nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    




Kader nedir;
Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta, size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede, soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde, sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz. 

İstanbul;
nasıl olurda haklı olduğumuz bir yerde, bu kadar haksız konuma düşebiliyoruz? Nasıl olurda yüzyılın kazığını yiyor, bunuda demokrasi diye bizlere yutturabiliyorlar? Nasıl olurda hırsızlık yapan değil, mağdur edilen demokrasiyi hazmedemeyen konumuna düşebiliyor. Bir operasyonla istanbulu çaldılar. Bunuda bize demokrasi diye yutturdular. Nasıl bu hale düşebildik? Çok basit; olaylara verdiğimiz tepkiyle. Değerli dostlar; her bir olay sizin verdiğiniz tepki kadar ilgi çeker. Sizin verdiğiniz tepki orantısında birşeyin büyüklüğü veya o şeye verdiğiniz değer anlaşılır. İnsanlar olayların vahamiyetini sizin verdiğiniz tepki oranında algılar. Siz bir olaya cılız bir tepki verirseniz, insanların olay hakkında algılamasıda o kadar olur. Birileri eğer, ne olmuşki ne varmış diyorlarsa bu sizi şaşırtmasın, bu söylemler sizlerin gösterdiği tepkinin yansımasıdır! Akıl, akıl, akıl, akıl. Onlar bir üst akıl ile hareket ediyor, siz ise bireysel olarak. O yüzden onlar hep kazanıyor, bizede kazık kalıyor.

Onlar ne yaptı;
17- 25 aralığını yaptılar. O günlerde yoktan yüzyıllığın yolsuzluğunu çıkardılar. P
ireyi deve yaptılar. Nasıl yaptılar bunu? Görsel effektler ile! Bir anda her yere baskın düzenlediler. Bunlarıda medya önünde yaptılar. Büyük iş adamlarını ve bürokratları tutukladılar. Tutuklanan kişiler ne kadar büyük mertebeye sahipse yolsuzlukta o kadar büyüktür kanaati var ya, işte o kanaati uyandırmak için büyük iş adam ve bürokratları tutukladılar. Çok sayıda insan tutukladılar. Ne kadar çok insan tutuklanırsa, o kadar büyük bir operasyon yapılıyor algısı var ya, işte o algıyı uyandırmak için yüzlerce kişiyi tutukladılar. Baskın yaptıkları ev ve işyerlerinden kolilerce dosya çıkardılar. Ne kadar bol dosya o kadar çok delil algısı var ya, işte bu izlenimi uyarmak için baskın yaptıkları ev ve iş yerlerinden bol bol dosya taşıdılar. Kameralar önünde büyük bir şov sergilediler ve olmayan şeyleri veya pirelik olayları yüzyılın yolsuzluğu olarak topluma yutturdular. Türkiye'ye büyük bir algı operasyonu çektiler. İşte buna üst akıl denilir. Örneğin itiraz süreçleri devam ederken, nasıl paris belediye başkanı ve yurtdışı medya organları ekrem imamoğlunu tebrik etmeye başladığını gördünüz. Bu işte bir üst akıl hareketidir. Bir vasfı bir kişi ile ne kadar çok özleştirirseniz, akıllarda o kalır. Bir hırsız vasfı değil, belediye başkan vasfı kalır. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, o ünvanı elinden aldığınızda o kadar büyük mağduriyet yaratırsınız. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, toplum nezdinde o kişinin kabülünü o kadar hızlandırırsınız. Topluma, verin adama mazbatasını, bir 5 yılda o yönetsin ne var bunda dedirttirir, yüzyılın hırsızlığını topluma yutturursunuz. Ekremcik boşuna belediye başkanı vasfıyla dolaşmıyor. Hepsi bir üst aklın oyunu. Çok bilinçli ve stratejik hareket ediyorlar. Ya biz, biz ne yapıyoruz?

Gelelim bizim eziklere;
bizim elimizde gerçek bir deve var; il ve ilçe seçim kurumu, chp il ve ilçe teşkilatı, chp' li belediyeler, fetö ve pkk' nın yer aldığı yüzyılın hırsızlığı elimizde var. Onlar 17-25 aralıkta ne yapmıştı, pireden deve çıkarmıştı. Biz ne yaptık? Bizde deveyi pireye dönüştürmeyi başardık. Elimizde yüzyılın hırsızlığı var, hırsızı suçüstü yakalamışız ama sus pusuz. Siz binali yıldırım hiç ortalıkta görüyormusunuz? Binaliye tavsiyemiz; kim sana sessiz kal ve ysk kararını bekle dediyse, onları kov. Sesini çıkarmayan bebeğe mama verilmez. Karşı taraf ne kadar ses çıkarıyorsa, sizde en azından o kadar çıkaracaksınız. Karar verici makam Allahtır. Çaba göstermedende Allaha tevekkül edilmez. Yan gelip yatarak, hakkın size gelmesini bekleyemezsiniz. Karşı tarafın bir olaya nasıl bir akıl ile yaklaştığını gördünüz, bizim mahallede ise böylesine bir akıl yok! 17 yıldır devlet biziz. Üzülerek görüyoruzki, bu süre içinde hiçbir devlet refleksi hiçbir üst akıl geliştirememişiz. Kimin nerede ne yaptığı belli değil. Her kurum birbirinden bağımsız kendi kafasına göre takılıyor. Eğer bir konu hakkında harekete geçilmesi gerekiyorsa, kimse harekete geçmiyor. Herkes diğerine bakıyor. Kimse insiyatifi almıyor. Kimse hareket etmeyincede, erdoğan devreye girmek zorunda kalıyor ve emirle yaptırıyor. Sonrada her yere müdahale eden, kötü olan erdoğan oluyor. Ne gerek var kendini yıpratmaya. Sistemini kur, çarklar kendi kendine işlesin. Maalesef kurmadı. Bu erdoğanın, bu devlete yaptığı en büyük kötülük. 70 yaşına geldi, bir 70 yıl daha yaşayacak değil. Başına bir iş geldiğinde, bu devlet sudan çıkmış balık durumuna düşecek. Akbabalar gibi herkes devletin başına çöreklenecek. Onlar bir üst akıl ile, biz ise akıldan yoksun hareket ettiğimiz içinde, bu kavgada kaybeden biz olacağımız şimdiden çok aşikar. Bin parça olacağız. Erdoğan gittiğinde çok büyük bir koas geride bırakacak, bu çok açık. Maalesef ve maalesef milli ve yerli bir derin devlet oluşturmadı. Kurumlar arası koordinasyonu sağlayan, bir emir beklemeden insiyatif alan, kendinden harekete geçen milli ve yerli bir devlet refleksimiz yok. Örneğin; fetö adında bir örgüt devletin kırmızı kitabına giriyor, merkez yani Ankara ama, il ve ilçelerde fetö ile nasıl mücadelede ediliyor neler yapılıyor bundan bir haberdar değil. Örneğin; sağdan soldan kişileri bakan yaptılar. Gel sen kafana göre milli eğitimi yönet, diğerine gel sen kafana göre şurasını yönet denildi. Böyle olmaz arkadaşlar, bu kafayla siz bir yere varamazsınız. Nasıl olmalıydı, büyük devletler nasıl yapıyor bunu? Yüz yıl sonrası neslinizi ve ülkenizi nerede görmek istiyorsanız, ona göre eğitimde ekonomide veya turizmde bir yol haritası çizersiniz, gelen her kişide o plan dahilinde hareket eder. Kısacası, devlet böyle yönetilmez. Bu neyi gösteriyor? Bir üst akıl yokluğunu. Biz maalesef devletin bekasını ilgilendiren konuları, ilçede çalışan sıradan bir memurun insiyatifine ve niyetine bırakıyoruz. O da, bu benim üzerimde kalır korkusu ile sıradan bir soruşturma ile süreci idare etme boyutuna gidiyor. Ben soruşturmayı açayım, benden sonrakiler ne karar verirse bu onların sorunu olsun deyip sıradan bir soruşturma 5 yıl sürüyor ve halen kapanmıyor. Kimse kendi kariyerini riske atmak istemiyor. Bu da, memur iyi niyetliyse. Dosyalar, art niyetli birine düştüğünde zaten olaylar anında sümenaltı ediliyor ya da anında harekete geçiliyor ve o makamlar birilerine baskı uygulamak için kullanılıyor. Örneğin; mansur yavaş ve ekrem imamoğlu ikisi de dolandırıcılıktan yargılanıyor ve dosyaları yıllardır bir karara bağlanmadı. Kimse dosyalarına dokunmadı. Birileri dosyaları oyaladı, adamlarda geldi belediye başkanı oldu. Şimdi dokunsanız, yani o dosyaları bir karara bağlasanız bir dert, dokunmasanız ayrı bir dert. Daha önce dokunsaydınız cılız ses çıkardı, şimdi ise seçilene dokunduğunuz için dünyayı ayağa kaldırırlar. Ne gerek vardı bu boyuta getirmeye. Devlet dediğin bir virüs programı gibi kurumları ve adliyeleri sürekli tarar. Olayları böylesine çıkmaza gelmesine izin vermez.

