nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    





onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara;

onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, herşeyi pahalaştır sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Petrolünü satamıyor, altın ve paralarına el konuluyor, içerideki işbirlikçiler sistemi kilitliyor, ekonomi kötüye gidincede suçlu hükümet, öylemi? Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bazı salaklar erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı. Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya böylesine bir çetenin varlığı neden tespit edilemedi, bunuda bir eleştiri olarak biz bir kenara koyalım. Bu eleştiriyi oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun. Oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın, çünkü siz ondan sorumlusunuz, mahşer günü onlarla haşrolunacaksınız. Şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler. Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı Nankör. 50 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Haram haramı çeker. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Yan gelerek para ödeyerek emekli olma hakkını elde ettiler.

Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 50 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Avrupada hiçbir insan 40 yaşında emeklilik benim hakkımdır demeyi aklına bile getrimezken, bunlar açık açık bunu söyleyebiliyor ve insanlarıda buna inandırtabiliyor. Avrupada birisi 40 yaşında emekli olmak benim hakkım dese tımarhane atılır, burada ise bu söylem alıcı buluyor. Ne hale düştük. Gerçektende utanmadan bunu talep eden insanlar var. Ne yüzsüzlük. Memurluk maaşınız 4000 TL ve bu size yetmiyormu. Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın derdik. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün derdik. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün derdik. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün derdik. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler. Sahillere diktiler kaçak yapıları, yaylalara ormanlara diktiler kaçak villaları, kaçırdılar vergileri, bir de bu ülkede yaşanmaz diye şikayet ediyorlar. Nankörler. Bu milletin omuzundan parayı kazan, sonrada bu mileti aşağıla. Nankörler. Devlet memuru olmak için üniversiteye gidiyorlar. Ufka bakın. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Felsefe şu; devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Mantığa bakarmısınız. İş hayatına atıldığın gün çalışma hayatı başlaması gerekirken bunlar için üniversiteye girdiklerinde başlıyor, üniversite bittiğinde de bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Olmayıncada devleti kötülüyorlar. Üniversite sonrası herkes devlet memuru olup bir emekli gibi rahat etme derdinde. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Taktik hep aynı. Kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Ne kadar vatan haini varsa, hepsini topladı ülkeye. Kendisinden sonrakiler için çok ağır bir miras bıraktı. Birde erdoğandan neden nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl iş bu, bizde anlamadık. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl iş bu? Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Şimdi; gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası. Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? Erdoğan bizi '70 li yıllara götürdü diyorlar. Aşağılık herifler. '70 li yıllarda yokluktan ötürü kuyruk vardı, bugün ise bolluk içinde kuyruk var. 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olması ve fiyatları birlikte belirlemesi. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediklerini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı. Ülkemizde yaşayan bu iki zümre arasındaki fark; kendilerini alim zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halindeler. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. "Alim" ile arif, nankör ile vatansever arasındaki farkı anladınızmı? Nankör olan, arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Sizin bu asil duruşunuz herşeye yetiyor. Sizin irfanınıza hayranım. Kendini alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine sizin başınıza kaldı. Gazi mustafa dün size sığınmış, kurtuluş mücadelesini anadoludan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek size nasip olacak. Kılıcınız keskin yolunuz açık, yardımcınız Allah olsun.

Bu arada, bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Nankörler. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Müslümanların içine fitne sokan münafıklar, sizi. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir yerden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi, onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz müslümansınız, ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile niye aynı safta yer alıyorsunuz? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Bunun aması maması yok. Müslüman Müslümanın kardeşidir, NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar. Nankörler. Anadolu size kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Nasıl işse bu. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Gidin arabistana diyorlar, gerici diye aşağılıyorlar. Teşekkürler erdoğan. Sana çok büyük bir tuzak kurdular, sende yuttun. Sana sabah akşam diktatör dediler, sende bu algıyı yıkmak için her türlü ihanete göz yumdun. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Bu tuzağa düşmemen gerekirdi. Birde utanmadan sana diktatör diyorlar. YÜZSÜZLER. Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Az kaldı ama merak etmeyin, erdoğandan sonra Allahın size çok güzel bir süprizi var. Bekleyin ve görün. Şu kesin ama, Allahın azabı çok çetin olacak. Çok ama çok azdınız. Yeter artık. Erdoğan sizden hesap soracak gibi gözükmüyor, erdoğan altında siz daha çok azıyor daha çok güçleniyorsunuz. Yeter artık. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Özerklik isteyen, şehirlerimizde bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor, bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor, diyecekler. Öyle bir algı oluşturdularki, sanki erdoğan diktatör. Erdoğanda o diktatör söylemini haksız çıkarmak için, bunlara istediklerini yapma izni veriyor.

