nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    





onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara;

onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, herşeyi pahalaştır sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Petrolünü satamıyor, altın ve paralarına el konuluyor, içerideki işbirlikçiler sistemi kilitliyor, ekonomi kötüye gidincede suçlu hükümet, öylemi? Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bazı salaklar erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı. Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya böylesine bir çetenin varlığı neden tespit edilemedi, bunuda bir eleştiri olarak biz bir kenara koyalım. Bu eleştiriyi oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun. Oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın, çünkü siz ondan sorumlusunuz, mahşer günü onlarla haşrolunacaksınız. Şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler. Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı Nankör. 50 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Haram haramı çeker. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Yan gelerek para ödeyerek emekli olma hakkını elde ettiler.

Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 50 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Avrupada hiçbir insan 40 yaşında emeklilik benim hakkımdır demeyi aklına bile getrimezken, bunlar açık açık bunu söyleyebiliyor ve insanlarıda buna inandırtabiliyor. Avrupada birisi 40 yaşında emekli olmak benim hakkım dese tımarhane atılır, burada ise bu söylem alıcı buluyor. Ne hale düştük. Gerçektende utanmadan bunu talep eden insanlar var. Ne yüzsüzlük. Memurluk maaşınız 4000 TL ve bu size yetmiyormu. Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın derdik. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün derdik. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün derdik. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün derdik. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler. Sahillere diktiler kaçak yapıları, yaylalara ormanlara diktiler kaçak villaları, kaçırdılar vergileri, bir de bu ülkede yaşanmaz diye şikayet ediyorlar. Nankörler. Bu milletin omuzundan parayı kazan, sonrada bu mileti aşağıla. Nankörler. Devlet memuru olmak için üniversiteye gidiyorlar. Ufka bakın. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Felsefe şu; devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Mantığa bakarmısınız. İş hayatına atıldığın gün çalışma hayatı başlaması gerekirken bunlar için üniversiteye girdiklerinde başlıyor, üniversite bittiğinde de bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Olmayıncada devleti kötülüyorlar. Üniversite sonrası herkes devlet memuru olup bir emekli gibi rahat etme derdinde. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Taktik hep aynı. Kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Ne kadar vatan haini varsa, hepsini topladı ülkeye. Kendisinden sonrakiler için çok ağır bir miras bıraktı. Birde erdoğandan neden nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl iş bu, bizde anlamadık. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl iş bu? Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Şimdi; gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası. Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? Erdoğan bizi '70 li yıllara götürdü diyorlar. Aşağılık herifler. '70 li yıllarda yokluktan ötürü kuyruk vardı, bugün ise bolluk içinde kuyruk var. 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olması ve fiyatları birlikte belirlemesi. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediklerini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı. Ülkemizde yaşayan bu iki zümre arasındaki fark; kendilerini alim zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halindeler. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. "Alim" ile arif, nankör ile vatansever arasındaki farkı anladınızmı? Nankör olan, arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Sizin bu asil duruşunuz herşeye yetiyor. Sizin irfanınıza hayranım. Kendini alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine sizin başınıza kaldı. Gazi mustafa dün size sığınmış, kurtuluş mücadelesini anadoludan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek size nasip olacak. Kılıcınız keskin yolunuz açık, yardımcınız Allah olsun.

Bu arada, bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Nankörler. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Müslümanların içine fitne sokan münafıklar, sizi. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir yerden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi, onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz müslümansınız, ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile niye aynı safta yer alıyorsunuz? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Bunun aması maması yok. Müslüman Müslümanın kardeşidir, NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar. Nankörler. Anadolu size kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Nasıl işse bu. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Gidin arabistana diyorlar, gerici diye aşağılıyorlar. Teşekkürler erdoğan. Sana çok büyük bir tuzak kurdular, sende yuttun. Sana sabah akşam diktatör dediler, sende bu algıyı yıkmak için her türlü ihanete göz yumdun. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Bu tuzağa düşmemen gerekirdi. Birde utanmadan sana diktatör diyorlar. YÜZSÜZLER. Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Az kaldı ama merak etmeyin, erdoğandan sonra Allahın size çok güzel bir süprizi var. Bekleyin ve görün. Şu kesin ama, Allahın azabı çok çetin olacak. Çok ama çok azdınız. Yeter artık. Erdoğan sizden hesap soracak gibi gözükmüyor, erdoğan altında siz daha çok azıyor daha çok güçleniyorsunuz. Yeter artık. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Özerklik isteyen, şehirlerimizde bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor, bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor, diyecekler. Öyle bir algı oluşturdularki, sanki erdoğan diktatör. Erdoğanda o diktatör söylemini haksız çıkarmak için, bunlara istediklerini yapma izni veriyor.

