nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
değerli okurlarımız,
özel günlerde yılda bir veya iki defa iletişim bilgilerimi okurlarımla paylaşıyorum. Ramazan-ı şerifin son haftasına girmek üzereyiz, hem bu mübarek günler vesilesine hem 2019 yılın bizim için özel olmasından dolayı ramazan bayramına kadar çok kısa bir süreliğine iletişim bilgilerimi sizinle paylaşacağım. Sorularınız veya önerileriniz olursa bana bu hattan ulaşabilirsiniz. Telefona cevap vermek için müsait olmayabilirim, msj bırakırsanız size geri dönerim. Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun. Önümüzdeki hafta iştirak edeceğimiz kadir gecesinin İslam alemine hayrlar getirmesi 2019 yılın insanlığa huzur ve adalet getirmesi dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız. Bip ve Whattsapp # 0555 180 6728                                                                                    
                                                                                                                                                                    
                                                                                                                                                                                                             
"Kader nedir; Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz.
"




Belkısın tahtını kim getirdi, teknoloji kullanıldımı, ışınlama oldumu?

İlk önce neden bu tür konulara giriyoruz bunu açıklayalım; gizem avcıları bilinmeyenlerin peşinde koşarken maalesef ama maalesef boyunlarını aşan konulara giriyor ve yanlış bilgiler ile beyinlerinizi allak bullak ediyorlar. Ortaya attıkları saçmalıklara bir yere kadar sessiz kalabiliyoruz sonrada patlıyoruz. Yeter yahu, bu kadarda olmaz artık diyoruz. Ortaya atılan iddiaların sınırı yok. Her türlü saçmalığı ortaya atıp bunu savunabiliyorlar. İnsanın fıtratı merak içerdiği içinde, genç nesillerimizi ışınlama ve uzaylılar veya zaman yolculuğu gibi teorilere kaptırıyoruz. Sorun ne burada; bu tür teoriler İslam dinine ters. Uzaylı yok, zaman yolculuğu yok, ışınlanma yok. Sıkıntıda burada başlıyor. Gelecek nesillerimizi İslama ters inançlara kaptırıyoruz. Bu tür saçma teorilere cevap vermesi gereken bir tayfa (ilahiyatçılar, diyanet) memurluk zihniyetine esir düşmüş. Bir diğer tayfa (cemaatler) vatanı ele geçirme ihanetleri ile meşgul. Bir diğeride (tarikatlar) sapkın ritüeller ile müridlerini transa sokmakla meşgul. Sorumlu olanlar sorumluluklarını yerine getirmeyince piyasa şarlatanlara ve İslama ters felsefelere kalıyor. Onlarda her gün gençlerimizi saçma teoriler ile besliyor. Gençliğimizi kaybediyoruz arkadaşlar, özeti bu. 15 yıl öncesi alternatif tıp hakkında sizi bilgilendirme niyetine websayfamızı açmıştık. Bu süre içinde, sorularınızla sizlerinde katkısıyla alanında içeriği en zengin en kapsamlı en bilimsel ve en saygın websitesini oluşturduk. Bu alanın dışına çıkmayada hiç niyetimiz yoktu. Gizemli teorilere mesafeli duran birisi olarak, dini eğitimi olmayan birisi olarak İslami veya metafizik konulara girmeyi aklımın hayalimin ucundan geçirmezdim, ama bak göre hayat bizleri nerelere çekti. Yapacak birşeyde yok. İnsan kendi fıtratı dışına çıkamıyor. Bizde de öyle bir huy varki İslama ve devletimize yapılan saldırılara duyarsız kalamıyoruz. Buna gurbette doğup büyümenin yan etkileride diyebilirsiniz. Mevzu İslam, vatan ve millet olunca rahat duramıyoruz. Sayfamıza ilk defa girenler konuları görünce şaşırıyor olabilir, bunların biyoenerji ile ne alakası var diyebilir, lütfen bunun altında bir art niyet aramayın. Alternatif tıp dışında konulara girmek kesinlikle bizim arzu ettiğimiz birşey değildi. Şartlar bunu gerektirdi. Hakkınızı helal edin.

