nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
değerli okurlarımız,
özel günlerde yılda bir veya iki defa iletişim bilgilerimi okurlarımla paylaşıyorum. Ramazan-ı şerifin son haftasına girmek üzereyiz, hem bu mübarek günler vesilesine hem 2019 yılın bizim için özel olmasından dolayı ramazan bayramına kadar çok kısa bir süreliğine iletişim bilgilerimi sizinle paylaşacağım. Sorularınız veya önerileriniz olursa bana bu hattan ulaşabilirsiniz. Telefona cevap vermek için müsait olmayabilirim, msj bırakırsanız size geri dönerim. Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun. Önümüzdeki hafta iştirak edeceğimiz kadir gecesinin İslam alemine hayrlar getirmesi 2019 yılın insanlığa huzur ve adalet getirmesi dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız. Bip ve Whattsapp # 0555 180 6728                                                                                    
                                                                                                                                                                    
                                                                                                                                                                                                             
"Kader nedir; Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz.
"




Belkısın tahtını kim getirdi, teknoloji kullanıldımı, ışınlama oldumu?

İlk önce neden bu tür konulara giriyoruz bunu açıklayalım; gizem avcıları bilinmeyenlerin peşinde koşarken maalesef ama maalesef boyunlarını aşan konulara giriyor ve yanlış bilgiler ile beyinlerinizi allak bullak ediyorlar. Ortaya attıkları saçmalıklara bir yere kadar sessiz kalabiliyoruz sonrada patlıyoruz. Yeter yahu, bu kadarda olmaz artık diyoruz. Ortaya atılan iddiaların sınırı yok. Her türlü saçmalığı ortaya atıp bunu savunabiliyorlar. İnsanın fıtratı merak içerdiği içinde, genç nesillerimizi ışınlama ve uzaylılar veya zaman yolculuğu gibi teorilere kaptırıyoruz. Sorun ne burada; bu tür teoriler İslam dinine ters. Uzaylı yok, zaman yolculuğu yok, ışınlanma yok. Sıkıntıda burada başlıyor. Gelecek nesillerimizi İslama ters inançlara kaptırıyoruz. Bu tür saçma teorilere cevap vermesi gereken bir tayfa (ilahiyatçılar, diyanet) memurluk zihniyetine esir düşmüş. Bir diğer tayfa (cemaatler) vatanı ele geçirme ihanetleri ile meşgul. Bir diğeride (tarikatlar) sapkın ritüeller ile müridlerini transa sokmakla meşgul. Sorumlu olanlar sorumluluklarını yerine getirmeyince piyasa şarlatanlara ve İslama ters felsefelere kalıyor. Onlarda her gün gençlerimizi saçma teoriler ile besliyor. Gençliğimizi kaybediyoruz arkadaşlar, özeti bu. 15 yıl öncesi alternatif tıp hakkında sizi bilgilendirme niyetine websayfamızı açmıştık. Bu süre içinde, sorularınızla sizlerinde katkısıyla alanında içeriği en zengin en kapsamlı en bilimsel ve en saygın websitesini oluşturduk. Bu alanın dışına çıkmayada hiç niyetimiz yoktu. Gizemli teorilere mesafeli duran birisi olarak, dini eğitimi olmayan birisi olarak İslami veya metafizik konulara girmeyi aklımın hayalimin ucundan geçirmezdim, ama bak göre hayat bizleri nerelere çekti. Yapacak birşeyde yok. İnsan kendi fıtratı dışına çıkamıyor. Bizde de öyle bir huy varki İslama ve devletimize yapılan saldırılara duyarsız kalamıyoruz. Buna gurbette doğup büyümenin yan etkileride diyebilirsiniz. Mevzu İslam, vatan ve millet olunca rahat duramıyoruz. Sayfamıza ilk defa girenler konuları görünce şaşırıyor olabilir, bunların biyoenerji ile ne alakası var diyebilir, lütfen bunun altında bir art niyet aramayın. Alternatif tıp dışında konulara girmek kesinlikle bizim arzu ettiğimiz birşey değildi. Şartlar bunu gerektirdi. Hakkınızı helal edin.

