nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          
                           

 

biyoenerji ve doğanın yasaları

Enerji uygulamaların gereksinimini ve enerji akımların akışını daha iyi anlayabilmeniz için bedenimizden çıkıp tabiatın işleyişine bir göz atmalıyız. Doğanın yapısını bilirseniz, uygulamaların gereksinimini ve enerji akımların tabiatını daha iyi anlarsınız.

Güneş, doğayı muhafaza eder ve düzene sokar, onun enerji ihtiyacını karşılar

Doğa enerjisini muhafaza etmeğe yönelik programlanmış, bunu elde edebilmenin en kolay yoluda düzensizlik (entropi). Düzensizlik, moleküler düzeyde en az enerji gerektiren şekli almak, atomar düzeyde en az enerji gerektiren bağlantıları kurmaktır. İnsan fıtratı ve özüde düzene uymamaya meyilli yaratılmış, insanın doğasında tembellik veya istediğini yapma arzusu bulunur. Bizler bu zafiyetimizi aşmak için kendimizi disiplin altına alır, hayatımızı eğiterek ve çalışarak geçiririz, yani bir enerji sarf ederiz. Enerji sarf edilmeden düzen sağlanmaz; enerji atomar bağlantıları disiplin altına alır, düzeni muhafaza eder. Doğanın bu enerji ihtiyacını güneş karşılar. Güneş doğanın atomar ve moleküler bağlantılarını korur, yeryüzündeki düzenin bozulmasını engeller. Güneş gündüzü ortaya çıkaran bir objeden öte, güneş doğayı disiplin altına alan, terbiye eden, doğamızı muhafaza eden bir güçtür. Doğadan çıkarmamız gereken ilk ders- düzensizliği engellemek veya düzensizliğe uğramış bölgeyi tekrar düzene koymak enerji ile gerçekleşir.

Beyin, insan bedenin güneşidir, bedeni muhafaza eder, onu düzene sokar ve enerji ihtiyacını karşılar

İnsan bedenin güneşi beyindir, beyin bedeninizdeki hücreleri terbiye eder, moleküler yapıları korur ve bölgesel düzeni muhafaza eder. Ruh bedeninizi canlı, beyin ise ayakta tutar. Beyin ne kadar güçlü olursa bedeniniz o kadar sağlam olur, hastalıklara karşı o kadar güçlü bir direniş gösterir. Ama eğer beyin ümitsizliğe kapılır veya bitkin düşerse beyin o olumsuz düşünceler altında boğulmaya başlar ve beden üzerindeki denetimini azaltır, bedeni kendi haline bırakır. Örneğin; disiplinli bir öğretmen sınıftan çıktığında yaramaz öğrenciler nasıl o sınıfı altına üstüne getiriyorsa beyin boşluğa girdiğinde de hücreler kendilerini beynin prangalarından kurtarır, bölgesel düzeni terk eder ve kafalarına göre takılmaya başlar. Sağlıklı ve güçlü bir iradeye sahip bir beyin, kazalardan alınan tahribatlar dışında her türlü rahatsızlığı yenebilir, hastalığın büyüklüğüne bakmaksızın her hastalığa diz çöktürebilir. Siz eğer beyin ile hücreler arasındaki bu bağı dikkate almaz ve hastalıkları sadece ilaçlar ile çözmeye kalkışırsanız tedavilerinizde başarısızlığa abone olmanız kaçınılmaz olur. Hangi hastalığa sahip olursanız olun, hangi profesöre çıkarsanız çıkın bu profesörlerin hepsi inancınızı kaybetmemenizi, beyin gücünüzü kullanmanızı söyler. Onlar beynin önemini bilir ama neden önemli olduğunu bilmez, işte biz bu yazılarımızla o bilinmeyenlere sizlere aktarıyoruz. Güneş tabiatın düzenini korur, biyoenerji uzmanları ise hastaların bedenlerini. Örneğin; dizüstü bilgisayarınızı prizden çektiğiniz an bilgisayarınız enerji muhafaza moduna girer, bilgisayarınızın ekran aydınlığı azalır ve çalışma hızı yavaşlar ama, siz onu tekrar prize taktığınızda dizüstü bilgisayarınız tekrar canlanır. Biyoenerji uzmanlarıda hastaların prizidir, hücreleri uykudan kaldırıp hastalığa ve bölgesel düzensizliğe karşı bir direniş ve bir savaş başlatılmasını sağlayan bir enerji kaynağı.

- Doğadaki akımlar hangi fiziki kurallara göre hareket eder?

