nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                       

                                                                                                                                                                   

                                               
 



aylar ve rızık arasındaki gizem
ilahi düzende hiçbir şey tesadüf hiçbirşey diğerinden bağımsız değil, en basit örneği doğanın kendisi. Ormanlık bir alanda çok küçük ve önemsiz görünen bir böcek türünü yok ettiğiniz an, dengeyi bozuyor diğer canlı ve bitki türlerin yaşamınıda tehlikeye atıyorsunuz. Herşey birbirine bağlı ve uyum içinde varedilmiş. Size inen rızık ve aylarda böylesine bir uyum ve bağlılık içinde. Hani yeni yıl gecesi o yıl içinde kendimize hedefler koyarız, o yılın bizim için daha hayrlı geçmesini ümit ederiz ya; gerçektende size inen rızıklar sizin yeni yılınıza göre indiriliyor. Bunu açalım;

Rızık nedir?
Rızık ektiğinizi biçmektir. Ne ekiyorsanız hasat olarakta onu alıyorsunuz.

Rızkın ayda karşılığı nedir?
Yeni ay ve dolunay. Rızıkta ne ekiyorsanız onu biçiyorsunuz, yeni ayda da yeryüzü mahsülün ekildiği dolunayda da hasatın biçildiği dönemdir. Astrolojide yeni aylar birşeyin başlangıcını sembolize eder. Eğer yeni bir proje yeni bir yatırıma adım atmak istiyorsanız bunun için en uygun zaman yeni ay. Dolunayda yaptığınız yatırımların hasatını alma vaktidir.

Püf nokta nedir?
Altı ay geçmesi gerek. Neden? Yeni ayın ekim dönemi, dolunayda hasat dönemi olduğunu düşünürsek, ektiğiniz hasatı almak için ektiğiniz dönemdeki yeni ay hangi burç kuşağında gerçekleştiyse hasatı alacağınız dönemde yani dolunayda aynı burç kuşağına denk gelmesi gerek. Denk geliyormu? Geliyor. Her altı ayda bir. Örneğin; bugün oluşan bir yeni ay, altı ay sonra aynı burç kuşağında dolunay olarak karşımıza çıkıyor. Bu neden önemli? Eylemlerimiz burçların konumuna göre kayıt altına alınıyor, geri dönüşümüde o doğrultuda yapılıyor. Örneğin; mesai saati içinde bir rapor hazırlarken nasıl saat, gün ve olay yeri adresini yazıyorsunuz, eylemlerinizde böylesine detaylı bir kayıt sürecinden geçiyor. O eylemin bize geri dönüşümüde eylemin yapıldığı burç kuşağında ve zaman diliminde gerçekleşiyor.
Yani her bir yatırımınızın karşılığı altı ay sonra size veriliyor. Örneğin; buğday ekiliş ve hasatıda altı aylık aralıklar ile yapılır. İlahi ilimdeki derinliği görüyormusunuz. Yoksa siz burçları sadece süs olarak yaratıldığınımı sandınız? "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir" (Lokman Süresi; 27).

Bunun İslamla nasıl bir bağlantısı var?
Bir; İslamın yeni yılı muharrem ayı. Mü'minler teker teker ve kalabalık halde hicret ederken, peygamberimiz sav bekletildi. Ona izin çıkmadı. Ne zamana kadar bekletildi? Muharrem ayın birine kadar. Neden? Muharremin üçünde veya on yedisinde değil, recepte veya şabanda yılın herhangi bir tarihinde değil tam muharremin birinci gecesinde hicret emri geldi. Neden? Bunu hiç merak etmedinizmi? Her hareketi ile Müslümanlara örnek olan peygamberimiz sav bekletildi, çünkü yeni yıl ne zaman başlıyor bu hicret ile
Müslümanlar bunu bilsin istenildi.

İki; ne oldu hicrette? Peygamberimiz sav ve müminler sıkıntılardan kurtulup huzura kavuştu. Sadece peygamberimiz sav'mı? Hayır. Bin yıllar içinde gelen peygamberlerin hepsi kendilerine musallat olan sıkıntılardan muharrem ayında kurtuldu. Neden yılın diğer aylarında değilde muharrem ayında?
Bu sizce bir tesadüfmü? Hayır. Muharrem ayı, hristiyanların yeni yıl dilekleri gibi yeni bir başlangıcı, eski defterlerin kapatılışı ve yeni sayfaların açılışını sembolize ediyor.

Üç; sıkıntılardan kurtulmanız için
ilk önce altı ay öncesinden birşeyler ekmeniz gerekiyor. Muharrem ayın altı ay öncesinede ne denk geliyor? Recep ayı. Üç ayların başlangıcı. Yeni ay ve dolunay arasındaki altı ay zaman farkını, biz recep ve muharrem ayı arasında yine görüyoruz. Recep ayı ile muharrem ayı arasında altı ay fark olması, tam altı ay sonrası hicretin ve tüm peygamberlerin sıkıntılarından kurtulması, bu sürecin yeryüzü hasatı ile örtüşmesi, yeni ayda birşeyin ekilmesi ve dolunayda da o hasatın biçilmesi ve bu ikisi arasında da recep ve muharrem gibi yine altı ay fark olması tesadüf değil değerli dostlar. Rızık ve aylar birbiri ile orantılı akıyor.

