nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
değerli okurlarımız,
özel günlerde yılda bir veya iki defa iletişim bilgilerimi okurlarımla paylaşıyorum. Ramazan-ı şerifin son haftasına girmek üzereyiz, hem bu mübarek günler vesilesine hem 2019 yılın bizim için özel olmasından dolayı ramazan bayramına kadar çok kısa bir süreliğine iletişim bilgilerimi sizinle paylaşacağım. Sorularınız veya önerileriniz olursa bana bu hattan ulaşabilirsiniz. Telefona cevap vermek için müsait olmayabilirim, msj bırakırsanız size geri dönerim. Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun. Önümüzdeki hafta iştirak edeceğimiz kadir gecesinin İslam alemine hayrlar getirmesi 2019 yılın insanlığa huzur ve adalet getirmesi dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız. Bip ve Whattsapp # 0555 180 6728                                                                                    
                                                                                                                                                                    
                                                                                                                                                                                                             
"Kader nedir; Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz.
"




Belkısın tahtını kim getirdi, teknoloji kullanıldımı, ışınlama oldumu?

İlk önce neden bu tür konulara giriyoruz bunu açıklayalım; gizem avcıları bilinmeyenlerin peşinde koşarken maalesef ama maalesef boyunlarını aşan konulara giriyor ve yanlış bilgiler ile beyinlerinizi allak bullak ediyorlar. Ortaya attıkları saçmalıklara bir yere kadar sessiz kalabiliyoruz sonrada patlıyoruz. Yeter yahu, bu kadarda olmaz artık diyoruz. Ortaya atılan iddiaların sınırı yok. Her türlü saçmalığı ortaya atıp bunu savunabiliyorlar. İnsanın fıtratı merak içerdiği içinde, genç nesillerimizi ışınlama ve uzaylılar veya zaman yolculuğu gibi teorilere kaptırıyoruz. Sorun ne burada; bu tür teoriler İslam dinine ters. Uzaylı yok, zaman yolculuğu yok, ışınlanma yok. Sıkıntıda burada başlıyor. Gelecek nesillerimizi İslama ters inançlara kaptırıyoruz. Bu tür saçma teorilere cevap vermesi gereken bir tayfa (ilahiyatçılar, diyanet) memurluk zihniyetine esir düşmüş. Bir diğer tayfa (cemaatler) vatanı ele geçirme ihanetleri ile meşgul. Bir diğeride (tarikatlar) sapkın ritüeller ile müridlerini transa sokmakla meşgul. Sorumlu olanlar sorumluluklarını yerine getirmeyince piyasa şarlatanlara ve İslama ters felsefelere kalıyor. Onlarda her gün gençlerimizi saçma teoriler ile besliyor. Gençliğimizi kaybediyoruz arkadaşlar, özeti bu. 15 yıl öncesi alternatif tıp hakkında sizi bilgilendirme niyetine websayfamızı açmıştık. Bu süre içinde, sorularınızla sizlerinde katkısıyla alanında içeriği en zengin en kapsamlı en bilimsel ve en saygın websitesini oluşturduk. Bu alanın dışına çıkmayada hiç niyetimiz yoktu. Gizemli teorilere mesafeli duran birisi olarak, dini eğitimi olmayan birisi olarak İslami veya metafizik konulara girmeyi aklımın hayalimin ucundan geçirmezdim, ama bak göre hayat bizleri nerelere çekti. Yapacak birşeyde yok. İnsan kendi fıtratı dışına çıkamıyor. Bizde de öyle bir huy varki İslama ve devletimize yapılan saldırılara duyarsız kalamıyoruz. Buna gurbette doğup büyümenin yan etkileride diyebilirsiniz. Mevzu İslam, vatan ve millet olunca rahat duramıyoruz. Sayfamıza ilk defa girenler konuları görünce şaşırıyor olabilir, bunların biyoenerji ile ne alakası var diyebilir, lütfen bunun altında bir art niyet aramayın. Alternatif tıp dışında konulara girmek kesinlikle bizim arzu ettiğimiz birşey değildi. Şartlar bunu gerektirdi. Hakkınızı helal edin.

Değerli dostlar, eğer insanın düşüncelerini ve eylemlerini sınırlayan değerler yoksa insan herşeyi yapar herşeyi kendisine inandırır. Vakti gelir uzaylıların yeryüzünü istila edeceği inancına kendisini kaptırır, vakti gelir zaman yolcuların varlığına inanır, vakti gelir gelecek yüzyıllarda yeryüzü kaynakların insana yetmeyeceği görüşünü benimser. İnançlarınızın sınırları hayallerinizin sınırları kadar olur. Kendinize şu soruyu sorun; hal ve hareketlerinizi veya inancınızı sınırlayan birşey varmı? Eğer yoksa hapı yuttunuz, hollywood önünüze ne sufle ederse siz yutarsınız. Biz Müslümanlar mesela Kur'an-ı Kerimin çizdiği sınırlar içinde düşüncelerimizi ve eylemlerimizi gerçekleştiririz. Birşeye inanmamız istendiğinde bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışır, Kur'an-ı Kerim buna onay verirse ancak o zaman o düşünceyi kabul ederiz. Örneğin; batı dünyasının israrlı bir şekilde bize empoze etmeye çalıştığı, yeryüzünün bu kadar insanı kaldıramayacağı tezi. Eğer insanoğlu bir kaç yüz yıl daha yeryüzünde yaşamak istiyorsa, yeryüzü nüfusun yarısı yok edilmesi gerek diyorlar. Biz Müslümanlar böylesine tezler ile karşılaştığımızda ne yapıyoruz, bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışıyor sonrası kararımızı veriyoruz. Konu rızıksa rızıkla ilgili Ayetleri açıp bakıyoruz. Ne diyor Ayetler; "yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir..." (Hud Süresi; 6). Kutsal kitabımız rızkı Allahın verdiğini, bizleri rızıklandırmayı Rabbimin kendisine bir vazife bildiğini söylüyor. Şimdi; siz yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın verdiği bu sözünü tutmayacağını ima etmiş oluyorsunuz. Yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın bu kadar insanı hesaplayamadığı dünyayı ilk yaratırken yanlış hesap yaptığını, dünyayı ilk yarattığında dünyaya örneğin 10 gram rızık yerleştirmesi gerekirken 5 gram yerleştirdiği, şimdide dünyanın yetersiz kaldığını ima etmiş oluyorsunuz. Doğum ve ölümlerin Allahın iradesi dışında gerçekleştiğini, bu kadar insanı haşa Allahın hesap edemediğini ima etmiş oluyorsunuz. Masumane gibi görünen tezlerin ne tür anlamlar içerdiğini görüyormusunuz? Arkadaşlar, batı dünyası bu tür inançları pompalar çünkü onlarda Allah inancı yok. Onlar dünyanın tesadüfen ortaya çıktığına inanıyor. Sizde ama Allah inancı varsa, kendinizi lütfen bu tür saçma batı kaynaklı felsefelere kaptırmayın. Yeryüzünde açlık var ama hocam diyorsanız; evet, var ama bu dünyanın yetersiz olduğundan değil, yeryüzündeki adaletsizlikten ve sömürü zihniyetinden ötürü. Anladınız.

