deniz deryası olabilirmi?
cevap: siz verin...

soru: binaların kolonları gibi orta beyin ile alt beyin arasında büyük kolonlar var. Alt beyin cehennem, orta beyinde yeryüzü ise; bu ikisi arasında devasa melekler olabilirmi. Yeryüzünü omuzlayan devasa melekler?
cevap: sizi verin..

               

Değerli okurlarımız, cennet ve cehennem yeryüzü gibi var edilmiş. Şuan var, hazır halde bizi bekliyor. Hz adem ve hava anamız içinde yaşamış. Sonrası yeryüzüne sürgün edilmişiz. Yaratılış hakkında genel bir fikir edinmeniz için bu çizimi sizin için hazırladık.

yazının devamı gelecek...

s��v�� kayb��

Fizik tedavi yazıları bölümünde, günlük hayatınızda en sık karşılaşacağınız teşhis ve sıkıntıları ele almaya çalışacağız. Sıvı kaybı böyle bir teşhis, belirli bir yaş üzerindeki bir hastayı diz ağrısından dolayı hekime çıkardığınızda, bu teşhisle karşılaşma ihtimaliniz çok yüksek. Sıvı kaybı oluşur mu, sıvı kaybı diz ağrılarına sebep verir mi, tedavisi nasıl yapılır bu yazımızda sizler için bu sorulara aydınlık kazandırmaya çalışacağız. Hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Sıvı kaybı ağrılara sebep verir mi?

En çok merak edilen ve cevaplamamız gereken ilk ve en önemli soru; sıvı kaybı ağrılara sebep verir mi? Hayır, vermez! Cildiniz yaşlandıkça nasıl yağ ve sıvı kaybına uğruyorsa eklem arası sıvı kaybıda yaşlanmanın doğal bir sonucudur. Bu değişimler ani oluşmaz, yavaş yavaş gelişir ve bu değişim uzun yıllara yayılır. Yıllara yayılan bu değişimlere ekleminiz bu zaman dilimi içinde uyum sağlar, adapte olur, yani eklemin herhangi bir parçası bu doğal değişime ağrı ile cevap vermez. Diz ağrısı için hekime çıkar ve hekiminiz size sıvı kaybı teşhisi koyarsa, hekiminizi değiştirin.

Sıvı kaybı teşhisi neden bu kadar yaygın Türkiye' de?

Uzun yıllar spor hekimi olarak amerikada, almanyada ve türkiyede çalıştık, binlerce diz sıkıntıları ile ilgilendik ama bu zamana kadar sıvı kaybından kaynaklanan bir diz ağrısı ile karşılaşmadık. Türk insanın diz yapısı farklı mı, neden Türkiye’ de bu teşhis bu kadar yaygın? Farklılıklar yok, sorun hekimlerde; (1) işin ehline çıkmalısınız, uzmanına çıkmazsanız ezberden teşhislere maruz kalmanız kaçınılmaz. (2) Alanında bir uzmana çıktığınızı varsayalım ve bu teşhisi o uzman koyuyorsa bilinki o işini anlamıyor. Eğitim ve bilgi yetersizliğine sahip uzmanlar bu teşhise başvurur. Bir uzman hekim eğer ağrılarınızdan bir anlam çıkaramazsa kendi bilgisizliğini örtmek için bu teşhise başvurur yani sıvı kaybı teşhisi kaçamak bir teşhis olarak kullanılır. (3) Art niyetli ve mesleğini ticarete dökmüş hekimler bu teşhise başvurur. Bu teşhis öne atılarak dizlere enjekte edilen sıvılar satılır, ameliyatlar yapılır.

Sıvı kaybı teşhisi nasıl konulur?

Bir eklemin içindeki sıvıyı belirlemek çok farklı “know how” ve sıvı ölçüm teçhizatı gerektirir, artı o değerlerin o yaş grubu için normal sınırlar içinde olup olmadığına bakılır. Öylesine siyah beyaz bir filme bakarak eklem içi sıvı miktarı belirlenmez, belirlenemez. Size sıvı kaybı teşhisi konulmadan ekleminizin sıvı miktarı ölçüldü mü? Bir şeyin ölçümü yapılmadan onun eksik olduğunu iddia etmek sizce ne kadar mantıklı?

