• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        

"Şimdilik bırak onları kendi hallerine, yiyip içsinler, avunsunlar, boş ümitleri onları oyalayadursun.
Yakında gerçeği öğrenecekler." (Hicr Süresi; 3) -19.09.2021  




alternatif tıp- akupunktur meridyenleri


-
2009

Bu açıklamalar dünyada bir ilk, bu yazımızda sizlere meridyenlerin doğuş hikayesini aktaracağız, bu bilgileri başka bir yerde bulamazsınız, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz...

   


   - Doğum öncesi ve sonrası

Canlılar ya karada yaşar ya da denizde. Bunları şarj/deşarj etme görevinide ya toprak ya da su üstlenir. S
u altında yaşayan canlıları su, toprak üzerinde yürüyenleri ise toprak şarj/deşarj eder. E
lektronik cihazlarda priz ile temasa geçen noktanın şarj noktası olması gibi, vücudunuzun hangi noktası su veya toprak ile temas ediyorsa vücudunuzun şarj ve deşarj noktasıda orası oluyor. Fakat bu temas noktasını oluşturmak insanoğlu için o kadar kolay olmuyor, çünkü bununla doğmuyorsunuz. Elektronik cihaz üretenler başten itibaren size şarj noktalarını sunuyor. İnsan bedeninde ise siz bu özelliği doğum sonrası kazanıyorsunuz. Dünyada bir ilk olarak konuyu detaylandıralım; ana rahminde siz su altındasınız, su altında yaşayan canlılarda herhangi bir şarj/ deşarj düzeneğine ihtiyaç duymaz. Bedeniniz kendi içinde ürettiği akımları cildinizin herhangi bir noktasından deşarj edebilir. Yeryüzüne ayak bastığınızda ama, sizi çevreleyen bir su yok ve içinde yaşadığınız dünya ile tek temas noktanız ayakların altı ve ilk iki yılımızda ellerimizin içi. Böylesine bir ortamda organlarımız nasıl şarj ve deşarj oluyor? Gövdenizde ürettiğiniz akımları, bedenin içinde bir kargaşaya bir kaosa sebep olmadan dışa aktarmanız gerekiyor, bunu nasıl yapıyorsunuz? İşte biz bu soruya bir cevap bulduk ve bu cevabı sizler ile paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Yazımızı okuduğunuzda, tabiki bu böyle hocam diyeceksiniz, fakat size gayet mantıklı ve doğal gelen bu bilgiler daha önceden bilinmiyordu. Bu kadar mantıklı ve basit birşey neden bilinmiyordu, çünkü bu tür uygulamaları öğrenen kişiler hakikatı aramak yerine, uzak doğu felsefelerini benimsiyor. Uygulamanın kendisini öğrenirken felsefesinide satın alıyorlar. O yüzden, bu kadar basit bir hadise uygulayıcıların gözünden kaçmış. Bu yazımızla biz bu eksiği gidermeyi ümit ediyoruz. Toprak üstünde organlarınız kendisini nasıl deşarj ediyor, ellerin içine kadar uzanan meridyenler nasıl ortaya çıkıyor, yazımızın konusu bunlar. Kaç tane akupunktur meridyeni var, bunlar hangi hastalıklara karşı faydalı gibisi bilgilere bu yazımızda yer vermeyeceğiz, bu bilgileri siz her akupunktur sitesinden öğrenebilirsiniz. Bizler sizlere bilinmeyenleri, başka yerlerde bulamayacağınız bilgileri aktarmaya çalışıyoruz. Bizler bu websitemizde hurafe ve mistik enerji inançlarından uzak, pozitif bilimler ve mantık üzerine kurulu açıklamalarla sistem nasıl kuruldu, altında yatan hikmet nedir bunları aktarmaya çalışacağız.

   - Ana rahmi

Ana rahminde siz su altındasınız, su altında yaşayan canlılarda da bir atık güzergahı bulunmaz. Beden içi ürettiğiniz elektromanyetik atıklar suyun iletkenlik özellikleri sayesinde cildin herhangi bir noktasından, herhangi bir kural veya düzene tabi olmadan istediği gibi bedeni terk edebilir.