Algı nedir? Kelimeler ile olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, kelimeler ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyorsunuz ve gerçek dünyanın o olduğuna inandırtıyorsunuz. Sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli kelimeleri tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Bittik gittik, suriyelilerin istilasını uğradık, iltica geldi vs vs. Bu insanlarda gerçek türkiyenin bu olduğuna inanıyor. O paralel dünyadan uyanmamaları, gerçekleri görmemeleri içinde diğer haber kaynaklarını kötülüyorlar. Havuz ve yandaş gibi kavramlar boşuna değil yani. Hepsi kendi tabanlarına kurulan bu tuzağın bir parçası. Kendi tabanlarına sanal bir dünya kuruyorlar, uyanmamaları içinde gerçek dünya ile temas içinde olmalarına izin vermiyorlar. Kendileri dışında herkes kötü. Sözcü tayfasıda bunu bal gibi yutuyor. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak bir medya organın okurların zekası bu kadar olur zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Siz pkk'lılara savaş açtığınızda, ne dedi bunlar; pkk'lı teröristleri davul zurna ile karşılayan siz değilmisiniz dediler. Algı böyle birşey işte, algı sizi gerçeklerden koparır, sizleri tezat söylemlere iter. Örneğin; vakti gelir size "özgür medya" diye bağıttırır, vakti gelir yandaş ve havuz gibi kavramlar ile medyayı aşağılamanızı sağlar. Bir yandan medya susturulmaz diye bağırıyorlar, başka bir gün ise yandaş ve havuz medyasını yok edeceğiz diyorlar. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet. Deccaliyet budur; iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız. Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah ve huzur, kalkınmamı geldi? Hayır, savaşlar, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat etmeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyorlar yani kötüyü iyi gösteriyorlar. Deccaliyet bu. Rabbim bu aziz millete yardım etsin.

Sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu, onların ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, şeytanlar sizi. Kim bunlar; chp' nin başını çektiği çete. Şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı verip sonrada utanmadan vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyen şeytanlar sizi.  


Okurlarımıza tavsiyemiz; safhınızı belirleyin. Bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak; suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu, erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin.



s��v�� kayb��

Fizik tedavi yazıları bölümünde, günlük hayatınızda en sık karşılaşacağınız teşhis ve sıkıntıları ele almaya çalışacağız. Sıvı kaybı böyle bir teşhis, belirli bir yaş üzerindeki bir hastayı diz ağrısından dolayı hekime çıkardığınızda, bu teşhisle karşılaşma ihtimaliniz çok yüksek. Sıvı kaybı oluşur mu, sıvı kaybı diz ağrılarına sebep verir mi, tedavisi nasıl yapılır bu yazımızda sizler için bu sorulara aydınlık kazandırmaya çalışacağız. Hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Sıvı kaybı ağrılara sebep verir mi?

En çok merak edilen ve cevaplamamız gereken ilk ve en önemli soru; sıvı kaybı ağrılara sebep verir mi? Hayır, vermez! Cildiniz yaşlandıkça nasıl yağ ve sıvı kaybına uğruyorsa eklem arası sıvı kaybıda yaşlanmanın doğal bir sonucudur. Bu değişimler ani oluşmaz, yavaş yavaş gelişir ve bu değişim uzun yıllara yayılır. Yıllara yayılan bu değişimlere ekleminiz bu zaman dilimi içinde uyum sağlar, adapte olur, yani eklemin herhangi bir parçası bu doğal değişime ağrı ile cevap vermez. Diz ağrısı için hekime çıkar ve hekiminiz size sıvı kaybı teşhisi koyarsa, hekiminizi değiştirin.

Sıvı kaybı teşhisi neden bu kadar yaygın Türkiye' de?