Sonuç;
Dönüm noktamız muharrem ayı. Muharrem ayı bir yılın kapanışı, yeni bir sayfanında açılışını sembolize eder. Allahu Teala kaderimizi değiştirmemiz için bizlere her yıl yeni bir fırsat verir. Muharrem ayıda bunun dönüm noktası, eski defterlerin kapatıldığı yeni sayfanın açıldığı ay. Hristiyanlar dört gözle 31 aralığı bekler, biz müslümanlar ise dört gözle zilhicce ayın 30'unu beklememiz gerekiyor. Hristiyanlar ocak 1 ile hayatlarında birşeylerin değişmesini ümit eder, bizler ise muharrem 1 ile ümit etmemiz gerekiyor. Nasılmı? O yıl ektiğinizi siz, bu gerek hayr tohumları gerek şer tohumları olsun, muharrem ayın başlangıcı ile almaya başlıyorsunuz. O tohumları ekmenin en uygun zaman dilimide muharrem ayın 6 ay öncesi (üç aylar). Neden altı ay? Yeni ay ve dolunay arasında nasıl altı aylık bir bağlantı varsa, ektiğiniz ile onun karşılığını almak arasında da altı aylık bir fark var. Bir eyleminizin karşılığını bulmadan önce bu Allah katında bekletiliyor. Levh-i mahfuzda bi' nevi bir olgunluk sürecine sokuluyor. Örneğin; belki tövbe edersiniz. Rızkınız günlük ve yıllık iner. Rızkınızın ince detayları günlük, ölüm, kaza, doğum ve evlilik gibi genel hatları ise yıllık yazılıyor. Kaderinizin ince detaylarını değiştirmek, kaderinizde ufak tefek retuşlar yapmak için günlük ibadetleriniz, genel hatlarını değiştirmek içinde son tarih zilhicce ayın 30. Kaderinizin genel hatlarını değiştirmek sizin elinizde, o yılın son altı ayıda sizin son şansınız. Eğer o son altı ayı kaçırır ve muharrem ayın birinde o yılın rızkı size kesilirse, siz o yıl ne yaparsanız yapın o yılın kaza ve ölümlerine müdahale edemezsiniz. Neden altı ay öncesi? Allahu Teala bizlerin tüm yılı ibadetle geçiremeyeceğini bildiği için, muharremin altı ay öncesine yoğunlaşın demiş. Bu manevi süreç recep ayı ile başlıyor, ramazanla devam ediyor ve kurban, hac ibadeti ile bitiyor. Manevi yolculuğumuz recep ayı ile başlıyor haç ile zirve yapıyor. Bu süre içinde her bir ibadetiniz sizi bir kirden arındırıyor. Ramazan ayı üzerinizdeki istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti kaza ve belalardan, hac ibadeti de günahlarınızdan. Kul hakkından kan borcuna ve günahlarınıza kadar, yılın son altı ayında teferruatlı bir arınma sürecinden geçiriliyorsunuz. Öğretim yılı gibi, bir yıl kapanıyor diğer yılada tertemiz sıfırdan başlama şansı bizlere sunuluyor. Bu büyük bir lütuf çünkü, yıllık arınmadan geçiriliyoruz. İslami ibadetleri yapmayanları bir düşünün, onlar 80 yılın günah birikimi ile Allahın huzuruna çıkacak. Biz ise, her yıl arındığımızı varsayarsak biz Müslümanlar son yılımızın günah yükü ile Allahın huzuruna çıkacağız. Bu çok büyük bir lütuf. Allahu Teala namaz dışında tüm ibadetleri yılın son altı ayına sıkıştırmış. Neden acaba, bunu hiç düşündünüzmü? Müslümansanız düşünmek zorundasınız. Neden, çünkü herşeyin atında bir hikmet var, bizde bu hikmeti araştırmakla mükellefiz. Yılın ilk altı ayında Allahu Teala bir önceki yılın mahsülünü yememize müsade ediyor, bi' nevi gece yarısı gibi manevi istirahata sokuyor. Yılın ikinci yarısında da çalışmamızı (manevi) bir sonraki yılın hasatını ekmemizi bekliyor. Muhteşem değilmi? Gece ve gündüz, dinlenmek ve çalışmak, yeni ay ve dolunay gibi Allahu Teala yıllarıda bizim için ikiye ayırmış. İlk altı ay bir evvelki yıl ektiğinizin tadını çıkarın, dinlenin diyor. Yılın ikinci altı ayında da bol bol hayır işleri yaparak bir sonraki yılın rızkını ekin diyor. Muhteşem. Soruyoruz, başka hangi inançta bu incelikler var?

Ek bilgi
Oruç bizi istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti bize can hakkı kazandırıyor, haç ibadetide günahlardan arınmamızı sağlıyor. Namaz ne için var? Namazda bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyor. O yüzden namaz her gün farz, diğer ibadetler ise yılın belirli döneminde. Namaz bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyorsa, neden bir çok namaz kılan kişi günahlar içinde? Sebebi şu; iki tür vesvese var birisi bedenin içinden gelen diğeri ise dışından gelen. Namaz bizleri bedenlerimizin dışındaki şeytanların vesvesesine karşı koruyor, içimizde olanlara karşı ama değil! Kalenin dışında olana karşı koruyor, kalenin içine sindiyse değil. Neden? Şeytanın bedenin içine sinmesi için bir kul hakkı yenmiş olmalı, namazda kul haklarını örtmüyor. Düşülen hatada burası. Gündüz namaz kılıyorlar, gece namaz kılıyorlar ama o manevi iç huzur bir türlü yakalayamıyor, başları sıkıntılardan bir türlü kurtulmuyor. Neden, çünkü namaz iç huzuru yakalamak için indirilmemiş. İç huzur için indirilen ibadet oruç. Siz bir ibadeti amaç dışı kullanmaya çalıştığınızda da ne olur? Hem işleriniz ters gider hem amaç dışı kullanım aleyhinize kayıt edilir. Değerli dostlar, şeytan bizleri nasıl sünnetle kandırıp farzlardan alıkoyuyorsa veya farzla kandırıp sünnetlerden uzak tutuyorsa, namazlada bizleri maalesef kandırıp bizi bir çok şeyden uzak tutuyor. Namaz maalesef günümüzün tarikatları ve cemaatleri tarafından amaç dışına çıkartıldı, olduğundan çok farklı bir yere saptırıldı. Öyle anlatıyorlarki sanki namaz her derde deva sanki namaz dinin direği, İslamın en önemli parçası. Yok öyle birşey. Siz namaza olduğundan bir gram fazla önem atfederseniz bilinki oruçtan bir gram hak çaldınız, zekatın bir gram hakkını yediniz. O yüzden lütfen bir ibadeti evrensel çözüm noktası olarak görmeyin, merkeze oturtmayın. Her biri eşit değere sahip. Binanın dört kolonu gibi hepsi eşit değere sahip. Eğer namazın önemini anlatacaksanız ne amaç doğrultusunda indirildiyse o doğrultuda anlatın.
İslami ibadetler birer amaç doğrultusunda var edilmiş, o görev ne ise sizde lütfen o doğrultuda anlatın. Bağlamından çıkarıp kendisine ayrı bir önem atfetmeyin. İslamın merkezinde Allah var, her derde deva olan tek şeyde Allah. Namaz içinizdeki huzuru getirmez çünkü içinizdeki huzursuzluğa sebep olan şeytan, şeytanda bir kul hakkı yemeniz sonrası içinize yerleşti, o şeytanı oradan yok etmenin kıssasıda namaz değil oruç. Anladınız. Bakınız, Rabbim bile kendisine bir kıssas koymuş, benim konumuma başka birini oturtursanız (şirk) benden birşey beklemeyin demiş. Allahu Teala bile kıssas kuralına göre hareket ederken, siz nasıl olurda namazı bundan muaf tutar namazı herşeye deva olarak görürsünüz? Herşey kıssasa bağlı. Kul hakkın kıssasıda namaz değil. Kul hakkın kıssası köle azad etmek, fakirleri doyurmak veyahut oruç tutmak. Mağdur edilen kişinin ruhuna gitmesi niyetine. Örneğin; hiç merak etmedinizmi namaz neden vahiyden 12 yıl sonra farz kılındı. Neden peygamberlik iner inmez Müslümanlara farz kılınmadı. Herkes maalesef ezbere bir yol tutmuş ve at bakışla o yolda ilerliyor. Bilmiyorlarki, namaz farz kılınmadan önce müslümanlar bir arınma ve tövbe sürecinden geçirildi, en basiti kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldular ve geçmiş günahlarından arındırıldılar. Bilmiyorlarki namazında bu temiz hali tutmaları için indirildiğini. Günah işlenirse şeytan beden siner. Allahta günah işlememeleri, o bedenleri tekrar şeytanlar ile kirletmemek için namazı indirdi. Namaz, o abdestli haliniz dıştan gelen vesveseye karşı bi nevi bir koruma kalkanı görevi yapıyor. İç ama kirliyse, dışını su ile temizlemişsiniz fayda etmiyor. Anladınız. O dönemin insanı ile bizim aramızdaki fark, biz 99 sülalemizin günah yükünü üzerimizde taşıyor, bedenlerimiz şeytan kaynıyor. Günümüzdeki insanları namaz kötülüklerden alıkoymuyor çünkü bu insanların içi pislik dolu. İçten gelen vesveseyede namaz dur diyemiyor. Günümüzde namaz kılıp günah işleyen kişiler maalesef bir arınma bir tövbe ve hellaleşme sürecinden geçmeden namaza başlamış. Birileri bunlara namaz ile herşeyi kapatabileceklerine inandırtmış. Halbuki kul hakkı ile ilgili ayetler namazdan bahsetmez, fakirleri doyurmak ve oruçtan bahseder. Örneğin; bu insanlar teheccüd namazına kalkar, halbuki Allah onu farz kılmaz kul hakkından arınmayı farz kılar. Şeytan bu insanları gereksiz işler ile meşgul kılarak hem o bedenlerde yaşamayı garantiye alır hem o kişileri o kul hakları ile öbür dünyaya sürükler. Keşke gece vakti kalkıp namaz kılıp zikir çekeceklerine, üzerlerindeki hakların kalkması niyetine gündüz vakti fakir doyursalar oruç tutsalar bu onlar için çok daha hayırlı olurdu. Hem gece namazına kalkıp hem gündüz vakti oruç tutup fakirleri doyırabiliyorlarsa, aynı anda yapabiliyorlarsa, o ayrı. Ne mutlu onlara. Eğer yapamıyorsanız o zaman ilk önce farz olanlara odaklanın.