Milletin tercihine saygı duyacaksınız, seçtiği kişiye saygı duyacaksınız, amenna, buna hiçbir itirazımız yok. Ancaaak, ebeveynlerin çocuklarına karşı nasıl bir sorumluluğu varsa, devletinde milletine karşı bir sorumluluğu var. Siz ebeveyn olarak nasıl zararlı websiteleri veya kanallardan çocuklarınızı uzak tutuyorsunuz, devlette vatandaşlarını zararlı kişilerden uzak tutma sorumluluğuna sahip. Devletimiz maalesef bunu yapmadı. Bizde sorumluluğunu yerine getirmeyen ebeveyne nasıl kızıyorsak devletede o şekilde kızıyoruz. Devlet dediğiniz, iyi bir ebeveyn gibi vatandaşlarını zararlı kişilerden korur, beyinlerinin zehirlenmesine izin vermez. Örneğin; fox, odatv ve sözcü gibi batının operasyonel medya kurumların yayınlarına asla müsade etmemesi gerekirdi. Siz bu tür yayın organlarına müsade ederseniz, toplumun zehirlemesine izin verirseniz, bir kitlenin o uyuşturulmuş beyinler ile sabıkalı kişilere oy vermelerine, pkk ve fetö ile işbirliğine girmelerine engel olamazsınız. Elbette muhalif medya olacak, bunlar ama muhalefet yapmadı. Bunlar sabah akşam yalan haber yayınladı. Kitleleri ayrıştırma ve fitne sokma görevini üstlendiler. Yıllardır bunu yaptılar ve kimsede bunlara dur demedi. Ne devlet ne savcılar harekete geçti. Sonuç; kutuplaşmış bir topluluk ve devletinden nefret eden bir kitleye sahibiz. Sizce bu kendiliğindenmi oldu? Birileri bir kitleyi devletten nefret eder hale getirdi. Devlet olarakta siz bu sürece sadece, seyretmekle yetindiniz. O yüzden bu sabıkalı tipleri seçenler kadar, devlette bu seçilenlerden sorumludur. İlin adamı amerikadan geliyor, sendikaları, meslek odaları ve partileri dezayn ediyorsa, sende dezayn edeceksin. B
en bir kabile devleti değilim diyorsan sende edeceksin. Kıssasa Kıssas. Varlığını her alanda hissettireceksin. Yapmıyorsan sende sorumlusun.

Öyle veya böyle, devlet olarak maalesef ortalıkta yok'uz. Yargıda ve kurumlarda devlet olarak yok'uz. Yok olduğumuz içinde olayların vahamiyetini soruşturmalara yansıtamıyoruz, yansıtamadığımız içinde caydırıcı bir devlet olamıyor haklılığımızı karşı tarafa aktaramıyoruz. Bakınız, dünyanın hiçbir yerinde yargı bağımsız değildir. Yargı, bir devletin kendi varlığını hissettirdiği yegani noktadır. Bir devletin devlet olduğunu yargısından anlarsınız. Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa, bilinki onlar sizin devlet olmanızı istemiyor!! Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa bilinki, onlar orasını çoktan ele geçirdi, kendi derin devletciklerine dokunulmasını istemiyor. Anlayacağınız, birileri bizim eziklere yargının devletten bağımsız olması gerektirdiğini yutturmuş. Hal bu olunca, devlete yapılan yanlışlara karşı yargıyı harekete geçiremiyoruz. Yüzyılın hırsızlığı ile karşı karşıya olmamıza rağmen, bizimkiler o kadar cılız o kadar alttan alan bir ton ile hareket ediyorki, hırsıza verdikleri rahatsızlıktan ötürü özür dileyecek haldeler. İtirazları ile hırsızların mazbatasını geciktirdikleri için özür dileyecek durumdalar. Böylesine ezik ve pasif bir tepki verdiğiniz zamanda, haklı olduğunuz bir konuda haksız duruma düşüyorsunuz. Demokrasiyi hazmedemeyen siz oluyorsunuz. Ne yapılmalıydı? Usülsüzlükler tespit edildiği an, chp ilçe teşkilatları ilçe seçim kurumları, nüfus müdürlüklerine baskınlar düzenlenmeli ve hepsi tutuklanmalıydı. Ne kadar üst düzey kişileri tutuklarsanız ve sayısal olarak ne kadar çok kişiyi tutuklarsanız, olayın vahamiyeti o kadar anlaşılırdı. Bunlarda medyanın önünde yapılmalıydı. Sıra bana gelecek diye herkes tir tir titremeli, tehdit savuranlarda korkudan susmalıydı. Bunların hiçbiri yapılmadı. Neden? Bir üst akıl eksikliğinden ve ürkek ve yalaka tiplerin partiyi ele geçirmesinden, erdoğanın son 20 yıl içinde ikinci üçüncü dördüncü beşinci erdoğanlar çıkaramamasından. Bizim mahallede metin külünk gibi ne kadar şahin varsa hepsi tasfiye edildi, yerlerine ezik ve yalaka tipler getirildi.
Bunlardanda hep cılız ve müzakereci sesler çıktı. Şu söylemi duymuşsunuzdur; erdoğan çok kavgacı! İşte bunlar içimizdeki kripto fetöcülerin söylemi. Bizleri uysal hale dönüştürme projesinin bir parçasıdır. Size ne yapılırsa ses çıkarmayın demenin nazik yoldur. Başımıza ne geldiyse zaten bundan geldi, ses çıkarmadığımızdan bunlara dünyayı başlarına yıkmadığımızdan ötürü geldi. Ne elde ettiysekte saldırdığımızda elde ettik; 15 temmuz, hendek operasyonları, afrin ve fırat kalkanı harekatı! İçimizden birileri ama böylesine proaktif bir boyuta geçememizi istemiyor. Mağduru oynamak, haksızlıkları hazmetmek, bize biçilen rol bu! Bayrağı alıp karşı tarafa saldıran, karşı tarafın pisliklerini masaya döken karşı tarafı defansa zorlayan yok. Siz süleyman soylu dışında savaşan başka birini görüyormusunuz? 20 yıllık bir partide ikinci bir şahin çıkmazmı hiç. Kaldıki süleyman soylu da dışardan geldi. 20 yıl iktidarsınız ve bir tane şavaşçı üretemediniz. Bu topraklar ezikleri kaldırmaz. Herkesin gözü olduğu bu topraklarda şahin olmak zorundasınız. Biz sulh döneminde değiliz. Eğer sulh döneminde olsaydık, her tarafa barış mesajları göndermek bir anlam taşırdı ama, realite bu değil. Bizler savaş dönemindeyiz. İhtiyaç duyduğumuzda savaşçılar. Maalesef, biz kendi içimizden susturulduk. İçimizdeki ezikler kontrolü ele geçirdi. Karşı tarafa ise gün geçtikçe daha çok hırçınlaşma talimatı verildi. Biz sesimizi yükselttiğimizde kutuplaştırıyorsunuz denildi, onlar seslerini yükselttiğinde bu özgürlük ve demokrasi oldu. Bir ihanet ortaya çıktığında bunu haykırmak hainlik edenlere dünyayı dar etmek isteyen şahinler çıktı, ak partili yöneticiler ise müdahale etme ve sessiz kal, sokakları germeyelim diyerek bunları susturdu. İçimizdeki birileri şahinleri sustura sustura sustura bunların her türlü ihanetine, hakaretine, suçuna göz yumar hale geldik. Sonuç; bunlara göz yuma yuma istanbulu çaldılar! Henüz itirazlar sonuçlanmadı ama, bu aşamadan sonra ne olursa olsun, bu hileyi yapabildiler ve ak parti uyuduysa, böylesine büyük bir olaya karşı devlet böylesine ezik bir refleks sergiliyorsa, geçmiş olsun bize. Anında cezaları kesemiyorsan, olayın yaşandığı gün devlet olarak ağırlığını hissettiremiyorsan, geçmiş olsun bize. İstanbul düşmana kaptırılmış, yapanında yanına kar kalacağını hepimiz biliyoruz. Üzücü olanda bu! Mahkeme süresi beş yıl sürecek, sonunda bir kaç kişi bir kaç yıl ceza alıp olay kapanacak.
 
