• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

iblis, şeytan ve cin


-2012
Şeytan, Cin ve İblis kelimeleri sıkça birbiriyle karıştırılıyor ve internet sayfalarında çok farklı yorumlara sebep oluyor. Bazıları iblis'in bir melek olduğuna ve Allaha isyan ettiğinden dolayı gökten kovulduğuna inanıyor. Bazıları şeytanın ateşten cinler'in ise ateşin dumanından yaratıldığını düşünüyor. Bazı ilahiyatçılarda şeytan diye bir varlığın olmadığı, kötülüğün insanın kendinden geldiğini iddia ediyor. Bizlere vesevese veren, bizi içten ve dıştan istila eden şeytan adında bir varlık varmı? Yoksa kötülük fıtratımızın bir parçasımı? Şeytan ve iblis nedir? Bu soruların cevaplarını genel kültür anlamında bilmeniz gerektiğine inanıyoruz, o yüzden bu konuya sitemizde bir açıklık getirme ihtiyacı duyduk. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız.

Kötülük yapmak için yaratılmış bir varlık varmı? Hayır! "Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir" (Nisa Süresi; 79). "Şüphe yok ki Allah, insanlara hiçbir suretle zulmetmez, fakat insanlar, kendi kendilerine zulmederler" (Yunus Süresi; 44). "Başınıza gelen her musibet kendi elinizle yapıp ettikleriniz yüzündendir" (Şura Süresi; 30). Şimdi; başınıza gelen kötülük sizdendir diyen, ben kullarıma asla zulüm etmem diyen, başına gelen musibet kendi elinle işlediğinin sonucu diyen bir Allah, insana musallat olması ve insana kötülük yapması için bir varlık yaratırmı? Tabiki yaratmaz!

Şeytan nedir o zaman? "Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım" (Zariyat Süresi; 56). "Ey cin ve insan topluluğu! Size ayetlerimi anlatan, bugünle karşılaşmanızdan sizi kokutup uyaran peygamberler gelmedi mi?" (En'am Süresi; 130). İlk olarak şunu bilmelisiniz, mahşeri sorguya çekilecek iki varlık var, cin ve insan. Şeytan adında üçüncü bir varlık yok. Şeytan nedir o zaman? İşte kafa karışıklığına sebep olanda bu, şeytan ismi bir canlının ismi değil şeytan ismi bir lakap. Bir kimse veya bir aileye kendi adından ayrı olarak kendisine sonradan takılan, o kimse veya o ailenin bir özelliğinden kaynaklanan bir ad! Yani bir kişinin özelliğinden ötürü kendisine takılan bir ad. Şeytan kelimesinin anlamını öğrendiğinizde, bu lakap kime takılmış olabilir bunu sizde tahmin edebilirsiniz? Nedir şeytan kelimesinin anlamı; komplo kurmak, rahmetten uzaklaştı, haktan uzak oldu anlamlarını taşıyor. Şeytan kelimesi Allaha muhalif, Allaha karşı hareket eden, Allahın rahmetinden uzaklaşmış tüm canlılar için kullanılan bir lakap. Bu lakabıda en çok kim hak ediyor sizce? İblis. İblis açık açık Allaha kafa tuttu, beni bu duruma düşürmenden ötürü insanoğlunu senden uzaklaştıracağım dedi. "Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım" (Araf Süresi; 16). İblis burada ne yapıyor, Allaha karşı hareket edeceğini söylüyor. "Allah burdu: "Horlanmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Onlardan sana uyanlara gelince, hepinizle cehennemi dolduracağım" (Araf Süresi; 18). Allah ne yapıyor, seni ve takip edenleri rahmetimden uzak kılacağım diyor. Allah karşıtı hareket ettiğiniz, Allahın rahmetinden uzak kılındığınız zamanda şeytan lakabı size takılıyor. Burada anlamanız gereken şeytan ismiyle yaratılmış bir varlık olmadığı şeytanın bir lakap olduğu.

