nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
değerli okurlarımız,
özel günlerde yılda bir veya iki defa iletişim bilgilerimi okurlarımla paylaşıyorum. Ramazan-ı şerifin son haftasına girmek üzereyiz, hem bu mübarek günler vesilesine hem 2019 yılın bizim için özel olmasından dolayı ramazan bayramına kadar çok kısa bir süreliğine iletişim bilgilerimi sizinle paylaşacağım. Sorularınız veya önerileriniz olursa bana bu hattan ulaşabilirsiniz. Telefona cevap vermek için müsait olmayabilirim, msj bırakırsanız size geri dönerim. Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun. Önümüzdeki hafta iştirak edeceğimiz kadir gecesinin İslam alemine hayrlar getirmesi 2019 yılın insanlığa huzur ve adalet getirmesi dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız. Bip ve Whattsapp # 0555 180 6728                                                                                    
                                                                                                                                                                    
                                                                                                                                                                                                             
"Kader nedir; Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz.
"




Belkısın tahtını kim getirdi, teknoloji kullanıldımı, ışınlama oldumu?

İlk önce neden bu tür konulara giriyoruz bunu açıklayalım; gizem avcıları bilinmeyenlerin peşinde koşarken maalesef ama maalesef boyunlarını aşan konulara giriyor ve yanlış bilgiler ile beyinlerinizi allak bullak ediyorlar. Ortaya attıkları saçmalıklara bir yere kadar sessiz kalabiliyoruz sonrada patlıyoruz. Yeter yahu, bu kadarda olmaz artık diyoruz. Ortaya atılan iddiaların sınırı yok. Her türlü saçmalığı ortaya atıp bunu savunabiliyorlar. İnsanın fıtratı merak içerdiği içinde, genç nesillerimizi ışınlama ve uzaylılar veya zaman yolculuğu gibi teorilere kaptırıyoruz. Sorun ne burada; bu tür teoriler İslam dinine ters. Uzaylı yok, zaman yolculuğu yok, ışınlanma yok. Sıkıntıda burada başlıyor. Gelecek nesillerimizi İslama ters inançlara kaptırıyoruz. Bu tür saçma teorilere cevap vermesi gereken bir tayfa (ilahiyatçılar, diyanet) memurluk zihniyetine esir düşmüş. Bir diğer tayfa (cemaatler) vatanı ele geçirme ihanetleri ile meşgul. Bir diğeride (tarikatlar) sapkın ritüeller ile müridlerini transa sokmakla meşgul. Sorumlu olanlar sorumluluklarını yerine getirmeyince piyasa şarlatanlara ve İslama ters felsefelere kalıyor. Onlarda her gün gençlerimizi saçma teoriler ile besliyor. Gençliğimizi kaybediyoruz arkadaşlar, özeti bu. 15 yıl öncesi alternatif tıp hakkında sizi bilgilendirme niyetine websayfamızı açmıştık. Bu süre içinde, sorularınızla sizlerinde katkısıyla alanında içeriği en zengin en kapsamlı en bilimsel ve en saygın websitesini oluşturduk. Bu alanın dışına çıkmayada hiç niyetimiz yoktu. Gizemli teorilere mesafeli duran birisi olarak, dini eğitimi olmayan birisi olarak İslami veya metafizik konulara girmeyi aklımın hayalimin ucundan geçirmezdim, ama bak göre hayat bizleri nerelere çekti. Yapacak birşeyde yok. İnsan kendi fıtratı dışına çıkamıyor. Bizde de öyle bir huy varki İslama ve devletimize yapılan saldırılara duyarsız kalamıyoruz. Buna gurbette doğup büyümenin yan etkileride diyebilirsiniz. Mevzu İslam, vatan ve millet olunca rahat duramıyoruz. Sayfamıza ilk defa girenler konuları görünce şaşırıyor olabilir, bunların biyoenerji ile ne alakası var diyebilir, lütfen bunun altında bir art niyet aramayın. Alternatif tıp dışında konulara girmek kesinlikle bizim arzu ettiğimiz birşey değildi. Şartlar bunu gerektirdi. Hakkınızı helal edin.

Değerli dostlar, eğer insanın düşüncelerini ve eylemlerini sınırlayan değerler yoksa insan herşeyi yapar herşeyi kendisine inandırır. Vakti gelir uzaylıların yeryüzünü istila edeceği inancına kendisini kaptırır, vakti gelir zaman yolcuların varlığına inanır, vakti gelir gelecek yüzyıllarda yeryüzü kaynakların insana yetmeyeceği görüşünü benimser. İnançlarınızın sınırları hayallerinizin sınırları kadar olur. Kendinize şu soruyu sorun; hal ve hareketlerinizi veya inancınızı sınırlayan birşey varmı? Eğer yoksa hapı yuttunuz, hollywood önünüze ne sufle ederse siz yutarsınız. Biz Müslümanlar mesela Kur'an-ı Kerimin çizdiği sınırlar içinde düşüncelerimizi ve eylemlerimizi gerçekleştiririz. Birşeye inanmamız istendiğinde bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışır, Kur'an-ı Kerim buna onay verirse ancak o zaman o düşünceyi kabul ederiz. Örneğin; batı dünyasının israrlı bir şekilde bize empoze etmeye çalıştığı, yeryüzünün bu kadar insanı kaldıramayacağı tezi. Eğer insanoğlu bir kaç yüz yıl daha yeryüzünde yaşamak istiyorsa, yeryüzü nüfusun yarısı yok edilmesi gerek diyorlar. Biz Müslümanlar böylesine tezler ile karşılaştığımızda ne yapıyoruz, bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışıyor sonrası kararımızı veriyoruz. Konu rızıksa rızıkla ilgili Ayetleri açıp bakıyoruz. Ne diyor Ayetler; "yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir..." (Hud Süresi; 6). Kutsal kitabımız rızkı Allahın verdiğini, bizleri rızıklandırmayı Rabbimin kendisine bir vazife bildiğini söylüyor. Şimdi; siz yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın verdiği bu sözünü tutmayacağını ima etmiş oluyorsunuz. Yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın bu kadar insanı hesaplayamadığı dünyayı ilk yaratırken yanlış hesap yaptığını, dünyayı ilk yarattığında dünyaya örneğin 10 gram rızık yerleştirmesi gerekirken 5 gram yerleştirdiği, şimdide dünyanın yetersiz kaldığını ima etmiş oluyorsunuz. Doğum ve ölümlerin Allahın iradesi dışında gerçekleştiğini, bu kadar insanı haşa Allahın hesap edemediğini ima etmiş oluyorsunuz. Masumane gibi görünen tezlerin ne tür anlamlar içerdiğini görüyormusunuz? Arkadaşlar, batı dünyası bu tür inançları pompalar çünkü onlarda Allah inancı yok. Onlar dünyanın tesadüfen ortaya çıktığına inanıyor. Sizde ama Allah inancı varsa, kendinizi lütfen bu tür saçma batı kaynaklı felsefelere kaptırmayın. Yeryüzünde açlık var ama hocam diyorsanız; evet, var ama bu dünyanın yetersiz olduğundan değil, yeryüzündeki adaletsizlikten ve sömürü zihniyetinden ötürü. Anladınız.