Kur'an-ı kerim inançlarımızı sınırlayan bir rehber, bunun dışında başka bir rehberimiz varmı; var. Allahu Teala insanı yarattı sonrası iyi ve kötülüğü benliğimize yükledi; "Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülüğü ve iyiliği ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir" Şems süresi, 7-9). İnsanoğlun en temel rehberi içgüdüleridir. Ailenizden hiçbir ahlaki terbiye almasanızda, yaşantınızda hiçbir dini eğitim görmesenizde siz doğuştan itibaren öldürmenin veya hırsızlık yapmanın kötü bir eylem olduğunu biliyorsunuz mesela. Nereden biliyorsunuz; işte bu ilahi yüklemeden. Her insana doğmadan öncesi temel değerler yüklenmiş. En temel rehberimiz içgüdülerimiz, sonrası aileden aldığımız ahlaki dini ve kültürel değerlerimiz, sonrası bunlarıda şemsiyesi altına alan Kur'an-ı Kerim. Bu konulara neden girdik; Süleyman as ve ışınlama, Zülkarneyn as ve uzay yolcuğu, Ehl-i Kehf ve zamanda yolculuk gibi iddialar, yani bilinmeyenler hakkında ortaya atılan iddialar Kur'an-ı Kerime ters. Bu tür inançlara kendinizi kaptırmadan lütfen rehberinize danışın. Kim bizim rehberimiz; Kur'an-ı Kerim. Bizim nacizane tavsiyemiz, bu tür iddiaları ortaya atmadan öncesi lütfen kur'an-ı kerimin mealini açın ve okuyun. Anlayıncaya kadar tekrar ve tekrar okuyun. Okurkende tezinizi destekleyecek niyette değil, ön yargılardan arınmış doğruları öğrenme niyetine okuyun. Okumaya vaktiniz yoksa eğer, o zaman bu tür konular ile karşılaştığınızda Rabbim daha iyisini bilir deyip bu tür sohbetlerden uzak durun; "...delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında kimseyede birşey sorma" (Kehf Süresi; 22). Bu Ayet mağaradaki gençler hakkında bir soru üzerine iner. Allahu Tealada bu Ayeti indirerek, bir konu hakkında net bilgi yoksa o zaman o konu hakkında münakaşaya girmeyi ve soru sormayı yasaklar. Yani delilin olmadığı bir konu hakkında sohbet etmeyi yasaklar. Neden, çünkü bundan hesaba çekileceksiniz; "Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur" (İsra Süresi; 36). Bizden uyarması; uzaylılar hakkında zaman yolcuları hakkında atıp tutuyorsunuz, bu söylediklerinizden hesaba çekileceksiniz ve deliliniz nerede, bu bilgileri nereden aldınız diye size sorulacak. Ne cevabı vereceksiniz? Öyle zannettimmi diyeceksiniz. Varsaylımki dediniz, o zaman size zandan uzak durun demedikmi, zan hakkında Ayetler apaçık değilmi yanıtını alacaksınız. Hollywood ve batı kaynaklı güya uzmanlarımı referans göstereceksiniz? Varsayalımki gösterdiniz, bu sefer bir fasık size bir bilgi getirdiğinde bunun doğruluğunu araştırın Ayetini önünüze koyacaklar. Öyle veya böyle hapı yuttunuz. Youtube'ta bir kaç tık daha alabilmek, popüler olabilmek için kendinizi helaka sürüklüyorsunuz. Kesin delil neden önemli; çünkü yanlış bilgi insanları saptırıyor çünkü yanlış bilginin ucunda birine bir iftira atmak var bir yalan var. Örneğin; uzaylılar. Allahu Teala uzaylılar yaratmadı. Siz var dediğiniz an, Allaha iftira atmış ve milyonlarıda buna ortak etmiş oluyorsunuz. Olay bu kadar basit.
Bu vebalin altından kalkamazsınız. O yüzden Allahu Teala kesin bilgi yoksa o konudan uzak durun diyor.

Gelelim konumuza;

Kur'an-ı Kerim üç bölümden oluşur. Bir bölüm tarih kitabı gibi geçmiş olaylardan bahseder. Bir bölüm günlük gazeteniz gibi günlük yaşantınızla ilgili konulara değinir. Bir bölümde bilim kurgu romanı gibi gelecekten bahseder (kıyamet, cennet, cehennem, mahşer günü). Geçmiş olaylardan bahsederkende Süleyman as ile ilgili bölümde Saba Kraliçesi Belkıs'ın tahtın getirilişini anlatır. Bu hadiseyi bir çok kişi ışınlamaya yorumlar. Hatta ve hatta, o kadar ileriye giderek geçmişte yüksek teknoloji vardı demeye getirir. Bu olayın altında yatan hadise nedir, bunu size genel mantık ve Ayetler doğrultusunda anlatmaya çalışacağız, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz;
"Beyler! Onlar boyun eğerek bana gelmeden önce hanginiz o kraliçenin tahtını bana getirebilirsiniz?" diye sordu. Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter, ben güvenilir biriyim" dedi. Kitaptan bir bilgisi olan ise, "Ben onu sen göz açıp kapayıncaya kadar getiririm" diye cevap verdi. Süleyman, tahtı yanı başına yerleşmiş olarak görünce şöyle dedi: "Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan rabbimin bir lutfudur. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, kerem sahibidir" (Neml Süresi; 38-40). Bu hadisede binlerce km uzakta olan ve bir kaç ton ağırlığında olan bir eşyayı birisi, gözünüzü açıp kapatmadan getiriyor. Bu nasıl mümkün oldu? Cin tayfasından bir ifrit ile insan tayfasından olan bir ilim sahibi arasında, kim belkısın tahtını daha hızlı getirebilir mevzusu geçer, ilim sahibi olanda cin'e üstün gelir ve tahtı getirir. Bunun altında yatan hikmet nedir? Teknolojimi kullanıldı yoksa farklı birşeymi var burada?

Belkısın tahtı teknolojik bir cihazlamı getirildi?

Hayır. "Geçmişte teknoloji varmıydı" yazımızı okursanız teknolojinin hangi şartlar altında indiğini öğrenirsiniz. En basit örneğiyle eğer o tahtı getiren şahıs o tahtı bir teknolojik cihaz ile getirmiş olsaydı o zaman bundan onda bir yeryüzü ilmi olduğu anlamı çıkardı, yeryüzü ilmi ona indiği zamanda bu ilmi yeryüzündeki diğer insanlar ile paylaşma zorunluluğu doğardı. Bilgi demek vebal demektir. Bilgi size inerse, o bilgiyi paylaşmak zorundasınız. İslami açıdan, size eğer bir yeryüzü ilmi inerse bu bilgiyi kendinizde saklı tutamazsınız. Sizler belki elde ettiğiniz bilgileri başkaları ile paylaşmıyor, bencil ve çıkarcı davranıyorsunuz. Allah ehli birisi ama paylaşırdı paylaşma zorunluluğu olduğunu bilirdi. Paylaştığı o ilim ve teknolojide günümüze kadar artarak gelmiş olurdu. O günden bugüne kadar o ilim gelmediyse demek o ilim paylaşılacak bir ilim değildi. Hangi tür ilim paylaşılmaz? Kişinin maneviyatına indirilen ilimler! Örneğin; ledün ilmi. Özetlersek; bu hadisede teknolojinin varlığı söz konusu değil.

