nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          
bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin......  


Zaman nedir ve zamanda yolculuk varmı?

Bu bin yıllardır einstein ve nice bilim adamın peşinde koştuğu bir gizem. Bu yazıyla bu gizemi sizler için çözümleyelim. Çok kompleks, nice nobel ödüllü bilim adamın üzerinde nice makaleler ve ciltlerce kitap yazdığı bir konuyu öz ve kısa tutmaya çalışacağız, amacımız işleyiş hakkında genel bir bilgi edinmeniz. Dünyada bir ilk, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Değerli okurlarımız, size göre zaman nedir? Bilim dünyası gibi, sizde zamanı uzayın dördüncü boyutu olarakmı tanımlayanlardansınız? Üzgünüz yok böyle bir şey. Zaman, size göre içinde bir ileri bir geriye seyehat edilebileceğiniz bir oluşummu? Üzgünüz yine yanılıyorsunuz. Ya da zamanı herşeyden bağımsız kendi halinde hareket eden bir yapı olarak görüyorsanız? Üzgünüz yine yanıldınız. Nedir o zaman, zaman ve zamanda yolculuk varmı? Bu soruların cevabını siz aslında günlük hayatınızda nice defa veriyorsunuz, nasılmı? Günlük hayatınızda siz zamanı nasıl tanımlıyorsunuz, bir; geçmiş olaylar, iki; yaşlanma ve üç; gece ve gündüz, mevsim ve yıllar. Hepimiz için zaman bu değilmi? İşte, zaman nedir, bu evrensel sorunun cevabı bu üç şeyin içinde yatıyor. Bu üç şeyin cevabını verebilirseniz zaman nedir bunuda çözmüş olursunuz.

1. Gece ve gündüz, mevsim ve yıllar nasıl oluşur

dünyanın kendi çevresinde dönmesi gece ve gündüze sebep olur

dünyanın güneşin etrafında dönmesi ise mevsim ve yıllara sebep olur

= gece ve gündüze, mevsim ve yıllara sebep olan dönme kuvveti (tork). zaman için gerekli olan birinci unsur dönme kuvveti

2. yaşlanma

Yaşlanma dört şeye muhtaç;

+ plazma (enerji partikülleri)

+ dönme kuvveti (tork) + merkezkaç kuvveti

+ insan bedenin elektromanyetik enerjisi (Allahın yüklediği + kendi yüklemeniz)

+ sürtünme kuvveti

= evrenin kendisi dönen bir platform. Bu platform enerjiden oluşan bir maddenin içine yerleştirilmiş. Bilim adamları buna plazma der. Biz sürekli dönen bir platform üzerinde yaşıyoruz ve içinde döndürüldüğümüz ortam boş değil, enerji partiküllerinden oluşan bir ortam. Evren dönüyor, biz evrenin içindeyiz. Biz enerji partiküllerinden oluşuyoruz, içinde döndürüldüğümüz ortamda enerji partiküllerinden. Bu ikisi çarpıştığında birisi diğerini alıp götürüyor. Evrenin ve gezegenin dönme kuvveti daha güçlü olduğu için, bu çarpışmada kaybeden biz oluyoruz. Bir rüzgar esintisi düşünün, üzerinizdeki tozu alıp götürüyor; biz bu enerji plazma içinde döndürüldükçe her döndüğümüzde o plazma bizden bir miktar enerji alıp götürüyor. Her götürdüğünde de yaşam enerjimizden bir damla kaybediyoruz, kaybettikçede beden çöküyor (yaşlanıyor). 

soru: doğuştan ölüme kadar bu plazma içinde yaşıyoruz ama hayatımızın bir bölümünde büyüyoruz, bir döneminde yaşlanıyoruz. Bu nasıl mümkün; madem bulunduğumuz ortam enerjimizi alıyor ve yaşlandırıyor, biz doğumdan itibaren yaşlanıyor olmamız gerekmezmi?

cevap:
insan, dolu bir pil ile dünyaya gelir. Bu elektromanyetik pil 33 yaş civarına sabitlenmiş. O çağa kadar içinde bulunduğunuz ortam (dönme kuvveti, sürtünme kuvveti) sizde bir etki yaratmıyor. Tam aksine yeryüzü gıdaları ile beslendikçe bedeniniz büyüyor, filizleniyor. 33 yaşına geldiğinizde, yaşantı tarzınıza göre bu bazılarında daha erken bazılarınızda daha geç olabilir, Allahın size yüklediği şarj bitiyor. Pil bittiğinde ne oluyor? Allahın size yüklediğ şarj bittiğinde, fiziki yani yeryüzü şarjınız devreye giriyor. Birisi elektromanyetik pil, Allah tarafından yüklenmiş diğeri ise besin ve egzersiz ile sizin yeryüzünde bedeninize yüklediğiniz enerji. İlahi şarj sizi yaşlanmaya karşı koruyor, o bittiğinde egzersiz, sağlıklı yaşam, besinler ile o yaşa kadar (33 yaşı) yaptığınız yatırımlar devreye giriyor. Bu enerjide sizi 40 yaş ortalarına kadar taze kalmanızı sağlıyor. Bu sürece duraklama süreci diyoruz. Bu duraklama sürecinde, ne yaşlanıyor ne filizleniyorsunuz bir olgunluk sürecinden geçiriliyorsunuz. Bu süreçte sizi ayakta tutan enerji, gençliğinizden itibaren 33 yaşına kadar bedeninize yüklediğiniz enerji. Atalarımız ne güzel demiş; ne ekersen onu biçersin ya da gençliğinizde yaptığınız yaşlılığınızda karşınıza çıkar. Bu birikimide tükettikten sonra; cildiniz ve kemikleriniz, organlarınız o plazmanın içinde döndürüldükçe, merkezkaç kuvvetine tabi yani santrifüje tabi oldukça enerjiniz bedenden çıkar, yaşam enerjinizi kaybetmeye başlarsınız. Bu enerji kaybını besinler, egzersiz ve gıda ile telafi edemiyorsunuz. Her gün enerjiniz dokulardan alınıp götürülüyor. Dokularınız çöküyor ve sizde bunu yaşlanma olarak net hissetmeye başlıyorsunuz. 

soru: Allahın yüklediği şarj nedir?

cevap: Bunun detaylarını size aktarmamız mümkün değil. Biz bunu burada şarj olarak tanımladık bunu siz bir enerji şablonu olarakta görebilirsiniz. Fiziki bedeninizin bir enerji şablonu. Böyle bir şablona bir ilahi enerji yüklemesine sahip olduğumuz konusunda hiçbir şüphemiz yok. Sadece yaşlanma ile ilgili konuda değil, bu enerji şablonu iki yerde daha karşımıza çıkıyor. Bir ana rahminde ve ikisi kabirden kalktığımızda. İki defa yoktan var ediliyoruz. Bu yoktan var edilme neye göre yapılıyor; bu soruyu hiç kendinize sordunuzmu? Ana rahmindeki hücreler nereye yayılması gerek, ne tür bir organa dönüşmesi gerek, nereye kadar büyümesi gerek, ne tür bir canlı çıkarması gerek bunları siz hormonlar ve sinir sistemi ile açıklayamazsınız çünkü hücreler arası o iletişimi sağlayacak sinir ve hormonlar henüz ortada yok. Geriye tek birşey kalıyor, o da oluşturulacak yeni canlının bir elektromanyetik şablonu orada hazır halde var olması gerek. Nasıl bir 3D yazıcı, bilgisayardaki şablon üzerine birşeyleri yazıyorsa, ana rahmindeki hücrelerde bir şablon doğrultusunda yeni canlıyı var ediyor. Ahiret günü bu şablon tekrar karşımıza çıkıyor. O gün yoktan yine var edilmemiz gerek, yine bir şablona ihtiyaç duyuluyor. Tek fark; bu sefer şablon bebek ebatında değil, 33 yaş ebatında çünkü tekrar diriliş yaşımız 33 olacak. Özetlersek; ana rahmindeki şablon bizimle büyüyor, bizim gelişmemizi ve filizlenmemizi sağlıyor sonrası duraklıyor. Tekrar dirilişte kullanılacak şablonda ana rahmindeki ebat değil, çünkü o artık yok o 33 yaşa kadar bizle büyüdü; tekrar kullanılacak ebat o en son 33'lük hali. Not: tabiki Allah "ol" derse herşey oluverir, ancak o zaman ilim olmazdı. "Herşeyi ilmimle kuşattım" ayetin bir anlamı kalmazdı. Tarikatların ilimle işi olmadığı için, onlar "Allah ol der ve o oluverir", biz bunu sorgulamayız der. Biz onlardan olmadığımız için, biz Allahın yeryüzüne indirdiği ilimleri araştırıyoruz. Sorgulama değil, araştırıyoruz; her şeyin altında bir ilim bir mekanizma bir düzen olduğuna inanıyoruz ve araştırarak bu düzeni anlamaya çalışıyoruz.