Not:
teheccüd namazına kalkan kişilere bakıyoruz, bedenleri şeytan kaynıyor. Bir işletme düşünün, girişte hayvanlar giremez yazısı asılı ama içerisi çoktan hayvan barınağına dönüşmüş. Gece ibadeti yapanları biz böylesine bir çelişki, garabet içinde görüyoruz. Peygamberimiz sav'da sahabilerde gece namazına kalkıyordu diyorsanız, arkadaşlar peygamberimiz sav gece ibadetlerine başlamadan henüz sabiyken şeytanlarını öldürdü. Sahabilerde müslümanlığa geçtiği an şeytanlarını öldürdü. Namaz, kalenin şeytanlar tarafından fethedilmesine karşı korur, kale ama çoktan şeytanların işgaline uğradıysa bu durumda çözüm yolu namaz değil başka ibadetler. Kaleniz temizse buyurun kalkın gece ibadetine. Temiz değilse ama o zaman bizim nacizane tavsiyemiz, yeni şeytanların bulaşmasına engel olmak için farz olan beş vakit namaza sadık kalın, içinize bulaşanlara karşıda farklı kürler uygulayın (oruç, fakirleri doyurmak).
Lütfen, teheccüd size farz değil gece namazı size farz değil, içinizdeki şeytanları öldürmek size farz. Bunun yoluda namaz değil. Devam edelim konumuza;

Rızık ve aylar ile ilgili bu zamana kadar inanılan şuydu;
Allahu Tealanın tüm şeyleri berat gecesinde takdir ettiği, kadir gecesinde de bunları sahiplerine teslim ettiği. Bu zamana kadar bizlere anlatılan buydu. Bu söylenenler ama bizim mantığımıza yatmadı çünkü, kurban ve hac ibadetini beklemeden kişiler hakkında hüküm kesilemez. Berat gecesinde eceller ve kazalar takdir edilir diyeceksiniz, sonrada kurban ibadetin kazalardan belalardan koruduğunu iddia edeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem berat gecesinde kazalar belli oluyor, berat kandilinden 3.5 ay sonra kurban kesmeye ne gerek kaldı? Nasıl olsa berat gecesinde kaza ve belalar takdir edildi. Siz herhalde kurban ibadetin öylesine, her hangi bir sebep olmaksızın sadece ibrahim as'ın anısına kesildiğini düşünmüyorsunuzdur. Örneğin; kadir gecesinde o yılın hayır ve bereketin takdir edildiğini söyleyeceksiniz, sonra kalkıp kadir gecesinden üç ay sonra gelen hac ibadetin insanları nasıl temize çıkardığından bahsedeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem hayır ve bereket kadir gecesinde tamamlanıyor, hac ibadetine ne gerek kaldı o zaman? Kısacası, siz recep ayı ile insanları bir arınma sürecine sokacaksınız ama kurban ve hac ibadetin tamamlanmasını beklemeden haklarında hüküm vereceksiniz, bunu bizim mantığımız almadı. İki; eğer iddia edildiği gibi kararlar kişilere kadir gecesinde indirilmiş olsaydı o zaman tüm peygamberler huzura muharrem ayında değil kadir gecesi yani ramazan ayında kavuşurdu. Kadir gecesi ne için var o zaman? Güzel bir soru. Hiçbir fikrimiz yok. Bu konu hakkında kafa yormadık. Kafa yormadığımız konular hakkında da zanla yaklaşmak bize yakışmaz. Değerli okurlarımız biz bir konuyu kaleme aldığımızda bize göre size göreler ile değil, veriler doğrultusunda kaleme alıyoruz. Ay, yörünge, hadis, ayet, tarih vs, bir çok şeyi göz önünde bulunduruyor, konuyla ilgili beynimizdeki tüm soru işaretlerini gideriyor sonra kaleme alıyoruz. Beynimizde birşey netleşmediği müddette konuları websayfamıza eklemiyoruz. Örneğin; size aktarmak istediğimiz o kadar bilgi var, bunlar ama beynimizde netleşmediği için size aktarmıyoruz. Yapboz oyunu gibi, parçacıkların bir çoğu yerine otursada bir nokta eksikse o bilgiyi sizinle paylaşmıyoruz. Yanlış bilgilerin vebalin farkındayız. Berat ve kadir geceleri altında yatan hikmet hakkında da gerçekten hiçbir fikrimiz yok. Biz herşeyi bildiğimizi iddia etmiyoruz. Bilmediğimiz konuları açık açık söylüyoruz. Eğer zamanımız olur ve bu konu hakkında da bir araştırma yapar, bir sonuca ulaşırsak bunuda seve seve sizinle paylaşırız.

Ek bilgi
Kadir gecesi hakkında bir parantez açmadan olmaz, çünkü kadir gecesi diğer mübarek gecelerin aksine Kur'an-ı Kerimde anılan anılmaklada yetinmeyip, kendi ismi ile bir Süre'ye sahip bir gece. Kadir gecesi hakkında bildiklerimiz, ilk vahiyin bu gece gerçekleşmiş olması, bu gecenin bin aydan daha hayırlı olması ve meleklerin bu gece her iş için yeryüzüne inme iznine sahip olmaları. Bu bilgiler bize yeter hocam diyorsanız, kadir gecesi hakkında bu bilgilere sahibiz. Bu bilgiyi ama biz kendimiz için yeterli bulmuyoruz. Bizler perde arkasını merak ediyoruz, örneğin; melekler indiğinde ne yapıyor, neden bin aydan daha hayırlı neden bin rakamı vs. Allahu Teala öylesine rakamlar ortaya atmaz. Bazılarınız çoğunluğu ifade etmek için bin rakamı kullanıldı deyip kendisini tatmin edebilir. Biz değil. Biz biliyoruzki Allahu Teala bir rakam veya bir harf kullandığında altında bir hikmet yatıyor. Bizde bu hikmetin peşindeyiz. Şuana kadarda bu konuların perde arkası hakkında bir fikrimiz yok. Şöyle bir düşünce aklımızdan dolaşmıyor değil; kadir gecesini o gece belirli kararların verildiği gece olarak görme yerine, kadir gecesinde bizler yılın son altı ayın tam ortasındayız, o gece bizler mübarek üç ayları bitirip yılın son üç ayına girmek üzere oluyoruz. Belkide bizler o gece ilk üç aydaki ibadetlerimizin notunu alıyoruz. Bi' nevi üniversitelerdeki arasınav dönemi. Final sınav ve not zilhicca ayın 30'unda veriliyorsa, belkide kadir gecesi arasınav yani vize sonuçların dağıtıldığı gecedir. O ana kadar başarılı olanların ödüllendirildiği bir gecedir. Kadir gecesi ve diğer mübarek geceler hakkında beynimizde dolaşan bu bilgiler bizi tatmin ediyormu, etmiyor. Biz ve okurlarımız bundan ötesi detaylar bizden bekliyor. O yüzden bu konulara şimdilik girmemeyi tercih ediyoruz.