Değerli dostlar, eğer insanın düşüncelerini ve eylemlerini sınırlayan değerler yoksa insan herşeyi yapar herşeyi kendisine inandırır. Vakti gelir uzaylıların yeryüzünü istila edeceği inancına kendisini kaptırır, vakti gelir zaman yolcuların varlığına inanır, vakti gelir gelecek yüzyıllarda yeryüzü kaynakların insana yetmeyeceği görüşünü benimser. İnançlarınızın sınırları hayallerinizin sınırları kadar olur. Kendinize şu soruyu sorun; hal ve hareketlerinizi veya inancınızı sınırlayan birşey varmı? Eğer yoksa hapı yuttunuz, hollywood önünüze ne sufle ederse siz yutarsınız. Biz Müslümanlar mesela Kur'an-ı Kerimin çizdiği sınırlar içinde düşüncelerimizi ve eylemlerimizi gerçekleştiririz. Birşeye inanmamız istendiğinde bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışır, Kur'an-ı Kerim buna onay verirse ancak o zaman o düşünceyi kabul ederiz. Örneğin; batı dünyasının israrlı bir şekilde bize empoze etmeye çalıştığı, yeryüzünün bu kadar insanı kaldıramayacağı tezi. Eğer insanoğlu bir kaç yüz yıl daha yeryüzünde yaşamak istiyorsa, yeryüzü nüfusun yarısı yok edilmesi gerek diyorlar. Biz Müslümanlar böylesine tezler ile karşılaştığımızda ne yapıyoruz, bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışıyor sonrası kararımızı veriyoruz. Konu rızıksa rızıkla ilgili Ayetleri açıp bakıyoruz. Ne diyor Ayetler; "yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir..." (Hud Süresi; 6). Kutsal kitabımız rızkı Allahın verdiğini, bizleri rızıklandırmayı Rabbimin kendisine bir vazife bildiğini söylüyor. Şimdi; siz yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın verdiği bu sözünü tutmayacağını ima etmiş oluyorsunuz. Yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın bu kadar insanı hesaplayamadığı dünyayı ilk yaratırken yanlış hesap yaptığını, dünyayı ilk yarattığında dünyaya örneğin 10 gram rızık yerleştirmesi gerekirken 5 gram yerleştirdiği, şimdide dünyanın yetersiz kaldığını ima etmiş oluyorsunuz. Doğum ve ölümlerin Allahın iradesi dışında gerçekleştiğini, bu kadar insanı haşa Allahın hesap edemediğini ima etmiş oluyorsunuz. Masumane gibi görünen tezlerin ne tür anlamlar içerdiğini görüyormusunuz? Arkadaşlar, batı dünyası bu tür inançları pompalar çünkü onlarda Allah inancı yok. Onlar dünyanın tesadüfen ortaya çıktığına inanıyor. Sizde ama Allah inancı varsa, kendinizi lütfen bu tür saçma batı kaynaklı felsefelere kaptırmayın. Yeryüzünde açlık var ama hocam diyorsanız; evet, var ama bu dünyanın yetersiz olduğundan değil, yeryüzündeki adaletsizlikten ve sömürü zihniyetinden ötürü. Anladınız.

Kur'an-ı kerim inançlarımızı sınırlayan bir rehber, bunun dışında başka bir rehberimiz varmı; var. Allahu Teala insanı yarattı sonrası iyi ve kötülüğü benliğimize yükledi; "Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülüğü ve iyiliği ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir" Şems süresi, 7-9). İnsanoğlun en temel rehberi içgüdüleridir. Ailenizden hiçbir ahlaki terbiye almasanızda, yaşantınızda hiçbir dini eğitim görmesenizde siz doğuştan itibaren öldürmenin veya hırsızlık yapmanın kötü bir eylem olduğunu biliyorsunuz mesela. Nereden biliyorsunuz; işte bu ilahi yüklemeden. Her insana doğmadan öncesi temel değerler yüklenmiş. En temel rehberimiz içgüdülerimiz, sonrası aileden aldığımız ahlaki dini ve kültürel değerlerimiz, sonrası bunlarıda şemsiyesi altına alan Kur'an-ı Kerim. Bu konulara neden girdik; Süleyman as ve ışınlama, Zülkarneyn as ve uzay yolcuğu, Ehl-i Kehf ve zamanda yolculuk gibi iddialar, yani bilinmeyenler hakkında ortaya atılan iddialar Kur'an-ı Kerime ters. Bu tür inançlara kendinizi kaptırmadan lütfen rehberinize danışın. Kim bizim rehberimiz; Kur'an-ı Kerim. Bizim nacizane tavsiyemiz, bu tür iddiaları ortaya atmadan öncesi lütfen kur'an-ı kerimin mealini açın ve okuyun. Anlayıncaya kadar tekrar ve tekrar okuyun. Okurkende tezinizi destekleyecek niyette değil, ön yargılardan arınmış doğruları öğrenme niyetine okuyun. Okumaya vaktiniz yoksa eğer, o zaman bu tür konular ile karşılaştığınızda Rabbim daha iyisini bilir deyip bu tür sohbetlerden uzak durun; "...delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında kimseyede birşey sorma" (Kehf Süresi; 22). Bu Ayet mağaradaki gençler hakkında bir soru üzerine iner. Allahu Tealada bu Ayeti indirerek, bir konu hakkında net bilgi yoksa o zaman o konu hakkında münakaşaya girmeyi ve soru sormayı yasaklar. Yani delilin olmadığı bir konu hakkında sohbet etmeyi yasaklar. Neden, çünkü bundan hesaba çekileceksiniz; "Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur" (İsra Süresi; 36). Bizden uyarması; uzaylılar hakkında zaman yolcuları hakkında atıp tutuyorsunuz, bu söylediklerinizden hesaba çekileceksiniz ve deliliniz nerede, bu bilgileri nereden aldınız diye size sorulacak. Ne cevabı vereceksiniz? Öyle zannettimmi diyeceksiniz. Varsaylımki dediniz, o zaman size zandan uzak durun demedikmi, zan hakkında Ayetler apaçık değilmi yanıtını alacaksınız. Hollywood ve batı kaynaklı güya uzmanlarımı referans göstereceksiniz? Varsayalımki gösterdiniz, bu sefer bir fasık size bir bilgi getirdiğinde bunun doğruluğunu araştırın Ayetini önünüze koyacaklar. Öyle veya böyle hapı yuttunuz. Youtube'ta bir kaç tık daha alabilmek, popüler olabilmek için kendinizi helaka sürüklüyorsunuz. Kesin delil neden önemli; çünkü yanlış bilgi insanları saptırıyor çünkü yanlış bilginin ucunda birine bir iftira atmak var bir yalan var. Örneğin; uzaylılar. Allahu Teala uzaylılar yaratmadı. Siz var dediğiniz an, Allaha iftira atmış ve milyonlarıda buna ortak etmiş oluyorsunuz. Olay bu kadar basit.
Bu vebalin altından kalkamazsınız. O yüzden Allahu Teala kesin bilgi yoksa o konudan uzak durun diyor.