Algı nedir? Kelimeler ile olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, kelimeler ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyorsunuz ve gerçek dünyanın o olduğuna inandırtıyorsunuz. Sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli kelimeleri tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Bittik gittik, suriyelilerin istilasını uğradık, iltica geldi vs vs. Bu insanlarda gerçek türkiyenin bu olduğuna inanıyor. O paralel dünyadan uyanmamaları, gerçekleri görmemeleri içinde diğer haber kaynaklarını kötülüyorlar. Havuz ve yandaş gibi kavramlar boşuna değil yani. Hepsi kendi tabanlarına kurulan bu tuzağın bir parçası. Kendi tabanlarına sanal bir dünya kuruyorlar, uyanmamaları içinde gerçek dünya ile temas içinde olmalarına izin vermiyorlar. Kendileri dışında herkes kötü. Sözcü tayfasıda bunu bal gibi yutuyor. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak bir medya organın okurların zekası bu kadar olur zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Siz pkk'lılara savaş açtığınızda, ne dedi bunlar; pkk'lı teröristleri davul zurna ile karşılayan siz değilmisiniz dediler. Algı böyle birşey işte, algı sizi gerçeklerden koparır, sizleri tezat söylemlere iter. Örneğin; vakti gelir size "özgür medya" diye bağıttırır, vakti gelir yandaş ve havuz gibi kavramlar ile medyayı aşağılamanızı sağlar. Bir yandan medya susturulmaz diye bağırıyorlar, başka bir gün ise yandaş ve havuz medyasını yok edeceğiz diyorlar. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet. Deccaliyet budur; iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız. Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah ve huzur, kalkınmamı geldi? Hayır, savaşlar, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat etmeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyorlar yani kötüyü iyi gösteriyorlar. Deccaliyet bu. Rabbim bu aziz millete yardım etsin.

Sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu, onların ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, şeytanlar sizi. Kim bunlar; chp' nin başını çektiği çete. Şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı verip sonrada utanmadan vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyen şeytanlar sizi.  


Okurlarımıza tavsiyemiz; safhınızı belirleyin. Bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak; suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu, erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin.



biyoenerji ile kanseri


Bir kaç yıldır bioenerjinin bilimsel altyapısı üzerine çalışıyoruz,‭ ‬ancak bioenerji üzerinde elde ettiğimiz pratik tecrübeler ve bilgiler fizik tedavi rahatsızlıkları ile kısıtlıydı.‭ ‬Bu şekilde bioenerjinin sınırlarını ve gerçek gücünü tespit edemezdik.‭ ‬Uzmanlık alanımızın dışında bulunan bir hastalığın üzerinde bir çalışma yapmaya karar verdik ve bu kararı verirken Türkiye de yaşanılan en büyük sağlık sorunlarını göz önüne aldık ve bunların bioenerji ile‭ ‬tedavisi mümkün olup olmadığına baktık.‭ ‬Bu incelemelerimizin sonunda araştırma konusu olarak kanser hastalığını seçtik. Neden kanser hastalığı?