"Alternatif tıpta enerji boyutları ile uğraşan insanlar, olayların ilmi altyapısını bilmez, herşeyi "yaşam enerjisine" bağlar ve geçerler. Biz burada yaşlanmayı ilahi bir enerji ile irtibatlandırırken, öylesine sallamadık. Sallamakta zaten bize yakışmaz. Biz konuyu ilk yaratılıştan tekrar dirilişe kadar bir çok boyuttan ele aldık. İlmi altyapısını doldurduk, beynimizde olayların akışı hakkında genel bir fikir oluşturduk sonrası konuyu kaleme döktük. Olayı çözdükmü? Hayır, ama olayların akışı hakkında temel bir fikir edindik. Bu fikride sizinle paylaşmak istedik. Bu bilgiler çok ilkel bir safhada, neden bu ilkel hali ile sizinle paylaşmaya karar verdik? Yanlış bilgilerin yayıldığı bir çağdayız. İnternet ortamında beyinleriniz binbir çeşit yanlış bilgiler ile bombardıman altında tutuluyor. O hurafe bilgiler beyinlerinizde kalıcı olmadan, olayların temel boyutunu anlar anlamaz sizinle paylaşmak istedik. Şimdi beyninizde alternatif bir teori oluştu. Bu konuda farklı teorileri okurken, referans alabileceğiniz bir nokta oluştu. Görevimizi tamamladık. Bundan ötesini b
aşka beyinler araştırsın. Bilim bir bayrak yarışı. Biz temelini attık, başkalarıda binayı diksin." 

3. geçmiş

İlk önce bu sorunun cevabını verelim; geçmişin tarifi sizin için nedir? Geçmiş sizin için beyine yazılan bytler yani hatıralardan ibaret? Geçmiş sizin için günler ve aylar, yılların sayısı gibi rakamlardanmı ibaret? Yoksa geçmiş sizin için olaylardanmı ibaret? Geçmiş denildiğinde, içinde geriye veya ileriye hareket edebilecek bir oluşumdan bahsedilir. Takvim sayfaların ve beyindeki hatıralar, bunların somut elle tutulur bir yanı bulunmaz. O yüzden biz geçmişi beyine kazılan hatıralar, gece ve gündüz boyutundan ele almayacağız. Geçmişi, geçmişte yaşanan olaylar boyutundan ele alacağız. Geçmişin olay boyutu nedir ve nasıl oluşur;

+ ilahi kayıt altına alma sistemi

+ dönme kuvveti (tork)

+ günlük yaşantınız

+ manyetik enerji (dünyanın magnetic akımı)

= siz her saniye içinde bir yerden başka bir yere hareket ediyorsunuz. Her bir hareket sonrasıda bir saniye önce bulunduğunuz hareketin bir enerji ve bir de ısı izini geride bırakıyorsunuz. Örneğin; istihbarat örgütleri canlıların bıraktığı ısı izini takip ederek, olayların bir kaç saatlik gerisine gidebilir. Fizki anlamda değil, olay yerinde bırakılan ısı izinden orada yaşanılan olaylar hakkında bir tahmin yürütebilir. İnsan ısı izini takip ederek geçmiş hakkında tahmin yürütür. Cinlerde enerji izinizi takip edip geçmişinizi görebiliyor. Dikkat: geçmişinize gidiyor değil, geçmişinizi görüyor. Şuan maddesiniz, bir saniye sonra geçmişte madde kalmıyor, sadece ısı ve enerji izi geride kalıyor. Geçmişte madde kalmadığı için madde boyutunda örneğin bir zaman makinesi ile gitmeniz mümkün değil. Zaman makinesi bir bilim kurgu ürünü. Geçmiş sadece ısı ve elektromanyetik iz geride bırakır. Isı izi, bir kaç saat sonra çevreye yayılıp kaybolur, enerji izine ne olur? Burada dünyanın magnetik gücü ve sürekli dönen bir platformun üzerinde yaşıyor olmamız gerçeği devreye giriyor. Dünya döndükçe bu enerji izi spiral bir enerji hortumuna dönüşür, dünyanın manyetik gücüde bunu alır güney ve kuzey kutubuna taşır. Kuzey yarımküresinde yaşayanlar kuzey kutubuna, güney yarımküresinde yaşayanlar güney kutubuna ve oradanda uzaya, melekler katına ve sonrası Allah katına. Meleklerde dizi izlercesine, günlük yaşantımız açık hava ekranlarında izler. Neden bu kayıt? Mahşeri sorgunuz için. Sağ ve sol omuzunuzdaki melekler yazılı kayıt alır. Görüntülü kaydıda bu oluşum sağlar. Elbette, Allah bir kayıt olmaksızın size geçmişinizi gösterebilir ama o zaman siz mahşeri sorguda itiraz ederdiniz; bu kayıt montaj veya sahte derdiniz, bana karşı önyargılı davranıyor, haksızlık ediyorsunuz derdiniz. Böyle itirazların oluşmaması içinde, içinde yaşadığımız evren, kendi kendini kayıt altına alacak şekilde var edilmiş. Hocam biz yeryüzünde yaşıyoruz, gök ve melekler katı nereden çıktı derseniz; gökten yeryüzüne rızık adında bir enerji iniyor, siz yeryüzünden göğe enerji çıkmadığınımı sanıyorsunuz? Biz enerji boyutunda sürekli gök ile irtibat halindeyiz, örneğin ellerinizi açıp dua etmeniz. Biz yeryüzüne yerleştrildik ancak yeryüzüne yerleştirilmiş olmamız gökten (melekler ve Allah katı) bağımsız yaşadığımız anlamına gelmiyor. "Allah gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra o iş O’na bir günde yükselir. O günün miktarı, sizin saydığınız bin yıl kadardır" (Secde Süresi; 5). Gök ile yeryüzü arasında sürekli veri transferi gerçekleşir ve bu veri transferi sizin günlük yaşantınızıda içerir. Günlük yaşantınız saniye saniyesine ses ve video görüntüsü olarak kayıt altına alınıyor. Mahşer günüde bu kayıtlar önünüze konulacak. O gün geldiğinde ben yapmadım, etmedim deme şansınız yok. Not: NASA tarafından yayınlanan bir fotoğraf, dünyanın magnetik alanı; yeryüzü kayıtları kuzey ve güney kutubuna yönlendirilir oradanda göğe..

                                             


Özetlersek


Z
aman kavramı nedir? Zaman, yeryüzünde sadece gece ve gündüz, hatıralardan ibaret. Gökyüzünde ise sadece bir ses ve video kayıdından. Zaman kavramını, eğer "yaşanmış olaylar" olarak tanımlarsanız, buna farklı bir boyut getirirseniz, üstüne o boyuta girildiğinde ileriye veya geriye seyehat edilebilir derseniz; saçmalarsınız. Yok öyle birşey. Nasıl günlük rızkınız bir enerji akımı olarak gökten size iniyorsa, sizin günlük yaşantınızda bir video kaydı olarak göğe akıyor. Bi nevi uydu kaydı gibi, sizin günlük yaşantınız sadece yazılı değil, görsel olarakta kayıt altına alınıyor. Neden bu kayıt? Allahu Teala herşeyi görür ve bilir. Ancak, Allah'ın huzuruna bir gün çıktığınızda bana haksızlık ediyorsun denilmemesi için, Allahu Teala; düzeni kendi kendine kayıt edecek şekilde var etmiş. Geçmiş sadece, yeryüzünden göğe çıkan bir uydu yayınından ibaret. İçinde seyahet edilebilecek bir geçmiş yok. Olmayan birşeyin içinde de seyehat etmeniz söz konusu olamaz. Işık hızına gelince, hani, zenginin malı fakirin ağızını yorar deriz; ışık hızını zamanla irtibatlandırmakta böyle birşey. İnsan ne bugün ne de yarın ışık hızında hareket edebilecek. Işık hızında hareket edebilmek cinlere mahsus birşey. Olmayan ve hiç olmayacak birşey üzerine binbir çeşit teoriler üretmeniz saçmalık. Sizinle, bir kahvehanede devletleri yıkıp kuran, fabrikalar açıp kapatan arasında bir fark yok. İkinizde palavracısınız. "Bir uzay gemisinde seyehat etsek, ışık hızında hareket etsek, bizde geçen zamanla yeryüzü arasında geçen zaman şöyle olur böyle olur". Soru: sen ışık hızında hareket edebiliyormusun? Cevap: hayır. Soru: ışık hızında hareket ettiğinde zamanın farklı olduğunu nereden biliyorsun? Cevap: bilmiyorum. Soru: ışık hızı ile zamanın birbiri ile bağlantılı olduğunu nereden çıkardın? Cevap: öyle söylüyorlar. Arkadaşlar, bunlar ismi üzerine teori. Einstein bir işe kalkmış, altında kalmış yanılmış, bu kadar basit. Tarikatlar ve cemaatlar, hocalarını ve şıhlarını kutsar, onları hatasız kusursuz bireyler olarak görür, lütfen sizde bu hataya düşmeyin. Onların şıhlarını kutsadığı gibi sizde bilim dünyasını bilim adamlarını kutsamayın, onları hatasız kusursuz görmeyin. Birisi bilim adı altında aklınızı çeliyor diğeri Allah ve Kitap adına. Tarikatların iyilerin elinde olmadığı gibi, bilimde iyilerin elinde değil. Nasıl tarikatların verdiği bir bilgiyi 10 defa kendi aklınızın süzgeçinden geçiriyorsunuz, bilimin her söylediğinide en azından 10 defa aklınızın süzgeçinden geçirin. Her bilgiyi doğru kabul etmeyin. Zamanda yolculuğun nasıl İslami inanca ters olduğunu sizlere örnekleri ile açıklayacağız. Peşinde koştuğunuz ve savunduğunuz şeyler inancınızla çatışıyor. Belki siz bunun farkında değilsiniz ama İslama zıt hareket ediyorsunuz. Gittiğiniz yol, yol değil.

