nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler.....

                                                                                                                                        



Biyoenerji nedir? 16.11.2019

Biyoenerji bedeninizin elektromanyetik harp gücüdür. İlaç olarak aldığınız sıvılar sizlerin deniz kuvvetleri, katı madde (hap) olarak aldığınız ilaçlar kara kuvvetleriniz ve sıvı olarak aldıklarınızda hava kuvvetleriniz ise biyoenerjide sizlerin korali’dir. Bir savaşta (hastalık) kullanabileceğiniz çok güçlü bir silahtır. Düşman veya dost unsurlerin elektromanyetik boyuttaki iletişimini kontrol eden doğal bir harp teknolojisidir. Gerektiğinde hasta bölgedeki elektromanyetik iletişimi felç eder gerektiğinde destekler gerektiğinde manipüle eder ve yanıltır. Değerli dostlar, insan elektromanyetik harp akıl ederde Allah etmezmi, elbette eder. İnsanoğluna kendi bedenini, buna ana vatan diyelim, insana bunu koruma görevi verilirken kendisine her türlü savunma sistemi verilmiş. Doğa içinde ne tür sorunla karşılaşabilecek ise buna karşı bir savunma sistemi verilmiş. Bir çok okurumuz bize biyoenerji nedir diye sorar, bunun günümüzün dilindeki en güzel cevabını elektromanyetik harp teknolojileri veriyor. Biyoenerji nedir; biyoenerji bedeninizin elektromanyetik silah gücüdür. Günümüzde biyoenerjiye inanmamak elektromanyetik harp teknolojisine inanmamak gibi birşey. Günümüzde bir hastalığa savaş açıp tedavi sürecinde biyoenerjiyi kullanmamak elektromanyetik harp teknolojisini kullanmadan savaşa çıkan üçüncü dünya ülkesi gibi birşey olmak. Cahillerden ve geri kalmışlardan olmak istemiyorsanız lütfen her türlü tedavinize biyoenerjiyi ve benzeri teknikleri dahil edin. Savaş alanındaki düşman unsurleri nasıl birbirleri ile elektromanyetik boyutta iletişime geçiyorsa (telsiz, cep telefonu, radarlar vs), hasta bölgedeki iyi veya kötü hücrelerde elektromanyetik boyutta iletişime geçer ve elektromanyetik boyutta bir sonra neler yapacaklarına karar verir. Siz o iletişimi koparırsanız veya dost unsürlerinizi desteklerseniz o zaman gördüğünüz tedavilerden çok daha büyük verim alabilirsiniz.

Farklı enerji uygulama tekniklerini elektromanyetik sistemler ile kıyaslarsak

Örneğin; şakra

Elektromanyetik harp silahları iki temel parçadan oluşur bunlardan birisi savunmayı diğeri ise saldırıyı gerçekleştirir. Şakra uygulaması bu iki unsurden sadece savunma sistemini içerir. Şakra tekniği ile savunmanızı güçlendirir kendi unsurlerinizi korursunuz, bu teknik ile karşı saldırıya geçemezsiniz.


Örneğin; reiki
Reiki tekniği şakraya kıyasla daha donanımlı bir tekniktir. Hem saldırı hem savunma sistemini içinde barındırır. Reiki ile hem savunmanızı destekleyebilir hem hasta bölgeye saldırı gerçekleştirebilirsiniz. Reikinin ama şöyle bir dezavantajı var, reiki sadece belirli frekans aralıklarında çalışır. Bu teknik ile elektromanyetik boyutun geniş sepecturumunu kontrol etmeniz mümkün değil. Bunun sebebide reikinin karate ve judo gibi bir sistem tekniği olmasıdır. Bu tekniği öğrenen ve uygulayanlar baştan itibaren kendilerini belirli frekans aralıklarına programlıyor.

Örneğin; akupunktur
Akupunktur uygulaması elektromanyetik harp teknolojisinin radar sistemleri gibi çalışır. Bu teknik ile hem saldırı hem savunma yapabilirsiniz. Dezavantajlar şu, bir; süreç kontrolünüz dışında gerçekleşiyor. Radarları (iğneleri) kritik bölgelere yerleştirdiğiniz an radarlar neye programlandıysa onu yapıyor, sizin dıştan müdahale etme şansınız yok. İki; akupunktur iğneleri saldırıya geçmek için çevredeki elektromanyetik sinyalleri kullanır, eğer o an seansı doğanın içinde değilde şehrin tam ortasında onca yapay sinyalin arasında (elektro-smog) yapıyorsanız, bedeninize yönlendirdiğiniz akımlarda o akımlar olur. Yani günümüzün elektromanyetik sinyalleri ile kirletilmiş ortamlarında her zaman aynı sonucu alamayabilirsiniz.

