nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

evrim teorisi- bilimsel yan��lg��lar

Bir bilim adamı olarak evrim teorisini hiçbir zaman kendime muhatap almadım çünkü bu iddialar ile birisinin uzaylılar tarafından göğe çekildiği iddiası arasında bir fark yok ve düne kadarda böyle bir yazıyı tasarlama gereği hiç duymadım. Evrim teorisine kendisini kaptıranların kendilerine göre bir hayat görüşü var ve bunları ne siz nede ben değiştirebilirim. Düne kadar Müslümanım ve Allaha inanıyorum diyen birisininde bu tür saçma ve uyduruk iddialara asla kanmayacağını sanıyordum ve herkesi kendi haline bırakmanın daha sağlıklı olacağını düşünüyordum. Yanılmışım. Böyle bir yazıyı ele almamı sağlayan, fikrimi değiştiren ne oldu? Genç bir kardeşimiz ile sohbet ederken bir konudan başka bir konuya geçilir ve sohbet esnasında evrim teorisi açılır ve bu genç kardeşimiz bana; “ben biyoloji derslerinde insanın maymundan türediği açıklamalarına inanıyordum, neden olmasın düşüncelerine sahiptim” gibi bir ifade kullanır. Bu genç kardeşimiz muhafazakâr bir aileden geldiği halde bu teoriye inanabildiyse, o zaman bu bilgilere maruz kalan diğer gençlerimizin durumunu ve onların yeni hayat görüşlerini düşünmek bile istemiyorum. İslam ve evrim teorisi birbirinin karşıtıdır; birisi yeri, göğü ve arasındakileri Allah yarattı der, diğeri ise Allah diye bir yaratıcıya inanmaz ve yerin, göğün ve arasındakilerin tesadüfen kendiliğinden oluştuğunu savunur. Eğer Müslümanım diyorsanız ve müslüman olarak kalmak istiyorsanız evrim teorisine yaklaşmayın. Kur'an-ı Kerim çok farklı konular hakkında bilgi verir ama bunların arasında dinin özünü oluşturan bilgiler vardır, eğer siz kendinizi Müslüman olarak görüyorsanız o zaman İslam dinin özünü içeren bilgilerin keyfinize uyan yönlerine inanıp keyfinize uymayan yönlerini inkâr etme lüksüne sahip değilsiniz. İnsanın yaratılış şeklini ve nereden geldiğini anlatan bilgiler İslam dinin temelini oluşturan bilgilerdir, bunları inkâr eder ve yerini evrim teorisi ile doldurursanız, dinden çıkma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Gençlerimizin faydalanabileceği sağlıklı kaynaklar yok derecede olduğu için evrim teorisi üzerindeki bu yazılar kaçınılmaz oldu. Bu yazı dizilerimizde mantığınıza hitap ederek bilimin temel yasalarını baz alarak evrim teorisinin saçmalığını sizlere aktarmaya çalışacağız. Hiçbir kaynaktan alıntı yoktur, bütün bilgiler kendi ürünümüz, size huzurlu ve aydınlatıcı okumalar dileriz…