Şeytanlar cin tayfasındamı çıkıyor? İblis bir cin olduğu için, şeytanlar ağırlıklı olarak cinlerden çıkar, ama insanlardan da işbirlikçileri var. Hür irade ile yaratılmış iki canlı var, birisi insan diğeri cin, bu ikiside Allah isyan edip Allah karşı hareket edebilir. Ettiği zamanda onlara şeytan denir. Ayetlerde bunu söylüyor zaten, insanlarında şeytan olduğunu. "Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık" (En’Am Süresi; 112). Burada anlamanız gereken husus, şeytan denildiğinde bununla insanında kastedildiği. Bir çok kişi şeytanın bir varlık olduğuna inanıyor, bu yanlış, şeytan bir lakap. bir çok insanda şeytan ismiyle insana bulaşan ve kötüleşmiş cinlerin kastedildiğine inanıyor. Bu da tam doğru değil, şeytan ismi insanlar içinde kullanılır. İnsanlardan kim Allah karşıtı eylem içinde bulunuyorsa (örneğin küresel satanistler) Allah nezdinde onlarda birer şeytan.

Şeytan lakabını hak etmek için hangi günahları işlemek gerekiyor? İnsan günahkar bir varlık ve hata yapmaya uygun bir fıtrata sahip. İyilik yaptığımız ve tövbeyi hayatımızın bir parçası haline getirdiğimiz müddet ama, Allah bizi bağışlayacağını kusurlarımızın bir çoğunuda örteceğini söylüyor. Sıradan kötülüklerle sıradan günahkar bir insanla, şeytanlık arasındaki fark ne o zaman? Kötülükleriniz kendinize ve bireylere yönelik olduğu müddet günahkar bir insansınız, Allaha yönelik olduğu zamanda şeytan. Örneklerle bunu biraz açalım; bir kadının cüdanını çalıyorsunuz, bu sizi günahkar birisi yapar. O kadının başörtüsüne saldırdığınızda ama, bu sizi şeytan yapar. Neden, çünkü başörtüsü Allaha ait Allahın bir sembolü. Örneğin; uyuşturucu sattığınız zaman ağır günahkar sınıfına giriyorsunuz, suçunuz bireye yönelik olmadığı bir topluma yönelik, birden fazla insana yönelik olduğu için, normal günahkar sınıfından, ağır günahkar sınıfına geçiyorsunuz. Uyuşturucu değilde ama toplumun ahlakını bozan diziler çekiyorsanız, bunlarda rol alıyor ve bunların yayılmasına katkıda bulunuyorsanız ama, o zaman şeytan sınıfına giriyorsunuz. Neden, çünkü ahlaki değerler İslamın bir parçası. Kısacası, kim eylemlerinde Allahı, Allahın değerlerini ve ona inananları hedef alırsa bunlar şeytan kategorisine giriyor, diğerleri ise günahkar sınıfından ağır günahkara kadar gidiyor. Değerli dostlar; yeryüzüne kötülüğü yayan insanın kendisi bunu lütfen unutmayınız. İblis ve tayfası yeryüzüne müdahale edemez. Kendi içimizden bize ihanet edenler olmasa, cinler yeryüzünü asla kötülüğe boğamazdı. O yüzden, kim Allahın yarattığı düzenin bozulmasına bir gram katkıda bulunuyorsa, bilsinki o kişi Allah nezdinde bir şeytan. Örneğin; bir hdp'li sokağa çıkıyor ve öcalan için özgürlük istiyor, bu o kişiyi ağır günah sınıfına sokar. Neden, çünkü karşınızda onbinlerin ölümüne sebep olan bir katil var. Bir hdp'linin sokağa çıkıp LGBT yürüyüşü yapması ama, bu onu şeytan sınıfına sokar. Neden, çünkü LGBt bizzat Allahın kurduğu düzeni, aile hayatını, cinsiyeti hedef alıyor. Umarız konuyu anlamışsınızdır, umarız bundan daha dikkatli hareket edersiniz. Allah nezdinde şeytan damgası yemek istemiyorsanız, insan şeytanlarından olabildiği kadar uzak durun. Bu yazı vesilesiyle bir bilgiyi daha verelim; bireylere yapılan günahla topluma yönelik yapılan günah arasındaki fark ne? Birisinin ucunda cennet var, diğerinde yok. Birisi ebedi cehennemde kalacak, diğeri ise günahlarını yaktıktan sonra cennete girebilecek. O yüzden, topluma yönelik her günahtan kaçınalım. Toplumsal düzeni, huzuru ve sağlığı hedef alanları Allah affetmiyor. Onlara şeytan lakabı takmasada, kendisine yapılmış gibi sayıyor.