Gelelim konumuza;

Kur'an-ı Kerim üç bölümden oluşur. Bir bölüm tarih kitabı gibi geçmiş olaylardan bahseder. Bir bölüm günlük gazeteniz gibi günlük yaşantınızla ilgili konulara değinir. Bir bölümde bilim kurgu romanı gibi gelecekten bahseder (kıyamet, cennet, cehennem, mahşer günü). Geçmiş olaylardan bahsederkende Süleyman as ile ilgili bölümde Saba Kraliçesi Belkıs'ın tahtın getirilişini anlatır. Bu hadiseyi bir çok kişi ışınlamaya yorumlar. Hatta ve hatta, o kadar ileriye giderek geçmişte yüksek teknoloji vardı demeye getirir. Bu olayın altında yatan hadise nedir, bunu size genel mantık ve Ayetler doğrultusunda anlatmaya çalışacağız, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz;
"Beyler! Onlar boyun eğerek bana gelmeden önce hanginiz o kraliçenin tahtını bana getirebilirsiniz?" diye sordu. Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter, ben güvenilir biriyim" dedi. Kitaptan bir bilgisi olan ise, "Ben onu sen göz açıp kapayıncaya kadar getiririm" diye cevap verdi. Süleyman, tahtı yanı başına yerleşmiş olarak görünce şöyle dedi: "Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan rabbimin bir lutfudur. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, kerem sahibidir" (Neml Süresi; 38-40). Bu hadisede binlerce km uzakta olan ve bir kaç ton ağırlığında olan bir eşyayı birisi, gözünüzü açıp kapatmadan getiriyor. Bu nasıl mümkün oldu? Cin tayfasından bir ifrit ile insan tayfasından olan bir ilim sahibi arasında, kim belkısın tahtını daha hızlı getirebilir mevzusu geçer, ilim sahibi olanda cin'e üstün gelir ve tahtı getirir. Bunun altında yatan hikmet nedir? Teknolojimi kullanıldı yoksa farklı birşeymi var burada?

Belkısın tahtı teknolojik bir cihazlamı getirildi?

Hayır. "Geçmişte teknoloji varmıydı" yazımızı okursanız teknolojinin hangi şartlar altında indiğini öğrenirsiniz. En basit örneğiyle eğer o tahtı getiren şahıs o tahtı bir teknolojik cihaz ile getirmiş olsaydı o zaman bundan onda bir yeryüzü ilmi olduğu anlamı çıkardı, yeryüzü ilmi ona indiği zamanda bu ilmi yeryüzündeki diğer insanlar ile paylaşma zorunluluğu doğardı. Bilgi demek vebal demektir. Bilgi size inerse, o bilgiyi paylaşmak zorundasınız. İslami açıdan, size eğer bir yeryüzü ilmi inerse bu bilgiyi kendinizde saklı tutamazsınız. Sizler belki elde ettiğiniz bilgileri başkaları ile paylaşmıyor, bencil ve çıkarcı davranıyorsunuz. Allah ehli birisi ama paylaşırdı paylaşma zorunluluğu olduğunu bilirdi. Paylaştığı o ilim ve teknolojide günümüze kadar artarak gelmiş olurdu. O günden bugüne kadar o ilim gelmediyse demek o ilim paylaşılacak bir ilim değildi. Hangi tür ilim paylaşılmaz? Kişinin maneviyatına indirilen ilimler! Örneğin; ledün ilmi. Özetlersek; bu hadisede teknolojinin varlığı söz konusu değil.

Işınlama oldumu?

Yine hayır. Ayetin kendisi zaten ışınlama tezini çürütüyor. Bizim akılsızlar kendilerini ışınlama gibi teorilere o kadar kaptırmışki Ayeti okumayı unutmuşlar. Ön yargı ile olaylara yaklaşırsanız olacağı bu. Ayetin kendisi nasılmı ışınlama tezini çürütüyor, çok basit; iki kişi yarışa girişiyor, birisi cin diğeri insan. Cin ışık hızı ile hareket eder, diğerinin ise ışınlama teknolojisini kullandığını iddia ediyorsunuz. Bu ikisi yarışsa, kim galip çıkar? Eşitlik olur. Şimdi, aha haaa diyorsunuz değilmi!! Işınlama dediğimiz olay, ismi üzerine ışık hızı ile hareket edebilmek. Cinler ışık hızında hareket eder, sizde ışık hızında hareket ederseniz, ortaya eşitlik çıkar. Işınlama ile bir cinden daha hızlı o tahtı getirmeniz mümkün değil. Anladınız. Cinden daha hızlı o tahtı getirebilmeniz için ışık hızından ötesi birşey kullanmanız gerek. Bizim evrende de ışık hızından daha hızlı hareket edebilmek mümkün değil. Bilimsel açıdan mümkün olmayan birşey gerçekleştiği anda buna ne diyoruz? Mucize. Bu olayın neden ışınlama teknolojisi ile gerçekleşemeyeceğini anladınızmı? O ilim sahibi zat, iddia edildiği gibi
 eğer ışınlama teknolojisini kullansaydı bir cinden daha hızlı getirmesi söz konusu olamazdı. Hatta tam aksi olurdu, cin daha hızlı getirirdi çünkü ışık hızında hareket edebilmek için bir aygıta ihtiyaç duymuyor. Işık hızında hareket edebilmek bizlerin koşma kabiliyeti gibi doğasında olan birşey. Siz o ışınlama cihazın ayarlarını yapıncaya kadar cin çoktan getirmiş olurdu. Anladınız. Özetlersek; bu hadisenin ışınlama ile hiçbir ilgisi yok.

