• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

evrim palavrası vs biyoloji

-2011
Bir bilim adamı olarak evrim teorisini hiçbir zaman kendime muhatap almadım, çünkü bu iddialar ile birisinin uzaylılar tarafından göğe çekildiği iddiası arasında bir fark yok ve düne kadarda böyle bir yazıyı tasarlama gereği hiç duymadım. Evrim teorisine kendisini kaptıranların kendilerine göre bir hayat görüşü var, bunuda ne siz ne de ben değiştirebilirim. Düne kadar Müslümanım ve Allaha inanıyorum diyen birisininde bu tür saçma ve uyduruk iddialara asla kanmayacağını sanıyordum ve herkesi kendi haline bırakmanın daha sağlıklı olacağını düşünüyordum. Yanılmışım. Evrimle ilgili bu yazı dizilerini kaleme almamı sağlayan, fikrimi değiştiren ne oldu? Genç bir kardeşimizle sohbet ederken bir konudan başka bir konuya geçtik ve sohbet esnasında evrim teorisi açıldı ve bu genç kardeşimiz bana; "biyoloji derslerinde insanın maymundan türediği açıklamalarına inanıyordum, neden olmasın düşüncelerine sahiptim" gibi bir ifade kullandı. Bu genç kardeşimiz muhafazakâr bir aileden gelmesine rağmen bu teoriye kendisini kaptırabildiyse, o zaman vay diğer gençlerin haline. Arkadaşlar; İslam bize bir çok şeyi emreder, bunlardan birisi bilginin paylaşımı diğeri ise bir yanlışın düzeltilmesi. Doğru bilgi sizde ve paylaşmıyorsanız, vebale giriyorsunuz. Bir yanlışı görüyor ve harekete geçmiyorsanız, vebale giriyorsunuz.
O şeyden doğan her kötülüğün bir günahı size yazılıyor. Satanist inançları kenara koyarsak yeryüzündeki tüm inançlar iyiliği emreder. Bunların içinde ama sadece İslam dini o iyilik nasıl korunur bunun yolunu gösterir. O iyiliği korumak için her bir bireye bir sorumluluk yükler. Benim sorunum değil veya beni kim dinlerki veya ben neyi değiştrebilirimki değil, tarafınızı belli edeceksiniz ve doğrunun yeryüzüne hakim olmasına, yanlışların yok edilişinde karınca misali sizinde payınız olacak. Biz bu yazı dizilerimizle bunu yapıyoruz, umarız sizde kendi çapınızda birşeyler yaparsınız. En basiti bu yazılarımızı çocuklarınıza okutur, sosyal medya sayfalarınızda paylaşırsınız. Oturduğunuz yerden sevap kazanır, iyi ve kötü arasındaki bu propaganda savaşında sizde katkınızı yapmış olursunuz.

İslam ve evrim teorisi birbirinin karşıtıdır; birisi gök, yer ve ikisi arası Allah tarafından yaratıldı der; "Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri şüphesiz yerli yerince ve belli bir süre için yarattık..." (Ahkaf Süresi; 3) "Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları ancak ve ancak hak ve adalet temelinde yarattık. Kıyamet de mutlaka gelecektir..." (Hicr Süresi; 85), diğeri ise Allah diye bir yaratıcıya inanmaz ve yer, gök ve ikisi arasındakilerin tesadüfen kendiliğinden oluştuğuna inanır. Eğer Müslümanım diyorsanız ve müslüman olarak kalmak istiyorsanız evrim teorisine yaklaşmayın. Kur'an-ı Kerim çok farklı konular hakkında bilgi verir, bunların arasında ama dinin özünü oluşturan bilgiler var, insanın yaratılışını ve nereden geldiğini anlatan bilgiler, İslam dinin temelini oluşturan bilgilerde bu bilgiler. Eğer bunları inkâr eder ve yerini evrim teorisi ile doldurursanız dinden çıkma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Bilhassa günümüzde bu tehlike dahada arttı, çünkü günümüzün gençliği evrim propagandasına daha çok maruz kalıyor. Gençliği bu konularda aydınlatan, bilimsel açıdan uyaran kimsede yok maalesef. Bunlar okul hayatlarında sabahtan akşama kadar, istisnasız her gün evrim propagandasına maruz kalırken,
günlük hayatlarında yedikleri bu gazı onlardan boşa çıkartacak kimse yok. Gençlerimiz bu gazı yiye yiyede üniversite sona geldiklerinde, kendi inançlarına ve toplumuna yabancı bireylere dönüşüyor. Meydanı, gençliğimizi tamamıyla evrimcilere bırakmışız. O yüzden böylesine bir konuyu ele almak bizim açımızdan kaçınılmaz oldu. Biz bu yazı dizilerimizle size evrim teorisinin ne olduğunu neden bilimsel olmadığını neden İslamla çatıştığını anlatmaya çalışacağız ve bunuda mantığınıza hitap ede ede yapacağız. Bilimin temel yasalarını baz alarak, sizin anlayacağınız dilden evrim teorisinin saçmalığını sizlere anlatmaya çalışacağız. Hiçbir kaynaktan alıntı yoktur, bütün bilgiler kendi ürünümüz, size huzurlu ve aydınlatıcı okumalar dileriz…


