nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                       

                                                                                                                                                                   

                                               
 



aylar ve rızık arasındaki gizem
ilahi düzende hiçbir şey tesadüf hiçbirşey diğerinden bağımsız değil, en basit örneği doğanın kendisi. Ormanlık bir alanda çok küçük ve önemsiz görünen bir böcek türünü yok ettiğiniz an, dengeyi bozuyor diğer canlı ve bitki türlerin yaşamınıda tehlikeye atıyorsunuz. Herşey birbirine bağlı ve uyum içinde varedilmiş. Size inen rızık ve aylarda böylesine bir uyum ve bağlılık içinde. Hani yeni yıl gecesi o yıl içinde kendimize hedefler koyarız, o yılın bizim için daha hayrlı geçmesini ümit ederiz ya; gerçektende size inen rızıklar sizin yeni yılınıza göre indiriliyor. Bunu açalım;

Rızık nedir?
Rızık ektiğinizi biçmektir. Ne ekiyorsanız hasat olarakta onu alıyorsunuz.

Rızkın ayda karşılığı nedir?
Yeni ay ve dolunay. Rızıkta ne ekiyorsanız onu biçiyorsunuz, yeni ayda da yeryüzü mahsülün ekildiği dolunayda da hasatın biçildiği dönemdir. Astrolojide yeni aylar birşeyin başlangıcını sembolize eder. Eğer yeni bir proje yeni bir yatırıma adım atmak istiyorsanız bunun için en uygun zaman yeni ay. Dolunayda yaptığınız yatırımların hasatını alma vaktidir.

Püf nokta nedir?
Altı ay geçmesi gerek. Neden? Yeni ayın ekim dönemi, dolunayda hasat dönemi olduğunu düşünürsek, ektiğiniz hasatı almak için ektiğiniz dönemdeki yeni ay hangi burç kuşağında gerçekleştiyse hasatı alacağınız dönemde yani dolunayda aynı burç kuşağına denk gelmesi gerek. Denk geliyormu? Geliyor. Her altı ayda bir. Örneğin; bugün oluşan bir yeni ay, altı ay sonra aynı burç kuşağında dolunay olarak karşımıza çıkıyor. Bu neden önemli? Eylemlerimiz burçların konumuna göre kayıt altına alınıyor, geri dönüşümüde o doğrultuda yapılıyor. Örneğin; mesai saati içinde bir rapor hazırlarken nasıl saat, gün ve olay yeri adresini yazıyorsunuz, eylemlerinizde böylesine detaylı bir kayıt sürecinden geçiyor. O eylemin bize geri dönüşümüde eylemin yapıldığı burç kuşağında ve zaman diliminde gerçekleşiyor.
Yani her bir yatırımınızın karşılığı altı ay sonra size veriliyor. Örneğin; buğday ekiliş ve hasatıda altı aylık aralıklar ile yapılır. İlahi ilimdeki derinliği görüyormusunuz. Yoksa siz burçları sadece süs olarak yaratıldığınımı sandınız? "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir" (Lokman Süresi; 27).

Bunun İslamla nasıl bir bağlantısı var?
Bir; İslamın yeni yılı muharrem ayı. Mü'minler teker teker ve kalabalık halde hicret ederken, peygamberimiz sav bekletildi. Ona izin çıkmadı. Ne zamana kadar bekletildi? Muharrem ayın birine kadar. Neden? Muharremin üçünde veya on yedisinde değil, recepte veya şabanda yılın herhangi bir tarihinde değil tam muharremin birinci gecesinde hicret emri geldi. Neden? Bunu hiç merak etmedinizmi? Her hareketi ile Müslümanlara örnek olan peygamberimiz sav bekletildi, çünkü yeni yıl ne zaman başlıyor bu hicret ile
Müslümanlar bunu bilsin istenildi.

İki; ne oldu hicrette? Peygamberimiz sav ve müminler sıkıntılardan kurtulup huzura kavuştu. Sadece peygamberimiz sav'mı? Hayır. Bin yıllar içinde gelen peygamberlerin hepsi kendilerine musallat olan sıkıntılardan muharrem ayında kurtuldu. Neden yılın diğer aylarında değilde muharrem ayında?
Bu sizce bir tesadüfmü? Hayır. Muharrem ayı, hristiyanların yeni yıl dilekleri gibi yeni bir başlangıcı, eski defterlerin kapatılışı ve yeni sayfaların açılışını sembolize ediyor.

Üç; sıkıntılardan kurtulmanız için
ilk önce altı ay öncesinden birşeyler ekmeniz gerekiyor. Muharrem ayın altı ay öncesinede ne denk geliyor? Recep ayı. Üç ayların başlangıcı. Yeni ay ve dolunay arasındaki altı ay zaman farkını, biz recep ve muharrem ayı arasında yine görüyoruz. Recep ayı ile muharrem ayı arasında altı ay fark olması, tam altı ay sonrası hicretin ve tüm peygamberlerin sıkıntılarından kurtulması, bu sürecin yeryüzü hasatı ile örtüşmesi, yeni ayda birşeyin ekilmesi ve dolunayda da o hasatın biçilmesi ve bu ikisi arasında da recep ve muharrem gibi yine altı ay fark olması tesadüf değil değerli dostlar. Rızık ve aylar birbiri ile orantılı akıyor.