Değerli dostlar, eğer insanın düşüncelerini ve eylemlerini sınırlayan değerler yoksa insan herşeyi yapar herşeyi kendisine inandırır. Vakti gelir uzaylıların yeryüzünü istila edeceği inancına kendisini kaptırır, vakti gelir zaman yolcuların varlığına inanır, vakti gelir gelecek yüzyıllarda yeryüzü kaynakların insana yetmeyeceği görüşünü benimser. İnançlarınızın sınırları hayallerinizin sınırları kadar olur. Kendinize şu soruyu sorun; hal ve hareketlerinizi veya inancınızı sınırlayan birşey varmı? Eğer yoksa hapı yuttunuz, hollywood önünüze ne sufle ederse siz yutarsınız. Biz Müslümanlar mesela Kur'an-ı Kerimin çizdiği sınırlar içinde düşüncelerimizi ve eylemlerimizi gerçekleştiririz. Birşeye inanmamız istendiğinde bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışır, Kur'an-ı Kerim buna onay verirse ancak o zaman o düşünceyi kabul ederiz. Örneğin; batı dünyasının israrlı bir şekilde bize empoze etmeye çalıştığı, yeryüzünün bu kadar insanı kaldıramayacağı tezi. Eğer insanoğlu bir kaç yüz yıl daha yeryüzünde yaşamak istiyorsa, yeryüzü nüfusun yarısı yok edilmesi gerek diyorlar. Biz Müslümanlar böylesine tezler ile karşılaştığımızda ne yapıyoruz, bunu ilk önce Kur'an-ı Kerime danışıyor sonrası kararımızı veriyoruz. Konu rızıksa rızıkla ilgili Ayetleri açıp bakıyoruz. Ne diyor Ayetler; "yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir..." (Hud Süresi; 6). Kutsal kitabımız rızkı Allahın verdiğini, bizleri rızıklandırmayı Rabbimin kendisine bir vazife bildiğini söylüyor. Şimdi; siz yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın verdiği bu sözünü tutmayacağını ima etmiş oluyorsunuz. Yeryüzü yetersiz kalacak dediğiniz an, haşa Allahın bu kadar insanı hesaplayamadığı dünyayı ilk yaratırken yanlış hesap yaptığını, dünyayı ilk yarattığında dünyaya örneğin 10 gram rızık yerleştirmesi gerekirken 5 gram yerleştirdiği, şimdide dünyanın yetersiz kaldığını ima etmiş oluyorsunuz. Doğum ve ölümlerin Allahın iradesi dışında gerçekleştiğini, bu kadar insanı haşa Allahın hesap edemediğini ima etmiş oluyorsunuz. Masumane gibi görünen tezlerin ne tür anlamlar içerdiğini görüyormusunuz? Arkadaşlar, batı dünyası bu tür inançları pompalar çünkü onlarda Allah inancı yok. Onlar dünyanın tesadüfen ortaya çıktığına inanıyor. Sizde ama Allah inancı varsa, kendinizi lütfen bu tür saçma batı kaynaklı felsefelere kaptırmayın. Yeryüzünde açlık var ama hocam diyorsanız; evet, var ama bu dünyanın yetersiz olduğundan değil, yeryüzündeki adaletsizlikten ve sömürü zihniyetinden ötürü. Anladınız.

Kur'an-ı kerim inançlarımızı sınırlayan bir rehber, bunun dışında başka bir rehberimiz varmı; var. Allahu Teala insanı yarattı sonrası iyi ve kötülüğü benliğimize yükledi; "Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülüğü ve iyiliği ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir" Şems süresi, 7-9). İnsanoğlun en temel rehberi içgüdüleridir. Ailenizden hiçbir ahlaki terbiye almasanızda, yaşantınızda hiçbir dini eğitim görmesenizde siz doğuştan itibaren öldürmenin veya hırsızlık yapmanın kötü bir eylem olduğunu biliyorsunuz mesela. Nereden biliyorsunuz; işte bu ilahi yüklemeden. Her insana doğmadan öncesi temel değerler yüklenmiş. En temel rehberimiz içgüdülerimiz, sonrası aileden aldığımız ahlaki dini ve kültürel değerlerimiz, sonrası bunlarıda şemsiyesi altına alan Kur'an-ı Kerim. Bu konulara neden girdik; Süleyman as ve ışınlama, Zülkarneyn as ve uzay yolcuğu, Ehl-i Kehf ve zamanda yolculuk gibi iddialar, yani bilinmeyenler hakkında ortaya atılan iddialar Kur'an-ı Kerime ters. Bu tür inançlara kendinizi kaptırmadan lütfen rehberinize danışın. Kim bizim rehberimiz; Kur'an-ı Kerim. Bizim nacizane tavsiyemiz, bu tür iddiaları ortaya atmadan öncesi lütfen kur'an-ı kerimin mealini açın ve okuyun. Anlayıncaya kadar tekrar ve tekrar okuyun. Okurkende tezinizi destekleyecek niyette değil, ön yargılardan arınmış doğruları öğrenme niyetine okuyun. Okumaya vaktiniz yoksa eğer, o zaman bu tür konular ile karşılaştığınızda Rabbim daha iyisini bilir deyip bu tür sohbetlerden uzak durun; "...delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında kimseyede birşey sorma" (Kehf Süresi; 22). Bu Ayet mağaradaki gençler hakkında bir soru üzerine iner. Allahu Tealada bu Ayeti indirerek, bir konu hakkında net bilgi yoksa o zaman o konu hakkında münakaşaya girmeyi ve soru sormayı yasaklar. Yani delilin olmadığı bir konu hakkında sohbet etmeyi yasaklar. Neden, çünkü bundan hesaba çekileceksiniz; "Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur" (İsra Süresi; 36). Bizden uyarması; uzaylılar hakkında zaman yolcuları hakkında atıp tutuyorsunuz, bu söylediklerinizden hesaba çekileceksiniz ve deliliniz nerede, bu bilgileri nereden aldınız diye size sorulacak. Ne cevabı vereceksiniz? Öyle zannettimmi diyeceksiniz. Varsaylımki dediniz, o zaman size zandan uzak durun demedikmi, zan hakkında Ayetler apaçık değilmi yanıtını alacaksınız. Hollywood ve batı kaynaklı güya uzmanlarımı referans göstereceksiniz? Varsayalımki gösterdiniz, bu sefer bir fasık size bir bilgi getirdiğinde bunun doğruluğunu araştırın Ayetini önünüze koyacaklar. Öyle veya böyle hapı yuttunuz. Youtube'ta bir kaç tık daha alabilmek, popüler olabilmek için kendinizi helaka sürüklüyorsunuz. Kesin delil neden önemli; çünkü yanlış bilgi insanları saptırıyor çünkü yanlış bilginin ucunda birine bir iftira atmak var bir yalan var. Örneğin; uzaylılar. Allahu Teala uzaylılar yaratmadı. Siz var dediğiniz an, Allaha iftira atmış ve milyonlarıda buna ortak etmiş oluyorsunuz. Olay bu kadar basit.
Bu vebalin altından kalkamazsınız. O yüzden Allahu Teala kesin bilgi yoksa o konudan uzak durun diyor.