İslam ve Zamanda Yolculuk

1. Tek yaşam tek sorgulama boyutu

"Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur” (Fatır Süresi; 37). Bu Ayet bizlere hayatta tek bir şansımız olduğunu anlatıyor. İlahi düzende geriye gitme şansınız bulunmuyor. Ne mahşer günü, Rabbim hata yaptım, geri gidip tekrar şans ver deme şansınız var ne de yeryüzünde hata yaptım, geriye gidip düzelteyim deme şansınız var. Eğer yeryüzünde geriye gitme şansı olmuş olsaydı, bu ahiret günü içinde geçerli olurdu. Ahiret hayatında geçerli olmayan birşey, yeryüzünde neden geçerli olsun? Z
amanda geriye gitmeye izin verilseydi, o zaman ilahi düzen, hataları düzeltebilmeye yönelik kurgulanmış olurdu. Bu durumda mahşeri sorguda da size ikinci, üçüncü dördüncü şanslar verilir, sürekli yeryüzüne geri döndürülürdünüz. Yani sizlere sonsuz şanslar verilmesi gerekirdi, bu da kısacası yaşamı ve sorgulama gününü cıvıtırdı.

2. İlahi adalet boyutu

Varsayalımki teknolojiniz o kadar ilerledi ve siz bir zaman makinesi icat ettiniz, geriye gittiniz ve sürekli yanlışlarınızı düzeltiyorsunuz; geçmiş topluluklar sormazmı Allaha, bu şansı bize neden vermedin diye. Eğer ilahi düzende, geriye gidip hataları düzeltmeye yönelik bir zaman tüneli olmuş olsaydı, bunun ilmi insanoğlu yeryüzüne iner inmez verilirdi ve en önemlisi bu ilim doğal afetlerle şunla bunla kaybolmazdı, günümüze kadar gelirdi. Neden? Zamanda yoluluk bir cep telefonu veya bir televizyon gibi o çağın bir nimeti olarak görülemez. Zamanda yolculuk kaderi değiştirmeye yönelik bir icat. Bir çağa bunu siz veriyorsanız, istedikleri gibi geçmişlerini değiştirme şansı veriyorsanız diğer çağlarada vermek zorundasınız. Aksi takdirde mahşeri sorguda biri tek şansla Allahın huzuruna çıkmış olur, diğeri yüz defa geçmişini değiştirmiş düzeltmiş olarak Allahın huzuruna çıkardı. Bu da ilahi adalete ters. 

3. Özgür irade boyutu

Ne güzel size anlatıyorlar, ne güzel kulağa hoş geliyor; zamanda geriye gidiyorsun ve istediğin olaya el atıp olayların akışını değiştiriyorsun. Size bir soru; ya, o olaya karışanlar olayların akışın değiştirilmesini istemiyorsa? Siz olaylara baktığınızda sadece kendinizi görüyorsunuz, ama öyle değil. Her olay birden fazla insan içerir. Belki o insanlar o hayatın akışından gayet memnun ve değiştirilmesini istemiyor. Siz geriye gidip bir olaya el attığınızda sadece kendi hayatınızı değil, başkaların hayatınıda değiştirmiş oluyorsunuz. Bunu onlara sordunuzmu, izin aldınızmı? Zamanda yolculuk etmek, kişilerin kendi hür iradeleri ile oluşturduğu geleceği, onların bilgisi ve onayı olmadan değiştirmek anlamına gelir. Siz böyle birşeye izin verirseniz, o kişileri geleceklerinden sorumlu tutamazsınız yani onları mahşeri sorgudan muaf kılmanız gerekir. Kendisinin sebep olmadığı bir gelecekten kişiyi sorumlu tutamazsınız. Zamanda bir yolculuğun nelere sebep olabileceğini görüyormusunuz? O yüzden ilahi düzende zamanda yolculuk gibi birşey yok.

"Büyüklerimiz kader ve kazayı imana bağlamışlar. Haklı olarak. İman nedir? Bir yaratıcı ve o yaratcının getirdiği düzene inanmaktır. Kaza ve kadere hakim olan tanrıdır. Bilim dünyası bir makine icat etse ve bununla geçmişe gidip sürekli kaza ve kaderi değiştirse, bir sonraki adımı kendisini tanrı ilan etmek olurdu. İmanın diğer şartları ne? Allahın meleklerine ve peygamberlerine inanmak. Allahın kendisine hizmet eden, buyuruğundan çıkmayan melekleri var. Gün gelecek bilim dünyası bizimde robotlarımız var diyecek. Bize hizmet eden, buyruğumuzdan çıkmayan robotlarımız var diyecek. Allahın peygamberleri ve mucizeleri var, onlarda gün gelecek bizim bilim adamlarımız ve insalığın hizmetine sunduğumuz icatlarımız var diyecek. Bilim dünyası şeytanın elinde ve bunların hedefi Allahı andıran herşeyi yeryüzünden silmek. Bilim dünyası önünüze bir teori bir formül bir icat sunduğunda lütfen doğruluğunu kabul etmeden İslamla örtüşüp örtüşmediğine bakın."

4. Kader boyutu

Kader nedir? Kader bir hesaplamadır. Sizin ve atalarınızın yaşantısı ve niyetleri alınır bir hesaplamaya tabi tutulur, buradan sizin neyi hak edip neyi hak etmediğiniz çıkarılır. Hak ettiğinizde size rızık olarak indirilir. Bu hesaplamaya kader denilir. Bilim dünyası böylesine ilahi bir hesaplamaya inanmaz, onlar herşeyin tesadüfen geliştiğine inanır. Örneğin; hitler tesadüfen ortaya çıktı ve siz geriye gidip onu yok ederseniz dünya savaşları ve onca acıyıda ortadan kaldırmış olursunuz. Zaman yolculuğunu savunanlar, olayların böylesine tesadüfen geliştiğini savunur. Olayların bir öncesi ve sonrasına bakmaz. Örneğin; hitler doğmadan önce albert pike tarafından yazılan mektubu bilmez. Bir olay vukuu bulmadan, o olaya niyetlenen tezgahlayan birilerin olduğunu bilmez. Olayı, olay anından ibaret zanneder ve tesadüf der. Allah neden zamanda yolculuğa müsade etmez? Zamanda yolculuk demek Allahın belirlediği kaza ve kadere müdahele etmek demektir. Allahu Teala sizin için bir kazayı takdir ettiğini düşünün, zamanda yolculuk eden birisi buna müdahale etse ne olurdu? Herşeyin Allahın kontrolü altında olmadığı, evrende farklı tanrılar farklı düzenleyiciler olduğu anlamı çıkardı. Bir düzenleyicide diğerin işine mutlaka çomak sokardı;
"Allah evlat edinmemiştir. O’nunla beraber hiçbir İlah da yoktur. Aksi takdirde her İlah kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerine galebe çalardı. Allah onların (inkarcıların) yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir (Mu'minun Süresi; 91). Bir den fazla tanrı düzeni bozardı, birisi sürekli diğerinin işine burnunu sokardı. O yüzden tek tanrımız var. Eğer siz zamanda yolculuk ederseniz kaderi değiştirebilirsiniz. Kaderi değiştirende kaderini değiştirdiği kişilerin sevk ve idaresini yapmaya başlar yani tanrısı olur. Allahu Tealada, bu ayetle böyle birşeyin söz konusu olmadığını olamayacağını bize aktarır. Zamanda yolculuk, masumane bir düşünce gibi görünüyor ama İslami açıdan hiçte masumane değil.