1. Evrim vs Biyoloji- Apoptosis. Menfaat faktörü. Toplummu bireymi, hangisinin menfaati önde gelir?

Bu soruyu kendinize sorun, eğer cevabınız bireyse siz evrim teorisi savunucularındansınız, toplum derseniz o zaman evrim teorisinden uzak durun. Evrim teorisinin temeli bu soruya dayanır. Evrim teorisini irdelemek, incelemek istiyorsanız ilk önce bu soruyu mercek altına almalısınız. Bir hücre köşeye sıkıştığı an örneğin mutasyona uğradığında, ilk önce benmi der yoksa toplummu, hücreler ben merkezlimi yoksa biz merkezlimi çalışır? Biz merkezli çalışır, ilk önce toplumun çıkarı der!! Evrim teorisine ilk itirazımız burada, evrim teorisi bireylerin toplumu değiştireceğini iddia ediyor, doğaya baktığımızda ama bunun tam tersini görüyoruz, toplumun menfaati adına bireylerin kendilerini yok ettiğini görüyoruz. Örneğin; b
ir hücrenin fabrika ayarı bozulduğunda o hücre toplumsal düzeni bozmamak için kendisini intihara (apoptosis) sürüklüyor.
Örneğin; her gün 50–70 milyar hücreniz bu doğrultuda kendisini intihara sürüklüyor. Allahın kurduğu düzene baktığımızda düzenin çoğunluğun menfaati üzerine kurulu olduğunu görüyoruz. İnsan çıkarcı ve bencildir çünkü insanda hür irade bulunur. Hür iradenin olduğu yerde de kaos hakim sürer, çünkü herkes kendi çıkarını düşünür. Siz insan bedeninde yahut tabiatta kaos görüyormusunuz? İnsan tarihi katliamlar ve savaşlarla dolu, siz tabiatın kendi kendisine savaş açtığını hiç gördünümüz? Hayır. Dolayısıyla hücrelerin ben merkezli hareket etmesini beklemeyin. Eğer hücrelerden birisi bir gün bozulur ve genetik değişime uğrarsa, o zaman o hücre; ben ne kadar muhteşemim, özgürüm, bireyim, istediğimi yaparım demez, o hücre bu değişimim parçası olduğum organın çalışmasını nasıl etkiler sorusunu kendisine sorar ve toplumsal düzeni bozmamak için canını feda eder ve her gün ama her gün 50 milyarın üzerinde hücre kendi canını bu şekilde feda ediyor. Evrim teorisinin birinci hatası, hücrelere özgür irade atamaları. Bunlar herhangi bir hücreye bakıyor, o hücrenin insan gibi özgür iradeye sahip olduğunu sanıyor.

Evrim teorisinin birinci açığı bu, hücrelerin özgür iradeye sahip olduğu, mutasyona uğrayan hücrenin istediğini yapabildiği, hatta diğer hücreleride değişime uğratabileceği iddiası. Bu da sayın okurlarımız
fizyolojik gerçeklerden uzak, bilim kurgudan ibaret. Örneğin; evrimciler size mutasyondan bahseder ama mutasyona uğramış hücrelerin öldüğü ve öldürüldüğü bilgisini sizden gizler. Her gün 50 milyar ayarı bozulmuş hücrenin öldürüldüğünü size anlatmaz. Evrim teorisi mutasyona uğramış hücrelerin hayatta kaldığını savunur, biyoloji bilim dalı ise mutasyona uğramış hücrelerin öldüğünü söyler. O hücre ya öldürülür ya da kendisini intihara sürükler (apoptosis). Kısacası, evrim teorisi biyoloji bilim dalına ters, biyoloji bilim dalının çürüttüğü bir teori. Bu teori o zaman neden bilimin içinde yer alıyor? İnanç inanç inanç. Bilimi işleten küresel satanistler bilimi kullanarak kendi inançlarını dünyaya pazarlıyor, olayın özü bu. Burada söz konusu inanç olduğu içinde, bilimsel olup olmaması, bilimle çelişki içinde olması farketmiyor, önemli olan bu inancı olabildiği kadar dünyaya yaymak.