1. Menfaat faktörü; toplummu bireylermi, hangisinin menfaatleri önde gelir?

Bu soruyu kendinize sorun, eğer cevabınız bireyse siz evrim teorisi savunucularındansınız, toplum derseniz o zaman evrim teorisinden uzak durun. Evrim teorisinin temeli bu soruya dayanır. Evrim teorisini irdelemek, incelemek istiyorsanız ilk önce bu soruyu mercek altına almalısınız. Bu sorunun sosyolojik boyutunu sosyoloji uzmanlarına bırakalım, biz fizyolojik açıdan hücreler bu soruya nasıl cevap veriyor ona bakalım. Bir hücre köşeye sıkıştığı an kendi menfaatinimi düşünür yoksa toplumumu, ona bakalım. Mutasyona uğramış yani fabrika ayarı bozulmuş bir hücre ne yapar?
Allahın kurduğu düzene baktığımızda düzenin çoğunluğun menfaatleri üzerine kurulu olduğunu görüyoruz. Bir hücrenin fabrika ayarı bozulduğunda o hücre toplumsal düzeni bozmamak için kendisini intihara (apoptosis) sürüklediğini görüyoruz. Örneğin; siz her gün 50–70 milyar hücrenizin bu doğrultuda kendisini intihara sürüklediğini, beden tarafından öldürüldüğünü biliyormuydunuz? İnsan çıkarcıdır ve bencildir çünkü insanda hür irade bulunur. Hücrelerde ama hür irade bulunmaz, onlar ne kendi başlarına hareket edebilir nede kendi başlarına yaşar, onlar aynı vazifeyi gören milyarlarca farklı hücre topluluğu ile birlikte yaşar ve birlikte hareket eder. Eğer hücrelerden birisi bir gün genetik değişime uğrarsa, o hücre; ben ne kadar muhteşemim, özgürüm, bireyim, istediğimi yaparım, demez. O hücre benim bu değişimim parçası olduğum organın çalışmasını nasıl etkiler sorusunu kendisine sorar ve toplumsal düzeni bozmamak için canını feda eder ve her gün ama her gün 50 milyarın üzerinde hücre kendi canını bu şekilde feda eder. Hücresel olaylardan bahsederken bu hücrelerin insanlar gibi hareket ettiği varsayımı ile hareket etmeyin, bu hücrelere lütfen insan fıtratına has özellikler atamayın. Evrim teorisinin birinci açığı bu, evrim teorisi hücrelerin kendi başına hareket edebildiğini, mutasyona uğrayan yani fabrika ayarı bozulan hücrelerin istediğini yapabildiği, hatta diğer hücreleride mutasyona yani isyana sürüklemeye muktedir olduğunu iddia eder, bu da sayın okurlarımız bilim kurgudan ibaret, fizyolojik gerçeklerden uzak. Evrimciler size mutasyondan bahseder ama mutasyona uğramış hücrelerin öldüğü ve öldürüldüğü bilgisini sizden gizler, her gün 50 milyar ayarı bozulmuş hücrenin öldürüldüğünü size anlatmazlar. Bir hücrenin ayarı bozulduğunda onun akıbeti ölüm, o hücre ya öldürülür ya da kendisini intihara sürükler (apoptosis). Not: doğal seleksiyon teorisi bir yandan doğanın kendi içindeki çürükleri elediğini iddia eder, diğer yanda ama evrimciler bu çürüklerin bir soraki nesilleri belirlediğini iddia eder, siz burada bir tezatlık görmüyormusunuz?

"evrim teorisinin en temel parçacığına inerseniz; evrim teorisinin bireysel menfaate endeksli bir teori olduğunu görürsünüz. Bu teori bireyi kutsar, bireyin çıkarları ve menfaatleri toplumsal düzen ve manfaatinden daha önde olduğunu söyler. Bu tabiiki doğanın özüne, insan fizyolojisine ters! Bu teoriyi ortaya atanlara baktığınızda arkasında illuminati yani toplulukları kontrol etme hırsı içinde olan bir avuç insan yatar. Bunlar bir birey isterse bir topluma yeni bir şekil verebilir (örneğin; bir maymundan bir insan) ve verme gücüne sahip olduğu inancını yaymaya çalışır. Bu tür sapık teorileri ortaya çıkaran bilim adamlarını araştırdığınızda da bunların illuminati gibi dünya hâkimiyeti peşinde koşan insanlar olduğunu görürsünüz. Bu teoriyi bireylerin üstünlüğünü kutsayanlar savunur!"

2. İsyan faktörü; kurulu düzene boyun eğenlermi hak yoksa isyan edenlermi?