Kur'an-ı kerim inançlarımızı sınırlayan bir rehber, bunun dışında başka bir rehberimiz varmı; var. Allahu Teala insanı yarattı sonrası iyi ve kötülüğü benliğimize yükledi; "Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülüğü ve iyiliği ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir" Şems süresi, 7-9). İnsanoğlun en temel rehberi içgüdüleridir. Ailenizden hiçbir ahlaki terbiye almasanızda, yaşantınızda hiçbir dini eğitim görmesenizde siz doğuştan itibaren öldürmenin veya hırsızlık yapmanın kötü bir eylem olduğunu biliyorsunuz mesela. Nereden biliyorsunuz; işte bu ilahi yüklemeden. Her insana doğmadan öncesi temel değerler yüklenmiş. En temel rehberimiz içgüdülerimiz, sonrası aileden aldığımız ahlaki dini ve kültürel değerlerimiz, sonrası bunlarıda şemsiyesi altına alan Kur'an-ı Kerim. Bu konulara neden girdik; Süleyman as ve ışınlama, Zülkarneyn as ve uzay yolcuğu, Ehl-i Kehf ve zamanda yolculuk gibi iddialar, yani bilinmeyenler hakkında ortaya atılan iddialar Kur'an-ı Kerime ters. Bu tür inançlara kendinizi kaptırmadan lütfen rehberinize danışın. Kim bizim rehberimiz; Kur'an-ı Kerim. Bizim nacizane tavsiyemiz, bu tür iddiaları ortaya atmadan öncesi lütfen kur'an-ı kerimin mealini açın ve okuyun. Anlayıncaya kadar tekrar ve tekrar okuyun. Okurkende tezinizi destekleyecek niyette değil, ön yargılardan arınmış doğruları öğrenme niyetine okuyun. Okumaya vaktiniz yoksa eğer, o zaman bu tür konular ile karşılaştığınızda Rabbim daha iyisini bilir deyip bu tür sohbetlerden uzak durun; "...delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında kimseyede birşey sorma" (Kehf Süresi; 22). Bu Ayet mağaradaki gençler hakkında bir soru üzerine iner. Allahu Tealada bu Ayeti indirerek, bir konu hakkında net bilgi yoksa o zaman o konu hakkında münakaşaya girmeyi ve soru sormayı yasaklar. Yani delilin olmadığı bir konu hakkında sohbet etmeyi yasaklar. Neden, çünkü bundan hesaba çekileceksiniz; "Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur" (İsra Süresi; 36). Bizden uyarması; uzaylılar hakkında zaman yolcuları hakkında atıp tutuyorsunuz, bu söylediklerinizden hesaba çekileceksiniz ve deliliniz nerede, bu bilgileri nereden aldınız diye size sorulacak. Ne cevabı vereceksiniz? Öyle zannettimmi diyeceksiniz. Varsaylımki dediniz, o zaman size zandan uzak durun demedikmi, zan hakkında Ayetler apaçık değilmi yanıtını alacaksınız. Hollywood ve batı kaynaklı güya uzmanlarımı referans göstereceksiniz? Varsayalımki gösterdiniz, bu sefer bir fasık size bir bilgi getirdiğinde bunun doğruluğunu araştırın Ayetini önünüze koyacaklar. Öyle veya böyle hapı yuttunuz. Youtube'ta bir kaç tık daha alabilmek, popüler olabilmek için kendinizi helaka sürüklüyorsunuz. Kesin delil neden önemli; çünkü yanlış bilgi insanları saptırıyor çünkü yanlış bilginin ucunda birine bir iftira atmak var bir yalan var. Örneğin; uzaylılar. Allahu Teala uzaylılar yaratmadı. Siz var dediğiniz an, Allaha iftira atmış ve milyonlarıda buna ortak etmiş oluyorsunuz. Olay bu kadar basit.
Bu vebalin altından kalkamazsınız. O yüzden Allahu Teala kesin bilgi yoksa o konudan uzak durun diyor.

Gelelim konumuza;

Kur'an-ı Kerim üç bölümden oluşur. Bir bölüm tarih kitabı gibi geçmiş olaylardan bahseder. Bir bölüm günlük gazeteniz gibi günlük yaşantınızla ilgili konulara değinir. Bir bölümde bilim kurgu romanı gibi gelecekten bahseder (kıyamet, cennet, cehennem, mahşer günü). Geçmiş olaylardan bahsederkende Süleyman as ile ilgili bölümde Saba Kraliçesi Belkıs'ın tahtın getirilişini anlatır. Bu hadiseyi bir çok kişi ışınlamaya yorumlar. Hatta ve hatta, o kadar ileriye giderek geçmişte yüksek teknoloji vardı demeye getirir. Bu olayın altında yatan hadise nedir, bunu size genel mantık ve Ayetler doğrultusunda anlatmaya çalışacağız, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz;
"Beyler! Onlar boyun eğerek bana gelmeden önce hanginiz o kraliçenin tahtını bana getirebilirsiniz?" diye sordu. Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter, ben güvenilir biriyim" dedi. Kitaptan bir bilgisi olan ise, "Ben onu sen göz açıp kapayıncaya kadar getiririm" diye cevap verdi. Süleyman, tahtı yanı başına yerleşmiş olarak görünce şöyle dedi: "Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan rabbimin bir lutfudur. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, kerem sahibidir" (Neml Süresi; 38-40). Bu hadisede binlerce km uzakta olan ve bir kaç ton ağırlığında olan bir eşyayı birisi, gözünüzü açıp kapatmadan getiriyor. Bu nasıl mümkün oldu? Cin tayfasından bir ifrit ile insan tayfasından olan bir ilim sahibi arasında, kim belkısın tahtını daha hızlı getirebilir mevzusu geçer, ilim sahibi olanda cin'e üstün gelir ve tahtı getirir. Bunun altında yatan hikmet nedir? Teknolojimi kullanıldı yoksa farklı birşeymi var burada?

Belkısın tahtı teknolojik bir cihazlamı getirildi?

Hayır. "Geçmişte teknoloji varmıydı" yazımızı okursanız teknolojinin hangi şartlar altında indiğini öğrenirsiniz. En basit örneğiyle eğer o tahtı getiren şahıs o tahtı bir teknolojik cihaz ile getirmiş olsaydı o zaman bundan onda bir yeryüzü ilmi olduğu anlamı çıkardı, yeryüzü ilmi ona indiği zamanda bu ilmi yeryüzündeki diğer insanlar ile paylaşma zorunluluğu doğardı. Bilgi demek vebal demektir. Bilgi size inerse, o bilgiyi paylaşmak zorundasınız. İslami açıdan, size eğer bir yeryüzü ilmi inerse bu bilgiyi kendinizde saklı tutamazsınız. Sizler belki elde ettiğiniz bilgileri başkaları ile paylaşmıyor, bencil ve çıkarcı davranıyorsunuz. Allah ehli birisi ama paylaşırdı paylaşma zorunluluğu olduğunu bilirdi. Paylaştığı o ilim ve teknolojide günümüze kadar artarak gelmiş olurdu. O günden bugüne kadar o ilim gelmediyse demek o ilim paylaşılacak bir ilim değildi. Hangi tür ilim paylaşılmaz? Kişinin maneviyatına indirilen ilimler! Örneğin; ledün ilmi. Özetlersek; bu hadisede teknolojinin varlığı söz konusu değil.

Işınlama oldumu?

