nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          
bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....




 
 

sss- fayda görmek için uygulamaya inanmakmı gerekir

Biyoenerji ve benzeri uygulamalara batı tıbbı inanmaz ve gerekçe olarakta seanslarda alınan sonuçların tamamen psikolojik boyutta olduğunu, hastanın buna inandığından dolayı iyileşmenin gerçekleştiğini iddia eder. Bu ne kadar doğru, seanslarda alınan sonuçlar enerji uzmanı kaynaklımı yok psikolojikmi? Bu yazımızda bu konuyu ele alacağız, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

1) Her türlü şifanın özü İNANMAKTA YATAR

Dünyada yapılan her hangi bir tedavi uygulamasının başarıyla sonuçlanabilmesi için ilk önce o tedavi yöntemine inanmak gerekir. İnanma konusunu ortaya atanlar, herşeyin altında inanmak yattığını unutmaktalar. Biyoenerjiyi ama diğer uygulamalardan farklı kılan bir husus var, onu bir alt bölümde sizlere izah edeceğiz. İlk önce ama inanmanın hayatınızdaki önemini sizlere aktaralım, inanma olayını öne atıp biyoenerji seanslarını küçümsemeye çalışan zihniyetlere günaydın diyelim; hayatınızda herhangi bir şeyi başarmak istiyorsanız, karşılaştığınız zorlukları ve engelleri aşmak istiyorsanız ilk önce o engelleri beyinde aşmalısınız, o zorlukları beyinde yok saymalısınız. Örneğin; siz dünyanın en etkili ilacını kullansanızda, dünyanın en iyi hekimini getirsenizde, eğer hasta o ilaca veya hekime inanmıyorsa tedaviniz başarılı olamaz. Biyoenerji seansların psikolojik boyutta gerçekleştiğini iddia edenler aslen kendileri hastaların psikolojilerine mahkum!

2) Dünyada bütün uygulamalar arasında biyoenerji ve benzeri enerji uygulamalarını farklı kılan nedir?

Her hangi bir tedavi programın, biyoenerji dahil başarı ile sonuçlanabilinmesi için hastanın bedenine temas eden beyin, o tedavi programına inanması gerekiyor. Buradaki püf noktayı anladınızmı? İnanmak iyileşmek için bir önkoşul ancak bu inancın hangi beyinden geldiği önemli değil, hasta ile temas içinde olan herhangi bir beyin bu önkoşulu yerine getirebilir, illa hastanın beyni olması gerekiyor diye bir zorunluluk yok. O beden ile temas içinde olan her hangi bir beyin bu görevi üstlenebilir. Eğer bir hasta yılların yıpranışı sonucu bütün ümitlerini yitirmiş, inancını kaybetmişse o zaman terapistin beyni inanma önkoşulunu yerine getirir, terapistin beyni hastanın bedenine sahip çıkar. İyileşmenin önkoşulu sadece bir beyindir; iki olursa, yani hastada inanırsa tabikii daha güçlü bir enerji oluşur ve iyileşme daha hızlı gerçekleşir ama olmasına gerek yok. Hasta inanmıyorsa, terapistin beyini hastanın psikolojisini bypass ederek istediği enerjiyi o bedene aktarır. Gördüğünüz gibi düzen hiçte iddia edildiği gibi işlemiyor; tıbbın başarısı hastanın o tedaviye inanmasına bağlıdır, biyoenerji uzmanların başarıları ise hastalardan bağımsız gerçekleşir, şifa için biyoenerji uzmanların inanması yeterli!

3) Bilinci olmayan hastaların iyileşmesi bizlere biyoenerji seansların inanmakla alakalı olmadığını gösterir

Biyoenerji ve benzeri enerji uygulamaları dünyanın dört köşesinde yeni doğan çocuklarda, alzheimer veya komada olan hastalarda hatta hayvanlarda çok başarılı sonuçlar elde edilerek uygulanır. Aklı ve iradesi olmayan bu hastalarda elde edilen sonuçlar bizlere bu sonuçların o hastanın buna inanması ile alakalı olmadığını kanıtlar!