Not: d
oğal seleksiyon teorisi bir taraftan doğanın kendi içindeki çürükleri elediğini iddia ederken, bir diğer taraftan ama evrimciler bu çürüklerin bir sonraki nesilleri belirlediğini iddia ediyor, siz burada bir çelişki görmüyormusunuz? Değerli dostlar; evrim teorisinin en temel parçacığına inerseniz, evrim teorisinin bireysel menfaate endeksli bir teori olduğunu görürsünüz. Bu teori bireyi kutsar, bireyin çıkarları ve menfaati toplumsal düzen ve manfaatten daha üstün olduğunu söyler. Bu teoriyi ortaya atan küresel çeteye bakınız, bunların yaşantı ve eylemlerinin bunun üzerine kurulu olduğunu görürsünüz. Bunlar bireyi kutsar, toplumsal düzene isyan edenleride kahramanlaştırır. En basiti hollywood filmleri veya sokak eyemleri. Küresel çete bireylere gaz verip istiyor ki, o bireyler içinde yaşadıklara topluma karşı isyan bayrağı açsın, kendi toplumuna yabancılaşsın. Neden? İnsanı yeryüzünde koruyan, inancını ve değerlerini muhafaza etmesini sağlayan ailesi ve içinde yaşadığı toplum. Siz insanları aile hayatından, toplumsal hayattan koparırsanız o bireyleri rahat avlayabilir, kendi tuzağınıza kendi inanç dünyanıza çekebilirsiniz. İnsanlığa bir tuzak kuruyorlar, bu tuzağın bir parçasıda evrim teorisi. Tuzak ne içeriyorsa, evrim teoriside onu savunuyor. Örneğin; aile ve sosyal düzeni yok sayıp bireyi kutsamak.