5. Şer gibi görünen altında hayr yatabilir boyutu

Geçmişe geriye gittiğinizi varsayalım ve size şer gibi görünen bir olaya müdahale ettiniz. Belki  bu müdahaleniz daha büyük bir felakete yol açacak? İnsan neyin altında hayr yatıyor neyin altında şer yatıyor bunu, Ayetler açıkca beyan etmediği müddet bilemez. Eğer zamanda yolculuk etme ve geçmişe müdahale etme yetkisi bize verilseydi, neyin daha hayrlı olduğunu bilmediğimiz için zamanda yaptığımız her değişiklik gelecekte bir felakete sebep verirdi. Bizler kendimizi bir felaketten diğerine bir hüsrandan diğerine sürüklerdik. 

6. Günlük hayat boyutu

Zamanda yolcuk imkanı bizlere verilmiş olsaydı, günlük yaşantımız kaosa dönüşür, sağlıklı yaşam diye birşey kalmazdı. Örneğin; birşeyin tadını alırdık, geriye gider onu tekrar tatmaya çalışırdık. Hayatımız belirli olayları bir ileri bir geri sarmaktan ibaret olurdu. Belirli anlar saplantıya dönüşürdü. Her küçük bir olayda geriye gidip onu değiştirmeye kalkışırdık. Birinin değiştirdiği diğerinin hoşuna gitmez, o da zamanda geriye gidip onu değiştirmeye çalışırdı. Hayatımızı, birbirlerimizin sebep olduğu zaman değişikliklerini düzeltmekle geçirirdik. O günü yaşamak ve geleceğe plan yapma yerine geçmişi düşünür geçmişte yaşardık. Bir cep telefonu bile insanda saplantıya dönüştü, insanlar elinden düşüremiyor. Bir de siz insana zamanda yolculuk imkanı sunduğunuzu düşünün, her eve bir makine. Ne yapar sizce insan? İşini gücünü bırakır, saplantı halinde geçmişle uğraşırdı. Böyle bir düzen size mantıklı geliyormu? Gelmiyor, ama yinede zamanda yolculuğa inanmaya devam edeceksiniz.

7. Büyü boyutu

Büyüler neden haram, büyük bir günah biliyormusunuz? Bir büyüde iki şey yapıyorsunuz, bir; kişiye rızkı siz tayin ediyorsunuz ve iki; kişinin hür iradesini elinden alıyorsunuz. Rızık nedir? Kişinin Allah tarafından o günkü nasibidir. Yiyeceği yaşayacağı olaylar, teneffüs edeceği hava vs. Bunlar bir hesaplama sonrası belirlenir ve Allah katından kişiye iner. Büyü bu ilahi sisteme el atar, kişiye kendisi rızkı tayin etmeye kalkışır. Bu da ne anlama geliyor? Tanrıcılık oynamak. Zamanda yolculukta böylesine bir tanrıcılık oynamak. Sürekli insanların hayatlarına müdahale eder, olayların akışını siz belirlerdiniz. İnsanlar hak ettiği yaşamı değil, sizin takdir ettiğiniz yaşamı alırdı. Büyü ve zamanda yolculuk, ikiside hür iradeye ve ilahi rızık dağıtımına el atıyor. Vebal açısından birbirine benzer. Birisine ilahi düzen izin veriyor diğerine değil. Büyü var olan rızık yollarını kullanıyor, bir virüs gibi kendisini ilahi rızık sisteminin içine atıyor ve düzeni manipüle ediyor. Büyü neye programlandıysa kişinin rızkını o yönde değiştiriyor. Zaman makinesinin ise böyle bir şansı yok. İlahi düzende rızık yolları var ama zamanın bir güzergahı veya boyutu yok. Evrende, zaman diye birşey yok zaten. Zaman, insanların güneşin doğması ve batması sonrası kendi kendisine belirlediği bir ölçüm mekanizması, doğaya has birşey değil. Yani ilahi düzende, rızıkta olduğu gibi zaman makinesinin kullanabileceği bir güzergah bir boyut yok. Olmadığı içinde zamanda yolculuk mümkün değil.

8. Mahrem boyutu

Geçmişin bir mahremiyeti vardır, herkesin saklı kalmasını istediği özel bir hayatı var. Geçmişte bir yolculuk işte bu mahremiyet ortadan kaldırırdı. Siz istediğiniz zaman ve ortama yolculuk etmiş olsaydınız, insanları sürekli mahrem ortamlarda yakalardınız. Kişilerin yatak odalarına girer gizli saklı insanları gözetlerdiniz. Bu gizli saklı gözetlemeye karşı Allah bizi uyarır;
"...O ve taraftarları, sizin kendilerini göremediğiniz yerden sizi görmektedirler..." (Araf Süresi; 27). Uyardığı bir konuyuda Allahu Teala kendi düzenin, yani evrenin işleyişinin içine yerleştirmez.

9. Sağ ve sol omuzunuzdaki yazıcılar boyutu

"Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki katip melek, onun yaptıklarını alıp kaydetmektedir" (Kaf Süresi; 17). Omuzlarınızdaki melekler her söz ve eyleminizi kayıt altına alıyor. Varsayalımki siz zamanda yolculuk yapıyorsunuz ve sürekli olayların akışını değiştiriyorsunuz. Bu durumda sizin ve yaşantısını değiştirdiğiniz insanların omuzundaki melekler, yazdıklarını sürekli yırtıp yeniden yazması gerekirdi. Bu size mantıklı geliyormu? Değerli okurlarımız, bu tür teorileri ortaya atanlar kadere inanmaz, sağ ve sol omuzunuzdaki yazıcılara inanmaz, mahşeri sorguya inanmaz; inanmadıkları için bu tür teorileri ve ötesini rahat düşünüp savunabiliyor. Siz böyle birşeye inandığınızda, geçmiş olsun size. Siz dininizi çöpe atabilirsiniz. Bu tür teorilerin zerre kadar gerçekliği olsaydı, merak etmeyin bunu ilk savunan İslam dinin kendisi olurdu.

Soru: ashab-ı kehf (yedi uyurlar) zaman yolculuğumu yaptı?

Cevap: hayır. Zamanda yolculuk olarak adlandırılan şey, diğer insanlar zamanın normal akışına tabi iken, sizin o sürece bir anda varmanız. Burada durum böyle değil. Mağarada uyuyan bu Allah dostu zatlar, 309 yılın tamamını diğer insanlar gibi yaşayarak geçiriyor. Kendi zamanlarından bir anda 309 yıl ilerisine gitmiş olsalardı, o zaman buna zamanda yolculuk derdik. Gitmiyorlar ama, her canlı gibi, onlarda o süreci yaşaya, yaşaya geçiriyorlar. O dönemi yaşayanlar ile aralarındaki fark, dönemin insanları günlük hayatları var, bu yedi Allah dostu o süreci uykuda geçiriyor. Mucize nerede? Hiç yaşlanmıyor olmaları ve 309 yılı uyanmadan yemeden geçirmiş olmaları. Orada bir zaman yolculuğu olmadığını nereden anlıyoruz? Onlar uykuda iken melekler onları dönem dönem sağa ve sola çeviriyor. Buradan biz onların bir zaman sıçraması yaşamadığını o süreci yaşayarak geçirdiğini anlıyoruz. Yatalak bir hastaya sahip olanlar yatan birinin neden döndürüldüğünü bilir. Uzun süredir yatalak olan birisinde, basıncın oluştuğu noktalarda çürümeler yaralar oluşmaya başlar. Mağarada uyuyanlar zaman sıçraması yaşayıp bir anda 309 yıl ileriye gitseydi, döndürülmelerine gerek kalmazdı ama döndürülüyorlar. Kim döndürülür; uzun süre yatalak olanlar. Demek zaman sıçraması yaşamadılar, 309 yıllık süreci uykuda geçirdiler. 


Bilim ve Zamanda Yolculuk


1. Işık

Zaman, bir video kaydı ve beyine kazılan hatıralardan ibaret. Fizikçiler zamanı ışık ile irtibatlandırır. Bu doğru değil. Işık, eşit şekilde her yere yayılır. Zaman, eğer ışık bağlantılı birşey olsaydı zaman bütünlüğünü koruyamazdı. Işık yayılır, bir bütünlüğe sahip değil. Kendi içinde bir bütünlüğüde muhafaz edemez. Burada bütünlüğü koruyan ve evrenin her yerinde var olan bir güç olması gerek. O da evrenin her köşesinde var olan, gezegenlerin dönme ve manyetik gücü. Mantıkta dönme ve manyetik kuvvetine işaret ediyor. 

2. Zaman makinesi

Bu bir bilim kurgu ürünü. Bilim adamları mekan ve insanların zaman içinde yerlerini koruduklarına inanır, yani siz bir zaman makinası icat etseniz ve beş gün önceye gitseniz, beş gün öncesi o mekanda bulunan insanları halen o mekanda bulabileceğine inanır. Bu tabiki fiziki anlamda mümkün değil. Siz öyle bir makine icat etsenizde, geçmişe gittiğinizde siz orada geçmişe ait hiçbir iz bulamazsınız. Ne elektromanyetik boyutta ne ısı boyutunda ne de fiziki. Bıraktığınız ısı izi, rüzgar gibi faktörlere maruz kalıp dağılıp gider, bıraktığınız elektromanyetik kayıt dünyanın elektromanyetik gücüne tabi olur ve oradan kaybolur gider. Fiziki olarakta (madde, gas, sıvı) birşey bulamazsınız. Her bir madde ya oradan ayrılmış olur ya da zamanın etkisi ile değişime uğramıştır. Siz zaman makinesi ile geçmişe gitseniz bile bilimsel açıdan geçmişe ait bir iz bulamazsınız. Olmayan bir geçmişe gitmiş olursunuz.

