nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

s��v�� kayb��

Fizik tedavi yazıları bölümünde, günlük hayatınızda en sık karşılaşacağınız teşhis ve sıkıntıları ele almaya çalışacağız. Sıvı kaybı böyle bir teşhis, belirli bir yaş üzerindeki bir hastayı diz ağrısından dolayı hekime çıkardığınızda, bu teşhisle karşılaşma ihtimaliniz çok yüksek. Sıvı kaybı oluşur mu, sıvı kaybı diz ağrılarına sebep verir mi, tedavisi nasıl yapılır bu yazımızda sizler için bu sorulara aydınlık kazandırmaya çalışacağız. Hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Sıvı kaybı ağrılara sebep verir mi?

En çok merak edilen ve cevaplamamız gereken ilk ve en önemli soru; sıvı kaybı ağrılara sebep verir mi? Hayır, vermez! Cildiniz yaşlandıkça nasıl yağ ve sıvı kaybına uğruyorsa eklem arası sıvı kaybıda yaşlanmanın doğal bir sonucudur. Bu değişimler ani oluşmaz, yavaş yavaş gelişir ve bu değişim uzun yıllara yayılır. Yıllara yayılan bu değişimlere ekleminiz bu zaman dilimi içinde uyum sağlar, adapte olur, yani eklemin herhangi bir parçası bu doğal değişime ağrı ile cevap vermez. Diz ağrısı için hekime çıkar ve hekiminiz size sıvı kaybı teşhisi koyarsa, hekiminizi değiştirin.

Sıvı kaybı teşhisi neden bu kadar yaygın Türkiye' de?

Uzun yıllar spor hekimi olarak amerikada, almanyada ve türkiyede çalıştık, binlerce diz sıkıntıları ile ilgilendik ama bu zamana kadar sıvı kaybından kaynaklanan bir diz ağrısı ile karşılaşmadık. Türk insanın diz yapısı farklı mı, neden Türkiye’ de bu teşhis bu kadar yaygın? Farklılıklar yok, sorun hekimlerde; (1) işin ehline çıkmalısınız, uzmanına çıkmazsanız ezberden teşhislere maruz kalmanız kaçınılmaz. (2) Alanında bir uzmana çıktığınızı varsayalım ve bu teşhisi o uzman koyuyorsa bilinki o işini anlamıyor. Eğitim ve bilgi yetersizliğine sahip uzmanlar bu teşhise başvurur. Bir uzman hekim eğer ağrılarınızdan bir anlam çıkaramazsa kendi bilgisizliğini örtmek için bu teşhise başvurur yani sıvı kaybı teşhisi kaçamak bir teşhis olarak kullanılır. (3) Art niyetli ve mesleğini ticarete dökmüş hekimler bu teşhise başvurur. Bu teşhis öne atılarak dizlere enjekte edilen sıvılar satılır, ameliyatlar yapılır.

Sıvı kaybı teşhisi nasıl konulur?

Bir eklemin içindeki sıvıyı belirlemek çok farklı “know how” ve sıvı ölçüm teçhizatı gerektirir, artı o değerlerin o yaş grubu için normal sınırlar içinde olup olmadığına bakılır. Öylesine siyah beyaz bir filme bakarak eklem içi sıvı miktarı belirlenmez, belirlenemez. Size sıvı kaybı teşhisi konulmadan ekleminizin sıvı miktarı ölçüldü mü? Bir şeyin ölçümü yapılmadan onun eksik olduğunu iddia etmek sizce ne kadar mantıklı?

Radyoloji filminde eklem arası mesafenin daralması neye işaret eder?