Üzücü olan;
kaderimizin dönüm noktası muharrem ayı, ülkemizde ama kimse muharrem ayın ne zaman olduğunu bilmiyor. Bilenlerde muharrem ayını aşure yemek veya dağıtmaktan ibaret olduğunu sanıyor. Ne kadar üzücü birşey bu. İslam alemin içinde bulunduğu hal gerçekten içler acısı. Bu örnek bizlere toplumu aydınlatması gerekenlerin, "alimler" ve "hocalar" ilahi düzeni anlamaktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Tarikatlar kafa sallamakla meşgul, cemaatler devleti ele geçirmekle meşgul, diyanetçiler memur olmakla meşgul, ilahiyat fakülteleride İslamı özünden koparmakla meşgul.  Böyle bir ortamda cahil kalmanız ve sapıtmanız kaçınılmaz.
Allah sonumuz hayr eylesin.

Değerli dostlar;
Bu zamana kadar hep üç aylardan bahsediliyordu, bu üç ayda yaptığımız hasatın ama muharrem ayında alındığını kimse bize bu zamana kadar anlatmadı. Muharrem ayı ile mübarek üç aylar arasında bir bağ olduğunu kimse bize kurmadı. İki; bizler muharrem ayın yılın başlangıcı olarak biliyorduk ama o yılki rızkında başlangıcı olduğunu bilmiyorduk. O yıl ekilenin yılın sonunda muharrem ayın başlangıcı ile alınmaya başlandığını bilmiyorduk. Biz ektiğimizi hemen alacağımızı düşünüyorduk, böylesine büyük bir hesabın parçasına tabi olduğumuzu bilmiyorduk. Üç; biz muharrem ayında peygamberlerin huzura kavuştuğunu biliyorduk ama bunu istisnai o peygamberlere has bir olay olarak görüyorduk. Bunun altında bir düzen olduğunu bilmiyorduk. Muharrem ayının eski defterlerin kapatıldığı ay yeni bir başlangıca adım atıldğı ay olduğunu bilmiyorduk. Artık biliyorsunuz. Batının yeni yılında değil, İslamın yeni yılında iyi dileklerde bulunun. Rızık çünkü batının yeni yılına göre değil Allahın yeni yılına göre indiriliyor. Allahın yeni yılıda muharrem ayı ile başlıyor. Siz her yıl bir evvelki yılın hasatını yiyorsunuz. Dönüm noktası muharrem ayı. Bu yıl güzel işler yapın, bir sonraki muharrem ayına yani yılına girdiğinizde de bu emeklerinizin karşılığı size insin. Bilhassa altı öncesinden (mübarek üç aylar) ibadetlere yoğunlaşın.

Not:
biz bu yazıları bir hobi olarak yazıyoruz. Kafamıza birşey takıldığında bunu kaleme alıyoruz. Biz bu konuların detaylarını İslam alimi olma yolunda ilerleyen kardeşlerimize bırakıyor onların bu konuların detaylarını araştırmasını bekliyoruz. Bizi bir rehber bir yol gösterici olarak görün. O yolun inceliklerini araştırmak zaman açısından bizi aşar. Örneğin; haram aylar. Haram aylarında bu rızık dağıtımı ile ilgisi var. Bunun detaylarını araştırmayıda siz değerli okurlarımıza bırakıyoruz.







kurban ibadeti

konu çok derin, konuyu ne kadar çok kısa ve yüzeysel tutmaya çalışmış olsakta konuyu anlamanız için çok farklı alanlara girmek zorunda kaldık; lütfen en azından üç defa okuyun........

İlim

Sitemizde dini konuları ele almayı düşünmüyorduk ama okurlarımızın yoğun taleplerinden dolayı ve sitemiz bilinmeyenlerin bilimsel açıklaması ile ilgilendiği için, dini ibadetlerimizin bilimsel altyapısınada sitemizde yer vermeye karar verdik. Eğer bu yazılarımız okurlarımızın ibadetlerini daha şuurlu ve bilinçli yapmasını sağlayacaksa, imanlarını güçlendirecekse bizler bu taleplere hayır diyemezdik. Müslümanlar olarak bizler bin yıllardır belirli ibadetleri yaparız ama niçin yaptığımızı maalesef bilmeyiz. İbadetlerimiz her gün gözümüzün içine baka, baka; lütfen beni aç, ben bir hediye kutusuyum, yaradanından yeryüzündeki hayatını kolaylaştıracak hediyelerle doluyum, der; ama bizler hiç oralı olmayız. Ne büyük gaflet içindeyiz, anlaşılır gibi değil! Bu gafletin ana kaynağıda başımızdaki imamlar; kendi cehaletini gizlemeye çalışan veya sizi daha kullanışlı hale getirmeye çalışan hocalar, sizi daha rahat yönlendirebilmek için İslamın itaat dini olduğu, ilahi emirlere sorgusuz sualsiz itaat edilmesini gerektiğini söyler. Bu imamlar ilk önce kul bilmez Allah bilir, Allah dilerse herşey olur algısı beyinlerinize yerleştirir yani Allah'ın adını öne atarak sorgulama içgüdüsünü elinizden alır, sonrada bu kişiler Allah'ın yerine kendilerini oturtmaya başlar; hocamız bunu dediyse bildiği bir şey vardır, boyutuna geçer yani sorgusuz sualsiz itaat bir imama olmaya başlar. Tabiiki Allahu Teala dilerse herşey olur, ancak Allahu Teala bu şekilde hareket etmez. Allah Teala ilmimizle her şeyi kuşattık der, sistem ve düzenden bahseder. “ ...Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır.” (Ta-Ha Süresi, 98). Nedir bu sistem, bu düzen biz Müslümanlar bunu araştırmakla mükellefiz, eğer araştırmaz ve İslamı kendi haline bırakırsak o zaman din yobazlaşır, ibadetler anlamsızlaşır, gençliğimizi uzak doğu felsefelerine ve batı kültürüne kaybeder, Müslümanlar artniyetli hocaların elinde tutsak olarak kalmaya devam eder.