   - Doğum sonrası

Su altında yaşayan canlıları şarj ve deşarj etmek suya ait, toprak üzerinde yaşayan canlılar ise toprağa emanet. Toprak kendisine verilen bu kutsal görevi yerine getirebilmesi içinde kaba inşaatın tamamlanmasını bekliyor, yani doğumu. Eğer kaba inşaat tamamlanmadan organlarınız toprak ile temasa geçmiş olsaydı, o zaman toprağın elektromanyetik çekim gücü embriyonun gelişimini altüst eder, simetri ve düzenden yoksun bir varlık ortaya çıkardı. Bunu biraz açalım; embriyotik hücreler elektromanyetik bir programla çalışır, beynin henüz gelişmediği, hormonların çalışmadığı ve sinir sistemin var olmadığı bir ortamda embriyotik hücreler elektromanyetik kodlama ile haberleşir ve o kodlar doğrultusunda organ ve beden dokularını inşa eder. Örneğin; kaç tane parmağın olması, o parmakların nasıl bir şekle sahip olması, kolların ne kadar uzun büyümesi veya hangi organın karnınızın hangi bölümünde ortaya çıkması gibi. Allahu Teala elektromanyetik boyutta bir insan şablonunu ana rahmine yerleştiriyor, embriyotik hücrelerde 3D kopyalama makinesi gibi o canlıyı o elektromanyetik yönlendirme doğrultusunda inşa ediyor. O inşa süresi tamamlanmadan da siz eğer o hücreleri toprağın çekim gücüne maruz bırakırsanız, toprağın çekim gücü bir frekans karıştırıcı gibi sizi inşa eden 3D yazıcısını (embriyotik hücreler) karıştırır, ortaya fiziksel gelişimi tamamlanmamış, şekilsiz yaratıklar çıkar. O yüzden hamile kadınların röntgen gibi elektromanyetik cihazlara girmesi yasak. Ne kadar ince dengeler üzerine yaratıldığımızı görüyormusunuz?

   - Toprağın çekim gücü

Toprak üstü yaşayan canlılar herhangi bir meridyene sahip olmadan dünyaya gelir. Bu hatlar nasıl ve ne zaman inşa ediliyor? Meridyenleri incelerseniz gövdenizden el ve ayak parmak uçlarına doğru uzandığını görürsünüz. Neden parmak uçlarına kadar ve neden eller, sonuçta insanoğlu ayaküstünde hayatını idam ediyor. Bunların sırrı hayatımızın ilk iki yılında yatıyor. İnsanoğlu ömrünün ilk iki yılını yerde, parmak uçları üzerinde sürünerek, dört nal üzerinde geçiriyor, bunun nedenini hiç merak etmedinizmi? Kas ve kemik dokuları henüz hazır değil hocam derseniz, hayvanlar aleminde bir geyik ama, yavrusunu doğar doğmaz ayakların üstüne kaldırabiliyor, Allah isteseydi insanıda kaldırırdı ama kaldırmıyor, bizlerin yerde el ve ayak uçlarımız üzerinde sürünmemezi takdir ediyor, neden? Bu sorunun cevabı beden içi enerji güzergahların inşasıyla ilgili. Açıklayalım; toprak güçlü bir vakuum cihazıdır, toprağın içindeki artı ve eksi yüklü mineraller elektromanyetik akımları kendisine çekebilecek güce sahip. Beden içi akımlarda şarj ve deşarj olabilmek için toprağın bu çekim gücünden yararlanıyor. Toprak bedenin içinde dolaşan akımları bir vakum cihazı gibi kavrıyor, kendisine doğru çekerkende o güzergahta bir hattın ortaya çıkmasına sebep oluyor. Her organ farklı bir frekansta çalıştığı için, toprak akımları kendisine doğru çekerken o farklı frekanslar birbirine karışmıyor, toprak her birini farklı bir noktadan dışarıya çıkarıyor. O yüzden her organın kendisine has bir meridyeni var. Doğadaki radyo frekansları nasıl birbirine karışmıyor, her biri ayrı bir frekansta radyonuza varıyorsa, organların ürettiği frekanslarda birbirine karışmadan çıkış noktalarına varıyor.