Gelelim konumuza;

Kur'an-ı Kerim üç bölümden oluşur. Bir bölüm tarih kitabı gibi geçmiş olaylardan bahseder. Bir bölüm günlük gazeteniz gibi günlük yaşantınızla ilgili konulara değinir. Bir bölümde bilim kurgu romanı gibi gelecekten bahseder (kıyamet, cennet, cehennem, mahşer günü). Geçmiş olaylardan bahsederkende Süleyman as ile ilgili bölümde Saba Kraliçesi Belkıs'ın tahtın getirilişini anlatır. Bu hadiseyi bir çok kişi ışınlamaya yorumlar. Hatta ve hatta, o kadar ileriye giderek geçmişte yüksek teknoloji vardı demeye getirir. Bu olayın altında yatan hadise nedir, bunu size genel mantık ve Ayetler doğrultusunda anlatmaya çalışacağız, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz;
"Beyler! Onlar boyun eğerek bana gelmeden önce hanginiz o kraliçenin tahtını bana getirebilirsiniz?" diye sordu. Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter, ben güvenilir biriyim" dedi. Kitaptan bir bilgisi olan ise, "Ben onu sen göz açıp kapayıncaya kadar getiririm" diye cevap verdi. Süleyman, tahtı yanı başına yerleşmiş olarak görünce şöyle dedi: "Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan rabbimin bir lutfudur. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, kerem sahibidir" (Neml Süresi; 38-40). Bu hadisede binlerce km uzakta olan ve bir kaç ton ağırlığında olan bir eşyayı birisi, gözünüzü açıp kapatmadan getiriyor. Bu nasıl mümkün oldu? Cin tayfasından bir ifrit ile insan tayfasından olan bir ilim sahibi arasında, kim belkısın tahtını daha hızlı getirebilir mevzusu geçer, ilim sahibi olanda cin'e üstün gelir ve tahtı getirir. Bunun altında yatan hikmet nedir? Teknolojimi kullanıldı yoksa farklı birşeymi var burada?

Belkısın tahtı teknolojik bir cihazlamı getirildi?

Hayır. "Geçmişte teknoloji varmıydı" yazımızı okursanız teknolojinin hangi şartlar altında indiğini öğrenirsiniz. En basit örneğiyle eğer o tahtı getiren şahıs o tahtı bir teknolojik cihaz ile getirmiş olsaydı o zaman bundan onda bir yeryüzü ilmi olduğu anlamı çıkardı, yeryüzü ilmi ona indiği zamanda bu ilmi yeryüzündeki diğer insanlar ile paylaşma zorunluluğu doğardı. Bilgi demek vebal demektir. Bilgi size inerse, o bilgiyi paylaşmak zorundasınız. İslami açıdan, size eğer bir yeryüzü ilmi inerse bu bilgiyi kendinizde saklı tutamazsınız. Sizler belki elde ettiğiniz bilgileri başkaları ile paylaşmıyor, bencil ve çıkarcı davranıyorsunuz. Allah ehli birisi ama paylaşırdı paylaşma zorunluluğu olduğunu bilirdi. Paylaştığı o ilim ve teknolojide günümüze kadar artarak gelmiş olurdu. O günden bugüne kadar o ilim gelmediyse demek o ilim paylaşılacak bir ilim değildi. Hangi tür ilim paylaşılmaz? Kişinin maneviyatına indirilen ilimler! Örneğin; ledün ilmi. Özetlersek; bu hadisede teknolojinin varlığı söz konusu değil.

Işınlama oldumu?

Yine hayır. Ayetin kendisi zaten ışınlama tezini çürütüyor. Bizim akılsızlar kendilerini ışınlama gibi teorilere o kadar kaptırmışki Ayeti okumayı unutmuşlar. Ön yargı ile olaylara yaklaşırsanız olacağı bu. Ayetin kendisi nasılmı ışınlama tezini çürütüyor, çok basit; iki kişi yarışa girişiyor, birisi cin diğeri insan. Cin ışık hızı ile hareket eder, diğerinin ise ışınlama teknolojisini kullandığını iddia ediyorsunuz. Bu ikisi yarışsa, kim galip çıkar? Eşitlik olur. Şimdi, aha haaa diyorsunuz değilmi!! Işınlama dediğimiz olay, ismi üzerine ışık hızı ile hareket edebilmek. Cinler ışık hızında hareket eder, sizde ışık hızında hareket ederseniz, ortaya eşitlik çıkar. Işınlama ile bir cinden daha hızlı o tahtı getirmeniz mümkün değil. Anladınız. Cinden daha hızlı o tahtı getirebilmeniz için ışık hızından ötesi birşey kullanmanız gerek. Bizim evrende de ışık hızından daha hızlı hareket edebilmek mümkün değil. Bilimsel açıdan mümkün olmayan birşey gerçekleştiği anda buna ne diyoruz? Mucize. Bu olayın neden ışınlama teknolojisi ile gerçekleşemeyeceğini anladınızmı? O ilim sahibi zat, iddia edildiği gibi
 eğer ışınlama teknolojisini kullansaydı bir cinden daha hızlı getirmesi söz konusu olamazdı. Hatta tam aksi olurdu, cin daha hızlı getirirdi çünkü ışık hızında hareket edebilmek için bir aygıta ihtiyaç duymuyor. Işık hızında hareket edebilmek bizlerin koşma kabiliyeti gibi doğasında olan birşey. Siz o ışınlama cihazın ayarlarını yapıncaya kadar cin çoktan getirmiş olurdu. Anladınız. Özetlersek; bu hadisenin ışınlama ile hiçbir ilgisi yok.