2. Evrim vs Biyoloji- Organ sistemi. İsyan faktörü. Düzene boyun eğenmi hak yoksa isyan edenmi?

Evrim teorisi insanın çıkış noktasını bir isyana dayandırır, bir hücrenin var olan düzene isyan ettiği, varolandan daha iyisini yaparım dediği ve bu çabalarının sonucunda da insanın ortaya çıktığını anlatır. O yüzden de bu inanca sahip olanlar her zaman var olandan daha iyisinin peşinde koşar. Örneğin; insan üzerinde deney yapıp insanı şuanki halinden daha farklı noktalara taşımak ister. Evrim teorisine inanmakta ne sakınca var deyip geçmeyiniz, bu inanç size sindiğinde o inanç sizi çok farklı boyutlara kendiliğinden sürüklüyor. Bu doğrultuda evrim teorisiyle ilgili kendinize sormanız gereken ikinci soru; doğa isyan edermi etmezmi? Doğanın içindeki bir hücre kendisine tayin edilen görevden vazgeçme kudretine sahipmi değilmi. Örneğin; ""Senin Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan kendine evler edin" (Nahl Süresi; 68). Bal arısı kendisine tayin edilen bu görevden çıkma şansı varmı yokmu? Müslümana göre yok. Evrim teorisine inandığınız zaman ama var olduğunu iddia ediyorsunuz. Mutasyon nedir? Mutasyon bir düzene karşı gelmek, isyan bayrağını çekip tayin edilen görevi yerine getirmemektir. Doğa isyan bayrağını çekermi? Çekmez. Çekmediğinide bilimin kendisi söylüyor. Doğada birşey görevini tamamladığında ya da fabrika ayarı bozulduğunda ya yok edilir, ya da kendi kendini yok eder (apoptosis). Örneğin; organlarımız. Eğer organlarınızı oluşturan hücreler istediğini yapabilseydi o zaman bu kalpte aritmilere veya beyinde epilepsi ataklarına sebep olurdu. Evet, bu rahatsızlıklar var ama bu tür rahatsızlığı olanları doğa yaşatmıyor, bir hücrenin isyanı o canlıyla ölüp gidiyor. Siz bakmayın bu insanların günümüzün ilaçları ile yıllarca yaşatılmasına, milyonlarca yıl öncesi bu ilaçlar yoktu. Ayarı bozulan hayatta kalmıyor, doğada ilk elenen o oluyordu. Örneğin; bir hücre mutasyona uğrasa, bölgesel düzene bir tehdit oluşturduğu için o hücrenin bağlı olduğu organ onu yok ederdi. Eğer mutasyon bütün organda bir değişime sebep olduysa, o zaman o organ kendisininde parçası olduğu organ sistemi tarafından yok edilirdi. Organsistemi değişime uğrasaydı, bu sefer birlikte hareket ettiği diğer organsistemleri ile uyum kaybolur yine olay ölümle sonuçlanırdı. En basiti organ nakli. Küçücük bir protein dahi o bedene yabancı geldiği an, bedeniniz o organı dışlıyor. Protein boyutundaki değişimleri algılayabilecek hassasiyete sahip bir beden, kocaman bir hücrenin değişimine göz yumarmı? Akla ziyan bir düşünce bu. Mutasyona uğramış bir hücrenin bırakın bir canlıyı değişime uğratması, kendine ait bir proteini değiştirmesine dahi müsamaha gösterilmez, o bireysel isyan o hücrenin ölümüyle sonuçlanırdı. Neden, çünkü hayat bir bütünden oluşuyor, o bütünü korumak adınada düzene aykırı hareket edene müsamaha gösterilmiyor. Örneğin; arılar. Arılar ağaçların, bitki örtüsünün üremesine katkıda bulunuyor. Arılar olmazsa ağaçlar ve bitki örtüsü yok olup gider. Doğayı incelediğimizde, düzenin farklı türlerin bir araya gelmesi ve birlikte hareket etmesi sonucu ortaya çıktığını görüyoruz. Birisini yok ettiğinizde de düzeni bozuyor ve o ekosistemi çökertiyorsunuz. Yani doğada her bir birey, başka birinin varlığını garanti altına alıyor. O yüzdende İslam dini bireyi değil bir bütünü kutsar.

Not: evrim teorisinin bilinçaltınıza verdiği birinci şeytani mesaj bireylerin üstünlüğü, ikincisi ise isyana teşviktir. İstediğiniz zaman toplumsal düzene, hakka karşı ayaklanabilirsiniz mesajıdır! Sanmayınki evrim teorisi sadece maymundan türediğinize inandırtmaktan ibaret, evrim teorisi bununda ötesi nice sinsi mesajlar içermekte. Örneğin; lucifer (iblis). Küresel satanistlerin yaydığı bir inançta, lucifer'in bir melek olduğu ve düzene uymadığı için gökten kovulduğu.
Bu arada, yanlış anlaşılmalara sebep olmasın; iblis meleklerden değil, kendisi cinlerden.
"Yine o vakti hatırla ki biz, meleklere: "Âdem'e secde edin!" demiştik. İblis hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi, Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da İblis'i ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir" (Kehf Süresi; 50). Ne işi vardı meleklerin arasında diye soruyorsanız, "şeytan" başlıklı bölümdeki yazılarımızı okuyunuz. İkincisi, meleklerde hür irade bulunmaz. Onlarda isyan etme gibi birşey sözkonusu olamaz; "Melekler, Allah'ın sözünün önüne geçmezler, hep onun emriyle hareket ederler" (Enbiya Süresi; 27). O yüzden de onlar mahşeri sorgudan muaf. Fakat bu küresel satanistler melekler olsun, doğa olsun, herkeste özgür irade olduğu felsefesini yaymaya çalışıyor. Her alanda sürekli bir bireyin isyanına vurgu yapıyor ve isyan edenleride kutsallaştırıyor. Evrim teoriside bu felsefenin inanç boyutu. Bunların yeryüzünde yaptıklarına bakınız, bu inancın tezahürünü görürsünüz; özgürlük ve demokrasi palavrası adı altında bireylere gaz veriyor, bireyleri toplumsal düzene karşı gelmeye itiyorlar. Bireyler ayaklandığı zamanda ne oluyor, kaos oluyor. Düzen, bireylerin ahenk içinde birlikte hareket etmesi sonucu ortaya çıkar, bireyler isyan ettiğinde de o uyum yok olur ve düzen bozulur. Açlık oyunları gibi herkes kendisine. Anlamanız gereken, küresel satanistler günlük hayatta ne yapıyorsa neyi savunuyorsa evrim teorisi onu içeriyor onu savunuyor. İnsan gibi özgür iradeye sahip canlılarda da "herkes kendisine" felsefesinin geçerli bir yanı olabilir, fakat özgür iradeden yoksun canlılara (melekler, hayvanlar alemi, hücreler) özgürlük yakıştırır, kendi kafalarına göre hareket edebildiklerini iddia ederseniz, o zaman durun orada deriz.