Sıvı kaybı teşhisi konulan hastaların röntgen filmine baktığınızda eklem arası mesafenin normal değerlerin altında olduğunu görürsünüz, bunu bazı hekimler sıvı kaybı olarak yorumlar. Bu, yanlış mı? Evet, yanlış. Eklem arası mesafe daralırsa bunun nedeni sıvı kaybı değil kıkırdak yıpranımı olur. Sıvı kaybı ihtimalini göz önünde bulunduran hekimler, bir konuyu daha dikkate almalılar o da hastaların yaşam tarzı. Örneğin; eğer bir hasta uzun bir dönem hareketsiz bir yaşantı sürdürürse, bu hareketsizlik sonucu eklem sıvısı azalır. Bu bir hastalık değil, hareketsizliğin doğal sonucudur. Siz hastayı aktif bir yaşantıya motive ettiğiniz an, eklem hareket ettikçe o eklem sıvı üretimine tekrar başlar ve sıvı miktarı normal düzeylere geri döner.

Enjekte edilen sıvılar zararlı mı?

Eklem arasına enjekte edilen sıvılar tamamıyla ticari amaç besler. Bu sıvıların hiç mi faydası yok, sorusuna gelince; sorunun cevabı hayat felsefenize bağlı. Eğer günü birliği yaşayan birisi iseniz o zaman o iğne gününüzü kurtarabilir ama yarınlara yatırım yapan, yarınları hesaplayan birisi iseniz o zaman bu iğneler yarınlarınızı sıkıntıya sokar. (1) Bu iğneler sıvı ölçümü yapılmadan vurulur. Eğer eklemin sıvı ihtiyacı yok ise paranızla satın aldığınız sıvı, eklem tarafından geri emilir ve eklemden uzaklaştırılır, yani paranız ve ümitleriniz boşa gider. (2) Ekleme dıştan sıvı enjekte ederseniz kendi üretiminizi durdurursunuz. Günü kurtarırsınız ama dizinizin geleceğini riske atarsınız. Bu iki konuyu biraz daha açalım;

(1) Bizler yaşayan ve her an değişime uğrayan varlıklarız ve bedenimiz bu değişken şartlara heran adapte olabilme yeteneğine sahip. Eğer eklem arasına sıvı salgılanması gerekiyorsa, o zaman bedeniniz bunu kilonuzu, ekleminizin iç hacmini, o an maruz kaldığınız yüklenmeleri ve nice farklı faktörleri etüt ettikten sonra salgılar. Dıştan eklemin içine sıvı enjekte eden kişiler bu hesaplamaları yapmaz; onlar ne ekleminizin iç basıncını, iç hacmini ölçer nede eklemdeki mevcut sıvının miktarını veya o eklemin gün içinde maruz kaldığı yüklenmeleri. Bu hesaplamalar yapılmadan sıvı enjekte ederseniz ne olur? İnsan bedeni belirli programlar üzerine yaratılmış ve bunlardan biriside ölçüdür. Bedeniniz eğer herhangi bir şeyi üretecekse onun hakkında bilgi toparlar, hesaplamasını yapar ve gerektiği kadarını üretip salgılar, fazla olanıda uzaklaştırır. Örneğin; arabanızın benzin deposu nasıl size doluluk oranı hakkında sürekli bilgi veriyorsa ekleminizin içindeki ölçerlerde eklemin sıvı miktarı hakkında beyninize sürekli bilgi aktarır. Bu ölçerler gereğinden fazla sıvı tespit ettiği an bunu beyine bildirir ve beyinde o bölgedeki dokulara bu fazla sıvının geri emilmesini emreder. Böylece büyük ümitler ile satın aldığınız sıvılar hiçbir fayda sağlamadan eklemdeki kan dolaşımı tarafından geri emilip idrarınız ile dışa atılır. İşte buna 100tl’lik idrar denilir, sayın okurlarımız.