Cinler nasıl bir şekle sahip?
Bir hurafe inançta cinlerin katı bir bedene sahip olmadığı görüşüdür.
Bu doğru değil. Cinler bizim gibi katı bir bedene sahip. İnsan ve cin eşit görünümde yaratılmış, ikiside katı bir şekle sahip. Hicr Süresinde Allah, cinlerin dumansız ateşten yaratıldığını söylüyor, bunun üzerinede cinlerin şekilsiz dumanvari bir varlık olarak hayat sürdükleri inancı yayılmış. "Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık" (Hicr Süresi; 27). Cinler bizim gibi katı bir bedene sahipse, neden o zaman Allah dumansız ateşten yarattık diyor? Bakınız, bir başka Ayettede Allah tüm canlıları sudan yarattık diyor; "Her canlıyı sudan yarattık. Hâlâ inanmayacaklar mı?" (Enbiya Süresi; 30). Siz buradan tüm canlıların suvari yaratıklar olduğu yorumunu çıkarırmısınız? Tabii ki Hayır. Merak etmeyin, Ayetlerde tezatlık bir durumda yok. Burada yapılan şey, bir canlının üretiminde kullanılan malzemelerin farklı Ayetlere serpiştirilmesi. İnsanların düştüğü hatada bu, insanlar bir Ayete bakıyor ve ona göre yorum getiriyor, diğer Ayetler ne diyor buna bakmıyor. Bu tuzağa düşmeyin. Ayetleri her zaman bir bütün olarak ele alın. Gelelim cinlerin yaratılışına; Allahu Teala cinlerin yaratılışı hakkında bize yok denilecek kadar az bilgi vermiş, bunun nedenide o detayda bilgilere ihtiyaç duymamamız. Daha fazla bilgi o aleme daha fazla ilgi duyulmasını sağlardı, Allahta bunu istememiş. O alem hakkında ihtiyaç duyacağımız kadar bilgi aktarmış. Ne bundan daha azını ne de daha fazlasını vermiş. Rabbimizin doğrudan bize verdiği bilgilerinde ötesinde, onlar hakkında bilgi edinmenin bir yolu varmı? Evet, var. Ya onlarla iletişime geçip haklarında bilgi toplayabilirsiniz ya da cinlerin bir muadili varmı, onu analiz edip oradan cinler hakkında bilgi toplayabilirsiniz. Birinci şık size fazla birşey kazandırmaz, çünkü cinler kendileri hakkında bilgi vermez. Bilgi verdikleri zamanda beş doğru varsa bir yanlışı kesinlikle araya sıkıştırıp diğer doğrularıda anlamsız kılarlar. Yeryüzünde cinlerin muadili bir yaratık varmı? Var, insanoğlu. Cinler hakkında sağlıklı bilgi edinmenizin tek yoluda bu, kendi yaratılışınızı araştırmanız. Eğer cinlerin yapısını çözmek istiyorsanız o zaman insanın yaratılışını incelemeniz gerekiyor. İnsanın yaratılışını anlarsanız diğerinide çözersiniz. Allahu Tealanın yasa ve uygulamalarında tutarsızlık göremezsiniz. İnsanın yaratılışı nasıl bir süreçten geçtiyse cinlerinde aynı süreçten geçtiğini varsayabilirsiniz. O yüzden birisini anlarsanız diğerinide çözersiniz. İnsanın yaratılışı hakkında bize bilgi verilmişmi? Verilmiş.