Sonuç;
Dönüm noktamız muharrem ayı. Muharrem ayı bir yılın kapanışı, yeni bir sayfanında açılışını sembolize eder. Allahu Teala kaderimizi değiştirmemiz için bizlere her yıl yeni bir fırsat verir. Muharrem ayıda bunun dönüm noktası, eski defterlerin kapatıldığı yeni sayfanın açıldığı ay. Hristiyanlar dört gözle 31 aralığı bekler, biz müslümanlar ise dört gözle zilhicce ayın 30'unu beklememiz gerekiyor. Hristiyanlar ocak 1 ile hayatlarında birşeylerin değişmesini ümit eder, bizler ise muharrem 1 ile ümit etmemiz gerekiyor. Nasılmı? O yıl ektiğinizi siz, bu gerek hayr tohumları gerek şer tohumları olsun, muharrem ayın başlangıcı ile almaya başlıyorsunuz. O tohumları ekmenin en uygun zaman dilimide muharrem ayın 6 ay öncesi (üç aylar). Neden altı ay? Yeni ay ve dolunay arasında nasıl altı aylık bir bağlantı varsa, ektiğiniz ile onun karşılığını almak arasında da altı aylık bir fark var. Bir eyleminizin karşılığını bulmadan önce bu Allah katında bekletiliyor. Levh-i mahfuzda bi' nevi bir olgunluk sürecine sokuluyor. Örneğin; belki tövbe edersiniz. Rızkınız günlük ve yıllık iner. Rızkınızın ince detayları günlük, ölüm, kaza, doğum ve evlilik gibi genel hatları ise yıllık yazılıyor. Kaderinizin ince detaylarını değiştirmek, kaderinizde ufak tefek retuşlar yapmak için günlük ibadetleriniz, genel hatlarını değiştirmek içinde son tarih zilhicce ayın 30. Kaderinizin genel hatlarını değiştirmek sizin elinizde, o yılın son altı ayıda sizin son şansınız. Eğer o son altı ayı kaçırır ve muharrem ayın birinde o yılın rızkı size kesilirse, siz o yıl ne yaparsanız yapın o yılın kaza ve ölümlerine müdahale edemezsiniz. Neden altı ay öncesi? Allahu Teala bizlerin tüm yılı ibadetle geçiremeyeceğini bildiği için, muharremin altı ay öncesine yoğunlaşın demiş. Bu manevi süreç recep ayı ile başlıyor, ramazanla devam ediyor ve kurban, hac ibadeti ile bitiyor. Manevi yolculuğumuz recep ayı ile başlıyor haç ile zirve yapıyor. Bu süre içinde her bir ibadetiniz sizi bir kirden arındırıyor. Ramazan ayı üzerinizdeki istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti kaza ve belalardan, hac ibadeti de günahlarınızdan. Kul hakkından kan borcuna ve günahlarınıza kadar, yılın son altı ayında teferruatlı bir arınma sürecinden geçiriliyorsunuz. Öğretim yılı gibi, bir yıl kapanıyor diğer yılada tertemiz sıfırdan başlama şansı bizlere sunuluyor. Bu büyük bir lütuf çünkü, yıllık arınmadan geçiriliyoruz. İslami ibadetleri yapmayanları bir düşünün, onlar 80 yılın günah birikimi ile Allahın huzuruna çıkacak. Biz ise, her yıl arındığımızı varsayarsak biz Müslümanlar son yılımızın günah yükü ile Allahın huzuruna çıkacağız. Bu çok büyük bir lütuf. Allahu Teala namaz dışında tüm ibadetleri yılın son altı ayına sıkıştırmış. Neden acaba, bunu hiç düşündünüzmü? Müslümansanız düşünmek zorundasınız. Neden, çünkü herşeyin atında bir hikmet var, bizde bu hikmeti araştırmakla mükellefiz. Yılın ilk altı ayında Allahu Teala bir önceki yılın mahsülünü yememize müsade ediyor, bi' nevi gece yarısı gibi manevi istirahata sokuyor. Yılın ikinci yarısında da çalışmamızı (manevi) bir sonraki yılın hasatını ekmemizi bekliyor. Muhteşem değilmi? Gece ve gündüz, dinlenmek ve çalışmak, yeni ay ve dolunay gibi Allahu Teala yıllarıda bizim için ikiye ayırmış. İlk altı ay bir evvelki yıl ektiğinizin tadını çıkarın, dinlenin diyor. Yılın ikinci altı ayında da bol bol hayır işleri yaparak bir sonraki yılın rızkını ekin diyor. Muhteşem. Soruyoruz, başka hangi inançta bu incelikler var?