   - Dört nal üzerinde sürünmenin önemi

Bedeninizin enerji atık güzergahları (meridyen) doğum sonrası, toprak tarafından döşenir. Toprak bir elektrik tesisatçısı gibi bu hatları döşeyebilmesi içinde o kabloların giriş çıkış noktaları toprak ile temas içinde olması gerek. O yüzden bizler ömrümüzün ilk iki yılını dört nal üzerinde, parmak uçlarımızda geçiririz, o yüzden hayvanlar yavrularını dünyaya getirir getirmez 4 ayak üzerine kaldırmaya çalışır. Ne için; gövdemizden el ve ayak parmak uçlarımıza kadar o kabloların döşenebilinmesi için!
İlk yılımızı yerde sürünerek geçirmemizin bir nedeni kaslarımızı, kemiklerimizi veya beyin koordinasyonlarımızı geliştirmekse, bir nedenide toprağın bir elektrik tesisatçısı gibi elektromanyetik hatlarınızı yani şarj/ deşarj düzeneklerinizi kurmak içindir. Örneğin; doğum sonrası bebeğinizin sağlık sorunlarımı var veya şuaki halinden daha güçlü ve sağlıklı olmasınımı istiyorsunuz, o zaman bebeğinizi sıkça tarlaya götürün, verimliliği yüksek olan topraklara ve orada çırılçıplak toprakla haşır neşir olmasını sağlayın.

Özet

Ana rahminde olduğunuz sürece bedeninizin ürettiği akımlar, suyun iletkenliği sayesinde istedikleri noktadan bedeni terk edebiliyor. Bu akımlar doğum sonrasıda vüdunuzun herhangi bir noktasından dışa sızmak istiyor, fakat cildimiz bunların dışa sızmasına engel oluyor. Dışa sızamayan ve organlarınız çalıştıkça biriken bu akımlar bir düzensizlik ve panik içinde bedene yayılmaya, bir oraya bir buraya çarpmaya başlıyor. Beden içinde bir kaos oluşuyor. Ana rahminde su altında olan biz, sudan çıktığımızda bir panik havası yaşıyoruz. Bu noktada toprak devreye giriyor. Nasıl doğum sonrası annemiz bizi kucağına alıyor ve dünyaya hoşgeldin diyor, toprakta bizleri böylesine kucaklıyor. Sudan çıkmış insanın yardım ve çaresizlik çığlıklarına kulak veriyor ve yardıma koşuyor. Toprak bir vakuum cihazı gibi, bedenin içinde oluşan her akıma halatı geçiriyor ve kendisine doğru çekip beden içinde oluşan panik havasına ve kaosa bir son veriyor. Her organ kendisine has bir ritimde çalıştığı içinde, organların yaydığı frekanslar birbirine karışmıyor, her biri farklı bir hat üzerinden el ve ayaklara doğru çekiliyor. Bu hatlar (meridyen) bir defa çekildikten sonra, her organ kendi enerji atığını bir ömür o hat üzerinden şarj ve deşarj ediyor.

Hasta Çocuklar

Bu hatlar ilk yılınızda nasıl döşenirse hayatınız boyunca öyle kalıyor. Eğer sağlıklı döşenirse sağlıklı ve dengeli bir enerji dünyanız oluyor, eksik veya hatalı döşenirse hastalıklarla boğuşan bir beden ortaya çıkıyor. O yüzden yeni doğan çocuklar, hastaya veya değil mutlaka toprakla temas halinde olmalı. Bilhassa halk arasında verimli denilen toprakla ve bilhassa hastalıkla boğuşuyorsa. Hasta bedendeki hücreler daha yoğun çalışır, daha fazla enerji üretir ve eğer siz bu enerji birikimlerini o bölgeden uzaklaştırmazsanız iyileşmede ilerleme kayıt edemez, tam aksine o organın çöküşünü hızlandırırsınız. Isınan bilgisayar nasıl kendisini kapatıyorsa insan bedenide aşırı ısı ve elektromanyetik akımlara maruz kaldığı zaman çöker. Şimdi bir düşünün; yeni doğan ve bir hastalığı olan bebekler aylarca hastanelerde bir kutu içinde tutuluyor, topraktan ve sudan uzak. Ne kendilerini şarj edebiliyor ne de deşarj. Sizce bu ortamda o yavrularımız sağlığına kavuşabilirmi ya da ne kadar sağlıklı kavuşur? O kutuların içine verimli toprak atılsa veya mineral değeri yüksek su konulsa ve yavrularımız sonrası o kutuların içine yerleştirilse bu onlar için daha sağlıklı olmazmı, onlar daha hızlı sağlıklarına kavuşmazmı, daha az komplikasyonlar ile hastalık sürecini atlatmazmı? Tabiiki atlatır, o zaman bu basit öneriyi veya aklı neden tıp dünyası akıl edemiyor? Edemiyor çünkü doğayı kendisine rakip olarak görüyor. Doğayı kendisine rakip görende doğal birşeyi hiç kullanırmı? Kullanmaz.