Işınlama teorisi ile karşılaştığımız diğer sorunlar

Ortada bir teknoloji var dediğiniz zaman, o teknoloji yeryüzü kurallarına tabi olması gerek. Teknolojinin temeli fizik kurallarına dayanır. İşte burada da aklımıza onca soru geliyor; o tahtın bulunduğu koordinatları nereden aldıda kendisini tam o noktaya ışınlayabildi? Varsayalımki kendisini oraya ışınladı, sarayda tahtı arayacak, oradaki insanlardan gizlenecek derken dakikalar geçerdi. Dakikaları bırakın, bir adım attığında zaten iddiayı kaybederdi. Gözünü açıp kapatmadan getiririm diyor, yani o tahtı getirmek için bir adım atacak zamanı bile kendisine tanımıyor. Kendisine tanıdığı süre içinde o tahtı ışınlama veya her hangi bir dünyevi güç ile getirmesi mümkün değil. Örneğin ifrit. İfrit iki adımlık zaman kendisine tanıyor. Ne diyor; otur diyor bu ilk adım sonra kalk diyor bu da ikinci adım, sonrası tahtı yanında göreceksin diyor. Bir adımda tahta ulaşsam bir diğer adımda da geri dönsem, ancak iki adımda getiririm diyor ve o kadar mühlet istiyor. İlim sahibi zat ise o zamanı bile kendisine tanımıyor. Gözü açıp kapatıncaya kadar getiririm diyor. Gözü açıp kapatmak ne demek saniyenin onda biri demek. Saniyenin onda biri ne anlama geliyor, o dönem için ölçümü mümkün olmayan bir zaman dilimi anlamına geliyor. O yüzden burada kullanılan gözü açıp kapatma ifadesi bir zaman dilimini kastetmekten ziyade, zamanın geçersizliğini ifade etmek için kullanılır. İslam tarihinde de hangi şahıs için zaman geçerli değil? Bu sorunun cevabını biliyorsanız, tahtı getiren zatıda biliyorsunuz. Artı, ışınlama teknolojisi tek yönlü işleyen bir mekanizma değil, hem çıkış noktasında hem varış noktasında portalınız olması gerek. Bir nokta sizi atom parçalarınıza ayırıyor ve ışınlıyorsa diğer uçtada yani belkısın sarayında da sizi bir araya getiren bir alıcı aygıt olması gerek. Belkısın sarayında öyle bir aygıt varmıydı? Yoktu. Bu iddiaların neresinden tutsak elimizde kalıyor. Önünü ve arkasını hesaplamadan birşeyleri ortaya atıyorlar, sonrada ben böyle düşünüyor böyle inanıyorum deyip geçiyorlar. Bilimde böyle işlemiyor işte arkadaşlar, iddialarınızın önünde ve arkasında elle tutulur bir tarafı olması gerek.

Teknoloji yoktu ışınlama yoktu, ne vardı o zaman?

Bunun sırrınıda bize başka bir Ayet açıklıyor. Kur'an-ı Kerim ilim sahibi kişilerden bahsederken
, bunu genelde o kişilerin ismini söyleyerek yapar. Örneğin; biz Musaya ilim verdik der, Yusuf’a ilim verdik der, Lut'a, Davud ve Süleyman'a ilim verdik der vs. İki Ayette ama ilim sahibi bir şahsiyetten bahsederken o şahsiyetin ismini vermez. Birisi bu Ayet diğeri ise Musa as'ın kıssalarında geçen Ayette. Hatırladınızmı? Aynen. Kehf Süresi 60-82. Musa as, kendisinden daha ilimli birisi varmı diye Allaha sorar ve bunu öğrenmek için bir yolculuğa çıkması söylenir. Bu yolculukta onu o ilim sahibi şahısa ulaştırır ve bu ikisi yine bir yolculuğa çıkar ve bir dizi olaylar ile karşılaşır. Şimdi; Kur'an-ı Kerimin iki Ayetinde isimsiz bir ilim sahibinden bahsedilir, birisi Belkısın tahtı ile ilgili Ayette diğeri ise Musa as'ın yolculuğu ile ilgili Ayette. Kim bu şahıs? Belkısın tahtı ile ilgili Ayette Allahu Teala onu deşifre etmiyor, o Ayeti okuduğumuzda onun kim olduğunu çözemiyoruz. Musa as'ın kıssasına geldiğimizde ama, Ayetler bize o şahıs hakkında daha detaylı bilgiler veriyor. Bi nevi kendisini ifşa ediyor. Kim bu şahıs; hz Hızır. O iki Ayette geçen kişinin aynı kişi olduğunu nereden anlıyoruz? Kur'an-ı Kerimin tümünü inceleyerek. Kur'an-ı Kerimde tek bir kişi için zaman geçerli değil, o da Hızır as. Yani, o tahtı bir ifritten daha hızlı getiren kişi sıradan bir insan değildi, maneviyatı yüksek zamanın kendisi için geçerli olmayan bir şahsiyetti. Olayın altında da ışınlama gibi bir yeryüzü ilmi yoktu, bir mucize vardı. Ne tür bir mucize? Bu hadisede zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı. Herkes için zaman durdu, o taht içinde mekan kavramı ortadan kalktı. Gözü açıp kapatmadan binlerce km uzaklıktaki bir taht bir anda Süleyman as yanında oluverdi. O yüzden bu hadisenin altında yeryüzü ilimleri değil, manevi ilimler arayın.