Ek bilgi
Oruç bizi istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti bize can hakkı kazandırıyor, haç ibadetide günahlardan arınmamızı sağlıyor. Namaz ne için var? Namazda bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyor. O yüzden namaz her gün farz, diğer ibadetler ise yılın belirli döneminde. Namaz bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyorsa, neden bir çok namaz kılan kişi günahlar içinde? Sebebi şu; iki tür vesvese var birisi bedenin içinden gelen diğeri ise dışından gelen. Namaz bizleri bedenlerimizin dışındaki şeytanların vesvesesine karşı koruyor, içimizde olanlara karşı ama değil! Kalenin dışında olana karşı koruyor, kalenin içine sindiyse değil. Neden? Şeytanın bedenin içine sinmesi için bir kul hakkı yenmiş olmalı, namazda kul haklarını örtmüyor. Düşülen hatada burası. Gündüz namaz kılıyorlar, gece namaz kılıyorlar ama o manevi iç huzur bir türlü yakalayamıyor, başları sıkıntılardan bir türlü kurtulmuyor. Neden, çünkü namaz iç huzuru yakalamak için indirilmemiş. İç huzur için indirilen ibadet oruç. Siz bir ibadeti amaç dışı kullanmaya çalıştığınızda da ne olur? Hem işleriniz ters gider hem amaç dışı kullanım aleyhinize kayıt edilir. Değerli dostlar, şeytan bizleri nasıl sünnetle kandırıp farzlardan alıkoyuyorsa veya farzla kandırıp sünnetlerden uzak tutuyorsa, namazlada bizleri maalesef kandırıp bizi bir çok şeyden uzak tutuyor. Namaz maalesef günümüzün tarikatları ve cemaatleri tarafından amaç dışına çıkartıldı, olduğundan çok farklı bir yere saptırıldı. Öyle anlatıyorlarki sanki namaz her derde deva sanki namaz dinin direği, İslamın en önemli parçası. Yok öyle birşey. Siz namaza olduğundan bir gram fazla önem atfederseniz bilinki oruçtan bir gram hak çaldınız, zekatın bir gram hakkını yediniz. O yüzden lütfen bir ibadeti evrensel çözüm noktası olarak görmeyin, merkeze oturtmayın. Her biri eşit değere sahip. Binanın dört kolonu gibi hepsi eşit değere sahip. Eğer namazın önemini anlatacaksanız ne amaç doğrultusunda indirildiyse o doğrultuda anlatın.
İslami ibadetler birer amaç doğrultusunda var edilmiş, o görev ne ise sizde lütfen o doğrultuda anlatın. Bağlamından çıkarıp kendisine ayrı bir önem atfetmeyin. İslamın merkezinde Allah var, her derde deva olan tek şeyde Allah. Namaz içinizdeki huzuru getirmez çünkü içinizdeki huzursuzluğa sebep olan şeytan, şeytanda bir kul hakkı yemeniz sonrası içinize yerleşti, o şeytanı oradan yok etmenin kıssasıda namaz değil oruç. Anladınız. Bakınız, Rabbim bile kendisine bir kıssas koymuş, benim konumuma başka birini oturtursanız (şirk) benden birşey beklemeyin demiş. Allahu Teala bile kıssas kuralına göre hareket ederken, siz nasıl olurda namazı bundan muaf tutar namazı herşeye deva olarak görürsünüz? Herşey kıssasa bağlı. Kul hakkın kıssasıda namaz değil. Kul hakkın kıssası köle azad etmek, fakirleri doyurmak veyahut oruç tutmak. Mağdur edilen kişinin ruhuna gitmesi niyetine. Örneğin; hiç merak etmedinizmi namaz neden vahiyden 12 yıl sonra farz kılındı. Neden peygamberlik iner inmez Müslümanlara farz kılınmadı. Herkes maalesef ezbere bir yol tutmuş ve at bakışla o yolda ilerliyor. Bilmiyorlarki, namaz farz kılınmadan önce müslümanlar bir arınma ve tövbe sürecinden geçirildi, en basiti kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldular ve geçmiş günahlarından arındırıldılar. Bilmiyorlarki namazında bu temiz hali tutmaları için indirildiğini. Günah işlenirse şeytan beden siner. Allahta günah işlememeleri, o bedenleri tekrar şeytanlar ile kirletmemek için namazı indirdi. Namaz, o abdestli haliniz dıştan gelen vesveseye karşı bi nevi bir koruma kalkanı görevi yapıyor. İç ama kirliyse, dışını su ile temizlemişsiniz fayda etmiyor. Anladınız. O dönemin insanı ile bizim aramızdaki fark, biz 99 sülalemizin günah yükünü üzerimizde taşıyor, bedenlerimiz şeytan kaynıyor. Günümüzdeki insanları namaz kötülüklerden alıkoymuyor çünkü bu insanların içi pislik dolu. İçten gelen vesveseyede namaz dur diyemiyor. Günümüzde namaz kılıp günah işleyen kişiler maalesef bir arınma bir tövbe ve hellaleşme sürecinden geçmeden namaza başlamış. Birileri bunlara namaz ile herşeyi kapatabileceklerine inandırtmış. Halbuki kul hakkı ile ilgili ayetler namazdan bahsetmez, fakirleri doyurmak ve oruçtan bahseder. Örneğin; bu insanlar teheccüd namazına kalkar, halbuki Allah onu farz kılmaz kul hakkından arınmayı farz kılar. Şeytan bu insanları gereksiz işler ile meşgul kılarak hem o bedenlerde yaşamayı garantiye alır hem o kişileri o kul hakları ile öbür dünyaya sürükler. Keşke gece vakti kalkıp namaz kılıp zikir çekeceklerine, üzerlerindeki hakların kalkması niyetine gündüz vakti fakir doyursalar oruç tutsalar bu onlar için çok daha hayırlı olurdu. Hem gece namazına kalkıp hem gündüz vakti oruç tutup fakirleri doyırabiliyorlarsa, aynı anda yapabiliyorlarsa, o ayrı. Ne mutlu onlara. Eğer yapamıyorsanız o zaman ilk önce farz olanlara odaklanın.

Not:
teheccüd namazına kalkan kişilere bakıyoruz, bedenleri şeytan kaynıyor. Bir işletme düşünün, girişte hayvanlar giremez yazısı asılı ama içerisi çoktan hayvan barınağına dönüşmüş. Gece ibadeti yapanları biz böylesine bir çelişki, garabet içinde görüyoruz. Peygamberimiz sav'da sahabilerde gece namazına kalkıyordu diyorsanız, arkadaşlar peygamberimiz sav gece ibadetlerine başlamadan henüz sabiyken şeytanlarını öldürdü. Sahabilerde müslümanlığa geçtiği an şeytanlarını öldürdü. Namaz, kalenin şeytanlar tarafından fethedilmesine karşı korur, kale ama çoktan şeytanların işgaline uğradıysa bu durumda çözüm yolu namaz değil başka ibadetler. Kaleniz temizse buyurun kalkın gece ibadetine. Temiz değilse ama o zaman bizim nacizane tavsiyemiz, yeni şeytanların bulaşmasına engel olmak için farz olan beş vakit namaza sadık kalın, içinize bulaşanlara karşıda farklı kürler uygulayın (oruç, fakirleri doyurmak).
Lütfen, teheccüd size farz değil gece namazı size farz değil, içinizdeki şeytanları öldürmek size farz. Bunun yoluda namaz değil. Devam edelim konumuza;

Rızık ve aylar ile ilgili bu zamana kadar inanılan şuydu;
Allahu Tealanın tüm şeyleri berat gecesinde takdir ettiği, kadir gecesinde de bunları sahiplerine teslim ettiği. Bu zamana kadar bizlere anlatılan buydu. Bu söylenenler ama bizim mantığımıza yatmadı çünkü, kurban ve hac ibadetini beklemeden kişiler hakkında hüküm kesilemez. Berat gecesinde eceller ve kazalar takdir edilir diyeceksiniz, sonrada kurban ibadetin kazalardan belalardan koruduğunu iddia edeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem berat gecesinde kazalar belli oluyor, berat kandilinden 3.5 ay sonra kurban kesmeye ne gerek kaldı? Nasıl olsa berat gecesinde kaza ve belalar takdir edildi. Siz herhalde kurban ibadetin öylesine, her hangi bir sebep olmaksızın sadece ibrahim as'ın anısına kesildiğini düşünmüyorsunuzdur. Örneğin; kadir gecesinde o yılın hayır ve bereketin takdir edildiğini söyleyeceksiniz, sonra kalkıp kadir gecesinden üç ay sonra gelen hac ibadetin insanları nasıl temize çıkardığından bahsedeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem hayır ve bereket kadir gecesinde tamamlanıyor, hac ibadetine ne gerek kaldı o zaman? Kısacası, siz recep ayı ile insanları bir arınma sürecine sokacaksınız ama kurban ve hac ibadetin tamamlanmasını beklemeden haklarında hüküm vereceksiniz, bunu bizim mantığımız almadı. İki; eğer iddia edildiği gibi kararlar kişilere kadir gecesinde indirilmiş olsaydı o zaman tüm peygamberler huzura muharrem ayında değil kadir gecesi yani ramazan ayında kavuşurdu. Kadir gecesi ne için var o zaman? Güzel bir soru. Hiçbir fikrimiz yok. Bu konu hakkında kafa yormadık. Kafa yormadığımız konular hakkında da zanla yaklaşmak bize yakışmaz. Değerli okurlarımız biz bir konuyu kaleme aldığımızda bize göre size göreler ile değil, veriler doğrultusunda kaleme alıyoruz. Ay, yörünge, hadis, ayet, tarih vs, bir çok şeyi göz önünde bulunduruyor, konuyla ilgili beynimizdeki tüm soru işaretlerini gideriyor sonra kaleme alıyoruz. Beynimizde birşey netleşmediği müddette konuları websayfamıza eklemiyoruz. Örneğin; size aktarmak istediğimiz o kadar bilgi var, bunlar ama beynimizde netleşmediği için size aktarmıyoruz. Yapboz oyunu gibi, parçacıkların bir çoğu yerine otursada bir nokta eksikse o bilgiyi sizinle paylaşmıyoruz. Yanlış bilgilerin vebalin farkındayız. Berat ve kadir geceleri altında yatan hikmet hakkında da gerçekten hiçbir fikrimiz yok. Biz herşeyi bildiğimizi iddia etmiyoruz. Bilmediğimiz konuları açık açık söylüyoruz. Eğer zamanımız olur ve bu konu hakkında da bir araştırma yapar, bir sonuca ulaşırsak bunuda seve seve sizinle paylaşırız.

