nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                       

                                                                                                                                                                   

                                               
 



aylar ve rızık arasındaki gizem
ilahi düzende hiçbir şey tesadüf hiçbirşey diğerinden bağımsız değil, en basit örneği doğanın kendisi. Ormanlık bir alanda çok küçük ve önemsiz görünen bir böcek türünü yok ettiğiniz an, dengeyi bozuyor diğer canlı ve bitki türlerin yaşamınıda tehlikeye atıyorsunuz. Herşey birbirine bağlı ve uyum içinde varedilmiş. Size inen rızık ve aylarda böylesine bir uyum ve bağlılık içinde. Hani yeni yıl gecesi o yıl içinde kendimize hedefler koyarız, o yılın bizim için daha hayrlı geçmesini ümit ederiz ya; gerçektende size inen rızıklar sizin yeni yılınıza göre indiriliyor. Bunu açalım;

Rızık nedir?
Rızık ektiğinizi biçmektir. Ne ekiyorsanız hasat olarakta onu alıyorsunuz.

Rızkın ayda karşılığı nedir?
Yeni ay ve dolunay. Rızıkta ne ekiyorsanız onu biçiyorsunuz, yeni ayda da yeryüzü mahsülün ekildiği dolunayda da hasatın biçildiği dönemdir. Astrolojide yeni aylar birşeyin başlangıcını sembolize eder. Eğer yeni bir proje yeni bir yatırıma adım atmak istiyorsanız bunun için en uygun zaman yeni ay. Dolunayda yaptığınız yatırımların hasatını alma vaktidir.

Püf nokta nedir?
Altı ay geçmesi gerek. Neden? Yeni ayın ekim dönemi, dolunayda hasat dönemi olduğunu düşünürsek, ektiğiniz hasatı almak için ektiğiniz dönemdeki yeni ay hangi burç kuşağında gerçekleştiyse hasatı alacağınız dönemde yani dolunayda aynı burç kuşağına denk gelmesi gerek. Denk geliyormu? Geliyor. Her altı ayda bir. Örneğin; bugün oluşan bir yeni ay, altı ay sonra aynı burç kuşağında dolunay olarak karşımıza çıkıyor. Bu neden önemli? Eylemlerimiz burçların konumuna göre kayıt altına alınıyor, geri dönüşümüde o doğrultuda yapılıyor. Örneğin; mesai saati içinde bir rapor hazırlarken nasıl saat, gün ve olay yeri adresini yazıyorsunuz, eylemlerinizde böylesine detaylı bir kayıt sürecinden geçiyor. O eylemin bize geri dönüşümüde eylemin yapıldığı burç kuşağında ve zaman diliminde gerçekleşiyor.
Yani her bir yatırımınızın karşılığı altı ay sonra size veriliyor. Örneğin; buğday ekiliş ve hasatıda altı aylık aralıklar ile yapılır. İlahi ilimdeki derinliği görüyormusunuz. Yoksa siz burçları sadece süs olarak yaratıldığınımı sandınız? "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir" (Lokman Süresi; 27).

Bunun İslamla nasıl bir bağlantısı var?
Bir; İslamın yeni yılı muharrem ayı. Mü'minler teker teker ve kalabalık halde hicret ederken, peygamberimiz sav bekletildi. Ona izin çıkmadı. Ne zamana kadar bekletildi? Muharrem ayın birine kadar. Neden? Muharremin üçünde veya on yedisinde değil, recepte veya şabanda yılın herhangi bir tarihinde değil tam muharremin birinci gecesinde hicret emri geldi. Neden? Bunu hiç merak etmedinizmi? Her hareketi ile Müslümanlara örnek olan peygamberimiz sav bekletildi, çünkü yeni yıl ne zaman başlıyor bu hicret ile
Müslümanlar bunu bilsin istenildi.

İki; ne oldu hicrette? Peygamberimiz sav ve müminler sıkıntılardan kurtulup huzura kavuştu. Sadece peygamberimiz sav'mı? Hayır. Bin yıllar içinde gelen peygamberlerin hepsi kendilerine musallat olan sıkıntılardan muharrem ayında kurtuldu. Neden yılın diğer aylarında değilde muharrem ayında?
Bu sizce bir tesadüfmü? Hayır. Muharrem ayı, hristiyanların yeni yıl dilekleri gibi yeni bir başlangıcı, eski defterlerin kapatılışı ve yeni sayfaların açılışını sembolize ediyor.

Üç; sıkıntılardan kurtulmanız için
ilk önce altı ay öncesinden birşeyler ekmeniz gerekiyor. Muharrem ayın altı ay öncesinede ne denk geliyor? Recep ayı. Üç ayların başlangıcı. Yeni ay ve dolunay arasındaki altı ay zaman farkını, biz recep ve muharrem ayı arasında yine görüyoruz. Recep ayı ile muharrem ayı arasında altı ay fark olması, tam altı ay sonrası hicretin ve tüm peygamberlerin sıkıntılarından kurtulması, bu sürecin yeryüzü hasatı ile örtüşmesi, yeni ayda birşeyin ekilmesi ve dolunayda da o hasatın biçilmesi ve bu ikisi arasında da recep ve muharrem gibi yine altı ay fark olması tesadüf değil değerli dostlar. Rızık ve aylar birbiri ile orantılı akıyor.

