nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    





onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara;

onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, herşeyi pahalaştır sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Petrolünü satamıyor, altın ve paralarına el konuluyor, içerideki işbirlikçiler sistemi kilitliyor, ekonomi kötüye gidincede suçlu hükümet, öylemi? Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bazı salaklar erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı. Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya böylesine bir çetenin varlığı neden tespit edilemedi, bunuda bir eleştiri olarak biz bir kenara koyalım. Bu eleştiriyi oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun. Oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın, çünkü siz ondan sorumlusunuz, mahşer günü onlarla haşrolunacaksınız. Şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler. Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı Nankör. 50 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Haram haramı çeker. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Yan gelerek para ödeyerek emekli olma hakkını elde ettiler.

Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 50 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Avrupada hiçbir insan 40 yaşında emeklilik benim hakkımdır demeyi aklına bile getrimezken, bunlar açık açık bunu söyleyebiliyor ve insanlarıda buna inandırtabiliyor. Avrupada birisi 40 yaşında emekli olmak benim hakkım dese tımarhane atılır, burada ise bu söylem alıcı buluyor. Ne hale düştük. Gerçektende utanmadan bunu talep eden insanlar var. Ne yüzsüzlük. Memurluk maaşınız 4000 TL ve bu size yetmiyormu. Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın derdik. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün derdik. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün derdik. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün derdik. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler. Sahillere diktiler kaçak yapıları, yaylalara ormanlara diktiler kaçak villaları, kaçırdılar vergileri, bir de bu ülkede yaşanmaz diye şikayet ediyorlar. Nankörler. Bu milletin omuzundan parayı kazan, sonrada bu mileti aşağıla. Nankörler. Devlet memuru olmak için üniversiteye gidiyorlar. Ufka bakın. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Felsefe şu; devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Mantığa bakarmısınız. İş hayatına atıldığın gün çalışma hayatı başlaması gerekirken bunlar için üniversiteye girdiklerinde başlıyor, üniversite bittiğinde de bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Olmayıncada devleti kötülüyorlar. Üniversite sonrası herkes devlet memuru olup bir emekli gibi rahat etme derdinde. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Taktik hep aynı. Kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Ne kadar vatan haini varsa, hepsini topladı ülkeye. Kendisinden sonrakiler için çok ağır bir miras bıraktı. Birde erdoğandan neden nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl iş bu, bizde anlamadık. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl iş bu? Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Şimdi; gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası. Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? Erdoğan bizi '70 li yıllara götürdü diyorlar. Aşağılık herifler. '70 li yıllarda yokluktan ötürü kuyruk vardı, bugün ise bolluk içinde kuyruk var. 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olması ve fiyatları birlikte belirlemesi. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediklerini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı. Ülkemizde yaşayan bu iki zümre arasındaki fark; kendilerini alim zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halindeler. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. "Alim" ile arif, nankör ile vatansever arasındaki farkı anladınızmı? Nankör olan, arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Sizin bu asil duruşunuz herşeye yetiyor. Sizin irfanınıza hayranım. Kendini alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine sizin başınıza kaldı. Gazi mustafa dün size sığınmış, kurtuluş mücadelesini anadoludan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek size nasip olacak. Kılıcınız keskin yolunuz açık, yardımcınız Allah olsun.

Bu arada, bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Nankörler. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Müslümanların içine fitne sokan münafıklar, sizi. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir yerden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi, onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz müslümansınız, ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile niye aynı safta yer alıyorsunuz? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Bunun aması maması yok. Müslüman Müslümanın kardeşidir, NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar. Nankörler. Anadolu size kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Nasıl işse bu. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Gidin arabistana diyorlar, gerici diye aşağılıyorlar. Teşekkürler erdoğan. Sana çok büyük bir tuzak kurdular, sende yuttun. Sana sabah akşam diktatör dediler, sende bu algıyı yıkmak için her türlü ihanete göz yumdun. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Bu tuzağa düşmemen gerekirdi. Birde utanmadan sana diktatör diyorlar. YÜZSÜZLER. Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Az kaldı ama merak etmeyin, erdoğandan sonra Allahın size çok güzel bir süprizi var. Bekleyin ve görün. Şu kesin ama, Allahın azabı çok çetin olacak. Çok ama çok azdınız. Yeter artık. Erdoğan sizden hesap soracak gibi gözükmüyor, erdoğan altında siz daha çok azıyor daha çok güçleniyorsunuz. Yeter artık. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Özerklik isteyen, şehirlerimizde bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor, bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor, diyecekler. Öyle bir algı oluşturdularki, sanki erdoğan diktatör. Erdoğanda o diktatör söylemini haksız çıkarmak için, bunlara istediklerini yapma izni veriyor.