Eliniz bir vakuum cihazı

Yüksek mineral değere sahip herşey bir vakum gücüne sahip, insanın kendisi dahil. Biz insanlarda birer vakuum cihazıyız. Bu vakuum cihazın hortumuda ellerimizin içi. Bebeğiniz ve çocuğunuz hastamı o zaman ellerinizin içi ile onu okşalayın. Bu sayede çocuğunuzun içinde biriken elektromanyetik atıkları dışa çekmiş olur, çocuğunuzun rahatlamasını sağlarsınız. Ellerinizin içi bir vakuum cihazı gibi, cilt tabakasının oluşturduğu engeli aşıp çocuğunuzun içinde biriken elektromanyetik atıkları, temas ettiğiniz noktadan doğrudan kendisine çekip o bölgedeki sıkıntılarını dindirebilir. 

Bu haritalar naısl çizildi?

Akupunktur meridyenleri elektromanyetik birer hat, insanoğlunun gözlemi dışında bir oluşum. Bu güzergahların haritasını çizebilmek ne günümüzün teknolojisi ve bilgi birikimi ile mümkün ne de o dönemin bilgi birikimiyle. Göz ve elektronik cihazlarla görülmeyen birşeyin haritası o zaman nasıl çizildi? Bizim tahminimize göre peygamberler sayesinde. O dönemin insanları ne bu akımlardan haberi vardı ne de bunları gözle görebiliyordu, kendi başlarına, yani insani güçle bu haritaların çizilmesi mümkün değil. Burada gayptan bilgi alındığı çok aşikar. Bu bilgiyide ya cinler ya da Allahın elçileri aktardı. İnsanlık tarihi boyunca yeryüzüne onbinlerce peygamber indi, bazı rivayetlere göre hatta bu sayı yüzbini geçiyor. Bu haritalar meleklerden peygamberlere, peygamberlerde o yöre halklarına aktarmış olabilir. Örneğin; burçlar ilmi. Burçlar ilmini bir peygamber üzerinden yeryüzüne indi; İdris as. O ilim İdris as’a indirildi ve İdris as o ilmi yaydı. O dönemin babil bilginleri ama, sonradan bunu kendi keşifleriymiş gibi topluma ve tarihe sundu. Örneğin sihir ve büyü ilmide melekler üzerinden yeryüzüne indirildi. Harut ve Marut isminde iki melek indirdi. Akupunktur meridyenlerinin haritasıda bu şekilde ortaya çıktığını düşünüyoruz, çünkü bu güzergahlar bedenin içinde ve ikincisi görünmez. Hem bedenin içi hem görünmez, bu hem o dönemin bilge insanını hem günümüz teknolojisini aşan birşey. O yüzden bu bilgilerin gayptan geldiğini düşünüyoruz. Geçmişte binlerce peygamber uzak doğuya gönderildi, bu peygamberlerden birisininde bu bilgileri aktardığı muhtemel. Bu bilgiler cinlerden gelemezmi? Gelebilir. Fakat cinler o bilgileri paylaşarak kendi ayaklarına kurşun sıkmış olur, çünkü o güzergahlarda dolaşan o güzergahları mesken eden onlar. Kendi evlerinin bilgilerini paylaşmazlar diye düşünüyoruz.