Sonuç;
Dönüm noktamız muharrem ayı. Muharrem ayı bir yılın kapanışı, yeni bir sayfanında açılışını sembolize eder. Allahu Teala kaderimizi değiştirmemiz için bizlere her yıl yeni bir fırsat verir. Muharrem ayıda bunun dönüm noktası, eski defterlerin kapatıldığı yeni sayfanın açıldığı ay. Hristiyanlar dört gözle 31 aralığı bekler, biz müslümanlar ise dört gözle zilhicce ayın 30'unu beklememiz gerekiyor. Hristiyanlar ocak 1 ile hayatlarında birşeylerin değişmesini ümit eder, bizler ise muharrem 1 ile ümit etmemiz gerekiyor. Nasılmı? O yıl ektiğinizi siz, bu gerek hayr tohumları gerek şer tohumları olsun, muharrem ayın başlangıcı ile almaya başlıyorsunuz. O tohumları ekmenin en uygun zaman dilimide muharrem ayın 6 ay öncesi (üç aylar). Neden altı ay? Yeni ay ve dolunay arasında nasıl altı aylık bir bağlantı varsa, ektiğiniz ile onun karşılığını almak arasında da altı aylık bir fark var. Bir eyleminizin karşılığını bulmadan önce bu Allah katında bekletiliyor. Levh-i mahfuzda bi' nevi bir olgunluk sürecine sokuluyor. Örneğin; belki tövbe edersiniz. Rızkınız günlük ve yıllık iner. Rızkınızın ince detayları günlük, ölüm, kaza, doğum ve evlilik gibi genel hatları ise yıllık yazılıyor. Kaderinizin ince detaylarını değiştirmek, kaderinizde ufak tefek retuşlar yapmak için günlük ibadetleriniz, genel hatlarını değiştirmek içinde son tarih zilhicce ayın 30. Kaderinizin genel hatlarını değiştirmek sizin elinizde, o yılın son altı ayıda sizin son şansınız. Eğer o son altı ayı kaçırır ve muharrem ayın birinde o yılın rızkı size kesilirse, siz o yıl ne yaparsanız yapın o yılın kaza ve ölümlerine müdahale edemezsiniz. Neden altı ay öncesi? Allahu Teala bizlerin tüm yılı ibadetle geçiremeyeceğini bildiği için, muharremin altı ay öncesine yoğunlaşın demiş. Bu manevi süreç recep ayı ile başlıyor, ramazanla devam ediyor ve kurban, hac ibadeti ile bitiyor. Manevi yolculuğumuz recep ayı ile başlıyor haç ile zirve yapıyor. Bu süre içinde her bir ibadetiniz sizi bir kirden arındırıyor. Ramazan ayı üzerinizdeki istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti kaza ve belalardan, hac ibadeti de günahlarınızdan. Kul hakkından kan borcuna ve günahlarınıza kadar, yılın son altı ayında teferruatlı bir arınma sürecinden geçiriliyorsunuz. Öğretim yılı gibi, bir yıl kapanıyor diğer yılada tertemiz sıfırdan başlama şansı bizlere sunuluyor. Bu büyük bir lütuf çünkü, yıllık arınmadan geçiriliyoruz. İslami ibadetleri yapmayanları bir düşünün, onlar 80 yılın günah birikimi ile Allahın huzuruna çıkacak. Biz ise, her yıl arındığımızı varsayarsak biz Müslümanlar son yılımızın günah yükü ile Allahın huzuruna çıkacağız. Bu çok büyük bir lütuf. Allahu Teala namaz dışında tüm ibadetleri yılın son altı ayına sıkıştırmış. Neden acaba, bunu hiç düşündünüzmü? Müslümansanız düşünmek zorundasınız. Neden, çünkü herşeyin atında bir hikmet var, bizde bu hikmeti araştırmakla mükellefiz. Yılın ilk altı ayında Allahu Teala bir önceki yılın mahsülünü yememize müsade ediyor, bi' nevi gece yarısı gibi manevi istirahata sokuyor. Yılın ikinci yarısında da çalışmamızı (manevi) bir sonraki yılın hasatını ekmemizi bekliyor. Muhteşem değilmi? Gece ve gündüz, dinlenmek ve çalışmak, yeni ay ve dolunay gibi Allahu Teala yıllarıda bizim için ikiye ayırmış. İlk altı ay bir evvelki yıl ektiğinizin tadını çıkarın, dinlenin diyor. Yılın ikinci altı ayında da bol bol hayır işleri yaparak bir sonraki yılın rızkını ekin diyor. Muhteşem. Soruyoruz, başka hangi inançta bu incelikler var?