Arkadaşlar;
burada konu İstanbul konu aya sofya. İstanbul düşerse kudüs düşer, mekke düşer demiyormuyuz? Eeee, adamlar büyük bir hile ile istanbulu çaldılar. Bugün ohal ilan etmiyeceksinizde ne zaman edeceksiniz, bugün fırtına koparmayacaksınızda ne zaman koparacaksınız? Ne hale geldik. Mağdur olan sessiz, hırsız ise ortalıkta dolaşıp çaldığım malı vermezseniz ortalığı yakar yıkarım diyor. Fırtına koparması gereken masa altına saklanmış, sobelenen hırsız ise fırtına koparmakla tehdit ediyor. Ne hale geldik! Bileğin hakkıyla kazanırsın, bizde Rabbim böyle takdir etmiş der yenilgiyi kabul ederiz. Hile ile çalmaya kalkıyorlarsa ama, o zaman bunlara dünyayı dar etmek gerekir. Biz bu şekilde bunlara sürekli prim verir, alttan alır ve bunların suçlarına göz yumarsak bunun bedeli bize çok ağır olur. Oldu da. 15 temmuzda Türkiye' yi 31 martta' da istanbulu çalmaya kalkıştılar. Demek 15 temmuz sonrası biz bunlara anladıkları cevabı verememişiz. Darbecileri kravat takım elbise mahkemeye getirirsen, olacağı buydu. Darbe yapanlara karşı bu kadar layt davranırsan, olacağı buydu. Böylesine pasif ve ezik devlet olursan, her türlü ihanete davetiye çıkarırsın. Nasıl olsa devlet birşey yapmıyor denilerek önüne gelen devlete ihanet etmeye başlar. Yani bunların 15 temmuz sonrası bir darbe girişimi
(istanbul) daha tezgahlayacakları dünden belliydi. O kadar layt bir devletizki, vatana ihanet etmek için resmen davetiyeler dağıtıyoruz. Örneğin; ahmet türk. Terör örgütü üyeliğinden hapis cezası yedi, hasta diye tahliye edildi, sonrada kalktı mardin büyükşehir belediye başkanı oldu. Hapiste yan gelip yatmak için hasta, büyükşehir belediye başkanlığı için sağlıklı. Bu bizim hekimlik mantığımıza yatmıyor, sizin mantığınıza yatıyormu? Şimdi bunun mazbatasını vermezseniz bir sorun, verirseniz başka bir sorun. İşte bu boyuta getirmemeniz gerekliydi. Bu boyuta gelmeden müdahalenizi yapmanız ve önleminizi almanız gerekliydi. Dünyada, olaylar yaşandıktan sonra uyanan ve müdahalesini yapan tek devlet biziz. Rabbim bizi acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Bunlar başta kaldığı müddet biz daha çok kazık yeriz. Daha çok görememişiz, aldatılmışız deriz. Örneğin; kamudan atılanların seçme hakkı olmadığını siz biliyormuydunuz? Biz bilmiyorduk ve bunu yeni öğrendik. Biz bilmiyorduk çünkü, biz sıradan vatandaşıyız. Ya devlet, devlet nerede? Meğerki devletimiz, kurumlardan kovulan fetöcülere yıllardır, sahip olmadıkları bir hakkı tanımış. Eeee, bu kafayla bugünlerimizi ziyadesiyle hak ediyoruz. Biz bu kafayla bu ezik halimiz ile daha çooook kazık yeriz.
 
Paradoks nedir;
birbirine zıt kavramları bir ifadenin içine sokmaktır. Doğru olan bir ifadenizin içine öyle bir kelime sokuyorsunuzki o ifadenizi kendi içinde çelişkili duruma düşürüyorsunuz. Örneğin; muhalefet. Ne diyorlar; "hukuki dayanağı olmayan süreci durdurmak, Türkiye ve İstanbulun yararına olacaktır". Bu ifade paradoks bir ifade. Hukuktan bahsediyorsunuz, hukuksuzlukla yani
sokak eylemleri ile tehdit ediyorsunuz. Hukuktan bahsediyorsunuz, karşı tarafın hukuki haklarını yok sayıyorsunuz. İşte buna paradoks denir. Örneğin; "seçim sonuçlarını kabul edin", söylemi. Buda paradoks bir söylem. Seçim henüz sonuçlanmamışki sonuçlar kabul edilsin. İtiraz süreci, seçimin bir parçası değilmi? Örneğin; faşizim ve diktaya karşı seçimleri kazandık? Bu da paradoks, kendi içinde çelişkili bir söylem. Diktatörlük ile seçimler kelimesini aynı cümlede kullandığınızda ortaya paradoks bir söylem çıkar. Neden, çünkü faşizim ve diktatörlüğün olduğu bir yerde seçimler olmaz. Seçimler olduğu zamanda faşist ve diktatör olan yüzde 99 oy ile kazanır. Yani diktanın olduğu bir yerde sizlerin seçim kazanması söz konusu olamaz. Bu hırsızların söylemlerine dikkat ederseniz, sürekli bir paradoks içinde olduklarını görürsünüz. Söylemleri kendi içinde çelişki dolu. Neden? Doğru tarafları yokta ondan. O kadar yamuklarki, doğru bir ifadeyi bile yamultmayı yani paradoks bir duruma düşürmeyi beceriyorlar. Sayın okurlarımız, kötünün gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile iyi görünmeye çalışır. Buna deccaliyet diyoruz. Hani demokrasi deyip dünyayı ateşe veren bir üst akıl var ya, işte bunların gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile insanları kandırırlar. Eylemler kötü, söylemler güzel. Demokrasi, hak ve hukuk gibi kelimeler ile iyi görünmeye çalışıyorlar, eylemleri ama kötü olduğu için tehdit etmektende kendilerini alı koyamıyorlar. Sonuç; paradoks söylemler doğuyor. Demokrasi ve tehdidi aynı ifadenin içinde kullanmayı beceriyorlar. Örneğin; bunların nasıl medya patronlarını tehdit ettiğini gördünüz değilmi? Medya özgür olmalı deyip medyayı tehdit etmeyi aynı zamanda başarabiliyorlar. Bundanda ilginç olanı, bunlar gerçekten de bu hileler bu tehditlerle muvaffak olacaklarına inanıyorlar. Her türlü hileyi sahtekarlığı, tuzağı yapıyorlar ve günün sonunda galip olan kendilerin olacağına inanıyorlar. Dünyanın ak partinin ezik ve hain tiplerinden ibaret olduğuna inanıyor, Allahı nedense hesaba katmıyorlar. Bizden tekrar uyarması, sizin bir hesabınız olurda Allah'ın olmazmı. Allahu Teala herşeyi not ediyor. Hilelerinizi ve size oy verenleri not ediyor. Bu fırsatların size tanınmasıda sizin hayrınıza değil, günah yükünüzü artırmak için. Bir yere kadar ama, bir yere kadar bu hainliklerinize bu kötülüklerinize Allah müsaade eder. İstanbulu ele geçirmek için kurduğunuz bu tuzak son damlamıydı, bunu bekleyip göreceğiz. Şu ama kesin, siz erdoğanı mumla arayacaksınız. Yaklaşan yaklaşıyor sizin için!