Allah boş şeyler yaptırmaz

Müslümanlar kurban kesmeyi İbrahim as’ın anısına yapıldığını düşünür, sembolik ve içi boş bir ibadet olduğuna inanır. Bu yıl acaba kurbanımı nereye versem, hatta gariban bir hayvancık ölmesin, bunun bedeli neyse ben parasını bir yere vereyim denilip geçilir. Kurban ibadetin ne olduğu, neyi amaçladığı, ne için indirildiğini ve hayatımıza nasıl bir katkıda bulunduğunu hiç ama hiç bilmeyiz. Şimdi kendinize şu soruları sorun, bir; Allah boş şeyler ile uğraşır, insanları uğraştırırmı? Tabiiki hayır; “ve onlar ki boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Boş yere söylenilen sözden ve işlerden sakınırlar“ (Mü'minun Süresi, 3). İki; nefis, şeytan, iş, eş ve akraba, dostlar; Allah bizleri imtihan etmek için bunlardan daha fazla yük omuzlarımıza bindirirmi; tabiiki bindirmez. İnsanoğlu yeterince sınanmakta, nefiş şeytan, iş ve eş bunların her biri zaten hayatınızı yeterince sınar. Özetleyelim; Allahın indirdiği ibadetler ne sizleri sınamak ne de sizleri boş şeyler ile oyalamak için yeryüzüne indirildi, ibadetleriniz hayatınızı kolaylaştırmak, sıkıntılarınızı gidermek için var edildi. Bu ibadetler hayatımızı nasıl kolaylaştırır, nasıl bizleri sıkıntılarımızdan kurtarır, bunun araştırmasıda bizlere bırakılmış. Örneğin; kurban ibadeti! Kurban ibadetin bir görünen yüzü var; fakirlerin et yüzü görmesi, akrabaları bir araya getirmesi, farzlara sadık olunduğunu göstermesi gibi birde görünmeyen yüzü. Kurban ibadetin gizemi görünmeyen boyutta yatar; bu yazımız ile dünyada bir ilk olarak bizler sizlere kurban ibadetin asıl amacını, ne için yeryüzüne indirildiğini açıklıyoruz, umarız yazımızdan ilham alır ve bir sonraki kurban ibadetlerinizi daha şuurlu yerine getirirsiniz; sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

K
urban ibadeti üç temel unsür içerir, bunlardan birisi birinen verilen SÖZ diğeri CAN üçüncüsü ise SİHİR.

1- Kurban ibadeti ve birisine verilen SÖZ

Kurban ibadetin bizlere aktardığı temel mesajlardan biri; verdiğiniz sözü yerine getirmektir! Hz. İbrahim as ahdini yerine getirmek üzereyken gökten oğluna karşılık bir kurbanlık indirilir. Allahu Teala; ey İbrahim ahdini yerine getirdin, oğlunu sana bağışladık diyebilirdi ama demez illa kan akıtılmasını, bir kurban kesilmesini ister. Neden; çünkü Hz. İbrahim Allah'a bir kurban sözü verir, Allah’ta verilen bu sözün yerine getirilmesini bekler! Ahit Allaha bir canı kurban etmekti, Allahu Tealada bir canın kurban edilmesini ister. Bu kurban İsmail as olmayacaksa ona bedel bir kurban olmalı denilir ve bir koç indirilir. Bir koç bir İsmail as'a bedel olabilirmi? Bu koç Adem as’ın oğlu Habil’in Allaha sunduğu kurban olursa, bin yıllarca melekler katında otlanırsa bedel olur! Kurban ibadetinden çıkaracağımız ilk ders; kime söz verdiyseniz o sözü mutlaka yerine getirin ve tutamayacağınız sözleri asla vermeyin! Örneğin; hz. Eyüp hastalık süreci içinde bir olay yaşar ve bundan dolayı hanımına yüz sopa vuracağını söyler. Hastalık sürecinde çok vefalı davranan hanımına verilen bu sözü Allahu Teala bağışlayabilirdi ama bağışlamaz, Allahu Teala bir hafifletme getirir, sopa yerine yüz başak sapından bir demet çözümünü sunar ama sonuçta hanımı sopa ile vurulmaktan kurtulamaz (Sad Süresi, 44). Allah'ın Peygamberleri bile verdiklere sözden kaçamamışlar, verdikleri sözleri yerine getirmeleri beklenmiş. Bu, Allahu Teala için o kadar çok önemliki bunu farklı Ayetlerde anma ihtiyacı duyar; ... verilen sözü de yerine getirin. Şüphesiz verilen söz, sorulacaktır” (İsra Süresi, 34). “....Allah'a verilen söz, mutlaka sorulur” (Ahzab Süresi, 15). “Bir de anlaşma yaptığınızda, Allah'a verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah'ı kendinize kefil kılmışken, sağlamlaştırdığınız yeminleri bozmayın. Şüphe yok ki Allah, ne yaparsanız bilir” (Nahl Süresi, 91).

   - Allahu Teala birine verilen SÖZ üzerinde neden bu kadar hassas durur?

Söz ağızdan çıkan kelimelerden ibaret değil, söz ağızdan çıktığından Allahu Teala bunu levh-i mahfuza yani kader kitabına işler, bunu yazılı bir anlaşma haline getirir. Söz hangi güne verildiyse o gün o kişinin rızkına o söz eklenir. Örneğin: birine 2 kuruş borcunuz var ve siz o kişiye şu gün borcumu ödeyeceğim diyorsunuz. Siz bu sözü verdiğiniz an, Allahu Teala o kişiye o gün kendi katından 5 kuruşluk rızık indirecekse yani onun o günki hakkı 5 kuruş ise, Allahu Teala sizin verdiğiniz söze güvenerek o kişiye o gün 3 kuruş katından indiriyor, geri kalan iki kuruşuda borcunuzla kapatmanızı bekliyor. Eğer sözünüzü o gün yerine getirmezseniz o kişinin rızkı o gün kısa düşüyor. Kısacası siz tutmadığınız her söz ile Allahın rızık dağıtımını aksatıyorsunuz. Kişide hak ettiği rızkı alamayınca kime isyan ediyor kimin düzenini kimin adaletini sorguluyor? Tabiki Allahın. O yüzden lütfen tutamayacağınız sözü vermeyin ve ileri bir tarihe söz verirken her zaman “Allah izin verirse” kelimelerini cümlenize ekleyin. Bu şekilde son sözü, takdiri Allaha bırakmış olur vebale girmekten kurutulursunuz; “hiçbir şey için, Allah'ın dilemesi dışında: "ben yarın onu yapacağım deme" “ancak Allah dilerse (yapacağım de). Ve unuttuğun vakit Allah'ı an ve "umarım Rabbim beni, doğruya daha yakın olana eriştirir, de” (Kehf Süresi, 23-24). Kurban ibadetinden çıkarmamız gereken ilk ders; tutamayacağınız sözleri vermeyin, bu Allah katında çok çirkin bir hareket olarak görülür, yer ve gökte düzeni bozan bir davranıştır. Günümüzün çağında sizce Müslümanlar verdikleri sözlere ne kadar sadık? İşte bu Müslümanlar kurban ibadetini yerini getirir ama o kurban ibadetin ne için indirildiğini bilmez!