Ek bilgi
Oruç bizi istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti bize can hakkı kazandırıyor, haç ibadetide günahlardan arınmamızı sağlıyor. Namaz ne için var? Namazda bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyor. O yüzden namaz her gün farz, diğer ibadetler ise yılın belirli döneminde. Namaz bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyorsa, neden bir çok namaz kılan kişi günahlar içinde? Sebebi şu; iki tür vesvese var birisi bedenin içinden gelen diğeri ise dışından gelen. Namaz bizleri bedenlerimizin dışındaki şeytanların vesvesesine karşı koruyor, içimizde olanlara karşı ama değil! Kalenin dışında olana karşı koruyor, kalenin içine sindiyse değil. Neden? Şeytanın bedenin içine sinmesi için bir kul hakkı yenmiş olmalı, namazda kul haklarını örtmüyor. Düşülen hatada burası. Gündüz namaz kılıyorlar, gece namaz kılıyorlar ama o manevi iç huzur bir türlü yakalayamıyor, başları sıkıntılardan bir türlü kurtulmuyor. Neden, çünkü namaz iç huzuru yakalamak için indirilmemiş. İç huzur için indirilen ibadet oruç. Siz bir ibadeti amaç dışı kullanmaya çalıştığınızda da ne olur? Hem işleriniz ters gider hem amaç dışı kullanım aleyhinize kayıt edilir. Değerli dostlar, şeytan bizleri nasıl sünnetle kandırıp farzlardan alıkoyuyorsa veya farzla kandırıp sünnetlerden uzak tutuyorsa, namazlada bizleri maalesef kandırıp bizi bir çok şeyden uzak tutuyor. Namaz maalesef günümüzün tarikatları ve cemaatleri tarafından amaç dışına çıkartıldı, olduğundan çok farklı bir yere saptırıldı. Öyle anlatıyorlarki sanki namaz her derde deva sanki namaz dinin direği, İslamın en önemli parçası. Yok öyle birşey. Siz namaza olduğundan bir gram fazla önem atfederseniz bilinki oruçtan bir gram hak çaldınız, zekatın bir gram hakkını yediniz. O yüzden lütfen bir ibadeti evrensel çözüm noktası olarak görmeyin, merkeze oturtmayın. Her biri eşit değere sahip. Binanın dört kolonu gibi hepsi eşit değere sahip. Eğer namazın önemini anlatacaksanız ne amaç doğrultusunda indirildiyse o doğrultuda anlatın.
İslami ibadetler birer amaç doğrultusunda var edilmiş, o görev ne ise sizde lütfen o doğrultuda anlatın. Bağlamından çıkarıp kendisine ayrı bir önem atfetmeyin. İslamın merkezinde Allah var, her derde deva olan tek şeyde Allah. Namaz içinizdeki huzuru getirmez çünkü içinizdeki huzursuzluğa sebep olan şeytan, şeytanda bir kul hakkı yemeniz sonrası içinize yerleşti, o şeytanı oradan yok etmenin kıssasıda namaz değil oruç. Anladınız. Bakınız, Rabbim bile kendisine bir kıssas koymuş, benim konumuma başka birini oturtursanız (şirk) benden birşey beklemeyin demiş. Allahu Teala bile kıssas kuralına göre hareket ederken, siz nasıl olurda namazı bundan muaf tutar namazı herşeye deva olarak görürsünüz? Herşey kıssasa bağlı. Kul hakkın kıssasıda namaz değil. Kul hakkın kıssası köle azad etmek, fakirleri doyurmak veyahut oruç tutmak. Mağdur edilen kişinin ruhuna gitmesi niyetine. Örneğin; hiç merak etmedinizmi namaz neden vahiyden 12 yıl sonra farz kılındı. Neden peygamberlik iner inmez Müslümanlara farz kılınmadı. Herkes maalesef ezbere bir yol tutmuş ve at bakışla o yolda ilerliyor. Bilmiyorlarki, namaz farz kılınmadan önce müslümanlar bir arınma ve tövbe sürecinden geçirildi, en basiti kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldular ve geçmiş günahlarından arındırıldılar. Bilmiyorlarki namazında bu temiz hali tutmaları için indirildiğini. Günah işlenirse şeytan beden siner. Allahta günah işlememeleri, o bedenleri tekrar şeytanlar ile kirletmemek için namazı indirdi. Namaz, o abdestli haliniz dıştan gelen vesveseye karşı bi nevi bir koruma kalkanı görevi yapıyor. İç ama kirliyse, dışını su ile temizlemişsiniz fayda etmiyor. Anladınız. O dönemin insanı ile bizim aramızdaki fark, biz 99 sülalemizin günah yükünü üzerimizde taşıyor, bedenlerimiz şeytan kaynıyor. Günümüzdeki insanları namaz kötülüklerden alıkoymuyor çünkü bu insanların içi pislik dolu. İçten gelen vesveseyede namaz dur diyemiyor. Günümüzde namaz kılıp günah işleyen kişiler maalesef bir arınma bir tövbe ve hellaleşme sürecinden geçmeden namaza başlamış. Birileri bunlara namaz ile herşeyi kapatabileceklerine inandırtmış. Halbuki kul hakkı ile ilgili ayetler namazdan bahsetmez, fakirleri doyurmak ve oruçtan bahseder. Örneğin; bu insanlar teheccüd namazına kalkar, halbuki Allah onu farz kılmaz kul hakkından arınmayı farz kılar. Şeytan bu insanları gereksiz işler ile meşgul kılarak hem o bedenlerde yaşamayı garantiye alır hem o kişileri o kul hakları ile öbür dünyaya sürükler. Keşke gece vakti kalkıp namaz kılıp zikir çekeceklerine, üzerlerindeki hakların kalkması niyetine gündüz vakti fakir doyursalar oruç tutsalar bu onlar için çok daha hayırlı olurdu. Hem gece namazına kalkıp hem gündüz vakti oruç tutup fakirleri doyırabiliyorlarsa, aynı anda yapabiliyorlarsa, o ayrı. Ne mutlu onlara. Eğer yapamıyorsanız o zaman ilk önce farz olanlara odaklanın.

Not:
teheccüd namazına kalkan kişilere bakıyoruz, bedenleri şeytan kaynıyor. Bir işletme düşünün, girişte hayvanlar giremez yazısı asılı ama içerisi çoktan hayvan barınağına dönüşmüş. Gece ibadeti yapanları biz böylesine bir çelişki, garabet içinde görüyoruz. Peygamberimiz sav'da sahabilerde gece namazına kalkıyordu diyorsanız, arkadaşlar peygamberimiz sav gece ibadetlerine başlamadan henüz sabiyken şeytanlarını öldürdü. Sahabilerde müslümanlığa geçtiği an şeytanlarını öldürdü. Namaz, kalenin şeytanlar tarafından fethedilmesine karşı korur, kale ama çoktan şeytanların işgaline uğradıysa bu durumda çözüm yolu namaz değil başka ibadetler. Kaleniz temizse buyurun kalkın gece ibadetine. Temiz değilse ama o zaman bizim nacizane tavsiyemiz, yeni şeytanların bulaşmasına engel olmak için farz olan beş vakit namaza sadık kalın, içinize bulaşanlara karşıda farklı kürler uygulayın (oruç, fakirleri doyurmak).
Lütfen, teheccüd size farz değil gece namazı size farz değil, içinizdeki şeytanları öldürmek size farz. Bunun yoluda namaz değil. Devam edelim konumuza;

Rızık ve aylar ile ilgili bu zamana kadar inanılan şuydu;
Allahu Tealanın tüm şeyleri berat gecesinde takdir ettiği, kadir gecesinde de bunları sahiplerine teslim ettiği. Bu zamana kadar bizlere anlatılan buydu. Bu söylenenler ama bizim mantığımıza yatmadı çünkü, kurban ve hac ibadetini beklemeden kişiler hakkında hüküm kesilemez. Berat gecesinde eceller ve kazalar takdir edilir diyeceksiniz, sonrada kurban ibadetin kazalardan belalardan koruduğunu iddia edeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem berat gecesinde kazalar belli oluyor, berat kandilinden 3.5 ay sonra kurban kesmeye ne gerek kaldı? Nasıl olsa berat gecesinde kaza ve belalar takdir edildi. Siz herhalde kurban ibadetin öylesine, her hangi bir sebep olmaksızın sadece ibrahim as'ın anısına kesildiğini düşünmüyorsunuzdur. Örneğin; kadir gecesinde o yılın hayır ve bereketin takdir edildiğini söyleyeceksiniz, sonra kalkıp kadir gecesinden üç ay sonra gelen hac ibadetin insanları nasıl temize çıkardığından bahsedeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem hayır ve bereket kadir gecesinde tamamlanıyor, hac ibadetine ne gerek kaldı o zaman? Kısacası, siz recep ayı ile insanları bir arınma sürecine sokacaksınız ama kurban ve hac ibadetin tamamlanmasını beklemeden haklarında hüküm vereceksiniz, bunu bizim mantığımız almadı. İki; eğer iddia edildiği gibi kararlar kişilere kadir gecesinde indirilmiş olsaydı o zaman tüm peygamberler huzura muharrem ayında değil kadir gecesi yani ramazan ayında kavuşurdu. Kadir gecesi ne için var o zaman? Güzel bir soru. Hiçbir fikrimiz yok. Bu konu hakkında kafa yormadık. Kafa yormadığımız konular hakkında da zanla yaklaşmak bize yakışmaz. Değerli okurlarımız biz bir konuyu kaleme aldığımızda bize göre size göreler ile değil, veriler doğrultusunda kaleme alıyoruz. Ay, yörünge, hadis, ayet, tarih vs, bir çok şeyi göz önünde bulunduruyor, konuyla ilgili beynimizdeki tüm soru işaretlerini gideriyor sonra kaleme alıyoruz. Beynimizde birşey netleşmediği müddette konuları websayfamıza eklemiyoruz. Örneğin; size aktarmak istediğimiz o kadar bilgi var, bunlar ama beynimizde netleşmediği için size aktarmıyoruz. Yapboz oyunu gibi, parçacıkların bir çoğu yerine otursada bir nokta eksikse o bilgiyi sizinle paylaşmıyoruz. Yanlış bilgilerin vebalin farkındayız. Berat ve kadir geceleri altında yatan hikmet hakkında da gerçekten hiçbir fikrimiz yok. Biz herşeyi bildiğimizi iddia etmiyoruz. Bilmediğimiz konuları açık açık söylüyoruz. Eğer zamanımız olur ve bu konu hakkında da bir araştırma yapar, bir sonuca ulaşırsak bunuda seve seve sizinle paylaşırız.