Uzun yıllar spor hekimi olarak amerikada, almanyada ve türkiyede çalıştık, binlerce diz sıkıntıları ile ilgilendik ama bu zamana kadar sıvı kaybından kaynaklanan bir diz ağrısı ile karşılaşmadık. Türk insanın diz yapısı farklı mı, neden Türkiye’ de bu teşhis bu kadar yaygın? Farklılıklar yok, sorun hekimlerde; (1) işin ehline çıkmalısınız, uzmanına çıkmazsanız ezberden teşhislere maruz kalmanız kaçınılmaz. (2) Alanında bir uzmana çıktığınızı varsayalım ve bu teşhisi o uzman koyuyorsa bilinki o işini anlamıyor. Eğitim ve bilgi yetersizliğine sahip uzmanlar bu teşhise başvurur. Bir uzman hekim eğer ağrılarınızdan bir anlam çıkaramazsa kendi bilgisizliğini örtmek için bu teşhise başvurur yani sıvı kaybı teşhisi kaçamak bir teşhis olarak kullanılır. (3) Art niyetli ve mesleğini ticarete dökmüş hekimler bu teşhise başvurur. Bu teşhis öne atılarak dizlere enjekte edilen sıvılar satılır, ameliyatlar yapılır.

Sıvı kaybı teşhisi nasıl konulur?

Bir eklemin içindeki sıvıyı belirlemek çok farklı “know how” ve sıvı ölçüm teçhizatı gerektirir, artı o değerlerin o yaş grubu için normal sınırlar içinde olup olmadığına bakılır. Öylesine siyah beyaz bir filme bakarak eklem içi sıvı miktarı belirlenmez, belirlenemez. Size sıvı kaybı teşhisi konulmadan ekleminizin sıvı miktarı ölçüldü mü? Bir şeyin ölçümü yapılmadan onun eksik olduğunu iddia etmek sizce ne kadar mantıklı?

Radyoloji filminde eklem arası mesafenin daralması neye işaret eder?

Sıvı kaybı teşhisi konulan hastaların röntgen filmine baktığınızda eklem arası mesafenin normal değerlerin altında olduğunu görürsünüz, bunu bazı hekimler sıvı kaybı olarak yorumlar. Bu, yanlış mı? Evet, yanlış. Eklem arası mesafe daralırsa bunun nedeni sıvı kaybı değil kıkırdak yıpranımı olur. Sıvı kaybı ihtimalini göz önünde bulunduran hekimler, bir konuyu daha dikkate almalılar o da hastaların yaşam tarzı. Örneğin; eğer bir hasta uzun bir dönem hareketsiz bir yaşantı sürdürürse, bu hareketsizlik sonucu eklem sıvısı azalır. Bu bir hastalık değil, hareketsizliğin doğal sonucudur. Siz hastayı aktif bir yaşantıya motive ettiğiniz an, eklem hareket ettikçe o eklem sıvı üretimine tekrar başlar ve sıvı miktarı normal düzeylere geri döner.

Enjekte edilen sıvılar zararlı mı?

Eklem arasına enjekte edilen sıvılar tamamıyla ticari amaç besler. Bu sıvıların hiç mi faydası yok, sorusuna gelince; sorunun cevabı hayat felsefenize bağlı. Eğer günü birliği yaşayan birisi iseniz o zaman o iğne gününüzü kurtarabilir ama yarınlara yatırım yapan, yarınları hesaplayan birisi iseniz o zaman bu iğneler yarınlarınızı sıkıntıya sokar. (1) Bu iğneler sıvı ölçümü yapılmadan vurulur. Eğer eklemin sıvı ihtiyacı yok ise paranızla satın aldığınız sıvı, eklem tarafından geri emilir ve eklemden uzaklaştırılır, yani paranız ve ümitleriniz boşa gider. (2) Ekleme dıştan sıvı enjekte ederseniz kendi üretiminizi durdurursunuz. Günü kurtarırsınız ama dizinizin geleceğini riske atarsınız. Bu iki konuyu biraz daha açalım;

