nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

biyoenerji ile kanseri


Bir kaç yıldır bioenerjinin bilimsel altyapısı üzerine çalışıyoruz,‭ ‬ancak bioenerji üzerinde elde ettiğimiz pratik tecrübeler ve bilgiler fizik tedavi rahatsızlıkları ile kısıtlıydı.‭ ‬Bu şekilde bioenerjinin sınırlarını ve gerçek gücünü tespit edemezdik.‭ ‬Uzmanlık alanımızın dışında bulunan bir hastalığın üzerinde bir çalışma yapmaya karar verdik ve bu kararı verirken Türkiye de yaşanılan en büyük sağlık sorunlarını göz önüne aldık ve bunların bioenerji ile‭ ‬tedavisi mümkün olup olmadığına baktık.‭ ‬Bu incelemelerimizin sonunda araştırma konusu olarak kanser hastalığını seçtik. Neden kanser hastalığı?

Kanser hastalığını seçmemizin sebebi- pozitif moral faktörü

Kanseri yenen insanların öykülerini okuduğunuz zaman, onların hepsinin ama istisnasız bir ortak noktası olduğunu görürsünüz,‭ ‬bu ortak nokta aldıkları kemo tedavisi,‭ ‬ışın tedavisi veya bitkisel ilaçlar değil onları birleştiren tek nokta hayata pozitif bakış açıları.‭ ‬Bizde bioenerji üzerinde yaptığımız araştırmalarımızda bioenerji olarak adlandırılan elektromanyetik akımların pozitif düşünceden kaynaklandığını tespit etmiştik. Biz bu çalışmalarımızda kanser hastalığını seçtik çünkü kanseri yenen insanlar pozitif moral ile kendi kendilerine biyoenerji uyguladıklarını ve kendi içlerinde meydana getirdikleri bu enerji ile kanseri yendiklerini gördük. Eğer onlar kendi bedenlerinde böylesine bir enerji ortaya çıkarabiliyorlarsa, bizde bunu yapabilmeliydik. Bizde kendi içimizde ortaya çıkardığımız bu enerjiyi başka birine aktarıp bu enerji ile başka birinin kanserini yenebilmeliydik. Araştırmalarımızın altında yatan mantık çok basit; kanseri yenen hastalar bunu pozitifi moral ile yapıyor, bu pozitif moral onların bedeninde farklı bir enerjinin ortaya çıkmasına sebep oluyor, eğer bu enerjiyi bizde kendi bedenimizde ortaya çıkarabilir sonrası bir kansere hastasına aktarabilirsek bizde kanseri bununla yenebilmeliyiz. Neden biz bunu yapıyoruz veya yapmak zorundayız? Kanser ile mücadele eden insanlar her zaman pozitif kalmayı başaramıyor, bazıları o haberi alır almaz bunalıma giriyor bazıları kanserin tekrar, farklı bir bölgede nüksettiğini duyunca pes ediyor bazılarıda beden direncini kemotedavide yitiriyor. Olayları kendi bakış açınızdan değerlendirmeyin, herkes sizin gibi güçlü bir iradeye, beden direncine sahip değil. Bazı insanlar güçlü ve bu süreç içinde güçlü kalmayı başarıyor, çoğu insan ama maalesef değil ve bu insanlar bu süreç içinde pes ediyor, bu savaşın üstesinden gelemiyor. İşte burada biyoenerji uzmanları devreye girmesi gerek, biyoenerji uzmanları o hastaların ihtiyaç duyduğu enerjiyi onlara dıştan aktarması gerek. Duygusal veya fiziki çöküntüden dolayı bu hastaların kendi bedenlerinde üretemediği, şifa için olmazsa olmaz olan o enerjiyi onlara dıştan başka birisi aktarması gerek. Onlar o pizitif morali üretemiyorsa başkası kendi bedeninde üretip onların bedenine aktarması gerek. Elektronik cihazları dıştan şarj edebiliyoruz, neden insan bedeninide şarj edemeyebilelim, dıştan bir enerji yüklemesi yapabilemeyelim? Dünyanın hangi köşesine giderseniz gidin gittiğiniz fakültedeki Profesörler sizlere şunu söyler‭; ‬kanseri yenmenin sırrı moralinizi kaybetmemeniz ve hayata poztif bakmanız.‭ ‬Ancak hiçbir Profesör neden pozitif düşüncenin kanseri yenebildiğini araştırmaz,‭ ‬bunun altyapısını merak etmez.‭ ‬Soyut bir kavram olan bir düşünce bedendeki somut bir sorunu yani kanser hücresini nasıl etkiler‭? ‬Biz burada kimsenin merak edip araştırmadığı bir konuyu sizler için ele alıp buna bir açıklık getirmeyi ümit ediyoruz.