Ek bilgi
Kadir gecesi hakkında bir parantez açmadan olmaz, çünkü kadir gecesi diğer mübarek gecelerin aksine Kur'an-ı Kerimde anılan anılmaklada yetinmeyip, kendi ismi ile bir Süre'ye sahip bir gece. Kadir gecesi hakkında bildiklerimiz, ilk vahiyin bu gece gerçekleşmiş olması, bu gecenin bin aydan daha hayırlı olması ve meleklerin bu gece her iş için yeryüzüne inme iznine sahip olmaları. Bu bilgiler bize yeter hocam diyorsanız, kadir gecesi hakkında bu bilgilere sahibiz. Bu bilgiyi ama biz kendimiz için yeterli bulmuyoruz. Bizler perde arkasını merak ediyoruz, örneğin; melekler indiğinde ne yapıyor, neden bin aydan daha hayırlı neden bin rakamı vs. Allahu Teala öylesine rakamlar ortaya atmaz. Bazılarınız çoğunluğu ifade etmek için bin rakamı kullanıldı deyip kendisini tatmin edebilir. Biz değil. Biz biliyoruzki Allahu Teala bir rakam veya bir harf kullandığında altında bir hikmet yatıyor. Bizde bu hikmetin peşindeyiz. Şuana kadarda bu konuların perde arkası hakkında bir fikrimiz yok. Şöyle bir düşünce aklımızdan dolaşmıyor değil; kadir gecesini o gece belirli kararların verildiği gece olarak görme yerine, kadir gecesinde bizler yılın son altı ayın tam ortasındayız, o gece bizler mübarek üç ayları bitirip yılın son üç ayına girmek üzere oluyoruz. Belkide bizler o gece ilk üç aydaki ibadetlerimizin notunu alıyoruz. Bi' nevi üniversitelerdeki arasınav dönemi. Final sınav ve not zilhicca ayın 30'unda veriliyorsa, belkide kadir gecesi arasınav yani vize sonuçların dağıtıldığı gecedir. O ana kadar başarılı olanların ödüllendirildiği bir gecedir. Kadir gecesi ve diğer mübarek geceler hakkında beynimizde dolaşan bu bilgiler bizi tatmin ediyormu, etmiyor. Biz ve okurlarımız bundan ötesi detaylar bizden bekliyor. O yüzden bu konulara şimdilik girmemeyi tercih ediyoruz.

Üzücü olan;
kaderimizin dönüm noktası muharrem ayı, ülkemizde ama kimse muharrem ayın ne zaman olduğunu bilmiyor. Bilenlerde muharrem ayını aşure yemek veya dağıtmaktan ibaret olduğunu sanıyor. Ne kadar üzücü birşey bu. İslam alemin içinde bulunduğu hal gerçekten içler acısı. Bu örnek bizlere toplumu aydınlatması gerekenlerin, "alimler" ve "hocalar" ilahi düzeni anlamaktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Tarikatlar kafa sallamakla meşgul, cemaatler devleti ele geçirmekle meşgul, diyanetçiler memur olmakla meşgul, ilahiyat fakülteleride İslamı özünden koparmakla meşgul.  Böyle bir ortamda cahil kalmanız ve sapıtmanız kaçınılmaz.
Allah sonumuz hayr eylesin.

Değerli dostlar;
Bu zamana kadar hep üç aylardan bahsediliyordu, bu üç ayda yaptığımız hasatın ama muharrem ayında alındığını kimse bize bu zamana kadar anlatmadı. Muharrem ayı ile mübarek üç aylar arasında bir bağ olduğunu kimse bize kurmadı. İki; bizler muharrem ayın yılın başlangıcı olarak biliyorduk ama o yılki rızkında başlangıcı olduğunu bilmiyorduk. O yıl ekilenin yılın sonunda muharrem ayın başlangıcı ile alınmaya başlandığını bilmiyorduk. Biz ektiğimizi hemen alacağımızı düşünüyorduk, böylesine büyük bir hesabın parçasına tabi olduğumuzu bilmiyorduk. Üç; biz muharrem ayında peygamberlerin huzura kavuştuğunu biliyorduk ama bunu istisnai o peygamberlere has bir olay olarak görüyorduk. Bunun altında bir düzen olduğunu bilmiyorduk. Muharrem ayının eski defterlerin kapatıldığı ay yeni bir başlangıca adım atıldğı ay olduğunu bilmiyorduk. Artık biliyorsunuz. Batının yeni yılında değil, İslamın yeni yılında iyi dileklerde bulunun. Rızık çünkü batının yeni yılına göre değil Allahın yeni yılına göre indiriliyor. Allahın yeni yılıda muharrem ayı ile başlıyor. Siz her yıl bir evvelki yılın hasatını yiyorsunuz. Dönüm noktası muharrem ayı. Bu yıl güzel işler yapın, bir sonraki muharrem ayına yani yılına girdiğinizde de bu emeklerinizin karşılığı size insin. Bilhassa altı öncesinden (mübarek üç aylar) ibadetlere yoğunlaşın.