3. Zaman

Zamanı siz nasıl belirliyorsunuz; günler ve aylar, yılların kaydını tutarak. Doğa nasıl belirliyor? Belirlemiyor! Evren için zaman yok. Sizin zaman olarak tanımladığınız güneşin doğması ve batmasından ibaret. Evren için bu, dönen bir platformun üzerinde birşeyin sürekli tekrarlanmasından ibaret. Siz zamanı tutuyorsunuz, evren tutmuyor. Evrende zamanda diye birşey yok. Zaman makinesi ile olmayan bir zaman dilimine nasıl gitmeyi düşünüyorsunuz?
Zaman kavramı insani bir kavram, evren için geçerli değil. Zamanın hesabını tutmak insancıl bir davranış, gezegenler için geçerli değil. Zamanda yolculuk makinesi icat ettiğinizi ve belirli tarihi o makineye tuşladığınızı varsayın; tuşladığınız o tarihe nasıl gideceksiniz? Evrende o tarihe kayıtlı bir gün yokki!! Örneğin; mesainiz başlamadan veya bittiğinde parmak izinizi tuşlayıp işyerinize girip çıkıyorsunuz. Her gününüz kayıt altına alınıyor. Güneş her doğduğunda her battığında bir kayıt almıyor. Evrende olmayan bir zaman dilimini, icat ettiğiniz makine ile nasıl bulacaksınız? Nasıl olacak bu? Yani uyutuluyoruz; karşınıza öyle fiziki formül, teoriler ve kavramlarla çıkıyorlarki, sizde "vay be", adamlar ilimde baya yol katetmiş izlenimi uyandırıyor. Bu tür teorilerle uğraşmak fizikte gelebileceğiniz en yüksek mertebeler, dolayısıyla bu tür teorilerle uğraşanlar kedilerine yüksek bir statü atıyor, çok bilge izlenimi çevreye yayıyor. Halbuki teorilerin içi boş ve saçma. Birbirinden bağımsız olaylar harmanlanmış ve insanlar bununla uyutuluyor. Neden uyutuluyoruz? Bizim bilim adamları ve araştırmacılar bu saçmalıklar ile oyalanırken onlar saçma olmayan şeyleri araştırıyor ve icat ediyor. Bizim bilim adamı ve araştırmacılar sabah akşam bu teorilere kafa yoruyor, onlar ise günlerini elle tutulur işlere harcıyor. O yüzden onlar icat ediyor biz değil! Onca prof onca bilim adamı, hocam bu kadarda küçümsemeyin bilim dünyasını derseniz; bakın arkadaşlar, maymundan türediğine inanan bir camiadan bahsediyoruz! Maymundan türediğine inanan bir beyinde ben akıl aramam, onun her söylediğine inanmadan doğruluğunu beş defa, on defa kendi aklıma danışırım.

"Bu tür teorilerin peşinde koşanlar hayatın tesadüflerden ibaret olduğuna inanır. Kaza ve kadere inanmaz. Hayat denilen şeyin ilahi bir tasarrufun altında olduğuna inanmaz. İnanmadığı için kendisine anlatılan her teori makbul gelir. Biz Müslümanlar ama bu tür teorileri dinlediğimizde ilk önce İslami değerlerimizle çatışıp çatışmadığına sonrası yeryüzü bilimlerimizle çatışıp çatışmadığına bakmalıyız. Zamanda yolculuk hem İslami inançlarımızla çatışıyor hem yeryüzü ilimleri ile. O yüzden bu teoriyi reddediyoruz. Eğer Allah zaman yolculuğunu isteseydi, düzeni ona göre kurardı. Örneğin; zamanı güneşten bağımsız var ederdi. Zamanı, güneşin doğuşu ve batışı gibi kendisini her gün tekrarlayan bir düzen üzerine inşa etmezdi."


Ahiret ve Zaman


1. "Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O’na yükselir" (Secde Süresi; 5).

2. "Melekler ve ruh, O’na, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir" (Mearic Süresi; 4).

-
Ahiret hayatı ve zaman, bu konuda üç ayet dikkatimizi çekiyor. Ataistler ve Allah düşmanları güya kendi kafalarınca Kur'an-ı Kerimi çürütmek istediklerinde, bu iki ayetide örnek gösterirler. Bir Ayette "bin yıl" denilir, diğer Ayette "elli bin"; bakın görüyormusunuz Kur'an-ı Kerimin çelişkilerini diye kendi kafalarınca açıklamalar yaparlar. Biz bu gezizekalıları Allaha havale edelim. Onlar kendi haline biz kendi halimize; bu iki ayet aslında çok açık ve net, iki farklı rakamın söylenmesi bir çelişki değil tam aksine olması gereken. Bir ayet, rızık gibi işlemlerden bahseder diğer ayet melek ve ruh gibi canlıları kasteder. Birisi bin yılda Allah katına yükselir diğeri elli bin yılda. Buradan biz rızık gibi can içermeyen enerji akımların, can içeren enerjiden çok daha hızlı hareket edebildiğini anlıyoruz. Örneğin; can sahibi enerji şekilleri (melek ve ruh) ışık hızında bir mesafeyi katediyorsa, can içermeyen enerjiler ışık hızından 50 kat daha hızlı hareket ediyor. Mantıkta zaten, canlı ve cansız enerji formları arasında bu hız farkın olması gerektiğini söylüyor. Neden? Rızık sadece insana inmez meleklerede iner. Rızkın iniş ve yükseliş hızı meleklerin hızı ile aynı olursa, rızık meleklerin hızına yetişemezdi. İki farkla rakamla karşı kaşıyayız, bunda bir çelişki yok birisi yaşayan enerji formları için geçerli diğeri cansız enerjiler. Birisi bin yılda göğe yükseliyor (cansız) diğeri elli bin yılda (melek ve ruh).

3. "Ve azabı senden acele istiyorlar. Ve Allah, asla vaadinden dönmez. Ve
Rabbinin katındaki bir gün, sizin saydığınız bin sene gibidir" (Hac Süresi; 47). 

Soru: ahiret hayatında gece varmı?
Cevap: Hac Süresinde "Allah katında bir gün" denilir. "Bir gün" tanımını yapabilmek için gün başlayıp bitmesi gerek. Bir başlangıç (sabah) bir kapanış (akşam) olması gerek. Demek gece ve gündüz var. Allah katında gece ve gündüz varsa, Melekler katı olarak tanımladığımız cennette de var olması gerek. Burada geceyi zifiri karanlık olarak düşünmeyin, Allah katı da melekler katı da aşırılık içermez. Gecelerin loş bir ortamda geçeceğini varsayın. Bunun yeryüzünde bir örneği varmı? Var. Kutuplarda 6 ay gündüz ve 6 ay gece yaşanır. Kutuplardaki 6 ay gündüz cenneti temsil eder. Gündüzleri aydın, akşamları loş. 6 ay gecede cehennemi temsil eder. Hiç aydınlık görmeyen, akşam karanlığından zifiri karanlığa kadar giden bir ortam. 

Ahiret ve Mekan

Bazılarınız, hocamız gaypten bilgilermi alıyor, bu bilgileri nereden akıl ediniyor sorusunu kendisine sormuş olabilir. İçiniz rahat olsun, gayptan bilgi almıyoruz.
Rabbime şükür bizlerin cinlerle işi olmaz, meleklerle irtibata geçecek manevi mertebe ve temizliğede sahip değiliz. O zaman nereden geliyor bu bilgiler? Çok basit, yeryüzü ilimlerinden. Allah insanı gizemde bırakmaz, ahiret hayatın bir muadili yeryüzünde vardır. Biz muadilini araştırıyoruz, oradan diğeri hakkında yorum getiriyoruz. Örneğin; bundan beş yüz yıl öncesi cevizin laboratuvar analizi mümkün değildi, ama yinede siz bundan 500 yıl öncesi cevizin neye faydalı olduğunu rahatlıkla çıkarabilirdiniz. Sadece çevizin içini açıp görünümünden bunun insan beyini için var edildiğini çıkarırdınız. Bizde bunu yapıyoruz, her bir gizemin gözle görülür muadili vardır. Biz gözle görünen muadilini araştırıyor, oradan diğeri hakkında yorumlar getiriyoruz. Gayba, gizeme gerek yok, herşey gözümüzün önünde. Yeryüzü, cennet ve cehennemin gizemide insan beyninde yatıyor. İnsan beynin anatomisini incelerseniz, diğer boyutun gizeminide çözersiniz. Örneğin;
Üst beyin- gök katları, orta beyin- yeryüzü, alt beyinde- cehennem.

soru:
orta beyin ile üst beyin arasında farklı iletişim hatları var. Yeryüzü ve gök arasındaki yollarda buna benzer olabilirmi?
cevap: siz verin...

soru: beynin üst katı, orta beyni bir kavis gibi sarıyor. Şuan cennet katlarıda yeryüzünü öylesine sarıyor olabilirmi?
cevap: siz verin...

soru: mahşer günü, yeryüzü yerle bir edildiğinde, yeryüzünü kavis gibi saran gök katları acaba ana rahmindeki embriyonun ilk yaratılış safhalarında olduğu gibi düz bir şekilmi alacak?
cevap: siz verin...

soru: orta beyin ile üst beyin arasında bir sıvı var, yeryüzü ile gök katı arası, o boşlukta da sıvı, bir deniz deryası olabilirmi?
cevap: siz verin...

soru: binaların kolonları gibi orta beyin ile alt beyin arasında büyük kolonlar var. Alt beyin cehennem, orta beyinde yeryüzü ise; bu ikisi arasında devasa melekler olabilirmi. Yeryüzünü omuzlayan devasa melekler?
cevap: sizi verin..