Örneğin; biyoenerji
Biyoenerji tekniği bir serbest stil tekniğidir, kendisine sınırlar koymaz ve düşmanın niteliklerine göre sürekli kendisini geliştirir. Bu da ama aynı zamanda dezavantajı olabilir, çünkü sınırları zorladıkça gerçeklerden kopabilirsiniz.

Özet

Teknikler arasında acemiler için en uygun olanı şakra. Teknikler arasında en basit olanı şakra. Dolayısıyla enerji boyutlarına giriş yapmak isteyenler için en uygun teknik şakra. Sağlıklı halinizde hastalıkları önleyici bir teknik arıyorsanız, bunun en için en uygun teknik yine şakra. Yoga ve egzersiz gibi şakra tekniğinide günlük yaşamınız bir parçası haline getirebilirsiniz. Teknikler arasında en karmaşık ve ilim boyutu en yüksek olanı akupunktur. Yüzlerce farklı akupunktur noktasından binlerce farklı tedavi kombinasyonu çıkarabilirsiniz. Çok karmaşık ve derin bir ilim. Bu alanda uzmanlaşmak çok zor. Herkes iğneyi batırabilir ama herkes uzman olamaz. Teknikler arasında başarı oranı en yüksek olanı reiki. Reiki bir sistem tekniği. Her uygulayıcı önden belirlenmiş kılavuza göre hareket ettiği için başarı oranı en yüksek teknik. Akupunkturda bir sistem tekniği ama reikiye kıyasla uzmanlaşmak çok daha zor. Orta şeker reiki uzmanı bulma şansınız orta şeker akupunktur uzmanı bulmanızdan daha kolay olduğu için piyasada reikinin daha yüksek bir başarı oranı var. Uzman bir akupunkturcu bulursanız ama, o bir reiki üstadını her zaman alt edebilir. Teknikler arasında potansiyeli en yüksek olanı biyoenerji. Biyoenerji diğer teknikler gibi bir kılavuza bağlı değil ve kendisine sınırlar koymaz. Bir biyoenerji uzmanı elektromanyetik specturumun tüm boyutlarını evi bilir ve bedeni bir bütün olarak ele alır. Örneğin; akupunktur uzmanı meridyanlara, şakra uzmanı şakra tekerliklerine, reiki uzmanıda kendisine verilen kılavuza bağlı kalır. Biyoenerji uzmanı kendisine böylesine sınırlar koymaz. Gerek gördüğünde akupunktur meridyanlarına müdahale eder gerek gördüğünde şakra tekerliklerine ve bunları yaparken kendisini bir kılavuza bağlı tutmaz. Yapabileceği şeyler hayal gücü kadar geniştir. O yüzden i
yi bir biyoenerji uzmanı diğer uzmanları her zaman alt edebilir, akupunktur uzmanını dahil. Örneğin; birisi doğanın enerjisini kullanıyor (akupunktur) diğeri (biyoenerji) ise insan beynin gücünü. İnsan beynin gücüde sınır tanımaz, herşeyi mümkün kılabilir. Biyoenerji ile yaşadığımız tek sıkıntı; kendisine sınır koymayan, akupunktur ve reikide olduğu gibi bir kılavuza tabi olmayan bir teknikte sizi saptırabilir sakıncalı boyutlara taşıyabilir. Piyasada iyi reiki uzmanları bulabilirsiniz çünkü her biri aynı kılavuza göre hareket ediyor, iyi biyoenerji uzmanlarını bulmak ama çok zor çünkü kimin ne yaptığı belli değil. Bir kılavuza bir standarda bağlı olmadığınız zaman herkes kendi kafasına göre hareket ediyor. Her biri farklı teknikleri farklı alemleri harmanlamış. Piyasada cinleri kullanmayan sapkın uygulamalar içinde olmayan, işin ehli bir biyoenerji uzmanı bulmanız samanlıkta iğne aramak gibi birşey. Umarız bu kısa bilgiler sizi aydınlatmıştır. Elbette bu dört uygulamadan ötesi uygulamalar var, ancak dünyada en yaygın uygulamalar bunlar olduğu ve bunlar diğer tekniklerin temelini (şakra, akupunktur ve biyoenerji) oluşturduğu için bu dört tekniği izah etmekle yetindik. 