Kanser hastalığını seçmemizin ikinci sebebi- DNA faktörü

Kanseri seçmemizin ikinci nedeni ise kanserin oluşum mekanizmasında yatar‭; ‬kanser bir hücrenin kontrolsüz bölünmesidir.‭ ‬Hücrelerin bölünmeleri DNA tarafından kontrol edilir. Bir hücre ortalama‭ ‬40-‭ ‬60‭ ‬defa bölünür ve sonrasında durar.‭ ‬Hücrelerin bu bölünme sınırına‭ “‬Hayflick sınırı‭” ‬denir.‭ ‬Kanser hücrelerinde bu kontrol ve sınırlandırma ortadan kalkar ve hücreler kontrolsüz bir bölünme sürecine geçer. Kısacası, kanser hastalığı DNA bozukluğu sonucu ortaya çıkar, bunun TEDAVİSİDE anca DNA'yı etkileyebilen unsurler üzerinden geçmeli diye düşündük. üzerinden geçer. Bu tespit sonrası kendimize şu soruyu sorduk; biyoenerjinin DNA üzerinde etkisi varmı? 1) Biyoenerji olarak tanımladığımız enerji elektromanyetik türünden bir enerji, biyoenerjinin etkili olup olmadığını merak ediyorsanız bilim literatürünü açıp ELEKTROMANYETİK akımların DNA üzerinde bir etkisi varmı yokmu ona bakınız. En basiti, bizler elektromanyetik akımların DNA üzerinde etkili olduğunu biliyoruz, bunu nereden biliyoruz; cep telefonları ve nice kablosuz iletişim yolları üzerinde yapılan araştırmalardan.‭ ‬2) Biyoenerjinin DNA üzerinde etkili olduğunu başka nereden biliyoruz; kanseri yenen onca insandan! Kanseri yenen onca insan, bize, bir; bu hastalığı yenmenin, ortadan kaldırmanın mümkün olduğunu gösteriyor, iki; bunun biyoenerji ile yani kendi içinde ürettiğin o pozitif elektromanyetik akımlar ile mümkün olduğunu gösteriyor. Gördüğünüz gibi kördüğüm olayın içine atlamıyoruz, çalışmamız bilimsel bir mantık ve ön çalışma üzerine kurulu! Biz bu araştırmamızda kanseri yenen insanların kendi bedenlerinde ürettiği o frekans boyutunu belirlemeye çalışacağız,‭ ‬sonrasında bunu elimize odaklayarak bununla bozulan genetik yapıyı etikeleyip etkileyemeyeceğimize bakacağız.

DNA bu kontrolü nasıl kaybeder ve nasıl düzelebilir‭?

DNA'lar sadece bizlerin genetik enformasyonunu içermez,‭ ‬DNA'lar ayrıca bir‭ ‬uydu anteni gibi görev yapar.‭ ‬Onlar çevrelerine‭ ‬150MHz civarında bir titreşim yayar ve birbirleri ile bu şekilde haberleşebilir.‭ ‬Bizim ilgimizi çekende DNA'ların bu özelliği.‭ ‬DNA'lar elektromanyetik akımları algılayacak şekilde yaratılmış,‭ ‬örneğin‭; ‬onlar cep telefonların veya kablosuz iletişim sağlayan herhangi bir cihazın yaydığı elektromanyetik akımları algılayabilir.‭ ‬Bizler DNA’ların bu yabani akımları deşifre edip,‭ ‬etmediğini henüz bilemiyoruz ama onların etkisi altında kaldığını kesin biliyoruz çünkü bilim dünyasındaki araştırmalar cep telefonu gibi elektronik cihazların çevrelerine yaydığı elektromanyetik akımların insan DNA'sını etkilediğini göstermekte.‭ ‬Eğer insan DNA'sı büyük bir anten vazifesini görüyor ve çevremizdeki sunni akımlar tarafından hasara uğratılıyorsa,‭ ‬o zaman farklı bir frekansta bu bozukluğu düzeltebilmeli‭? ‬Bizim araştırmamız bu sorunun cevabını bulmayı amaçlıyor.‭ ‬Kanseri yenen insanlar bunun münkün olduğunu gösterir,‭ ‬bu insanlar bilinçaltında belirli bir elektromanyetik frekans üreterek kanseri yenmekte.‭ ‬Bizde bu elektromanyetik frekansın peşindeyiz.‭ ‬DNA bozukluğunu düzeltebilen bu elektromanyetik frekans boyutunu ellerimize odaklayabilirsek,‭ ‬bizde bununla başka kanser hastalarını tedavi edebilmeliyiz.‭ ‬Şimdi aklınıza şu soru gelebilir‭; ‬4-5‭ ‬cm büyüklüğündeki bir kanser hücre topluluğu nasıl yok olur‭?