Doğa kendi içinde barındırdığı atomların her yerde eşit miktarda yayılmasını arzular. Bir şeyden bir yerde fazla ve başka bir yerde az, doğa bunu arzulamaz. Doğa her yerde eşit yayılım arzular ve bunu elde edebilmek içinde doğanın içindeki akımlar çoğunluktan azınlığa doğru akar. Örneğin; soğuk bir taşa oturduğunuz zaman taş ile sizin bedeniniz arasında bir ısı derece farkı oluşur, bu farkta ısının bir noktadan diğerine akmasını sağlar. Fizik ilmin termodinamiğin sıfırıncı yasasına göre; iki farklı dereceye sahip cisim temasa girdiği an ısı yüksek olan bölgeden (vücudunuz) kendisinden daha az olan bölgeye (üzerine oturduğunuz taş) doğru akar, akımlar eşitlik sağlanıncaya kadar devam eder. Bu durumda ısı bedeninizden taşa doğru akar ve siz ısı kaybedersiniz. Akışı doğanın kendisi harekete geçirir, sizin yapmanız gereken hiç bir şey yok. Doğadan çıkaracağımız ikinci ders- doğa kendi içinde barındırdığı akımları her zaman yüksek orantıdan kendisinden daha az olan bölgeye doğru akmasını zorlar, akımları harekete geçirmek içinde bir dış müdahaleye ihtiyaç duyulmaz veya sizin inanıp inanmamanıza bakılmaz, temas kurulduğu an akımlar harekete geçer. Örneğin; terapist elini bir hastanın bedenine koyduğu an, akımlar hangi tarafta daha fazla ise oradan karşı tarafa akar, bu akışın gerçekleşmesi içinde sizin inancınıza veya onayınıza ihtiyaç duyulmaz.

- Hastaların güneşi enerji uzmanlarıdır

Enerji uzmanları ellerini hastaya koydukları an hastanın bedeni prize takılmış bir dizüstü bilgisayarı gibi canlanır ve hastalığa karşı bir direnç, bir savaş başlatır. Güçlü ve enerji dolu bir beden hastalığa karşı kafa tutabilir, yaşlı veya yılların yıpranışından yorgun ve halsiz düşen bir beden ise kendisine musallat olan bir hastalığa karşı savaş açacak güçte olmaz. Moraliniz ve sağlığınızı iyi bir durumda ise ne mutlu size, siz o pozitif moral ve dinç bir beden ile her hastalığa kafa tutabilirsiniz. Siz o pozitif moral ile zaten kendinize biyoenerji uygulamaktasınız, siz her hangi bir yardım eline muhtaç değilsiniz. Bir şeye inanmak beyini ateşler, ateşlenen bir beyinde güneş gibi ihtiyaç duyduğunuz enerjiyi sizin bedeninize aktarır. Ama maalesef çoğu hastalar hastalıkları ile boğuşmaktan yorgun halde, moralleri sıfır ve inançlarını tamamen yitirmiş durumda. O çöküntü içinde bulunan birisi kendisine musallat olan hastalığa karşı savaş açacak güce sahip değil. Bu insanlar bedenlerini uyaracak ve bu savaşta kendilerine yardım elini uzatacak birini arar, onlar kendileri için bu savaşı verecek beyin güçlerini arar, onlar kendilerini bu karanlıktan aydınlığa çıkaracak güneşler arar. İşte burada biyoenerji uzmanları devreye girer, biyoenerji uzmanları bu hastaların güneşi olur.

Doğanıza geri dönün

Bitkin ve ümitsizliğe kapılmış bir beyin o bedeni kurtaramaz, o bedene sahiplenemez, hastalığa karşı bir direniş başlatamaz. Biyoenerji uzmanların beyinleri bu görevi üstlenir, hastalığı ile boğuşan bir bedene sahip çıkar, onlara bu savaşta, bu direnişte ihtiyaç duydukları enerjiyi aktarır. İlaçlar bu yardımı size yapamaz, tam aksine ilaçlar size üç maymunu oynattırır. Size her şey kontrol altında izlenimi verir, içten çürüdüğünüzü ve bedeninizin iflas safhasına geldiğini size çok geç fark ettirir. Bu kemoterapisinde kullanılan ilaçlardan tansiyon ilacınıza kadar uzanan tüm ilaçlar için geçerli. Çok faydalı ve hayati önem taşıyan antibiyotikler bile sizin savunma mekanizmalarınızı zayıflatır, sizi direnci olmayan ve her türlü mikroba boyun eğen varlıklara dönüştürür. Hayatta kalmak ve hastalıklara karşı bir şansınız olsun istiyorsanız bunun tek yolu doğa ve güçlü bir beyin. Lütfen doğanıza geri dönün, pazara çıktığınızda hormonlara tabi olmamış, genetiği kirletilmemiş meyve ve sebze almaya gayret gösteriyorsunuz veya markete indiğinizde aldığınız gıda ürünlerin katkı maddelerine dikkat ediyorsunuz, bunların önemini biliyorsunuz ve bunlara özen gösteriyorsunuzda neden bedenin en ihtiyaç duyduğu an, yani hastalandığı an sırtınızı doğadan çeviriyorsunuz?