Ne büyüksün rabbim; bizlere hırsızlık iftirasını atmışlardı. Şimdi yüzyılın hırsızlığı ile kendileri sobelendi.

gelelim büyükçekmeceye;
büyükçekmece üzerinde ciddi bir şekilde durulması gerek. Devletin tüm güvenlik bürokrasisi büyükçekmeceyi mercek altına alması gerek. Seçimlerde yapılan usülsüzlükten ötürü değil, daha büyük bir sorundan ötürü. Öyle gözükiyorki, bir üst akıl kamu kurumlarından kovulan fetöcülere yeni bir hedef belirlemiş; belediyeler. Belediyeler, fetöcüler için yeniden örgütlenme ve büyüme yeri olarak seçilmiş. Büyükçekmecede bu projenin pilot bir ilçesi. Devamı başka belediyelerden gelecek. Örneğin; tunç soyer ve izmir. Türkiye yeni bir tehdit ile karşı karşıya. Chp, hdp ve ip belediyeleri üzerinden fetö tekrar canlandırılacak. Zaten hiç yok olmamışlardı. Acilen, fetöcülere kalıcı bir çözüm getirilmezse (vatandaşlıktan çıkarmak) bunlar bir beka sorunu olmaya devam edecek. Örneğin; müebbet yiyenlerin aileleri hainliğe devam ediyor, geri kalan on binlerde bir kaç yıl içinde hapisten çıkacak ve büyük bir öç alma hırsı ile çıkacak, onlara ek birde devlet kurumlarından atılan yüzbinler ülkemizde dolaşıyor, birde yurtdışından paketleyip getirdikleriniz var, şimdi; siz bunların bu ülkede rahat duracağınımı sanıyorsunuz? Bunları bu ülkede tutarak ne amaca hizmet ediyorsunuz? Muhalefet kadar olamadınız, onlar masum suriyelileri ülkeden atma cüretini gösterebiliyor, siz ise teröristleri vatandaşlıktan yani ülkeden atacak cesareti gösteremiyorsunuz. Ezikler sizi. O yüzden hep muhalefetin borusu ötüyor, bizede kazık kalıyor. Dünyanın fetöcülerini ülkemizde topladık, avrupadaki pkk'lılar da gelsin diyoruz. Ülkemizi teröristler hanına dönüştürdünüz. Fetö, pkk, deaş, dhkp-c vs vs vs, ne kadar terörist varsa ülkemize soktuk ve besliyoruz. Kötü tarafı şu; dün imkan yoktu, ne emniyet ne askeriye ne istihbarat ne de yargı elinizdeydi, yani dün bir mezaretiniz vardı. 15 temmuz gecesi ama Allah size lütfunu indirdi. Bir gecede sizleri hakim konuma getirdi. 15 temmuz sonrası, Allahu Teala hiçbir mezaretinizi kabul etmeyecektir. Herşeyi Allahtan bekleyemezsiniz. Artık kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız kendi kaderinizi kendiniz çizmeniz gerekir. Yüzyıl boyunca mağdur edildiniz. O mağdur sıfatına kendinizi o kadar kaptırmışsınız, ezilmeye kendinizi o kadar alıştırmışsınızki, kontrolün artık sizin elinizde olduğuna bir türlü inanmak istemiyorsunuz. O güçle ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Allah bizleri acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Belediye konusunda da uyarımızı tekrar yapalım; belediyelere ciddi kafa yorun, belediyeleri kontrol eden şehirleri ve nüfusu kontrol eder. Büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız, bizden uyarması. Fetöcüler bir araya geldiği zamanda ne yapar? Yaptıkları en iyi şeyi; devlete ihanet, hırsızlık, usulsüzlük ve hile. O açıdan büyükçekmecedeki usülsüzlükler bizleri hiç şaşırtmadı!

gelelim bizim medyaya;
Şunu baştan belirtelim, tarafsız medya diye birşey yok. Kimse kimseyi kandırmasın. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini savunan kişiler ile birlikte olur. Bizler birilerin birşeylerin yandaşı olmasını yadırgamıyoruz. Olayın tabiatı bunu gerektirir ancak, yandaşlığın ölçüsü, tanımı ve kriteri ne olmalı? Bize göre yandaşlık kavramı, tarafı olduğun şeyi daha iyi bir insan daha iyi bir yönetici yapma girişimin bir adıdır. Bize göre yandaşlık, hatalara ve yanlışlara göz yummak değil, yandaş olduğun tarafı daha iyi ve daha doğru yola iletmenin bir yoludur. Yandaş olmak, aynı değerleri paylaştığın kişi ile bir yolculuğa çıkıp o yolda o kişiye destek olmak, göremediklerini göstermek, hatalara karşı uyarmak ve o yoldan şaşmasına karşı onu korumaktır. Bizim medyada maalesef bu konuda sınıfta kaldı. Yandaşlığı, şartsız kayıtsız desteklemek olarak algıladılar. Yoldaşlarına yani erdoğana çok büyük bir kötülük yaptılar. Hepimiz biliyoruzki, erdoğanın etrafı kuşatıldı ve bir çok mesele kendisine ulaştırılmıyor. Lideriniz böylesine bir kuşatma altında olduğunda, medya üzerinden o kuşatma bypass edilip hakikatlar lidere ulaştırılması gerekiyordu. Bizim tarafın medyası bunu maalesef yapmadı. Ezik yöneticiler ve yalaka bir medya, bizim mahallenin kaderide bu. Birileri bizim medyaya geldi ve birlik ve beraberliğimizi bozmayalım dedi, fitne çıkarmayalım dedi ve susturdu. Şeytan insanı nasıl kandırır biliyormusunuz? Kötülükle değil, iyilikle kandırır. Bunu unutmayın, aklınızın bir yerine not edin. Şeytan, iyi birşey yaptığınızı söyleyerek sizi kötülüğe iter. Sizce fetöcüler kötülük yaptıklarınımı sanıyor, hayır. Onlar vatan ve din adına iyilik yaptıklarına inanıyorlar. Birileride bizim medya'yı iyilik adında kötülüğe itti. Medyanın görevi bilgilendirme ve uyarmadır. Medya susunca, liderimiz uyutuldu. Ülkede yaşanılan olaylardan habersiz hale getirildi. Bugünlerimizde yaşadığımız her olay, yıllar öncesinden gümbür gümbür geliyorum dedi. Örneğin; chp. Dün mahmut tanal ve sezgin tanrıkulu gibi bireyler hainlik içindeydi. Bugün ise tüm teşkilat hainlik içinde. Dün bireylere dokunmadın, bugün ise tüm teşkilatı kapatmakla karşı karşıyasın. Dün dokunsaydın bir kaç cılız ses çıkar, olaylar kapanırdı. Bugün dokunmaya kalksan bir kaç vekille yetinemezsin hepsine dokunman gerekecek. Bunlarda tam bunu yapmanı bekliyor. Sokakları ve dünyaya ayağa kaldırmak için tamda bunu bekliyor. Dokunsan bir yana dokunmasan bir yana. Nasıl bu duruma düştük? Vaktinde müdahale etmediğimiz için.
Bugün yaşadıklarımızın her biri dünden belliydi, gümbür gümbür geliyorum diyordu. Bizim medya ama sen şöyle züpersin sen şöyle muhteşemsin, içimize fitne sokmayalım, liderimizi zayıflatmayalım diye diye bu gerçekleri sürekli sümenaltı etti. Ülkemizde ne kadar sorun varsa, bu soruna sebep olanlar kadar yandaş medyada bundan sorumlu. Karşı taraf sabah akşam yalan söylüyor. Onlar zaten bir çöplük. Siz belki onlar gibi yalan söylemiyorsunuz ama doğrularıda aktarmıyorsunuz. Yanlışları dile getiremiyorsanız, onlardan ne farkınız var? Biz rahatız, neden? Biz bu eleştirilerimizi ve uyarılarımızı kazandığımız günlerde de yapıyorduk. Yıllardır bu uyarılarımızı yapıyoruz. Biz, yenilgiye uğradığımız günde ortaya çıkanlardan değiliz.