Kanser hastalığını seçmemizin sebebi- pozitif moral faktörü

Kanseri yenen insanların öykülerini okuduğunuz zaman, onların hepsinin ama istisnasız bir ortak noktası olduğunu görürsünüz,‭ ‬bu ortak nokta aldıkları kemo tedavisi,‭ ‬ışın tedavisi veya bitkisel ilaçlar değil onları birleştiren tek nokta hayata pozitif bakış açıları.‭ ‬Bizde bioenerji üzerinde yaptığımız araştırmalarımızda bioenerji olarak adlandırılan elektromanyetik akımların pozitif düşünceden kaynaklandığını tespit etmiştik. Biz bu çalışmalarımızda kanser hastalığını seçtik çünkü kanseri yenen insanlar pozitif moral ile kendi kendilerine biyoenerji uyguladıklarını ve kendi içlerinde meydana getirdikleri bu enerji ile kanseri yendiklerini gördük. Eğer onlar kendi bedenlerinde böylesine bir enerji ortaya çıkarabiliyorlarsa, bizde bunu yapabilmeliydik. Bizde kendi içimizde ortaya çıkardığımız bu enerjiyi başka birine aktarıp bu enerji ile başka birinin kanserini yenebilmeliydik. Araştırmalarımızın altında yatan mantık çok basit; kanseri yenen hastalar bunu pozitifi moral ile yapıyor, bu pozitif moral onların bedeninde farklı bir enerjinin ortaya çıkmasına sebep oluyor, eğer bu enerjiyi bizde kendi bedenimizde ortaya çıkarabilir sonrası bir kansere hastasına aktarabilirsek bizde kanseri bununla yenebilmeliyiz. Neden biz bunu yapıyoruz veya yapmak zorundayız? Kanser ile mücadele eden insanlar her zaman pozitif kalmayı başaramıyor, bazıları o haberi alır almaz bunalıma giriyor bazıları kanserin tekrar, farklı bir bölgede nüksettiğini duyunca pes ediyor bazılarıda beden direncini kemotedavide yitiriyor. Olayları kendi bakış açınızdan değerlendirmeyin, herkes sizin gibi güçlü bir iradeye, beden direncine sahip değil. Bazı insanlar güçlü ve bu süreç içinde güçlü kalmayı başarıyor, çoğu insan ama maalesef değil ve bu insanlar bu süreç içinde pes ediyor, bu savaşın üstesinden gelemiyor. İşte burada biyoenerji uzmanları devreye girmesi gerek, biyoenerji uzmanları o hastaların ihtiyaç duyduğu enerjiyi onlara dıştan aktarması gerek. Duygusal veya fiziki çöküntüden dolayı bu hastaların kendi bedenlerinde üretemediği, şifa için olmazsa olmaz olan o enerjiyi onlara dıştan başka birisi aktarması gerek. Onlar o pizitif morali üretemiyorsa başkası kendi bedeninde üretip onların bedenine aktarması gerek. Elektronik cihazları dıştan şarj edebiliyoruz, neden insan bedeninide şarj edemeyebilelim, dıştan bir enerji yüklemesi yapabilemeyelim? Dünyanın hangi köşesine giderseniz gidin gittiğiniz fakültedeki Profesörler sizlere şunu söyler‭; ‬kanseri yenmenin sırrı moralinizi kaybetmemeniz ve hayata poztif bakmanız.‭ ‬Ancak hiçbir Profesör neden pozitif düşüncenin kanseri yenebildiğini araştırmaz,‭ ‬bunun altyapısını merak etmez.‭ ‬Soyut bir kavram olan bir düşünce bedendeki somut bir sorunu yani kanser hücresini nasıl etkiler‭? ‬Biz burada kimsenin merak edip araştırmadığı bir konuyu sizler için ele alıp buna bir açıklık getirmeyi ümit ediyoruz.

Kanser hastalığını seçmemizin ikinci sebebi- DNA faktörü

Kanseri seçmemizin ikinci nedeni ise kanserin oluşum mekanizmasında yatar‭; ‬kanser bir hücrenin kontrolsüz bölünmesidir.‭ ‬Hücrelerin bölünmeleri DNA tarafından kontrol edilir. Bir hücre ortalama‭ ‬40-‭ ‬60‭ ‬defa bölünür ve sonrasında durar.‭ ‬Hücrelerin bu bölünme sınırına‭ “‬Hayflick sınırı‭” ‬denir.‭ ‬Kanser hücrelerinde bu kontrol ve sınırlandırma ortadan kalkar ve hücreler kontrolsüz bir bölünme sürecine geçer. Kısacası, kanser hastalığı DNA bozukluğu sonucu ortaya çıkar, bunun TEDAVİSİDE anca DNA'yı etkileyebilen unsurler üzerinden geçmeli diye düşündük. üzerinden geçer. Bu tespit sonrası kendimize şu soruyu sorduk; biyoenerjinin DNA üzerinde etkisi varmı? 1) Biyoenerji olarak tanımladığımız enerji elektromanyetik türünden bir enerji, biyoenerjinin etkili olup olmadığını merak ediyorsanız bilim literatürünü açıp ELEKTROMANYETİK akımların DNA üzerinde bir etkisi varmı yokmu ona bakınız. En basiti, bizler elektromanyetik akımların DNA üzerinde etkili olduğunu biliyoruz, bunu nereden biliyoruz; cep telefonları ve nice kablosuz iletişim yolları üzerinde yapılan araştırmalardan.‭ ‬2) Biyoenerjinin DNA üzerinde etkili olduğunu başka nereden biliyoruz; kanseri yenen onca insandan! Kanseri yenen onca insan, bize, bir; bu hastalığı yenmenin, ortadan kaldırmanın mümkün olduğunu gösteriyor, iki; bunun biyoenerji ile yani kendi içinde ürettiğin o pozitif elektromanyetik akımlar ile mümkün olduğunu gösteriyor. Gördüğünüz gibi kördüğüm olayın içine atlamıyoruz, çalışmamız bilimsel bir mantık ve ön çalışma üzerine kurulu! Biz bu araştırmamızda kanseri yenen insanların kendi bedenlerinde ürettiği o frekans boyutunu belirlemeye çalışacağız,‭ ‬sonrasında bunu elimize odaklayarak bununla bozulan genetik yapıyı etikeleyip etkileyemeyeceğimize bakacağız.