(2) Ekleme enjekte edilen sıvılarda yaşadığımız ikinci sıkıntı, bu sıvının zaten ekleminiz tarafından üretilmesidir. İnsan bedeni farklı programlar doğrultusunda çalışır, bunlardan birisi ölçü diğeri ise enerjiyi muhafaza etme modu. Örneğin; eğer siz ekleminize dıştan sıvı enjekte ederseniz, bedeniniz kendi üretimini gereksiz görür ve durdurur, boş yere enerji sarfetmek istemez. Örneğin; insulin veya kortison. Bu tarz ilaçlar bu yüzden aniden kesilmez, kendi üretimini tekrar harekete geçirmesi için bedene zaman tanınır. Dıştan verilen ilaç aniden kesilirse ne olur? Beden kendi üretimini keser, sizde o sıvıyı dıştan vermeyi bir anda keserseniz, o zaman ekleminiz yağdan yoksun bir araba motoru durumuna düşer. Dıştan yapılan takviyeler başka ne sıkıntıları doğurur? Kendi bedeninizin ürettiği bir şeyi dıştan verirseniz bedeniniz kendi üretimini durdurur, kendi üretiminiz durursa, o hücrelerin tekrar üretime başlayıp başlamayacağı veya iğneden önceki kapasitede üretip üretemeyeceği riski ile karşı karşıya kalırsınız. Dıştan takviye ciddi riskler taşır. Dıştan sisteme müdahale etmeden bunun risklerini çok iyi hesaplamalısınız. Sizce günümüzde hangi hekim bu hesaplamaları yapar? Lütfen çalışan bir şey ile fazla oynamayın!

Eklem arası sıvı ve dikey yük

Eklem arası sıvılar iki görevi üstlenir; (1) birbirine temas eden dokularda sürtünmeden kaynaklanabilecek hasarı engellemek. (2) Kan dolaşımından yoksun kıkırdakları gıda maddeleri ile beslemek ve onların atıklarını o bölgeden uzaklaştırmak. Ancak eklem sıvısının bu görevleri yerine getirebilmesi için bir şey var olması gerek; o da BASINÇ. Örneğin; attığınız her adım ile eklem arası basınç artar, bu basınçta eklem sıvısının içindeki gıda maddelerin kıkırdakların içine difüse edilmesine ve kıkırdağın içindeki atıklarında sıvının içine boşaltılmasına sebep olur. Siz ekleme ne kadar sıvı enjekte ederseniz edin, kıkırdaklarınıza dikey yük bindirmiyorsanız, eklem arası enjekte edilen sıvılar işlevini yerine getiremez, o sıvıların faydasını göremezsiniz. İlahi usul ve kaidelere sadık kalın, kazanan siz olursunuz. Eklemler mekanik bir düzen üzerine kurulmuş, sağlığa kavuşmasıda mekanik eylemler üzerinden geçer, kremler veya ilaçlar üzerinden değil. Örneğin; araba motoru kullandıkça açılır, hergün yağlamak ile değil.

Sizlere bir vaka çalışması

Dizlerinden şikayetçi yaşlı bir teyze, dizlerinden çok müzdarip ve gününü oturarak veya uzanarak geçirir. Bu teyze bir gün bu diz ağrıları için doktora çıkar ve doktorda bu teyzenin dizlerine bir dizi çok pahalı eklem sıvısı enjekte eder. Teyzemiz bu sıvıları vurulduktan sonra evine döner ve koltuğunda hareketsiz bir şekilde bu sıvıların mucizevi bir şekilde dizini iyileştirmesini bekler. Şu ana kadar eklem sıvısı hakkında edindiğiniz bilgilere göre bu hareketsiz teyzeye enjekte edilen sıvılar fayda verir mi? Hayır. Neden? Enjekte edilen sıvının kıkırdakların içine süzülüp kıkırdakları besleyebilmesi için eklem içi basınç artması gerek bunuda siz günü uzanarak değil ekleme dikey yük bindirerek elde edebilirsiniz. Şimdi birinin yıllardır yatalak ve hareketsiz olduğunu düşünün, bu kişinin ne kadar sağlıksız bir kıkırdak ve sıvı yapısına sahip olduğunu hayal edebiliyor musunuz?