Ek bilgi
Kadir gecesi hakkında bir parantez açmadan olmaz, çünkü kadir gecesi diğer mübarek gecelerin aksine Kur'an-ı Kerimde anılan anılmaklada yetinmeyip, kendi ismi ile bir Süre'ye sahip bir gece. Kadir gecesi hakkında bildiklerimiz, ilk vahiyin bu gece gerçekleşmiş olması, bu gecenin bin aydan daha hayırlı olması ve meleklerin bu gece her iş için yeryüzüne inme iznine sahip olmaları. Bu bilgiler bize yeter hocam diyorsanız, kadir gecesi hakkında bu bilgilere sahibiz. Bu bilgiyi ama biz kendimiz için yeterli bulmuyoruz. Bizler perde arkasını merak ediyoruz, örneğin; melekler indiğinde ne yapıyor, neden bin aydan daha hayırlı neden bin rakamı vs. Allahu Teala öylesine rakamlar ortaya atmaz. Bazılarınız çoğunluğu ifade etmek için bin rakamı kullanıldı deyip kendisini tatmin edebilir. Biz değil. Biz biliyoruzki Allahu Teala bir rakam veya bir harf kullandığında altında bir hikmet yatıyor. Bizde bu hikmetin peşindeyiz. Şuana kadarda bu konuların perde arkası hakkında bir fikrimiz yok. Şöyle bir düşünce aklımızdan dolaşmıyor değil; kadir gecesini o gece belirli kararların verildiği gece olarak görme yerine, kadir gecesinde bizler yılın son altı ayın tam ortasındayız, o gece bizler mübarek üç ayları bitirip yılın son üç ayına girmek üzere oluyoruz. Belkide bizler o gece ilk üç aydaki ibadetlerimizin notunu alıyoruz. Bi' nevi üniversitelerdeki arasınav dönemi. Final sınav ve not zilhicca ayın 30'unda veriliyorsa, belkide kadir gecesi arasınav yani vize sonuçların dağıtıldığı gecedir. O ana kadar başarılı olanların ödüllendirildiği bir gecedir. Kadir gecesi ve diğer mübarek geceler hakkında beynimizde dolaşan bu bilgiler bizi tatmin ediyormu, etmiyor. Biz ve okurlarımız bundan ötesi detaylar bizden bekliyor. O yüzden bu konulara şimdilik girmemeyi tercih ediyoruz.

Üzücü olan;
kaderimizin dönüm noktası muharrem ayı, ülkemizde ama kimse muharrem ayın ne zaman olduğunu bilmiyor. Bilenlerde muharrem ayını aşure yemek veya dağıtmaktan ibaret olduğunu sanıyor. Ne kadar üzücü birşey bu. İslam alemin içinde bulunduğu hal gerçekten içler acısı. Bu örnek bizlere toplumu aydınlatması gerekenlerin, "alimler" ve "hocalar" ilahi düzeni anlamaktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Tarikatlar kafa sallamakla meşgul, cemaatler devleti ele geçirmekle meşgul, diyanetçiler memur olmakla meşgul, ilahiyat fakülteleride İslamı özünden koparmakla meşgul.  Böyle bir ortamda cahil kalmanız ve sapıtmanız kaçınılmaz.
Allah sonumuz hayr eylesin.

Değerli dostlar;
Bu zamana kadar hep üç aylardan bahsediliyordu, bu üç ayda yaptığımız hasatın ama muharrem ayında alındığını kimse bize bu zamana kadar anlatmadı. Muharrem ayı ile mübarek üç aylar arasında bir bağ olduğunu kimse bize kurmadı. İki; bizler muharrem ayın yılın başlangıcı olarak biliyorduk ama o yılki rızkında başlangıcı olduğunu bilmiyorduk. O yıl ekilenin yılın sonunda muharrem ayın başlangıcı ile alınmaya başlandığını bilmiyorduk. Biz ektiğimizi hemen alacağımızı düşünüyorduk, böylesine büyük bir hesabın parçasına tabi olduğumuzu bilmiyorduk. Üç; biz muharrem ayında peygamberlerin huzura kavuştuğunu biliyorduk ama bunu istisnai o peygamberlere has bir olay olarak görüyorduk. Bunun altında bir düzen olduğunu bilmiyorduk. Muharrem ayının eski defterlerin kapatıldığı ay yeni bir başlangıca adım atıldğı ay olduğunu bilmiyorduk. Artık biliyorsunuz. Batının yeni yılında değil, İslamın yeni yılında iyi dileklerde bulunun. Rızık çünkü batının yeni yılına göre değil Allahın yeni yılına göre indiriliyor. Allahın yeni yılıda muharrem ayı ile başlıyor. Siz her yıl bir evvelki yılın hasatını yiyorsunuz. Dönüm noktası muharrem ayı. Bu yıl güzel işler yapın, bir sonraki muharrem ayına yani yılına girdiğinizde de bu emeklerinizin karşılığı size insin. Bilhassa altı öncesinden (mübarek üç aylar) ibadetlere yoğunlaşın.