DNA bu kontrolü nasıl kaybeder ve nasıl düzelebilir‭?

DNA'lar sadece bizlerin genetik enformasyonunu içermez,‭ ‬DNA'lar ayrıca bir‭ ‬uydu anteni gibi görev yapar.‭ ‬Onlar çevrelerine‭ ‬150MHz civarında bir titreşim yayar ve birbirleri ile bu şekilde haberleşebilir.‭ ‬Bizim ilgimizi çekende DNA'ların bu özelliği.‭ ‬DNA'lar elektromanyetik akımları algılayacak şekilde yaratılmış,‭ ‬örneğin‭; ‬onlar cep telefonların veya kablosuz iletişim sağlayan herhangi bir cihazın yaydığı elektromanyetik akımları algılayabilir.‭ ‬Bizler DNA’ların bu yabani akımları deşifre edip,‭ ‬etmediğini henüz bilemiyoruz ama onların etkisi altında kaldığını kesin biliyoruz çünkü bilim dünyasındaki araştırmalar cep telefonu gibi elektronik cihazların çevrelerine yaydığı elektromanyetik akımların insan DNA'sını etkilediğini göstermekte.‭ ‬Eğer insan DNA'sı büyük bir anten vazifesini görüyor ve çevremizdeki sunni akımlar tarafından hasara uğratılıyorsa,‭ ‬o zaman farklı bir frekansta bu bozukluğu düzeltebilmeli‭? ‬Bizim araştırmamız bu sorunun cevabını bulmayı amaçlıyor.‭ ‬Kanseri yenen insanlar bunun münkün olduğunu gösterir,‭ ‬bu insanlar bilinçaltında belirli bir elektromanyetik frekans üreterek kanseri yenmekte.‭ ‬Bizde bu elektromanyetik frekansın peşindeyiz.‭ ‬DNA bozukluğunu düzeltebilen bu elektromanyetik frekans boyutunu ellerimize odaklayabilirsek,‭ ‬bizde bununla başka kanser hastalarını tedavi edebilmeliyiz.‭ ‬Şimdi aklınıza şu soru gelebilir‭; ‬4-5‭ ‬cm büyüklüğündeki bir kanser hücre topluluğu nasıl yok olur‭?

Kanser hücreleri nasıl yok olur‭?

Bir hücre veya hücre toplulukları farklı mekanizmalar sayesinde yok edilir,‭ ‬bunlardan bir tanesi apoptosis,‭ ‬programlanmış hücre ölümü.‭ ‬İnsan bedenindeki hücreler sürekli yenilenir,‭ ‬eskiler yok edilir‭ (‬aoptosis‭) ‬ve onların yerine yenisi üretilir.‭ ‬Bir insanda günde ortalama‭ ‬50-70‭ ‬milyar hücre bu programlanmış hücre ölümüne kurban gider.‭ ‬8‭ ‬ile‭ ‬14‭ ‬yaşındaki bir gençte ise günde ortalama‭ ‬20-30‭ ‬milyar hücre kendisini öldürür‭ (‬apoptosis‭)‬.‭ ‬Yaşlanmış ve artık çevresine zarar veren hücreler çoğunluğun menfaati için kendilerini yok eder ve yerini yeni bir hücre doldurur.‭ ‬Eğer eskiler bencil davranıp yerlerini gençlere bırakmamış olsaydı,‭ ‬80‭ ‬yaşındaki bir insanda‭ ‬2‭ ‬tonluk kemik kütlesi ve‭ ‬16‭ ‬kilometre uzunluğunda bağarsak bulunurdu.‭ ‬Kanseri yenen insanlarda pozitif düşünceler ile kanser hücrelerine sürekli göreviniz tamamlandı,‭ ‬çevrenize zarar vermektesiniz mesajını iletir.‭ ‬Bu mesajlar bir müddet sonra kanser hücreleri tarafından dikkate alınır ve o hücreler teker,‭ ‬teker kendilerini öldürmeye başlar.‭ ‬