2- Kurban ibadeti ve bir CAN hakkını kazanmak

Kurban ibadetinden çıkaracağımız ikinci mesaj ise; kurban demek hayat demektir. Bazı bilgisayar oyunlarında olduğu gibi kurban ibadeti size yedek CAN verir. Kaderinizde belirli bir gün bir kaza veya bela yaşamanız, hayatınızı yitirmeniz öngörüldüyse siz kurban ibadeti sayesinde bir can hakkınızı kullanır, o belayı bir yara izi almadan atlatabilirsiniz. Bunu açalım; Allahu Teala herhangi bir kan akıtılmadan hz. İbrahim'in verdiği sözü yerine getirilmiş sayabilirdi ama bunu yapmaz, kan akıtılmasını ister. Neden? Allahu Teala bir sorun ile onun çözümü arasında ilmi bir bağlantı yaratır ve çözümün her defasında, istisnasız o kurallar doğrultusunda gerçekleşmesini ister. Sorun; Allah'a bir söz verilir, bu söz bir can bağışıdır ve levh-i mahfuzda kağıda alınır, yani bir söz ağızdan çıktığı an o kişinin kaderine işlenir. Allahta kadere işlenenlerin mutlaka yaşanılacağını söyler; “..Allah'ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir” (Ahzab Süresi, 38). Ortada bir sorun var, nedir bu sorun; belirli bir tarihte ölüm veya kaza yaşamanız takdir edildi. Çözümü var mı? Var; ölüm veya kaza vakti geldiğinde bunu geri dönüşümü olmaz, ama gelmeden levh-i mahfuzda yazılı olanı lehinize çevirebilirsiniz; “….her şeyin vakti ve süresi yazılıdır.” “Allah dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır; Ana Kitap O'nun katındadır” (Rad Süresi, 38-39). Demek yazılı bir şeyin silinişi mümkün. Nasıl silebiliriz? Orada yazılı olana eş değer bir şey ile; yardıma yardım, bağışa bağış, kan’a kan. Bir insana ne yaparsanız, Allahtan ne isterseniz Allaha ona eş değer birşey sunmalısınız; "..hür'e hür, kadına kadın, köleye köle (Bakara Süresi; 178). Eğer siz canınızı kurtarmak istiyorsanız, Allaha başka bir can sunmalısınız! İnsanı öldürmek haram olduğu için, Allahın kabul ettiği tek can size helal olan hayvanların canları; "hayvanlarıda o yarattı, onlarda sizi ısıtacak şeyler ve bir çok faydaları vardır. Onların etlerinide yersiniz." (Nahl Süresi; 5). Hayvanlar sadece sizlerin yükünü taşımak, et/süt ve derilerinden faydalanmak için var edilmemiş, onlar ayrıca sizlere CAN hakkı kazandırır. Nasılmı;

vejeteryanlar, hayvanların kendilerine CAN hakkı kazandırdığını bilmiş olsalar, herkesten önce onlar hayvanları boğazlar ve etini yerdi çünkü onlar hayata ve yaşama diğer insanlardan daha düşkün!

Bizler kendi ellerimizle kendimizi nice farklı sıkıntılara sokarız, bu sıkıntıların arasında ama en önemlisi canımıza gelebilecek hasar. Kurban ibadeti işte tam burada devreye girer, kurban ibadeti canınıza dokunabilecek belaları başınızdan uzaklaştırır. Eğer hayatınızın belirli bir döneminde bir kaza geçirmeniz takdir edildiyse, bir kurban keserek siz bunun önüne geçebilirsiniz. Kim bunu istemez, kim bilgisayar oyunları gibi yedek CAN veya KALKAN İSTEMEZ? Bu mümkünmü, levh-i mahfuzda yazılı kaderiniz ile yeryüzünde akıtılan bir kan arasında bilimsel bir bağlantı varmı? Var ve olması gerekiyor, çünkü tarihte ne zaman bir can bağışlanması gerekiyorsa veya bir ölü ayağa kaldırılması gerekiyorsa Allah başka bir can'ın kurban edilmesini emrettiğini görüyoruz. Örneğin; hz. Peygamberimizin sav dedeside hz. Peygamberimizin sav babasını kurban edeceğine dair Allaha söz verir ve onada bu sözleşmeden kurtulabilmesi için kurban kesmesi söylenir. İnsan farklı tarihlerde aynı sorun ile karşı karşıya kalır, Allahın sunduğu çözüm yoluda hep aynı olur, bu bizlere sorun ile çözüm arasında bilimsel bir bağ olması gerektiğini gösterir. Bilim nedir diye sorarsanız, bilimin en temel açıklaması; aynı malzeme ve ortamda elde edilen sonuçların her defasında tekrarlanabilinmesidir. Eğer bir sorun hep aynı uygulama ile çözüme kavuşturuluyorsa, bunun altında bilimsel gerçek yatar. Allahu Teala'da istisnasız her defasında bir CAN karşılığı o CAN’ı bağışlar. Örneğin; Yunus as'ın öyküsünde, gemide olanların canları Yunus as kurban edilerek yani denize atılarak bağışlanır ve o fırtınadan sağ salim kurtulurlar veya Hızır as ve Musa as'ın yolculuğunda bir çocuk ölüdürülürki Allah daha hayırlısını o anne ve babaya bağışlasın (Kehf Süresi- 74,81). Peygamberler tarihine baktığımızda bizler farklı dönemlerde bir kişinin can'ı farklı bir can'ı adak vererek bağışlandığını görüyoruz. Sizlere daha çarpıcı bir örnek verelim, bir kurbanın başka birisine nasıl HAYAT verdiğine yönelik; Musa as döneminde bir cesed bulunur ve iki kabile birbirini suçlar; birisi biz öldürmedik der, diğeri biz öldürmedik der ve olay Musa as taşınır. Musa as tarafları dinler, ilahi bir vahiy alır ve israiloğullarına bir inek kesmelerini emreder. İsrailoğulları ineği kesmemek için bahaneler arar, bu ineği bize tarif et, nasıl özellikleri olması gerek gibi Musa as’dan bilgi isterler. Kesilmesi gereken inek onlara tarif edilir ve inek bulunur, kesilir. Musa as kurbanın bir parçası ile ölü adama vurun der ve bu yapıldığında ölü adam canlanır ve kimin kendisini öldürdüğünü söyler (Bakara Süresinin 67-73). Bu hadise bizlere bir kurbanın birine nasıl CAN kazandırdığını çok net anlatır. Dikkat ederseniz bu yazımızda diğer yazılarımızdan daha fazla Ayetlerden örnekler veriyoruz, bunu olayı anlamanız için yapıyoruz, umarız kurban ibadetin altında yatan hikmeti anlar ve bir sonraki kurban adağınızı daha bilinçli ve şuurlu yerine getirirsiniz.  