gelelim ak partiye;
bu kaçıncı kazık be kardeşim! A
kıllanmamız için daha kaç kazık yemeniz gerekiyor? Fetö, devletin kırmızı kitabına gireli 5 yıl oldu ve halen böylesine organize hareket edebiliyorlarsa, geçmiş olsun bize. Biz halen fetö ve ulusalcı kemalistlerin yargıda egemen oldukları dönemlerin yargı katliamlarını bugünlerimizde yaşıyorsak, geçmiş olsun bize. Nasıl olurda il ve ilçe seçim kurulu başkanları fetöden tutuklanır ama il ve ilçe seçim kurulu üyelerine dokunulmaz? Bu olaylar bizlere bir kaç şeyi gösteriyor, birisi üst aklın önemini ve ikincisi ak partinin çöküş dönemine girdiğini. Bir kaç yıldır, Allahın ak partinin ipini çektiğini söylüyoruz. Son seçimler bunun sahaya yansıması oldu. Çoğunluk bozulduğunda Allah orasını darmaduman eder. Ak parti de bozuldu. Parti içinde hasbi duygulara sahip olanlar azaldı, menfi çıkarlar çoğaldı. Çoğunluk bozulduğu zamanda Allah orasını helak eder. Son bir kaç yıldır erdoğan, her seçim sonrası teşkilatları yenileyerek bu yobazlaşmanın önüne geçmeye çalıştı. İşe yaradımı? Yaramadı. Neden? Görevden alınanları ailenin bir parçası olarak görmeye devam etti. Onları partiden dışlamadı. Örneğin; abdullah gül. Daha düne kadar onu, partinin her türlü organizasyonuna davet ettiler. Siz bunu yaparsanız, yani çürük elmaları ailenin bir parçası olarak görmeye devam ederseniz, Allahta sizi bir aile olarak görmeye devam eder ve bir bütün olarak hesabı size keser. Erdoğana tavsiyemiz; parti teşkilatların tümünü lağv et. Millet oyunu sana veriyor, partiye değil. Teşkilatı küstürmeyeyim diye toplumu kendine küstürüyorsun. Teşkilatları lağv edipte seçimlere girsen, her ilçeye kafadan adaylar koysan, hiçbir miting yapmasan, inan bugünlerden çok daha fazla oy alırsın. Bundan sonra milletimle yola devam edeceğim der, daha fazla insanın gönlünü alırsın. Ak parti il ve ilçe yönetimlerin dava diye bir derdi yok, onlar çıkarları uğruna orada. Onlar sana ve davana bir yük. Sana zerre kadar faydaları yok. Tüm teşkilatı, myk dahil lağv et. Askeri okullar gibi lağv et. Başka türlü, seni çevreleyen o ezik o hain tiplerden kurtulamazsın. Temizlemezsen, onların pisliklerine sende ortak olursun. Çöküş başladı, ne yapsan artık ak partiyi kurtaramazsın. Tek çaren partiyi lağv edip kendini kurtarmak. Hatamıydı ak partiye oy vermek? Hayır. Ne kadar çok yerel seçim olsada, siz partiye değil lidere oy veriyorsunuz. Biliyorsunuzki yerelde bir sıkıntı olduğunda lider buna kayıtısız kalmaz müdahalesini yapar. Bu güveni size diğer partiler vermiyor. Örneğin; chp. Yerel bazda bunların arasından usulsüzlük yapan çıksa, biliyorsunuzki baştakilerde bu işin içinde. Yani diğerlerinde balık baştan kokuyor. Erdoğan ve bahçeli, şükür bu konuda bunlarda bir sıkıntı yok. Bu ikisi davalarında samimi. Devlete ve millete ihanet içinde değil. Sadece, teşkilatlanma devrin sona geldiğini siz ve erdoğan bilin. 

 



kurban ibadetin sırrı

konu çok derin, konuyu ne kadar çok kısa ve yüzeysel tutmaya çalışmış olsakta konuyu anlamanız için çok farklı alanlara girmek zorunda kaldık; lütfen en azından üç defa okuyun........

İlim

Sitemizde dini konuları ele almayı düşünmüyorduk ama okurlarımızın yoğun taleplerinden dolayı ve sitemiz bilinmeyenlerin bilimsel açıklaması ile ilgilendiği için, dini ibadetlerimizin bilimsel altyapısınada sitemizde yer vermeye karar verdik. Eğer bu yazılarımız okurlarımızın ibadetlerini daha şuurlu ve bilinçli yapmasını sağlayacaksa, imanlarını güçlendirecekse bizler bu taleplere hayır diyemezdik. Müslümanlar olarak bizler bin yıllardır belirli ibadetleri yaparız ama niçin yaptığımızı maalesef bilmeyiz. İbadetlerimiz her gün gözümüzün içine baka, baka; lütfen beni aç, ben bir hediye kutusuyum, yaradanından yeryüzündeki hayatını kolaylaştıracak hediyelerle doluyum, der; ama bizler hiç oralı olmayız. Ne büyük gaflet içindeyiz, anlaşılır gibi değil! Bu gafletin ana kaynağıda başımızdaki imamlar; kendi cehaletini gizlemeye çalışan veya sizi daha kullanışlı hale getirmeye çalışan hocalar, sizi daha rahat yönlendirebilmek için İslamın itaat dini olduğu, ilahi emirlere sorgusuz sualsiz itaat edilmesini gerektiğini söyler. Bu imamlar ilk önce kul bilmez Allah bilir, Allah dilerse herşey olur algısı beyinlerinize yerleştirir yani Allah'ın adını öne atarak sorgulama içgüdüsünü elinizden alır, sonrada bu kişiler Allah'ın yerine kendilerini oturtmaya başlar; hocamız bunu dediyse bildiği bir şey vardır, boyutuna geçer yani sorgusuz sualsiz itaat bir imama olmaya başlar. Tabiiki Allahu Teala dilerse herşey olur, ancak Allahu Teala bu şekilde hareket etmez. Allah Teala ilmimizle her şeyi kuşattık der, sistem ve düzenden bahseder. “ ...Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır.” (Ta-Ha Süresi, 98). Nedir bu sistem, bu düzen biz Müslümanlar bunu araştırmakla mükellefiz, eğer araştırmaz ve İslamı kendi haline bırakırsak o zaman din yobazlaşır, ibadetler anlamsızlaşır, gençliğimizi uzak doğu felsefelerine ve batı kültürüne kaybeder, Müslümanlar artniyetli hocaların elinde tutsak olarak kalmaya devam eder.

Allah boş şeyler yaptırmaz

Müslümanlar kurban kesmeyi İbrahim as’ın anısına yapıldığını düşünür, sembolik ve içi boş bir ibadet olduğuna inanır. Bu yıl acaba kurbanımı nereye versem, hatta gariban bir hayvancık ölmesin, bunun bedeli neyse ben parasını bir yere vereyim denilip geçilir. Kurban ibadetin ne olduğu, neyi amaçladığı, ne için indirildiğini ve hayatımıza nasıl bir katkıda bulunduğunu hiç ama hiç bilmeyiz. Şimdi kendinize şu soruları sorun, bir; Allah boş şeyler ile uğraşır, insanları uğraştırırmı? Tabiiki hayır; “ve onlar ki boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Boş yere söylenilen sözden ve işlerden sakınırlar“ (Mü'minun Süresi, 3). İki; nefis, şeytan, iş, eş ve akraba, dostlar; Allah bizleri imtihan etmek için bunlardan daha fazla yük omuzlarımıza bindirirmi; tabiiki bindirmez. İnsanoğlu yeterince sınanmakta, nefiş şeytan, iş ve eş bunların her biri zaten hayatınızı yeterince sınar. Özetleyelim; Allahın indirdiği ibadetler ne sizleri sınamak ne de sizleri boş şeyler ile oyalamak için yeryüzüne indirildi, ibadetleriniz hayatınızı kolaylaştırmak, sıkıntılarınızı gidermek için var edildi. Bu ibadetler hayatımızı nasıl kolaylaştırır, nasıl bizleri sıkıntılarımızdan kurtarır, bunun araştırmasıda bizlere bırakılmış. Örneğin; kurban ibadeti! Kurban ibadetin bir görünen yüzü var; fakirlerin et yüzü görmesi, akrabaları bir araya getirmesi, farzlara sadık olunduğunu göstermesi gibi birde görünmeyen yüzü. Kurban ibadetin gizemi görünmeyen boyutta yatar; bu yazımız ile dünyada bir ilk olarak bizler sizlere kurban ibadetin asıl amacını, ne için yeryüzüne indirildiğini açıklıyoruz, umarız yazımızdan ilham alır ve bir sonraki kurban ibadetlerinizi daha şuurlu yerine getirirsiniz; sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

K
urban ibadeti üç temel unsür içerir, bunlardan birisi birinen verilen SÖZ diğeri CAN üçüncüsü ise SİHİR.