Kendi sorununuzu kendiniz çözün

Eğer dizinizde sıvı kaybı varsa, bu hareketsizlikten gelir. Yan gelip yatacağınıza kalkın ve hareket edin, tembellik edip dıştan ekleminize sıvı enjekte edilmesini, kremler ile ekleminizin çözülmesini beklemeyin. Doğal yöntemlere önem verirsiniz ama ekleminiz için en doğal olanı, yani yürüyüşü görmemezlikten gelirsiniz, neden? Gününüzü ayakta, yani ekleme dikey yük bindirerek geçiriyorsanız, o zaman merak etmeyin ekleminiz ihtiyaç duyduğu sıvıyı kendisi üretir. Bu üretimi çoğaltmak istiyorsanız, daha büyük açılarda ekleme yük bindirin. Örneğin; ayakta durmak ve yürüyüş ekleminizin 0-15 derecelik bir çapını kullanır ama eğer eliptik bisiklet gibi ekleminize hem dikey yük bindiren hem dizinizin daha geniş çapını kullanan egzersizlere başvurursanız, dizlerinizin daha fazla sıvı üretmesini sağlayabilirsiniz!

Ağrılardan hareket edemiyorum diyenler nasıl bir tedavi programı izlemeli?

İyi bir hekime çıkın, iyi bir hekim size ağrı kesicileri, kortizon iğneleri veya eklem sıvıları vermeden ağrılarınızın kaynağını tespit edip rahatsızlığınızı tedavi edebilir. Hocam çıkmadığımız doktor kalmadı, nerede bulacağız bu iyi doktoru derseniz, o zaman kendi sorunlarınızı kendiniz çözün. Nasıl? Yürürken ağrı çekiyorsanız, o ağrıların kayboluşuna kadar kondisyon bisikletine binin. Kondisyon bisikleti size ağrı veriyorsa, kondisyon bisikletin pedallerini, koltuğunu ve direncini ağrı olmayan açılara ayarlayın ve ağrınız azaldıkça açılardaki zorluk derecesini artırın. Eğer kondisyon bisikleti kullanımı, ayalarını ne yaparsanız yapın size ağrı veriyorsa o zaman yüzme ile egzersiz programınıza başlayın ve kendinizi toparladıkça egzersiz programınızın dozajlarını artırın. Bu çalışmalarınızın hedefi ağrı hissetmeden ekleme dikey yük bindirebilmek yani yürüyebilmek olsun. İlk önce yüzme sonrası kondisyon bisikleti sonrası yürümek. Ağrı ortadan kalktıkça bir seviyden diğerine geçiniz.

Protez tuzağı ve birden fazla uzmana danışma gerçeği

Protez teşhisi konulan hastalarımızın %90’ ınında protezlik bir durum olmadığını görüyoruz. Lütfen bu konuya dikkat edin; hekimlerin, bilhassa özel hastanelerin ticari endeksli ve araştırma hastanelerin eğitim amaçlı uygulamalarına kurban gitmeyin. Bir yerinize bıçak değdiği an, doğal dokularınız kesildiği an bunun geri dönüşümü olmaz. Cerrahi bir girişime karar vermeden önce çok iyi düşünün ve birden fazla hekime danışın. Çoğu hastamız birden fazla uzmana danıştığını söyler ama bizler onların şöyle bir hataya düştüklerini görürüz, bu yazı vesilesiyle sizide bu konu hakkında uyaralım; eğer bir hekim ameliyat derse çıkacağınız ikinci hekim aynı uzmanlık dalından olmasın! Örneğin; eklem rahatsızlıkları ile iki uzmanlık dalı ilgilenir, birincisi ortopedi uzmanı diğeri fizik tedavi. Eğer ortopedi uzmanına çıkarsanız ve o ameliyat derse çıkacağınız ikinci hekim ortopedi değil fizik tedavi uzmanı olsun. Örneğin; bir bel rahatsızlığı ile beyin cerrahisine çıkıyorsanız, danışacağınız ikinci hekim beyin cerrahisi değil fizik tedavi olsun, çünkü fizik tedavide bel rahatsızlıklarına bakar. Aynı uzmanlık dalına çıkarsanız, alacağınız cevaplar aynı olur çünkü aynı eğitime, aynı tedavi yöntemlerine sahipler.