Algı nedir? Kelimeler ile olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, kelimeler ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyorsunuz ve gerçek dünyanın o olduğuna inandırtıyorsunuz. Sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli kelimeleri tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Bittik gittik, suriyelilerin istilasını uğradık, iltica geldi vs vs. Bu insanlarda gerçek türkiyenin bu olduğuna inanıyor. O paralel dünyadan uyanmamaları, gerçekleri görmemeleri içinde diğer haber kaynaklarını kötülüyorlar. Havuz ve yandaş gibi kavramlar boşuna değil yani. Hepsi kendi tabanlarına kurulan bu tuzağın bir parçası. Kendi tabanlarına sanal bir dünya kuruyorlar, uyanmamaları içinde gerçek dünya ile temas içinde olmalarına izin vermiyorlar. Kendileri dışında herkes kötü. Sözcü tayfasıda bunu bal gibi yutuyor. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak bir medya organın okurların zekası bu kadar olur zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Siz pkk'lılara savaş açtığınızda, ne dedi bunlar; pkk'lı teröristleri davul zurna ile karşılayan siz değilmisiniz dediler. Algı böyle birşey işte, algı sizi gerçeklerden koparır, sizleri tezat söylemlere iter. Örneğin; vakti gelir size "özgür medya" diye bağıttırır, vakti gelir yandaş ve havuz gibi kavramlar ile medyayı aşağılamanızı sağlar. Bir yandan medya susturulmaz diye bağırıyorlar, başka bir gün ise yandaş ve havuz medyasını yok edeceğiz diyorlar. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet. Deccaliyet budur; iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız. Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah ve huzur, kalkınmamı geldi? Hayır, savaşlar, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat etmeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyorlar yani kötüyü iyi gösteriyorlar. Deccaliyet bu. Rabbim bu aziz millete yardım etsin.

Sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu, onların ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, şeytanlar sizi. Kim bunlar; chp' nin başını çektiği çete. Şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı verip sonrada utanmadan vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyen şeytanlar sizi.  


Okurlarımıza tavsiyemiz; safhınızı belirleyin. Bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak; suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu, erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin.



pskiyatrik hastal��klar

Başarılı bir tedavinin sırrı doğru teşhiste yatar. Bir hekim tedaviye yönelik her hangi bir adım atmadan, ilk önce hastalığın kaynağını tespit etmeli sonrasında tedavi programı üzerinde kafa yormalı. Bizde çalışmalarımıza başlamadan, ilk önce bu konu hakkında yapılan araştırmaları, tezleri ve tedavi yöntemlerini gözden geçirdik. Neden bu araştırmaların doğruluğunu testten geçirme ihtiyacı duyduk? Bilim temizdir ama insan değil, insan el attığı her yeri kirletir, çıkarlar ve ideolojik görüşler devreye girer. Günümüzün bilim dünyasını kim kontrol ediyor, kimler nobel ödüllerini kazanıyor, kimler billim dergilerini basıyor, kimler ilaç şirketlerini yönetiyor; siz bunları araştırırsanız bilim dünyasının size verdiği bilgilerin güvenilir bir yanı olmadığı, bunların tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini anlar ve görürsünüz. Örneğin; evrim teorisi! Günümüzün bilim dünyasından insana hayır gelmez, bunu kabullenip kendi sorunlarımıza kendimiz çare aramalıyız. Batının teknolojik imkanlarını kullanmadan psikiyatri hastalıkların kaynağını tespit etmek mümkünmü?