1- Kurban ibadeti ve birisine verilen SÖZ

Kurban ibadetin bizlere aktardığı temel mesajlardan biri; verdiğiniz sözü yerine getirmektir! Hz. İbrahim as ahdini yerine getirmek üzereyken gökten oğluna karşılık bir kurbanlık indirilir. Allahu Teala; ey İbrahim ahdini yerine getirdin, oğlunu sana bağışladık diyebilirdi ama demez illa kan akıtılmasını, bir kurban kesilmesini ister. Neden; çünkü Hz. İbrahim Allah'a bir kurban sözü verir, Allah’ta verilen bu sözün yerine getirilmesini bekler! Ahit Allaha bir canı kurban etmekti, Allahu Tealada bir canın kurban edilmesini ister. Bu kurban İsmail as olmayacaksa ona bedel bir kurban olmalı denilir ve bir koç indirilir. Bir koç bir İsmail as'a bedel olabilirmi? Bu koç Adem as’ın oğlu Habil’in Allaha sunduğu kurban olursa, bin yıllarca melekler katında otlanırsa bedel olur! Kurban ibadetinden çıkaracağımız ilk ders; kime söz verdiyseniz o sözü mutlaka yerine getirin ve tutamayacağınız sözleri asla vermeyin! Örneğin; hz. Eyüp hastalık süreci içinde bir olay yaşar ve bundan dolayı hanımına yüz sopa vuracağını söyler. Hastalık sürecinde çok vefalı davranan hanımına verilen bu sözü Allahu Teala bağışlayabilirdi ama bağışlamaz, Allahu Teala bir hafifletme getirir, sopa yerine yüz başak sapından bir demet çözümünü sunar ama sonuçta hanımı sopa ile vurulmaktan kurtulamaz (Sad Süresi, 44). Allah'ın Peygamberleri bile verdiklere sözden kaçamamışlar, verdikleri sözleri yerine getirmeleri beklenmiş. Bu, Allahu Teala için o kadar çok önemliki bunu farklı Ayetlerde anma ihtiyacı duyar; ... verilen sözü de yerine getirin. Şüphesiz verilen söz, sorulacaktır” (İsra Süresi, 34). “....Allah'a verilen söz, mutlaka sorulur” (Ahzab Süresi, 15). “Bir de anlaşma yaptığınızda, Allah'a verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah'ı kendinize kefil kılmışken, sağlamlaştırdığınız yeminleri bozmayın. Şüphe yok ki Allah, ne yaparsanız bilir” (Nahl Süresi, 91).

   - Allahu Teala birine verilen SÖZ üzerinde neden bu kadar hassas durur?

Söz ağızdan çıkan kelimelerden ibaret değil, söz ağızdan çıktığından Allahu Teala bunu levh-i mahfuza yani kader kitabına işler, bunu yazılı bir anlaşma haline getirir. Söz hangi güne verildiyse o gün o kişinin rızkına o söz eklenir. Örneğin: birine 2 kuruş borcunuz var ve siz o kişiye şu gün borcumu ödeyeceğim diyorsunuz. Siz bu sözü verdiğiniz an, Allahu Teala o kişiye o gün kendi katından 5 kuruşluk rızık indirecekse yani onun o günki hakkı 5 kuruş ise, Allahu Teala sizin verdiğiniz söze güvenerek o kişiye o gün 3 kuruş katından indiriyor, geri kalan iki kuruşuda borcunuzla kapatmanızı bekliyor. Eğer sözünüzü o gün yerine getirmezseniz o kişinin rızkı o gün kısa düşüyor. Kısacası siz tutmadığınız her söz ile Allahın rızık dağıtımını aksatıyorsunuz. Kişide hak ettiği rızkı alamayınca kime isyan ediyor kimin düzenini kimin adaletini sorguluyor? Tabiki Allahın. O yüzden lütfen tutamayacağınız sözü vermeyin ve ileri bir tarihe söz verirken her zaman “Allah izin verirse” kelimelerini cümlenize ekleyin. Bu şekilde son sözü, takdiri Allaha bırakmış olur vebale girmekten kurutulursunuz; “hiçbir şey için, Allah'ın dilemesi dışında: "ben yarın onu yapacağım deme" “ancak Allah dilerse (yapacağım de). Ve unuttuğun vakit Allah'ı an ve "umarım Rabbim beni, doğruya daha yakın olana eriştirir, de” (Kehf Süresi, 23-24). Kurban ibadetinden çıkarmamız gereken ilk ders; tutamayacağınız sözleri vermeyin, bu Allah katında çok çirkin bir hareket olarak görülür, yer ve gökte düzeni bozan bir davranıştır. Günümüzün çağında sizce Müslümanlar verdikleri sözlere ne kadar sadık? İşte bu Müslümanlar kurban ibadetini yerini getirir ama o kurban ibadetin ne için indirildiğini bilmez!

2- Kurban ibadeti ve bir CAN hakkını kazanmak

Kurban ibadetinden çıkaracağımız ikinci mesaj ise; kurban demek hayat demektir. Bazı bilgisayar oyunlarında olduğu gibi kurban ibadeti size yedek CAN verir. Kaderinizde belirli bir gün bir kaza veya bela yaşamanız, hayatınızı yitirmeniz öngörüldüyse siz kurban ibadeti sayesinde bir can hakkınızı kullanır, o belayı bir yara izi almadan atlatabilirsiniz. Bunu açalım; Allahu Teala herhangi bir kan akıtılmadan hz. İbrahim'in verdiği sözü yerine getirilmiş sayabilirdi ama bunu yapmaz, kan akıtılmasını ister. Neden? Allahu Teala bir sorun ile onun çözümü arasında ilmi bir bağlantı yaratır ve çözümün her defasında, istisnasız o kurallar doğrultusunda gerçekleşmesini ister. Sorun; Allah'a bir söz verilir, bu söz bir can bağışıdır ve levh-i mahfuzda kağıda alınır, yani bir söz ağızdan çıktığı an o kişinin kaderine işlenir. Allahta kadere işlenenlerin mutlaka yaşanılacağını söyler; “..Allah'ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir” (Ahzab Süresi, 38). Ortada bir sorun var, nedir bu sorun; belirli bir tarihte ölüm veya kaza yaşamanız takdir edildi. Çözümü var mı? Var; ölüm veya kaza vakti geldiğinde bunu geri dönüşümü olmaz, ama gelmeden levh-i mahfuzda yazılı olanı lehinize çevirebilirsiniz; “….her şeyin vakti ve süresi yazılıdır.” “Allah dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır; Ana Kitap O'nun katındadır” (Rad Süresi, 38-39). Demek yazılı bir şeyin silinişi mümkün. Nasıl silebiliriz? Orada yazılı olana eş değer bir şey ile; yardıma yardım, bağışa bağış, kan’a kan. Bir insana ne yaparsanız, Allahtan ne isterseniz Allaha ona eş değer birşey sunmalısınız; "..hür'e hür, kadına kadın, köleye köle (Bakara Süresi; 178). Eğer siz canınızı kurtarmak istiyorsanız, Allaha başka bir can sunmalısınız! İnsanı öldürmek haram olduğu için, Allahın kabul ettiği tek can size helal olan hayvanların canları; "hayvanlarıda o yarattı, onlarda sizi ısıtacak şeyler ve bir çok faydaları vardır. Onların etlerinide yersiniz." (Nahl Süresi; 5). Hayvanlar sadece sizlerin yükünü taşımak, et/süt ve derilerinden faydalanmak için var edilmemiş, onlar ayrıca sizlere CAN hakkı kazandırır. Nasılmı;

vejeteryanlar, hayvanların kendilerine CAN hakkı kazandırdığını bilmiş olsalar, herkesten önce onlar hayvanları boğazlar ve etini yerdi çünkü onlar hayata ve yaşama diğer insanlardan daha düşkün!