Ortaya attığınız tezin tutulur yanları olsun

Bir hadise Musa as döneminde yaşanıyor diğer ise ondan bin yıl sonrası Süleyman as döneminde. İki Peygamber arasında bir zaman farkı var, bu hadisenin içinde de zamanın hiçe sayılması var, bu da aklımıza ilk Hızır as getiriyor. İslam inancına göre iki kişiye kıyamete kadar yaşama izni verilmiş biri kötülerden (iblis), diğeri iyilerden (hz Hızır). O yüzden biz Müslümanlar Hızır as'ın kıyamete kadar insanlığın arasında dolaşacağına inanırız. Hem Musa as döneminde ortaya çıkması, hem Süleyman as'ın hizmetinde bulunması İslam inancına uygun bir iddia. Yani bir iddia ortaya attığınızda bu İslam ile çatışmasın. Önü ve arkası tutulur olsun, mantık içinde olsun.

Özetlersek

Kur'an-ı Kerimde ilimden bahsedildiğinde, bu maneviyatla ilişkilendirilir. Örneğin;
"Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler" (Sebe Süresi; 6). "Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar" (İsra Süresi; 107). Kur'an-ı Kerimde ilim ve maneviyat özleştirilir. Allah inancı olmayan birisi, Allah nezdinde ilim sahibi olarak görülmez. Kur'an-ı Kerimin koyduğu ölçüye göre ilim sahibi olabilmeniz için Allah inancına ve Allah korkusuna sahip olmanız gerek. Ayetimiz ilim sahibi bir şahsiyetten bahsediyor, biz buradan o kişinin manevi ilimlere sahip olduğunu anlıyoruz. Nereden bunu anlıyoruz? Manevi derinliğe sahip olmayan birini Kur'an-ı Kerim, "ilim sahibi" olarak görmüyorda ondan. Bu noktada aklınıza şu soru gelebilir; hem manevi ilimlere sahip, hem teknoloji gibi yeryüzü ilimlerine sahip olamazmı? Günümüzde elbette olabilir, ama o dönem olamaz. En basiti ilmin zekatı var. O şahıs eğer bu hadiseyi bir yeryüzü ilmi ile gerçekleştirmiş olsaydı, medreselerde ve okullarda o teknolojiyi başkalarına öğretme ve paylaşma vebali omuzuna inerdi. O teknoloji yayılır ve o günden bugüne katlanarak gelirdi. O dönemde ve ondan sonraki dönemlerde siz yeryüzünün her hangi bir noktasında ışınlama teknolojisine rastladınızmı? Hayır. Demek ortalıkta ışınlama teknolojisi yoktu. Bu tür iddialar ortaya attığınız zaman lütfen çok dikkatli olunuz, her yönüyle kendinizi vebal altına sokuyorsunuz. Örneğin; o şahıs ışınlama teknolojisi ile tahtı getirdi dediğiniz an, o şahısa o bilginin zekatını ödemediği, o bilgiyi insanlıktan gizlediği iftirasını atmış oluyorsunuz. Bilgiyi paylaşmamayı ve ilmi gizlemeyi sanki meşru birşeymiş gibi göstermiş oluyorsunuz. Küçük ve önemsiz gibi görünen bir iddianın ne tür yorumlara ve iftiralara yol açabileceğini lütfen görünüz. O hadise ışınlama ile izah edilebilir değil, öyle olsaydı o hızda ifritte o tahtı getirebilirdi. İfritten daha hızlı hareket edebiliyorsa, demek ışık hızından daha hızlı birşey kullanıldı. Fizik yasalarına görede bu evrende ışık hızından daha hızlı hareket edebilen bir şey yok. Fizik yasalarına ters olanın altında da biz ne arıyoruz; mucize! Bu olayda da bir mucize gerçekleşti. Zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı.

Mucize ve teknoloji arasındaki fark?

Gizem avcıları maalesef bilerek veya bilmeyerek peygamberleri sıradanlaştırır, bunuda peygamberlerin mucizelerini günümüzün teknolojik aygıtları ile açıklamaya çalışarak yaparlar. Peygamberlere indirilen mucizeleri günümüzün teknolojisine eş değer tutarlar. Bu yazı vesilesiyle bunada bir açıklama getirme ihtiyacı hissediyoruz, bakınız; dünya bir bilgisayar ve bizde o bilgisayar yazılımın içinde varlığını sürdüren birer kuluz. Mucize ve teknoloji arasındaki fark; teknoloji, o yazılımın inceliklerini öğrenmek ve kullanmaktır. Mucize ise o yazılımın dışına çıkabilmek
(mirac hadisesi) ve gerektiğinde o yazılıma dıştan müdahale edebilmektir. Bilim adamı ile peygamber arasındaki fark; bilim adamları yazılımın dışına çıkamaz, yazılımın kendisine müdahale edemez, yazılımı değiştiremez. Yazılım yani sistem kendilerine ne imkanları sunuyorsa ancak o sınırlar içinde hareket edebilirler. Peygamberler ise diledikleri an yazılımın dışına çıkabilir, diledikleri zaman yazılımın kendisine müdahale edebilir. Belirli bir mekan ile kısıtlı değiller. Sistemin içi veya dışı, sınırsız hareket alanlarına sahipler. O yüzden bir peygamberi asla bir bilim adamı ile, bir mucizeyide asla teknolojik bir aygıt ile eşdeğer tutmayın. Robotun kendisi ile o robotun yazılımını yazan kişi hiç bir olurmu!"