Işınlama oldumu?

Yine hayır. Ayetin kendisi zaten ışınlama tezini çürütüyor. Bizim akılsızlar kendilerini ışınlama gibi teorilere o kadar kaptırmışki Ayeti okumayı unutmuşlar. Ön yargı ile olaylara yaklaşırsanız olacağı bu. Ayetin kendisi nasılmı ışınlama tezini çürütüyor, çok basit; iki kişi yarışa girişiyor, birisi cin diğeri insan. Cin ışık hızı ile hareket eder, diğerinin ise ışınlama teknolojisini kullandığını iddia ediyorsunuz. Bu ikisi yarışsa, kim galip çıkar? Eşitlik olur. Şimdi, aha haaa diyorsunuz değilmi!! Işınlama dediğimiz olay, ismi üzerine ışık hızı ile hareket edebilmek. Cinler ışık hızında hareket eder, sizde ışık hızında hareket ederseniz, ortaya eşitlik çıkar. Işınlama ile bir cinden daha hızlı o tahtı getirmeniz mümkün değil. Anladınız. Cinden daha hızlı o tahtı getirebilmeniz için ışık hızından ötesi birşey kullanmanız gerek. Bizim evrende de ışık hızından daha hızlı hareket edebilmek mümkün değil. Bilimsel açıdan mümkün olmayan birşey gerçekleştiği anda buna ne diyoruz? Mucize. Bu olayın neden ışınlama teknolojisi ile gerçekleşemeyeceğini anladınızmı? O ilim sahibi zat, iddia edildiği gibi
 eğer ışınlama teknolojisini kullansaydı bir cinden daha hızlı getirmesi söz konusu olamazdı. Hatta tam aksi olurdu, cin daha hızlı getirirdi çünkü ışık hızında hareket edebilmek için bir aygıta ihtiyaç duymuyor. Işık hızında hareket edebilmek bizlerin koşma kabiliyeti gibi doğasında olan birşey. Siz o ışınlama cihazın ayarlarını yapıncaya kadar cin çoktan getirmiş olurdu. Anladınız. Özetlersek; bu hadisenin ışınlama ile hiçbir ilgisi yok.

Işınlama teorisi ile karşılaştığımız diğer sorunlar

Ortada bir teknoloji var dediğiniz zaman, o teknoloji yeryüzü kurallarına tabi olması gerek. Teknolojinin temeli fizik kurallarına dayanır. İşte burada da aklımıza onca soru geliyor; o tahtın bulunduğu koordinatları nereden aldıda kendisini tam o noktaya ışınlayabildi? Varsayalımki kendisini oraya ışınladı, sarayda tahtı arayacak, oradaki insanlardan gizlenecek derken dakikalar geçerdi. Dakikaları bırakın, bir adım attığında zaten iddiayı kaybederdi. Gözünü açıp kapatmadan getiririm diyor, yani o tahtı getirmek için bir adım atacak zamanı bile kendisine tanımıyor. Kendisine tanıdığı süre içinde o tahtı ışınlama veya her hangi bir dünyevi güç ile getirmesi mümkün değil. Örneğin ifrit. İfrit iki adımlık zaman kendisine tanıyor. Ne diyor; otur diyor bu ilk adım sonra kalk diyor bu da ikinci adım, sonrası tahtı yanında göreceksin diyor. Bir adımda tahta ulaşsam bir diğer adımda da geri dönsem, ancak iki adımda getiririm diyor ve o kadar mühlet istiyor. İlim sahibi zat ise o zamanı bile kendisine tanımıyor. Gözü açıp kapatıncaya kadar getiririm diyor. Gözü açıp kapatmak ne demek saniyenin onda biri demek. Saniyenin onda biri ne anlama geliyor, o dönem için ölçümü mümkün olmayan bir zaman dilimi anlamına geliyor. O yüzden burada kullanılan gözü açıp kapatma ifadesi bir zaman dilimini kastetmekten ziyade, zamanın geçersizliğini ifade etmek için kullanılır. İslam tarihinde de hangi şahıs için zaman geçerli değil? Bu sorunun cevabını biliyorsanız, tahtı getiren zatıda biliyorsunuz. Artı, ışınlama teknolojisi tek yönlü işleyen bir mekanizma değil, hem çıkış noktasında hem varış noktasında portalınız olması gerek. Bir nokta sizi atom parçalarınıza ayırıyor ve ışınlıyorsa diğer uçtada yani belkısın sarayında da sizi bir araya getiren bir alıcı aygıt olması gerek. Belkısın sarayında öyle bir aygıt varmıydı? Yoktu. Bu iddiaların neresinden tutsak elimizde kalıyor. Önünü ve arkasını hesaplamadan birşeyleri ortaya atıyorlar, sonrada ben böyle düşünüyor böyle inanıyorum deyip geçiyorlar. Bilimde böyle işlemiyor işte arkadaşlar, iddialarınızın önünde ve arkasında elle tutulur bir tarafı olması gerek.

Teknoloji yoktu ışınlama yoktu, ne vardı o zaman?

Bunun sırrınıda bize başka bir Ayet açıklıyor. Kur'an-ı Kerim ilim sahibi kişilerden bahsederken
, bunu genelde o kişilerin ismini söyleyerek yapar. Örneğin; biz Musaya ilim verdik der, Yusuf’a ilim verdik der, Lut'a, Davud ve Süleyman'a ilim verdik der vs. İki Ayette ama ilim sahibi bir şahsiyetten bahsederken o şahsiyetin ismini vermez. Birisi bu Ayet diğeri ise Musa as'ın kıssalarında geçen Ayette. Hatırladınızmı? Aynen. Kehf Süresi 60-82. Musa as, kendisinden daha ilimli birisi varmı diye Allaha sorar ve bunu öğrenmek için bir yolculuğa çıkması söylenir. Bu yolculukta onu o ilim sahibi şahısa ulaştırır ve bu ikisi yine bir yolculuğa çıkar ve bir dizi olaylar ile karşılaşır. Şimdi; Kur'an-ı Kerimin iki Ayetinde isimsiz bir ilim sahibinden bahsedilir, birisi Belkısın tahtı ile ilgili Ayette diğeri ise Musa as'ın yolculuğu ile ilgili Ayette. Kim bu şahıs? Belkısın tahtı ile ilgili Ayette Allahu Teala onu deşifre etmiyor, o Ayeti okuduğumuzda onun kim olduğunu çözemiyoruz. Musa as'ın kıssasına geldiğimizde ama, Ayetler bize o şahıs hakkında daha detaylı bilgiler veriyor. Bi nevi kendisini ifşa ediyor. Kim bu şahıs; hz Hızır. O iki Ayette geçen kişinin aynı kişi olduğunu nereden anlıyoruz? Kur'an-ı Kerimin tümünü inceleyerek. Kur'an-ı Kerimde tek bir kişi için zaman geçerli değil, o da Hızır as. Yani, o tahtı bir ifritten daha hızlı getiren kişi sıradan bir insan değildi, maneviyatı yüksek zamanın kendisi için geçerli olmayan bir şahsiyetti. Olayın altında da ışınlama gibi bir yeryüzü ilmi yoktu, bir mucize vardı. Ne tür bir mucize? Bu hadisede zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı. Herkes için zaman durdu, o taht içinde mekan kavramı ortadan kalktı. Gözü açıp kapatmadan binlerce km uzaklıktaki bir taht bir anda Süleyman as yanında oluverdi. O yüzden bu hadisenin altında yeryüzü ilimleri değil, manevi ilimler arayın.