Işınlama teorisi ile karşılaştığımız diğer sorunlar

Ortada bir teknoloji var dediğiniz zaman, o teknoloji yeryüzü kurallarına tabi olması gerek. Teknolojinin temeli fizik kurallarına dayanır. İşte burada da aklımıza onca soru geliyor; o tahtın bulunduğu koordinatları nereden aldıda kendisini tam o noktaya ışınlayabildi? Varsayalımki kendisini oraya ışınladı, sarayda tahtı arayacak, oradaki insanlardan gizlenecek derken dakikalar geçerdi. Dakikaları bırakın, bir adım attığında zaten iddiayı kaybederdi. Gözünü açıp kapatmadan getiririm diyor, yani o tahtı getirmek için bir adım atacak zamanı bile kendisine tanımıyor. Kendisine tanıdığı süre içinde o tahtı ışınlama veya her hangi bir dünyevi güç ile getirmesi mümkün değil. Örneğin ifrit. İfrit iki adımlık zaman kendisine tanıyor. Ne diyor; otur diyor bu ilk adım sonra kalk diyor bu da ikinci adım, sonrası tahtı yanında göreceksin diyor. Bir adımda tahta ulaşsam bir diğer adımda da geri dönsem, ancak iki adımda getiririm diyor ve o kadar mühlet istiyor. İlim sahibi zat ise o zamanı bile kendisine tanımıyor. Gözü açıp kapatıncaya kadar getiririm diyor. Gözü açıp kapatmak ne demek saniyenin onda biri demek. Saniyenin onda biri ne anlama geliyor, o dönem için ölçümü mümkün olmayan bir zaman dilimi anlamına geliyor. O yüzden burada kullanılan gözü açıp kapatma ifadesi bir zaman dilimini kastetmekten ziyade, zamanın geçersizliğini ifade etmek için kullanılır. İslam tarihinde de hangi şahıs için zaman geçerli değil? Bu sorunun cevabını biliyorsanız, tahtı getiren zatıda biliyorsunuz. Artı, ışınlama teknolojisi tek yönlü işleyen bir mekanizma değil, hem çıkış noktasında hem varış noktasında portalınız olması gerek. Bir nokta sizi atom parçalarınıza ayırıyor ve ışınlıyorsa diğer uçtada yani belkısın sarayında da sizi bir araya getiren bir alıcı aygıt olması gerek. Belkısın sarayında öyle bir aygıt varmıydı? Yoktu. Bu iddiaların neresinden tutsak elimizde kalıyor. Önünü ve arkasını hesaplamadan birşeyleri ortaya atıyorlar, sonrada ben böyle düşünüyor böyle inanıyorum deyip geçiyorlar. Bilimde böyle işlemiyor işte arkadaşlar, iddialarınızın önünde ve arkasında elle tutulur bir tarafı olması gerek.

Teknoloji yoktu ışınlama yoktu, ne vardı o zaman?

Bunun sırrınıda bize başka bir Ayet açıklıyor. Kur'an-ı Kerim ilim sahibi kişilerden bahsederken
, bunu genelde o kişilerin ismini söyleyerek yapar. Örneğin; biz Musaya ilim verdik der, Yusuf’a ilim verdik der, Lut'a, Davud ve Süleyman'a ilim verdik der vs. İki Ayette ama ilim sahibi bir şahsiyetten bahsederken o şahsiyetin ismini vermez. Birisi bu Ayet diğeri ise Musa as'ın kıssalarında geçen Ayette. Hatırladınızmı? Aynen. Kehf Süresi 60-82. Musa as, kendisinden daha ilimli birisi varmı diye Allaha sorar ve bunu öğrenmek için bir yolculuğa çıkması söylenir. Bu yolculukta onu o ilim sahibi şahısa ulaştırır ve bu ikisi yine bir yolculuğa çıkar ve bir dizi olaylar ile karşılaşır. Şimdi; Kur'an-ı Kerimin iki Ayetinde isimsiz bir ilim sahibinden bahsedilir, birisi Belkısın tahtı ile ilgili Ayette diğeri ise Musa as'ın yolculuğu ile ilgili Ayette. Kim bu şahıs? Belkısın tahtı ile ilgili Ayette Allahu Teala onu deşifre etmiyor, o Ayeti okuduğumuzda onun kim olduğunu çözemiyoruz. Musa as'ın kıssasına geldiğimizde ama, Ayetler bize o şahıs hakkında daha detaylı bilgiler veriyor. Bi nevi kendisini ifşa ediyor. Kim bu şahıs; hz Hızır. O iki Ayette geçen kişinin aynı kişi olduğunu nereden anlıyoruz? Kur'an-ı Kerimin tümünü inceleyerek. Kur'an-ı Kerimde tek bir kişi için zaman geçerli değil, o da Hızır as. Yani, o tahtı bir ifritten daha hızlı getiren kişi sıradan bir insan değildi, maneviyatı yüksek zamanın kendisi için geçerli olmayan bir şahsiyetti. Olayın altında da ışınlama gibi bir yeryüzü ilmi yoktu, bir mucize vardı. Ne tür bir mucize? Bu hadisede zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı. Herkes için zaman durdu, o taht içinde mekan kavramı ortadan kalktı. Gözü açıp kapatmadan binlerce km uzaklıktaki bir taht bir anda Süleyman as yanında oluverdi. O yüzden bu hadisenin altında yeryüzü ilimleri değil, manevi ilimler arayın.

Ortaya attığınız tezin tutulur yanları olsun

Bir hadise Musa as döneminde yaşanıyor diğer ise ondan bin yıl sonrası Süleyman as döneminde. İki Peygamber arasında bir zaman farkı var, bu hadisenin içinde de zamanın hiçe sayılması var, bu da aklımıza ilk Hızır as getiriyor. İslam inancına göre iki kişiye kıyamete kadar yaşama izni verilmiş biri kötülerden (iblis), diğeri iyilerden (hz Hızır). O yüzden biz Müslümanlar Hızır as'ın kıyamete kadar insanlığın arasında dolaşacağına inanırız. Hem Musa as döneminde ortaya çıkması, hem Süleyman as'ın hizmetinde bulunması İslam inancına uygun bir iddia. Yani bir iddia ortaya attığınızda bu İslam ile çatışmasın. Önü ve arkası tutulur olsun, mantık içinde olsun.