Evrim teorisi insanlığı kontrol etme ve biçimleme projesinin küçücük bir ayağı, maymundan türeme iddialarına cevap yetiştirirken bu zihniyetin asıl hedefi ve amacı gözlerimizden kaçmasın. Evrim teorisini irdelediğinizde kendinize sormanız gereken ikinci soru, doğa kendi yaratıcısına karşı isyan bayrağını açarmı ve isyan edenlerin akıbeti ne olur? Örneğin; hollywood filmlerinde düzene karşı isyan edenler kahramanlaştırılır, bu hiç dikkatinizi çektimi? Kurulu bir düzene aykırı hareket edenlerin akıbeti ne olur, bunun en güzel cevabını organ nakilleri verir. Organ naklini örnek alırsak insan bedeni ne her insanın organını nede her insanın hücresini kendi içinde barınmasına izin verir. Bir hücrede küçücük bir değişim bile o hücrenin o beden tarafından saldırıya uğraması ve yok edilmesi için yeterli olur. Evrim teorisini çürütmeniz için organ naklini incelemeniz aslında yeterli! Mutasyon nedir? Mutasyon bir düzene karşı gelmek, isyan bayrağını çekip tayin edilen görevi yerine getirmemektir. Doğa isyan bayrağını çekermi? İnsan çeker ama doğa çekmez. Doğada görevler tamamlandığı, fabrika ayarları bozulduğu an o hücre yok edilir. Eğer doğanın içindeki hücreler kendi istediklerini yapmaya kalkışsalardı doğa düzensizlik, çirkinlik ve kargaşa içinde olurdu. Bu organlarınız içinde geçerli, eğer organlarınızı oluşturan hücreler istediklerini yapabilseydi, bu kalpte aritmilere veya beyinde epilepsi ataklarına sebep olurdu. Evet, bu rahatsızlıklar var ama bu tür rahatsızlıkları olanları doğa yaşatmaz, o isyan o kişiler ile ölür gider. Siz bakmayın bu insanların günümüzün ilaçları ile yıllarca yaşatılmasına. Not: biyoloji bilim dalı bir yandan hücrelerin bağımsız hareket edemediğini, hücrelerin organlara bağlı olduğu ve organlarında organ sistemlerine bağlı olduğunu iddia eder, diğer yandan ama evrim teorisini savunarak hücrelerin kendi başlarına harek ettiğini ima eder, siz burada bir tezatlık görmüyomusunuz? Bedenimiz her zaman bütün hücrelerin aynı çizgi içinde hareket etmesini ister ve bu çizgiden kopanların yaşamasına müsaade verilmez çünkü ayarı bozuk bir hücrenin diğer hücreleride etkileyip bölgesel düzeni bozmasından korkulur. Örneğin; bir hücre mutasyona uğradığı an, bölgesel düzene bir tehdit oluşturduğu için o hücrenin bağlı olduğu organ onu yok ederdi, eğer bir mutasyon bütün organda bir değişime sebep olsaydı o zaman bu organ kendisininde bir parçası olduğu organ sistemi tarafından yok edilirdi. Biyoloji bir yandan bunları söylerken diğer yandan evrim teorisini savunarak kendi içinde çelişkiler yaratır. İdeolojik görüşleri ilmin içine soktuğunuzda, kendi çıkarlarınızı destekelemek için bilim dünyasını kullandığınızda olacağı bu. Bilimin kendisi sizin uydurma ve zorlama tezlerinizi çürütmeye başlar! Mutasyonlara uğramış hücrelerin bırakın milyonlarca yıl var olmasını onların ömrü musallat oldukları canlının ömrü kadardır.

"evrim teorisinin bilinçaltınıza verdiği birinci şeytani mesaj bireylerin üstünlüğü, ikincisi ise isyana teşviktir. İstediğiniz zaman toplumsal düzene, hakka karşı ayaklanabilirsiniz mesajı!"

3. Üreme sistemi faktörü

Evrim teorisini çürüten, evrimcilerin hiç değinmediği veya değinmekten kaçtığı bir noktada üreme sistemi. Vücudunuzun herhangi bir yerindeki bir hücre genetik mutasyona uğrayabilir, buna itirazımız yok ama bu değişimi üreme sistemine aktarmayı nasıl başaracaksınız? Siz ancak üreme sisteminizdeki genetik yapıyı bir sonraki nesillere aktarabilirsiniz, bunu biliyormuydunuz? Yani siz gelecek neslinize anca sperm veya yumurtalıktaki genetik yapınızı aktarabilirsiniz, vücudunuzun diğer bölgelerde mutasyona uğramış hücreleri değil. Evrim teorisyenlerin hesaba almadığı veya almak istemdiği noktayı anladınızmı? Örneğin; ciğerlerinizin DNA' sını sigara, beyin hücrelerinizin DNA' sını cep telefonu radyasyonları, cildinizin DNA' sını güneş ışınları veya midenizdeki hücrelerin DNA' sını stres yıpratmış olsa bile bu genetik değişimler gelecek nesliniz için bir şey ifade etmez çünkü siz anca yumurtalığınızda/ spermdeki genetik yapıyı gelecek nesillere aktarabilirsiniz. Bu şekilde her nesle sıfırdan hayata başlama imkanı verilir. Eğer evrim teorisi doğru olsaydı siz bedeninizi her türlü yıpranıma maruz bırakır ve yıpranmış DNA' nızıda yeni doğan çocuğunuza aktarmış olurdunuz ve çocuğunuz okul yaşına erişmeden akciğer/beyin veya cilt kanserine yakalanır veya mide ülserleri ile mücadele ederdi! Siz böyle bir düzen üzerine kurulu dünyayı adil görürmüydünüz, mantıklı bulurmuydunuz? Kısacası sizin bedeninizdeki hücreler mutasyona uğrasa bile bu değişimleri gelecek nesillere aktarma şansına sahip değilsiniz, bu mutasyonlar sizinle ölür gider.