Cihazlar kullanmadan psikiyatri hastalıkların kaynağı nasıl tespit edilir?

Batının teknolojik imkanları elinizde yok ise bu sizi tasalandırmasın, sizi özgüven eksikliğine, psikolojik ezikliğe sürüklemesin. Fizyolojik değişimlere en hassas cihaz, insan bedenin kendisidir. Onlar cihazlara siz insan bedenine güvenin; siz onlardan her zaman daha sağlıklı sonuçlar, veriler elde edersiniz. Bedenimiz çok hassas sensörler ile donatılı, bu sensörler elektronik cihazların bile ölçmeye kadir olamadığı değişiklikleri ölçmeye ve bize bildirmeye kadir. Örneğin; g
örüntüleme yöntemleri birşeyi görüntüleyebilmesi içn o şey en azından 3cm bir boyuta sahip olması gerekiyor, insan bedenin sensörleri ise mikroskopik boyutta olan değişimleri bize bildirme yeteneğine sahip. Kısacası bedeninizin her köşesi kamera ve sensörler ile donatılı ve bunlar her saniye içinde beyninize bilgi aktarır; böyle bir istihbarat ağını bütün uluslararası istihbarat örgütlerini ve imkanlarını toparlasanız elde edemezsiniz. Neden bu bilgilerden yararlanmıyorsunuz, bunlardan yararlanmayı aklınıza getirmiyorsunuz? Örneğin; ağrı, bedenin bu istihbarat sensörlerinden birisidir. Bedeninizin içinde olup bitenlerden sizi haberdar eden bir istihbaratçı, bir postacı, bir haberci. Biz ama nadiren bu haberciye kulak veririz, çoğu zaman biz onu ortaya çıkar çıkmaz sustururuz. Onu dinlersek ne olur? Dinlersek bedenin içinden, bedenin durumundan çok değerli istihbarat bilgileri toparlar ve o doğrultuda teşhis ve tedavimizi belirleriz. Ağrının şekli, şemali, yayılış şekli, şiddeti, çıkış mekanizması, bunların hepsi birer istihbari bilgi taşır. Elimizde teknolojik imkanları olmadığı, artı makine endeksli değilde hasta endeksli hareket edilmesi gerekir felsefine sahip olduğumuz için bizler bu çalışmamızda bedenin istihbari bilgileri doğrultusunda hareket etmeye karar verdik. Yani hastanın yaşadığı semtomlara bakarak olayın özüne, psikiyatri hastalıkların kaynağına inmeye karar verdik.

Teşhisler hastanın şikâyetlerine göre koyulur, radyolojik verilere göre değil

Bilim dünyasının psikiyatri hastalıklar hakkında bize sunduğu bilgiler beynin fizyolojik ilkelerine ve yapısına aykırı, akıl ve mantıktan uzak bilgiler. Yüzyıldır bu teoriler doğrultusunda hareket eden tıp dünyasının hiç bir psikiyatri hastalığın tedavisinde başarılı olamamasına şaşırmamak gerekiyor. Biz bilim dünyasının ağzına göre hareket edersek, yanlış sonuçlara varmamız, bir yüz yıl daha kayıpta geçirmemiz kaçınılmaz. Biz farklı bir yol izlemeye karar verdik; biz cihaz odaklı teşhis yönteminden çıkıp hasta endeksli, yani semtom endeksli hareket etmeye karar verdik. Neden? Psikiyatri hastalıkların şikayetleri beyinde değil, gövdenizde vukuu bulur! Siz semtomları es geçer ve sadece beyinin salgıladığı hormonlara, yani sadece beyine odaklanırsanız doğruları kaçırırsınız. Örneğin; bilim dünyasının bilerek veya bilmeyerek yaptığı hata bu; onlar araştırmalarını beyine odaklar, halbuki beyin sorunların kaynağı değil, mağdurudur. Biz bu tuzağa düşmedik, biz bir detektif gibi semtomları takip ettik ve anında çok ilginç bir bulgu ile karşılaştık; siz birbirinden çok farklı görünen onca farklı psikiyatri hastalığın, hepsininde bedenin aynı bölgelerinde şikayetler meydana getirdiğini biliyormuydunuz?