Radyoloji filminde eklem arası mesafenin daralması neye işaret eder?

Sıvı kaybı teşhisi konulan hastaların röntgen filmine baktığınızda eklem arası mesafenin normal değerlerin altında olduğunu görürsünüz, bunu bazı hekimler sıvı kaybı olarak yorumlar. Bu, yanlış mı? Evet, yanlış. Eklem arası mesafe daralırsa bunun nedeni sıvı kaybı değil kıkırdak yıpranımı olur. Sıvı kaybı ihtimalini göz önünde bulunduran hekimler, bir konuyu daha dikkate almalılar o da hastaların yaşam tarzı. Örneğin; eğer bir hasta uzun bir dönem hareketsiz bir yaşantı sürdürürse, bu hareketsizlik sonucu eklem sıvısı azalır. Bu bir hastalık değil, hareketsizliğin doğal sonucudur. Siz hastayı aktif bir yaşantıya motive ettiğiniz an, eklem hareket ettikçe o eklem sıvı üretimine tekrar başlar ve sıvı miktarı normal düzeylere geri döner.

Enjekte edilen sıvılar zararlı mı?

Eklem arasına enjekte edilen sıvılar tamamıyla ticari amaç besler. Bu sıvıların hiç mi faydası yok, sorusuna gelince; sorunun cevabı hayat felsefenize bağlı. Eğer günü birliği yaşayan birisi iseniz o zaman o iğne gününüzü kurtarabilir ama yarınlara yatırım yapan, yarınları hesaplayan birisi iseniz o zaman bu iğneler yarınlarınızı sıkıntıya sokar. (1) Bu iğneler sıvı ölçümü yapılmadan vurulur. Eğer eklemin sıvı ihtiyacı yok ise paranızla satın aldığınız sıvı, eklem tarafından geri emilir ve eklemden uzaklaştırılır, yani paranız ve ümitleriniz boşa gider. (2) Ekleme dıştan sıvı enjekte ederseniz kendi üretiminizi durdurursunuz. Günü kurtarırsınız ama dizinizin geleceğini riske atarsınız. Bu iki konuyu biraz daha açalım;

(1) Bizler yaşayan ve her an değişime uğrayan varlıklarız ve bedenimiz bu değişken şartlara heran adapte olabilme yeteneğine sahip. Eğer eklem arasına sıvı salgılanması gerekiyorsa, o zaman bedeniniz bunu kilonuzu, ekleminizin iç hacmini, o an maruz kaldığınız yüklenmeleri ve nice farklı faktörleri etüt ettikten sonra salgılar. Dıştan eklemin içine sıvı enjekte eden kişiler bu hesaplamaları yapmaz; onlar ne ekleminizin iç basıncını, iç hacmini ölçer nede eklemdeki mevcut sıvının miktarını veya o eklemin gün içinde maruz kaldığı yüklenmeleri. Bu hesaplamalar yapılmadan sıvı enjekte ederseniz ne olur? İnsan bedeni belirli programlar üzerine yaratılmış ve bunlardan biriside ölçüdür. Bedeniniz eğer herhangi bir şeyi üretecekse onun hakkında bilgi toparlar, hesaplamasını yapar ve gerektiği kadarını üretip salgılar, fazla olanıda uzaklaştırır. Örneğin; arabanızın benzin deposu nasıl size doluluk oranı hakkında sürekli bilgi veriyorsa ekleminizin içindeki ölçerlerde eklemin sıvı miktarı hakkında beyninize sürekli bilgi aktarır. Bu ölçerler gereğinden fazla sıvı tespit ettiği an bunu beyine bildirir ve beyinde o bölgedeki dokulara bu fazla sıvının geri emilmesini emreder. Böylece büyük ümitler ile satın aldığınız sıvılar hiçbir fayda sağlamadan eklemdeki kan dolaşımı tarafından geri emilip idrarınız ile dışa atılır. İşte buna 100tl’lik idrar denilir, sayın okurlarımız.