nefis- bilimsel açıklaması

Bu yazımızda ilginç bir konuyu ele alacağız, çözümlenmesi imkansız gibi görünen ve herkes tarafından merak edilen bir konuyu; nefis nedir? Biz bu yazımızda her yazımızda olduğu gibi sizlere sadece olayların akışı hakkında bir görüntü vereceğiz, daha detaylı bilgiler sitemizin amacını aşar. Umarız bu çalışmalarımızın devamını ilahiyat fakülteleri veya imamlığı bir kariyer olarak belirleyen gençlerimiz ve büyüklerimiz getirir. Her zamanki gibi çalışmalarımızın kaynağı Kur'an-ı Kerim, genel mantık ve pozitif bilimler; sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz...

Ruh, beden ve nefis üçgeni

Konumuzun içeriğine girmeden bazı hususlara değinmekte yarar olduğunu düşünüyoruz; 1) Kur'an-ı Kerimde nefis kelimesi yazıyorsa, bunun türkçe çevriminde de "nefis" kelimesini kullanın. Eğer meal veya tefsir çalışmalarınızda nefis kelimesi yerine "can" veya "kişi" gibi kelimeler kullanırsanız olayın boyutunu saptırırsınız. İnsanlar Kur'anda geçen "nefis" kelimesi ile gerçektende "can" veya "ruh" kastedildiğine sanır. Kur'anda nefis olarak kastedilen şey ruhtan ve insan bedeninden çok farklı bir yaratık. Allah insan bedenini çamurdan yaratmış, henüz kurumamışken nefsin tohumunu içine yerleştirmiş ve nefis o toprağın içinde filizlenmiş, sonrası ruh gelmiş ve o bedeni canlandırmış. İnsan bedeni nefsinizi taşıyan bir vasıtadır, ruhta o bedeni canlı kılan güç, o arabanın motoru. Nefiste bu arabanın içinde yeryüzünü dolaşır, gezer ve hayatın tadını çıkarır, en azından çıkarmaya çalışır. İnsan ve ruh sadece bir vasıta olduğu için, hayatın tadını çıkaran nefis olduğu için, Allah Ayetlerinde hep nefsi kendisine muhatap alır, o yüzden her nefis ölümü tadacak denilir.
İnsan bedenin diğer parçacıkları sadece birer emir kulu, onlar melekler gibi sorgudan muaf. 2) Kadınlar erkeğin tohumundan (nefis) yaratılmış, yani kadınlar erkeğin sayesinde ve erkek için var edilmiş, bu ilahi gerçeği gizlemeyin. Kadınlara şirin veya modern görünmek için Allahın Ayetlerini çarpıtmayın, o Ayetin ucu kime dokunacaksa dokunsun, Ayeti olduğu gibi açıklayın. Kız çocukları kocaların nefislerinden yaratıldı, oğlanlar ise annelerin nefsinden, eşleri olmayan kadınlar ise büyük annelerin nefislerinden (Nahl Süresi; 72). 3) Erkek ve kadın birbirinin düşmanıdır (Bakara Süresi; 36). Hz. Âdem, hava anamız ve şeytan birbirine düşman olarak yeryüzüne indirilir, bu düşmanlarımızın birisi yeryüzündeki iktidarınıza göz diker (kadın), diğeri ise öbür hayatınızdaki saadete (şeytan). Biri ile Allahu Teala iyi geçinmemizi ister, diğerinden ise uzak durmayı emreder. Kadınlara olan muhabbetinizi bu doğrultuda şekillendirirseniz bu sizin ve toplumsal düzen için en hayırlısı olacaktır!

Nefsi nasıl çözdük?

   - ilk önce nefis fiziki bir yapımı değilmi onu belirledik  

Nefis hakkında bir araştırma yapıyorsanız, ilk önce şunu belirlemelisiniz; nefis manevi birşeymi, soyut boyutta olan bir varlıkmı, yoksa insan gibi fiziki bir oluşummu. Araştırmalarımızın diğer boyutlarına geçmeden, ilk önce bunun tespitini yapmamız gerektiğine inandık ve Kur'an-ı Kerimi bu yönde inceledik. Nefis hakkında Ayetleri okduğumuzda birşey dikkatimizi çekti; farklı Ayetlerde yoruma açık olmayacak netlikte kendi nefsinizden eşlerinizin yaratıldığını, tek bir nefisten yaratıldığınızı söyler. Hmm dedik; her hangi bir şeyden fiziki bir parça oluşabilmesi için kaynakta fiziki bir parça olması gerek! Bu bizlere nefsin fiziki boyutta bir oluşum olduğuna yönelik ilk ipuçlarını verdi. Örneğin; Kur'an-ı Kerim Âdem as’ın toprak ve sudan yaratıldığını anlatır, su ve toprak nasıl gözle görülür birer madde ise kadının oluşumuna sebep olan nefiste gözle görülür bir madde olmalı! “O, o zattır ki sizi bir tek nefisten yarattı, eşini de ondan yarattı ki gönlü buna ısınsın....!» “ (Araf Süresi, 189). “Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı, eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar yarattı ve sizi temiz gıdalarla rızıklandırdı. Onlar hâla bâtıla inanıp Allah'ın nimetine nankörlükmü ediyorlar?” (Nahl Süresi, 72). Artı şu süreleride gözden geçirmenizi tavsiye ederiz; (Rum Süresi, 21), (Yasin Süresi; 36), (Zümer Süresi, 6), (Şura Süresi; 11), (Nisa Süresi, 1).