Psikiyatri hastalıkları istisnasız hangi bölgelerde ve hangi şikayetleri ortaya çıkarır? 

Farklı psikiyatri hastalıkların şikâyetlerini incelemeye başladığımızda anında bazı şeyler dikkatimizi çekti; fobiler, panik atak veya obsesif kompulsif hastalıkları birbirinden çok farklı görünüyor olsada hepsi insan bedeninde aynı şikayetleri ortaya çıkarır! Bu farklı görünümlü hastalıkların hepsinde, istisnasız bir düşünce yoğunluğu, göğüs kafesinde bir daralma, nefes almakta zorlanma, kalp atışlarında bir hızlanma ortaya çıkar. İlk önce beyinde bir negatif düşünce yoğunluğu oluşur, sonrasında göğüs kafesi bölgesindeki organlarda bir huzursuzluk! Siz hem göğüs kafesinde bir sıkıntıya, hem beyinde bir düşünce yoğunluğuna sebep olabilecek bir varlık tanıyormusunuz?

Beyin hücreleri psikiyatrik hastalıklara neden sebep olamaz?

Tıp literatürünü incelediğinizde araştırmalarda elde edilen hormonsal veya radyolojik ölçümlerin rahatsızlık başladıktan sonra, beyin bir şey tarafından uyarıldıktan sonra elde edildiğini görüyoruz; bu da çok yanıltıcı. Neden? Araştırmalar hücrelerin tepkisi ve bunun sonuçları üzerinde durur; bu hücreleri uyaran nedir, bunun evveliyatı nedir bunun üzerinde durulmaz. Bilim dünyası olayların kaynağına değil, onlar mağdurun üzerine varır! Sorunlar yol açan kenara çekilir ve kahkahalar içinde beyine açılan savaşı seyreder, beyinin ilaçlar ile nasıl yıpratıldığını zevk içinde izler. Beyinlerimizi, yani aklımızı hedef alan, aklımızı kullanılamaz hale getirmek isteyen ve ona bu tuzağı kuran kim?

Mağduriyet nasıl oluşur?

Beyinde bir aktivite ölçüyorsanız, bu dıştan bir uyarı sonucu geçekleşir; beyin hücreleri kendi insiyatifleri ile hareket edemez, bu fizyolojik tabiatlarına aykırı. Örneğin; bir kişi bir ses duyduğunu söyler ama sizler bu sesi duymazsınız. Eğer bir kişi bir ses duyuyorum diyorsa, o kişi yalan söylemediği müddet o ses vardır; çünkü beyin hücrelerin yoktan bir ses üretme kabiliyetine sahip değil. Bu tür vatandaşlarımızı şizofreni gibi teşhisler koymadan, onların beyinlerini ilaçlar ile uyuşturmadan; beyin hücreleri nelere muktedir, nelere değil bunu tekrar bir gözden geçirmelisiniz! Bu ses veya görüntüleri siz göremiyor veya duyamıyor olabilirsiniz, bu ama onların orada var olmadığı anlamına gelmez. Ben gözle görmediğim ve kulağımla duymadığım bir şeye inanmam diyorsanız o zaman siz kablosuz iletişimede inanmamalısınız, çünkü siz ne uydulardan akan tv sinyallerini görebiliyorsunuz nede insanların cep telefonlarına inen ses dalgalarını duyabiliyorsunuz. Şunu düşünebilirsiniz; birisi bir ses duyuyorsa o zaman bunu bende duyabilmem gerekmezmi? Gerekmez çünkü metroya bindiğinizde herkesin cep telefonuna gelen mesajlar, sizin cep telefonuna gelmez. Neden gelmez? Bir insan bir mesajı istediği kişiye gönderebiliyorsa bunu farklı bir varlık neden yapabilmesin? O yüzden bir kişiye inen ses ve görüntü sinyallerini siz göremiyor ve duyamıyorsanız bu bunların var olmadığı anlamına gelmez! İki; psikiyatri hastaların şikayetleri göğüs kafesi bölgesinde vukuu bulur, neden göğüs kafesi hiç araştırılmaz? 