Ortaya attığınız tezin tutulur yanları olsun

Bir hadise Musa as döneminde yaşanıyor diğer ise ondan bin yıl sonrası Süleyman as döneminde. İki Peygamber arasında bir zaman farkı var, bu hadisenin içinde de zamanın hiçe sayılması var, bu da aklımıza ilk Hızır as getiriyor. İslam inancına göre iki kişiye kıyamete kadar yaşama izni verilmiş biri kötülerden (iblis), diğeri iyilerden (hz Hızır). O yüzden biz Müslümanlar Hızır as'ın kıyamete kadar insanlığın arasında dolaşacağına inanırız. Hem Musa as döneminde ortaya çıkması, hem Süleyman as'ın hizmetinde bulunması İslam inancına uygun bir iddia. Yani bir iddia ortaya attığınızda bu İslam ile çatışmasın. Önü ve arkası tutulur olsun, mantık içinde olsun.

Özetlersek

Kur'an-ı Kerimde ilimden bahsedildiğinde, bu maneviyatla ilişkilendirilir. Örneğin;
"Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler" (Sebe Süresi; 6). "Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar" (İsra Süresi; 107). Kur'an-ı Kerimde ilim ve maneviyat özleştirilir. Allah inancı olmayan birisi, Allah nezdinde ilim sahibi olarak görülmez. Kur'an-ı Kerimin koyduğu ölçüye göre ilim sahibi olabilmeniz için Allah inancına ve Allah korkusuna sahip olmanız gerek. Ayetimiz ilim sahibi bir şahsiyetten bahsediyor, biz buradan o kişinin manevi ilimlere sahip olduğunu anlıyoruz. Nereden bunu anlıyoruz? Manevi derinliğe sahip olmayan birini Kur'an-ı Kerim, "ilim sahibi" olarak görmüyorda ondan. Bu noktada aklınıza şu soru gelebilir; hem manevi ilimlere sahip, hem teknoloji gibi yeryüzü ilimlerine sahip olamazmı? Günümüzde elbette olabilir, ama o dönem olamaz. En basiti ilmin zekatı var. O şahıs eğer bu hadiseyi bir yeryüzü ilmi ile gerçekleştirmiş olsaydı, medreselerde ve okullarda o teknolojiyi başkalarına öğretme ve paylaşma vebali omuzuna inerdi. O teknoloji yayılır ve o günden bugüne katlanarak gelirdi. O dönemde ve ondan sonraki dönemlerde siz yeryüzünün her hangi bir noktasında ışınlama teknolojisine rastladınızmı? Hayır. Demek ortalıkta ışınlama teknolojisi yoktu. Bu tür iddialar ortaya attığınız zaman lütfen çok dikkatli olunuz, her yönüyle kendinizi vebal altına sokuyorsunuz. Örneğin; o şahıs ışınlama teknolojisi ile tahtı getirdi dediğiniz an, o şahısa o bilginin zekatını ödemediği, o bilgiyi insanlıktan gizlediği iftirasını atmış oluyorsunuz. Bilgiyi paylaşmamayı ve ilmi gizlemeyi sanki meşru birşeymiş gibi göstermiş oluyorsunuz. Küçük ve önemsiz gibi görünen bir iddianın ne tür yorumlara ve iftiralara yol açabileceğini lütfen görünüz. O hadise ışınlama ile izah edilebilir değil, öyle olsaydı o hızda ifritte o tahtı getirebilirdi. İfritten daha hızlı hareket edebiliyorsa, demek ışık hızından daha hızlı birşey kullanıldı. Fizik yasalarına görede bu evrende ışık hızından daha hızlı hareket edebilen bir şey yok. Fizik yasalarına ters olanın altında da biz ne arıyoruz; mucize! Bu olayda da bir mucize gerçekleşti. Zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı.

Mucize ve teknoloji arasındaki fark?

Gizem avcıları maalesef bilerek veya bilmeyerek peygamberleri sıradanlaştırır, bunuda peygamberlerin mucizelerini günümüzün teknolojik aygıtları ile açıklamaya çalışarak yaparlar. Peygamberlere indirilen mucizeleri günümüzün teknolojisine eş değer tutarlar. Bu yazı vesilesiyle bunada bir açıklama getirme ihtiyacı hissediyoruz, bakınız; dünya bir bilgisayar ve bizde o bilgisayar yazılımın içinde varlığını sürdüren birer kuluz. Mucize ve teknoloji arasındaki fark; teknoloji, o yazılımın inceliklerini öğrenmek ve kullanmaktır. Mucize ise o yazılımın dışına çıkabilmek
(mirac hadisesi) ve gerektiğinde o yazılıma dıştan müdahale edebilmektir. Bilim adamı ile peygamber arasındaki fark; bilim adamları yazılımın dışına çıkamaz, yazılımın kendisine müdahale edemez, yazılımı değiştiremez. Yazılım yani sistem kendilerine ne imkanları sunuyorsa ancak o sınırlar içinde hareket edebilirler. Peygamberler ise diledikleri an yazılımın dışına çıkabilir, diledikleri zaman yazılımın kendisine müdahale edebilir. Belirli bir mekan ile kısıtlı değiller. Sistemin içi veya dışı, sınırsız hareket alanlarına sahipler. O yüzden bir peygamberi asla bir bilim adamı ile, bir mucizeyide asla teknolojik bir aygıt ile eşdeğer tutmayın. Robotun kendisi ile o robotun yazılımını yazan kişi hiç bir olurmu!"






biyoenerji ile kanseri


Bir kaç yıldır bioenerjinin bilimsel altyapısı üzerine çalışıyoruz,‭ ‬ancak bioenerji üzerinde elde ettiğimiz pratik tecrübeler ve bilgiler fizik tedavi rahatsızlıkları ile kısıtlıydı.‭ ‬Bu şekilde bioenerjinin sınırlarını ve gerçek gücünü tespit edemezdik.‭ ‬Uzmanlık alanımızın dışında bulunan bir hastalığın üzerinde bir çalışma yapmaya karar verdik ve bu kararı verirken Türkiye de yaşanılan en büyük sağlık sorunlarını göz önüne aldık ve bunların bioenerji ile‭ ‬tedavisi mümkün olup olmadığına baktık.‭ ‬Bu incelemelerimizin sonunda araştırma konusu olarak kanser hastalığını seçtik. Neden kanser hastalığı?