                                               
https://www.facebook.com/biyoenerji.net.98
Cep telefonu üzerinden üyelik işlemleri yapılamadığından bir çok okurumuz bize ulaşmakta sıkıntı çekiyor. Bu konuda çok şikayet aldık. Bu sorunu ortadan kaldırma niyetine bir facebook sayfası açtık. Bize ulaşmak isteyen, soruları veya önerileri olan okurlarımız facebook üzerinden bize ulaşabilir. Facebook sayfamızda bilgi paylaşmıyoruz sadece iletişim hattı olarak kullanıyoruz, bilginize. Websayfamızda huzurlu ve aydınlatıcı okumalar dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız... 24.09.2019

sk- bir ülkenin gerçek sahibi kim

Hayatın bazı anlarında kendinizi bir konuyu savunur halde bulursunuz, kalbiniz savunduğunuz şeyin doğruluğuna inanır ama bunun neden doğru olduğunu akıl başkalarına izah edemez. İlahi kuralları anlamak, yaşadığınız olayların altındaki ilahi hikmeti görmek kolay değil, bu yazımızda kalbinizin doğru olarak kabul ettiği ama aklınızın bunu izah etmekte zorluk çektiği konulardan birisini ele alacağız, yazımızın sonunda ümit ediyoruzki kalbinizin savunduğu bir şeyi, aklınızda anlar ve savunur hale gelir. Sohbet köşemizde güncel konuları ele almaya çalışacağız ve cevaplarımızı ilahi işaretler ve hak düzen doğrultusunda vermeye çalışacağız. Şunu baştan belirtmeliyiz; bedir, uhud veya kurtuluş savaşların sevap imkanını Allahu Teala her nesle nasip eder, lütfen bu savaşların getirdiği sevaptan nasibinizi alın. Örneğin; seçimlerde birer savaş sahnesidir, ülkenin yönetimi ve kontrolü için verilen bir savaş. Bir ülkenin kontrolü üzerindeki her seçim kavgası bir bedir bir kurtuluş savaşıdır ve kullanılan her oy bu hak ve batıl arasındaki savaşta bir kılıç gücünü temsil eder. Kanınızı akıtmadan sadece bir mühür ile o sevaplara ulaşma imkanını lütfen kaçırmayın. Düşmanlarınızın her zaman topraklarınız üzerinde bir hesabı vardır, ülkenizdeki iktidarı değiştirebilecek bu savaşlara duyarsız kalmayın, kalırsanız bedir ve uhud savaşlarına duyarsız kalanlar ile aynı akıbeti paylaşırsınız. Sizlere şimdiden hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Ülkemiz şuan iki cepheye ayrılmış durumda, bir tarafta ayakkabılarını kapı önünde bırakan, makarnacı, az gelişmiş, bidon kafalı olarak adlandırılan kesim diğer tarafta tencere tava çalan, kendilerini çapulcu, ulusalcı, atatürkçü, aydın ve elit olarak adlandıran kesim. Allah katında bir ülkenin yöneticileri nasıl belirlenir, kriter nedir; kriter o ülkenin pasaportunu taşımak, o topraklarda doğmuş olmak, o ülkede ticaret yapmak, üç veya daha uzun nesiller o topraklarda yaşamakmı?

Bir ülkenin gerçek sahibi kimdir?