Bizler kendi ellerimizle kendimizi nice farklı sıkıntılara sokarız, bu sıkıntıların arasında ama en önemlisi canımıza gelebilecek hasar. Kurban ibadeti işte tam burada devreye girer, kurban ibadeti canınıza dokunabilecek belaları başınızdan uzaklaştırır. Eğer hayatınızın belirli bir döneminde bir kaza geçirmeniz takdir edildiyse, bir kurban keserek siz bunun önüne geçebilirsiniz. Kim bunu istemez, kim bilgisayar oyunları gibi yedek CAN veya KALKAN İSTEMEZ? Bu mümkünmü, levh-i mahfuzda yazılı kaderiniz ile yeryüzünde akıtılan bir kan arasında bilimsel bir bağlantı varmı? Var ve olması gerekiyor, çünkü tarihte ne zaman bir can bağışlanması gerekiyorsa veya bir ölü ayağa kaldırılması gerekiyorsa Allah başka bir can'ın kurban edilmesini emrettiğini görüyoruz. Örneğin; hz. Peygamberimizin sav dedeside hz. Peygamberimizin sav babasını kurban edeceğine dair Allaha söz verir ve onada bu sözleşmeden kurtulabilmesi için kurban kesmesi söylenir. İnsan farklı tarihlerde aynı sorun ile karşı karşıya kalır, Allahın sunduğu çözüm yoluda hep aynı olur, bu bizlere sorun ile çözüm arasında bilimsel bir bağ olması gerektiğini gösterir. Bilim nedir diye sorarsanız, bilimin en temel açıklaması; aynı malzeme ve ortamda elde edilen sonuçların her defasında tekrarlanabilinmesidir. Eğer bir sorun hep aynı uygulama ile çözüme kavuşturuluyorsa, bunun altında bilimsel gerçek yatar. Allahu Teala'da istisnasız her defasında bir CAN karşılığı o CAN’ı bağışlar. Örneğin; Yunus as'ın öyküsünde, gemide olanların canları Yunus as kurban edilerek yani denize atılarak bağışlanır ve o fırtınadan sağ salim kurtulurlar veya Hızır as ve Musa as'ın yolculuğunda bir çocuk ölüdürülürki Allah daha hayırlısını o anne ve babaya bağışlasın (Kehf Süresi- 74,81). Peygamberler tarihine baktığımızda bizler farklı dönemlerde bir kişinin can'ı farklı bir can'ı adak vererek bağışlandığını görüyoruz. Sizlere daha çarpıcı bir örnek verelim, bir kurbanın başka birisine nasıl HAYAT verdiğine yönelik; Musa as döneminde bir cesed bulunur ve iki kabile birbirini suçlar; birisi biz öldürmedik der, diğeri biz öldürmedik der ve olay Musa as taşınır. Musa as tarafları dinler, ilahi bir vahiy alır ve israiloğullarına bir inek kesmelerini emreder. İsrailoğulları ineği kesmemek için bahaneler arar, bu ineği bize tarif et, nasıl özellikleri olması gerek gibi Musa as’dan bilgi isterler. Kesilmesi gereken inek onlara tarif edilir ve inek bulunur, kesilir. Musa as kurbanın bir parçası ile ölü adama vurun der ve bu yapıldığında ölü adam canlanır ve kimin kendisini öldürdüğünü söyler (Bakara Süresinin 67-73). Bu hadise bizlere bir kurbanın birine nasıl CAN kazandırdığını çok net anlatır. Dikkat ederseniz bu yazımızda diğer yazılarımızdan daha fazla Ayetlerden örnekler veriyoruz, bunu olayı anlamanız için yapıyoruz, umarız kurban ibadetin altında yatan hikmeti anlar ve bir sonraki kurban adağınızı daha bilinçli ve şuurlu yerine getirirsiniz.  

   - bir CAN’a karşı bir HAYAT

“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı....” “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır....” (Bakara Süresi, 178-179). Ayet çok net, yoruma açık değil; Allahın emrettiği şekilde suçlu bir CAN'ı alırsanız Allahu Teala karşılık olarak başka bir zaman ve mekanda suçsuz bir CAN'ı size bağışlar ve Ayetin dediği gibi ortaya bir HAYAT çıkar. Bazılarınız 50 yıl boyunca kurban keser ve sadece bir CAN kazanır, bazılarınız ise kurban ibadetin altında yatan hikmeti bilir, ibadeti o samimiyet içinde yapar ve her yıl bütün aile fertlerine birer ekstra CAN kazandırır. Özetleyelim; tarihin farklı çağlarında Allahu Teala bir CAN’ın bağışlanmasına karşın bir CAN talebinde bulunmuş, benden bir can istiyorsanız bana bir can göndermelisiniz demiş, istisnasız. Bir çağda bir şey, farklı bir çağda farklı bir çözüm değil, insan tarihin farklı dönemlerinde insanoğlu bu sorunla karşılaşmış Allahta çözüm olarak hep aynı yolu göstermiş. Eğer siz bir sorunun çözümünde hep aynı yolu kullanıyor ve hep aynı sonuca varıyorsanız, o zaman sorun ile çözüm yolu arasında bilimsel bir bağ yatması gerek. Nedir bu bağ?

   - Sorun ile çözüm arasındaki bağı ruh kurar!

Kurban ibadetin sırrı ruhta yatar. Sorun yeryüzünde, çözümü ise Allah katında. Allah katına çıkabilecek tek güçte ruhtur! Not: Peygamberimizin sav fiziki hali ile Allahın huzuruna çıkması bir mucize, istisnadır! Ruh, Allah katına nasıl çıkabiliyor? Ruh'u bütün canlılardan farklı kılan, ruh'un bizzat Allah'ın bir parçası, Allahtan yaratılmış olmasıdır. Yani evrende canlı olan tek Allahtır, bizler ise sadece Allahın bir emaneti, Allahın bir parçası (ruh) ile ayaktayız. Allah görmenin koklamanın ve yaşamın tadını başkalarında çıkarmasını arzulamış ve canlıları ilk heykel olarak var etmiş, sonrada kendi ruhundan üfleyerek onlara hayat vermiş; “sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir...!” (Secde Süresi; 9). Meleklerin bile çıkamadığı bir yere yani Allah katına, bizler o katta var olan birşeyi (levh-i mahfuz) nasıl değiştirebiliriz; elinizde mucize yok ise, bunu anca o kattan gelen birisi ile yapabilirsiniz, o da; ruh. Siz yeryüzünde bir ruhu serbest bırakırsanız, bu sizin için Allah katına çıkıp orada lehinize iş görebilir. Bunun içinde tabi bir canlının hayatına kıymak zorundasınız. Hangi canlar? Masum insanların hayatların kıymak bizlere haram olduğu için, bizler ancak Allahın bizlere helal kıldığı hayvanları kesebiliriz. Not: Allah düzenini kurar, ilmini indirir sonrası buna müdahele etmez. O ilmin gereğini kim uygularsa o ilimden faydalanır. Cinler levh-i mahfuzta yazılı bir kaderin kurban adağı ile değiştirilebilineceğini bilir ve bunu kendi lehlerine kullanmaya çalışır, işbirlik içinde oldukları insanlara anlatır. Bilhassa şeytan, işbirliği içinde olduğu hükümdar, kahin veya büyücülere bireysel veya toplumsal katliamlar yaptırarak, bunu sihirli kelimeler eşliğinde yaparak Allah katına bol ruh gönderir ve ilahi kaderin önüne geçmeye çalışır. Bu şer odakları bol kan akıtır, bunu sihirli kelimeler eşliğinde yapar ve o serbest bırakılan ruhların Allah katında kendi lehlerine değişimler yapmasını bekler. O yüzden biz Müslümanlar et yerken, o şer odakların sihir ve büyülerinden etkilenmemek için o etin kimin kestiğini çok iyi kontrol etmeliyiz; "üzerinde Allahın adı anılmadığı kesilmiş hayvanları yemeyin, bunu yapmak Allahın yolundan çıkmaktır.." (En'Am Süresi, 121).

   - Soru ve cevap

Bu yazımızı okuduktan sonra kurban ibadetin ne amaçladığını anladığınızı ümit ediyoruz, şimdi size bir soru; kurban kesmek yerine para verseniz bu Allah katında kabul edilirmi? Cevap; tabiiki hayır. Kurban ibadeti, bazı bilgisayar oyunları gibi bu hayat maceranızda size bir kaç CAN hakkı kazanmanızı sağlar, başka bir can’ı kurban etmedende bu hakkı kazanamazsınız! İnsanı öldürmek haram olduğu içinde, Allahu Teala anca insanın hizmetine sunulan hayvanların canı’nı kabul eder, helal sayar. Eğer para bağışı ile CAN hakkı kazanabilinmiş olunsaydı, o zaman Peygamberimizin sav dedesine yüz deve yerine para bağışlaması tavsiye edilir, İbrahim as’a kurbanlık bir koç yerine fakirlere dağıtmak için bir küp altın indirilirdi! Eğer benim canım bana yeter, ne benim ne de sevdiklerimin kaza ve belalardan korunmaya ihtiyacı var diyorsanız; buyurun bol, bol para bağışı yapın, fakirleri doyurun, etten uzak durun.