Kanser hücreleri nasıl yok olur‭?

Bir hücre veya hücre toplulukları farklı mekanizmalar sayesinde yok edilir,‭ ‬bunlardan bir tanesi apoptosis,‭ ‬programlanmış hücre ölümü.‭ ‬İnsan bedenindeki hücreler sürekli yenilenir,‭ ‬eskiler yok edilir‭ (‬aoptosis‭) ‬ve onların yerine yenisi üretilir.‭ ‬Bir insanda günde ortalama‭ ‬50-70‭ ‬milyar hücre bu programlanmış hücre ölümüne kurban gider.‭ ‬8‭ ‬ile‭ ‬14‭ ‬yaşındaki bir gençte ise günde ortalama‭ ‬20-30‭ ‬milyar hücre kendisini öldürür‭ (‬apoptosis‭)‬.‭ ‬Yaşlanmış ve artık çevresine zarar veren hücreler çoğunluğun menfaati için kendilerini yok eder ve yerini yeni bir hücre doldurur.‭ ‬Eğer eskiler bencil davranıp yerlerini gençlere bırakmamış olsaydı,‭ ‬80‭ ‬yaşındaki bir insanda‭ ‬2‭ ‬tonluk kemik kütlesi ve‭ ‬16‭ ‬kilometre uzunluğunda bağarsak bulunurdu.‭ ‬Kanseri yenen insanlarda pozitif düşünceler ile kanser hücrelerine sürekli göreviniz tamamlandı,‭ ‬çevrenize zarar vermektesiniz mesajını iletir.‭ ‬Bu mesajlar bir müddet sonra kanser hücreleri tarafından dikkate alınır ve o hücreler teker,‭ ‬teker kendilerini öldürmeye başlar.‭ ‬

Hastalar üzerindeki çalışmamız

Biz araştırmalarımıza‭ ‬2006‭ ‬yılında başladık ve hasta olarak kabül ettiğimiz ilk hastamız kalın bağırsak kanseriydi.‭ ‬Tedaviye başlamadan önce bir MR görüntüsü aldık ve bir ay tedavi sonrası tekrar bir görüntü istedik.‭ ‬Filmleri kıyasladığımızda tümörde herhangi bir değişiklik yoktu.‭ ‬İstenilen sonucu elde edememiştik.‭ ‬Kanserde herhangi bir büyüme yoktu ama sonuçta tatmin edici değildi.‭ ‬Teorik bilgilerimizin üzerine daha fazla çalışmamız gerektiğini düşündük ve bir yıl boyunca uygulamalarımızın teorik altyapısı üzerine çalıştık.‭ ‬Bir yıl sonra tekrar bir kanser hastası aldığımızda,‭ ‬bu da bizi hayal kırıklığına uğratmıştı.‭ ‬Bir ay enerji yüklemesi yaptığımız bir akçiğer tümöründe yine herhangi bir değişiklik olmamıştı.‭ ‬Bundan bir yıl sonra bir beyin kanseri hastası üzerinde çalıştık ve yine başarısız olduk. Araştırma niyetiyle tedavi altına aldığımız hastalarımıza,‭ ‬bu tedavilerin tamamıyla araştırma niyetiyle yapıldığını ve herhangi bir beklenti içine girmemeleri konusunda uyarılar yapıyorduk,‭ ‬fakat her başarısız girişimimizin hastalarımızı daha büyük bir çöküntüye uğrattığınında farkındaydık.‭ ‬Artık bunun teorik altyapısını çözmeden herhangi bir kanser hastasını almamaya karar verdik.‭ ‬Bütün araştırma sonuçlarımızı ve bilgi birikimlerimizi tekrar gözden geçirdik.‭ ‬Bioenerji ile kanser tedavisi mümkün olması gerekliydi,‭ ‬buna çok inanıyorduk ve mantığımızda bunun mümkün olması gerektiğini söylüyordu ama bir yerde bir şeyi hesaplayamıyorduk veya kaçırıyorduk.

