nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

evrim teorisi- mant��ksal yan��lg��lar

Bu bölümde olayın bilimsel boyutuna girmeden sadece mantık üreterek evrim teorisinin neden mantık, bilim ve akıldan uzak olduğunu sizlere izah etmeye çalışacağız. Evrim teorisinin temelini mutasyonlar oluşturduğu için, mutasyonlar üzerinden örnekler vereceğiz. Biz burada sadece bir kaç başlık sıraladık, bu tabiiki bunlar ile kısıtlı değil, daha fazlası sizinde aklınıza gelmiş olabilir; hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Canlılar çiftler halinde yaratılmış

Evrim teorisyenlerin dikkate almadığı, görmemezlikten geldiği ve evrim teorisini çürüten en büyük kanıt bizlerin çiftler halinde yeryüzünde var olmamız! Evrim teorisi bir bireye, bireysel bir hücreye dayanır, canlılar ama çiftler halinde varlıklarını sürdürür, bu da evrim teorisini çürütür. Bir hücreden bir canlı oluştuğunu varsayalım, onun eşi nereden çıktı? Milyonlarca birbirinden farklı canlının birbirine uyumlu cinsel organa sahip olması, aynı ten ve beden şekline sahip olması nasıl izah edilebilir? Örneğin; bir hücreden bir canlı oluşurken onun eşini meydana getiren diğer hücre, diğerinin ne yaptığını nereden biliyorda o doğrultuda cilt, kafa, el, parmak ve cinsel organlar tasarlıyor? Bunları gözetleyen, koordine eden bir üst akıl olması gerekmezmi? Denizde, karada ve havada milyonlarca farklı hayvanın kendi eşleri ile tesadüfen uyum içinde geliştiği iddiası size ne kadar mantıklı geliyor? Yeryüzünde yaşayan her canlı diğerinden farklı görünseydi o zaman evrim teorisini belki ortaya atabilirdiniz, belki o zaman bireylerden bir birinden farklı milyonlarca canlının türediğini iddia edebilirdiniz ama, yeryüzündeki canlıların çiftler halinde var oluşu bu iddiayı çürütür. Canlıların çiftler halinde var oluşu, bunun birisi tarafından koordine edildiğini, burada bir üst aklın parmağı olması gerektiğini gösterir.

Ölçü

Canlıların bedenlerine baktığımızda bunun bir ölçü içinde, yani çok hassas bir denge içinde yaratıldığını görüyoruz; bedenlerin uzunluğu ve kilosundan, tüylerine, iç organ ve kan değerlerine kadar hepsi çok hassas bir denge içinde hareket eder. Genetik mutasyona uğramış yapı ve hücrelere baktığınızda ama, onların ölçüden yoksun olduğunu görürsünüz; yani mutasyona uğrayan hücreler ölçü ve denge sağlamaz, tam aksine ölçü ve dengeyi bozar.

Simetri

Canlıların bedenlerine baktığınızda bunun bir simetri içinde olduğunu görüyoruz; sağ ve sol taraf, ön ve arka, üst ve alt, kaşlar, gözler, organlar, kıscası neresine bakarsanız bir simetri içinde var edildiğini görürsünüz. Genetik mutasyona uğramış bir hücreye baktığınızda ama, orada simetri olmadığını görürsünüz; yani mutasyonlar simetri kaybına uğratır, müthiş bir simetriye sahip canlılar ortaya çıkarmaz.

Güzellik

Canlıların bedenlerine baktığımızda detaylara dikkat edildiğini görüyoruz, sanki bir üst akıl bu canlıları piyasaya sürmeden son bir retuştan geçirmiş; gözlerimiz kaşlar ile azalarımız tırnaklar ile süslenmiş, başımız ve yüzümüzün belirli bölgeleri saçlar ile örtülmüş. Mutasyona uğramış hücrelere baktığınızda ama, orada güzellik olmadığını görürsünüz; yani mutasyonlar doğayı süslemez, tam aksine işgal ettikleri alanları çok çirkin görünümlü bir hücre yığınına çevirirler.