3. Evrim vs Biyoloji- Üreme organı

Evrim teorisini çürüten, evrimcilerin hiç değinmediği veya değinmekten kaçtığı bir noktada üreme sistemi. Varsayalımki vücudunuzdaki bir hücre genetik mutasyona uğradı ve varsayalımki o biricik hücre tüm organlarınızı değişime uğrattı, soru şu; bu değişimi soyunuza nasıl aktarmayı düşünüyorsunuz? Bedeninizin herhangi bir yerindeki hücreyi değiştirdiğinizi varsayın, doğal yollardan yahut doğal olmayan yollardan, yinede bu değişimi gelecek nesillere aktaramazdınız çünkü nesillerinize aktardığınız genetik yapı üreme organlarınızda muhafaza ediliyor. Siz bedeninizdeki genetik maddeyle değil, üreme organlarınızdaki genetik maddeyle bir sonraki nesilleri oluşturuyorsunuz. Varsayalımki cizgi romanlarda olduğu gibi laboratuvarda deney yaptınız ve organlarınızı değişime uğratmayı başardınız, o özelliğinizi gelecek nesillere nasıl aktarmayı düşünüyorsunuz? Üreme yoluyla bunu yapamazsınız, çünkü gelecek neslinize siz ancak sperm veya yumurtalıktaki genetik yapınızı aktarıyorsunuz, vücudunuzun diğer bölgelerde mutasyona uğramış hücreleri değil. Hocam çocuklarımızada laboratuvarda geliştirdiğimiz maddeden verirdik diyorsanız, o zaman bizim geldiğimiz noktaya geliyorsunuz. Demek evrim doğal yoldan olmuyormuş ve demek evrim için bir üst akıl, bir laboratuvar çalışması gerekiyormuş. Anladınız!! Örneğin; ciğerlerinizin DNA' sını sigara, beyin hücrelerinizin DNA' sını cep telefonu radyasyonları, cildinizin DNA' sını güneş ışınları veya midenizdeki hücrelerin DNA' sını stresle yıprattığınızı varsayın, bu genetik değişimler gelecek nesliniz için bir şey ifade etmiyor çünkü siz ancak yumurtalığınızda/ spermdeki genetik yapıyı gelecek nesillere aktarıyorsunuz. Allahu Tealanın koyduğu güvenliği görüyormusunuz. Bu şekilde her nesle sıfırdan hayata başlama imkanı veriliyor. Kısacası sizin bedeninizdeki hücreler mutasyona uğrasa bile bu değişimleri gelecek nesillere aktarma şansına sahip değilsiniz, bu mutasyonlar sizinle ölür gider. Eğer evrim teorisi doğru olsaydı, o zaman siz bedeninizi her türlü yıpranıma maruz bırakır ve yıpranmış DNA' nızıda yeni doğan çocuğunuza aktarmış olurdunuz ve çocuğunuz okul yaşına erişmeden akciğer/beyin veya cilt kanserine yakalanır veya mide ülseri ile mücadele eder olurdu! Böyle bir düzen size adil geliyormu? Gelmiyor, gelmediği içinde Allah öyle bir düzen var etmemiş. Evrimcilerin savunduğu ama bu. Evrimcilere göre bizler günlük hayatımızda bedenimizi yıpratıyor, mutasyona uğratıyoruz, sonrada bunu gelecek nesillere aktarıyoruz.