Hastalar üzerindeki çalışmamız

Biz araştırmalarımıza‭ ‬2006‭ ‬yılında başladık ve hasta olarak kabül ettiğimiz ilk hastamız kalın bağırsak kanseriydi.‭ ‬Tedaviye başlamadan önce bir MR görüntüsü aldık ve bir ay tedavi sonrası tekrar bir görüntü istedik.‭ ‬Filmleri kıyasladığımızda tümörde herhangi bir değişiklik yoktu.‭ ‬İstenilen sonucu elde edememiştik.‭ ‬Kanserde herhangi bir büyüme yoktu ama sonuçta tatmin edici değildi.‭ ‬Teorik bilgilerimizin üzerine daha fazla çalışmamız gerektiğini düşündük ve bir yıl boyunca uygulamalarımızın teorik altyapısı üzerine çalıştık.‭ ‬Bir yıl sonra tekrar bir kanser hastası aldığımızda,‭ ‬bu da bizi hayal kırıklığına uğratmıştı.‭ ‬Bir ay enerji yüklemesi yaptığımız bir akçiğer tümöründe yine herhangi bir değişiklik olmamıştı.‭ ‬Bundan bir yıl sonra bir beyin kanseri hastası üzerinde çalıştık ve yine başarısız olduk. Araştırma niyetiyle tedavi altına aldığımız hastalarımıza,‭ ‬bu tedavilerin tamamıyla araştırma niyetiyle yapıldığını ve herhangi bir beklenti içine girmemeleri konusunda uyarılar yapıyorduk,‭ ‬fakat her başarısız girişimimizin hastalarımızı daha büyük bir çöküntüye uğrattığınında farkındaydık.‭ ‬Artık bunun teorik altyapısını çözmeden herhangi bir kanser hastasını almamaya karar verdik.‭ ‬Bütün araştırma sonuçlarımızı ve bilgi birikimlerimizi tekrar gözden geçirdik.‭ ‬Bioenerji ile kanser tedavisi mümkün olması gerekliydi,‭ ‬buna çok inanıyorduk ve mantığımızda bunun mümkün olması gerektiğini söylüyordu ama bir yerde bir şeyi hesaplayamıyorduk veya kaçırıyorduk.

Araştırmalarımızdan elde ettiğimiz kazanımlar

İlk‭ ‬4‭ ‬yılımızda farklı bioenerji teknikleri kullandık,‭ ‬hiçbirinde başarılı olamadık, fakat bu çalışmaların bize farklı kazanımları oldu.‭ ‬Nedir bu kazanımlar‭? (‬1‭) ‬Kalın bağırsak kanseri hastamız karın bölgesinden farklı ameliyatlar geçirmişti,‭ ‬bu ameliyatlar sonucu karın bölgesinde his kaybı vardı.‭ ‬Bir aylık bioenerji uygulaması sonucu‭ ‬kanseri etkileyememiştik ancak‭ ‬karın bölgesindeki his duyusu geri geldi.‭ ‬Biz bu tekniği fizik tedavide felç geçiren hastaların programına dahil ettik ve çok başarılı sonuçlar alıyoruz.‭ (‬2‭) ‬Beyin tümörü hastamız aynı zamanda epilepsi‭ (‬zara‭) ‬atakları geçiriyordu,‭ ‬biz bir aylık tedavi sonucu beyin kanserini etkileyememiştik fakat hastanın nöbetleri yok olmuştu.‭ ‬Biz o bioenerji tekniğini farklı epilepsi hastaları üzerinde de denemeye karar verdik ve çok başarılı sonuçlar aldık.‭ (‬3‭) ‬Tedavi altına aldığımız akçiğer kanser hastası aynı zamanda kemotedavisi alıyordu.‭ ‬Kemotedavisi sürecinde günlerini bitkin ve halsiz,‭ ‬mide bulantıları ve ağzında metalik tat ile geçiriyordu.‭ ‬Bu hastamızda uyguladığımız bioenerji yöntemi ile akçiğer kanserini etkileyememiştik fakat bioenerji ile tedavi altında olduğu sürece kemotedavisinin yan etkilerinden hiç birini hissetmedi,‭ ‬hatta hastamız kendisini sağlıklı günlerinden daha enerjik ve daha dinç hissetti.‭ ‬Düşük çıkan kan değerleri normal seviyelere döndü.‭ Gördüğünüz gibi oturarak bilgin kesilinmiyor‭; ‬bilgiler,‭ ‬yeni keşifler,‭ ‬yeni tedavi yöntemleri ve teknikleri anca bir şeyleri araştırarak elde edilebiliniyor,‭ ‬o yüzden lütfen her zaman araştırmacı özelliklerimizi ön planda tutalım.

Kanseri nasıl çözdük‭?