Sorularımızın cevabını Kur'an-ı Kerimde bulduk

Kur'an-ı Kerim bir ilham kaynağıdır. Kur'an-ı Kerim sadece insana öğüt ve nasihat vermekle yetinmez, Kur'an ayrıca bir rehberdir, sizi karanlıktan aydınlığa taşıyan ve sıkıntılarınıza çözüm bulan bir yoldaş. Yeterki siz iyi niyet ve samimiyetle ona yaklaşın. Bizde bunu yaptık; biz samimi duygular ile Kur'an-ı Kerimi incelemeye aldık, onda sıkıntılarımızın çözümüne yönelik ipuçları bulabilir miyiz diye araştırmaya koyulduk. İncelemelerimizde bizlerin bu dünyada yalnız olmadığı, farklı bir varlığın bize kilitlendiği ve bizim ile uğraşmaya and içtiği bilgisine ulaştık; "ama şeytandan sana mutlaka vesvese gelecektir. O zaman Allah'a sığın. Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi bilendir" (Fussilet Süresi; 36. Ayeti Kerimesi). "ve dedi ki: «Yarabbi! Ben sana şeytanların vesveselerinden sığınırım", "ve sana sığınırım rabbim onların yanımda bulunmalarından" (Müminun 97-98. Ayeti Kerimeleri). "ve onların hepsini bir araya topladığı gün (Allahû Tealâ şöyle buyuracaktır): “Ey cin topluluğu! İnsanlarla çok uğraştınız” der" (En am Süresi; 128. Ayeti Kerimesi).

İnsan beyininde üç tarz düşünce gezinir, hastalıklara sebep veren hangisi?

İnsan beyininde üç tarz düşünce ortaya çıkar; bunlardan ikisi kalpte oluşur ve beyinde yankılanır, üçüncüsü ise o kişinin bizzat odaklanması sonucu beyinde oluşan düşüncedir. Kalpte oluşan düşüncelerin birisi Rahmani buna ilham deriz, diğeri ise şeytani bunada vesvese denilir. İnsanın kendi düşünceleri bilince tabii tutulmuş, beyin odaklanma sonucu düşünce üretir. Psikiyatri rahatsızlıklarda durum ne? Psikiyatri rahatsızlıklarında oluşan düşüncelerin istem dışı ortaya çıktığını görüyoruz, bu da bize bu düşüncelerin kendi beynimizden değil farklı bir kaynaktan gelmesi gerektiğini gösterir. Bu düşünceler eğer kendi beynimiz tarafından üretilmiyorsa geriye kalır Rahmani veya şeytani kaynaklı düşünceler. İnsanın hayatını zindana çevirmek Rahmani olamayacağına göre, geriye kalır şeytani vesveseler. Tıp dünyası beyinde sadece bir düşünce olduğuna inanır, bu da o kişinin kendi düşüncesi. Bizler ama Müslüman olduğumuz için kendimizi çok şanslı hissetmeliyiz, Allah bize Kur'an-ı Kerim ile daha nice varlıkların varlığından haberdar etmekte. Bu bilgilere sahip olmayanlar etütlerini eksik bilgilere göre yapar ve bundan dolayıda her defasında yanlış sonuçlara varma riski ile karşı karşıya kalır. Bu bilgilere sahip olanlar ise her zaman bir adım önde olur, onlar doğru sonuçlara daha yakındır.

Psikiyatri hastalıklarında gördüğümüz düşünce yoğunluğunu biz bu Ayetler ile açıklayabiliriz ama göğüs bölgesindeki daralmaları ve göğüs bölgesindeki diğer semptomları nasıl izah edebiliriz?