Özetlersek

Kur'an-ı Kerimde ilimden bahsedildiğinde, bu maneviyatla ilişkilendirilir. Örneğin;
"Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler" (Sebe Süresi; 6). "Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar" (İsra Süresi; 107). Kur'an-ı Kerimde ilim ve maneviyat özleştirilir. Allah inancı olmayan birisi, Allah nezdinde ilim sahibi olarak görülmez. Kur'an-ı Kerimin koyduğu ölçüye göre ilim sahibi olabilmeniz için Allah inancına ve Allah korkusuna sahip olmanız gerek. Ayetimiz ilim sahibi bir şahsiyetten bahsediyor, biz buradan o kişinin manevi ilimlere sahip olduğunu anlıyoruz. Nereden bunu anlıyoruz? Manevi derinliğe sahip olmayan birini Kur'an-ı Kerim, "ilim sahibi" olarak görmüyorda ondan. Bu noktada aklınıza şu soru gelebilir; hem manevi ilimlere sahip, hem teknoloji gibi yeryüzü ilimlerine sahip olamazmı? Günümüzde elbette olabilir, ama o dönem olamaz. En basiti ilmin zekatı var. O şahıs eğer bu hadiseyi bir yeryüzü ilmi ile gerçekleştirmiş olsaydı, medreselerde ve okullarda o teknolojiyi başkalarına öğretme ve paylaşma vebali omuzuna inerdi. O teknoloji yayılır ve o günden bugüne katlanarak gelirdi. O dönemde ve ondan sonraki dönemlerde siz yeryüzünün her hangi bir noktasında ışınlama teknolojisine rastladınızmı? Hayır. Demek ortalıkta ışınlama teknolojisi yoktu. Bu tür iddialar ortaya attığınız zaman lütfen çok dikkatli olunuz, her yönüyle kendinizi vebal altına sokuyorsunuz. Örneğin; o şahıs ışınlama teknolojisi ile tahtı getirdi dediğiniz an, o şahısa o bilginin zekatını ödemediği, o bilgiyi insanlıktan gizlediği iftirasını atmış oluyorsunuz. Bilgiyi paylaşmamayı ve ilmi gizlemeyi sanki meşru birşeymiş gibi göstermiş oluyorsunuz. Küçük ve önemsiz gibi görünen bir iddianın ne tür yorumlara ve iftiralara yol açabileceğini lütfen görünüz. O hadise ışınlama ile izah edilebilir değil, öyle olsaydı o hızda ifritte o tahtı getirebilirdi. İfritten daha hızlı hareket edebiliyorsa, demek ışık hızından daha hızlı birşey kullanıldı. Fizik yasalarına görede bu evrende ışık hızından daha hızlı hareket edebilen bir şey yok. Fizik yasalarına ters olanın altında da biz ne arıyoruz; mucize! Bu olayda da bir mucize gerçekleşti. Zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı.

Mucize ve teknoloji arasındaki fark?

Gizem avcıları maalesef bilerek veya bilmeyerek peygamberleri sıradanlaştırır, bunuda peygamberlerin mucizelerini günümüzün teknolojik aygıtları ile açıklamaya çalışarak yaparlar. Peygamberlere indirilen mucizeleri günümüzün teknolojisine eş değer tutarlar. Bu yazı vesilesiyle bunada bir açıklama getirme ihtiyacı hissediyoruz, bakınız; dünya bir bilgisayar ve bizde o bilgisayar yazılımın içinde varlığını sürdüren birer kuluz. Mucize ve teknoloji arasındaki fark; teknoloji, o yazılımın inceliklerini öğrenmek ve kullanmaktır. Mucize ise o yazılımın dışına çıkabilmek
(mirac hadisesi) ve gerektiğinde o yazılıma dıştan müdahale edebilmektir. Bilim adamı ile peygamber arasındaki fark; bilim adamları yazılımın dışına çıkamaz, yazılımın kendisine müdahale edemez, yazılımı değiştiremez. Yazılım yani sistem kendilerine ne imkanları sunuyorsa ancak o sınırlar içinde hareket edebilirler. Peygamberler ise diledikleri an yazılımın dışına çıkabilir, diledikleri zaman yazılımın kendisine müdahale edebilir. Belirli bir mekan ile kısıtlı değiller. Sistemin içi veya dışı, sınırsız hareket alanlarına sahipler. O yüzden bir peygamberi asla bir bilim adamı ile, bir mucizeyide asla teknolojik bir aygıt ile eşdeğer tutmayın. Robotun kendisi ile o robotun yazılımını yazan kişi hiç bir olurmu!"






iblis, şeytan ve cin

Şeytan, Cin ve İblis kelimeleri sıkça birbiriyle karıştırılır ve internet sayfalarında çok farklı yorumlara sebep olur. Bazıları iblisin bir melek olduğuna ve Allaha isyan ettiğinden dolayı gökten kovulduğuna inanır. Bazıları şeytanın ateşten cinlerin ise ateşin dumanından yaratıldığını düşünür. Bazı ilahiyatçılarda şeytan diye bir varlığın olmadığını, kötülüğün insanın kendinden geldiğini iddia eder. Bizlere vesevese veren, önümüzden, arkamızdan, sağımız ve solumuzdan bize yaklaşan bir varlık varmı? Kötülük fıtratımızın bir parçasımı? Şeytan ve iblis nedir gibi soruları genel kültür anlamında bilmeniz gerektiğine inanıyoruz, o yüzden bu konuya sitemizde bir açıklık getirme ihtiyacı duyduk. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Allah kötülük yaratmışmı?