               

Değerli okurlarımız, cennet ve cehennem yeryüzü gibi var edilmiş. Şuan var, hazır halde bizi bekliyor. Hz adem ve hava anamız içinde yaşamış. Sonrası yeryüzüne sürgün edilmişiz. Yaratılış hakkında genel bir fikir edinmeniz için bu çizimi sizin için hazırladık.

yazının devamı gelecek...

pskiyatrik hastal��klar

Başarılı bir tedavinin sırrı doğru teşhiste yatar. Bir hekim tedaviye yönelik her hangi bir adım atmadan, ilk önce hastalığın kaynağını tespit etmeli sonrasında tedavi programı üzerinde kafa yormalı. Bizde çalışmalarımıza başlamadan, ilk önce bu konu hakkında yapılan araştırmaları, tezleri ve tedavi yöntemlerini gözden geçirdik. Neden bu araştırmaların doğruluğunu testten geçirme ihtiyacı duyduk? Bilim temizdir ama insan değil, insan el attığı her yeri kirletir, çıkarlar ve ideolojik görüşler devreye girer. Günümüzün bilim dünyasını kim kontrol ediyor, kimler nobel ödüllerini kazanıyor, kimler billim dergilerini basıyor, kimler ilaç şirketlerini yönetiyor; siz bunları araştırırsanız bilim dünyasının size verdiği bilgilerin güvenilir bir yanı olmadığı, bunların tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini anlar ve görürsünüz. Örneğin; evrim teorisi! Günümüzün bilim dünyasından insana hayır gelmez, bunu kabullenip kendi sorunlarımıza kendimiz çare aramalıyız. Batının teknolojik imkanlarını kullanmadan psikiyatri hastalıkların kaynağını tespit etmek mümkünmü?

Cihazlar kullanmadan psikiyatri hastalıkların kaynağı nasıl tespit edilir?

Batının teknolojik imkanları elinizde yok ise bu sizi tasalandırmasın, sizi özgüven eksikliğine, psikolojik ezikliğe sürüklemesin. Fizyolojik değişimlere en hassas cihaz, insan bedenin kendisidir. Onlar cihazlara siz insan bedenine güvenin; siz onlardan her zaman daha sağlıklı sonuçlar, veriler elde edersiniz. Bedenimiz çok hassas sensörler ile donatılı, bu sensörler elektronik cihazların bile ölçmeye kadir olamadığı değişiklikleri ölçmeye ve bize bildirmeye kadir. Örneğin; g
örüntüleme yöntemleri birşeyi görüntüleyebilmesi içn o şey en azından 3cm bir boyuta sahip olması gerekiyor, insan bedenin sensörleri ise mikroskopik boyutta olan değişimleri bize bildirme yeteneğine sahip. Kısacası bedeninizin her köşesi kamera ve sensörler ile donatılı ve bunlar her saniye içinde beyninize bilgi aktarır; böyle bir istihbarat ağını bütün uluslararası istihbarat örgütlerini ve imkanlarını toparlasanız elde edemezsiniz. Neden bu bilgilerden yararlanmıyorsunuz, bunlardan yararlanmayı aklınıza getirmiyorsunuz? Örneğin; ağrı, bedenin bu istihbarat sensörlerinden birisidir. Bedeninizin içinde olup bitenlerden sizi haberdar eden bir istihbaratçı, bir postacı, bir haberci. Biz ama nadiren bu haberciye kulak veririz, çoğu zaman biz onu ortaya çıkar çıkmaz sustururuz. Onu dinlersek ne olur? Dinlersek bedenin içinden, bedenin durumundan çok değerli istihbarat bilgileri toparlar ve o doğrultuda teşhis ve tedavimizi belirleriz. Ağrının şekli, şemali, yayılış şekli, şiddeti, çıkış mekanizması, bunların hepsi birer istihbari bilgi taşır. Elimizde teknolojik imkanları olmadığı, artı makine endeksli değilde hasta endeksli hareket edilmesi gerekir felsefine sahip olduğumuz için bizler bu çalışmamızda bedenin istihbari bilgileri doğrultusunda hareket etmeye karar verdik. Yani hastanın yaşadığı semtomlara bakarak olayın özüne, psikiyatri hastalıkların kaynağına inmeye karar verdik.

Teşhisler hastanın şikâyetlerine göre koyulur, radyolojik verilere göre değil

Bilim dünyasının psikiyatri hastalıklar hakkında bize sunduğu bilgiler beynin fizyolojik ilkelerine ve yapısına aykırı, akıl ve mantıktan uzak bilgiler. Yüzyıldır bu teoriler doğrultusunda hareket eden tıp dünyasının hiç bir psikiyatri hastalığın tedavisinde başarılı olamamasına şaşırmamak gerekiyor. Biz bilim dünyasının ağzına göre hareket edersek, yanlış sonuçlara varmamız, bir yüz yıl daha kayıpta geçirmemiz kaçınılmaz. Biz farklı bir yol izlemeye karar verdik; biz cihaz odaklı teşhis yönteminden çıkıp hasta endeksli, yani semtom endeksli hareket etmeye karar verdik. Neden? Psikiyatri hastalıkların şikayetleri beyinde değil, gövdenizde vukuu bulur! Siz semtomları es geçer ve sadece beyinin salgıladığı hormonlara, yani sadece beyine odaklanırsanız doğruları kaçırırsınız. Örneğin; bilim dünyasının bilerek veya bilmeyerek yaptığı hata bu; onlar araştırmalarını beyine odaklar, halbuki beyin sorunların kaynağı değil, mağdurudur. Biz bu tuzağa düşmedik, biz bir detektif gibi semtomları takip ettik ve anında çok ilginç bir bulgu ile karşılaştık; siz birbirinden çok farklı görünen onca farklı psikiyatri hastalığın, hepsininde bedenin aynı bölgelerinde şikayetler meydana getirdiğini biliyormuydunuz?

Psikiyatri hastalıkları istisnasız hangi bölgelerde ve hangi şikayetleri ortaya çıkarır? 

Farklı psikiyatri hastalıkların şikâyetlerini incelemeye başladığımızda anında bazı şeyler dikkatimizi çekti; fobiler, panik atak veya obsesif kompulsif hastalıkları birbirinden çok farklı görünüyor olsada hepsi insan bedeninde aynı şikayetleri ortaya çıkarır! Bu farklı görünümlü hastalıkların hepsinde, istisnasız bir düşünce yoğunluğu, göğüs kafesinde bir daralma, nefes almakta zorlanma, kalp atışlarında bir hızlanma ortaya çıkar. İlk önce beyinde bir negatif düşünce yoğunluğu oluşur, sonrasında göğüs kafesi bölgesindeki organlarda bir huzursuzluk! Siz hem göğüs kafesinde bir sıkıntıya, hem beyinde bir düşünce yoğunluğuna sebep olabilecek bir varlık tanıyormusunuz?

Beyin hücreleri psikiyatrik hastalıklara neden sebep olamaz?

Tıp literatürünü incelediğinizde araştırmalarda elde edilen hormonsal veya radyolojik ölçümlerin rahatsızlık başladıktan sonra, beyin bir şey tarafından uyarıldıktan sonra elde edildiğini görüyoruz; bu da çok yanıltıcı. Neden? Araştırmalar hücrelerin tepkisi ve bunun sonuçları üzerinde durur; bu hücreleri uyaran nedir, bunun evveliyatı nedir bunun üzerinde durulmaz. Bilim dünyası olayların kaynağına değil, onlar mağdurun üzerine varır! Sorunlar yol açan kenara çekilir ve kahkahalar içinde beyine açılan savaşı seyreder, beyinin ilaçlar ile nasıl yıpratıldığını zevk içinde izler. Beyinlerimizi, yani aklımızı hedef alan, aklımızı kullanılamaz hale getirmek isteyen ve ona bu tuzağı kuran kim?