(2) Ekleme enjekte edilen sıvılarda yaşadığımız ikinci sıkıntı, bu sıvının zaten ekleminiz tarafından üretilmesidir. İnsan bedeni farklı programlar doğrultusunda çalışır, bunlardan birisi ölçü diğeri ise enerjiyi muhafaza etme modu. Örneğin; eğer siz ekleminize dıştan sıvı enjekte ederseniz, bedeniniz kendi üretimini gereksiz görür ve durdurur, boş yere enerji sarfetmek istemez. Örneğin; insulin veya kortison. Bu tarz ilaçlar bu yüzden aniden kesilmez, kendi üretimini tekrar harekete geçirmesi için bedene zaman tanınır. Dıştan verilen ilaç aniden kesilirse ne olur? Beden kendi üretimini keser, sizde o sıvıyı dıştan vermeyi bir anda keserseniz, o zaman ekleminiz yağdan yoksun bir araba motoru durumuna düşer. Dıştan yapılan takviyeler başka ne sıkıntıları doğurur? Kendi bedeninizin ürettiği bir şeyi dıştan verirseniz bedeniniz kendi üretimini durdurur, kendi üretiminiz durursa, o hücrelerin tekrar üretime başlayıp başlamayacağı veya iğneden önceki kapasitede üretip üretemeyeceği riski ile karşı karşıya kalırsınız. Dıştan takviye ciddi riskler taşır. Dıştan sisteme müdahale etmeden bunun risklerini çok iyi hesaplamalısınız. Sizce günümüzde hangi hekim bu hesaplamaları yapar? Lütfen çalışan bir şey ile fazla oynamayın!

Eklem arası sıvı ve dikey yük

Eklem arası sıvılar iki görevi üstlenir; (1) birbirine temas eden dokularda sürtünmeden kaynaklanabilecek hasarı engellemek. (2) Kan dolaşımından yoksun kıkırdakları gıda maddeleri ile beslemek ve onların atıklarını o bölgeden uzaklaştırmak. Ancak eklem sıvısının bu görevleri yerine getirebilmesi için bir şey var olması gerek; o da BASINÇ. Örneğin; attığınız her adım ile eklem arası basınç artar, bu basınçta eklem sıvısının içindeki gıda maddelerin kıkırdakların içine difüse edilmesine ve kıkırdağın içindeki atıklarında sıvının içine boşaltılmasına sebep olur. Siz ekleme ne kadar sıvı enjekte ederseniz edin, kıkırdaklarınıza dikey yük bindirmiyorsanız, eklem arası enjekte edilen sıvılar işlevini yerine getiremez, o sıvıların faydasını göremezsiniz. İlahi usul ve kaidelere sadık kalın, kazanan siz olursunuz. Eklemler mekanik bir düzen üzerine kurulmuş, sağlığa kavuşmasıda mekanik eylemler üzerinden geçer, kremler veya ilaçlar üzerinden değil. Örneğin; araba motoru kullandıkça açılır, hergün yağlamak ile değil.

Sizlere bir vaka çalışması

Dizlerinden şikayetçi yaşlı bir teyze, dizlerinden çok müzdarip ve gününü oturarak veya uzanarak geçirir. Bu teyze bir gün bu diz ağrıları için doktora çıkar ve doktorda bu teyzenin dizlerine bir dizi çok pahalı eklem sıvısı enjekte eder. Teyzemiz bu sıvıları vurulduktan sonra evine döner ve koltuğunda hareketsiz bir şekilde bu sıvıların mucizevi bir şekilde dizini iyileştirmesini bekler. Şu ana kadar eklem sıvısı hakkında edindiğiniz bilgilere göre bu hareketsiz teyzeye enjekte edilen sıvılar fayda verir mi? Hayır. Neden? Enjekte edilen sıvının kıkırdakların içine süzülüp kıkırdakları besleyebilmesi için eklem içi basınç artması gerek bunuda siz günü uzanarak değil ekleme dikey yük bindirerek elde edebilirsiniz. Şimdi birinin yıllardır yatalak ve hareketsiz olduğunu düşünün, bu kişinin ne kadar sağlıksız bir kıkırdak ve sıvı yapısına sahip olduğunu hayal edebiliyor musunuz?