Bu hastaların sıkıntıları sıvı kaybı değilse nedir?

Protez teşhisi konulan rahatsızlıkların %90’ını ameliyatlık değil demiştik, bu hastaların sorunu ne olabilir? Diz kapağın etrafındaki yumuşak dokuları incelerseniz bursaelerde fibrözleşmeler tespit edeceksiniz. Çoğu hastada diz sıkıntıların bu bursaelerin çevre dokular ile yapışması (scar tissue) sonucu ortaya çıktığını görürsünüz. Bazılarında ise diz ağrıların kaynağı patellafemoral sendromu tarzı rahatsızlıklar olur. Bu tür yumuşak doku rahatsızlıkları filmde görünmez, eğer hekiminiz filme bakarak teşhis koyuyorsa sorunlarınızın kaynağını her zaman kaçırır. Bu yanlış teşhislerde maalesef hastalara çok pahalıya patlar. Hastalar yıllarca gereksi ilaç, iğne ve ameliyatlara maruz kalır, maddi ve manevi yıpranışa uğratılır.

Protez'lik dizlerde ne yapılmalı?

Bazı hastalar için protez kaçınılmaz. Bu hastalarımız güvendikleri bir hekim ile cerrahi girişime kendilerini fiziki ve mental açıdan hazırlasın. Örneğin; kaslarınızı güçlendirirseniz, bedeninizin yükünü kaslarınız taşır, ekleme binen yük hafifler. Ekleme daha az yük bindiği an ağrılarınız azalır ve uzun yıllar ameliyata ihtiyaç duymadan dizinizi idare edebilirsiniz. Örneğin; ameliyat öncesi en azından 6 ay boyunca protez takılacak eklemi güçlendirin, güçlü bir eklem ameliyatı daha rahat kaldırır, daha hızlı kendisini toparlar, daha az komplikasyonlar yaşarsınız. Fizik tedavinin ameliyat sonrası için var olduğu zannedilir, bu düşünce ve yaklaşım yanlış. Fizik tedavi ameliyat öncesi başlanılırsa, ameliyat sonrası daha sıkıntısız geçer. Bunun gibi farklı konuları cerrahınız ile masaya yatırın ve kendinize ameliyat öncesi ve sonrası için bir tedai progamı belirleyin.

Tedavi sürecinde sabırlı olun

Röntgen filminde eklem arası mesafe normal değerlerin altında görülüyorsa, bunu sıvı kaybı olarak değil kıkırdak yıpranması olarak yorumlamalı. Ekleme sıvı enjekte ederek bununla hem eklemin kendi üretimini iptale sürüklediğimizi hem eklemin tekerlek olmadığını, içine sıvı veya gaz pompalayarak eklem arasındaki normal mesafeyi geri getiremeyeceğimizi bilelim. Kıkırdak sağlığı için eklemin kendi üretimini tetiklemeye çalışalım, bunun içinde koltuğumuzdan, yatağımızdan ayağa kalkıp kıkırdak dokularımızın sağlığı ve beslenimi için ekleme dikey yük bindirelim. Ağrılardan dolayı ekleme dikey yük bindiremiyorsak o zaman yüzme ile egzersiz programımıza başlayalım ve ağrılar azaldıkça programımızın dozajını yükseltelim. Bir anda iyileşme beklemeyelim. Eklem yıpranımları yavaş yavaş zaman dilimi içinde gerçekleşir iyileşme sürecinide zamana bırakmalıyız. Merak etmeyin iyi bir terapiste ve doktora sahipseniz eninde sonunda hedefinize ulaşırsınız. Hareketsizlik bütün bedeni çöküntüye uğratır, hareketli ve aktif bir hayat dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize çok iyi bakın.