Bizim hesaplamalarımıza göre ellerimizden çıkan elektromanyetik akımlar ile kanser hücrelerindeki DNA'yı etkilebilmeliydik ama o frekansı bir türlü yakalayamıyorduk.‭ ‬Farklı bir yol denemeye karar verdik;‭ ‬nedir bu yol? Bedenimizdeki hücreler kendi aralarında elektromanyetik ve kimyasal sinyaller‭ (‬kemotaksis‭) ‬ile iletişime girer ve bu sinyaller ile birbirlerini bir yerden farklı bir yere çeker,‭ ‬yönlendirir.‭ ‬Bizde yaratılışımızda var olan bu mekanizmayı kanser tedavisinde kullanmaya karar verdik; ‬biz kanserli bölgeden başka bir alana sürekli elektromanyetik akımlar göndererek kanser hücrelerin bir yerden farklı bir yere hareket etmesini sağlayabileceğimizi düşündük.‭ ‬Neden kanseri yenmek için kanser topluluğunu dağıtmak istiyoruz‭? ‬Kanser hücreleri bir bütün olarak varlıklarını sürdürür;‭ ‬aralarındaki bağlar parçalanmaya başladığı an,‭ ‬onları besleyen sıvı birikimi kaybolduğu an, onlar kendilerini ölüme sürükler,‭ ‬yani yok olur gider.‭ ‬Bunu bıçakla yaparsanız‭ ‬hücrelerin iç bütünlüğünü bozar,‭ ‬hücreleri üreme sürecine sürüklersiniz ama bunu yavaş yavaş, o hücreleri kesmeden yaparsanız hücreleri öldürürsünüz.‭ ‬Bu yeni tespitlerimizden sonra çok farklı bir bioenerji uygulaması yapmamız gerektiğini anladık.

Elde ettiğimiz bu yeni bilgiler ile tekrar bir kanser hastasını tedavi altına almaya karar verdik.‭ ‬65‭ ‬yaşındaki bir akçiğer kanser hastasına günde‭ ‬3‭ ‬seans uyguladık.‭ ‬Her seans‭ ‬40‭ ‬dakika sürdü.‭ ‬Bir aylık tedavi süreci tamamlandığında tedavi öncesi çekilen MR ile tedavi sonrası çekilen MR sonuçlarını birbiri ile kıyasladık.‭ ‬MR sonuçlarını incelediğimiz de‭ ‬4,5‭ ‬cm büyüklüğündeki bir kitlenin yok olduğunu gördük.‭ ‬Hastamızın kalın bağırsağında da‭ ‬5‭ ‬cm büyüklüğünde bir tümör vardı ve ikinci ayımızda o bölgeye aynı seansı uyguladık.‭ ‬Tedavi öncesi ve sonrası çekilen MR'lar birbiri ile kıyaslandığında kalın bağırsakdaki tümöründe kaybolduğunu gördük.‭ ‬4‭ ‬yıllık araştırmalarımızı başarı ile sonuçlandırmıştık.‭ ‬Teorik araştırmalarımız bunun mümkün olduğunu söylemekteydi ve bizde pes etmedik ve sonunda bunun mümkün olduğunu kantıladık.‭ ‬Fakat elimizden çıkan elektromanyetik akımların frekansını daha detaylı incelememiz gerekiyor,‭ ‬bu sonuçları başka kanser hastalarında da alırsak,‭ ‬ancak o zaman bunu kanser tedavisi için geçerli bir yöntem olarak görebiliriz.

Bu araştırmadan hangi dersleri çıkarmalıyız‭?

Kanser nasıl yenilebilir diye sorarsanız,‭ ‬cevabı çok basit‭; ‬kanser bir hücrenin genetik maddesindeki bir düzensizlik sonucu ortaya çıkar; eğer siz bir hücreyi uzun bir süre ve aralıksız sunni ve genetik maddeye zararlı akımlara tabii tutarsanız, siz o hücrenin genetik maddesini bozarsınız. Yani DNA'yı etkileyebilmenin sırrı seansların sürekliliğinde ve seansların uzunluğunda yatar! ‬Biz bu bilgilerden esinlenerek kanser dokusunu uzun bir müddet, kendi bedenimizin elektromanyetik akımlarına tabi tuttuk ve sonunda gördükki,‭ ‬bizde o hücrelerin genetik yapısında bir değişikliğe sebep olabiliyoruz.‭ ‬Sayın okurlarımız,‭ ‬hergün milyarlarca hücre bedenimizin menfaati için kendisini intihara sürükler; araştırmamızın hedefi kontrolünü kaybetmiş hücrelere bir sinyal göndererek bu elektromanyetik sinyal ile onlara‭; "‬vazifeniz tamamlandı,‭ ‬çevrenize zarar vermeye başladınız artık yok olabilirsiniz", ‬mesajını iletmek.‭ ‬Ellerimizden çıkan elektromanyetik akım ile bu mesajı iletebileceğimizi düşündük ve araştırmalarımıza başladık.‭ ‬Ancak hücreler arasındaki hangi frekansların hücreleri ölüme sürüklediğini daha ince araştırmalıyız.‭ ‬Bu belirli kanalları daha iyi çekmek için radyonuzun ince ayarı ile oynamanıza benzer.‭ ‬Kanseri yenen hastalar bilmeden,‭ ‬pozitif moral ve ılımlı düşünce ile bunu becerebilmekteler,‭ ‬bizde bu elektromanyetik kodlamanın sırrını çözmeye çok yakınız.‭