Not:
biz bu yazıları bir hobi olarak yazıyoruz. Kafamıza birşey takıldığında bunu kaleme alıyoruz. Biz bu konuların detaylarını İslam alimi olma yolunda ilerleyen kardeşlerimize bırakıyor onların bu konuların detaylarını araştırmasını bekliyoruz. Bizi bir rehber bir yol gösterici olarak görün. O yolun inceliklerini araştırmak zaman açısından bizi aşar. Örneğin; haram aylar. Haram aylarında bu rızık dağıtımı ile ilgisi var. Bunun detaylarını araştırmayıda siz değerli okurlarımıza bırakıyoruz.







sk- bir ülkenin gerçek sahibi kim

Hayatın bazı anlarında kendinizi bir konuyu savunur halde bulursunuz, kalbiniz savunduğunuz şeyin doğruluğuna inanır ama bunun neden doğru olduğunu akıl başkalarına izah edemez. İlahi kuralları anlamak, yaşadığınız olayların altındaki ilahi hikmeti görmek kolay değil, bu yazımızda kalbinizin doğru olarak kabul ettiği ama aklınızın bunu izah etmekte zorluk çektiği konulardan birisini ele alacağız, yazımızın sonunda ümit ediyoruzki kalbinizin savunduğu bir şeyi, aklınızda anlar ve savunur hale gelir. Sohbet köşemizde güncel konuları ele almaya çalışacağız ve cevaplarımızı ilahi işaretler ve hak düzen doğrultusunda vermeye çalışacağız. Şunu baştan belirtmeliyiz; bedir, uhud veya kurtuluş savaşların sevap imkanını Allahu Teala her nesle nasip eder, lütfen bu savaşların getirdiği sevaptan nasibinizi alın. Örneğin; seçimlerde birer savaş sahnesidir, ülkenin yönetimi ve kontrolü için verilen bir savaş. Bir ülkenin kontrolü üzerindeki her seçim kavgası bir bedir bir kurtuluş savaşıdır ve kullanılan her oy bu hak ve batıl arasındaki savaşta bir kılıç gücünü temsil eder. Kanınızı akıtmadan sadece bir mühür ile o sevaplara ulaşma imkanını lütfen kaçırmayın. Düşmanlarınızın her zaman topraklarınız üzerinde bir hesabı vardır, ülkenizdeki iktidarı değiştirebilecek bu savaşlara duyarsız kalmayın, kalırsanız bedir ve uhud savaşlarına duyarsız kalanlar ile aynı akıbeti paylaşırsınız. Sizlere şimdiden hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Ülkemiz şuan iki cepheye ayrılmış durumda, bir tarafta ayakkabılarını kapı önünde bırakan, makarnacı, az gelişmiş, bidon kafalı olarak adlandırılan kesim diğer tarafta tencere tava çalan, kendilerini çapulcu, ulusalcı, atatürkçü, aydın ve elit olarak adlandıran kesim. Allah katında bir ülkenin yöneticileri nasıl belirlenir, kriter nedir; kriter o ülkenin pasaportunu taşımak, o topraklarda doğmuş olmak, o ülkede ticaret yapmak, üç veya daha uzun nesiller o topraklarda yaşamakmı?

Bir ülkenin gerçek sahibi kimdir?

Allah katında bir ülkenin sahibi kan üzerinden belirlenir. Kimler, kimlerin ataları bir toprak uğruna en çok şehidi verdiyse, toprak üzerine dökülen kanda en çok pay sahibi ise Allah katında onlar o ülkenin asıl sahipleri olur. Örneğin; almanya’da yaşayan ve orada doğup büyüyen bir türk, Allah nezdinde o topraklar üzerinde her hangi bir hak talep edemez. Neden? Eğer birileri ve ataları üzerinde yaşadıkları topraklar uğruna canlarını feda etmediyse o kişiler o toprakların değerini bilmez, rahatlıkla o toprakları satabilir ve o topraklar aleyhine kararlar verebilir. Ülkelerin huzur ve güvenliği Allahın en kutsadığı hususlardan birisidir, vatanında adalet ve huzur olmayan birisinin namusu, malı ve canı güvende olmaz, ahiret hayatına istenilen ilgiyi gösteremez yani ne bu dünyasını yaşayabilir nede öbür dünyaya yatırım yapabilir. Vatana ihanetin faturası topluma çok ağır olduğu için vatanın güvencesi herşeyden önce gelir, bundan dolayıda Allahu Teala vatanın anahtarını herkese teslim etmez. Kimin hak edip etmediği nasıl belirlenir? Ne zaman bir ülke farklı ırkların yaşam merkezine dönüşür, çoğunluk ve yabancılar iç içe girer (örneğin; osmanlı) o zaman topraklar üzerindeki hak Allah katında yeniden değerlendirilir, tapular yeniden dağıtılır. Bunu Allahu Teala nasıl yapar? Allahu Teala savaş ticareti yapan insanların önüne engel koymaz ve sizleri hak ve batıl arasında gerçekleşen bir savaşın içine sokar (örneğin; kurtuluş savaşı). Sonrası kimlerin kaçıp kimlerin savaşacağına kimlerin ihanet edip kimlerin fedakarlık yapacağına bakar. Bir yandan vatanı uğruna canlarını feda edenler çıkar, diğer yandan düşman ile rakı masalarında ittifak kuran, savaştan kaçan veya benim sorunum değil diyenler çıkar. Canlarını feda edenler ve onların soyları o emaneti almayı hak eder ve Allahu Teala onların üzerine rahmetini, bereketini ve desteğini indirir, savaştan kaçanlar ve vatana ihanet edenler ise lanetlenir, Allahın rahmeti ve desteğinden uzak tutulur. O yüzdende atalarımız ne demiş;

"toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır!" şimdi sadece kurtuluş savaşını baz alarak çok rahatlıkla bu ülkenin gerçek sahiplerini belirleyebiliriz. ne yaptı bizim ülkenin güya elitleri kurtuluş savaşında, bizler ne yaptık? kurtuluş savaşında elit ve aydın geçinenler düşman ile ittifak kurdu, biz makarnacı karnı kaşıyanlar ise yalın ayak, zor şartlar altında bu topraklar uğruna savaştık ve yüzbinlerce şehit verdik. YANİ bu ülkenin yaşadığı en son savaşta biz şehit verdik onlar düşman ile kadeh dokuşturdu. bir sonraki savaşa kadar,
Allah nezdinde Allahın kanunlarına göre bu ülkeyi yönetmek kimin hakkı?

Hocam ama eğitimli bireylerin ülkeyi yönetmesi daha doğru değilmi?

"Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir" (Enfal Süresi, 65). Yüz yıl önce biz bir çok eğitimli insanımızı şehit vermiş olabiliriz, ancak bizim bir kaç tane geri kalan eğitimli bireyimiz onların yüzlerce aydınına bedel. Bu Ayette tam buna vurgu yapar; hangi konu olursa olsun azınlıkta olmanız motivasyonunuzu kırmasın sizi endişelendirmesin, sizden iyi niyetli ve iman dolu bir birey onlardan yüz tanesine bedel. Sizde ilim olabilir siz ama ilminizi ülke menfaatleri lehine işletmediğiniz müddet, 80 yıl boyuncada bu aydın tayfa işletmedi o zaman onca diploma boş. Siz aydın diye geçiniyor, ülkeyi yönetiyorsunuz ama ülkeniz yoksulluk içinde, yolsuzluklar hat safhada ve siz borç içinde beş kuruş için avrupa başkentlerinde dileniyorsunuz. Sizin bin tane diplomanız olsa ne yazar olmasa ne. Özet; ülkeyi yönetmek eğitime bakmaz, iyi niyete bakar. iyi niyetli bir cahilin kalbine doğru ve yanlışlar his olarak doğar ve o kişi ülke adına doğru hamleler yapar. O kişi bir de İslamın "istişare edin" emrini yerine getirirse o zaman o kişi bir doğrudan diğerine koşar. Art niyetli bir aydının zararı ise telafi edilemez boyutta olur, ülkeyi kaosa ve sefilliğe sürükler. Unutmayınız, eğitimli sınıfımız azınlıkta olabilir ama iman dolu ve iyi niyetli her birimizin onların yüz tane profuna bedel, bunu böyle biliniz. Bunun en güzel örneğide erdoğan. Sıradan bir birey istediğinde nasıl bir ülkenin çevresini değiştirebileceği yönde güzel bir örnek. 

Ülkeyi yönetme hakkı o topraklar uğruna canınızı feda etmek edebilmekten geçer

İktidar demek o ülkenin kontrolünü ele geçirmek, gelecek nesiller için o ülkeyi dezayn etmek anlamına gelir, bu yetkiyide Allah herkese teslim etmez. Bu yetki hak edilmesi gerek, bu hakkıda Allah kan üzerinden dağıtır. Örneğin; yunanlar izmiri işgal ettiğinde izmirliler izmiri yunan bayrakları ile süsledi. İşgal ordularını bir bayram havasında karşılayan tek şehir izmirdir. Allahın kanunlarına göre izmirlilerin bu topraklar üzerinde hakkı varmı? Hayır yok. SIFIR! İzmirlilerin günümüzde "atam iznindeyiz" sloganları atması bir anlam taşıyormu? Hayır! Neden; çünkü gazi mustafa yunanlara karşı savaştı izmirliler değil! İstisnalar yokmu? Elbette var ama Allahın yasaları çoğunluğa göre işler, izmirlilerin çoğunluda yunan ordusu izmire ayak bastığında sevinç çığlıkları attı. Düşmanı bir bayram havasında karşılayan izmirlilerden bu topraklara bir fayda gelirmi? Tabiki gelmez! Ataların yaptıklarından günümüzün neslinin ne suçu var? Yaşadıklara topraklara hainlik edenlere Allah hayırlı ve vatansever bir evlat bir nesil nasip edermi? Tabiki etmez yani hainlerin soyundan hainler gelir. İki; kan kanı çeker. Kanınızın bozuk olduğunu, bu topraklara ait olmadığınızı nereden anlarsınız? Eğer kanınız anadolu medeniyetini, İslam dinini değilde batı medeniyetini çekiyor batı medeniyetine hayranlık besliyor batılılar gibi yaşıyorsanız o zaman siz bu topraklara ait değilsiniz.

Allah neden şehitlerin ailelerine tapuyu emanet eder, diğerlerine etmez bunu anlamanız için sizlere güzel bir örnek

Topraklar, bedenlerimiz evlatlarımız, eşlerimiz kısacası elimize geçen her nimet Allahın bize bir emanetidir. Vakti geldiğinde de o emaneti bizden alacak ve o emanetlerin hesabını soracak. Vatan uğruna canını feda eden, edebilen birileri bu sorumluluğu gayet iyi bilir ve topraklarını namus bilir, başkaların o namusunu kirletmesine izin vermez. O toprağa kendi bebeği gibi bakar ve onun incinmesine asla razı olmaz, kendi canını verir onun başına birşey gelsin istemez. Yaşadıkları topraklar uğruna şehit verenler böyle düşünür, ya vermeyenler? Çevrenize bir bakın, kim ülkenin başına birşey gelsede hükümete, erdoğana, akp'ye çaksam diyorsa bilinki onlar şehit vermeyenlerden! Bizler vatanımız sağolsun deriz ya onlar? Onlar şunu der; "keşke kürtler ayaklansada bunu hükümet aleyhine kullanabilsek", "keşke pkk doğu illerimizi işgal etsede bunu hükümet aleyhine kullanabilsek", "keşke rusya bize saldırsada hükümet gitse", "keşke yüzlerce polis ve asker ölsede bunu hükümet aleyhine kullanabilsek", "keşke işid bombalar patlatsa ve binlerce insan ölsede bunu hükümet aleyhine kullanabilsek", "keşke dolar fırlasa ve borsa çöksede bunu hükümet aleyhine kullanabilsek", "keşke AB olumsuz rapor yazsada bunu hükümet aleyhine kullanabilsek", keşke sokaklar yansa, ayaklanmalar olsada hükümeti köşeye sıkıştırsak", "keşke hükümet suriye girsede suriye bataklığında boğulsa" vs vs vs!! Kanı bozuk olanlar yani bu topraklar uğruna şehit vermeyenler kendi çıkarlarını o toprakların önünde tutar, tuttukları içinde o topraklara her türlü ihaneti yaparlar yapmaya hazırlar. Allahta onların bu şekilde davranacaklarını, kendi emellerine kendi hırslarına ulaşmak için o topraklara her türlü kötülüğü ve belayı yapıp reva göreceklerini bildiği için onlara o toprakların tapusunu vermez. Allah bir bedel koşar, kan akıtma bedelini. Bu tayfada bu bedeli ödemekten ezelden beri kaçar kaçtığı içinde, bu tayfaya hep yaşadıkları topraklara ihanet etmek nasip olmuş bizlerede şehitlik!