Mağduriyet nasıl oluşur?

Beyinde bir aktivite ölçüyorsanız, bu dıştan bir uyarı sonucu geçekleşir; beyin hücreleri kendi insiyatifleri ile hareket edemez, bu fizyolojik tabiatlarına aykırı. Örneğin; bir kişi bir ses duyduğunu söyler ama sizler bu sesi duymazsınız. Eğer bir kişi bir ses duyuyorum diyorsa, o kişi yalan söylemediği müddet o ses vardır; çünkü beyin hücrelerin yoktan bir ses üretme kabiliyetine sahip değil. Bu tür vatandaşlarımızı şizofreni gibi teşhisler koymadan, onların beyinlerini ilaçlar ile uyuşturmadan; beyin hücreleri nelere muktedir, nelere değil bunu tekrar bir gözden geçirmelisiniz! Bu ses veya görüntüleri siz göremiyor veya duyamıyor olabilirsiniz, bu ama onların orada var olmadığı anlamına gelmez. Ben gözle görmediğim ve kulağımla duymadığım bir şeye inanmam diyorsanız o zaman siz kablosuz iletişimede inanmamalısınız, çünkü siz ne uydulardan akan tv sinyallerini görebiliyorsunuz nede insanların cep telefonlarına inen ses dalgalarını duyabiliyorsunuz. Şunu düşünebilirsiniz; birisi bir ses duyuyorsa o zaman bunu bende duyabilmem gerekmezmi? Gerekmez çünkü metroya bindiğinizde herkesin cep telefonuna gelen mesajlar, sizin cep telefonuna gelmez. Neden gelmez? Bir insan bir mesajı istediği kişiye gönderebiliyorsa bunu farklı bir varlık neden yapabilmesin? O yüzden bir kişiye inen ses ve görüntü sinyallerini siz göremiyor ve duyamıyorsanız bu bunların var olmadığı anlamına gelmez! İki; psikiyatri hastaların şikayetleri göğüs kafesi bölgesinde vukuu bulur, neden göğüs kafesi hiç araştırılmaz? 

Sorularımızın cevabını Kur'an-ı Kerimde bulduk

Kur'an-ı Kerim bir ilham kaynağıdır. Kur'an-ı Kerim sadece insana öğüt ve nasihat vermekle yetinmez, Kur'an ayrıca bir rehberdir, sizi karanlıktan aydınlığa taşıyan ve sıkıntılarınıza çözüm bulan bir yoldaş. Yeterki siz iyi niyet ve samimiyetle ona yaklaşın. Bizde bunu yaptık; biz samimi duygular ile Kur'an-ı Kerimi incelemeye aldık, onda sıkıntılarımızın çözümüne yönelik ipuçları bulabilir miyiz diye araştırmaya koyulduk. İncelemelerimizde bizlerin bu dünyada yalnız olmadığı, farklı bir varlığın bize kilitlendiği ve bizim ile uğraşmaya and içtiği bilgisine ulaştık; "ama şeytandan sana mutlaka vesvese gelecektir. O zaman Allah'a sığın. Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi bilendir" (Fussilet Süresi; 36. Ayeti Kerimesi). "ve dedi ki: «Yarabbi! Ben sana şeytanların vesveselerinden sığınırım", "ve sana sığınırım rabbim onların yanımda bulunmalarından" (Müminun 97-98. Ayeti Kerimeleri). "ve onların hepsini bir araya topladığı gün (Allahû Tealâ şöyle buyuracaktır): “Ey cin topluluğu! İnsanlarla çok uğraştınız” der" (En am Süresi; 128. Ayeti Kerimesi).

İnsan beyininde üç tarz düşünce gezinir, hastalıklara sebep veren hangisi?

İnsan beyininde üç tarz düşünce ortaya çıkar; bunlardan ikisi kalpte oluşur ve beyinde yankılanır, üçüncüsü ise o kişinin bizzat odaklanması sonucu beyinde oluşan düşüncedir. Kalpte oluşan düşüncelerin birisi Rahmani buna ilham deriz, diğeri ise şeytani bunada vesvese denilir. İnsanın kendi düşünceleri bilince tabii tutulmuş, beyin odaklanma sonucu düşünce üretir. Psikiyatri rahatsızlıklarda durum ne? Psikiyatri rahatsızlıklarında oluşan düşüncelerin istem dışı ortaya çıktığını görüyoruz, bu da bize bu düşüncelerin kendi beynimizden değil farklı bir kaynaktan gelmesi gerektiğini gösterir. Bu düşünceler eğer kendi beynimiz tarafından üretilmiyorsa geriye kalır Rahmani veya şeytani kaynaklı düşünceler. İnsanın hayatını zindana çevirmek Rahmani olamayacağına göre, geriye kalır şeytani vesveseler. Tıp dünyası beyinde sadece bir düşünce olduğuna inanır, bu da o kişinin kendi düşüncesi. Bizler ama Müslüman olduğumuz için kendimizi çok şanslı hissetmeliyiz, Allah bize Kur'an-ı Kerim ile daha nice varlıkların varlığından haberdar etmekte. Bu bilgilere sahip olmayanlar etütlerini eksik bilgilere göre yapar ve bundan dolayıda her defasında yanlış sonuçlara varma riski ile karşı karşıya kalır. Bu bilgilere sahip olanlar ise her zaman bir adım önde olur, onlar doğru sonuçlara daha yakındır.

Psikiyatri hastalıklarında gördüğümüz düşünce yoğunluğunu biz bu Ayetler ile açıklayabiliriz ama göğüs bölgesindeki daralmaları ve göğüs bölgesindeki diğer semptomları nasıl izah edebiliriz?

Göğüs bölgelerindeki semptomların kaynağını Peygamberimizin hayatını inceleyerek çözüme kavuşturduk. Bu yazı vesilesiyle size Peygamberimizin hayatından kısa bir hikaye aktarmak istiyoruz; “kuşluk güneşinin her tarafa pırıl, pırıl hayat saçtığı bir güzel bahar günüydü. Nur yüzlü Efendimiz sütkardeşi Abdullah'la beraber evlerine yakın çayırlıkta kuzularını otlatıyordu. Bir ağacın altında çimenden yem yeşil halının üzerine oturmuş, tatlı tatlı konuşuyorlardı. Bir müddet sonra da Abdullah ağacın serin gölgesinde uykuya daldı. Kâinatın Efendisi ise, oturduğu yerden kâinatı kuşatan eşsiz güzelliklerin Yaratıcısını düşünmeye koyuldu. Bu sırada kuzular yayıla, yayıla epeyce uzaklaşmışlardı, onları geri çevirmek için Peygamberimiz (s.a.v.), Abdullah'ın yanından ayrıldı. Bir müddet gittikten sonra, karşısına beyaz elbiseli iki kişinin çıktığını gördü. İkisi de güler yüzlü ve sevimli idiler. Birinin elinde içi karla dolu altın bir tas vardı. Nur yüzlü Efendimizin yanına usulca yaklaştılar. Onu tutup İlâhî bir halı gibi duran yem yeşil çimenlerin üzerine uzattılar. Efendimizde ne ses, ne seda, ne de telâş vardı. Bu güler yüzlü, bu temiz sîmalı ve bu sevimli insanların kendisine kötülük yapmayacağını biliyordu.

Ağacın serin gölgesinde uyumakta olan Abdullah bu sırada uyandı. Manzarayı görünce olanca hızıyla telâşlı, telâşlı eve vardı. Gördüğü manzarayı anne ve babasına anlattı. Heyecan ve telâşlarından, evlerinden nasıl çıktıklarının farkında bile olmayan Halîme ile kocası, bir anda Peygamberimiz (s.a.v.)in yanına vardılar. Fakat Abdullah'ın anlattıklarından eser yoktu. Ortalıkta kimseler görünmüyordu. Zira gelenler memur edildikleri vazifelerini bir anda bitirip, gözden kaybolmuşlardı. Sadece ayakta duran Kâinatın Efendisinin benzi uçuktu ve hafiften gülümsüyordu. Fazlasıyla telâşa kapılan Halîme ve kocası, “ Ne oldu sana yavrucuğum? " diye sordular. Kâinatın Efendisi şunları anlattı: " Yanıma beyaz elbiseli iki kişi geldi. Birinin elinde içi karla dolu bir tas vardı. Beni tuttular, göğsümü yardılar. Kalbimi de çıkarıp yardılar. Ondan siyah bir kan pıhtısı çıkarıp bir yana attılar. Göğsümü ve kalbimi o karla temizledikten sonra ayrılıp gittiler." Kur'an ve sünnetin nasıl birbirini tamamladığını gördünüzmü? Kur'an dan aldığımız bir bilgiyi Peygamberimizin hayatını inceleyerek teyit ediyoruz, Kur'an ve hadisler birbirini tamamlar, birini diğerinden ayırmaya kalkışmayın.