Göğüs bölgelerindeki semptomların kaynağını Peygamberimizin hayatını inceleyerek çözüme kavuşturduk. Bu yazı vesilesiyle size Peygamberimizin hayatından kısa bir hikaye aktarmak istiyoruz; “kuşluk güneşinin her tarafa pırıl, pırıl hayat saçtığı bir güzel bahar günüydü. Nur yüzlü Efendimiz sütkardeşi Abdullah'la beraber evlerine yakın çayırlıkta kuzularını otlatıyordu. Bir ağacın altında çimenden yem yeşil halının üzerine oturmuş, tatlı tatlı konuşuyorlardı. Bir müddet sonra da Abdullah ağacın serin gölgesinde uykuya daldı. Kâinatın Efendisi ise, oturduğu yerden kâinatı kuşatan eşsiz güzelliklerin Yaratıcısını düşünmeye koyuldu. Bu sırada kuzular yayıla, yayıla epeyce uzaklaşmışlardı, onları geri çevirmek için Peygamberimiz (s.a.v.), Abdullah'ın yanından ayrıldı. Bir müddet gittikten sonra, karşısına beyaz elbiseli iki kişinin çıktığını gördü. İkisi de güler yüzlü ve sevimli idiler. Birinin elinde içi karla dolu altın bir tas vardı. Nur yüzlü Efendimizin yanına usulca yaklaştılar. Onu tutup İlâhî bir halı gibi duran yem yeşil çimenlerin üzerine uzattılar. Efendimizde ne ses, ne seda, ne de telâş vardı. Bu güler yüzlü, bu temiz sîmalı ve bu sevimli insanların kendisine kötülük yapmayacağını biliyordu.

Ağacın serin gölgesinde uyumakta olan Abdullah bu sırada uyandı. Manzarayı görünce olanca hızıyla telâşlı, telâşlı eve vardı. Gördüğü manzarayı anne ve babasına anlattı. Heyecan ve telâşlarından, evlerinden nasıl çıktıklarının farkında bile olmayan Halîme ile kocası, bir anda Peygamberimiz (s.a.v.)in yanına vardılar. Fakat Abdullah'ın anlattıklarından eser yoktu. Ortalıkta kimseler görünmüyordu. Zira gelenler memur edildikleri vazifelerini bir anda bitirip, gözden kaybolmuşlardı. Sadece ayakta duran Kâinatın Efendisinin benzi uçuktu ve hafiften gülümsüyordu. Fazlasıyla telâşa kapılan Halîme ve kocası, “ Ne oldu sana yavrucuğum? " diye sordular. Kâinatın Efendisi şunları anlattı: " Yanıma beyaz elbiseli iki kişi geldi. Birinin elinde içi karla dolu bir tas vardı. Beni tuttular, göğsümü yardılar. Kalbimi de çıkarıp yardılar. Ondan siyah bir kan pıhtısı çıkarıp bir yana attılar. Göğsümü ve kalbimi o karla temizledikten sonra ayrılıp gittiler." Kur'an ve sünnetin nasıl birbirini tamamladığını gördünüzmü? Kur'an dan aldığımız bir bilgiyi Peygamberimizin hayatını inceleyerek teyit ediyoruz, Kur'an ve hadisler birbirini tamamlar, birini diğerinden ayırmaya kalkışmayın.

Peygamberimizin kalbi neden yarıldı ve bunun bizler için önemi nedir?