Sloganlar değil, kan belirler toprağın tapusunu

Kimse kimseye "atam izinindeyiz" söylemlerinden dolayı veya isminiz önüne bir "tc" takmanız veya pencerenize "atatürk resmini içeren bir türk bayrağı" asmanız veya "her yer gezi" çığlıkları atmanız, hatta türk vatandaşı olmanızdan dolayı bir karış toprak vermez, vermeyecek. Atalarımız bu topraklara adım attığında onlar sloganlar ile değil kanları ile bu topraklar üzerinde yaşamaya ve hükmetmeye hak kazandı. Biz torunlarıda bir avuç çapulcaya, bir avuç boş slogana bu toprakları teslim edecek değiliz. Bu ülke bir savaşa girdiğinde bizleri arkamızdan vuracak, işgalci ordular ile iş tutacak, onları sevinç çığlıkları ve alkışlar ile karşılayacak olan ilk tayfada tc sloganları ile dolaşan, atam iznindeyiz diyen tayfadır, bunu biliniz. Şunuda bilmenizde yarar var, bizler bize ettiğiniz her ihaneti bir yere not ediyoruz ve vakti geldiğinde sizden bunun hesabını soracağız. Hep siz darbeler yapıp bizleri hesaba çekecek değilsiniz, çark hep sizin lehinize işleyecek değil herhalde. Gün gelecek işler sizin için hiçte hoş olmayan bir ortama dönüşecek. Bizce erdoğanı olabildiği kadar iktidarda tutun çünkü, erdoğan size karşı çok yumuşak. Kontrol bizde olsaydı sizleri çoktan asmıştık. Bizler başta olsaydık ortalıkta ne meslek odaları kalmıştı ne sendikalar ne partiler ne çağdaş yaşam dernekleri ne fetö, ne pkk-dhkp-c, ne tüsiad ne de doğan medya gurubu. Hocam, benim atalarımda bu topraklar uğruna canlarını feda etti, benimde bu topraklar üzerinde söz hakkım var diyorsanız o zaman, bir; şehitlerin yüzde beş oranına sahip bir topluluk olarak şehitlerin yüzde 95'ini çıkarmış bir kitleye karşı efelik taslamayın. İki; bu topraklara ve bu toprakların değerlerine sahip çıkın. Atalarınız batılı güçlere karşı kurtuluş mücadelesini verdi. Siz eğer bu topraklara has olmayan ve ingiliz sömürgeliğini simgeleyen şapka, dekolte, mini etek ve popyonları savunursanız veya pariste bomba patladığında saygı duruşunda durar ama ülkenizde patladığında devletinize yüklenirseniz veya bu topraklara has olan ezana, çarşafa ve yaşam tarzına karşı düşman kesilirseniz o zaman siz hem atalarınıza ihanet etmiş olur hem atalarınızın elde ettiği hakkı kaybedersiniz. Ben değerlerime sahip çıkıyorum diyor ama oy verdiğiniz partiler bu toprakların değerleri ile dalga geçiyor, batılı güçler ile iş tutuyorsa yine atalarınızın elde ettiği hakkı kaybedersiniz. Unutmayın her oy savaş meydanında bir kılıç gücünü temsil eder, düşmanın safhında yer alır ve mağlup olursanız onlarla birlikte cezayı yersiniz!

Şehit vermeyenler seçim sandıkları herşey değil der, benim oyum ile bir çobanın oyu bir olamaz der. Seçim sandıkları neden önemli, bunun Allah katındaki anlamı ne bunada burada değinmekte yarar var. Allah katında seçim sandığı neyi sembolize eder? 

   - Allahın istişare emrini yerinize getirmenizi sağlar

Bir kısım şeriatçılar demokrasilerin hak olmadığın iddia eder, bir diğer yandanda aydınlar seçim sandıkların hak olmadığını, yönetmek kendilerine has bir hak olduğunu iddia eder. Seçim sandıkların İslamdaki yeri nedir? Seçim sandıkları hak ve bu sandığınız kadar gizemli birşeyde değil. Bir kaç yazımızda biz sizlere neyden bahsediyoruz, biz çoğunluğun hükmünden bahsediyoruz. Kriter şu; eğer çoğunluğun iradesi sandığa yansıyorsa o işlem haktır ve Allahın rızası orada vardır ama eğer, batıda olduğu gibi bir avuç insan hem sağ partileri hem sol partileri kontrol ediyor, onların belirlediği adaylar seçiliyor ve milletin değil onların belirlediği politikalar yürütülüyorsa o zaman o "demokrasi" hak değildir. Örneğin; chp veya hdp hükümette olsaydı bunlar milletin politikalarınımı uygulardı yoksa yurtdışında bir avuç insanın belirlediği politikaları? Özetleyelim; çoğunluğun görüşü hükümete ve hükmetin politikalarına yansıyorsa o zaman seçim sandıkları hak. Neden hak? Çoğunluğun fikri ve görüşü devletin yöneticilerine ve politikalarına yansırsa o zaman orada İslamın işlerinizi istişare ile edin emri vukuu bulmuş oluyor! Seçim sandıklarından çıkan her oy İslamın istişare toplantısındaki bir parmağı temsil eder. Siz o parmağınızla yani mührünüzle o partinin vaatlerini, eylemlerini leh veya aleyhte oy kullanarak onaylamış ya da karşı gelmiş oluyorsunuz. Artı şunuda lütfen unutmayın, her seçim ortamı ülkenizin kontrolü için verilen bir savaştır. Günümüzde hükümetler savaşla değil seçimle devriliyor. Bu da kendi başına bir lütuf. Kan akıtmadan, nice sıkıntılara maruz kalmadan bir mühür ile bir ülkenin kontrolü kime geçecek onu belirliyorsunuz. O yüzden Allah nezdinde seçim ile savaş arasında bir fark bulunmaz. Seçimlere sırtınızı dönerseniz ülkenizin iktidarı uğruna verilen savaşa sırtınızı dönmüş olursunuz. Bunun vebalide sizin için çok ağır olur. Seçimlerde oy kullanarak siz hem İslamın istişare emrini yerine getiriyorsunuz hem bir devletin iktidarı uğruna verilen savaşta kılıç sallamış oluyorsunuz. Lütfen kullandığınız oyun değerini ve anlamını bilin. Bu kılıcı yani o mührü hak olan cephe lehine kullanırsanız, bedir çanakkale ve malazgirt savaşların sevabını kazanırsınız, yanlış yere oyunuzu atarsanız ebu cehller ile haşrolunursunuz. Bazıları ülkemizde şeriat yok diye insanları seçim sandıklarından uzak tutmaya çalışır, seçim sandıklarını önemsizleştirmeye çalışır. Siz bu şeytanların sözlerine itibar etmeyin. İslamı bir madalyon gibi düşünün, şeriat yasaları bu madalyonun bir yüzü ise diğer yüzü seçim sandıklarıdır. Şeytan sizleri bir ibadeti yerine getirmiyorsunuz diye diğer ibadetleride yerine getirmekten alıkoymasın!