Yine hayır. Ayetin kendisi zaten ışınlama tezini çürütüyor. Bizim akılsızlar kendilerini ışınlama gibi teorilere o kadar kaptırmışki Ayeti okumayı unutmuşlar. Ön yargı ile olaylara yaklaşırsanız olacağı bu. Ayetin kendisi nasılmı ışınlama tezini çürütüyor, çok basit; iki kişi yarışa girişiyor, birisi cin diğeri insan. Cin ışık hızı ile hareket eder, diğerinin ise ışınlama teknolojisini kullandığını iddia ediyorsunuz. Bu ikisi yarışsa, kim galip çıkar? Eşitlik olur. Şimdi, aha haaa diyorsunuz değilmi!! Işınlama dediğimiz olay, ismi üzerine ışık hızı ile hareket edebilmek. Cinler ışık hızında hareket eder, sizde ışık hızında hareket ederseniz, ortaya eşitlik çıkar. Işınlama ile bir cinden daha hızlı o tahtı getirmeniz mümkün değil. Anladınız. Cinden daha hızlı o tahtı getirebilmeniz için ışık hızından ötesi birşey kullanmanız gerek. Bizim evrende de ışık hızından daha hızlı hareket edebilmek mümkün değil. Bilimsel açıdan mümkün olmayan birşey gerçekleştiği anda buna ne diyoruz? Mucize. Bu olayın neden ışınlama teknolojisi ile gerçekleşemeyeceğini anladınızmı? O ilim sahibi zat, iddia edildiği gibi
 eğer ışınlama teknolojisini kullansaydı bir cinden daha hızlı getirmesi söz konusu olamazdı. Hatta tam aksi olurdu, cin daha hızlı getirirdi çünkü ışık hızında hareket edebilmek için bir aygıta ihtiyaç duymuyor. Işık hızında hareket edebilmek bizlerin koşma kabiliyeti gibi doğasında olan birşey. Siz o ışınlama cihazın ayarlarını yapıncaya kadar cin çoktan getirmiş olurdu. Anladınız. Özetlersek; bu hadisenin ışınlama ile hiçbir ilgisi yok.

Işınlama teorisi ile karşılaştığımız diğer sorunlar

Ortada bir teknoloji var dediğiniz zaman, o teknoloji yeryüzü kurallarına tabi olması gerek. Teknolojinin temeli fizik kurallarına dayanır. İşte burada da aklımıza onca soru geliyor; o tahtın bulunduğu koordinatları nereden aldıda kendisini tam o noktaya ışınlayabildi? Varsayalımki kendisini oraya ışınladı, sarayda tahtı arayacak, oradaki insanlardan gizlenecek derken dakikalar geçerdi. Dakikaları bırakın, bir adım attığında zaten iddiayı kaybederdi. Gözünü açıp kapatmadan getiririm diyor, yani o tahtı getirmek için bir adım atacak zamanı bile kendisine tanımıyor. Kendisine tanıdığı süre içinde o tahtı ışınlama veya her hangi bir dünyevi güç ile getirmesi mümkün değil. Örneğin ifrit. İfrit iki adımlık zaman kendisine tanıyor. Ne diyor; otur diyor bu ilk adım sonra kalk diyor bu da ikinci adım, sonrası tahtı yanında göreceksin diyor. Bir adımda tahta ulaşsam bir diğer adımda da geri dönsem, ancak iki adımda getiririm diyor ve o kadar mühlet istiyor. İlim sahibi zat ise o zamanı bile kendisine tanımıyor. Gözü açıp kapatıncaya kadar getiririm diyor. Gözü açıp kapatmak ne demek saniyenin onda biri demek. Saniyenin onda biri ne anlama geliyor, o dönem için ölçümü mümkün olmayan bir zaman dilimi anlamına geliyor. O yüzden burada kullanılan gözü açıp kapatma ifadesi bir zaman dilimini kastetmekten ziyade, zamanın geçersizliğini ifade etmek için kullanılır. İslam tarihinde de hangi şahıs için zaman geçerli değil? Bu sorunun cevabını biliyorsanız, tahtı getiren zatıda biliyorsunuz. Artı, ışınlama teknolojisi tek yönlü işleyen bir mekanizma değil, hem çıkış noktasında hem varış noktasında portalınız olması gerek. Bir nokta sizi atom parçalarınıza ayırıyor ve ışınlıyorsa diğer uçtada yani belkısın sarayında da sizi bir araya getiren bir alıcı aygıt olması gerek. Belkısın sarayında öyle bir aygıt varmıydı? Yoktu. Bu iddiaların neresinden tutsak elimizde kalıyor. Önünü ve arkasını hesaplamadan birşeyleri ortaya atıyorlar, sonrada ben böyle düşünüyor böyle inanıyorum deyip geçiyorlar. Bilimde böyle işlemiyor işte arkadaşlar, iddialarınızın önünde ve arkasında elle tutulur bir tarafı olması gerek.

Teknoloji yoktu ışınlama yoktu, ne vardı o zaman?

Bunun sırrınıda bize başka bir Ayet açıklıyor. Kur'an-ı Kerim ilim sahibi kişilerden bahsederken
, bunu genelde o kişilerin ismini söyleyerek yapar. Örneğin; biz Musaya ilim verdik der, Yusuf’a ilim verdik der, Lut'a, Davud ve Süleyman'a ilim verdik der vs. İki Ayette ama ilim sahibi bir şahsiyetten bahsederken o şahsiyetin ismini vermez. Birisi bu Ayet diğeri ise Musa as'ın kıssalarında geçen Ayette. Hatırladınızmı? Aynen. Kehf Süresi 60-82. Musa as, kendisinden daha ilimli birisi varmı diye Allaha sorar ve bunu öğrenmek için bir yolculuğa çıkması söylenir. Bu yolculukta onu o ilim sahibi şahısa ulaştırır ve bu ikisi yine bir yolculuğa çıkar ve bir dizi olaylar ile karşılaşır. Şimdi; Kur'an-ı Kerimin iki Ayetinde isimsiz bir ilim sahibinden bahsedilir, birisi Belkısın tahtı ile ilgili Ayette diğeri ise Musa as'ın yolculuğu ile ilgili Ayette. Kim bu şahıs? Belkısın tahtı ile ilgili Ayette Allahu Teala onu deşifre etmiyor, o Ayeti okuduğumuzda onun kim olduğunu çözemiyoruz. Musa as'ın kıssasına geldiğimizde ama, Ayetler bize o şahıs hakkında daha detaylı bilgiler veriyor. Bi nevi kendisini ifşa ediyor. Kim bu şahıs; hz Hızır. O iki Ayette geçen kişinin aynı kişi olduğunu nereden anlıyoruz? Kur'an-ı Kerimin tümünü inceleyerek. Kur'an-ı Kerimde tek bir kişi için zaman geçerli değil, o da Hızır as. Yani, o tahtı bir ifritten daha hızlı getiren kişi sıradan bir insan değildi, maneviyatı yüksek zamanın kendisi için geçerli olmayan bir şahsiyetti. Olayın altında da ışınlama gibi bir yeryüzü ilmi yoktu, bir mucize vardı. Ne tür bir mucize? Bu hadisede zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı. Herkes için zaman durdu, o taht içinde mekan kavramı ortadan kalktı. Gözü açıp kapatmadan binlerce km uzaklıktaki bir taht bir anda Süleyman as yanında oluverdi. O yüzden bu hadisenin altında yeryüzü ilimleri değil, manevi ilimler arayın.