Allahu Tealanın kulları ile bağlantı (ilham) kurduğu nokta kalptir. İnsan ile Allah arasındaki bu açık hattı şeytanda bilir ve bu açık hattan fısıldar (vesvese verir). Bu fısıldamalar beyinde yankılanır ve insan bu düşüncelerin kendisine ait olduğunu sanar. Şeytana sunulan bu imkan Peygamberimiz sav'da ortadan kaldırılır ve Peygamberimiz sav bu olaydan sonra sadece nefsi dürtüleri ile baş başa bırakılır. Biz sıradan insanlar ama hem şeytani dürtüler ile mücadele ediyoruz, hem nefsi dürtüler ile. Şeytani dürtüler kalpte oluşur, nefsi dürtüler ise beyinde. Gördüğünüz gibi İnsan olmak hiçte kolay değil; meleklerde ne nefis var nede şeytanın vesvesesi; cinlerde ise nefis var ama şeytanın vesvesesi yok; insan ise hem nefsi dürtüleri kontrol etmek zorunda, hem şeytanın vesvesesine karşı gelmek zorunda, bu da hiç kolay değil! O yüzden hata yapan insanları, eğer kalpleri ve niyetleri temiz ise affetmesini bilin. Özetleyelim; psikiyatri hastaların kaynağı cinlerdir! Cinler psikiyatri hastalarında iki şeye sebep olur; bir düşünce yoğunluğu, ikincisi göğüs bölgesindeki semtomlara. Çözüm nedir? 

Önemli Uyarılır

Uyarı 1: "Hocam ilaçlar alınca semptomlar hafifliyor veya iyileşiyor, eğer bu hastalıkların kaynağı cinler ise o zaman ilaçlarda işe yaramamalı", sorusu aklınıza gelebilir. Bu güzel ve çok mantıklı bir soru ancak olayın teferruatını bilmediğiniz an mantıksal görünen bazı şeylerde sizleri yanıltabilir. Burada bilmeniz gereken durum şu; cinler sizleri etki altına alabilmek için beyninizde var olan biyolojik hatları kullanır, siz o hatları ilaçlar ile uyuşturursanız o cin'in sizi rahatsız etmesini engellersiniz. Ne zamana kadar? O ilaçların etkisi gidinceye kadar, o hatlar açıldığı an tetikte bekleyen cin yine sizi o hatlar üzerinden rahatsız etmeye devam eder.

Uyarı 2: Cinlerin insana musallat olması iki türden gelişir; birisi düşünce bazında (örneğin; öfkelendiğiniz an öfkenizi uç safhaya taşır, kin ve nefretinizi çoğaltır, size bir şey yaptırmak için size sürekli düşünce yağdırır vs), ikincisi ise fiziki anlamda (örneğin; onlar ile konuşmak, onları görmek). Psikiyatri rahatsızlıkları düşünce bazında gerçekleştiği için burada bahsettiğimiz musallat olayı sadece düşünce boyutunda oluşur, yani fiziki boyutta bir musallat olma olayı gerçekleşmez.

Uyarı 3: Her insanın bir cin'i vardır ve bu cin sizin zafiyetlerinizi tespit edip sizi o noktadan rahatsız etmeye çalışır. Örneğin; bazı insanların fıtrat yapısında temizliğe yönelik bir zafiyet olabilir, bunların cin'i onlara temizlik hakkında sürekli vesvese verir. Direnirse vesveseler yoğunlaşır, direnmeye devam ederse cinler fiziki şikâyetlere başvurur (kalp atışların hızlanması, nefes daralması). Fiziki şikâyetler ortaya çıktığı anda o kişi hayati tehlike sezer ve o vesveselere boyun eğip temizliği yapar. Örneğin; bazı insanların fıtrat yapısı kalabalığa gelemez, bu insanların cin'i de onları bu noktadan vurur. Onlar ne zaman insanların arasına girse onların cin’i onların beyinine negatif düşünceler yağdırmaya başlar, o kişi buna direnmeye kalkışırsa, cin onu göğüs kafesinden sıkmaya başlar, nefesini daraltır, kalp atışlarını hızlandırır. Bu insanlar ne zaman toplumun içine girse cin bu semtomlara sebep olur; bir müddet sonrada bu insanlar nefes daralma ve kalp hızlanmaların getirdiği korkudan kendilerini tamamen toplumdan soyutlar. Göğüs kafesindeki semptomlar her zaman işe yarar çünkü bu o insanda kendisinin hayati tehlike altında olduğu izlenimini bırakır ve o kişilerde bunun üzerine cin’lerin buyruğu altına girer; o cin onlara ne vesvesesi yağdırıyorsa onu yaparlar; bu temizlik olabilir, simetri hastalığı, bazılarında da yedikleri yemeği çıkarmak. Hepsinin ortak noktası bir cin’in kendilerini göğüs kafesinden sıkıp istediği şeyi yaptırıncaya kadar rahat bırakmamasıdır.