Ayetleri anlamak. Kur'an-ı Kerimi bir yemek tarifi kitabı gibi görmelisiniz. Bir Ayet bir malzemeden bahsederken, başka Ayet size diğer malzemeyi veriyor, bir başka Ayette bu malzemelerle o yemeğin nasıl yapıldığını tarif ediyor. Örneğin; insanın yaratılışı. Bir Ayet insanın topraktan, başka bir Ayet sudan, başka bir Ayet çamurdan yaratıldığını söylüyor, başka bir Ayette kurutulmadan bahsediyor. Yaratılışımızdaki tüm süreçlerin nasıl farklı Ayetlere serpiştirildiğini görüyormusunuz. Siz eğer bir Ayete bakarak yorum getirirseniz, yemek tarifi içindeki bir malzemeyle yemeği yapmış gibi olursunuz, bu da hiç hoş olmayan bir sonuç ortaya çıkarır. Örneğin; bir Ayette çamur geçiyor diye siz insanın şekilsiz olduğunu iddia ediyormusunuz; tabiiki hayır, o zaman cinlerde de böyle iddialarda bulunmayın. Bir Ayette ateş yazıyor diye cinlerin katı bir yapıdan yoksun, duman şeklinde ortalıkta gezindiği iddiasında bulunmayın. Örneğin; Allahu Teala bütün canlıların sudan yaratıldığını söylüyor. Demek cinlerde sudan yaratıldı. Suyun dışında Allahu Teala cinlerin yaratılışında kullanılan bir katkı maddesini daha bize veriyor, o da ateş. Şimdi kendimize şu soruyu sormalıyız; toprağın su ile karışabildiği ve ortaya çamur çıktığını biliyoruz, ateş ile su karşırmı veya hangi ortamda karışır? Allah bizlere cinlerin yaratılışında kullanılan iki maddeyi vermiş, birisi su diğeri ise ateş. Hatta biraz daha detaya gitmiş ve dumansız ateş demiş. Hangi madde yaktığınız zaman duman çıkarmıyor, ateşi artırdıkçada sertleşmeye başlıyor? Bunu çözerseniz, şeytanın hangi madden yaratıldığını bilirsiniz. Biz ama sizi fazla zaman kaybına uğratmayalım, cevabı verelim; hidrojen

Şeytanın ateşten cinlerin ise ateşin dumanından yaratıldığı inancı nereden gelir? Şeytan adında bir varlığın yaratılmadığını bir üst bölümde izah ettik, o zaman ateş ve duman kavramları nereden geliyor? Cinler dumansız bir ateşten yaratılmış. Duman ve ateşin bir arada anılması, insanlarda maalesef ateşten ayrı bir varlık dumandan ayrı bir varlık yaratıldığı yorumlarına sebep olmuş. “Cinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık” (Hicr Süresi; 27).

Cinler ve evren.
Cinlerin bir şekle sahip olmadığı inancına sebep olan bir nedende cinlerin enerjiye dönüşebilmesinden kaynaklanıyor. Biz insanlar kendimizi saf enerjiye dönüştürme becerisine sahip değiliz, cinler ama sahip. Cinler neden enerjiye dönüşmek istesin? Cinler farklı gezegenlerde yaşıyor ve bunların bir gezegenden diğerine hareket edebilmesi için hızlı hareket edebilmeleri gerek. O uzun mesafelerde ancak ışık hızı ile hareket ederseniz katedebilirsiniz, aksine ömrünüz yetmez. Cinlerin yaşam alanı olarak evrenimizin tüm galaksileri öngörüldüğü için, Allah baştan itibaren onları yaşam alanları doğrultusunda yaratmış, yani ışık hızında hareket edebilecek şekilde. Bilim kurgu filmlerindeki ışınlama veya warp teknolojisi gibi, enerjiye dönüşebilmeleri onları bir gezegenden diğerine seyahat etmelerini kolaylaştırıyor. Uzay sonsuz diyorsanız, mutlaka uzayda yaşam olmalı diyorsanız, evet var, fakat bunlar bizim boyutun varlıkları değil, cinler. Gördüğünüz tüm gezegenleri cinler kendilerine mesken kılmış.