4) Fiziğin temel yasaları inanma tezini çürütür

Hayatta bazı şeyler vardırki onların varlığını inkar etsenizde onların etkisinden kaçamazsınız. Örneğin; siz uydudan veya baz istasyonundan cep telefonunuza akan elektromanyetik akımları görebiliyormusunuz? Siz bu akımların varlığına inanmasanızda bu akımlar cep telefonunuza geldiğinde cep telefonunuz çalar. Siz bu cep telefonların yaydığı frekanslara inanmasanızda, bedeniniz bu akımlardan etkilenir ve bir gün beyin kanserine yakalanma riski ile karşı karşıya kalırsınız. Özet; pozitif veya negatif akımlara maruz kalan her madde, canlı veya cansız bundan etkilenir. Bu akımların kaynağı ister bir akar su, ister bir cep telefonu, ister bir İNSAN olsun!

5) İnanma olayını ortaya atanlar mantıksal bir yanılgı içindeler

Biyoenerji seanslarında elde edilen sonuçların tamamen psikolojik boyutta olduğunu savunan bilim adamları mantıksal bir hata içinde bulunur. Nedir mantıksal hata? Eğer hastanın iyileşmesi tedaviye inanmaktan kaynaklanıyorsa o zaman aklımıza şu soru gelir: soyut bir kavram olan beyindeki bir duygu, bedendeki somut bir sorunu nasıl iyileştirir? El ile tutulamayan ve göz ile görülemeyen soyut bir kavram olan "inanmak", el ile dokunabilen ve göz ile görülebilen vücuttaki somut bir oluşumu nasıl tedavi edebilir? Aralarında bir mesafe var; beyin ile beden arasındaki hangi hat, hangi güç veya hangi bağlantı bu iletişimi kurup rahatsızlığı iyileştirir? Eğer iyileşmesinin yapılan uygulamadan değilde hastanın bu tedaviye inanmasından kaynaklandığı iddia ediliyorsa, o zaman bunu iddia edenler soyut bir oluşumun bedendeki somut bir sorunu nasıl tedavi edebildiğinide açıklamalı.

- Soyut oluşum mu yoksa somut oluşum mu daha önce var olur?

Tıp dünyasına göre somut oluşumların başlangıcıda somut oluşumlar olur. Örneğin; mutluluk veya pozitif düşünceler beyinde mutluluk hormonların salgılanmasına sebep olduğu ve bu mutluluk hormonlarında bedendeki somut sorunların iyileşmesine vesile olduğu iddia edilir. Bu doğrumu? Bu ne kadar mantıklı ve bilimsel bir açıklama olarak görünsede bu açıklama ama bizleri tekrar sorumuzun başına getirir; dopamin, serotonin, endorphine, oxytocin, noradrenalin veya phenethylamin gibi mutluluk hormonları somut oluşumlardır, mutluluk ise soyut bir oluşum. Bizler sizler için bu soruyu cevaplayalım; soyut oluşum her zaman daha önce var olur ve somut olayları tetikler! En basit örneği; düşünce oluşmadan fiili eylem olmaz, ilk önce düşünür sonra yaparsınız. Soyut oluşum ile somut oluşum arasındaki bağ nasıl sağlanır? Düşünceleriniz (beyin) ile bedeninizdeki hücreler arasında üç farklı iletişim yolları var, bir; sinir sistemi, iki; hormonlar ve üçüncüsü elektromanyetik boyut. Elektromanyetik boyutu açalım; hücrelerin DNA ‘ları büyük bir antendir, bu anten sayesinde hücreler her türlü elektromanyetik akım ile iletişime geçebilir. Her düşüncenin bir enerji frekansı ortaya çıkardığını düşünürseniz, DNA ‘lar rahatlıkla bu elektromanyetik frekanslar ile, yani düşünceler ile iletişime geçip o frekanslar doğrultusunda hücre içi somut değişimleri gerçekleştirebilir. Örneğin; beyin felci geçirmiş ve bacağı hareket etmeyen birisi hareket etmeyen bacağına bakarak o bacağın koştuğunu, yürüdüğünü veya bisiklet sürdüğünü hayal ederse, bu o hücrelere gerçektende bu hareketleri yapıyor algısını verir. Hastanız birkaç dakika sonra sanki o hareketleri gerçekten yapıyorcasına o bacağın ağırlaştığını ve bacakta yanmalar oluştuğunu hisseder. Siz bu şekilde bedeni yanıltır ve iyileşme sürecini hızlandırabilir, takılı kaldığınız aşamadan daha ileri gidebilirsiniz. Bu yöntem diğer fizik tedavi uygulamalarından daha etkilidir. Gördüğünüz gibi herşey beyinde başlar ve beyinde biter!!