Kendi sorununuzu kendiniz çözün

Eğer dizinizde sıvı kaybı varsa, bu hareketsizlikten gelir. Yan gelip yatacağınıza kalkın ve hareket edin, tembellik edip dıştan ekleminize sıvı enjekte edilmesini, kremler ile ekleminizin çözülmesini beklemeyin. Doğal yöntemlere önem verirsiniz ama ekleminiz için en doğal olanı, yani yürüyüşü görmemezlikten gelirsiniz, neden? Gününüzü ayakta, yani ekleme dikey yük bindirerek geçiriyorsanız, o zaman merak etmeyin ekleminiz ihtiyaç duyduğu sıvıyı kendisi üretir. Bu üretimi çoğaltmak istiyorsanız, daha büyük açılarda ekleme yük bindirin. Örneğin; ayakta durmak ve yürüyüş ekleminizin 0-15 derecelik bir çapını kullanır ama eğer eliptik bisiklet gibi ekleminize hem dikey yük bindiren hem dizinizin daha geniş çapını kullanan egzersizlere başvurursanız, dizlerinizin daha fazla sıvı üretmesini sağlayabilirsiniz!

Ağrılardan hareket edemiyorum diyenler nasıl bir tedavi programı izlemeli?

İyi bir hekime çıkın, iyi bir hekim size ağrı kesicileri, kortizon iğneleri veya eklem sıvıları vermeden ağrılarınızın kaynağını tespit edip rahatsızlığınızı tedavi edebilir. Hocam çıkmadığımız doktor kalmadı, nerede bulacağız bu iyi doktoru derseniz, o zaman kendi sorunlarınızı kendiniz çözün. Nasıl? Yürürken ağrı çekiyorsanız, o ağrıların kayboluşuna kadar kondisyon bisikletine binin. Kondisyon bisikleti size ağrı veriyorsa, kondisyon bisikletin pedallerini, koltuğunu ve direncini ağrı olmayan açılara ayarlayın ve ağrınız azaldıkça açılardaki zorluk derecesini artırın. Eğer kondisyon bisikleti kullanımı, ayalarını ne yaparsanız yapın size ağrı veriyorsa o zaman yüzme ile egzersiz programınıza başlayın ve kendinizi toparladıkça egzersiz programınızın dozajlarını artırın. Bu çalışmalarınızın hedefi ağrı hissetmeden ekleme dikey yük bindirebilmek yani yürüyebilmek olsun. İlk önce yüzme sonrası kondisyon bisikleti sonrası yürümek. Ağrı ortadan kalktıkça bir seviyden diğerine geçiniz.

Protez tuzağı ve birden fazla uzmana danışma gerçeği

Protez teşhisi konulan hastalarımızın %90’ ınında protezlik bir durum olmadığını görüyoruz. Lütfen bu konuya dikkat edin; hekimlerin, bilhassa özel hastanelerin ticari endeksli ve araştırma hastanelerin eğitim amaçlı uygulamalarına kurban gitmeyin. Bir yerinize bıçak değdiği an, doğal dokularınız kesildiği an bunun geri dönüşümü olmaz. Cerrahi bir girişime karar vermeden önce çok iyi düşünün ve birden fazla hekime danışın. Çoğu hastamız birden fazla uzmana danıştığını söyler ama bizler onların şöyle bir hataya düştüklerini görürüz, bu yazı vesilesiyle sizide bu konu hakkında uyaralım; eğer bir hekim ameliyat derse çıkacağınız ikinci hekim aynı uzmanlık dalından olmasın! Örneğin; eklem rahatsızlıkları ile iki uzmanlık dalı ilgilenir, birincisi ortopedi uzmanı diğeri fizik tedavi. Eğer ortopedi uzmanına çıkarsanız ve o ameliyat derse çıkacağınız ikinci hekim ortopedi değil fizik tedavi uzmanı olsun. Örneğin; bir bel rahatsızlığı ile beyin cerrahisine çıkıyorsanız, danışacağınız ikinci hekim beyin cerrahisi değil fizik tedavi olsun, çünkü fizik tedavide bel rahatsızlıklarına bakar. Aynı uzmanlık dalına çıkarsanız, alacağınız cevaplar aynı olur çünkü aynı eğitime, aynı tedavi yöntemlerine sahipler.