Hayır! Allahu Teala ne şeytan adından, ne iblis adında ne lucifer adında nede başka bir isim altında bir kötülük yaratmış! Başınıza gelen felaketlerin kendinizden geldiğini ve ben insanlara asla zulüm etmem Ayetlerini indiren bir Allah hiç kötülüğü var edermi? Tabiki etmez!

   - Şeytan nedir o zaman?

İlk olarak şunu bilmelisiniz, şeytan adında fiziki bir yaşam formu yok. Şeytan nedir? Şeytan kelimesi bir lakaptır. Lakap kelimesinin anlamı ne? Bir kimse veya bir aileye kendi adından ayrı olarak sonradan takılan, o kimse veya o ailenin bir özelliğinden kaynaklanan bir ad! Şeytan lakabı burada iblis ve onun soyuna kendi adından ayrı olarak sonradan, Allah tarafından takılan bir lakap. Asıl ismi iblis, şeytan lakabı ise cennetten kovulduktan sonra kendisine takılır. Allah neden iblis'e şeytan lakabını takar, şeytan kelimesinin anlamı ne? Şeytan kelimesinin anlamı komplo kurmak ve rahmetten uzaklaştı, haktan uzak oldu anlamlarına gelir. Şeytan kelimesi Allaha muhalif, karşıt bir güç oluşturmaya çalışan ve Allahın rahmetinden uzaklaştırılmış canlılar (cin ve insan) için Allah tarafından kullanılan bir lakaptır.

   - Allahu Teala hangi kişi veya aileye şeytan lakabını atamış? 

Kötülük yapmaya muktedir iki canlı var, birisi insan diğeri cin. Neden, çünkü sadece bu iki yaratık hür irade ile yaratılmış. Bu iki yaratıktan hangisinin soyuna şeytan kelimesi kullanılır? Cinlerden iblis ailesine! İblis adında bir cin bir müddet melekler katında yaşar, imana gelir ve sonrasında isyan eder. Ademoğullarını yoldan çıkaracağına dair Allaha yemin eder ve kendisine kıyamet gününe kadar ömür verilmesini ister. Allahu Teala ona bu izni verir ama kendisini, soyunu ve kendisine uyanlarıda cehenneme atacağını söyler. İblis, soyu ve insan veya cinlerden kim Allah karşıtı eylemler içinde bulunursa o Allahın rahmetinden uzak kılınır ve şeytan lakabını hak eder. Şeytan adında bir varlık yaratılmamış, şeytan kelimesi sadece bir lakaptır ve bununla iblis ve soyu ve ona tabi olan insan ve cinler kastedilir. Filmler, kitaplar ve bazı insanlar şeytanın sanki çok gizemli haşa Allaha eşit güçlere sahip bir yaratık olduğu görüşünü yaymaya çalışır, bunlar batıl inançlar, lütfen bunlara itimat etmeyiniz.  

   - Şeytan olmanın önkoşulu nedir?

İnsan günahkardır ve hata yapmaya uygun bir fıtrata sahip. Allah ama bu kusurlarınızın bir çoğunu örter ve bağışlar. Kötülükleriniz kendinize ve bireylere olduğu müddet siz Allah katında sadece günahkar bir insan olarak görülürsünüz ve Allahın rahmetinden ümitvar olabilirsiniz ama eğer, eylemleriniz yeryüzündeki bireylere yönelik değilde Allaha, Allahın indirdiği dinlere ve toplumsal düzene yönelik olursa o zaman size Allah katında şeytan damgası vurulur, kıyamet gününde şeytanlara hak muamele görürsünüz! Kur'an-ı Kerimde şeytanlardan bahsedilirken bununla o zaman insanlarda kastedilmekte? Evet, kim eylemlerinde Allahı ve ona inananları hedef alır, kim toplumsal düzeni bozacak eylemlerin içine girerse o bir şeytandır ve şeytanlar ile birlikte haşrolunur. Unutmayınız, iblis ve tayfası yeryüzüne müdahale edemez. Kendisi insanlardan ortaklar ve işbirlikçiler bulamadığı müddet yeryüzünü kana, zulme ve hukuksuzluğa boğamaz yani insansız olmaz bu kötülükler. Örneğin; illuminati. Dünya'ya baktığınızda ahlaki değerlerden Allahı hedef alan eylemlere, yeryüzündeki zulümden savaş ticaretine kadar bunun arkasında illuminati gibi örgütler olduğunu görürsünüz. Yani şeytanın yeryüzündeki ortakçıları masonik teşikilatlardır. Zaten insan en büyük darbeyi hep kendi içinden yemezmi? Örneğin; iblis ilk hava anamızın aklını çelmedimi, hava anamız değilmiydi adem as'ı o yasak ağaçtan yemeye ikna eden. Aranızda hainler, şeytan ile iş tutanlar olmazsa bilinki bileğinizi bükemez sizi kandıramazlar. İnsanlarında şeytan olabildiğini nereden biliyoruz? Şu Ayetten; "böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık" (En’Am Süresi; 112. Ayeti Kerimesi)

Cinler nasıl bir şekle sahip?