Allah katında bir ülkenin sahibi kan üzerinden belirlenir. Kimler, kimlerin ataları bir toprak uğruna en çok şehidi verdiyse, toprak üzerine dökülen kanda en çok pay sahibi ise Allah katında onlar o ülkenin asıl sahipleri olur. Örneğin; almanya’da yaşayan ve orada doğup büyüyen bir türk, Allah nezdinde o topraklar üzerinde her hangi bir hak talep edemez. Neden? Eğer birileri ve ataları üzerinde yaşadıkları topraklar uğruna canlarını feda etmediyse o kişiler o toprakların değerini bilmez, rahatlıkla o toprakları satabilir ve o topraklar aleyhine kararlar verebilir. Ülkelerin huzur ve güvenliği Allahın en kutsadığı hususlardan birisidir, vatanında adalet ve huzur olmayan birisinin namusu, malı ve canı güvende olmaz, ahiret hayatına istenilen ilgiyi gösteremez yani ne bu dünyasını yaşayabilir nede öbür dünyaya yatırım yapabilir. Vatana ihanetin faturası topluma çok ağır olduğu için vatanın güvencesi herşeyden önce gelir, bundan dolayıda Allahu Teala vatanın anahtarını herkese teslim etmez. Kimin hak edip etmediği nasıl belirlenir? Ne zaman bir ülke farklı ırkların yaşam merkezine dönüşür, çoğunluk ve yabancılar iç içe girer (örneğin; osmanlı) o zaman topraklar üzerindeki hak Allah katında yeniden değerlendirilir, tapular yeniden dağıtılır. Bunu Allahu Teala nasıl yapar? Allahu Teala savaş ticareti yapan insanların önüne engel koymaz ve sizleri hak ve batıl arasında gerçekleşen bir savaşın içine sokar (örneğin; kurtuluş savaşı). Sonrası kimlerin kaçıp kimlerin savaşacağına kimlerin ihanet edip kimlerin fedakarlık yapacağına bakar. Bir yandan vatanı uğruna canlarını feda edenler çıkar, diğer yandan düşman ile rakı masalarında ittifak kuran, savaştan kaçan veya benim sorunum değil diyenler çıkar. Canlarını feda edenler ve onların soyları o emaneti almayı hak eder ve Allahu Teala onların üzerine rahmetini, bereketini ve desteğini indirir, savaştan kaçanlar ve vatana ihanet edenler ise lanetlenir, Allahın rahmeti ve desteğinden uzak tutulur. O yüzdende atalarımız ne demiş;

"toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır!" şimdi sadece kurtuluş savaşını baz alarak çok rahatlıkla bu ülkenin gerçek sahiplerini belirleyebiliriz. ne yaptı bizim ülkenin güya elitleri kurtuluş savaşında, bizler ne yaptık? kurtuluş savaşında elit ve aydın geçinenler düşman ile ittifak kurdu, biz makarnacı karnı kaşıyanlar ise yalın ayak, zor şartlar altında bu topraklar uğruna savaştık ve yüzbinlerce şehit verdik. YANİ bu ülkenin yaşadığı en son savaşta biz şehit verdik onlar düşman ile kadeh dokuşturdu. bir sonraki savaşa kadar,
Allah nezdinde Allahın kanunlarına göre bu ülkeyi yönetmek kimin hakkı?

Hocam ama eğitimli bireylerin ülkeyi yönetmesi daha doğru değilmi?

"Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir" (Enfal Süresi, 65). Yüz yıl önce biz bir çok eğitimli insanımızı şehit vermiş olabiliriz, ancak bizim bir kaç tane geri kalan eğitimli bireyimiz onların yüzlerce aydınına bedel. Bu Ayette tam buna vurgu yapar; hangi konu olursa olsun azınlıkta olmanız motivasyonunuzu kırmasın sizi endişelendirmesin, sizden iyi niyetli ve iman dolu bir birey onlardan yüz tanesine bedel. Sizde ilim olabilir siz ama ilminizi ülke menfaatleri lehine işletmediğiniz müddet, 80 yıl boyuncada bu aydın tayfa işletmedi o zaman onca diploma boş. Siz aydın diye geçiniyor, ülkeyi yönetiyorsunuz ama ülkeniz yoksulluk içinde, yolsuzluklar hat safhada ve siz borç içinde beş kuruş için avrupa başkentlerinde dileniyorsunuz. Sizin bin tane diplomanız olsa ne yazar olmasa ne. Özet; ülkeyi yönetmek eğitime bakmaz, iyi niyete bakar. iyi niyetli bir cahilin kalbine doğru ve yanlışlar his olarak doğar ve o kişi ülke adına doğru hamleler yapar. O kişi bir de İslamın "istişare edin" emrini yerine getirirse o zaman o kişi bir doğrudan diğerine koşar. Art niyetli bir aydının zararı ise telafi edilemez boyutta olur, ülkeyi kaosa ve sefilliğe sürükler. Unutmayınız, eğitimli sınıfımız azınlıkta olabilir ama iman dolu ve iyi niyetli her birimizin onların yüz tane profuna bedel, bunu böyle biliniz. Bunun en güzel örneğide erdoğan. Sıradan bir birey istediğinde nasıl bir ülkenin çevresini değiştirebileceği yönde güzel bir örnek. 