Derinlik

İnsan bedenine baktığımızda çok karmaşık ve derin bir düşünce üzerine kurulduğunu görüyoruz. Örnek olarak elinizi verelim; 1) ciltten başlarsak sağ elinizde arapça 18, sol elinizde ise 81
yazıldığını, yani Allahın 99 ismin avuç içlerinize dövme yapıldığını görürsünüz. 2) İnsan tırnakları ve parmak yapılarına baktığınızda bunların insanların fıtrat yapıları hakkında bilgi barındırdığını görürsünüz. İnsanların tırnaklarına bakarak insanların karakteri hakkında kanaatler geliştirebilirsiniz. 3) Parmak uçlarımız, parmak izlerimizi içerir. Bu şekilde insanları birbirinden ayırtedersiniz. 4) Bir baş parmağa sahipsiniz, bu başka hiç bir canlıda bulunmaz. 5) Avuç içlerinize baktığınızda orada organlarınızın birer kapısı olduğunu görürsünüz. Bilim kurgu filmlerindeki yıldız geçitleri gibi avuçlarınızda iç dünyanıza geçitler içerir. Bir noktaya bastığınızda anında o organa ulaşır, onu etkilersiniz. Sadece ellerimize baktığımızda, ellerimizin çok kompleks yani karmaşık bir yapıya sahip olduğunu görüyoruz. Ellerimizin daha nice özelliklerine anatomik özelliklerimiz yazısında değiniyoruz, onları burada da anmaya gerek yok. Mutasyonların böyle bir derinliğe sahip bir mahlukatı ortaya çıkarması söz konusu değil. Mutasyonlara baktığınızda, onların bir boyutta hareket ettiğini, üst üste yığılmış hücrelerden ibaret olduğunu görürsünüz.

Tabiat ile uyum

Canlıların bedenlerine baktığımızda bunun tabiat ile uyum içinde olduğunu görüyoruz. Meyve ve sebzelere bakarsanız, o meyve/ sebze hangi organa faydalı ise görünümüde o organ şeklinde, örneğin; havuç- göz, incir- sperm, zeytin-yumurtalık, çeviz-beyin, mercimek- alyuvarlar vs. Hayvan ve insanoğlun çıkışını mikroskopik canlılar ile izah ettiniz, meyve ve sebzelerin o canlıların organlarına benzer görünmesini nasıl izah edeceksiniz? O mikroskopik hücreler bunlarıdamı koordine etti, yoksa o mikroskopik hücreler dışında bir de bilinçli hareket eden mikroskopik meyve ve sebze hücrelerimi vardı? Vardıysa ikisi arasındaki uyumu kimi koordine etti? Bir çeviz insan beynin ne olduğunu nereden biliyorda, o şekilde kendisini tasarladı? Meyve ve sebzelerde kendi iradeleri ile tasarlandı derseniz, o zaman hangi meyve hangi mevsimde çıkacağını nereden biliyor? Bir mevsimde insan nelere muhtaçsa o mevsimde o meyve ve sebzeler yetişmekte, yani bu mantık silsilesinde mevsimleri nereye oturtacaksınız? Bir mikroptan insan oluştu derseniz o zaman insan ile uyumlu meyve ve sebzeleri nereye oturtacaksınız, onlarda koordineli oldu derseniz o zaman o meyve ile uyumlu mevsimleri nereye oturtacaksınız, o da koordineli gelişti derseniz o zaman mevsimlere sebep olan ay ve güneş yörüngelerini nereye oturtacaksınız, o da koordineli oldu derseniz o zaman sizin ilk mikrop dediğiniz şey aslında Allah, olay bu kadar basit!

Yoktan birşeyin var edilemez yasası

Fizik bilim dalı bizlere yoktan birşeyin varedilemediği, varedilemeyeceğini söyler, evrim teorisyenlerin fizik yasaları ile ters düştükleri noktalardan biriside bu. Şunu anlamalısınız, bilim dünyası teoloji ve ideolojilerden uzak durmalı, bu konulara asla girmemeli. Siz israrla kendi ideolojilerinizi bilimin içine sığdırmaya çalışırsanız, bir yasa diğerini çürütmeye başlar, bilim içinde çelişkiler doğar ve bütün camianın güvenirliği kaybolur gider. Sonrada bizim gibi kişiler bilim dünyasından uzak durun dediği anda bunu garipsersiniz, garipsemeyin; bilimin güvenirliğini sıfırlayan sizsiniz, siz kirli amellerinize bilim dünyasını alet ediyorsunuz. Fizik yasaları ile evrim teorisi nasıl birbirine ters düşer, bunun en güzel örneklerinden birisi yoktak birşeyin varedilemediği yasasıdır. Bu yasa hem soyut boyut için geçerli hem somut alem için. 1) Soyut boyut. Bilgi olmadan düşünce olmaz, düşünce olmadanda icra olmaz, yani; kalbi, gözü, kulağı, sinir sistemi ve diğer organlara sahip olmayan birisi, çok ilkel bir hücre bunların varlığını nereden duydu, nasıl bildide, bunlara sahip bir varlık icat etmeye kalkıştı? 2) Somut boyut. Malzeme olmadan iş olmaz; bu malzemelere sahip olmayan birisi, nasıl oluyorda o malzemelere sahip birilerini ortaya çıkarabiliyor?