Araştırmalarımızdan elde ettiğimiz kazanımlar

İlk‭ ‬4‭ ‬yılımızda farklı bioenerji teknikleri kullandık,‭ ‬hiçbirinde başarılı olamadık, fakat bu çalışmaların bize farklı kazanımları oldu.‭ ‬Nedir bu kazanımlar‭? (‬1‭) ‬Kalın bağırsak kanseri hastamız karın bölgesinden farklı ameliyatlar geçirmişti,‭ ‬bu ameliyatlar sonucu karın bölgesinde his kaybı vardı.‭ ‬Bir aylık bioenerji uygulaması sonucu‭ ‬kanseri etkileyememiştik ancak‭ ‬karın bölgesindeki his duyusu geri geldi.‭ ‬Biz bu tekniği fizik tedavide felç geçiren hastaların programına dahil ettik ve çok başarılı sonuçlar alıyoruz.‭ (‬2‭) ‬Beyin tümörü hastamız aynı zamanda epilepsi‭ (‬zara‭) ‬atakları geçiriyordu,‭ ‬biz bir aylık tedavi sonucu beyin kanserini etkileyememiştik fakat hastanın nöbetleri yok olmuştu.‭ ‬Biz o bioenerji tekniğini farklı epilepsi hastaları üzerinde de denemeye karar verdik ve çok başarılı sonuçlar aldık.‭ (‬3‭) ‬Tedavi altına aldığımız akçiğer kanser hastası aynı zamanda kemotedavisi alıyordu.‭ ‬Kemotedavisi sürecinde günlerini bitkin ve halsiz,‭ ‬mide bulantıları ve ağzında metalik tat ile geçiriyordu.‭ ‬Bu hastamızda uyguladığımız bioenerji yöntemi ile akçiğer kanserini etkileyememiştik fakat bioenerji ile tedavi altında olduğu sürece kemotedavisinin yan etkilerinden hiç birini hissetmedi,‭ ‬hatta hastamız kendisini sağlıklı günlerinden daha enerjik ve daha dinç hissetti.‭ ‬Düşük çıkan kan değerleri normal seviyelere döndü.‭ Gördüğünüz gibi oturarak bilgin kesilinmiyor‭; ‬bilgiler,‭ ‬yeni keşifler,‭ ‬yeni tedavi yöntemleri ve teknikleri anca bir şeyleri araştırarak elde edilebiliniyor,‭ ‬o yüzden lütfen her zaman araştırmacı özelliklerimizi ön planda tutalım.

Kanseri nasıl çözdük‭?

Bizim hesaplamalarımıza göre ellerimizden çıkan elektromanyetik akımlar ile kanser hücrelerindeki DNA'yı etkilebilmeliydik ama o frekansı bir türlü yakalayamıyorduk.‭ ‬Farklı bir yol denemeye karar verdik;‭ ‬nedir bu yol? Bedenimizdeki hücreler kendi aralarında elektromanyetik ve kimyasal sinyaller‭ (‬kemotaksis‭) ‬ile iletişime girer ve bu sinyaller ile birbirlerini bir yerden farklı bir yere çeker,‭ ‬yönlendirir.‭ ‬Bizde yaratılışımızda var olan bu mekanizmayı kanser tedavisinde kullanmaya karar verdik; ‬biz kanserli bölgeden başka bir alana sürekli elektromanyetik akımlar göndererek kanser hücrelerin bir yerden farklı bir yere hareket etmesini sağlayabileceğimizi düşündük.‭ ‬Neden kanseri yenmek için kanser topluluğunu dağıtmak istiyoruz‭? ‬Kanser hücreleri bir bütün olarak varlıklarını sürdürür;‭ ‬aralarındaki bağlar parçalanmaya başladığı an,‭ ‬onları besleyen sıvı birikimi kaybolduğu an, onlar kendilerini ölüme sürükler,‭ ‬yani yok olur gider.‭ ‬Bunu bıçakla yaparsanız‭ ‬hücrelerin iç bütünlüğünü bozar,‭ ‬hücreleri üreme sürecine sürüklersiniz ama bunu yavaş yavaş, o hücreleri kesmeden yaparsanız hücreleri öldürürsünüz.‭ ‬Bu yeni tespitlerimizden sonra çok farklı bir bioenerji uygulaması yapmamız gerektiğini anladık.