Not: eğer radyoaktif tarzında genetiği değiştirebilecek zararlı akımları doğrudan üreme sisteminizdeki DNA' ya temas ettirirseniz, o zaman çocuğunuza aktaracağınız genetik yapıyı bozarsınız ve sakat bir çocuğunuz doğabilir. Bu ama yine farklı bir türün oluşumuna izin vermez çünkü sakat bir çocuğunuz doğduğu an, doğal seleksiyon teorisi devreye girer ve çocuğunuz uzun yaşamaz ve çiftlenme imkanıda bulamadığı için bozuk genetik yapısını başkalarına aktaramaz, kendisi ile ölür gider. Hocam, üreme organlarımız radyoaktif ışınlara maruz kalmadan da genetik hastalığa sahip çocukların doğduğunu görüyoruz ama, diyorsanız;


4. Evrim vs Biyoloji- Eş faktörü

evet, ama o hastalığın açığa çıkması için bir kişideki mutasyon yetmiyor, eşinizin üreme organında da o genetik hastalık olması gerekiyor. Canlılar çiftlerden oluştuğu için, birisindeki mutasyon nesli değiştirmek için yetmiyor, diğeride aynı genetik mutasyona sahip olması gerek. Bir canlının farklı bir türe evrilmesini engelleyen güvenlik sigortalarını görüyormusunuz? Örneğin; kendi içinde evlilik yapan topluluklarda
bin yıllar içinde bazı genetik hastalıklar üreme havzuna kadar ilerlemeyi başarıyor, bu ama yinede nesli değiştirmek için yetmiyor, çocuğunuz o genetik hastalıkla doğabilmesi için eşinizde aynı mutasyona sahip olması gerekiyor. Hatta o da yetmiyor, arızalı olan gen dominant gen olması gerekiyor. Varsayalımki onca güvenlik sigortasını aşmayı başardınız ve tamda o hasara sahip bir eş buldunuz, çünkü yahudiler ve bazı milletler kendi içlerinde evlilik yapıyor ve evet, bu durumda çocuğunuz genetik bir hastalıkla dünyaya gelebilir. O genetik mutasyon çocuğun fiziki yapısında tezahür eder, anne ve babasında gizli kalan o genetik mutasyon çocukta açığa çıkar. Bu ama yine x-men çizgi romanlarındaki gibi züper çocuk ortaya çıkarmaz, mutasyonlar down sendrom gibi eksik bireyleri ortaya çıkarır. Bu çocuklarıda doğanın kendisi eler. Bu çocuklar çiftleşme imkanı bulamadığı, fazla ömürlü olmadığı için doğanın kendisi bunları eler ve o genetik bozulma onlarla yok olup gider. Uzun lafın kısası, mutasyona uğramış bir hücrenin nesilleri değiştirmesi imkansız. Değişimi engelleyen onca farklı sigorta noktası var. Birincisi organ naklinde olduğu gibi, bedeniniz (bağışıklık sistemi) protein boyutunda yani en küçük değişimlere dahi tepki verir ve o hücreyi yok ederdi. Varsayalımki bağışılık sistemini geçmeyi başardınız, o bozukluğu nesillere akatarabilmeniz için üreme organlarınızdaki genetik madde de aynı bozukluğa sahip olması gerek. Varsayalımki üreme havuzunuzda da o mutasyon mevcut, çocuğunuzun genetik maddesinin yarısı eşinizden geldiği için eşinizde aynı mutasyona sahip olması gerek. Varsayalımki eşinizde aynı mutasyona sahip, o hastalık çocuğunuzda açığa çıkabilmesi için dominant gen olması gerek. Varsayalımki bu da oldu, ortaya çıkacak canlı yinede üstün meziyetli bir canlı olmaz, kusurlu, eksik, kısa ömürlü olurdu. Sizin elemeyi yani kendi bedenlerinizde elemeyi başaramadığınızı doğanın kendisi yapar ve çocukları elerdi (doğal seleksiyon kuralı).

Not: evrim teorisini ortaya atan zihniyet, cinsiyetsiz insan projesinin arkasındaki akıl olduğu için, bunların hayat felsefesinde ve ortaya attıkları inanç sitemlerinde üreme organı diye birşey yok. Bunlar karşıt cinsede inanmıyor. Böylesine sapkın satanist bir kultada evrim teorisi makul gelebilir, cinsiyet (üreme organı) yok, çiftler (aile) yok, kendiniz yaşıyor kendiniz ürüyor kendiniz ölüyorsunuz. Siz ama h
erhalde hayatı kendinizden ibaret görmüyorsunuzdur, aile hayatına ve karşı cinse inanıyorsunuzdur. O yüzden bu tür teorileri sapkınlara ve satanistlere bırakın, siz aile hayatı ve karşı cinsiyete dayalı bir hayata bakın.






kelimelerden türemiş hurafeler