Not:
biz bu yazıları bir hobi olarak yazıyoruz. Kafamıza birşey takıldığında bunu kaleme alıyoruz. Biz bu konuların detaylarını İslam alimi olma yolunda ilerleyen kardeşlerimize bırakıyor onların bu konuların detaylarını araştırmasını bekliyoruz. Bizi bir rehber bir yol gösterici olarak görün. O yolun inceliklerini araştırmak zaman açısından bizi aşar. Örneğin; haram aylar. Haram aylarında bu rızık dağıtımı ile ilgisi var. Bunun detaylarını araştırmayıda siz değerli okurlarımıza bırakıyoruz.







iblis, şeytan ve cin

Şeytan, Cin ve İblis kelimeleri sıkça birbiriyle karıştırılır ve internet sayfalarında çok farklı yorumlara sebep olur. Bazıları iblisin bir melek olduğuna ve Allaha isyan ettiğinden dolayı gökten kovulduğuna inanır. Bazıları şeytanın ateşten cinlerin ise ateşin dumanından yaratıldığını düşünür. Bazı ilahiyatçılarda şeytan diye bir varlığın olmadığını, kötülüğün insanın kendinden geldiğini iddia eder. Bizlere vesevese veren, önümüzden, arkamızdan, sağımız ve solumuzdan bize yaklaşan bir varlık varmı? Kötülük fıtratımızın bir parçasımı? Şeytan ve iblis nedir gibi soruları genel kültür anlamında bilmeniz gerektiğine inanıyoruz, o yüzden bu konuya sitemizde bir açıklık getirme ihtiyacı duyduk. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Allah kötülük yaratmışmı?

Hayır! Allahu Teala ne şeytan adından, ne iblis adında ne lucifer adında nede başka bir isim altında bir kötülük yaratmış! Başınıza gelen felaketlerin kendinizden geldiğini ve ben insanlara asla zulüm etmem Ayetlerini indiren bir Allah hiç kötülüğü var edermi? Tabiki etmez!

   - Şeytan nedir o zaman?

İlk olarak şunu bilmelisiniz, şeytan adında fiziki bir yaşam formu yok. Şeytan nedir? Şeytan kelimesi bir lakaptır. Lakap kelimesinin anlamı ne? Bir kimse veya bir aileye kendi adından ayrı olarak sonradan takılan, o kimse veya o ailenin bir özelliğinden kaynaklanan bir ad! Şeytan lakabı burada iblis ve onun soyuna kendi adından ayrı olarak sonradan, Allah tarafından takılan bir lakap. Asıl ismi iblis, şeytan lakabı ise cennetten kovulduktan sonra kendisine takılır. Allah neden iblis'e şeytan lakabını takar, şeytan kelimesinin anlamı ne? Şeytan kelimesinin anlamı komplo kurmak ve rahmetten uzaklaştı, haktan uzak oldu anlamlarına gelir. Şeytan kelimesi Allaha muhalif, karşıt bir güç oluşturmaya çalışan ve Allahın rahmetinden uzaklaştırılmış canlılar (cin ve insan) için Allah tarafından kullanılan bir lakaptır.

   - Allahu Teala hangi kişi veya aileye şeytan lakabını atamış? 

Kötülük yapmaya muktedir iki canlı var, birisi insan diğeri cin. Neden, çünkü sadece bu iki yaratık hür irade ile yaratılmış. Bu iki yaratıktan hangisinin soyuna şeytan kelimesi kullanılır? Cinlerden iblis ailesine! İblis adında bir cin bir müddet melekler katında yaşar, imana gelir ve sonrasında isyan eder. Ademoğullarını yoldan çıkaracağına dair Allaha yemin eder ve kendisine kıyamet gününe kadar ömür verilmesini ister. Allahu Teala ona bu izni verir ama kendisini, soyunu ve kendisine uyanlarıda cehenneme atacağını söyler. İblis, soyu ve insan veya cinlerden kim Allah karşıtı eylemler içinde bulunursa o Allahın rahmetinden uzak kılınır ve şeytan lakabını hak eder. Şeytan adında bir varlık yaratılmamış, şeytan kelimesi sadece bir lakaptır ve bununla iblis ve soyu ve ona tabi olan insan ve cinler kastedilir. Filmler, kitaplar ve bazı insanlar şeytanın sanki çok gizemli haşa Allaha eşit güçlere sahip bir yaratık olduğu görüşünü yaymaya çalışır, bunlar batıl inançlar, lütfen bunlara itimat etmeyiniz.  

   - Şeytan olmanın önkoşulu nedir?

İnsan günahkardır ve hata yapmaya uygun bir fıtrata sahip. Allah ama bu kusurlarınızın bir çoğunu örter ve bağışlar. Kötülükleriniz kendinize ve bireylere olduğu müddet siz Allah katında sadece günahkar bir insan olarak görülürsünüz ve Allahın rahmetinden ümitvar olabilirsiniz ama eğer, eylemleriniz yeryüzündeki bireylere yönelik değilde Allaha, Allahın indirdiği dinlere ve toplumsal düzene yönelik olursa o zaman size Allah katında şeytan damgası vurulur, kıyamet gününde şeytanlara hak muamele görürsünüz! Kur'an-ı Kerimde şeytanlardan bahsedilirken bununla o zaman insanlarda kastedilmekte? Evet, kim eylemlerinde Allahı ve ona inananları hedef alır, kim toplumsal düzeni bozacak eylemlerin içine girerse o bir şeytandır ve şeytanlar ile birlikte haşrolunur. Unutmayınız, iblis ve tayfası yeryüzüne müdahale edemez. Kendisi insanlardan ortaklar ve işbirlikçiler bulamadığı müddet yeryüzünü kana, zulme ve hukuksuzluğa boğamaz yani insansız olmaz bu kötülükler. Örneğin; illuminati. Dünya'ya baktığınızda ahlaki değerlerden Allahı hedef alan eylemlere, yeryüzündeki zulümden savaş ticaretine kadar bunun arkasında illuminati gibi örgütler olduğunu görürsünüz. Yani şeytanın yeryüzündeki ortakçıları masonik teşikilatlardır. Zaten insan en büyük darbeyi hep kendi içinden yemezmi? Örneğin; iblis ilk hava anamızın aklını çelmedimi, hava anamız değilmiydi adem as'ı o yasak ağaçtan yemeye ikna eden. Aranızda hainler, şeytan ile iş tutanlar olmazsa bilinki bileğinizi bükemez sizi kandıramazlar. İnsanlarında şeytan olabildiğini nereden biliyoruz? Şu Ayetten; "böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık" (En’Am Süresi; 112. Ayeti Kerimesi)

Cinler nasıl bir şekle sahip?