Elde ettiğimiz bu yeni bilgiler ile tekrar bir kanser hastasını tedavi altına almaya karar verdik.‭ ‬65‭ ‬yaşındaki bir akçiğer kanser hastasına günde‭ ‬3‭ ‬seans uyguladık.‭ ‬Her seans‭ ‬40‭ ‬dakika sürdü.‭ ‬Bir aylık tedavi süreci tamamlandığında tedavi öncesi çekilen MR ile tedavi sonrası çekilen MR sonuçlarını birbiri ile kıyasladık.‭ ‬MR sonuçlarını incelediğimiz de‭ ‬4,5‭ ‬cm büyüklüğündeki bir kitlenin yok olduğunu gördük.‭ ‬Hastamızın kalın bağırsağında da‭ ‬5‭ ‬cm büyüklüğünde bir tümör vardı ve ikinci ayımızda o bölgeye aynı seansı uyguladık.‭ ‬Tedavi öncesi ve sonrası çekilen MR'lar birbiri ile kıyaslandığında kalın bağırsakdaki tümöründe kaybolduğunu gördük.‭ ‬4‭ ‬yıllık araştırmalarımızı başarı ile sonuçlandırmıştık.‭ ‬Teorik araştırmalarımız bunun mümkün olduğunu söylemekteydi ve bizde pes etmedik ve sonunda bunun mümkün olduğunu kantıladık.‭ ‬Fakat elimizden çıkan elektromanyetik akımların frekansını daha detaylı incelememiz gerekiyor,‭ ‬bu sonuçları başka kanser hastalarında da alırsak,‭ ‬ancak o zaman bunu kanser tedavisi için geçerli bir yöntem olarak görebiliriz.

Bu araştırmadan hangi dersleri çıkarmalıyız‭?

Kanser nasıl yenilebilir diye sorarsanız,‭ ‬cevabı çok basit‭; ‬kanser bir hücrenin genetik maddesindeki bir düzensizlik sonucu ortaya çıkar; eğer siz bir hücreyi uzun bir süre ve aralıksız sunni ve genetik maddeye zararlı akımlara tabii tutarsanız, siz o hücrenin genetik maddesini bozarsınız. Yani DNA'yı etkileyebilmenin sırrı seansların sürekliliğinde ve seansların uzunluğunda yatar! ‬Biz bu bilgilerden esinlenerek kanser dokusunu uzun bir müddet, kendi bedenimizin elektromanyetik akımlarına tabi tuttuk ve sonunda gördükki,‭ ‬bizde o hücrelerin genetik yapısında bir değişikliğe sebep olabiliyoruz.‭ ‬Sayın okurlarımız,‭ ‬hergün milyarlarca hücre bedenimizin menfaati için kendisini intihara sürükler; araştırmamızın hedefi kontrolünü kaybetmiş hücrelere bir sinyal göndererek bu elektromanyetik sinyal ile onlara‭; "‬vazifeniz tamamlandı,‭ ‬çevrenize zarar vermeye başladınız artık yok olabilirsiniz", ‬mesajını iletmek.‭ ‬Ellerimizden çıkan elektromanyetik akım ile bu mesajı iletebileceğimizi düşündük ve araştırmalarımıza başladık.‭ ‬Ancak hücreler arasındaki hangi frekansların hücreleri ölüme sürüklediğini daha ince araştırmalıyız.‭ ‬Bu belirli kanalları daha iyi çekmek için radyonuzun ince ayarı ile oynamanıza benzer.‭ ‬Kanseri yenen hastalar bilmeden,‭ ‬pozitif moral ve ılımlı düşünce ile bunu becerebilmekteler,‭ ‬bizde bu elektromanyetik kodlamanın sırrını çözmeye çok yakınız.‭