Ülkeyi yönetme hakkı o topraklar uğruna canınızı feda etmek edebilmekten geçer

İktidar demek o ülkenin kontrolünü ele geçirmek, gelecek nesiller için o ülkeyi dezayn etmek anlamına gelir, bu yetkiyide Allah herkese teslim etmez. Bu yetki hak edilmesi gerek, bu hakkıda Allah kan üzerinden dağıtır. Örneğin; yunanlar izmiri işgal ettiğinde izmirliler izmiri yunan bayrakları ile süsledi. İşgal ordularını bir bayram havasında karşılayan tek şehir izmirdir. Allahın kanunlarına göre izmirlilerin bu topraklar üzerinde hakkı varmı? Hayır yok. SIFIR! İzmirlilerin günümüzde "atam iznindeyiz" sloganları atması bir anlam taşıyormu? Hayır! Neden; çünkü gazi mustafa yunanlara karşı savaştı izmirliler değil! İstisnalar yokmu? Elbette var ama Allahın yasaları çoğunluğa göre işler, izmirlilerin çoğunluda yunan ordusu izmire ayak bastığında sevinç çığlıkları attı. Düşmanı bir bayram havasında karşılayan izmirlilerden bu topraklara bir fayda gelirmi? Tabiki gelmez! Ataların yaptıklarından günümüzün neslinin ne suçu var? Yaşadıklara topraklara hainlik edenlere Allah hayırlı ve vatansever bir evlat bir nesil nasip edermi? Tabiki etmez yani hainlerin soyundan hainler gelir. İki; kan kanı çeker. Kanınızın bozuk olduğunu, bu topraklara ait olmadığınızı nereden anlarsınız? Eğer kanınız anadolu medeniyetini, İslam dinini değilde batı medeniyetini çekiyor batı medeniyetine hayranlık besliyor batılılar gibi yaşıyorsanız o zaman siz bu topraklara ait değilsiniz.

Allah neden şehitlerin ailelerine tapuyu emanet eder, diğerlerine etmez bunu anlamanız için sizlere güzel bir örnek

Topraklar, bedenlerimiz evlatlarımız, eşlerimiz kısacası elimize geçen her nimet Allahın bize bir emanetidir. Vakti geldiğinde de o emaneti bizden alacak ve o emanetlerin hesabını soracak. Vatan uğruna canını feda eden, edebilen birileri bu sorumluluğu gayet iyi bilir ve topraklarını namus bilir, başkaların o namusunu kirletmesine izin vermez. O toprağa kendi bebeği gibi bakar ve onun incinmesine asla razı olmaz, kendi canını verir onun başına birşey gelsin istemez. Yaşadıkları topraklar uğruna şehit verenler böyle düşünür, ya vermeyenler? Çevrenize bir bakın, kim ülkenin başına birşey gelsede hükümete, erdoğana, akp'ye çaksam diyorsa bilinki onlar şehit vermeyenlerden! Bizler vatanımız sağolsun deriz ya onlar? Onlar şunu der; "keşke kürtler ayaklansada bunu hükümet aleyhine kullanabilsek", "keşke pkk doğu illerimizi işgal etsede bunu hükümet aleyhine kullanabilsek", "keşke rusya bize saldırsada hükümet gitse", "keşke yüzlerce polis ve asker ölsede bunu hükümet aleyhine kullanabilsek", "keşke işid bombalar patlatsa ve binlerce insan ölsede bunu hükümet aleyhine kullanabilsek", "keşke dolar fırlasa ve borsa çöksede bunu hükümet aleyhine kullanabilsek", "keşke AB olumsuz rapor yazsada bunu hükümet aleyhine kullanabilsek", keşke sokaklar yansa, ayaklanmalar olsada hükümeti köşeye sıkıştırsak", "keşke hükümet suriye girsede suriye bataklığında boğulsa" vs vs vs!! Kanı bozuk olanlar yani bu topraklar uğruna şehit vermeyenler kendi çıkarlarını o toprakların önünde tutar, tuttukları içinde o topraklara her türlü ihaneti yaparlar yapmaya hazırlar. Allahta onların bu şekilde davranacaklarını, kendi emellerine kendi hırslarına ulaşmak için o topraklara her türlü kötülüğü ve belayı yapıp reva göreceklerini bildiği için onlara o toprakların tapusunu vermez. Allah bir bedel koşar, kan akıtma bedelini. Bu tayfada bu bedeli ödemekten ezelden beri kaçar kaçtığı içinde, bu tayfaya hep yaşadıkları topraklara ihanet etmek nasip olmuş bizlerede şehitlik!