Ortaya attığınız tezin tutulur yanları olsun

Bir hadise Musa as döneminde yaşanıyor diğer ise ondan bin yıl sonrası Süleyman as döneminde. İki Peygamber arasında bir zaman farkı var, bu hadisenin içinde de zamanın hiçe sayılması var, bu da aklımıza ilk Hızır as getiriyor. İslam inancına göre iki kişiye kıyamete kadar yaşama izni verilmiş biri kötülerden (iblis), diğeri iyilerden (hz Hızır). O yüzden biz Müslümanlar Hızır as'ın kıyamete kadar insanlığın arasında dolaşacağına inanırız. Hem Musa as döneminde ortaya çıkması, hem Süleyman as'ın hizmetinde bulunması İslam inancına uygun bir iddia. Yani bir iddia ortaya attığınızda bu İslam ile çatışmasın. Önü ve arkası tutulur olsun, mantık içinde olsun.

Özetlersek

Kur'an-ı Kerimde ilimden bahsedildiğinde, bu maneviyatla ilişkilendirilir. Örneğin;
"Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler" (Sebe Süresi; 6). "Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar" (İsra Süresi; 107). Kur'an-ı Kerimde ilim ve maneviyat özleştirilir. Allah inancı olmayan birisi, Allah nezdinde ilim sahibi olarak görülmez. Kur'an-ı Kerimin koyduğu ölçüye göre ilim sahibi olabilmeniz için Allah inancına ve Allah korkusuna sahip olmanız gerek. Ayetimiz ilim sahibi bir şahsiyetten bahsediyor, biz buradan o kişinin manevi ilimlere sahip olduğunu anlıyoruz. Nereden bunu anlıyoruz? Manevi derinliğe sahip olmayan birini Kur'an-ı Kerim, "ilim sahibi" olarak görmüyorda ondan. Bu noktada aklınıza şu soru gelebilir; hem manevi ilimlere sahip, hem teknoloji gibi yeryüzü ilimlerine sahip olamazmı? Günümüzde elbette olabilir, ama o dönem olamaz. En basiti ilmin zekatı var. O şahıs eğer bu hadiseyi bir yeryüzü ilmi ile gerçekleştirmiş olsaydı, medreselerde ve okullarda o teknolojiyi başkalarına öğretme ve paylaşma vebali omuzuna inerdi. O teknoloji yayılır ve o günden bugüne katlanarak gelirdi. O dönemde ve ondan sonraki dönemlerde siz yeryüzünün her hangi bir noktasında ışınlama teknolojisine rastladınızmı? Hayır. Demek ortalıkta ışınlama teknolojisi yoktu. Bu tür iddialar ortaya attığınız zaman lütfen çok dikkatli olunuz, her yönüyle kendinizi vebal altına sokuyorsunuz. Örneğin; o şahıs ışınlama teknolojisi ile tahtı getirdi dediğiniz an, o şahısa o bilginin zekatını ödemediği, o bilgiyi insanlıktan gizlediği iftirasını atmış oluyorsunuz. Bilgiyi paylaşmamayı ve ilmi gizlemeyi sanki meşru birşeymiş gibi göstermiş oluyorsunuz. Küçük ve önemsiz gibi görünen bir iddianın ne tür yorumlara ve iftiralara yol açabileceğini lütfen görünüz. O hadise ışınlama ile izah edilebilir değil, öyle olsaydı o hızda ifritte o tahtı getirebilirdi. İfritten daha hızlı hareket edebiliyorsa, demek ışık hızından daha hızlı birşey kullanıldı. Fizik yasalarına görede bu evrende ışık hızından daha hızlı hareket edebilen bir şey yok. Fizik yasalarına ters olanın altında da biz ne arıyoruz; mucize! Bu olayda da bir mucize gerçekleşti. Zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı.

Mucize ve teknoloji arasındaki fark?

Gizem avcıları maalesef bilerek veya bilmeyerek peygamberleri sıradanlaştırır, bunuda peygamberlerin mucizelerini günümüzün teknolojik aygıtları ile açıklamaya çalışarak yaparlar. Peygamberlere indirilen mucizeleri günümüzün teknolojisine eş değer tutarlar. Bu yazı vesilesiyle bunada bir açıklama getirme ihtiyacı hissediyoruz, bakınız; dünya bir bilgisayar ve bizde o bilgisayar yazılımın içinde varlığını sürdüren birer kuluz. Mucize ve teknoloji arasındaki fark; teknoloji, o yazılımın inceliklerini öğrenmek ve kullanmaktır. Mucize ise o yazılımın dışına çıkabilmek
(mirac hadisesi) ve gerektiğinde o yazılıma dıştan müdahale edebilmektir. Bilim adamı ile peygamber arasındaki fark; bilim adamları yazılımın dışına çıkamaz, yazılımın kendisine müdahale edemez, yazılımı değiştiremez. Yazılım yani sistem kendilerine ne imkanları sunuyorsa ancak o sınırlar içinde hareket edebilirler. Peygamberler ise diledikleri an yazılımın dışına çıkabilir, diledikleri zaman yazılımın kendisine müdahale edebilir. Belirli bir mekan ile kısıtlı değiller. Sistemin içi veya dışı, sınırsız hareket alanlarına sahipler. O yüzden bir peygamberi asla bir bilim adamı ile, bir mucizeyide asla teknolojik bir aygıt ile eşdeğer tutmayın. Robotun kendisi ile o robotun yazılımını yazan kişi hiç bir olurmu!"






kurban ibadeti

konu çok derin, konuyu ne kadar çok kısa ve yüzeysel tutmaya çalışmış olsakta konuyu anlamanız için çok farklı alanlara girmek zorunda kaldık; lütfen en azından üç defa okuyun........

İlim

Sitemizde dini konuları ele almayı düşünmüyorduk ama okurlarımızın yoğun taleplerinden dolayı ve sitemiz bilinmeyenlerin bilimsel açıklaması ile ilgilendiği için, dini ibadetlerimizin bilimsel altyapısınada sitemizde yer vermeye karar verdik. Eğer bu yazılarımız okurlarımızın ibadetlerini daha şuurlu ve bilinçli yapmasını sağlayacaksa, imanlarını güçlendirecekse bizler bu taleplere hayır diyemezdik. Müslümanlar olarak bizler bin yıllardır belirli ibadetleri yaparız ama niçin yaptığımızı maalesef bilmeyiz. İbadetlerimiz her gün gözümüzün içine baka, baka; lütfen beni aç, ben bir hediye kutusuyum, yaradanından yeryüzündeki hayatını kolaylaştıracak hediyelerle doluyum, der; ama bizler hiç oralı olmayız. Ne büyük gaflet içindeyiz, anlaşılır gibi değil! Bu gafletin ana kaynağıda başımızdaki imamlar; kendi cehaletini gizlemeye çalışan veya sizi daha kullanışlı hale getirmeye çalışan hocalar, sizi daha rahat yönlendirebilmek için İslamın itaat dini olduğu, ilahi emirlere sorgusuz sualsiz itaat edilmesini gerektiğini söyler. Bu imamlar ilk önce kul bilmez Allah bilir, Allah dilerse herşey olur algısı beyinlerinize yerleştirir yani Allah'ın adını öne atarak sorgulama içgüdüsünü elinizden alır, sonrada bu kişiler Allah'ın yerine kendilerini oturtmaya başlar; hocamız bunu dediyse bildiği bir şey vardır, boyutuna geçer yani sorgusuz sualsiz itaat bir imama olmaya başlar. Tabiiki Allahu Teala dilerse herşey olur, ancak Allahu Teala bu şekilde hareket etmez. Allah Teala ilmimizle her şeyi kuşattık der, sistem ve düzenden bahseder. “ ...Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır.” (Ta-Ha Süresi, 98). Nedir bu sistem, bu düzen biz Müslümanlar bunu araştırmakla mükellefiz, eğer araştırmaz ve İslamı kendi haline bırakırsak o zaman din yobazlaşır, ibadetler anlamsızlaşır, gençliğimizi uzak doğu felsefelerine ve batı kültürüne kaybeder, Müslümanlar artniyetli hocaların elinde tutsak olarak kalmaya devam eder.