Kanser hastalığını seçmemizin sebebi- pozitif moral faktörü

Kanseri yenen insanların öykülerini okuduğunuz zaman, onların hepsinin ama istisnasız bir ortak noktası olduğunu görürsünüz,‭ ‬bu ortak nokta aldıkları kemo tedavisi,‭ ‬ışın tedavisi veya bitkisel ilaçlar değil onları birleştiren tek nokta hayata pozitif bakış açıları.‭ ‬Bizde bioenerji üzerinde yaptığımız araştırmalarımızda bioenerji olarak adlandırılan elektromanyetik akımların pozitif düşünceden kaynaklandığını tespit etmiştik. Biz bu çalışmalarımızda kanser hastalığını seçtik çünkü kanseri yenen insanlar pozitif moral ile kendi kendilerine biyoenerji uyguladıklarını ve kendi içlerinde meydana getirdikleri bu enerji ile kanseri yendiklerini gördük. Eğer onlar kendi bedenlerinde böylesine bir enerji ortaya çıkarabiliyorlarsa, bizde bunu yapabilmeliydik. Bizde kendi içimizde ortaya çıkardığımız bu enerjiyi başka birine aktarıp bu enerji ile başka birinin kanserini yenebilmeliydik. Araştırmalarımızın altında yatan mantık çok basit; kanseri yenen hastalar bunu pozitifi moral ile yapıyor, bu pozitif moral onların bedeninde farklı bir enerjinin ortaya çıkmasına sebep oluyor, eğer bu enerjiyi bizde kendi bedenimizde ortaya çıkarabilir sonrası bir kansere hastasına aktarabilirsek bizde kanseri bununla yenebilmeliyiz. Neden biz bunu yapıyoruz veya yapmak zorundayız? Kanser ile mücadele eden insanlar her zaman pozitif kalmayı başaramıyor, bazıları o haberi alır almaz bunalıma giriyor bazıları kanserin tekrar, farklı bir bölgede nüksettiğini duyunca pes ediyor bazılarıda beden direncini kemotedavide yitiriyor. Olayları kendi bakış açınızdan değerlendirmeyin, herkes sizin gibi güçlü bir iradeye, beden direncine sahip değil. Bazı insanlar güçlü ve bu süreç içinde güçlü kalmayı başarıyor, çoğu insan ama maalesef değil ve bu insanlar bu süreç içinde pes ediyor, bu savaşın üstesinden gelemiyor. İşte burada biyoenerji uzmanları devreye girmesi gerek, biyoenerji uzmanları o hastaların ihtiyaç duyduğu enerjiyi onlara dıştan aktarması gerek. Duygusal veya fiziki çöküntüden dolayı bu hastaların kendi bedenlerinde üretemediği, şifa için olmazsa olmaz olan o enerjiyi onlara dıştan başka birisi aktarması gerek. Onlar o pizitif morali üretemiyorsa başkası kendi bedeninde üretip onların bedenine aktarması gerek. Elektronik cihazları dıştan şarj edebiliyoruz, neden insan bedeninide şarj edemeyebilelim, dıştan bir enerji yüklemesi yapabilemeyelim? Dünyanın hangi köşesine giderseniz gidin gittiğiniz fakültedeki Profesörler sizlere şunu söyler‭; ‬kanseri yenmenin sırrı moralinizi kaybetmemeniz ve hayata poztif bakmanız.‭ ‬Ancak hiçbir Profesör neden pozitif düşüncenin kanseri yenebildiğini araştırmaz,‭ ‬bunun altyapısını merak etmez.‭ ‬Soyut bir kavram olan bir düşünce bedendeki somut bir sorunu yani kanser hücresini nasıl etkiler‭? ‬Biz burada kimsenin merak edip araştırmadığı bir konuyu sizler için ele alıp buna bir açıklık getirmeyi ümit ediyoruz.

Kanser hastalığını seçmemizin ikinci sebebi- DNA faktörü

Kanseri seçmemizin ikinci nedeni ise kanserin oluşum mekanizmasında yatar‭; ‬kanser bir hücrenin kontrolsüz bölünmesidir.‭ ‬Hücrelerin bölünmeleri DNA tarafından kontrol edilir. Bir hücre ortalama‭ ‬40-‭ ‬60‭ ‬defa bölünür ve sonrasında durar.‭ ‬Hücrelerin bu bölünme sınırına‭ “‬Hayflick sınırı‭” ‬denir.‭ ‬Kanser hücrelerinde bu kontrol ve sınırlandırma ortadan kalkar ve hücreler kontrolsüz bir bölünme sürecine geçer. Kısacası, kanser hastalığı DNA bozukluğu sonucu ortaya çıkar, bunun TEDAVİSİDE anca DNA'yı etkileyebilen unsurler üzerinden geçmeli diye düşündük. üzerinden geçer. Bu tespit sonrası kendimize şu soruyu sorduk; biyoenerjinin DNA üzerinde etkisi varmı? 1) Biyoenerji olarak tanımladığımız enerji elektromanyetik türünden bir enerji, biyoenerjinin etkili olup olmadığını merak ediyorsanız bilim literatürünü açıp ELEKTROMANYETİK akımların DNA üzerinde bir etkisi varmı yokmu ona bakınız. En basiti, bizler elektromanyetik akımların DNA üzerinde etkili olduğunu biliyoruz, bunu nereden biliyoruz; cep telefonları ve nice kablosuz iletişim yolları üzerinde yapılan araştırmalardan.‭ ‬2) Biyoenerjinin DNA üzerinde etkili olduğunu başka nereden biliyoruz; kanseri yenen onca insandan! Kanseri yenen onca insan, bize, bir; bu hastalığı yenmenin, ortadan kaldırmanın mümkün olduğunu gösteriyor, iki; bunun biyoenerji ile yani kendi içinde ürettiğin o pozitif elektromanyetik akımlar ile mümkün olduğunu gösteriyor. Gördüğünüz gibi kördüğüm olayın içine atlamıyoruz, çalışmamız bilimsel bir mantık ve ön çalışma üzerine kurulu! Biz bu araştırmamızda kanseri yenen insanların kendi bedenlerinde ürettiği o frekans boyutunu belirlemeye çalışacağız,‭ ‬sonrasında bunu elimize odaklayarak bununla bozulan genetik yapıyı etikeleyip etkileyemeyeceğimize bakacağız.

DNA bu kontrolü nasıl kaybeder ve nasıl düzelebilir‭?