(1) Bizler yaşayan ve her an değişime uğrayan varlıklarız ve bedenimiz bu değişken şartlara heran adapte olabilme yeteneğine sahip. Eğer eklem arasına sıvı salgılanması gerekiyorsa, o zaman bedeniniz bunu kilonuzu, ekleminizin iç hacmini, o an maruz kaldığınız yüklenmeleri ve nice farklı faktörleri etüt ettikten sonra salgılar. Dıştan eklemin içine sıvı enjekte eden kişiler bu hesaplamaları yapmaz; onlar ne ekleminizin iç basıncını, iç hacmini ölçer nede eklemdeki mevcut sıvının miktarını veya o eklemin gün içinde maruz kaldığı yüklenmeleri. Bu hesaplamalar yapılmadan sıvı enjekte ederseniz ne olur? İnsan bedeni belirli programlar üzerine yaratılmış ve bunlardan biriside ölçüdür. Bedeniniz eğer herhangi bir şeyi üretecekse onun hakkında bilgi toparlar, hesaplamasını yapar ve gerektiği kadarını üretip salgılar, fazla olanıda uzaklaştırır. Örneğin; arabanızın benzin deposu nasıl size doluluk oranı hakkında sürekli bilgi veriyorsa ekleminizin içindeki ölçerlerde eklemin sıvı miktarı hakkında beyninize sürekli bilgi aktarır. Bu ölçerler gereğinden fazla sıvı tespit ettiği an bunu beyine bildirir ve beyinde o bölgedeki dokulara bu fazla sıvının geri emilmesini emreder. Böylece büyük ümitler ile satın aldığınız sıvılar hiçbir fayda sağlamadan eklemdeki kan dolaşımı tarafından geri emilip idrarınız ile dışa atılır. İşte buna 100tl’lik idrar denilir, sayın okurlarımız.

(2) Ekleme enjekte edilen sıvılarda yaşadığımız ikinci sıkıntı, bu sıvının zaten ekleminiz tarafından üretilmesidir. İnsan bedeni farklı programlar doğrultusunda çalışır, bunlardan birisi ölçü diğeri ise enerjiyi muhafaza etme modu. Örneğin; eğer siz ekleminize dıştan sıvı enjekte ederseniz, bedeniniz kendi üretimini gereksiz görür ve durdurur, boş yere enerji sarfetmek istemez. Örneğin; insulin veya kortison. Bu tarz ilaçlar bu yüzden aniden kesilmez, kendi üretimini tekrar harekete geçirmesi için bedene zaman tanınır. Dıştan verilen ilaç aniden kesilirse ne olur? Beden kendi üretimini keser, sizde o sıvıyı dıştan vermeyi bir anda keserseniz, o zaman ekleminiz yağdan yoksun bir araba motoru durumuna düşer. Dıştan yapılan takviyeler başka ne sıkıntıları doğurur? Kendi bedeninizin ürettiği bir şeyi dıştan verirseniz bedeniniz kendi üretimini durdurur, kendi üretiminiz durursa, o hücrelerin tekrar üretime başlayıp başlamayacağı veya iğneden önceki kapasitede üretip üretemeyeceği riski ile karşı karşıya kalırsınız. Dıştan takviye ciddi riskler taşır. Dıştan sisteme müdahale etmeden bunun risklerini çok iyi hesaplamalısınız. Sizce günümüzde hangi hekim bu hesaplamaları yapar? Lütfen çalışan bir şey ile fazla oynamayın!

Eklem arası sıvı ve dikey yük

Eklem arası sıvılar iki görevi üstlenir; (1) birbirine temas eden dokularda sürtünmeden kaynaklanabilecek hasarı engellemek. (2) Kan dolaşımından yoksun kıkırdakları gıda maddeleri ile beslemek ve onların atıklarını o bölgeden uzaklaştırmak. Ancak eklem sıvısının bu görevleri yerine getirebilmesi için bir şey var olması gerek; o da BASINÇ. Örneğin; attığınız her adım ile eklem arası basınç artar, bu basınçta eklem sıvısının içindeki gıda maddelerin kıkırdakların içine difüse edilmesine ve kıkırdağın içindeki atıklarında sıvının içine boşaltılmasına sebep olur. Siz ekleme ne kadar sıvı enjekte ederseniz edin, kıkırdaklarınıza dikey yük bindirmiyorsanız, eklem arası enjekte edilen sıvılar işlevini yerine getiremez, o sıvıların faydasını göremezsiniz. İlahi usul ve kaidelere sadık kalın, kazanan siz olursunuz. Eklemler mekanik bir düzen üzerine kurulmuş, sağlığa kavuşmasıda mekanik eylemler üzerinden geçer, kremler veya ilaçlar üzerinden değil. Örneğin; araba motoru kullandıkça açılır, hergün yağlamak ile değil.