Başkaları kanseri yenebiliyorsa, sizde yenebilirsiniz

Değerli okurlarımız dünyanın dört köşesinde kanseri yenen insanlar var.‭ ‬Kanser nasıl yok olabilir sorusunu asla aklınıza getirmeyin,‭ ‬bu imkânsız birşey demeyin; kanseri yenenler olduğu müddet,‭ ‬demekki olabiliyormuş deyin.‭ ‬Demek bedenimiz bu tür oluşumlara izin vermekte ama bunların yok edilmesi içinde farklı kapıları açık bırakmış durumda.‭ ‬Bunlardan birisi de apoptosis dediğimiz kontrolünü kaybetmiş ve vazifesini tamamlamış hücrelerin programlanmış ölümü.‭ ‬Bunun gibi kapıları araştırıp bulmak ve bunlardan faydalanmak bizlere kalmış. Örneğin:‭ ‬şuan yeni bir teknik üzerine çalışıyoruz,‭ ‬nedir bu teknik‭? ‬Kanser hücreleri bedenin diğer hücreleri gibi varlıklarını sürdürebilmeleri için oksijen,‭ ‬besin ve elektromanyetik enerjisine muhtaç.‭ ‬Örneğin‭; ‬ketojenik diyet ile siz kanser hücrelerin besin kaynağını kesip onların varlığını tehdit edebilirsiniz.‭ ‬Biz de şu an yeni teknikler geliştirerek kanser hücrelerin elektromanyetik enerjisini bir süpürge makinası gibi çekmeye,‭ ‬hortumlamaya çalışıyoruz.‭ ‬Amacımız kanser hücrelerini bitkin,‭ ‬halsiz ve enerjisiz bir hale dönüştürerek ölüme sürüklemek.

Not: biyopsilerden uzak durunuz!!!