Sloganlar değil, kan belirler toprağın tapusunu

Kimse kimseye "atam izinindeyiz" söylemlerinden dolayı veya isminiz önüne bir "tc" takmanız veya pencerenize "atatürk resmini içeren bir türk bayrağı" asmanız veya "her yer gezi" çığlıkları atmanız, hatta türk vatandaşı olmanızdan dolayı bir karış toprak vermez, vermeyecek. Atalarımız bu topraklara adım attığında onlar sloganlar ile değil kanları ile bu topraklar üzerinde yaşamaya ve hükmetmeye hak kazandı. Biz torunlarıda bir avuç çapulcaya, bir avuç boş slogana bu toprakları teslim edecek değiliz. Bu ülke bir savaşa girdiğinde bizleri arkamızdan vuracak, işgalci ordular ile iş tutacak, onları sevinç çığlıkları ve alkışlar ile karşılayacak olan ilk tayfada tc sloganları ile dolaşan, atam iznindeyiz diyen tayfadır, bunu biliniz. Şunuda bilmenizde yarar var, bizler bize ettiğiniz her ihaneti bir yere not ediyoruz ve vakti geldiğinde sizden bunun hesabını soracağız. Hep siz darbeler yapıp bizleri hesaba çekecek değilsiniz, çark hep sizin lehinize işleyecek değil herhalde. Gün gelecek işler sizin için hiçte hoş olmayan bir ortama dönüşecek. Bizce erdoğanı olabildiği kadar iktidarda tutun çünkü, erdoğan size karşı çok yumuşak. Kontrol bizde olsaydı sizleri çoktan asmıştık. Bizler başta olsaydık ortalıkta ne meslek odaları kalmıştı ne sendikalar ne partiler ne çağdaş yaşam dernekleri ne fetö, ne pkk-dhkp-c, ne tüsiad ne de doğan medya gurubu. Hocam, benim atalarımda bu topraklar uğruna canlarını feda etti, benimde bu topraklar üzerinde söz hakkım var diyorsanız o zaman, bir; şehitlerin yüzde beş oranına sahip bir topluluk olarak şehitlerin yüzde 95'ini çıkarmış bir kitleye karşı efelik taslamayın. İki; bu topraklara ve bu toprakların değerlerine sahip çıkın. Atalarınız batılı güçlere karşı kurtuluş mücadelesini verdi. Siz eğer bu topraklara has olmayan ve ingiliz sömürgeliğini simgeleyen şapka, dekolte, mini etek ve popyonları savunursanız veya pariste bomba patladığında saygı duruşunda durar ama ülkenizde patladığında devletinize yüklenirseniz veya bu topraklara has olan ezana, çarşafa ve yaşam tarzına karşı düşman kesilirseniz o zaman siz hem atalarınıza ihanet etmiş olur hem atalarınızın elde ettiği hakkı kaybedersiniz. Ben değerlerime sahip çıkıyorum diyor ama oy verdiğiniz partiler bu toprakların değerleri ile dalga geçiyor, batılı güçler ile iş tutuyorsa yine atalarınızın elde ettiği hakkı kaybedersiniz. Unutmayın her oy savaş meydanında bir kılıç gücünü temsil eder, düşmanın safhında yer alır ve mağlup olursanız onlarla birlikte cezayı yersiniz!

Şehit vermeyenler seçim sandıkları herşey değil der, benim oyum ile bir çobanın oyu bir olamaz der. Seçim sandıkları neden önemli, bunun Allah katındaki anlamı ne bunada burada değinmekte yarar var. Allah katında seçim sandığı neyi sembolize eder? 