   - bir CAN’a karşı bir HAYAT

“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı....” “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır....” (Bakara Süresi, 178-179). Ayet çok net, yoruma açık değil; Allahın emrettiği şekilde suçlu bir CAN'ı alırsanız Allahu Teala karşılık olarak başka bir zaman ve mekanda suçsuz bir CAN'ı size bağışlar ve Ayetin dediği gibi ortaya bir HAYAT çıkar. Bazılarınız 50 yıl boyunca kurban keser ve sadece bir CAN kazanır, bazılarınız ise kurban ibadetin altında yatan hikmeti bilir, ibadeti o samimiyet içinde yapar ve her yıl bütün aile fertlerine birer ekstra CAN kazandırır. Özetleyelim; tarihin farklı çağlarında Allahu Teala bir CAN’ın bağışlanmasına karşın bir CAN talebinde bulunmuş, benden bir can istiyorsanız bana bir can göndermelisiniz demiş, istisnasız. Bir çağda bir şey, farklı bir çağda farklı bir çözüm değil, insan tarihin farklı dönemlerinde insanoğlu bu sorunla karşılaşmış Allahta çözüm olarak hep aynı yolu göstermiş. Eğer siz bir sorunun çözümünde hep aynı yolu kullanıyor ve hep aynı sonuca varıyorsanız, o zaman sorun ile çözüm yolu arasında bilimsel bir bağ yatması gerek. Nedir bu bağ?

   - Sorun ile çözüm arasındaki bağı ruh kurar!

Kurban ibadetin sırrı ruhta yatar. Sorun yeryüzünde, çözümü ise Allah katında. Allah katına çıkabilecek tek güçte ruhtur! Not: Peygamberimizin sav fiziki hali ile Allahın huzuruna çıkması bir mucize, istisnadır! Ruh, Allah katına nasıl çıkabiliyor? Ruh'u bütün canlılardan farklı kılan, ruh'un bizzat Allah'ın bir parçası, Allahtan yaratılmış olmasıdır. Yani evrende canlı olan tek Allahtır, bizler ise sadece Allahın bir emaneti, Allahın bir parçası (ruh) ile ayaktayız. Allah görmenin koklamanın ve yaşamın tadını başkalarında çıkarmasını arzulamış ve canlıları ilk heykel olarak var etmiş, sonrada kendi ruhundan üfleyerek onlara hayat vermiş; “sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir...!” (Secde Süresi; 9). Meleklerin bile çıkamadığı bir yere yani Allah katına, bizler o katta var olan birşeyi (levh-i mahfuz) nasıl değiştirebiliriz; elinizde mucize yok ise, bunu anca o kattan gelen birisi ile yapabilirsiniz, o da; ruh. Siz yeryüzünde bir ruhu serbest bırakırsanız, bu sizin için Allah katına çıkıp orada lehinize iş görebilir. Bunun içinde tabi bir canlının hayatına kıymak zorundasınız. Hangi canlar? Masum insanların hayatların kıymak bizlere haram olduğu için, bizler ancak Allahın bizlere helal kıldığı hayvanları kesebiliriz. Not: Allah düzenini kurar, ilmini indirir sonrası buna müdahele etmez. O ilmin gereğini kim uygularsa o ilimden faydalanır. Cinler levh-i mahfuzta yazılı bir kaderin kurban adağı ile değiştirilebilineceğini bilir ve bunu kendi lehlerine kullanmaya çalışır, işbirlik içinde oldukları insanlara anlatır. Bilhassa şeytan, işbirliği içinde olduğu hükümdar, kahin veya büyücülere bireysel veya toplumsal katliamlar yaptırarak, bunu sihirli kelimeler eşliğinde yaparak Allah katına bol ruh gönderir ve ilahi kaderin önüne geçmeye çalışır. Bu şer odakları bol kan akıtır, bunu sihirli kelimeler eşliğinde yapar ve o serbest bırakılan ruhların Allah katında kendi lehlerine değişimler yapmasını bekler. O yüzden biz Müslümanlar et yerken, o şer odakların sihir ve büyülerinden etkilenmemek için o etin kimin kestiğini çok iyi kontrol etmeliyiz; "üzerinde Allahın adı anılmadığı kesilmiş hayvanları yemeyin, bunu yapmak Allahın yolundan çıkmaktır.." (En'Am Süresi, 121).

   - Soru ve cevap

Bu yazımızı okuduktan sonra kurban ibadetin ne amaçladığını anladığınızı ümit ediyoruz, şimdi size bir soru; kurban kesmek yerine para verseniz bu Allah katında kabul edilirmi? Cevap; tabiiki hayır. Kurban ibadeti, bazı bilgisayar oyunları gibi bu hayat maceranızda size bir kaç CAN hakkı kazanmanızı sağlar, başka bir can’ı kurban etmedende bu hakkı kazanamazsınız! İnsanı öldürmek haram olduğu içinde, Allahu Teala anca insanın hizmetine sunulan hayvanların canı’nı kabul eder, helal sayar. Eğer para bağışı ile CAN hakkı kazanabilinmiş olunsaydı, o zaman Peygamberimizin sav dedesine yüz deve yerine para bağışlaması tavsiye edilir, İbrahim as’a kurbanlık bir koç yerine fakirlere dağıtmak için bir küp altın indirilirdi! Eğer benim canım bana yeter, ne benim ne de sevdiklerimin kaza ve belalardan korunmaya ihtiyacı var diyorsanız; buyurun bol, bol para bağışı yapın, fakirleri doyurun, etten uzak durun.

3- SİHİR ilmi

Kurban ibadetin içinde barındırdığı üçüncü sır ise SİHİR ilmi. Allahu Teala yarattığı herşeyi (en küçük atomlar dahil), bunların geleceği ve yaşayacakları olayları levh-i mahfuz adında kutsal bir kitapta kağıda almış. Bu kitap Allah katındadır ve bunda yapılacak her hangi bir değişim ilahi takdire bağlı, ancak Allah bir açık kapı bırakmış ve o noktadan insanın kendisininde o içeriği yani geleceğini, yaşadığı olayları bizzat kontrol etme ve kendi kaderini tayin etme imkanını vermiş. Yeryüzündeki yaşamınız ile Allah katındaki kaderinizi nasıl değiştirebilirsiniz? Bunun iki yolu var, birisi; yaşantınız, ikincisi; sihir ile! Sihir ile naısl değiştirebiliriz? Evren bir yazılım programı ile hareket eder, aynı bir bilgisayar gibi; bilgisayarlar cansıztır, ama onlara bir yazılım yüklediğiniz an o yazılım doğrultusunda canlanır ve iş görür. Evrenin kendiside cansıztı ama kendisine ilahi bir program yüklendi ve o programlar doğrultusunda canlandı. Bizler bu yazılıma fizik yasaları deriz. Sihir ilmin içerdiği program bu ana işletim sistemine dıştan yüklenebilecek şekilde tasarlanmış. Harut ve Marut isminde iki melek bu ilmi yeryüzüne indirmiş ve bu yazılımın dağıtımını ve tanıtımını yapmış (Bakara Süresi, 102). Kurban ibadetin sihir içeriğini biraz açalım; kurban kesme seremonisinde siz ilahi sözler eşliğinde kan akıtarak hayvanı bi’ nevi büyülersiniz, o hayvanın etinden yiyen insanlarda bu büyüden etkilenir. Örneğin; o insanlar kaza ve belalar yaşayacaksa yaşayacağı gün o büyü onları sihir altına alır ve onlar olay anı bir adım önde veya bir saniye geride bırakılarak o kazadan kıl payı kurtulur. Kurban ibadeti ile yeryüzünde yapılan büyüler arasındaki fark nedir? İkiside sihir, ikiside bir virus programı gibi evrenin işletim sistemine el atar, onun içeriğini değiştirir. Aralarındaki tek fark; sihir cinlere indirilmiş, kurban ise insanlara. Sihir ilmini insan alemine sokanda cinler ve onların insan işbirlikçileri. Sihir, ilahi rızık dağıtımında canlıların sağlığına kadar herşeyi felç edebilen bir güçtür. Özetleyelim; evrenin kendisi bir bilgisayar gibi cansız maddelerden var edilmiş, sonrası Allah buna bir işletim sistemi yüklemiş. Evreni harekete geçiren, belirli bir yörüngede tutanda bu işletim sistemi. Bu işletim sistemi ayrıca bugünki eylemlerinizden yarınki nasibinizi hesaplar. Büyü denilen güç bu ilahi hesaplama sistemine el atar, kime büyü yapıldıysa o büyü bir virüs gibi o kişinin kaderini, o büyü neye proramlandıysa o doğrultuda manipüle eder. Örneğin; o kişi ya hak ettiği rızıkı alamaz ya hak ettiği sağlığı elde edemez ya da hak ettiği hayat düzenine kavuşamaz. Büyü direk ilahi kontrol merkezini hedef aldığı için affı bulunmaz; “.....yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydi.“ (Bakara Süresi, 102).