Allah boş şeyler yaptırmaz

Müslümanlar kurban kesmeyi İbrahim as’ın anısına yapıldığını düşünür, sembolik ve içi boş bir ibadet olduğuna inanır. Bu yıl acaba kurbanımı nereye versem, hatta gariban bir hayvancık ölmesin, bunun bedeli neyse ben parasını bir yere vereyim denilip geçilir. Kurban ibadetin ne olduğu, neyi amaçladığı, ne için indirildiğini ve hayatımıza nasıl bir katkıda bulunduğunu hiç ama hiç bilmeyiz. Şimdi kendinize şu soruları sorun, bir; Allah boş şeyler ile uğraşır, insanları uğraştırırmı? Tabiiki hayır; “ve onlar ki boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Boş yere söylenilen sözden ve işlerden sakınırlar“ (Mü'minun Süresi, 3). İki; nefis, şeytan, iş, eş ve akraba, dostlar; Allah bizleri imtihan etmek için bunlardan daha fazla yük omuzlarımıza bindirirmi; tabiiki bindirmez. İnsanoğlu yeterince sınanmakta, nefiş şeytan, iş ve eş bunların her biri zaten hayatınızı yeterince sınar. Özetleyelim; Allahın indirdiği ibadetler ne sizleri sınamak ne de sizleri boş şeyler ile oyalamak için yeryüzüne indirildi, ibadetleriniz hayatınızı kolaylaştırmak, sıkıntılarınızı gidermek için var edildi. Bu ibadetler hayatımızı nasıl kolaylaştırır, nasıl bizleri sıkıntılarımızdan kurtarır, bunun araştırmasıda bizlere bırakılmış. Örneğin; kurban ibadeti! Kurban ibadetin bir görünen yüzü var; fakirlerin et yüzü görmesi, akrabaları bir araya getirmesi, farzlara sadık olunduğunu göstermesi gibi birde görünmeyen yüzü. Kurban ibadetin gizemi görünmeyen boyutta yatar; bu yazımız ile dünyada bir ilk olarak bizler sizlere kurban ibadetin asıl amacını, ne için yeryüzüne indirildiğini açıklıyoruz, umarız yazımızdan ilham alır ve bir sonraki kurban ibadetlerinizi daha şuurlu yerine getirirsiniz; sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

K
urban ibadeti üç temel unsür içerir, bunlardan birisi birinen verilen SÖZ diğeri CAN üçüncüsü ise SİHİR.

1- Kurban ibadeti ve birisine verilen SÖZ

Kurban ibadetin bizlere aktardığı temel mesajlardan biri; verdiğiniz sözü yerine getirmektir! Hz. İbrahim as ahdini yerine getirmek üzereyken gökten oğluna karşılık bir kurbanlık indirilir. Allahu Teala; ey İbrahim ahdini yerine getirdin, oğlunu sana bağışladık diyebilirdi ama demez illa kan akıtılmasını, bir kurban kesilmesini ister. Neden; çünkü Hz. İbrahim Allah'a bir kurban sözü verir, Allah’ta verilen bu sözün yerine getirilmesini bekler! Ahit Allaha bir canı kurban etmekti, Allahu Tealada bir canın kurban edilmesini ister. Bu kurban İsmail as olmayacaksa ona bedel bir kurban olmalı denilir ve bir koç indirilir. Bir koç bir İsmail as'a bedel olabilirmi? Bu koç Adem as’ın oğlu Habil’in Allaha sunduğu kurban olursa, bin yıllarca melekler katında otlanırsa bedel olur! Kurban ibadetinden çıkaracağımız ilk ders; kime söz verdiyseniz o sözü mutlaka yerine getirin ve tutamayacağınız sözleri asla vermeyin! Örneğin; hz. Eyüp hastalık süreci içinde bir olay yaşar ve bundan dolayı hanımına yüz sopa vuracağını söyler. Hastalık sürecinde çok vefalı davranan hanımına verilen bu sözü Allahu Teala bağışlayabilirdi ama bağışlamaz, Allahu Teala bir hafifletme getirir, sopa yerine yüz başak sapından bir demet çözümünü sunar ama sonuçta hanımı sopa ile vurulmaktan kurtulamaz (Sad Süresi, 44). Allah'ın Peygamberleri bile verdiklere sözden kaçamamışlar, verdikleri sözleri yerine getirmeleri beklenmiş. Bu, Allahu Teala için o kadar çok önemliki bunu farklı Ayetlerde anma ihtiyacı duyar; ... verilen sözü de yerine getirin. Şüphesiz verilen söz, sorulacaktır” (İsra Süresi, 34). “....Allah'a verilen söz, mutlaka sorulur” (Ahzab Süresi, 15). “Bir de anlaşma yaptığınızda, Allah'a verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah'ı kendinize kefil kılmışken, sağlamlaştırdığınız yeminleri bozmayın. Şüphe yok ki Allah, ne yaparsanız bilir” (Nahl Süresi, 91).

   - Allahu Teala birine verilen SÖZ üzerinde neden bu kadar hassas durur?

Söz ağızdan çıkan kelimelerden ibaret değil, söz ağızdan çıktığından Allahu Teala bunu levh-i mahfuza yani kader kitabına işler, bunu yazılı bir anlaşma haline getirir. Söz hangi güne verildiyse o gün o kişinin rızkına o söz eklenir. Örneğin: birine 2 kuruş borcunuz var ve siz o kişiye şu gün borcumu ödeyeceğim diyorsunuz. Siz bu sözü verdiğiniz an, Allahu Teala o kişiye o gün kendi katından 5 kuruşluk rızık indirecekse yani onun o günki hakkı 5 kuruş ise, Allahu Teala sizin verdiğiniz söze güvenerek o kişiye o gün 3 kuruş katından indiriyor, geri kalan iki kuruşuda borcunuzla kapatmanızı bekliyor. Eğer sözünüzü o gün yerine getirmezseniz o kişinin rızkı o gün kısa düşüyor. Kısacası siz tutmadığınız her söz ile Allahın rızık dağıtımını aksatıyorsunuz. Kişide hak ettiği rızkı alamayınca kime isyan ediyor kimin düzenini kimin adaletini sorguluyor? Tabiki Allahın. O yüzden lütfen tutamayacağınız sözü vermeyin ve ileri bir tarihe söz verirken her zaman “Allah izin verirse” kelimelerini cümlenize ekleyin. Bu şekilde son sözü, takdiri Allaha bırakmış olur vebale girmekten kurutulursunuz; “hiçbir şey için, Allah'ın dilemesi dışında: "ben yarın onu yapacağım deme" “ancak Allah dilerse (yapacağım de). Ve unuttuğun vakit Allah'ı an ve "umarım Rabbim beni, doğruya daha yakın olana eriştirir, de” (Kehf Süresi, 23-24). Kurban ibadetinden çıkarmamız gereken ilk ders; tutamayacağınız sözleri vermeyin, bu Allah katında çok çirkin bir hareket olarak görülür, yer ve gökte düzeni bozan bir davranıştır. Günümüzün çağında sizce Müslümanlar verdikleri sözlere ne kadar sadık? İşte bu Müslümanlar kurban ibadetini yerini getirir ama o kurban ibadetin ne için indirildiğini bilmez!