Bir hurafe inançta cinlerin katı bir bedene sahip olmadığı görüşüdür. Bu doğru değil, Allahu Teâla insanı ve cinleri eşit görünümde yaratmış. İlahi adalet doğrultusunda ikiside aynı görünüme, ikiside katı bir şekle sahip. Not: Kur'an-ı Kerimin bir Ayetinde canlıların sudan yaratıldığı (Enbiya Süresi 30. Ayeti Kerimesi), Hicr Süresinde ise cinlerin dumandan yaratıldığı söyler, içiniz rahat olsun burada bir çelişkinin varlığı söz konusu değil. Allahın Ayetlerinde tezatlık bulunmaz, tam aksine Ayetler birbirini tamamlar ve bize cinlerin yaratılışında kullanılan iki bileşimi aktarır. Bazılarıda neden cinler hakkında bizlere bilgi verilir diye sorar, bunun cevabıda çok basit demek bunlar insan tarafından bilinmesi gereken bilgiler! Allah bu bilgileri veriyorsa bunu sorgulamak bizim haddimize değil. Allahın bildiği birşey vardır ve bizlere ihtiyaç duyduğumuz kadarını verir, ne daha azını ne daha fazlasını. Örneğin; bizlere cinlerin yaratılışı hakkında yok denilecek kadar az bilgi verilmiş demek kendimizi onların şerrinden korumamız için o derinlikte bilgilere muhtaç değiliz. Eğer onlar hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak istiyorsanız o zaman kurnazlık yapmanız gerekiyor. Nasıl bir kurnazlık? Bir cinle sohbet etmekmi; hayır. Onlar sizlere asla kendileri hakkında bilgi aktarmaz. Bizler eğer onların yapısını çözmek istiyorsak o zaman insanın yaratılışına bir göz atmalıyız. İnsanın yaratılışını anlarsak diğerinide çözeriz. Allahu Tealanın yasa ve uygulamalarında tutarsızlık göremezsiniz. İnsanoğlunun yaratılışı hakkında Allahu Teala bizlere detaylı bilgiler vermiş, o Ayetleri incelersek cinlerinde aynı işleme maruz kaldığını varsayabiliriz.

   - Ayetleri anlamak

Kur'an-ı Kerimin Ayetler birbirine bağlıdır. Allahu Teala bir konu hakkındaki bilgileri farklı Ayetlere dağıtır. Bunu bir yemek tarifi gibi görmelisiniz. Bir Ayet bir malzemeden bahsederken bazı Ayetler diğer malzemeleri verir, bazı Ayetlerde bu malzemelerle nasıl yemek yapıldığını tarif eder. Örneğin; bir Ayette insanın topraktan yaratıldığını söyler, farklı bir Ayette sudan, farklı bir Ayette çamurdan (balçık) bahseder, başka bir Ayettede kurutulmadan. Siz eğer sadece bir Ayet doğrultusunda hareket ederseniz yanılgıya açık olursunuz. Örneğin; bir Ayette çamur geçiyor diye bizler insanın katı bir şekle sahip olmadığını iddia ediyormuyuz, tabiiki hayır o zaman cinlerde de böyle iddialarda bulunmayın. Bir Ayette ateş yazıyor diye cinlerin katı bir fiziki yapıdan yoksun, duman şeklinde ortalıkta gezindiği iddiasında bulunmayın. Örneğin; bütün canlılar sudan yaratıldığı söylenir. Demek cinlerde sudan yaratıldı. İnsana baktığımızda bedenlerimizin ortalama %70 su olduğunu görüyoruz demek cinlerin bedenleride %70 su'dan ibaret. Şimdi kendimize şu soruyu sormalıyız; insanın yaratılışında toprak ve su kullanıldığı söylenir, cinlerin yaratılışında ise su ile ateş. Bizler toprak ve su'yun karışabildiğini biliyoruz ama, ateş ile su karşırmı veya hangi ortamda karışır? Not: insan birbirini tamamlayan unsürler üzerine var edilmiş -toprak ve su. Cinler ise tezatlık üzerine yaratılmış- su ve ateş!

   - Pozitif bilimlerin önemi

Cinlerin yaratılışı konusunda pozitif bilimler neden önem arz eder? İnsanın yaratılışında su ve toprak kullanılmış ve bunlar karılarak bir balçık haline getirilmiş ve sonrası o balçığa insan şekli verilmiş, sonrada bir kurumaya tabi tutulmuş. Ana rahmin şekline bakarsak ve bu şeklin ekmeklerinizi pişirdiğiniz o köy fırınlarına benzediğini ve matığımızı biraz daha zorladığımızda Allah katındaki ilk yaratılış noktamızında böyle bir alanda gerçekleştiğini varsayabiliriz. Gördüğünüz gibi, bu konulara daldığınızda topraktan çıkan mahsüllerin hazırlanışından insanın yeryüzündeki çıkış mekanına kadar herşeyi göz önünde bulundurmalısınız. Bu incelikleri hesaplarsanız yorumlarınızda doğruluk oranı artar, yanılma payınız azalır. Şimdi, Allahın düzeninde şaşma olmaz, insanoğlu yaratılışında nasıl bir işleme maruz kaldıysa cinlerinde aynı işlemden geçtiğine emin olabilirsiniz. Onlarda da ham maddeler ilk önce karıştırıldı, sonrası bu karışıma bir şekil verildi ve kurumaya tabi tutuldu. Neden pozitif bilimler? Cinlerin yaratılışında dumansız ateş ve suyun kullanıldığı söylenir. Bu iki madde hangi şartlar altında karışır ve kurutulur, bu bilgi bizlere Kur'anda verilmez. Verilmemeside gayet doğal çünkü o kadarını bilmemiz gerekmez. Bizler su ile toprağın karışabildiğini biliyoruz ama ateş ve su, bu ikisi karışırmı ve hangi şartlar altında karışır bunu bilmiyoruz. Burada fizik ilminden yararlanmalıyız. Ateş ve sıvılar hangi ortamda birleşir ve katı bir hal alır bunu fizik kitaplarında araştırmalıyız! Aslında Allah bize nasıl bir ortamda karıştırdığına yönelik ipucu verir, bizleri o kadarda gizemde bırakmaz. Allahu Teala Ayetinde "dumansız" ateş der. Şimdi kendimizi şu soruyu soralım; nasıl bir ortamda ateş yanar ama duman çıkarmaz? Örneğin; ateş ağır basınç altında yakılmış ve su ile karıştırılmış olabilirmi? Cinlerin yaratılışı hakkında kendimize sormamız gereken diğer bir soru ise insanoğlu güneşin altında kurutularak katı bir şekle sokuldu. Cinler acaba eksi derecelerde tutularak katı bir şekle sokulmuş olabilirmi? Gördüğünüz gibi ezbere hareket etmeyin, araştırmacı olun ve kendi aklınızı kullanmayı ihmal etmeyin.