Peygamberimizin kalbi neden yarıldı ve bunun bizler için önemi nedir?

Allahu Tealanın kulları ile bağlantı (ilham) kurduğu nokta kalptir. İnsan ile Allah arasındaki bu açık hattı şeytanda bilir ve bu açık hattan fısıldar (vesvese verir). Bu fısıldamalar beyinde yankılanır ve insan bu düşüncelerin kendisine ait olduğunu sanar. Şeytana sunulan bu imkan Peygamberimiz sav'da ortadan kaldırılır ve Peygamberimiz sav bu olaydan sonra sadece nefsi dürtüleri ile baş başa bırakılır. Biz sıradan insanlar ama hem şeytani dürtüler ile mücadele ediyoruz, hem nefsi dürtüler ile. Şeytani dürtüler kalpte oluşur, nefsi dürtüler ise beyinde. Gördüğünüz gibi İnsan olmak hiçte kolay değil; meleklerde ne nefis var nede şeytanın vesvesesi; cinlerde ise nefis var ama şeytanın vesvesesi yok; insan ise hem nefsi dürtüleri kontrol etmek zorunda, hem şeytanın vesvesesine karşı gelmek zorunda, bu da hiç kolay değil! O yüzden hata yapan insanları, eğer kalpleri ve niyetleri temiz ise affetmesini bilin. Özetleyelim; psikiyatri hastaların kaynağı cinlerdir! Cinler psikiyatri hastalarında iki şeye sebep olur; bir düşünce yoğunluğu, ikincisi göğüs bölgesindeki semtomlara. Çözüm nedir? 

Önemli Uyarılır

Uyarı 1: "Hocam ilaçlar alınca semptomlar hafifliyor veya iyileşiyor, eğer bu hastalıkların kaynağı cinler ise o zaman ilaçlarda işe yaramamalı", sorusu aklınıza gelebilir. Bu güzel ve çok mantıklı bir soru ancak olayın teferruatını bilmediğiniz an mantıksal görünen bazı şeylerde sizleri yanıltabilir. Burada bilmeniz gereken durum şu; cinler sizleri etki altına alabilmek için beyninizde var olan biyolojik hatları kullanır, siz o hatları ilaçlar ile uyuşturursanız o cin'in sizi rahatsız etmesini engellersiniz. Ne zamana kadar? O ilaçların etkisi gidinceye kadar, o hatlar açıldığı an tetikte bekleyen cin yine sizi o hatlar üzerinden rahatsız etmeye devam eder.

Uyarı 2: Cinlerin insana musallat olması iki türden gelişir; birisi düşünce bazında (örneğin; öfkelendiğiniz an öfkenizi uç safhaya taşır, kin ve nefretinizi çoğaltır, size bir şey yaptırmak için size sürekli düşünce yağdırır vs), ikincisi ise fiziki anlamda (örneğin; onlar ile konuşmak, onları görmek). Psikiyatri rahatsızlıkları düşünce bazında gerçekleştiği için burada bahsettiğimiz musallat olayı sadece düşünce boyutunda oluşur, yani fiziki boyutta bir musallat olma olayı gerçekleşmez.

Uyarı 3: Her insanın bir cin'i vardır ve bu cin sizin zafiyetlerinizi tespit edip sizi o noktadan rahatsız etmeye çalışır. Örneğin; bazı insanların fıtrat yapısında temizliğe yönelik bir zafiyet olabilir, bunların cin'i onlara temizlik hakkında sürekli vesvese verir. Direnirse vesveseler yoğunlaşır, direnmeye devam ederse cinler fiziki şikâyetlere başvurur (kalp atışların hızlanması, nefes daralması). Fiziki şikâyetler ortaya çıktığı anda o kişi hayati tehlike sezer ve o vesveselere boyun eğip temizliği yapar. Örneğin; bazı insanların fıtrat yapısı kalabalığa gelemez, bu insanların cin'i de onları bu noktadan vurur. Onlar ne zaman insanların arasına girse onların cin’i onların beyinine negatif düşünceler yağdırmaya başlar, o kişi buna direnmeye kalkışırsa, cin onu göğüs kafesinden sıkmaya başlar, nefesini daraltır, kalp atışlarını hızlandırır. Bu insanlar ne zaman toplumun içine girse cin bu semtomlara sebep olur; bir müddet sonrada bu insanlar nefes daralma ve kalp hızlanmaların getirdiği korkudan kendilerini tamamen toplumdan soyutlar. Göğüs kafesindeki semptomlar her zaman işe yarar çünkü bu o insanda kendisinin hayati tehlike altında olduğu izlenimini bırakır ve o kişilerde bunun üzerine cin’lerin buyruğu altına girer; o cin onlara ne vesvesesi yağdırıyorsa onu yaparlar; bu temizlik olabilir, simetri hastalığı, bazılarında da yedikleri yemeği çıkarmak. Hepsinin ortak noktası bir cin’in kendilerini göğüs kafesinden sıkıp istediği şeyi yaptırıncaya kadar rahat bırakmamasıdır.

Uyarı 4: Devletimiz bu hastaları akıl hastanelerine değil bunları cinler ile ilgilenen özel merkezlere yönlendirmeli. Bunların tedavisi beyini uyuşturan ilaçlar ile değil Kur'an-ı Kerim, ilahiler ve el sanatları ile yapılmalı. Devlet acilen bu merkezleri pilot bölgelerde hayata geçirerek hem ülkemizde çılgınca üreyen ve tıbbın çözüm üretmekte aciz kaldığı bir soruna çözüm getirmeli, hem halkımızı dağda tepedeki cinci hocalardan, medyumculardan veya ben çözerim diyen şarlatanlardan kurtarmalı. Günümüzün bilgi seviyesi ve şartları bu merkezlerin açılımını zorunlu kılar. Ecdadımız yüzyıllardır ruhsal hastalıkların tedavisini bu şekilde yapmıştır ve çok başarılı sonuçlar almış. Onlar bilimsel altyapıya vakıf olmadan, bilmeden sıkıntının kaynağına yönelik uygulama yapmış ve başarılı olmuşlar. Bizlerin bu uygulamaları daha bilinçli, bilimsel altyapıya vakıf olarak yaptığımızı varsayarsak, bizlerin ecdadımızdan daha iyi sonuçlar elde edebileceğimizi düşünebiliriz.

Uyarı 5: Cehalet insana ve topluma zarar verir, bir konu hakkında yorum yapmadan lütfen kendinizi ilk önce o konular hakkında bilgilendirin ve kendinizi ön yargılardan arındırın. Kalıplaşmış hayat görüşleriniz veya ideolojik hayat felsefeleriniz ile hareket etmeyin. Bir Müslüman Kur'an-ı Kerimin her Ayetine, her kelimesine, her harfine inanır; eğer keyfinize gelene inanıp keyfinize gelmeyene inanmazsanız bu davranışınız Kur'an-ı Kerimin Allah’ın bir kelamı olarak görmediğinize işaret eder. Bu hareketiniz Kur'an-ı Kerimin bir şahıs tarafından yazılan bir felsefi kitabı olarak gördüğünüze işaret eder. Bu tarz düşüncelerde sizi imandan çıkarır. Kur'an-ı Kerimin nice Ayetinde cinlerden bahsedilir, hatta bir Sürenin adını onların ismi ile adlandırarak onların varlığına ve önemine vurgu yapılır. Müslümanım diyen birisi, ben cinlere veya büyülere inanmıyorum deme lüksüne sahip değil! Eğer ilim diyorsanız o zaman ilmi dayanağınızı getirin! İlmi dayanağınız yok ise hayat tecrübeleri doğrultusunda hareket edin. Artı şunuda aklınızdan çıkarmamalısınız; yüz yıl önce görünmeyenler günümüzde görülmekte, o dönemin inkarcılarıda günümüzün bilim dünyası tarafından hiçte hoş anılmaz. Belki bir yüzyıl sonrada günümüzde görünmeyenler görülür hala gelecek. Eğer bir yüzıl sonra arkanızdan alay edilmesini istemiyorsanız yaşamınızda önyargılarınız ile değil, aklınız ile hareket edin! 

Hastalar üzerindeki çalışmalarımız

Gördüğünüz gibi sürekli zayıf noktalarımız araştırılıyor, sürekli bize o noktalardan saldırılıyor; umarız nasıl bir düşmana ve hayata maruz kaldığımızı şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur. Biz düşmanımızı tanımladık, yerleştiği noktayı tespit ettik ve silahlarımızı geliştirdik; iyi ve kötü enerji birbiri ile kapışırsa sizce hangisi galip çıkar? Bu yazının devami, sıkıntılarınızın çözümü için günah, tövbe ve şeytan üçgeni yazısını okuyunuz.