Solucan delikleri. Cinler uzayda ışık hızı ile hareket etseler dahi, gezegenler arası mesafe on bin, yüz bin, milyon ve milyarlarca ışık hızı uzaklıkta. Cinlerin ömrü ise ortalama 5 bin yıl. Işık hızı ile hareket etseler dahi evrene açılıp gezegenlere yerleşme (kolonizasyon) imkanı bulamazlardı. Bir sonraki gezegen 10 bin ışık yılı uzaklıkta olduğunu düşünün, yarı yolda 5 bin yıllık ömürlerini tüketmiş olurlar, gezegene varmadan ölürlerdi. Uzayda seyehat eden varlıklar, o süre içinde yaşlanmalarını engelleyecek, kendilerini uykuda tutacak teknolojiyede sahiptirler diye düşünüyorsanız, yinede o seyehat sürecini kısaltamıyorsunuz, geride bıraktıklarınız yaşlanmış oluyor. İşte bu soruna karşı Allah bir çözüm yolu sunmuş, o da solucan delikleri.
Uzayda var edilen solucan delikleri cinler için varedilmiş, cinlerin evrenin bütün güzelliğini görme ve yaşayabilmesi için. Solucan delikleri bu seyahat mesafelerini kısaltıyor, cinleri evrenin bir yerinden diğerine fırlatarak yüz bin veya milyon yıl sürecek mesafeleri saniyeler içinde katetmelerini sağlıyor. Allahu Teala cinlere gerçektende çok büyük nimet ve imkanlar tanımış, ama ne kadar nimet o kadar vebal bunuda unutmamalılar.

Cinler ve insan. İnsan ve cin alemin ortak noktası enerji alemi. Cinler enerjiye dönüştüğü an da kendi alemlerin dışına çıkıp bizim aleme geçiş yapıyor. İki alem arasında böylesine ilginç bir bağlantı var. Bizim boyuta geçtikleri anda bizleri gözleyip bizlere fısıldayabiliyorlar. Bilhassa kendi alemi ve kendi işlerini bırakıp insan ile uğraşmaya ant içen, insanı saptırmayı hayat vazifesi bilen cinler enerji boyutunda yaşamayı tercih ediyor ve o boyuttan bizleri sürekli izliyo ve bizlere fısıldıyor. Anlamanız gereken; kendi katı halleri ile bunu yapmaları mümkün değil. Kendi katı halleri ile ne bizleri görür ne de bizlerle iletişime geçebilirler. Örneğin bizi gözetlemek veya bize fısıldamak. Cinlerin katı bir şekle sahip olmadığı algısıda buradan kaynaklanıyor, enerji boyutunda hareket eden cinlerden. Bunlar enerji boyutuna geçtikleri an katı hallerini terk ediyor ve enerji boyutuna geçiyor. Orada da istedikleri şekilde size görünebilirler. İnsanlara sürekli şekilsiz görünmeleride şekilsiz birer varlık olduğu algısı ve inancını yaymış.

İnsanla cin arasında evlilik olurmu? İnsan ile cin evlenebilir, bu fiziki açıdan mümkün. İnsanın enerji boyutu yani enerji özü ile enerj boyutunda hareket eden cinler çiftleşebilir. Ancak doğan çocuklar ne insan aleminde nede cinler aleminde var olabilir. Bu çiftleşmeden doğan çocuklar saf enerjiden oluştuğu için ne insan alemi ne de cinler alemine ayak basabilir. Onlar o ara boyuta mahkum kalır. O yavrular o ara boyutta ömürlerini geçirmeye mahkum kalır. Örneğin; uzaylılar bizi hamile bıraktı diyenler. Bunları hamile bırakan bir uzaylı değil bir cindi. Doğacak çocuklarda ne insan aleminde ne de cinler aleminde yaşayamacağı için İslam dini cinler ile izdivaçı mekruh kılmış. Mekruh ne demek? Haram olmayan ama büyük sıkıntılara sebep olabilecek her hal ve hareketlere mekruh denilir (örneğin; sigara). Cinler ile iletişim içinde bulunmakta böyle birşey, günah olmasada hayatınızı ve neslinizi büyük sıkıntıların içine sokar. Artı, insan bir alemi kavramakta zorlanır siz birde cinler alemine dalarsınız iki boyut arasında kaybolur gidersiniz. Beyniniz gerçeği algılamakta zorlanır. Neyin gerçek neyin gerçek dışı olduğunu ayırt edemez hale gelirsiniz (şizofrenik davranışlar). Örneğin; evinizi saray gibi görürsünüz ama gerçekte bir çöp yığınına dönüşmüştür. Siz bunu fark edemez olur yaşamınız yalnızlığa, pisliğe ve ruhsal çöküntülere dönüşür.