   - nefis dünyevi zevkler ile ilgilenen bir nokta, bedende öyle bir nokta varmı?

Nefis olayını çözebilmek için temel mantık doğrultusunda hareket ettik; ilk önce fiziki varlığını sorguladık sonrada işlevini. Fiziki varlığını Ayetler ile bir çözüme kavuşturduktan sonra İslam dini nefsi nasıl tanımlar ona bir göz attık. Nefsin vasıfları nedir ve İslam alimlerin bu konu hakkında görüşleri neler ve insan bedeninde bu vasıflara uyan fiziki bir nokta varmı, bunun üzerinde durduk. İslam dini, nefsi dünya nimetlerine düşkün ve bunları sınır tanımaksızın arzulayan bir şey olarak tanımlar. İnsan bedeninde dünyevi zevkler ile bağlantılı fiziki bir nokta varmı? Var, duyu organlarımız. Biz anca gözle gördüğümüzün, kulakla duyduğumuzun, burnumuz ile kokladığımızın, dilimiz ile tattığımızın ve dokunuşla hissettiğimizin varlığını bilir, bunu arzulayabiliriz. “Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat (işçi) çoğaltma yarışından ibarettir....; ... Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.” (Hadid Süresi; 20). İslamın bize tarif ettiği nefis ile insan bedenindeki duyu organların tanımı birbiri ile örtüşmekte. Duyu organlarn merkezi neresi; beyin sapı! Duyu organlarınızdan aldığınız bütün veriler ilk önce beyin sapına gider, orada bir araya getirilir. Özetleyelim; ilk önce fiziki bir oluşum olması gerektiğine yönelik kanaat geliştirdik, sonrası nefsin özelliklerini taşıyan bir organımız varmı onu belirledik. Allahu Tealanın nefis olarak adlandırdığı şey, beyin sapı olabilirmi?

   - nefis kendisine doğru ve yanlışların ilham edildiği bir nokta, bedenimizde kendisine bir yükleme yapılan bir yer varmı?

“Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene,” “Sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki,” (Şems Süresi; 7-8). Şems süresi nefse bir yükleme yapıldığı, yani doğru ve yanlışların kendisine ilham edildiğinden bahseder. İnsan bedeninde kendisine böyle bir yükleme yapılan yer varmı? Var, tahmin ediniz; evet, beyin sapı! Beyin sapı bu ilahi yükleme doğrultusunda kalp atışından nefes alışınıza kadar, bedeninizin iç dünyası ve ilkel hareketlerinizin (çocukların refleksleri) çalışmasını kontrol eder. Eğer nefis dediğimiz şey kendisine iyiliğin ve kötülüğün yüklendiği bir nokta ise, bedenimizde bu tarife uyan tek bir nokta var o da beyin sapı. Beyin sapın hem fiziki bir parça olması, hem belirli bir özgürlüğe sahip olması hemde duyu organları ile bağlantılı olması dolayı bu nokta Ayetlerin tarifine tam uyar. Bu bizde beyin sapını daha yakından incelememiz gerektiği kanaatini uyardı. Not: almanyada tıp fakültesinde anatomi bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştık, amerikada da 1.5 yıl nörofizyoloji alanında diplomat programına katılmıştık ama beyin sapına hiç bu boyuttan bakmamıştık; şu fotoğraflara baktığınızda sizde bu zamana kadar bu boyuttan bakmadığınıza emin olacaksınız.

Nefis fiziki görünümü!

   - beyin sapı, yani nefis

Beyin sapı iki bölümden oluşur; alt ve üst bölümü. Beyin sapın anatomisine baktığınızda anında bir şey gözünüze batıyor; alt bölümü erkeğin sperm, üst bölümü ise kadının yumurtalığı görünümünde. Akılda kendisini örtüyor! Sadece bu fotoğrafı inceleseniz bundan nice ilahi mesajlar çıkarabilirsiniz. Beyin sapın bu anatomik yapısını gördükten sonra, nefis olarak tabir edilen noktanın beyin sapı olması gerektiğine dair aklımızda hiç bir kuşku kalmadı. Bir ilginç detayı daha size aktaralım; yumurta olarak işaret ettiğimiz bölge beynin duygu merkezi (limbic brain- emotional or feeling brain), sperm görünümünde olan bölge ise beynin ilkel, kaba davranışlara sebep olan merkezi (reptilian brain- instinctual or dinosaur brain). Erkek ve kadını tarif edercesine, sizce bu tesadüf mü?

       

________________________

Nefis, yani beyin sapı alnınız hizasında beynin ortasında bulunur. Hadislerde bu noktaya işaret eder!