Başkaları kanseri yenebiliyorsa, sizde yenebilirsiniz

Değerli okurlarımız dünyanın dört köşesinde kanseri yenen insanlar var.‭ ‬Kanser nasıl yok olabilir sorusunu asla aklınıza getirmeyin,‭ ‬bu imkânsız birşey demeyin; kanseri yenenler olduğu müddet,‭ ‬demekki olabiliyormuş deyin.‭ ‬Demek bedenimiz bu tür oluşumlara izin vermekte ama bunların yok edilmesi içinde farklı kapıları açık bırakmış durumda.‭ ‬Bunlardan birisi de apoptosis dediğimiz kontrolünü kaybetmiş ve vazifesini tamamlamış hücrelerin programlanmış ölümü.‭ ‬Bunun gibi kapıları araştırıp bulmak ve bunlardan faydalanmak bizlere kalmış. Örneğin:‭ ‬şuan yeni bir teknik üzerine çalışıyoruz,‭ ‬nedir bu teknik‭? ‬Kanser hücreleri bedenin diğer hücreleri gibi varlıklarını sürdürebilmeleri için oksijen,‭ ‬besin ve elektromanyetik enerjisine muhtaç.‭ ‬Örneğin‭; ‬ketojenik diyet ile siz kanser hücrelerin besin kaynağını kesip onların varlığını tehdit edebilirsiniz.‭ ‬Biz de şu an yeni teknikler geliştirerek kanser hücrelerin elektromanyetik enerjisini bir süpürge makinası gibi çekmeye,‭ ‬hortumlamaya çalışıyoruz.‭ ‬Amacımız kanser hücrelerini bitkin,‭ ‬halsiz ve enerjisiz bir hale dönüştürerek ölüme sürüklemek.

Not: biyopsilerden uzak durunuz!!!