2- Kurban ibadeti ve bir CAN hakkını kazanmak

Kurban ibadetinden çıkaracağımız ikinci mesaj ise; kurban demek hayat demektir. Bazı bilgisayar oyunlarında olduğu gibi kurban ibadeti size yedek CAN verir. Kaderinizde belirli bir gün bir kaza veya bela yaşamanız, hayatınızı yitirmeniz öngörüldüyse siz kurban ibadeti sayesinde bir can hakkınızı kullanır, o belayı bir yara izi almadan atlatabilirsiniz. Bunu açalım; Allahu Teala herhangi bir kan akıtılmadan hz. İbrahim'in verdiği sözü yerine getirilmiş sayabilirdi ama bunu yapmaz, kan akıtılmasını ister. Neden? Allahu Teala bir sorun ile onun çözümü arasında ilmi bir bağlantı yaratır ve çözümün her defasında, istisnasız o kurallar doğrultusunda gerçekleşmesini ister. Sorun; Allah'a bir söz verilir, bu söz bir can bağışıdır ve levh-i mahfuzda kağıda alınır, yani bir söz ağızdan çıktığı an o kişinin kaderine işlenir. Allahta kadere işlenenlerin mutlaka yaşanılacağını söyler; “..Allah'ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir” (Ahzab Süresi, 38). Ortada bir sorun var, nedir bu sorun; belirli bir tarihte ölüm veya kaza yaşamanız takdir edildi. Çözümü var mı? Var; ölüm veya kaza vakti geldiğinde bunu geri dönüşümü olmaz, ama gelmeden levh-i mahfuzda yazılı olanı lehinize çevirebilirsiniz; “….her şeyin vakti ve süresi yazılıdır.” “Allah dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır; Ana Kitap O'nun katındadır” (Rad Süresi, 38-39). Demek yazılı bir şeyin silinişi mümkün. Nasıl silebiliriz? Orada yazılı olana eş değer bir şey ile; yardıma yardım, bağışa bağış, kan’a kan. Bir insana ne yaparsanız, Allahtan ne isterseniz Allaha ona eş değer birşey sunmalısınız; "..hür'e hür, kadına kadın, köleye köle (Bakara Süresi; 178). Eğer siz canınızı kurtarmak istiyorsanız, Allaha başka bir can sunmalısınız! İnsanı öldürmek haram olduğu için, Allahın kabul ettiği tek can size helal olan hayvanların canları; "hayvanlarıda o yarattı, onlarda sizi ısıtacak şeyler ve bir çok faydaları vardır. Onların etlerinide yersiniz." (Nahl Süresi; 5). Hayvanlar sadece sizlerin yükünü taşımak, et/süt ve derilerinden faydalanmak için var edilmemiş, onlar ayrıca sizlere CAN hakkı kazandırır. Nasılmı;

vejeteryanlar, hayvanların kendilerine CAN hakkı kazandırdığını bilmiş olsalar, herkesten önce onlar hayvanları boğazlar ve etini yerdi çünkü onlar hayata ve yaşama diğer insanlardan daha düşkün!

Bizler kendi ellerimizle kendimizi nice farklı sıkıntılara sokarız, bu sıkıntıların arasında ama en önemlisi canımıza gelebilecek hasar. Kurban ibadeti işte tam burada devreye girer, kurban ibadeti canınıza dokunabilecek belaları başınızdan uzaklaştırır. Eğer hayatınızın belirli bir döneminde bir kaza geçirmeniz takdir edildiyse, bir kurban keserek siz bunun önüne geçebilirsiniz. Kim bunu istemez, kim bilgisayar oyunları gibi yedek CAN veya KALKAN İSTEMEZ? Bu mümkünmü, levh-i mahfuzda yazılı kaderiniz ile yeryüzünde akıtılan bir kan arasında bilimsel bir bağlantı varmı? Var ve olması gerekiyor, çünkü tarihte ne zaman bir can bağışlanması gerekiyorsa veya bir ölü ayağa kaldırılması gerekiyorsa Allah başka bir can'ın kurban edilmesini emrettiğini görüyoruz. Örneğin; hz. Peygamberimizin sav dedeside hz. Peygamberimizin sav babasını kurban edeceğine dair Allaha söz verir ve onada bu sözleşmeden kurtulabilmesi için kurban kesmesi söylenir. İnsan farklı tarihlerde aynı sorun ile karşı karşıya kalır, Allahın sunduğu çözüm yoluda hep aynı olur, bu bizlere sorun ile çözüm arasında bilimsel bir bağ olması gerektiğini gösterir. Bilim nedir diye sorarsanız, bilimin en temel açıklaması; aynı malzeme ve ortamda elde edilen sonuçların her defasında tekrarlanabilinmesidir. Eğer bir sorun hep aynı uygulama ile çözüme kavuşturuluyorsa, bunun altında bilimsel gerçek yatar. Allahu Teala'da istisnasız her defasında bir CAN karşılığı o CAN’ı bağışlar. Örneğin; Yunus as'ın öyküsünde, gemide olanların canları Yunus as kurban edilerek yani denize atılarak bağışlanır ve o fırtınadan sağ salim kurtulurlar veya Hızır as ve Musa as'ın yolculuğunda bir çocuk ölüdürülürki Allah daha hayırlısını o anne ve babaya bağışlasın (Kehf Süresi- 74,81). Peygamberler tarihine baktığımızda bizler farklı dönemlerde bir kişinin can'ı farklı bir can'ı adak vererek bağışlandığını görüyoruz. Sizlere daha çarpıcı bir örnek verelim, bir kurbanın başka birisine nasıl HAYAT verdiğine yönelik; Musa as döneminde bir cesed bulunur ve iki kabile birbirini suçlar; birisi biz öldürmedik der, diğeri biz öldürmedik der ve olay Musa as taşınır. Musa as tarafları dinler, ilahi bir vahiy alır ve israiloğullarına bir inek kesmelerini emreder. İsrailoğulları ineği kesmemek için bahaneler arar, bu ineği bize tarif et, nasıl özellikleri olması gerek gibi Musa as’dan bilgi isterler. Kesilmesi gereken inek onlara tarif edilir ve inek bulunur, kesilir. Musa as kurbanın bir parçası ile ölü adama vurun der ve bu yapıldığında ölü adam canlanır ve kimin kendisini öldürdüğünü söyler (Bakara Süresinin 67-73). Bu hadise bizlere bir kurbanın birine nasıl CAN kazandırdığını çok net anlatır. Dikkat ederseniz bu yazımızda diğer yazılarımızdan daha fazla Ayetlerden örnekler veriyoruz, bunu olayı anlamanız için yapıyoruz, umarız kurban ibadetin altında yatan hikmeti anlar ve bir sonraki kurban adağınızı daha bilinçli ve şuurlu yerine getirirsiniz.  