                 

_________________________

Nefis, erkek ve kadının cinsel organları görünümde

 
____________________

   - hava anamızın yaratılışı


Hava anamızdaki nefsin yaratılışı şu şekilde gerçekleşmiş olabilirmi; Adem as'ın beyin sapından yani nefsinden bir parçacık alınır ve bu tohum hava anamızın cansız, henüz kurumaya tabi tutulmamış heykeline yerleştirilir. Bu heykel, toprak ve su karışımından olduğu için o tohum bir müddet sonra kök salmaya, filizlenmeye ve dallanmaya başlar (fotoğraf). Nefis, yani beyin sapı o cansız heykelin her ucra köşesine kök salar ve o bedeni, ruh için hazır hale getirir. Kadınların ekilmeye hazır birer tarla olduğunu şu Ayettende çıkarabilirsiniz; "kadınlarınız, sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi varın ve kendiniz için ileriye hazırlık yapın...!" (Bakara Süresi, 223). Toprağa tohum ekilip bunun kök salması, bizlere kadındaki nefsin yaratılışını anlatır!

   Not: bir erkekten bir parçacık alınır (nefis) ve kadının bedenine yerleştirilir. Kadının duyu organları bu şekilde var olur yani bir kadın bir erkeğin tohumu sayesinde benliğine kavuşur. Eşi olmayanlar ise büyük annelerin tohumundan var edilir. Kopyanın kopyasıda daha katı, kadınsal içgüdülerin daha ağır bastığı bir ruh haline sahip olur. Adem as ve hava anamız yaratıldıktan sonra kıyamete kadar bütün zürriyetleri var edilir (kalu bela- Araf Süresi; 172). Zürriyetleri yokluğa karışmadan öncede her bir kişinin bilgileri elektronik bir çipe yüklendiğini düşünün. O kişinin yeryüzünde doğma vaktiği geldiği anda o elektronik bilgiler ana rahminde o embriyo'ya yüklenir ve o nefis kalu bela sonrası, o bilgiler doğrultusunda yeryüzünde tekrar var edilir. 

   Not: aklımıza tabiki bu konuda bir çok soru düşer, bunların en önemlisi; bir kaç defa evlenen kadınlardaki durum nedir, bu kadınlar hangi eşlerinin nefsinden yaratıldı? Burada baz olarak imam nikahımı yoksa resmi nikahmı alınır yoksa ilk eşmi yoksa bekaretmi bu konuda belirleyici olur? Bu konuda bazı fikirlerimiz var ama emin olmadığımız birşeyi burada sizle paylaşmak istemiyoruz. Birazda sizlerin bu konularda kafa yormanız daha sağlıklı olur diye düşünüyoruz. Evli kadınların nefsi eşlerinden var edildiği için, evlenecek olan her kadının kısmeti yaratıldığı ilk anda belli olur. Büyüklerinizde bundan dolayı kısmetinizin yazılı olduğu, bunun değişmeyeceği ve bir gün mutlaka karşınıza çıkacağını söyler.

   - nefsin gerçek yüzü, ilk yaratılıştaki hali



    

Nefis bu!! Ne kadar ilginçtirki, nefis kendisini çok beğenir ama çıplak gözle kendisine baktığınızda çok ürpertici ve çok çirkin bir görünüme sahip. Onu güzel kılan onun örtüsüdür yani bedeninizin et ve kemiği. Nefsin görünümü ve bunun et/ kemik ile bürünmesi bize aynı zamanda örtünmenin önemini aktarıyor olabilirmi yani Allahın nefsi insan bedeni ile örtmüş olması bizlere nasıl çirkinliklerden korunabiliriz onun yolunu gösteriyor olabilirmi?
________

Nefis hakkında bu zamana kadar yapılmış yorumlar

Geçmişte nefis hakkında bir çok yorumlar yapıldı çizildi, mahşere gününe kadarda yapılmaya devam edilecek. Biz ve onlar arasındaki fark ne? Biz bilgilerimizi ilme dayandırıyoruz onlar ise inanca, zanna. Onların yorumları ehli kehf hakkında yapılan tahminlere benzer, tahminler hakkında da Allah buyururki; (İnsanların kimi:) «Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir» diyecekler; yine: «Beş kişidir; altıncıları köpekleridir» diyecekler. (Bunlar) bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (Kimileri de:) «Onlar yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir» derler. De ki: Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyle ise Ashâb-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve onlar hakkında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme." (Kehf Süresi, 22)

Araştırmaların devamını siz getirin!


Çözümlenmesi gereken daha çok sorular var, b
u bilgiler çalışmalarınızın başlangıç noktası olsun, umarız gerisini sizler getirirsiniz. Ancak bu tür çalışmalar insan fizyolojisi hakkında detaylı bilgilere sahip olmanızı şart koşar, o yüzden lütfen kendinizi çok iyi geliştirin. Eğer İslam alime olma yolunda emek sarfediyorsanız, yüzyıllardır anlatılan masalları okuyarak değil farklı bilim dallarında kendinizi geliştirerek bu yolda ilerlemelisiniz. Yani günlerinizi sadece hadis, meal ve tefsir ile geçirmeyin, günlerinize fizik, kimya ve biyoloji bilim dallarınıda ekleyin. Unutmayınız, kim çok konuşur ve az üretir; tarihçiler ve felsefeciler. Siz eğer günlerinizi kolay yolda geçirirseniz, bir yüz yıl daha ümmete masallar anlatmaya devam edersiniz. Bunları araştırmak her babayiğidin harcı değil ama biz bu babayiğitlerin var olduğuna inanıyoruz, artı zor olanı bizler hallettik gerisinde zorluk çekmemelisiniz. Biz bu çalışmaları bir hobi olarak yapıyoruz, biz kendimizi bir yol gösterici, bir uyarıcı olarak görüyoruz; bu çalışmaların devamını İslam dini hocası olmak isteyenlerin ve olanların getirmesini daha sağlıklı ve hayırlı olacağını düşünüyor ve diliyoruz.