Bir hurafe inançta cinlerin katı bir bedene sahip olmadığı görüşüdür. Bu doğru değil, Allahu Teâla insanı ve cinleri eşit görünümde yaratmış. İlahi adalet doğrultusunda ikiside aynı görünüme, ikiside katı bir şekle sahip. Not: Kur'an-ı Kerimin bir Ayetinde canlıların sudan yaratıldığı (Enbiya Süresi 30. Ayeti Kerimesi), Hicr Süresinde ise cinlerin dumandan yaratıldığı söyler, içiniz rahat olsun burada bir çelişkinin varlığı söz konusu değil. Allahın Ayetlerinde tezatlık bulunmaz, tam aksine Ayetler birbirini tamamlar ve bize cinlerin yaratılışında kullanılan iki bileşimi aktarır. Bazılarıda neden cinler hakkında bizlere bilgi verilir diye sorar, bunun cevabıda çok basit demek bunlar insan tarafından bilinmesi gereken bilgiler! Allah bu bilgileri veriyorsa bunu sorgulamak bizim haddimize değil. Allahın bildiği birşey vardır ve bizlere ihtiyaç duyduğumuz kadarını verir, ne daha azını ne daha fazlasını. Örneğin; bizlere cinlerin yaratılışı hakkında yok denilecek kadar az bilgi verilmiş demek kendimizi onların şerrinden korumamız için o derinlikte bilgilere muhtaç değiliz. Eğer onlar hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak istiyorsanız o zaman kurnazlık yapmanız gerekiyor. Nasıl bir kurnazlık? Bir cinle sohbet etmekmi; hayır. Onlar sizlere asla kendileri hakkında bilgi aktarmaz. Bizler eğer onların yapısını çözmek istiyorsak o zaman insanın yaratılışına bir göz atmalıyız. İnsanın yaratılışını anlarsak diğerinide çözeriz. Allahu Tealanın yasa ve uygulamalarında tutarsızlık göremezsiniz. İnsanoğlunun yaratılışı hakkında Allahu Teala bizlere detaylı bilgiler vermiş, o Ayetleri incelersek cinlerinde aynı işleme maruz kaldığını varsayabiliriz.

   - Ayetleri anlamak

Kur'an-ı Kerimin Ayetler birbirine bağlıdır. Allahu Teala bir konu hakkındaki bilgileri farklı Ayetlere dağıtır. Bunu bir yemek tarifi gibi görmelisiniz. Bir Ayet bir malzemeden bahsederken bazı Ayetler diğer malzemeleri verir, bazı Ayetlerde bu malzemelerle nasıl yemek yapıldığını tarif eder. Örneğin; bir Ayette insanın topraktan yaratıldığını söyler, farklı bir Ayette sudan, farklı bir Ayette çamurdan (balçık) bahseder, başka bir Ayettede kurutulmadan. Siz eğer sadece bir Ayet doğrultusunda hareket ederseniz yanılgıya açık olursunuz. Örneğin; bir Ayette çamur geçiyor diye bizler insanın katı bir şekle sahip olmadığını iddia ediyormuyuz, tabiiki hayır o zaman cinlerde de böyle iddialarda bulunmayın. Bir Ayette ateş yazıyor diye cinlerin katı bir fiziki yapıdan yoksun, duman şeklinde ortalıkta gezindiği iddiasında bulunmayın. Örneğin; bütün canlılar sudan yaratıldığı söylenir. Demek cinlerde sudan yaratıldı. İnsana baktığımızda bedenlerimizin ortalama %70 su olduğunu görüyoruz demek cinlerin bedenleride %70 su'dan ibaret. Şimdi kendimize şu soruyu sormalıyız; insanın yaratılışında toprak ve su kullanıldığı söylenir, cinlerin yaratılışında ise su ile ateş. Bizler toprak ve su'yun karışabildiğini biliyoruz ama, ateş ile su karşırmı veya hangi ortamda karışır? Not: insan birbirini tamamlayan unsürler üzerine var edilmiş -toprak ve su. Cinler ise tezatlık üzerine yaratılmış- su ve ateş!

   - Pozitif bilimlerin önemi

Cinlerin yaratılışı konusunda pozitif bilimler neden önem arz eder? İnsanın yaratılışında su ve toprak kullanılmış ve bunlar karılarak bir balçık haline getirilmiş ve sonrası o balçığa insan şekli verilmiş, sonrada bir kurumaya tabi tutulmuş. Ana rahmin şekline bakarsak ve bu şeklin ekmeklerinizi pişirdiğiniz o köy fırınlarına benzediğini ve matığımızı biraz daha zorladığımızda Allah katındaki ilk yaratılış noktamızında böyle bir alanda gerçekleştiğini varsayabiliriz. Gördüğünüz gibi, bu konulara daldığınızda topraktan çıkan mahsüllerin hazırlanışından insanın yeryüzündeki çıkış mekanına kadar herşeyi göz önünde bulundurmalısınız. Bu incelikleri hesaplarsanız yorumlarınızda doğruluk oranı artar, yanılma payınız azalır. Şimdi, Allahın düzeninde şaşma olmaz, insanoğlu yaratılışında nasıl bir işleme maruz kaldıysa cinlerinde aynı işlemden geçtiğine emin olabilirsiniz. Onlarda da ham maddeler ilk önce karıştırıldı, sonrası bu karışıma bir şekil verildi ve kurumaya tabi tutuldu. Neden pozitif bilimler? Cinlerin yaratılışında dumansız ateş ve suyun kullanıldığı söylenir. Bu iki madde hangi şartlar altında karışır ve kurutulur, bu bilgi bizlere Kur'anda verilmez. Verilmemeside gayet doğal çünkü o kadarını bilmemiz gerekmez. Bizler su ile toprağın karışabildiğini biliyoruz ama ateş ve su, bu ikisi karışırmı ve hangi şartlar altında karışır bunu bilmiyoruz. Burada fizik ilminden yararlanmalıyız. Ateş ve sıvılar hangi ortamda birleşir ve katı bir hal alır bunu fizik kitaplarında araştırmalıyız! Aslında Allah bize nasıl bir ortamda karıştırdığına yönelik ipucu verir, bizleri o kadarda gizemde bırakmaz. Allahu Teala Ayetinde "dumansız" ateş der. Şimdi kendimizi şu soruyu soralım; nasıl bir ortamda ateş yanar ama duman çıkarmaz? Örneğin; ateş ağır basınç altında yakılmış ve su ile karıştırılmış olabilirmi? Cinlerin yaratılışı hakkında kendimize sormamız gereken diğer bir soru ise insanoğlu güneşin altında kurutularak katı bir şekle sokuldu. Cinler acaba eksi derecelerde tutularak katı bir şekle sokulmuş olabilirmi? Gördüğünüz gibi ezbere hareket etmeyin, araştırmacı olun ve kendi aklınızı kullanmayı ihmal etmeyin.