Cinler ve robotlar.
Enerji alemine mahkum olan cinler büyük bir sıkıntı içinde ve küresel satnistleri görevlendirmişler, kendilerini insan boyutuna taşımaları için. Küresel çetede bu talimat üzerine seferber oldu ve enerji aleminde yaşam sürdüren şeytanları yeryüzünün görünür boyutuna taşımak için farklı formüller üzerinde sabah akşam çalışıyor. En çok öne çıkan formül robotlar. Şuan düşünce gücü ile robotlar kontrol edilebiliniyor. Teknoloji biraz daha ilerledikçe o robotların içine şeytanlar girecek ve brain-computer interface üzerinden robotu kontrol edecek. Terminatör filmleri altında yatan mesajta bu. Gelecekte yeryüzünün robotların istilasına uğrayacağı şimdiden bilinçaltınıza yerleştiriliyor. Holywood ve batı dünyası bizi akıllı ve bağımsız hareket eden robotlarla korkutuyor, bilinçaltımızı buna hazırlıyor, o akıllı robotların birer şeytan olacağını ama bizden gizliyor. Örneğin; robot sofia. Kimbilir belkide sizlere cevap veren sofia değil sofianın içindeki bir şeytandır. 

Cinler kamera ile görüntülenebilinirmi? İnsan alemi ve cinler alemi farklı fizik kanunları üzerine kurulmuş, ne birisi diğerini cihazlar ile görüntüleyebilir ne de kendi alemine has yapısı ile onun içinde var olabilir. Eğer bir cin bizim boyutta var olmak istiyorsa bizim boyutta geçerli fiziki bir şekil alması gerek, aldığı anda gözle görülür, işitilir veya kamera ile görüntülenebilinir. Kendi boyutlarından çıkıp bizim boyuta geçtikleri an bizim alemin fizik kanunlarına tabi oluyorlar, tabi oldukları zamanda bizlere onları görüntüleyebilme imkanını doğuyor. Nasıl? Bizim boyuta geçtikleri an bizim boyutun hangi elektromanyetik frekans boyutunda hareket ediyor veya fısıldamaları hangi frekansta ise onu tespit etmelisiniz. Örneğin; bilim dünyası düşüncelerinizi algılayan cihazlar üretiyor, bununlada siz elektronik cihazları düşünce komutları ile kontrol edebiliyorsunuz. İşte o frekans aralıklarında cinlerde fısıldıyor. Düşünceyi algılayabilecek cihaz geliştirebiliyorsanız cinlerin fısıldadığı veya hareket ettiği o frekans aralıklarını görüntüleyebilecek veya işitebilecek bir cihazıda rahatlıkla geliştirebilirsiniz. Örneğin; cep telefonu sinyalleri. Gözle görmemiz veya kulağımızla duymamız mümkün olmayan bu sinyalleri, teknolji geliştirerek (cep telefonu) duyulur hale getirdik ve getiriyoruz. Biz bunu cinlerin hareket ettiği frekans boyutları içinde yapabiliriz. İnsanın kullandığı frekanslar (gps, uydu, radyo vs) infrared boyutundaysa, cinler ultraviolet boyutlarda (x-ray, gamma ray) hareket ediyor. Bu alanda çalışma yapacaksanız o boyutlarda yapmanızı tavsiye ediyoruz.

Cin ve insan yaratılışı arasında fark yokmu? Cinler insanlar gibi katı bir şekle sahip ancak aramızda üç temel fark bulunur; (1) "kime uzun ömür verirsek onun gelişimini tersine çeviririz" (Yasin Süresi; 68). İnsan yaşlandıkça ruhani boyutu çocuklaşıyor, cinler yaşlandıkça onların fizik yapısı çocuklaşıyor. (2) Bizler katı halimizi enerjiye dönüştüremiyoruz, cinler dönüştürebiliyor. (3) Bizden 50 kat- 100 kat daha uzun yaşıyor.

İblis melekmi? Bazı insanlar İblis’in meleklerden olduğunu iddia ediyor, bunun böyle olmadığını yazımızın üst bölümlerinde çıkarmışsınızdır, çıkaramayanlar için şu Ayetin yeterince açıklayıcı olacağını ümit ediyoruz; “yine o vakti hatırla ki biz, meleklere: "Âdem'e secde edin!" demiştik. İblis hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi, Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da İblis'i ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir” (Kehf Süresi; 50).