Uyarı 4: Devletimiz bu hastaları akıl hastanelerine değil bunları cinler ile ilgilenen özel merkezlere yönlendirmeli. Bunların tedavisi beyini uyuşturan ilaçlar ile değil Kur'an-ı Kerim, ilahiler ve el sanatları ile yapılmalı. Devlet acilen bu merkezleri pilot bölgelerde hayata geçirerek hem ülkemizde çılgınca üreyen ve tıbbın çözüm üretmekte aciz kaldığı bir soruna çözüm getirmeli, hem halkımızı dağda tepedeki cinci hocalardan, medyumculardan veya ben çözerim diyen şarlatanlardan kurtarmalı. Günümüzün bilgi seviyesi ve şartları bu merkezlerin açılımını zorunlu kılar. Ecdadımız yüzyıllardır ruhsal hastalıkların tedavisini bu şekilde yapmıştır ve çok başarılı sonuçlar almış. Onlar bilimsel altyapıya vakıf olmadan, bilmeden sıkıntının kaynağına yönelik uygulama yapmış ve başarılı olmuşlar. Bizlerin bu uygulamaları daha bilinçli, bilimsel altyapıya vakıf olarak yaptığımızı varsayarsak, bizlerin ecdadımızdan daha iyi sonuçlar elde edebileceğimizi düşünebiliriz.

Uyarı 5: Cehalet insana ve topluma zarar verir, bir konu hakkında yorum yapmadan lütfen kendinizi ilk önce o konular hakkında bilgilendirin ve kendinizi ön yargılardan arındırın. Kalıplaşmış hayat görüşleriniz veya ideolojik hayat felsefeleriniz ile hareket etmeyin. Bir Müslüman Kur'an-ı Kerimin her Ayetine, her kelimesine, her harfine inanır; eğer keyfinize gelene inanıp keyfinize gelmeyene inanmazsanız bu davranışınız Kur'an-ı Kerimin Allah’ın bir kelamı olarak görmediğinize işaret eder. Bu hareketiniz Kur'an-ı Kerimin bir şahıs tarafından yazılan bir felsefi kitabı olarak gördüğünüze işaret eder. Bu tarz düşüncelerde sizi imandan çıkarır. Kur'an-ı Kerimin nice Ayetinde cinlerden bahsedilir, hatta bir Sürenin adını onların ismi ile adlandırarak onların varlığına ve önemine vurgu yapılır. Müslümanım diyen birisi, ben cinlere veya büyülere inanmıyorum deme lüksüne sahip değil! Eğer ilim diyorsanız o zaman ilmi dayanağınızı getirin! İlmi dayanağınız yok ise hayat tecrübeleri doğrultusunda hareket edin. Artı şunuda aklınızdan çıkarmamalısınız; yüz yıl önce görünmeyenler günümüzde görülmekte, o dönemin inkarcılarıda günümüzün bilim dünyası tarafından hiçte hoş anılmaz. Belki bir yüzyıl sonrada günümüzde görünmeyenler görülür hala gelecek. Eğer bir yüzıl sonra arkanızdan alay edilmesini istemiyorsanız yaşamınızda önyargılarınız ile değil, aklınız ile hareket edin! 

Hastalar üzerindeki çalışmalarımız

Gördüğünüz gibi sürekli zayıf noktalarımız araştırılıyor, sürekli bize o noktalardan saldırılıyor; umarız nasıl bir düşmana ve hayata maruz kaldığımızı şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur. Biz düşmanımızı tanımladık, yerleştiği noktayı tespit ettik ve silahlarımızı geliştirdik; iyi ve kötü enerji birbiri ile kapışırsa sizce hangisi galip çıkar? Bu yazının devami, sıkıntılarınızın çözümü için günah, tövbe ve şeytan üçgeni yazısını okuyunuz.