yeryüzünde maddenin üç hali var; katı, sıvı ve gaz, dördüncüsünü billim adamları plasma olarak nitelendirselerde biz buna katılmıyoruz, dördüncüsü saf enerjidir. Özetlersek; insanlar= katı+su (suyun sıvı hali), cinler= gaz+su (suyun buharlaşmış hali), meleklerde saf enerji+su (suyun enerji hali). Maddenin her hali üç farklı canlıda tecelli eder, su ise melek, insan ve cinlerin yaratılışında kullanılan tek ortak malzeme. Bu formüllerden biz bütün canlıların sudan yaratıldığını ve bütün canlıların işlemden geçtikten sonra katı, fiziki bir şekil aldığını görüyoruz. 

   - Şeytanın ateşten cinlerin ise ateşin dumanından yaratıldığı inancı nereden gelir?

Şeytan adında bir varlığın yaratılmadığını bir üst bölümde izah ettik, o zaman ateş ve duman kavramları nereden gelir? Cinler dumansız bir ateşten yaratılmış, bu; duman ve ateşin bir arada anılması maalesef bazı hurafe inançların ortaya çıkmasına vesile olmuş. “Cinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık.” (Hicr Süresi; 27. Ayeti Kerimesi)

   - Cinlerin bir şekle sahip olmadığı görüşü nereden kaynaklanır?

Cinlerin bir şekle sahip olmadığı algısı cinlerin enerjiye dönüşebilmesinden kaynaklanır. Biz insanlar özümüze, enerjiye dönme becerisine sahip değiliz, cinler ama sahip. Cinler neden enerjiye dönmek istesin? (1) Cinler farklı gezegenlerde yaşar ve bunların bir gezegenden diğerine hareket edebilmesi için hızlı hareket edebilmeleri gerek. Allahta onlara enerjiye dönüşebilme imkanını tanıyarak onların o uzun mesafeleri ışık hızı ile kat etmelerini sağlar. Bilim kurgu filmlerindeki ışınlama veya warp teknolojisi gibi. Enerjiye dönüşebilmeleri onları bir gezegenden diğerine seyahat etmelerini kolaylaştırır. Not: ışık hızı ile hareket edebilmiş olsalar bile gezegenler arası seyahat bazen milyonlarca yıl alır. Cinlerin ömrü ortalama iki bin yıl olmasına rağmen gezegen ve galaksiler arası mesafe için bu uzun ömür yeterli değil. Enerjiye dönüşüp güneş hızında hareket edebilme dışında Allah onlara bir kıyak daha geçer o da solucan delikleri. Uzayda var edilen solucan delikleri cinler için varedilmiş, cinlerin evrenin bütün güzelliğini görme ve yaşayabilmesi için. Solucan delikleri bu seyahat mesafelerini kısaltır, içine girildiği an cinler evrenin bir yerinden diğerine fırlatılır. Yüz bin veya milyon yıl alabilecek yolculuklar saniyeler içinde kat edilir. Allahu Teala cinlere gerçektende çok büyük nimet ve imkanlar tanımış ama ne kadar nimet o kadar vebal bunuda unutmamalılar. (2) insan ve cin alemin ortak noktası enerji. Cinler enerji boyutuna geçerse bizler ile iletişime geçebilir. Bilhassa kendi alemi ve kendi işlerini bırakıp insan ile uğraşmaya ant içen, insanı saptırmayı hayat vazifesi bilen cinler (şeytan tayfası) enerji boyutunda yaşamayı tercih eder ve o boyuttan bizleri izler ve bizlere fısıldar. Kendi katı halleri ile bunu yapmaları mümkün değil. Kendi katı halleri ile ne bizleri görürler ne de bizlerle iletişime geçebilirler, kısacası kendi alemin dışına çıkamazlar. (3) Enerji boyutlarında hareket etmelerin bir avantajıda bizlerin, insanoğlunun enerji boytlarını göremez olmamız. Bizler o boyuttan gelebilecek her türlü saldırıya açığız. Özet: cinlerin katı bir şekle sahip olmadığı algısı enerji boyutunda hareket eden cinlerden kaynaklanır. Bunlar enerji boyutuna geçtikleri an katı hallerini terkeder ve enerji özlerine döner. O enerji özü ilede bir şekilden diğerine girdikleri için halk arasında cinlerin şekilsiz varlıklar olduğu algısı ve inancı yayılmış!

İnsan ile cinler arasında evlilik olurmu?

Bir insan bir cin ile evlenebilir, bu fiziki açıdan mümkün. İnsanın enerji boyutu, yani özü (matriks filmini düşünün) ile enerj boyutunda hareket eden cinler çiftleşebilir. Ancak, doğan çocuklar ne insan aleminde nede cinler aleminde var olabilir. Bu çiftleşmeden doğan çocuklar saf enerjiden oluştuğu için ne insan alemi ne cinler alemine ayak basabilir. Onlar o ara boyuta mahkum kalır. O yavrular o ara boyutta ömürlerini geçirmeye mahkum kalır. Bunun acısını nesiller çekeceği için İslam dini insanın cinler ile izdivaça geçmesini mekruh kılmış. Haram olmayan ama büyük sıkıntılara sebep olabilecek her hal ve hareketlere mekruh denilir (örneğin; sigara). Cinler ile iletişim içinde bulunmakta böyle birşey, günah olmasada hayatınızı ve neslinizi büyük sıkıntıların içine sokar. Artı, insan bir alemi kaldırmakta zorlanır, siz birde cinler alemine dalarsınız iki boyut arasında kaybolur gidersiniz. Beyniniz gerçeği anlamakta zorlanır. Neyin gerçek neyin gerçek dışı olduğunu ayırt edemez hale gelirsiniz (şizofrenik davranışlar). Örneğin; evinizi saray gibi görürsünüz ama gerçekte bir çöp yığınına dönüşmüştür. Siz bunu fark edemezsiniz yaşamınız zindana, yalnızlığa, pisliğe ve ruhsal çöküntülere dönüşür.