   - Allahın istişare emrini yerinize getirmenizi sağlar

Bir kısım şeriatçılar demokrasilerin hak olmadığın iddia eder, bir diğer yandanda aydınlar seçim sandıkların hak olmadığını, yönetmek kendilerine has bir hak olduğunu iddia eder. Seçim sandıkların İslamdaki yeri nedir? Seçim sandıkları hak ve bu sandığınız kadar gizemli birşeyde değil. Bir kaç yazımızda biz sizlere neyden bahsediyoruz, biz çoğunluğun hükmünden bahsediyoruz. Kriter şu; eğer çoğunluğun iradesi sandığa yansıyorsa o işlem haktır ve Allahın rızası orada vardır ama eğer, batıda olduğu gibi bir avuç insan hem sağ partileri hem sol partileri kontrol ediyor, onların belirlediği adaylar seçiliyor ve milletin değil onların belirlediği politikalar yürütülüyorsa o zaman o "demokrasi" hak değildir. Örneğin; chp veya hdp hükümette olsaydı bunlar milletin politikalarınımı uygulardı yoksa yurtdışında bir avuç insanın belirlediği politikaları? Özetleyelim; çoğunluğun görüşü hükümete ve hükmetin politikalarına yansıyorsa o zaman seçim sandıkları hak. Neden hak? Çoğunluğun fikri ve görüşü devletin yöneticilerine ve politikalarına yansırsa o zaman orada İslamın işlerinizi istişare ile edin emri vukuu bulmuş oluyor! Seçim sandıklarından çıkan her oy İslamın istişare toplantısındaki bir parmağı temsil eder. Siz o parmağınızla yani mührünüzle o partinin vaatlerini, eylemlerini leh veya aleyhte oy kullanarak onaylamış ya da karşı gelmiş oluyorsunuz. Artı şunuda lütfen unutmayın, her seçim ortamı ülkenizin kontrolü için verilen bir savaştır. Günümüzde hükümetler savaşla değil seçimle devriliyor. Bu da kendi başına bir lütuf. Kan akıtmadan, nice sıkıntılara maruz kalmadan bir mühür ile bir ülkenin kontrolü kime geçecek onu belirliyorsunuz. O yüzden Allah nezdinde seçim ile savaş arasında bir fark bulunmaz. Seçimlere sırtınızı dönerseniz ülkenizin iktidarı uğruna verilen savaşa sırtınızı dönmüş olursunuz. Bunun vebalide sizin için çok ağır olur. Seçimlerde oy kullanarak siz hem İslamın istişare emrini yerine getiriyorsunuz hem bir devletin iktidarı uğruna verilen savaşta kılıç sallamış oluyorsunuz. Lütfen kullandığınız oyun değerini ve anlamını bilin. Bu kılıcı yani o mührü hak olan cephe lehine kullanırsanız, bedir çanakkale ve malazgirt savaşların sevabını kazanırsınız, yanlış yere oyunuzu atarsanız ebu cehller ile haşrolunursunuz. Bazıları ülkemizde şeriat yok diye insanları seçim sandıklarından uzak tutmaya çalışır, seçim sandıklarını önemsizleştirmeye çalışır. Siz bu şeytanların sözlerine itibar etmeyin. İslamı bir madalyon gibi düşünün, şeriat yasaları bu madalyonun bir yüzü ise diğer yüzü seçim sandıklarıdır. Şeytan sizleri bir ibadeti yerine getirmiyorsunuz diye diğer ibadetleride yerine getirmekten alıkoymasın!

   - en çok şehiti kim verdi onu ortaya çıkarır

Ülke üzerinde hak ilan etmeniz için şehit vermeniz yeterli değil, siz
ayrıca şehitlerin çoğunluğunada sahip olmanız gerek. Örneğin; şehitlerin %5’liğine sahip olanlar %95’lik bir paya sahip olanlar üzerine egemenliğini ilan edemez ederse Allaha karşı gelmiş olur, zalim durumuna düşer. Seçim sandıkların bir önemide burada ortaya çıkar, seçim sandıkları çoğunluğu açığa çıkarır. Çoğunluk aynı değerlere sahip bireylerden oluştuğu için onlar birlikte bir kitle olarak hareket eder, yani çoğunluk bir kitle olarak aynı YERE oy verir. Seçim sandıkları hak çünkü seçim sandıkları o toprak için kan döken çoğunluğu ortaya çıkarır. Seçim sandıkları olmasaydı siz o çoğunluğu nasıl ortaya çıkarcaktınız nasıl onlara devletin anahtarını teslim edecektiniz? Unutmayınız, batıl hile ve zorbalık ile iktidarı alır, çoğunluk ise savaşla. Günümüzün şartlarında da savaşlar çok can alıcı olduğu için, Allahın bir merhameti ve lütfu olarak bizlere seçim sandıkları indirilmiş. Seçim sandıkları olmasaydı bizler hakkımızı alabilmek için sürekli kurtuluş savaşları vermek zorunda kalırdık. Seçim sandıkları neden önemli? Seçim sandıkları çoğunluğu iktidara taşır. Seçim sandıkları savaşların yerini alan ilahi bir lütuftur. Özet; seçim sandıkları hem çok şehit verenleri iktidara taşıyan hem Allahın istişare edin emrini yerine getirmenizi sağlayan bir araç. Eğer birileri kalkar ve
"sandık" herşey değildir derse, esas olan "çoğunluk" değil, esas olan "biziz" dediklerini bilesiniz! Eğer birileri kalkar ve seçimler tagutun bir oyunu derse, bilinki onlar hak ile batıl arasındaki savaştan mahrum bırakılmaktalar! Ülkemizin iktidarı için verilen bu savaşta oOnlara hakkın yanında yer almak nasip olmamakta. O yüzden lütfen ağzınızdan çıkan kelimelerin ucu kime dokunuyor, savunduğunuz şeyler ne, buna çok dikkat ediniz. Bir; "bizler gazi mustafa kemal'ın askerleriyiz" demekle bir ülke üzerinde hak ilan edilmiyor! İki; o ülke üzerinde atalarınız kan dökmediyse sizlerin o topraklar üzerinde hiçbir hakkınız bulunmuyor. Üç; yüzde beşlik bir şehit payı ile yüzde doksan beş paya sahip olanlar üzerinde egemenlik ilan edilemiyor!