   - en çok şehiti kim verdi onu ortaya çıkarır

Ülke üzerinde hak ilan etmeniz için şehit vermeniz yeterli değil, siz
ayrıca şehitlerin çoğunluğunada sahip olmanız gerek. Örneğin; şehitlerin %5’liğine sahip olanlar %95’lik bir paya sahip olanlar üzerine egemenliğini ilan edemez ederse Allaha karşı gelmiş olur, zalim durumuna düşer. Seçim sandıkların bir önemide burada ortaya çıkar, seçim sandıkları çoğunluğu açığa çıkarır. Çoğunluk aynı değerlere sahip bireylerden oluştuğu için onlar birlikte bir kitle olarak hareket eder, yani çoğunluk bir kitle olarak aynı YERE oy verir. Seçim sandıkları hak çünkü seçim sandıkları o toprak için kan döken çoğunluğu ortaya çıkarır. Seçim sandıkları olmasaydı siz o çoğunluğu nasıl ortaya çıkarcaktınız nasıl onlara devletin anahtarını teslim edecektiniz? Unutmayınız, batıl hile ve zorbalık ile iktidarı alır, çoğunluk ise savaşla. Günümüzün şartlarında da savaşlar çok can alıcı olduğu için, Allahın bir merhameti ve lütfu olarak bizlere seçim sandıkları indirilmiş. Seçim sandıkları olmasaydı bizler hakkımızı alabilmek için sürekli kurtuluş savaşları vermek zorunda kalırdık. Seçim sandıkları neden önemli? Seçim sandıkları çoğunluğu iktidara taşır. Seçim sandıkları savaşların yerini alan ilahi bir lütuftur. Özet; seçim sandıkları hem çok şehit verenleri iktidara taşıyan hem Allahın istişare edin emrini yerine getirmenizi sağlayan bir araç. Eğer birileri kalkar ve
"sandık" herşey değildir derse, esas olan "çoğunluk" değil, esas olan "biziz" dediklerini bilesiniz! Eğer birileri kalkar ve seçimler tagutun bir oyunu derse, bilinki onlar hak ile batıl arasındaki savaştan mahrum bırakılmaktalar! Ülkemizin iktidarı için verilen bu savaşta oOnlara hakkın yanında yer almak nasip olmamakta. O yüzden lütfen ağzınızdan çıkan kelimelerin ucu kime dokunuyor, savunduğunuz şeyler ne, buna çok dikkat ediniz. Bir; "bizler gazi mustafa kemal'ın askerleriyiz" demekle bir ülke üzerinde hak ilan edilmiyor! İki; o ülke üzerinde atalarınız kan dökmediyse sizlerin o topraklar üzerinde hiçbir hakkınız bulunmuyor. Üç; yüzde beşlik bir şehit payı ile yüzde doksan beş paya sahip olanlar üzerinde egemenlik ilan edilemiyor!

Seçim sandıkları aynı değerleri taşıyan çoğunluğu iktidara taşır, sandıklar çoğunluğu iktidara yansıttığı içinde Allah katında haktır. Örneğin; taliban gibi örgütlerin söylemleri Allah katında bir değere sahip olmaz, çünkü İslam dini çoğunluğun hükümüne göre hareket eder yani bir azınlığın çıkıp bir hilafet veya şeriat yasaları ilan etmesinin Allah katında bir geçerliliği bulunmaz. 

Hocam çoğunluk kötüleşmeye veya kötü idare edilmeye başlanırsa bunları desteklemeye devammı etmeliyiz?

Çoğunluğun içinde yanlış yapanlar varsa bunu aranızda tartışın, aranızda halledin, dışa zaafiyet içinde olduğunuz izlenimi vermeyin. Bilinizki düşmanınız sabah akşam sizi dağıtmak, zayıf noktalarınızı tespit etmek için çalışır, sinsi planlar yürütür. Aranızdaki çürükleri eleyin ve yolunuza devam edin. Çoğunluğa sırtınızı çevirirseniz ne olur? Çoğunluğa siz sırtınızı çevirirseniz orasını kötüler işgal eder. Bir yerde bir güç odağı varsa, iktidar olmakta böylesine bir güç odağı o zaman bu güç odağı art niyetli insanları kendisine çeker. Çoğunluğun iktidarına siz ufak tefek nedenler, kırgınlıklardan dolayı sırtınızı çevirirseniz, iyiler elendikçe kötüler orada çoğalır ve dengeler değişir, çoğunluğun iktidarını kötüler yönetmeye başlar, sizde buna katkıda bulunmuş olursunuz. Çoğunluk demek Allah demektir ve
hepimizin Allaha karşı bir sorumluluğu var. İyi niyetli insanlar her küçük bir meselede sırtını çoğunluktan çevirirse o çoğunluğa kısa bir süre içinde art niyetli insanlar sahip çıkar. O yüzden şahsi meseleleri bir kenara koyup devlet ve din için birliğimizi muhafaza etmek ve diri tutmak için elimizden geleni yapmalıyız. Balık baştan kokuyorsa ne yapmalıyız? Eğer sorunlar sizlerin müdahalesini aşıyorsa o zaman merak etmeyin, Allah hiçbir kuluna taşıyamayacağı bir sorumluluk yüklemez. Başınızdaki insanlar veya çoğunluk onarılamaz bir çürümeye maruz kaldıysa Allah yardımınıza koşar ve batılın hilelerini muaffak kılar, batıl gelir hükümetinizi devirir ve o partiyi dağıtır. Allah demokrat partiye veya anap'a acımadı, akp'yemi acıyacak. Çoğunluğun seçtiği bir parti onarılamaz bir çürümeye maruz kalırsa Allah aranızdaki iyileri çeker alır, geri kalanı darmaduman eder. Burada anlamanız gereken; siz çoğunluğun aleyhine iş tutmayın, NEDEN; çoğunluk o ülke üzerinde en çok ŞEHİDİ verdiği, Allah katında o ülkenin resmi temsilcileri ve sahipleri onlar olduğu içinde ONDAN!!