Giriş yazımız veya batı tıbbı gerçekleri bölümündeki yazılarımızdan görebileceğiniz gibi tıp dünyası dünya hakimiyeti peşinde koşan, kendi çıkarları için dünya savaşları başlatan bir zihniyet tarafından yönetilir. Tıp dünyasının dört ayağı bulunur; ilaç şirketleri, araştırma merkezleri, yayın organları ve fakülteler. Kim bu dördüne sahip olursa tıp dünyasının içeriğini ve geleceğini o yönlendirir. Bu oyunda hekimleriniz birer kukla, hekimlerinizin önüne ne ilaç konulursa anca onu yazabilir kendilerine ne prosedürler dikte edilirse anca onu uygulayabilir. Kendi akıl ve yetenekleri ile birşey yapmaları, o çarkın dışına çıkmaları mümkün değil. Çıkarlar ve kendi insayatifleri ile hastaları tedavi etmeye kalkışırlarsa hekimlikten atılırlar. Hastalara uygulanan prosedürler şeytani bir zihniyet tarafından kaleme alınıncada, tıp dünyasının insanı iyileştirmek için değil insanı hasta etmek için kurgulandığını görüyoruz. Biyopsiler böyle bir tuzak, insanı hasta etmek için kurulan tuzaklardan birisi. Sizlere basit bir soru; günümüzün teknoloji çağında siz bir PET taraması ile bir oluşumun iyi veya kötü huylu olup olmadığını rahatlıkla ayırt edebilirsiniz, bu imkan varken bir hekim neden acaba bedenin mahremiyetine tecavüz eden yöntemleri tercih eder? Biyopsilerden neden uzak durmalıyız? Bir; bu bir ilke meselesi! Bir hekim her zaman hastasına en az zarar verici prosedürü uygulaması gerek. İki; bu bir risk meselesi! Biyopside alınan parça kötü huylu çıkarsa siz o cerrahi müdahale ile o tümörün yayılımını tetiklemiş oluyorsunuz. O yüzden her tümör oluşumun kötü huylu olabileceği varsayımı ile hareket etmeli, o tümöre bıçak değdirerek hastanızı yayılım riski ile karşı karşıya bırakmamalısınız. Biyopsiler nasıl yayılımı tetikler? Bir; vücut içi veya dışında varolan oluşumların bir bütünlüğü vardır, siz bu bütünlüğü bozduğunuz an hücre içi enzim ve hormonlar devreye girer ve o boşluğu doldurmak için agresif bir büyüme safhasına geçer. Örneğin; cildinizi kestiğinizde o kesik hücrelerin yerini yeniler ile doldurulması gibi. İki; tümör bölgesine ininceye kadar nice kan damarları kesilir, o tümörden bir parça kopardığınızda da nice kılcal damarları kesilir, açık kan damarlarıda sayın okurlarımız mikroskopik boyutta olan bir kanser hücresinin o bölgeden kopup bu açık kan damarlarından birinin içine süzme olanağını artırır. Küçücük bir kanser hücresi kanserin olduğu bölgeden koptuğu ve bu açık damarların için girdiği anda o
damarlar nereye kadar uzanıyorsa o kanser hücreleri oraya kadar gider, kendisine uygun bir yere yerleşir ve uykuya dalar. Sizin bu yayılımdan haberiniz olmaz, siz rutin çekuplarınızı yaparsınız ve temiz raporu alırsınız. Aradan aylar hatta yıllar geçer, siz kanseri atlattığınızı düşünürken o kanseri yendiğiniz mutluluğunu yaşarken bir bakmışsınız yıllar önceki tümörden çok farklı bir bölgede o uyuyan hücreler aktif hale gelmiş ve yeni bir tümör ortaya çıkmış. Bu yeni gelişme üzerinede hiçbir hekim ve uzman kalkıp kendisini sorguya çekmez, biz ne hatası yaptık, bu tümör buraya nasıl geldi, hangi müdahalelerimiz bunun yayılımını tetikledi sorusunu sormaz, bütün yük ve sorumluluk yine sizlerin omuzlarına bindirilir. Siz nice sıkıntılar ve çabalar ile bir kanseri yenersiniz ama, tıp alemi her müdahalesi ile size bir kaç tane tümör bölgesi daha hediye eder. Bir gün gelir siz mücadele vermekten yorgun düşer, bütün ümitlerinizi yitirir ve kaderinize teslim olursunuz. Sistem ve çark sizin bunu yenmemeniz üzerine kurulmuş, o yüzden kanser olursanız tıp dünyasından uzak durmalısınız.

Not: kemotedavisinden uzak durunuz!!

Kemotedavisi hakkında detaylı bir bilgi aktarmama gerek yok, kemotedavisi bir zehir, sizi bitkin düşürmek sizi öldürmek için var edilmiş bir uygulama. Kemotedavisi ile iyileşen birisi yok,
o yüzden lütfen kemotedavisinden uzak durun. Kemotedavisi ile iyileştiğini iddia eden hastalarda o şifayi kemotedavisi ile elde etmedi, bunu güçlü beden güçlü irade ve pozitif moral ile elde etti, bunu biliniz. O yüzden lütfen sırtınızı kemotedavisine dayayıp onun sizi iyileştirmesini beklemeyin. Biz bu ülkenin başında olsaydık kemotedavisini uygulayan hekimleri meslekten ihraç eder, bunu tıbbi bir prosedur ve uygulama zorunluluğu haline getirenleride asardık. Durum bu kadar vahim. 

Tıbbi Araştırmalar

09.‭ ‬Ocak‭ ‬2012‭ ‬tarihli bir gazete yazısını sizler ile paylaşmak istiyoruz.‭ ‬Bu yazı bizim‭ ‬5‭ ‬yıldır üzerinde çalıştığımız konunun başka bilim adamları tarafından da araştırıldığını göstermekte.‭ ‬Bazı üniversitelerdeki bilim adamları düşük doz elektromanyetik dalgalar ile kanseri yenebileceklerini tahmin etmekte ve bunun üzerine araştırma yapmaktalar.‭ ‬Bizim‭ ‬5‭ ‬yıldır üzerinde çalıştığımız bir konuyu bilim dünyası yeni yeni keşfetmekte.‭ ‬Umarız bu araştırmalar bilim dünyası ve ülkemizdeki nice kanser vakaları için hayırlı olur.

http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/01/09/dusuk-dozlu-baz-istasyonu-dalgasi-kanserde-umut-oldu