Cinler kamera ile görüntülenebilinirmi?

İnsan alemi ve cinler alemi farklı fizik kanunları üzerine kurulmuş, ne birisi diğerini cihazlar ile görüntüleyebilir ne de kendi alemine has yapısı ile onun içinde var olabilir. Eğer bir cin bizim boyutta var olmak istiyorsa bizim boyutta geçerli fiziki bir şekil alması gerek, aldığı anda gözle görülür, işitilir veya kamera ile görüntülenebilinir. Kendi boyutlarından çıkıp bizim boyuta geçtikleri an bizim alemin fizik kanunlarına tabi olur, yani bizim boyutta geçerli bir şekil alma zorunluluğu bulunur ve bu da bizlere onları görüntüleyebilme imkanı tanır. Nasıl? Bizim boyuta geçtikleri an bizim boyutun hangi elektromanyetik frekans boyutunda hareket ediyor veya fısıldamaları hangi frekansta onu tespit etmelisiniz. Onu tespit ettikten sonra o frekans aralıklarını görüntüleyebilecek veya işitebilecek bir cihazı rahatlıkla geliştirebilirsiniz. Örneğin; cep telefonu veya uydu sinyalleride elektromanyetik birer frekans. Gözle görmemiz veya kulakla duymamız mümkün olmayan birer akım ama bizler cihazlar geliştirip bu frekansları görünür (tv) veya işitir (radyo) hale getirdik ve getiriyoruz. Biz bunu cinlerin hareket ettiği frekans boyutları içinde yapabiliriz. İnsanın kullandığı frekanslar (gps, uydu, radyo vs) infrared boyutunda olur. Cinler ise ultraviolet boyutlarda (x-ray, gamma ray) hareket eder. Çalışmalarınızı o boyutlarda yapmanızı tavsiye ederiz.

Cin ve insan yaratılışı arasında fark yokmu?

Cinler insanlar gibi katı bir şekle sahip ancak aramızda iki temel fark bulunur; (1) "kime uzun ömür verirsek onun gelişimini tersine çeviririz" (Yasin Süresi; 68. Ayeti Kerimesi). Cin ve insan arasındaki birinci temel fark insan yaşlandıkça ruhani boyutu çocuklaşır, cinler yaşlandıkça onların fizik yapısı çocuklaşır. (2) Cin ve insan arasındaki ikinci temel fark ise bizler katı halimizi enerjiye dönüştüremiyoruz, cinler dönüştürebiliyor. (3) Bizlerden 50 kat- 100 kat daha uzun yaşarlar.

İblis melekmidir?

Bazı insanlar İblis’in meleklerden olduğunu iddia eder. Bunun böyle olmadığını yazımızın üst bölümlerinde çıkarmışsınızdır, çıkaramayanlar için şu Ayetin yeterince açıklayıcı olacağını ümit ediyoruz; “yine o vakti hatırla ki biz, meleklere: "Âdem'e secde edin!" demiştik. İblis hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi, Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da İblis'i ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir.” (Kehf Süresi; 50. Ayeti Kerimesi)

   - İblis cinlerden ise melekler katında ne işi vardı?

Hz. Âdem as yaratılmadan önce yeryüzünde cinler yaşamaktaydı. Onlar insanoğlundan çok daha önce yaratılmış. Cinlerin yeryüzüne hâkim olduğu dönemde melekler dönem, dönem yeryüzüne iner asayişi sağlar, bozgunculuk ve fitne içinde bulunan cinleri kılıçtan geçirir, bir kısmınıda esir olarak göğe çıkarırdı. O dönemlerde göğe esir olarak çıkarılan mahkûmlardan biriside iblis adında bir cindi. İblis, melekler katındaki tutukluluk süresi içinde meleklerin Allaha ibadet edişini görür ve bir müddet sonra imana gelir. İman ettikten sonra binlerce yıl gökte ibadetle meşgul olur. Hatta ibadetlerinde öyle bir teslimiyet gösterirki bu teslimiyeti kendisini bütün meleklerden daha üstün bir konuma ulaştırır. Tertemiz olan meleklerden daha üstün bir konuma nasıl geldiğini merak ediyorsanız? Kur'an-ı Kerimde, meleklerin kendi başlarına hareket etme kabiliyetlerine sahip olmadığı bilgisi verilir. Onlar ancak Allah'ın emriyle hareket edebilir. Melekler Allah’ın iradesiyle ibadet eder, iblis ise kendi iradesi ile ibadet etti, fark bu. Her hangi bir zorunluluk ve emir altında olmadan, hür iradesi ile yaptığı ibadetler onu meleklerden daha üstün bir konuma getirdi. Ama sonunda kendisinin öz ateşten yaratıldığını söyler, çamurdan yaratılan bir insana secde etmeyeceğini beyan eder ve üstünlük taslaması sonucu cennetten kovulur. Not: cinler bir kaç bin yıl yaşar. İblis, ömrünün bir kaç bin yıl sonra sona ereceğini bilir ve ben cennete geri dönemeyeceksem insanda geri dönememeli der ve İnsanoğlunu Allah yolundan alıkoymak için kıyamete kadar hayatta kalma talebinde bulunur. Bu talepte Allah tarafından kabul edilir. Hz. Hızır hakkında da böyle bir rivayet bulunur, kendisinede kıyamete kadar yaşama izni verildiği düşünülür. İblis sıradan bir cin, onu başka cinlerden ayıran özellik ise kıyamete kadar yaşama izne sahip olması.

   - Neden bazı Ayetlerde iblis ismi kullanılır, bazılarında şeytan?

Cennet katında geçen diyaloglarda, henüz Allaha karşı gelmeden önceki diyaloglarda iblise kendi ismiyle hitap edilir. Ne zaman Allaha karşı hareket edeceğine yemin eder, o andan itibaren o ve tayfası şeytan olarak anılır. "Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım" (Araf Süresi; 16. Ayeti Kerimesi).