Sizlere bir vaka çalışması

Dizlerinden şikayetçi yaşlı bir teyze, dizlerinden çok müzdarip ve gününü oturarak veya uzanarak geçirir. Bu teyze bir gün bu diz ağrıları için doktora çıkar ve doktorda bu teyzenin dizlerine bir dizi çok pahalı eklem sıvısı enjekte eder. Teyzemiz bu sıvıları vurulduktan sonra evine döner ve koltuğunda hareketsiz bir şekilde bu sıvıların mucizevi bir şekilde dizini iyileştirmesini bekler. Şu ana kadar eklem sıvısı hakkında edindiğiniz bilgilere göre bu hareketsiz teyzeye enjekte edilen sıvılar fayda verir mi? Hayır. Neden? Enjekte edilen sıvının kıkırdakların içine süzülüp kıkırdakları besleyebilmesi için eklem içi basınç artması gerek bunuda siz günü uzanarak değil ekleme dikey yük bindirerek elde edebilirsiniz. Şimdi birinin yıllardır yatalak ve hareketsiz olduğunu düşünün, bu kişinin ne kadar sağlıksız bir kıkırdak ve sıvı yapısına sahip olduğunu hayal edebiliyor musunuz?

Kendi sorununuzu kendiniz çözün

Eğer dizinizde sıvı kaybı varsa, bu hareketsizlikten gelir. Yan gelip yatacağınıza kalkın ve hareket edin, tembellik edip dıştan ekleminize sıvı enjekte edilmesini, kremler ile ekleminizin çözülmesini beklemeyin. Doğal yöntemlere önem verirsiniz ama ekleminiz için en doğal olanı, yani yürüyüşü görmemezlikten gelirsiniz, neden? Gününüzü ayakta, yani ekleme dikey yük bindirerek geçiriyorsanız, o zaman merak etmeyin ekleminiz ihtiyaç duyduğu sıvıyı kendisi üretir. Bu üretimi çoğaltmak istiyorsanız, daha büyük açılarda ekleme yük bindirin. Örneğin; ayakta durmak ve yürüyüş ekleminizin 0-15 derecelik bir çapını kullanır ama eğer eliptik bisiklet gibi ekleminize hem dikey yük bindiren hem dizinizin daha geniş çapını kullanan egzersizlere başvurursanız, dizlerinizin daha fazla sıvı üretmesini sağlayabilirsiniz!

Ağrılardan hareket edemiyorum diyenler nasıl bir tedavi programı izlemeli?

İyi bir hekime çıkın, iyi bir hekim size ağrı kesicileri, kortizon iğneleri veya eklem sıvıları vermeden ağrılarınızın kaynağını tespit edip rahatsızlığınızı tedavi edebilir. Hocam çıkmadığımız doktor kalmadı, nerede bulacağız bu iyi doktoru derseniz, o zaman kendi sorunlarınızı kendiniz çözün. Nasıl? Yürürken ağrı çekiyorsanız, o ağrıların kayboluşuna kadar kondisyon bisikletine binin. Kondisyon bisikleti size ağrı veriyorsa, kondisyon bisikletin pedallerini, koltuğunu ve direncini ağrı olmayan açılara ayarlayın ve ağrınız azaldıkça açılardaki zorluk derecesini artırın. Eğer kondisyon bisikleti kullanımı, ayalarını ne yaparsanız yapın size ağrı veriyorsa o zaman yüzme ile egzersiz programınıza başlayın ve kendinizi toparladıkça egzersiz programınızın dozajlarını artırın. Bu çalışmalarınızın hedefi ağrı hissetmeden ekleme dikey yük bindirebilmek yani yürüyebilmek olsun. İlk önce yüzme sonrası kondisyon bisikleti sonrası yürümek. Ağrı ortadan kalktıkça bir seviyden diğerine geçiniz.

Protez tuzağı ve birden fazla uzmana danışma gerçeği

Protez teşhisi konulan hastalarımızın %90’ ınında protezlik bir durum olmadığını görüyoruz. Lütfen bu konuya dikkat edin; hekimlerin, bilhassa özel hastanelerin ticari endeksli ve araştırma hastanelerin eğitim amaçlı uygulamalarına kurban gitmeyin. Bir yerinize bıçak değdiği an, doğal dokularınız kesildiği an bunun geri dönüşümü olmaz. Cerrahi bir girişime karar vermeden önce çok iyi düşünün ve birden fazla hekime danışın. Çoğu hastamız birden fazla uzmana danıştığını söyler ama bizler onların şöyle bir hataya düştüklerini görürüz, bu yazı vesilesiyle sizide bu konu hakkında uyaralım; eğer bir hekim ameliyat derse çıkacağınız ikinci hekim aynı uzmanlık dalından olmasın! Örneğin; eklem rahatsızlıkları ile iki uzmanlık dalı ilgilenir, birincisi ortopedi uzmanı diğeri fizik tedavi. Eğer ortopedi uzmanına çıkarsanız ve o ameliyat derse çıkacağınız ikinci hekim ortopedi değil fizik tedavi uzmanı olsun. Örneğin; bir bel rahatsızlığı ile beyin cerrahisine çıkıyorsanız, danışacağınız ikinci hekim beyin cerrahisi değil fizik tedavi olsun, çünkü fizik tedavide bel rahatsızlıklarına bakar. Aynı uzmanlık dalına çıkarsanız, alacağınız cevaplar aynı olur çünkü aynı eğitime, aynı tedavi yöntemlerine sahipler.