Seçim sandıkları aynı değerleri taşıyan çoğunluğu iktidara taşır, sandıklar çoğunluğu iktidara yansıttığı içinde Allah katında haktır. Örneğin; taliban gibi örgütlerin söylemleri Allah katında bir değere sahip olmaz, çünkü İslam dini çoğunluğun hükümüne göre hareket eder yani bir azınlığın çıkıp bir hilafet veya şeriat yasaları ilan etmesinin Allah katında bir geçerliliği bulunmaz. 

Hocam çoğunluk kötüleşmeye veya kötü idare edilmeye başlanırsa bunları desteklemeye devammı etmeliyiz?

Çoğunluğun içinde yanlış yapanlar varsa bunu aranızda tartışın, aranızda halledin, dışa zaafiyet içinde olduğunuz izlenimi vermeyin. Bilinizki düşmanınız sabah akşam sizi dağıtmak, zayıf noktalarınızı tespit etmek için çalışır, sinsi planlar yürütür. Aranızdaki çürükleri eleyin ve yolunuza devam edin. Çoğunluğa sırtınızı çevirirseniz ne olur? Çoğunluğa siz sırtınızı çevirirseniz orasını kötüler işgal eder. Bir yerde bir güç odağı varsa, iktidar olmakta böylesine bir güç odağı o zaman bu güç odağı art niyetli insanları kendisine çeker. Çoğunluğun iktidarına siz ufak tefek nedenler, kırgınlıklardan dolayı sırtınızı çevirirseniz, iyiler elendikçe kötüler orada çoğalır ve dengeler değişir, çoğunluğun iktidarını kötüler yönetmeye başlar, sizde buna katkıda bulunmuş olursunuz. Çoğunluk demek Allah demektir ve
hepimizin Allaha karşı bir sorumluluğu var. İyi niyetli insanlar her küçük bir meselede sırtını çoğunluktan çevirirse o çoğunluğa kısa bir süre içinde art niyetli insanlar sahip çıkar. O yüzden şahsi meseleleri bir kenara koyup devlet ve din için birliğimizi muhafaza etmek ve diri tutmak için elimizden geleni yapmalıyız. Balık baştan kokuyorsa ne yapmalıyız? Eğer sorunlar sizlerin müdahalesini aşıyorsa o zaman merak etmeyin, Allah hiçbir kuluna taşıyamayacağı bir sorumluluk yüklemez. Başınızdaki insanlar veya çoğunluk onarılamaz bir çürümeye maruz kaldıysa Allah yardımınıza koşar ve batılın hilelerini muaffak kılar, batıl gelir hükümetinizi devirir ve o partiyi dağıtır. Allah demokrat partiye veya anap'a acımadı, akp'yemi acıyacak. Çoğunluğun seçtiği bir parti onarılamaz bir çürümeye maruz kalırsa Allah aranızdaki iyileri çeker alır, geri kalanı darmaduman eder. Burada anlamanız gereken; siz çoğunluğun aleyhine iş tutmayın, NEDEN; çoğunluk o ülke üzerinde en çok ŞEHİDİ verdiği, Allah katında o ülkenin resmi temsilcileri ve sahipleri onlar olduğu içinde ONDAN!!