3- SİHİR ilmi

Kurban ibadetin içinde barındırdığı üçüncü sır ise SİHİR ilmi. Allahu Teala yarattığı herşeyi (en küçük atomlar dahil), bunların geleceği ve yaşayacakları olayları levh-i mahfuz adında kutsal bir kitapta kağıda almış. Bu kitap Allah katındadır ve bunda yapılacak her hangi bir değişim ilahi takdire bağlı, ancak Allah bir açık kapı bırakmış ve o noktadan insanın kendisininde o içeriği yani geleceğini, yaşadığı olayları bizzat kontrol etme ve kendi kaderini tayin etme imkanını vermiş. Yeryüzündeki yaşamınız ile Allah katındaki kaderinizi nasıl değiştirebilirsiniz? Bunun iki yolu var, birisi; yaşantınız, ikincisi; sihir ile! Sihir ile naısl değiştirebiliriz? Evren bir yazılım programı ile hareket eder, aynı bir bilgisayar gibi; bilgisayarlar cansıztır, ama onlara bir yazılım yüklediğiniz an o yazılım doğrultusunda canlanır ve iş görür. Evrenin kendiside cansıztı ama kendisine ilahi bir program yüklendi ve o programlar doğrultusunda canlandı. Bizler bu yazılıma fizik yasaları deriz. Sihir ilmin içerdiği program bu ana işletim sistemine dıştan yüklenebilecek şekilde tasarlanmış. Harut ve Marut isminde iki melek bu ilmi yeryüzüne indirmiş ve bu yazılımın dağıtımını ve tanıtımını yapmış (Bakara Süresi, 102). Kurban ibadetin sihir içeriğini biraz açalım; kurban kesme seremonisinde siz ilahi sözler eşliğinde kan akıtarak hayvanı bi’ nevi büyülersiniz, o hayvanın etinden yiyen insanlarda bu büyüden etkilenir. Örneğin; o insanlar kaza ve belalar yaşayacaksa yaşayacağı gün o büyü onları sihir altına alır ve onlar olay anı bir adım önde veya bir saniye geride bırakılarak o kazadan kıl payı kurtulur. Kurban ibadeti ile yeryüzünde yapılan büyüler arasındaki fark nedir? İkiside sihir, ikiside bir virus programı gibi evrenin işletim sistemine el atar, onun içeriğini değiştirir. Aralarındaki tek fark; sihir cinlere indirilmiş, kurban ise insanlara. Sihir ilmini insan alemine sokanda cinler ve onların insan işbirlikçileri. Sihir, ilahi rızık dağıtımında canlıların sağlığına kadar herşeyi felç edebilen bir güçtür. Özetleyelim; evrenin kendisi bir bilgisayar gibi cansız maddelerden var edilmiş, sonrası Allah buna bir işletim sistemi yüklemiş. Evreni harekete geçiren, belirli bir yörüngede tutanda bu işletim sistemi. Bu işletim sistemi ayrıca bugünki eylemlerinizden yarınki nasibinizi hesaplar. Büyü denilen güç bu ilahi hesaplama sistemine el atar, kime büyü yapıldıysa o büyü bir virüs gibi o kişinin kaderini, o büyü neye proramlandıysa o doğrultuda manipüle eder. Örneğin; o kişi ya hak ettiği rızıkı alamaz ya hak ettiği sağlığı elde edemez ya da hak ettiği hayat düzenine kavuşamaz. Büyü direk ilahi kontrol merkezini hedef aldığı için affı bulunmaz; “.....yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydi.“ (Bakara Süresi, 102).

   - kurban ibadeti hakkında bilinmesi gerekenler

İslam değerlerine hasmani tutum besleyenler tanrılara kurban adamanın bin yıllardır var olduğunu, bunun din ile bir ilgisi olmadığı, bunun daha çok geleneksel bir uygulama olduğunu iddia eder. İslami terminolojiye yabancı olanların böyle bir düşünceye kapılması gayet doğal. Onlar İslam dinin Peygamberimiz sav ile başladığını düşünür, onlar İslam dinin ilk insan hz. Adem ile başladığını nereden bilsin. Yeryüzünde yaşayan ilk insan hz. Adem olduğu için, İslam dini hz. Adem ile başladığı için İslamdan önce kurban kesme diye bir adet olmadı ve olamazda. 2) Cinler, insanların kaderi kurbanlar ile değişebileceğini bilir. Allahın, insanların yararlanması için levh-i mahfuzta açtığı bu arka kapıyı bunlar bilir ve bu açık kapıdan levh-i mahfuzu manipüle edebilmek için işbirliği içinde oldukları insanlara, yeryüzünde katliamlar yaptırır. Bu zalim hükümdarlar ve tarikatlar Allah katına ulaşabilmek, insanlığın kaderini ve geleceğini Allah değilde kendileri tayin etmek ister, Allah değilde kendileri levh-i mahfuzu kontrol etmek ister, bunun içinde yeryüzünde bol kan akıtırlar. Ne amaçlarlar bununla? Levh-i mahfuzta ne yazılıysa insan onu yaşar, yaşayacağınız herşey ilk önce kağıda alınır sonrası siz onu yaşarsınız. Eğer siz levh-i mahfuzta yazılanları kontrol edebilirseniz, insanlığın yaşayacaklarınıda kontrol edersiniz. Kontrol edebilirmiyiz? Allah katına ruhlar çıkar, ancak Allah katına sadece masum ruhlar çıkabilir. Siz eğer masum insanları öldürür (bakire, çocuk ve bebekler) ve bunları sihirli kelimeler eşliğinde yaparsanız o zaman o ruhları Allah katına gönderir ve o ruh üzerinden levh-i mahfuzta bazı değişimlere sebep olabilirsiniz. Sizce israil yanlışlıklamı çocukları hedef alır veya sizce tarikatlarda öylesinemi bakireler kurban edilir? Bunlar çok bilinçli yapılır. Ölüm sonrası sadece temiz ruhlar Allah katına çıkıp Allahla görüşebilir, temiz değilseniz çıkamazsınız. Bunu batıl odaklar bilir ve masum insanları katleder, suçluları değil. Bu kurbanlar ile insanların kaderini kontrol edebiliyorlarmı? Azıcıkta olsa, evet; Allah kısmende olsa onlara levh-i mahfuza el atma iznini veriyor. Bunu ama onların günah yükünü artırmak için yapıyor ve kurdukları tuzakları sonunda hep boşa çıkartıyor. 3) Doğru birşeyi birileri kötüye uygulamaya başladıysa veya uyguluyorsa bu hak ve doğru olan birşeyin batıl olduğu anlamına gelmez. Bir uygulamanın hak veya batıl olup olmadığını görmekmi istiyorsunuz, o zaman ilk önce kim çıkarmış o uygulamayı, ilk önce batıl odaklarmı çıkarmış yoksa hakmı; sonrası o uygulama bin yıllar üzerinde hiç değişmişmi ona bakınız. 4) Birileri bin yıllardır kurban kesmeyi batıl yönde kullandı diye bu ilahi emir batıl olmaz. Örneğin; nükleer bilim dalıda Allahın indirdiği bir ilim, bu ilimi nasıl kullanmak size bırakılmış; birisi bununla atom bombası yapar ve milyonlarca insan öldürür, başka birisi bununla hastalıkları tedavi eder ve milyonlarca insanın hayatını kurtarır. Birileri sihir ilmi ile katliamlar yapar, başkaları ise bununla insanlara yeni hayatlar kazandırır; seçim sizde, yani insanda!

   - Büyü ile kurban ibadet arasındaki fark

Büyü yapanlar, rızıktan sağlığa kadar hedef alınan kişinin yeryüzündeki nasibini kendileri belirlemeye kalkışır. Kurban ibadetinde de siz kan akıtır ve büyü yapma gücünü ortaya çıkarırsınız ama, siz o gücü bir kişiye kilitlemezsiniz, siz o gücü belirli bir şey yapması için programlamazsınız yani büyünün ikinci, üçüncü aşamalarına geçmezsiniz. Siz o gücü olduğu gibi göğe gönderir, o gücün nasıl kullanılacağı iradesini Allaha bırakırsınız. Siz kalkıpta bilinçli bir şekilde insanların kaderleri ile oynamaya kalkışmazsınız. İnsanın kaderini değiştirecek malzemelerin tedarikini yaparsınız ama, aşçılığı, kim neyi ve ne kadarını hak ediyor kararını Allah bırakırsanız; fark bu! Allahu Teala’da malzemeyi siz sağladğınız için hayatını pozitif yönde değişmesine vesile olduğunuz her bir kişiden sevap payınızı, onlar ve onların nesilleri var olduğu müddet alırsınız. Özetleyelim; kurban kesme esnasında kan akıtılır, dualar okunur; bu ritüel ruhu büyüler. Ruh, Allah katına çıkar ve eğer Allah bu adağınızı kabul ederse o zaman Allah o etten yiyen kişilerin kaza ve belalarını o yıl için siler. O yüzden kurban etini sevdikleriniz ile paylaşmaya özen göstermelisiniz. Artı, unutmayınız kurbanınızı ne kadar çok helal kazanç ve samimi bir niyet ile yerine getirirseniz kendinize ve sevdiklerinize bu dünyada bir kaç CAN hakkı kazanma şansını o kadar artırırsınız.  

Sihir bir ilimdir (Bakara Süresi, 102), kurban ibadetide sihir içerdiği için kurban ibadetin bilimsel bir altyapı içerdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.