DNA'lar sadece bizlerin genetik enformasyonunu içermez,‭ ‬DNA'lar ayrıca bir‭ ‬uydu anteni gibi görev yapar.‭ ‬Onlar çevrelerine‭ ‬150MHz civarında bir titreşim yayar ve birbirleri ile bu şekilde haberleşebilir.‭ ‬Bizim ilgimizi çekende DNA'ların bu özelliği.‭ ‬DNA'lar elektromanyetik akımları algılayacak şekilde yaratılmış,‭ ‬örneğin‭; ‬onlar cep telefonların veya kablosuz iletişim sağlayan herhangi bir cihazın yaydığı elektromanyetik akımları algılayabilir.‭ ‬Bizler DNA’ların bu yabani akımları deşifre edip,‭ ‬etmediğini henüz bilemiyoruz ama onların etkisi altında kaldığını kesin biliyoruz çünkü bilim dünyasındaki araştırmalar cep telefonu gibi elektronik cihazların çevrelerine yaydığı elektromanyetik akımların insan DNA'sını etkilediğini göstermekte.‭ ‬Eğer insan DNA'sı büyük bir anten vazifesini görüyor ve çevremizdeki sunni akımlar tarafından hasara uğratılıyorsa,‭ ‬o zaman farklı bir frekansta bu bozukluğu düzeltebilmeli‭? ‬Bizim araştırmamız bu sorunun cevabını bulmayı amaçlıyor.‭ ‬Kanseri yenen insanlar bunun münkün olduğunu gösterir,‭ ‬bu insanlar bilinçaltında belirli bir elektromanyetik frekans üreterek kanseri yenmekte.‭ ‬Bizde bu elektromanyetik frekansın peşindeyiz.‭ ‬DNA bozukluğunu düzeltebilen bu elektromanyetik frekans boyutunu ellerimize odaklayabilirsek,‭ ‬bizde bununla başka kanser hastalarını tedavi edebilmeliyiz.‭ ‬Şimdi aklınıza şu soru gelebilir‭; ‬4-5‭ ‬cm büyüklüğündeki bir kanser hücre topluluğu nasıl yok olur‭?

Kanser hücreleri nasıl yok olur‭?

Bir hücre veya hücre toplulukları farklı mekanizmalar sayesinde yok edilir,‭ ‬bunlardan bir tanesi apoptosis,‭ ‬programlanmış hücre ölümü.‭ ‬İnsan bedenindeki hücreler sürekli yenilenir,‭ ‬eskiler yok edilir‭ (‬aoptosis‭) ‬ve onların yerine yenisi üretilir.‭ ‬Bir insanda günde ortalama‭ ‬50-70‭ ‬milyar hücre bu programlanmış hücre ölümüne kurban gider.‭ ‬8‭ ‬ile‭ ‬14‭ ‬yaşındaki bir gençte ise günde ortalama‭ ‬20-30‭ ‬milyar hücre kendisini öldürür‭ (‬apoptosis‭)‬.‭ ‬Yaşlanmış ve artık çevresine zarar veren hücreler çoğunluğun menfaati için kendilerini yok eder ve yerini yeni bir hücre doldurur.‭ ‬Eğer eskiler bencil davranıp yerlerini gençlere bırakmamış olsaydı,‭ ‬80‭ ‬yaşındaki bir insanda‭ ‬2‭ ‬tonluk kemik kütlesi ve‭ ‬16‭ ‬kilometre uzunluğunda bağarsak bulunurdu.‭ ‬Kanseri yenen insanlarda pozitif düşünceler ile kanser hücrelerine sürekli göreviniz tamamlandı,‭ ‬çevrenize zarar vermektesiniz mesajını iletir.‭ ‬Bu mesajlar bir müddet sonra kanser hücreleri tarafından dikkate alınır ve o hücreler teker,‭ ‬teker kendilerini öldürmeye başlar.‭ ‬

Hastalar üzerindeki çalışmamız

Biz araştırmalarımıza‭ ‬2006‭ ‬yılında başladık ve hasta olarak kabül ettiğimiz ilk hastamız kalın bağırsak kanseriydi.‭ ‬Tedaviye başlamadan önce bir MR görüntüsü aldık ve bir ay tedavi sonrası tekrar bir görüntü istedik.‭ ‬Filmleri kıyasladığımızda tümörde herhangi bir değişiklik yoktu.‭ ‬İstenilen sonucu elde edememiştik.‭ ‬Kanserde herhangi bir büyüme yoktu ama sonuçta tatmin edici değildi.‭ ‬Teorik bilgilerimizin üzerine daha fazla çalışmamız gerektiğini düşündük ve bir yıl boyunca uygulamalarımızın teorik altyapısı üzerine çalıştık.‭ ‬Bir yıl sonra tekrar bir kanser hastası aldığımızda,‭ ‬bu da bizi hayal kırıklığına uğratmıştı.‭ ‬Bir ay enerji yüklemesi yaptığımız bir akçiğer tümöründe yine herhangi bir değişiklik olmamıştı.‭ ‬Bundan bir yıl sonra bir beyin kanseri hastası üzerinde çalıştık ve yine başarısız olduk. Araştırma niyetiyle tedavi altına aldığımız hastalarımıza,‭ ‬bu tedavilerin tamamıyla araştırma niyetiyle yapıldığını ve herhangi bir beklenti içine girmemeleri konusunda uyarılar yapıyorduk,‭ ‬fakat her başarısız girişimimizin hastalarımızı daha büyük bir çöküntüye uğrattığınında farkındaydık.‭ ‬Artık bunun teorik altyapısını çözmeden herhangi bir kanser hastasını almamaya karar verdik.‭ ‬Bütün araştırma sonuçlarımızı ve bilgi birikimlerimizi tekrar gözden geçirdik.‭ ‬Bioenerji ile kanser tedavisi mümkün olması gerekliydi,‭ ‬buna çok inanıyorduk ve mantığımızda bunun mümkün olması gerektiğini söylüyordu ama bir yerde bir şeyi hesaplayamıyorduk veya kaçırıyorduk.

Araştırmalarımızdan elde ettiğimiz kazanımlar

İlk‭ ‬4‭ ‬yılımızda farklı bioenerji teknikleri kullandık,‭ ‬hiçbirinde başarılı olamadık, fakat bu çalışmaların bize farklı kazanımları oldu.‭ ‬Nedir bu kazanımlar‭? (‬1‭) ‬Kalın bağırsak kanseri hastamız karın bölgesinden farklı ameliyatlar geçirmişti,‭ ‬bu ameliyatlar sonucu karın bölgesinde his kaybı vardı.‭ ‬Bir aylık bioenerji uygulaması sonucu‭ ‬kanseri etkileyememiştik ancak‭ ‬karın bölgesindeki his duyusu geri geldi.‭ ‬Biz bu tekniği fizik tedavide felç geçiren hastaların programına dahil ettik ve çok başarılı sonuçlar alıyoruz.‭ (‬2‭) ‬Beyin tümörü hastamız aynı zamanda epilepsi‭ (‬zara‭) ‬atakları geçiriyordu,‭ ‬biz bir aylık tedavi sonucu beyin kanserini etkileyememiştik fakat hastanın nöbetleri yok olmuştu.‭ ‬Biz o bioenerji tekniğini farklı epilepsi hastaları üzerinde de denemeye karar verdik ve çok başarılı sonuçlar aldık.‭ (‬3‭) ‬Tedavi altına aldığımız akçiğer kanser hastası aynı zamanda kemotedavisi alıyordu.‭ ‬Kemotedavisi sürecinde günlerini bitkin ve halsiz,‭ ‬mide bulantıları ve ağzında metalik tat ile geçiriyordu.‭ ‬Bu hastamızda uyguladığımız bioenerji yöntemi ile akçiğer kanserini etkileyememiştik fakat bioenerji ile tedavi altında olduğu sürece kemotedavisinin yan etkilerinden hiç birini hissetmedi,‭ ‬hatta hastamız kendisini sağlıklı günlerinden daha enerjik ve daha dinç hissetti.‭ ‬Düşük çıkan kan değerleri normal seviyelere döndü.‭ Gördüğünüz gibi oturarak bilgin kesilinmiyor‭; ‬bilgiler,‭ ‬yeni keşifler,‭ ‬yeni tedavi yöntemleri ve teknikleri anca bir şeyleri araştırarak elde edilebiliniyor,‭ ‬o yüzden lütfen her zaman araştırmacı özelliklerimizi ön planda tutalım.