Bu hastaların sıkıntıları sıvı kaybı değilse nedir?

Protez teşhisi konulan rahatsızlıkların %90’ını ameliyatlık değil demiştik, bu hastaların sorunu ne olabilir? Diz kapağın etrafındaki yumuşak dokuları incelerseniz bursaelerde fibrözleşmeler tespit edeceksiniz. Çoğu hastada diz sıkıntıların bu bursaelerin çevre dokular ile yapışması (scar tissue) sonucu ortaya çıktığını görürsünüz. Bazılarında ise diz ağrıların kaynağı patellafemoral sendromu tarzı rahatsızlıklar olur. Bu tür yumuşak doku rahatsızlıkları filmde görünmez, eğer hekiminiz filme bakarak teşhis koyuyorsa sorunlarınızın kaynağını her zaman kaçırır. Bu yanlış teşhislerde maalesef hastalara çok pahalıya patlar. Hastalar yıllarca gereksi ilaç, iğne ve ameliyatlara maruz kalır, maddi ve manevi yıpranışa uğratılır.

Protez'lik dizlerde ne yapılmalı?

Bazı hastalar için protez kaçınılmaz. Bu hastalarımız güvendikleri bir hekim ile cerrahi girişime kendilerini fiziki ve mental açıdan hazırlasın. Örneğin; kaslarınızı güçlendirirseniz, bedeninizin yükünü kaslarınız taşır, ekleme binen yük hafifler. Ekleme daha az yük bindiği an ağrılarınız azalır ve uzun yıllar ameliyata ihtiyaç duymadan dizinizi idare edebilirsiniz. Örneğin; ameliyat öncesi en azından 6 ay boyunca protez takılacak eklemi güçlendirin, güçlü bir eklem ameliyatı daha rahat kaldırır, daha hızlı kendisini toparlar, daha az komplikasyonlar yaşarsınız. Fizik tedavinin ameliyat sonrası için var olduğu zannedilir, bu düşünce ve yaklaşım yanlış. Fizik tedavi ameliyat öncesi başlanılırsa, ameliyat sonrası daha sıkıntısız geçer. Bunun gibi farklı konuları cerrahınız ile masaya yatırın ve kendinize ameliyat öncesi ve sonrası için bir tedai progamı belirleyin.

Tedavi sürecinde sabırlı olun

Röntgen filminde eklem arası mesafe normal değerlerin altında görülüyorsa, bunu sıvı kaybı olarak değil kıkırdak yıpranması olarak yorumlamalı. Ekleme sıvı enjekte ederek bununla hem eklemin kendi üretimini iptale sürüklediğimizi hem eklemin tekerlek olmadığını, içine sıvı veya gaz pompalayarak eklem arasındaki normal mesafeyi geri getiremeyeceğimizi bilelim. Kıkırdak sağlığı için eklemin kendi üretimini tetiklemeye çalışalım, bunun içinde koltuğumuzdan, yatağımızdan ayağa kalkıp kıkırdak dokularımızın sağlığı ve beslenimi için ekleme dikey yük bindirelim. Ağrılardan dolayı ekleme dikey yük bindiremiyorsak o zaman yüzme ile egzersiz programımıza başlayalım ve ağrılar azaldıkça programımızın dozajını yükseltelim. Bir anda iyileşme beklemeyelim. Eklem yıpranımları yavaş yavaş zaman dilimi içinde gerçekleşir iyileşme sürecinide zamana bırakmalıyız. Merak etmeyin iyi bir terapiste ve doktora sahipseniz eninde sonunda hedefinize ulaşırsınız. Hareketsizlik bütün bedeni çöküntüye uğratır, hareketli ve aktif bir hayat dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize çok iyi bakın.