İblis cinlerden ise melekler katında ne işi vardı? Hz. Âdem as yaratılmadan önce yeryüzünde cinler yaşamaktaydı. Onlar insanoğlundan çok daha önce yaratılmış. Cinlerin yeryüzüne hâkim olduğu dönemde de melekler dönem, dönem yeryüzüne iniyor asayişi sağlıyor, bozgunculuk ve fitne içinde bulunan cinleri kılıçtan geçiriyor, bir kısmınıda esir olarak göğe çıkarıyordu. O dönemlerde de göğe esir olarak çıkarılan mahkûmlardan birisi iblis adında bir cindi. İblis, melekler katında tutuklu olduğu süre içinde meleklerin Allaha ibadet edişini görüyor ve bir müddet sonra imana geliyor. İman ettikten sonrada binlerce yıl gökte ibadetle meşgul oluyor. Hatta ibadetlerinde öyle bir teslimiyet gösteriyorki bu teslimiyeti kendisini bütün meleklerden daha üstün bir konuma ulaştırıyor. Tertemiz olan meleklerden daha üstün bir konuma nasıl gelebilir diye merak ediyorsanız; Kur'an-ı Kerimde meleklerin hür iradesi olmadığı anlatılır. Onlar ancak Allah'ın emriyle hareket edebiliyor. Melekler o ibadetleri Allah’ın iradesiyle yapıyor, iblis ise kendi hür iradesiyle o ibadet yaptı, her hangi bir zorunluluk ve emir altında olmadan, o hür iradesi ile yapılan ibadetlerde onu meleklerden daha üstün bir konuma getirdi.

Nasıl olurda bu ibadetleri eden, böylesine sapkın bir boyuta evrilebiliyor? Niyet. İblis o ibadetleri yaparken kendisi için yaptı, kendisini yüceltmek için yaptı. Hatta kibri öyle bir boyuta geldi ki, melekler katına hakimim, arşa nasıl çıkabilirim onun arayışı içine koyuldu. O dönemde henüz ilimler göğe veya yeryüzüne indirilmemişti, bilmiyordu Allahın herşeyi gördüğü ve işittiğini, rızkın Allahtan geldiğini. Sanıyorduki bu melekler çok saf, arşta olan Allahta onlar gibiyse ben çok rahat oradan evreni yönetebilirim diyordu. Günümüzde küresel satanistler nasıl tanrıcılık oynama peşindeyse, bilinki ibliste gökteyken aynı niyetler içindeydi. Zaten kalbinden o niyetleri geçirdiği için kendisine o tarz günahlar nasip oluyor. Sanmayınki iblis mağdur edildi. Gökteyken büyük bir hırs ve kibirle hareket ediyordu. Amacı maneviyat değil, daha üstün mertebelere ulaşmaktı. Sonunda da Allah onu neyle imtihan etti? Kibriyle. Ademe boyun eğ dedi. O da ben ondan daha üstünüm dedi. Allahta sen bana karşımı geliyorsun, burada patron benim, benim dediğimi yapmayacakmısın, o zaman seni kovuyorum dedi. Olay bu kadar basit ve açık. Cinler bir kaç bin yıl yaşadığı, İblis ömrünün bir kaç bin yıl sonra sona ereceğini bildiği içinde kıyamete kadar hayatta kalma talebinde bulundu. Bu talepte Allah tarafından kabul edildi. Hz. Hızır hakkında da böyle bir rivayet bulunur, kendisinede kıyamete kadar yaşama izni verildiği düşünülür. İblis sıradan bir cin, onu başka cinlerden ayıran özellik ise kıyamete kadar yaşama iznine sahip olması.

Allah neden bazı Ayetlerde iblisi ismiyle hitap ediyor, bazılarında ise şeytan lakabıyla? İsyan öncesi olup bitenleri anlatan Ayetlerde Allah iblisi kendi ismiyle anıyor. İsyan sonrası ise şeytan lakabıyla. Cennet katında geçen diyaloglarda, henüz Allaha karşı gelmeden önceki diyaloglarda iblis'e kendi ismiyle hitap ediliyor. Allaha karşı hareket edeceğine yemin ettikten sonra ise şeytan olarak anılıyor;
"Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım" (Araf Süresi; 16).







kelimelerden türemiş hurafeler