Bu hastaların sıkıntıları sıvı kaybı değilse nedir?

Protez teşhisi konulan rahatsızlıkların %90’ını ameliyatlık değil demiştik, bu hastaların sorunu ne olabilir? Diz kapağın etrafındaki yumuşak dokuları incelerseniz bursaelerde fibrözleşmeler tespit edeceksiniz. Çoğu hastada diz sıkıntıların bu bursaelerin çevre dokular ile yapışması (scar tissue) sonucu ortaya çıktığını görürsünüz. Bazılarında ise diz ağrıların kaynağı patellafemoral sendromu tarzı rahatsızlıklar olur. Bu tür yumuşak doku rahatsızlıkları filmde görünmez, eğer hekiminiz filme bakarak teşhis koyuyorsa sorunlarınızın kaynağını her zaman kaçırır. Bu yanlış teşhislerde maalesef hastalara çok pahalıya patlar. Hastalar yıllarca gereksi ilaç, iğne ve ameliyatlara maruz kalır, maddi ve manevi yıpranışa uğratılır.

Protez'lik dizlerde ne yapılmalı?

Bazı hastalar için protez kaçınılmaz. Bu hastalarımız güvendikleri bir hekim ile cerrahi girişime kendilerini fiziki ve mental açıdan hazırlasın. Örneğin; kaslarınızı güçlendirirseniz, bedeninizin yükünü kaslarınız taşır, ekleme binen yük hafifler. Ekleme daha az yük bindiği an ağrılarınız azalır ve uzun yıllar ameliyata ihtiyaç duymadan dizinizi idare edebilirsiniz. Örneğin; ameliyat öncesi en azından 6 ay boyunca protez takılacak eklemi güçlendirin, güçlü bir eklem ameliyatı daha rahat kaldırır, daha hızlı kendisini toparlar, daha az komplikasyonlar yaşarsınız. Fizik tedavinin ameliyat sonrası için var olduğu zannedilir, bu düşünce ve yaklaşım yanlış. Fizik tedavi ameliyat öncesi başlanılırsa, ameliyat sonrası daha sıkıntısız geçer. Bunun gibi farklı konuları cerrahınız ile masaya yatırın ve kendinize ameliyat öncesi ve sonrası için bir tedai progamı belirleyin.

Tedavi sürecinde sabırlı olun

Röntgen filminde eklem arası mesafe normal değerlerin altında görülüyorsa, bunu sıvı kaybı olarak değil kıkırdak yıpranması olarak yorumlamalı. Ekleme sıvı enjekte ederek bununla hem eklemin kendi üretimini iptale sürüklediğimizi hem eklemin tekerlek olmadığını, içine sıvı veya gaz pompalayarak eklem arasındaki normal mesafeyi geri getiremeyeceğimizi bilelim. Kıkırdak sağlığı için eklemin kendi üretimini tetiklemeye çalışalım, bunun içinde koltuğumuzdan, yatağımızdan ayağa kalkıp kıkırdak dokularımızın sağlığı ve beslenimi için ekleme dikey yük bindirelim. Ağrılardan dolayı ekleme dikey yük bindiremiyorsak o zaman yüzme ile egzersiz programımıza başlayalım ve ağrılar azaldıkça programımızın dozajını yükseltelim. Bir anda iyileşme beklemeyelim. Eklem yıpranımları yavaş yavaş zaman dilimi içinde gerçekleşir iyileşme sürecinide zamana bırakmalıyız. Merak etmeyin iyi bir terapiste ve doktora sahipseniz eninde sonunda hedefinize ulaşırsınız. Hareketsizlik bütün bedeni çöküntüye uğratır, hareketli ve aktif bir hayat dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize çok iyi bakın.