Kanseri nasıl çözdük‭?

Bizim hesaplamalarımıza göre ellerimizden çıkan elektromanyetik akımlar ile kanser hücrelerindeki DNA'yı etkilebilmeliydik ama o frekansı bir türlü yakalayamıyorduk.‭ ‬Farklı bir yol denemeye karar verdik;‭ ‬nedir bu yol? Bedenimizdeki hücreler kendi aralarında elektromanyetik ve kimyasal sinyaller‭ (‬kemotaksis‭) ‬ile iletişime girer ve bu sinyaller ile birbirlerini bir yerden farklı bir yere çeker,‭ ‬yönlendirir.‭ ‬Bizde yaratılışımızda var olan bu mekanizmayı kanser tedavisinde kullanmaya karar verdik; ‬biz kanserli bölgeden başka bir alana sürekli elektromanyetik akımlar göndererek kanser hücrelerin bir yerden farklı bir yere hareket etmesini sağlayabileceğimizi düşündük.‭ ‬Neden kanseri yenmek için kanser topluluğunu dağıtmak istiyoruz‭? ‬Kanser hücreleri bir bütün olarak varlıklarını sürdürür;‭ ‬aralarındaki bağlar parçalanmaya başladığı an,‭ ‬onları besleyen sıvı birikimi kaybolduğu an, onlar kendilerini ölüme sürükler,‭ ‬yani yok olur gider.‭ ‬Bunu bıçakla yaparsanız‭ ‬hücrelerin iç bütünlüğünü bozar,‭ ‬hücreleri üreme sürecine sürüklersiniz ama bunu yavaş yavaş, o hücreleri kesmeden yaparsanız hücreleri öldürürsünüz.‭ ‬Bu yeni tespitlerimizden sonra çok farklı bir bioenerji uygulaması yapmamız gerektiğini anladık.

Elde ettiğimiz bu yeni bilgiler ile tekrar bir kanser hastasını tedavi altına almaya karar verdik.‭ ‬65‭ ‬yaşındaki bir akçiğer kanser hastasına günde‭ ‬3‭ ‬seans uyguladık.‭ ‬Her seans‭ ‬40‭ ‬dakika sürdü.‭ ‬Bir aylık tedavi süreci tamamlandığında tedavi öncesi çekilen MR ile tedavi sonrası çekilen MR sonuçlarını birbiri ile kıyasladık.‭ ‬MR sonuçlarını incelediğimiz de‭ ‬4,5‭ ‬cm büyüklüğündeki bir kitlenin yok olduğunu gördük.‭ ‬Hastamızın kalın bağırsağında da‭ ‬5‭ ‬cm büyüklüğünde bir tümör vardı ve ikinci ayımızda o bölgeye aynı seansı uyguladık.‭ ‬Tedavi öncesi ve sonrası çekilen MR'lar birbiri ile kıyaslandığında kalın bağırsakdaki tümöründe kaybolduğunu gördük.‭ ‬4‭ ‬yıllık araştırmalarımızı başarı ile sonuçlandırmıştık.‭ ‬Teorik araştırmalarımız bunun mümkün olduğunu söylemekteydi ve bizde pes etmedik ve sonunda bunun mümkün olduğunu kantıladık.‭ ‬Fakat elimizden çıkan elektromanyetik akımların frekansını daha detaylı incelememiz gerekiyor,‭ ‬bu sonuçları başka kanser hastalarında da alırsak,‭ ‬ancak o zaman bunu kanser tedavisi için geçerli bir yöntem olarak görebiliriz.

Bu araştırmadan hangi dersleri çıkarmalıyız‭?

Kanser nasıl yenilebilir diye sorarsanız,‭ ‬cevabı çok basit‭; ‬kanser bir hücrenin genetik maddesindeki bir düzensizlik sonucu ortaya çıkar; eğer siz bir hücreyi uzun bir süre ve aralıksız sunni ve genetik maddeye zararlı akımlara tabii tutarsanız, siz o hücrenin genetik maddesini bozarsınız. Yani DNA'yı etkileyebilmenin sırrı seansların sürekliliğinde ve seansların uzunluğunda yatar! ‬Biz bu bilgilerden esinlenerek kanser dokusunu uzun bir müddet, kendi bedenimizin elektromanyetik akımlarına tabi tuttuk ve sonunda gördükki,‭ ‬bizde o hücrelerin genetik yapısında bir değişikliğe sebep olabiliyoruz.‭ ‬Sayın okurlarımız,‭ ‬hergün milyarlarca hücre bedenimizin menfaati için kendisini intihara sürükler; araştırmamızın hedefi kontrolünü kaybetmiş hücrelere bir sinyal göndererek bu elektromanyetik sinyal ile onlara‭; "‬vazifeniz tamamlandı,‭ ‬çevrenize zarar vermeye başladınız artık yok olabilirsiniz", ‬mesajını iletmek.‭ ‬Ellerimizden çıkan elektromanyetik akım ile bu mesajı iletebileceğimizi düşündük ve araştırmalarımıza başladık.‭ ‬Ancak hücreler arasındaki hangi frekansların hücreleri ölüme sürüklediğini daha ince araştırmalıyız.‭ ‬Bu belirli kanalları daha iyi çekmek için radyonuzun ince ayarı ile oynamanıza benzer.‭ ‬Kanseri yenen hastalar bilmeden,‭ ‬pozitif moral ve ılımlı düşünce ile bunu becerebilmekteler,‭ ‬bizde bu elektromanyetik kodlamanın sırrını çözmeye çok yakınız.‭

Başkaları kanseri yenebiliyorsa, sizde yenebilirsiniz

Değerli okurlarımız dünyanın dört köşesinde kanseri yenen insanlar var.‭ ‬Kanser nasıl yok olabilir sorusunu asla aklınıza getirmeyin,‭ ‬bu imkânsız birşey demeyin; kanseri yenenler olduğu müddet,‭ ‬demekki olabiliyormuş deyin.‭ ‬Demek bedenimiz bu tür oluşumlara izin vermekte ama bunların yok edilmesi içinde farklı kapıları açık bırakmış durumda.‭ ‬Bunlardan birisi de apoptosis dediğimiz kontrolünü kaybetmiş ve vazifesini tamamlamış hücrelerin programlanmış ölümü.‭ ‬Bunun gibi kapıları araştırıp bulmak ve bunlardan faydalanmak bizlere kalmış. Örneğin:‭ ‬şuan yeni bir teknik üzerine çalışıyoruz,‭ ‬nedir bu teknik‭? ‬Kanser hücreleri bedenin diğer hücreleri gibi varlıklarını sürdürebilmeleri için oksijen,‭ ‬besin ve elektromanyetik enerjisine muhtaç.‭ ‬Örneğin‭; ‬ketojenik diyet ile siz kanser hücrelerin besin kaynağını kesip onların varlığını tehdit edebilirsiniz.‭ ‬Biz de şu an yeni teknikler geliştirerek kanser hücrelerin elektromanyetik enerjisini bir süpürge makinası gibi çekmeye,‭ ‬hortumlamaya çalışıyoruz.‭ ‬Amacımız kanser hücrelerini bitkin,‭ ‬halsiz ve enerjisiz bir hale dönüştürerek ölüme sürüklemek.