"eğer siz üreme sisteminizdeki DNA' da değişimlere neden olursanız, örneğin; radyoaktif tarzında genetiği değiştirebilecek zararlı akımları direk üreme sisteminizdeki DNA' ya temas ettirirseniz, o zaman çocuğunuza aktaracağınız genetik yapıyı bozarsınız ve sakat bir çocuğunuz doğabilir. Bu ama yine farklı bir türün oluşumuna izin vermez çünkü sakat bir çocuğunuz doğduğu an, doğal seleksiyon teorisi devreye girer ve çocuğunuz uzun yaşamaz ve çiftlenme imkanıda bulamadığı için bozuk genetik yapısını başkalarına aktaramaz, kendisi ile ölür gider."

4. Uzaylılar faktörü

Evrim teorisini uyduran zihniyet, bu teorinin iflas ettiğini, bunun artık savunulur bir yanı olmadığının farkında. Atalarınızın maymun olduğu, sizlerin hayvan soyundan geldiği inancını yaymak sonuçta o kadarda kolay değil. Bu teoriyi ortaya atanlar bu teorinin inandırıcı bir yanı kalmadığı, teknoloji geliştikçe bu teoriyi destekleme yerine bu teoriyi çürüttüğü, müritlerini ümitlendirecek yeni bilgiler bulamadıklarının farkındalar. Daha fazla mürit kaybına uğramadan, var olan müritleri daha fazla hayal kırıklığına ve bunalıma uğratmadan acilen yeni bir yaratılış teorisine ihtiyaç duyulur ve bu da bulunmuş gibi görünüyor. Yeni bir yaratılış tezini bulduklarını nereden anlıyoruz? Bu tezi uyduran üst akla bakmalısınız, bu üst aklın sahip olduğu diğer kurumlar nasıl hareket ediyor ona bakınız oradan bunların bir sonraki hamlelerini çıkarabilirsiniz. Örneğin; NASA veya hollywood. Hollywood hangi konuları ele alıyorsa toplumsal formatın o yönde atılacağı, topluluklar o yönde biçimlendirmeye çalışacağını anlayabilirsiniz. Örneğin; hollywood son yıllarda üstün zekaya sahip uzaylıları filmlerinde konu yapar. Ne zaman bu uzaylıların varlığı hakkında sizde kesin kanaat oluşmaya başladı, ne zaman bu uzaylıların sizden daha üstün akla ve teknolojiye sahip olduğu algısı beyninize yerleşti, işte o zaman nobel ödüllü bir bilim adamın ortaya çıkıp yeryüzüne canlıları uzaylılar indirmiştir demesine şaşırmayın ve bunun bilimsel dergi ve medyada geniş yer almasını süpriz karşılamayın. Bu vakit geldiğinde de acaba bizim maymuncular, maymun atalarına sırtlarını çevirip ata uzaylı olabileceklermi? Yıllardır savundukları bir inancı bir çırpışta atıp uzaylıları kutsayacaklarmı? Kendilerini bir ömür aldatılmış hissedeceklermi? Ne kadar yazık ve üzücü değilmi, bunlar her asır atalarını aramaya devam edecek, her yüzyıl başka birinin peşinden koşturacak. Bunlar insanı tasarlayan üstün zekaya sahip bir uzaylıya inanır ama Allah adında üstün bir yaratıcıya inanmaz, ne kadar yazık. Allahın bizim saptırdığımızı siz hidayete erdiremezsiniz Ayetin en güzel anlamıda bu olmalı herhalde. Bunlar birer kayıp ruh gibi bu diyarda şaşkınlık içinde dolaşıp duracaklar. Bunların bu dünyadaki cezası bu!