   - bir CAN’a karşı bir HAYAT

“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı....” “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır....” (Bakara Süresi, 178-179). Ayet çok net, yoruma açık değil; Allahın emrettiği şekilde suçlu bir CAN'ı alırsanız Allahu Teala karşılık olarak başka bir zaman ve mekanda suçsuz bir CAN'ı size bağışlar ve Ayetin dediği gibi ortaya bir HAYAT çıkar. Bazılarınız 50 yıl boyunca kurban keser ve sadece bir CAN kazanır, bazılarınız ise kurban ibadetin altında yatan hikmeti bilir, ibadeti o samimiyet içinde yapar ve her yıl bütün aile fertlerine birer ekstra CAN kazandırır. Özetleyelim; tarihin farklı çağlarında Allahu Teala bir CAN’ın bağışlanmasına karşın bir CAN talebinde bulunmuş, benden bir can istiyorsanız bana bir can göndermelisiniz demiş, istisnasız. Bir çağda bir şey, farklı bir çağda farklı bir çözüm değil, insan tarihin farklı dönemlerinde insanoğlu bu sorunla karşılaşmış Allahta çözüm olarak hep aynı yolu göstermiş. Eğer siz bir sorunun çözümünde hep aynı yolu kullanıyor ve hep aynı sonuca varıyorsanız, o zaman sorun ile çözüm yolu arasında bilimsel bir bağ yatması gerek. Nedir bu bağ?

   - Sorun ile çözüm arasındaki bağı ruh kurar!

Kurban ibadetin sırrı ruhta yatar. Sorun yeryüzünde, çözümü ise Allah katında. Allah katına çıkabilecek tek güçte ruhtur! Not: Peygamberimizin sav fiziki hali ile Allahın huzuruna çıkması bir mucize, istisnadır! Ruh, Allah katına nasıl çıkabiliyor? Ruh'u bütün canlılardan farklı kılan, ruh'un bizzat Allah'ın bir parçası, Allahtan yaratılmış olmasıdır. Yani evrende canlı olan tek Allahtır, bizler ise sadece Allahın bir emaneti, Allahın bir parçası (ruh) ile ayaktayız. Allah görmenin koklamanın ve yaşamın tadını başkalarında çıkarmasını arzulamış ve canlıları ilk heykel olarak var etmiş, sonrada kendi ruhundan üfleyerek onlara hayat vermiş; “sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir...!” (Secde Süresi; 9). Meleklerin bile çıkamadığı bir yere yani Allah katına, bizler o katta var olan birşeyi (levh-i mahfuz) nasıl değiştirebiliriz; elinizde mucize yok ise, bunu anca o kattan gelen birisi ile yapabilirsiniz, o da; ruh. Siz yeryüzünde bir ruhu serbest bırakırsanız, bu sizin için Allah katına çıkıp orada lehinize iş görebilir. Bunun içinde tabi bir canlının hayatına kıymak zorundasınız. Hangi canlar? Masum insanların hayatların kıymak bizlere haram olduğu için, bizler ancak Allahın bizlere helal kıldığı hayvanları kesebiliriz. Not: Allah düzenini kurar, ilmini indirir sonrası buna müdahele etmez. O ilmin gereğini kim uygularsa o ilimden faydalanır. Cinler levh-i mahfuzta yazılı bir kaderin kurban adağı ile değiştirilebilineceğini bilir ve bunu kendi lehlerine kullanmaya çalışır, işbirlik içinde oldukları insanlara anlatır. Bilhassa şeytan, işbirliği içinde olduğu hükümdar, kahin veya büyücülere bireysel veya toplumsal katliamlar yaptırarak, bunu sihirli kelimeler eşliğinde yaparak Allah katına bol ruh gönderir ve ilahi kaderin önüne geçmeye çalışır. Bu şer odakları bol kan akıtır, bunu sihirli kelimeler eşliğinde yapar ve o serbest bırakılan ruhların Allah katında kendi lehlerine değişimler yapmasını bekler. O yüzden biz Müslümanlar et yerken, o şer odakların sihir ve büyülerinden etkilenmemek için o etin kimin kestiğini çok iyi kontrol etmeliyiz; "üzerinde Allahın adı anılmadığı kesilmiş hayvanları yemeyin, bunu yapmak Allahın yolundan çıkmaktır.." (En'Am Süresi, 121).

   - Soru ve cevap

Bu yazımızı okuduktan sonra kurban ibadetin ne amaçladığını anladığınızı ümit ediyoruz, şimdi size bir soru; kurban kesmek yerine para verseniz bu Allah katında kabul edilirmi? Cevap; tabiiki hayır. Kurban ibadeti, bazı bilgisayar oyunları gibi bu hayat maceranızda size bir kaç CAN hakkı kazanmanızı sağlar, başka bir can’ı kurban etmedende bu hakkı kazanamazsınız! İnsanı öldürmek haram olduğu içinde, Allahu Teala anca insanın hizmetine sunulan hayvanların canı’nı kabul eder, helal sayar. Eğer para bağışı ile CAN hakkı kazanabilinmiş olunsaydı, o zaman Peygamberimizin sav dedesine yüz deve yerine para bağışlaması tavsiye edilir, İbrahim as’a kurbanlık bir koç yerine fakirlere dağıtmak için bir küp altın indirilirdi! Eğer benim canım bana yeter, ne benim ne de sevdiklerimin kaza ve belalardan korunmaya ihtiyacı var diyorsanız; buyurun bol, bol para bağışı yapın, fakirleri doyurun, etten uzak durun.

3- SİHİR ilmi

Kurban ibadetin içinde barındırdığı üçüncü sır ise SİHİR ilmi. Allahu Teala yarattığı herşeyi (en küçük atomlar dahil), bunların geleceği ve yaşayacakları olayları levh-i mahfuz adında kutsal bir kitapta kağıda almış. Bu kitap Allah katındadır ve bunda yapılacak her hangi bir değişim ilahi takdire bağlı, ancak Allah bir açık kapı bırakmış ve o noktadan insanın kendisininde o içeriği yani geleceğini, yaşadığı olayları bizzat kontrol etme ve kendi kaderini tayin etme imkanını vermiş. Yeryüzündeki yaşamınız ile Allah katındaki kaderinizi nasıl değiştirebilirsiniz? Bunun iki yolu var, birisi; yaşantınız, ikincisi; sihir ile! Sihir ile naısl değiştirebiliriz? Evren bir yazılım programı ile hareket eder, aynı bir bilgisayar gibi; bilgisayarlar cansıztır, ama onlara bir yazılım yüklediğiniz an o yazılım doğrultusunda canlanır ve iş görür. Evrenin kendiside cansıztı ama kendisine ilahi bir program yüklendi ve o programlar doğrultusunda canlandı. Bizler bu yazılıma fizik yasaları deriz. Sihir ilmin içerdiği program bu ana işletim sistemine dıştan yüklenebilecek şekilde tasarlanmış. Harut ve Marut isminde iki melek bu ilmi yeryüzüne indirmiş ve bu yazılımın dağıtımını ve tanıtımını yapmış (Bakara Süresi, 102). Kurban ibadetin sihir içeriğini biraz açalım; kurban kesme seremonisinde siz ilahi sözler eşliğinde kan akıtarak hayvanı bi’ nevi büyülersiniz, o hayvanın etinden yiyen insanlarda bu büyüden etkilenir. Örneğin; o insanlar kaza ve belalar yaşayacaksa yaşayacağı gün o büyü onları sihir altına alır ve onlar olay anı bir adım önde veya bir saniye geride bırakılarak o kazadan kıl payı kurtulur. Kurban ibadeti ile yeryüzünde yapılan büyüler arasındaki fark nedir? İkiside sihir, ikiside bir virus programı gibi evrenin işletim sistemine el atar, onun içeriğini değiştirir. Aralarındaki tek fark; sihir cinlere indirilmiş, kurban ise insanlara. Sihir ilmini insan alemine sokanda cinler ve onların insan işbirlikçileri. Sihir, ilahi rızık dağıtımında canlıların sağlığına kadar herşeyi felç edebilen bir güçtür. Özetleyelim; evrenin kendisi bir bilgisayar gibi cansız maddelerden var edilmiş, sonrası Allah buna bir işletim sistemi yüklemiş. Evreni harekete geçiren, belirli bir yörüngede tutanda bu işletim sistemi. Bu işletim sistemi ayrıca bugünki eylemlerinizden yarınki nasibinizi hesaplar. Büyü denilen güç bu ilahi hesaplama sistemine el atar, kime büyü yapıldıysa o büyü bir virüs gibi o kişinin kaderini, o büyü neye proramlandıysa o doğrultuda manipüle eder. Örneğin; o kişi ya hak ettiği rızıkı alamaz ya hak ettiği sağlığı elde edemez ya da hak ettiği hayat düzenine kavuşamaz. Büyü direk ilahi kontrol merkezini hedef aldığı için affı bulunmaz; “.....yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydi.“ (Bakara Süresi, 102).