Giriş yazımız veya batı tıbbı gerçekleri bölümündeki yazılarımızdan görebileceğiniz gibi tıp dünyası dünya hakimiyeti peşinde koşan, kendi çıkarları için dünya savaşları başlatan bir zihniyet tarafından yönetilir. Tıp dünyasının dört ayağı bulunur; ilaç şirketleri, araştırma merkezleri, yayın organları ve fakülteler. Kim bu dördüne sahip olursa tıp dünyasının içeriğini ve geleceğini o yönlendirir. Bu oyunda hekimleriniz birer kukla, hekimlerinizin önüne ne ilaç konulursa anca onu yazabilir kendilerine ne prosedürler dikte edilirse anca onu uygulayabilir. Kendi akıl ve yetenekleri ile birşey yapmaları, o çarkın dışına çıkmaları mümkün değil. Çıkarlar ve kendi insayatifleri ile hastaları tedavi etmeye kalkışırlarsa hekimlikten atılırlar. Hastalara uygulanan prosedürler şeytani bir zihniyet tarafından kaleme alınıncada, tıp dünyasının insanı iyileştirmek için değil insanı hasta etmek için kurgulandığını görüyoruz. Biyopsiler böyle bir tuzak, insanı hasta etmek için kurulan tuzaklardan birisi. Sizlere basit bir soru; günümüzün teknoloji çağında siz bir PET taraması ile bir oluşumun iyi veya kötü huylu olup olmadığını rahatlıkla ayırt edebilirsiniz, bu imkan varken bir hekim neden acaba bedenin mahremiyetine tecavüz eden yöntemleri tercih eder? Biyopsilerden neden uzak durmalıyız? Bir; bu bir ilke meselesi! Bir hekim her zaman hastasına en az zarar verici prosedürü uygulaması gerek. İki; bu bir risk meselesi! Biyopside alınan parça kötü huylu çıkarsa siz o cerrahi müdahale ile o tümörün yayılımını tetiklemiş oluyorsunuz. O yüzden her tümör oluşumun kötü huylu olabileceği varsayımı ile hareket etmeli, o tümöre bıçak değdirerek hastanızı yayılım riski ile karşı karşıya bırakmamalısınız. Biyopsiler nasıl yayılımı tetikler? Bir; vücut içi veya dışında varolan oluşumların bir bütünlüğü vardır, siz bu bütünlüğü bozduğunuz an hücre içi enzim ve hormonlar devreye girer ve o boşluğu doldurmak için agresif bir büyüme safhasına geçer. Örneğin; cildinizi kestiğinizde o kesik hücrelerin yerini yeniler ile doldurulması gibi. İki; tümör bölgesine ininceye kadar nice kan damarları kesilir, o tümörden bir parça kopardığınızda da nice kılcal damarları kesilir, açık kan damarlarıda sayın okurlarımız mikroskopik boyutta olan bir kanser hücresinin o bölgeden kopup bu açık kan damarlarından birinin içine süzme olanağını artırır. Küçücük bir kanser hücresi kanserin olduğu bölgeden koptuğu ve bu açık damarların için girdiği anda o
damarlar nereye kadar uzanıyorsa o kanser hücreleri oraya kadar gider, kendisine uygun bir yere yerleşir ve uykuya dalar. Sizin bu yayılımdan haberiniz olmaz, siz rutin çekuplarınızı yaparsınız ve temiz raporu alırsınız. Aradan aylar hatta yıllar geçer, siz kanseri atlattığınızı düşünürken o kanseri yendiğiniz mutluluğunu yaşarken bir bakmışsınız yıllar önceki tümörden çok farklı bir bölgede o uyuyan hücreler aktif hale gelmiş ve yeni bir tümör ortaya çıkmış. Bu yeni gelişme üzerinede hiçbir hekim ve uzman kalkıp kendisini sorguya çekmez, biz ne hatası yaptık, bu tümör buraya nasıl geldi, hangi müdahalelerimiz bunun yayılımını tetikledi sorusunu sormaz, bütün yük ve sorumluluk yine sizlerin omuzlarına bindirilir. Siz nice sıkıntılar ve çabalar ile bir kanseri yenersiniz ama, tıp alemi her müdahalesi ile size bir kaç tane tümör bölgesi daha hediye eder. Bir gün gelir siz mücadele vermekten yorgun düşer, bütün ümitlerinizi yitirir ve kaderinize teslim olursunuz. Sistem ve çark sizin bunu yenmemeniz üzerine kurulmuş, o yüzden kanser olursanız tıp dünyasından uzak durmalısınız.

Not: kemotedavisinden uzak durunuz!!

Kemotedavisi hakkında detaylı bir bilgi aktarmama gerek yok, kemotedavisi bir zehir, sizi bitkin düşürmek sizi öldürmek için var edilmiş bir uygulama. Kemotedavisi ile iyileşen birisi yok,
o yüzden lütfen kemotedavisinden uzak durun. Kemotedavisi ile iyileştiğini iddia eden hastalarda o şifayi kemotedavisi ile elde etmedi, bunu güçlü beden güçlü irade ve pozitif moral ile elde etti, bunu biliniz. O yüzden lütfen sırtınızı kemotedavisine dayayıp onun sizi iyileştirmesini beklemeyin. Biz bu ülkenin başında olsaydık kemotedavisini uygulayan hekimleri meslekten ihraç eder, bunu tıbbi bir prosedur ve uygulama zorunluluğu haline getirenleride asardık. Durum bu kadar vahim. 

Tıbbi Araştırmalar

09.‭ ‬Ocak‭ ‬2012‭ ‬tarihli bir gazete yazısını sizler ile paylaşmak istiyoruz.‭ ‬Bu yazı bizim‭ ‬5‭ ‬yıldır üzerinde çalıştığımız konunun başka bilim adamları tarafından da araştırıldığını göstermekte.‭ ‬Bazı üniversitelerdeki bilim adamları düşük doz elektromanyetik dalgalar ile kanseri yenebileceklerini tahmin etmekte ve bunun üzerine araştırma yapmaktalar.‭ ‬Bizim‭ ‬5‭ ‬yıldır üzerinde çalıştığımız bir konuyu bilim dünyası yeni yeni keşfetmekte.‭ ‬Umarız bu araştırmalar bilim dünyası ve ülkemizdeki nice kanser vakaları için hayırlı olur.

http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/01/09/dusuk-dozlu-baz-istasyonu-dalgasi-kanserde-umut-oldu