Not: biyopsilerden uzak durunuz!!!

Giriş yazımız veya batı tıbbı gerçekleri bölümündeki yazılarımızdan görebileceğiniz gibi tıp dünyası dünya hakimiyeti peşinde koşan, kendi çıkarları için dünya savaşları başlatan bir zihniyet tarafından yönetilir. Tıp dünyasının dört ayağı bulunur; ilaç şirketleri, araştırma merkezleri, yayın organları ve fakülteler. Kim bu dördüne sahip olursa tıp dünyasının içeriğini ve geleceğini o yönlendirir. Bu oyunda hekimleriniz birer kukla, hekimlerinizin önüne ne ilaç konulursa anca onu yazabilir kendilerine ne prosedürler dikte edilirse anca onu uygulayabilir. Kendi akıl ve yetenekleri ile birşey yapmaları, o çarkın dışına çıkmaları mümkün değil. Çıkarlar ve kendi insayatifleri ile hastaları tedavi etmeye kalkışırlarsa hekimlikten atılırlar. Hastalara uygulanan prosedürler şeytani bir zihniyet tarafından kaleme alınıncada, tıp dünyasının insanı iyileştirmek için değil insanı hasta etmek için kurgulandığını görüyoruz. Biyopsiler böyle bir tuzak, insanı hasta etmek için kurulan tuzaklardan birisi. Sizlere basit bir soru; günümüzün teknoloji çağında siz bir PET taraması ile bir oluşumun iyi veya kötü huylu olup olmadığını rahatlıkla ayırt edebilirsiniz, bu imkan varken bir hekim neden acaba bedenin mahremiyetine tecavüz eden yöntemleri tercih eder? Biyopsilerden neden uzak durmalıyız? Bir; bu bir ilke meselesi! Bir hekim her zaman hastasına en az zarar verici prosedürü uygulaması gerek. İki; bu bir risk meselesi! Biyopside alınan parça kötü huylu çıkarsa siz o cerrahi müdahale ile o tümörün yayılımını tetiklemiş oluyorsunuz. O yüzden her tümör oluşumun kötü huylu olabileceği varsayımı ile hareket etmeli, o tümöre bıçak değdirerek hastanızı yayılım riski ile karşı karşıya bırakmamalısınız. Biyopsiler nasıl yayılımı tetikler? Bir; vücut içi veya dışında varolan oluşumların bir bütünlüğü vardır, siz bu bütünlüğü bozduğunuz an hücre içi enzim ve hormonlar devreye girer ve o boşluğu doldurmak için agresif bir büyüme safhasına geçer. Örneğin; cildinizi kestiğinizde o kesik hücrelerin yerini yeniler ile doldurulması gibi. İki; tümör bölgesine ininceye kadar nice kan damarları kesilir, o tümörden bir parça kopardığınızda da nice kılcal damarları kesilir, açık kan damarlarıda sayın okurlarımız mikroskopik boyutta olan bir kanser hücresinin o bölgeden kopup bu açık kan damarlarından birinin içine süzme olanağını artırır. Küçücük bir kanser hücresi kanserin olduğu bölgeden koptuğu ve bu açık damarların için girdiği anda o
damarlar nereye kadar uzanıyorsa o kanser hücreleri oraya kadar gider, kendisine uygun bir yere yerleşir ve uykuya dalar. Sizin bu yayılımdan haberiniz olmaz, siz rutin çekuplarınızı yaparsınız ve temiz raporu alırsınız. Aradan aylar hatta yıllar geçer, siz kanseri atlattığınızı düşünürken o kanseri yendiğiniz mutluluğunu yaşarken bir bakmışsınız yıllar önceki tümörden çok farklı bir bölgede o uyuyan hücreler aktif hale gelmiş ve yeni bir tümör ortaya çıkmış. Bu yeni gelişme üzerinede hiçbir hekim ve uzman kalkıp kendisini sorguya çekmez, biz ne hatası yaptık, bu tümör buraya nasıl geldi, hangi müdahalelerimiz bunun yayılımını tetikledi sorusunu sormaz, bütün yük ve sorumluluk yine sizlerin omuzlarına bindirilir. Siz nice sıkıntılar ve çabalar ile bir kanseri yenersiniz ama, tıp alemi her müdahalesi ile size bir kaç tane tümör bölgesi daha hediye eder. Bir gün gelir siz mücadele vermekten yorgun düşer, bütün ümitlerinizi yitirir ve kaderinize teslim olursunuz. Sistem ve çark sizin bunu yenmemeniz üzerine kurulmuş, o yüzden kanser olursanız tıp dünyasından uzak durmalısınız.

Not: kemotedavisinden uzak durunuz!!

Kemotedavisi hakkında detaylı bir bilgi aktarmama gerek yok, kemotedavisi bir zehir, sizi bitkin düşürmek sizi öldürmek için var edilmiş bir uygulama. Kemotedavisi ile iyileşen birisi yok,
o yüzden lütfen kemotedavisinden uzak durun. Kemotedavisi ile iyileştiğini iddia eden hastalarda o şifayi kemotedavisi ile elde etmedi, bunu güçlü beden güçlü irade ve pozitif moral ile elde etti, bunu biliniz. O yüzden lütfen sırtınızı kemotedavisine dayayıp onun sizi iyileştirmesini beklemeyin. Biz bu ülkenin başında olsaydık kemotedavisini uygulayan hekimleri meslekten ihraç eder, bunu tıbbi bir prosedur ve uygulama zorunluluğu haline getirenleride asardık. Durum bu kadar vahim. 

Tıbbi Araştırmalar

09.‭ ‬Ocak‭ ‬2012‭ ‬tarihli bir gazete yazısını sizler ile paylaşmak istiyoruz.‭ ‬Bu yazı bizim‭ ‬5‭ ‬yıldır üzerinde çalıştığımız konunun başka bilim adamları tarafından da araştırıldığını göstermekte.‭ ‬Bazı üniversitelerdeki bilim adamları düşük doz elektromanyetik dalgalar ile kanseri yenebileceklerini tahmin etmekte ve bunun üzerine araştırma yapmaktalar.‭ ‬Bizim‭ ‬5‭ ‬yıldır üzerinde çalıştığımız bir konuyu bilim dünyası yeni yeni keşfetmekte.‭ ‬Umarız bu araştırmalar bilim dünyası ve ülkemizdeki nice kanser vakaları için hayırlı olur.

http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/01/09/dusuk-dozlu-baz-istasyonu-dalgasi-kanserde-umut-oldu