   - kurban ibadeti hakkında bilinmesi gerekenler

İslam değerlerine hasmani tutum besleyenler tanrılara kurban adamanın bin yıllardır var olduğunu, bunun din ile bir ilgisi olmadığı, bunun daha çok geleneksel bir uygulama olduğunu iddia eder. İslami terminolojiye yabancı olanların böyle bir düşünceye kapılması gayet doğal. Onlar İslam dinin Peygamberimiz sav ile başladığını düşünür, onlar İslam dinin ilk insan hz. Adem ile başladığını nereden bilsin. Yeryüzünde yaşayan ilk insan hz. Adem olduğu için, İslam dini hz. Adem ile başladığı için İslamdan önce kurban kesme diye bir adet olmadı ve olamazda. 2) Cinler, insanların kaderi kurbanlar ile değişebileceğini bilir. Allahın, insanların yararlanması için levh-i mahfuzta açtığı bu arka kapıyı bunlar bilir ve bu açık kapıdan levh-i mahfuzu manipüle edebilmek için işbirliği içinde oldukları insanlara, yeryüzünde katliamlar yaptırır. Bu zalim hükümdarlar ve tarikatlar Allah katına ulaşabilmek, insanlığın kaderini ve geleceğini Allah değilde kendileri tayin etmek ister, Allah değilde kendileri levh-i mahfuzu kontrol etmek ister, bunun içinde yeryüzünde bol kan akıtırlar. Ne amaçlarlar bununla? Levh-i mahfuzta ne yazılıysa insan onu yaşar, yaşayacağınız herşey ilk önce kağıda alınır sonrası siz onu yaşarsınız. Eğer siz levh-i mahfuzta yazılanları kontrol edebilirseniz, insanlığın yaşayacaklarınıda kontrol edersiniz. Kontrol edebilirmiyiz? Allah katına ruhlar çıkar, ancak Allah katına sadece masum ruhlar çıkabilir. Siz eğer masum insanları öldürür (bakire, çocuk ve bebekler) ve bunları sihirli kelimeler eşliğinde yaparsanız o zaman o ruhları Allah katına gönderir ve o ruh üzerinden levh-i mahfuzta bazı değişimlere sebep olabilirsiniz. Sizce israil yanlışlıklamı çocukları hedef alır veya sizce tarikatlarda öylesinemi bakireler kurban edilir? Bunlar çok bilinçli yapılır. Ölüm sonrası sadece temiz ruhlar Allah katına çıkıp Allahla görüşebilir, temiz değilseniz çıkamazsınız. Bunu batıl odaklar bilir ve masum insanları katleder, suçluları değil. Bu kurbanlar ile insanların kaderini kontrol edebiliyorlarmı? Azıcıkta olsa, evet; Allah kısmende olsa onlara levh-i mahfuza el atma iznini veriyor. Bunu ama onların günah yükünü artırmak için yapıyor ve kurdukları tuzakları sonunda hep boşa çıkartıyor. 3) Doğru birşeyi birileri kötüye uygulamaya başladıysa veya uyguluyorsa bu hak ve doğru olan birşeyin batıl olduğu anlamına gelmez. Bir uygulamanın hak veya batıl olup olmadığını görmekmi istiyorsunuz, o zaman ilk önce kim çıkarmış o uygulamayı, ilk önce batıl odaklarmı çıkarmış yoksa hakmı; sonrası o uygulama bin yıllar üzerinde hiç değişmişmi ona bakınız. 4) Birileri bin yıllardır kurban kesmeyi batıl yönde kullandı diye bu ilahi emir batıl olmaz. Örneğin; nükleer bilim dalıda Allahın indirdiği bir ilim, bu ilimi nasıl kullanmak size bırakılmış; birisi bununla atom bombası yapar ve milyonlarca insan öldürür, başka birisi bununla hastalıkları tedavi eder ve milyonlarca insanın hayatını kurtarır. Birileri sihir ilmi ile katliamlar yapar, başkaları ise bununla insanlara yeni hayatlar kazandırır; seçim sizde, yani insanda!

   - Büyü ile kurban ibadet arasındaki fark

Büyü yapanlar, rızıktan sağlığa kadar hedef alınan kişinin yeryüzündeki nasibini kendileri belirlemeye kalkışır. Kurban ibadetinde de siz kan akıtır ve büyü yapma gücünü ortaya çıkarırsınız ama, siz o gücü bir kişiye kilitlemezsiniz, siz o gücü belirli bir şey yapması için programlamazsınız yani büyünün ikinci, üçüncü aşamalarına geçmezsiniz. Siz o gücü olduğu gibi göğe gönderir, o gücün nasıl kullanılacağı iradesini Allaha bırakırsınız. Siz kalkıpta bilinçli bir şekilde insanların kaderleri ile oynamaya kalkışmazsınız. İnsanın kaderini değiştirecek malzemelerin tedarikini yaparsınız ama, aşçılığı, kim neyi ve ne kadarını hak ediyor kararını Allah bırakırsanız; fark bu! Allahu Teala’da malzemeyi siz sağladğınız için hayatını pozitif yönde değişmesine vesile olduğunuz her bir kişiden sevap payınızı, onlar ve onların nesilleri var olduğu müddet alırsınız. Özetleyelim; kurban kesme esnasında kan akıtılır, dualar okunur; bu ritüel ruhu büyüler. Ruh, Allah katına çıkar ve eğer Allah bu adağınızı kabul ederse o zaman Allah o etten yiyen kişilerin kaza ve belalarını o yıl için siler. O yüzden kurban etini sevdikleriniz ile paylaşmaya özen göstermelisiniz. Artı, unutmayınız kurbanınızı ne kadar çok helal kazanç ve samimi bir niyet ile yerine getirirseniz kendinize ve sevdiklerinize bu dünyada bir kaç CAN hakkı kazanma şansını o kadar artırırsınız.  

Sihir bir ilimdir (Bakara Süresi, 102), kurban ibadetide sihir içerdiği için kurban ibadetin bilimsel bir altyapı içerdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.