   - kurban ibadeti hakkında bilinmesi gerekenler

İslam değerlerine hasmani tutum besleyenler tanrılara kurban adamanın bin yıllardır var olduğunu, bunun din ile bir ilgisi olmadığı, bunun daha çok geleneksel bir uygulama olduğunu iddia eder. İslami terminolojiye yabancı olanların böyle bir düşünceye kapılması gayet doğal. Onlar İslam dinin Peygamberimiz sav ile başladığını düşünür, onlar İslam dinin ilk insan hz. Adem ile başladığını nereden bilsin. Yeryüzünde yaşayan ilk insan hz. Adem olduğu için, İslam dini hz. Adem ile başladığı için İslamdan önce kurban kesme diye bir adet olmadı ve olamazda. 2) Cinler, insanların kaderi kurbanlar ile değişebileceğini bilir. Allahın, insanların yararlanması için levh-i mahfuzta açtığı bu arka kapıyı bunlar bilir ve bu açık kapıdan levh-i mahfuzu manipüle edebilmek için işbirliği içinde oldukları insanlara, yeryüzünde katliamlar yaptırır. Bu zalim hükümdarlar ve tarikatlar Allah katına ulaşabilmek, insanlığın kaderini ve geleceğini Allah değilde kendileri tayin etmek ister, Allah değilde kendileri levh-i mahfuzu kontrol etmek ister, bunun içinde yeryüzünde bol kan akıtırlar. Ne amaçlarlar bununla? Levh-i mahfuzta ne yazılıysa insan onu yaşar, yaşayacağınız herşey ilk önce kağıda alınır sonrası siz onu yaşarsınız. Eğer siz levh-i mahfuzta yazılanları kontrol edebilirseniz, insanlığın yaşayacaklarınıda kontrol edersiniz. Kontrol edebilirmiyiz? Allah katına ruhlar çıkar, ancak Allah katına sadece masum ruhlar çıkabilir. Siz eğer masum insanları öldürür (bakire, çocuk ve bebekler) ve bunları sihirli kelimeler eşliğinde yaparsanız o zaman o ruhları Allah katına gönderir ve o ruh üzerinden levh-i mahfuzta bazı değişimlere sebep olabilirsiniz. Sizce israil yanlışlıklamı çocukları hedef alır veya sizce tarikatlarda öylesinemi bakireler kurban edilir? Bunlar çok bilinçli yapılır. Ölüm sonrası sadece temiz ruhlar Allah katına çıkıp Allahla görüşebilir, temiz değilseniz çıkamazsınız. Bunu batıl odaklar bilir ve masum insanları katleder, suçluları değil. Bu kurbanlar ile insanların kaderini kontrol edebiliyorlarmı? Azıcıkta olsa, evet; Allah kısmende olsa onlara levh-i mahfuza el atma iznini veriyor. Bunu ama onların günah yükünü artırmak için yapıyor ve kurdukları tuzakları sonunda hep boşa çıkartıyor. 3) Doğru birşeyi birileri kötüye uygulamaya başladıysa veya uyguluyorsa bu hak ve doğru olan birşeyin batıl olduğu anlamına gelmez. Bir uygulamanın hak veya batıl olup olmadığını görmekmi istiyorsunuz, o zaman ilk önce kim çıkarmış o uygulamayı, ilk önce batıl odaklarmı çıkarmış yoksa hakmı; sonrası o uygulama bin yıllar üzerinde hiç değişmişmi ona bakınız. 4) Birileri bin yıllardır kurban kesmeyi batıl yönde kullandı diye bu ilahi emir batıl olmaz. Örneğin; nükleer bilim dalıda Allahın indirdiği bir ilim, bu ilimi nasıl kullanmak size bırakılmış; birisi bununla atom bombası yapar ve milyonlarca insan öldürür, başka birisi bununla hastalıkları tedavi eder ve milyonlarca insanın hayatını kurtarır. Birileri sihir ilmi ile katliamlar yapar, başkaları ise bununla insanlara yeni hayatlar kazandırır; seçim sizde, yani insanda!

   - Büyü ile kurban ibadet arasındaki fark

Büyü yapanlar, rızıktan sağlığa kadar hedef alınan kişinin yeryüzündeki nasibini kendileri belirlemeye kalkışır. Kurban ibadetinde de siz kan akıtır ve büyü yapma gücünü ortaya çıkarırsınız ama, siz o gücü bir kişiye kilitlemezsiniz, siz o gücü belirli bir şey yapması için programlamazsınız yani büyünün ikinci, üçüncü aşamalarına geçmezsiniz. Siz o gücü olduğu gibi göğe gönderir, o gücün nasıl kullanılacağı iradesini Allaha bırakırsınız. Siz kalkıpta bilinçli bir şekilde insanların kaderleri ile oynamaya kalkışmazsınız. İnsanın kaderini değiştirecek malzemelerin tedarikini yaparsınız ama, aşçılığı, kim neyi ve ne kadarını hak ediyor kararını Allah bırakırsanız; fark bu! Allahu Teala’da malzemeyi siz sağladğınız için hayatını pozitif yönde değişmesine vesile olduğunuz her bir kişiden sevap payınızı, onlar ve onların nesilleri var olduğu müddet alırsınız. Özetleyelim; kurban kesme esnasında kan akıtılır, dualar okunur; bu ritüel ruhu büyüler. Ruh, Allah katına çıkar ve eğer Allah bu adağınızı kabul ederse o zaman Allah o etten yiyen kişilerin kaza ve belalarını o yıl için siler. O yüzden kurban etini sevdikleriniz ile paylaşmaya özen göstermelisiniz. Artı, unutmayınız kurbanınızı ne kadar çok helal kazanç ve samimi bir niyet ile yerine getirirseniz kendinize ve sevdiklerinize bu dünyada bir kaç CAN hakkı kazanma şansını o kadar artırırsınız.  

Sihir bir ilimdir (Bakara Süresi, 102), kurban ibadetide sihir içerdiği için kurban ibadetin bilimsel bir altyapı içerdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.