yeryüzünde maddenin üç hali var; katı, sıvı ve gaz, dördüncüsünü billim adamları plasma olarak nitelendirselerde biz buna katılmıyoruz, dördüncüsü saf enerjidir. Özetlersek; insanlar= katı+su (suyun sıvı hali), cinler= gaz+su (suyun buharlaşmış hali), meleklerde saf enerji+su (suyun enerji hali). Maddenin her hali üç farklı canlıda tecelli eder, su ise melek, insan ve cinlerin yaratılışında kullanılan tek ortak malzeme. Bu formüllerden biz bütün canlıların sudan yaratıldığını ve bütün canlıların işlemden geçtikten sonra katı, fiziki bir şekil aldığını görüyoruz. 

   - Şeytanın ateşten cinlerin ise ateşin dumanından yaratıldığı inancı nereden gelir?

Şeytan adında bir varlığın yaratılmadığını bir üst bölümde izah ettik, o zaman ateş ve duman kavramları nereden gelir? Cinler dumansız bir ateşten yaratılmış, bu; duman ve ateşin bir arada anılması maalesef bazı hurafe inançların ortaya çıkmasına vesile olmuş. “Cinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık.” (Hicr Süresi; 27. Ayeti Kerimesi)

   - Cinlerin bir şekle sahip olmadığı görüşü nereden kaynaklanır?

Cinlerin bir şekle sahip olmadığı algısı cinlerin enerjiye dönüşebilmesinden kaynaklanır. Biz insanlar özümüze, enerjiye dönme becerisine sahip değiliz, cinler ama sahip. Cinler neden enerjiye dönmek istesin? (1) Cinler farklı gezegenlerde yaşar ve bunların bir gezegenden diğerine hareket edebilmesi için hızlı hareket edebilmeleri gerek. Allahta onlara enerjiye dönüşebilme imkanını tanıyarak onların o uzun mesafeleri ışık hızı ile kat etmelerini sağlar. Bilim kurgu filmlerindeki ışınlama veya warp teknolojisi gibi. Enerjiye dönüşebilmeleri onları bir gezegenden diğerine seyahat etmelerini kolaylaştırır. Not: ışık hızı ile hareket edebilmiş olsalar bile gezegenler arası seyahat bazen milyonlarca yıl alır. Cinlerin ömrü ortalama iki bin yıl olmasına rağmen gezegen ve galaksiler arası mesafe için bu uzun ömür yeterli değil. Enerjiye dönüşüp güneş hızında hareket edebilme dışında Allah onlara bir kıyak daha geçer o da solucan delikleri. Uzayda var edilen solucan delikleri cinler için varedilmiş, cinlerin evrenin bütün güzelliğini görme ve yaşayabilmesi için. Solucan delikleri bu seyahat mesafelerini kısaltır, içine girildiği an cinler evrenin bir yerinden diğerine fırlatılır. Yüz bin veya milyon yıl alabilecek yolculuklar saniyeler içinde kat edilir. Allahu Teala cinlere gerçektende çok büyük nimet ve imkanlar tanımış ama ne kadar nimet o kadar vebal bunuda unutmamalılar. (2) insan ve cin alemin ortak noktası enerji. Cinler enerji boyutuna geçerse bizler ile iletişime geçebilir. Bilhassa kendi alemi ve kendi işlerini bırakıp insan ile uğraşmaya ant içen, insanı saptırmayı hayat vazifesi bilen cinler (şeytan tayfası) enerji boyutunda yaşamayı tercih eder ve o boyuttan bizleri izler ve bizlere fısıldar. Kendi katı halleri ile bunu yapmaları mümkün değil. Kendi katı halleri ile ne bizleri görürler ne de bizlerle iletişime geçebilirler, kısacası kendi alemin dışına çıkamazlar. (3) Enerji boyutlarında hareket etmelerin bir avantajıda bizlerin, insanoğlunun enerji boytlarını göremez olmamız. Bizler o boyuttan gelebilecek her türlü saldırıya açığız. Özet: cinlerin katı bir şekle sahip olmadığı algısı enerji boyutunda hareket eden cinlerden kaynaklanır. Bunlar enerji boyutuna geçtikleri an katı hallerini terkeder ve enerji özlerine döner. O enerji özü ilede bir şekilden diğerine girdikleri için halk arasında cinlerin şekilsiz varlıklar olduğu algısı ve inancı yayılmış!

İnsan ile cinler arasında evlilik olurmu?

Bir insan bir cin ile evlenebilir, bu fiziki açıdan mümkün. İnsanın enerji boyutu, yani özü (matriks filmini düşünün) ile enerj boyutunda hareket eden cinler çiftleşebilir. Ancak, doğan çocuklar ne insan aleminde nede cinler aleminde var olabilir. Bu çiftleşmeden doğan çocuklar saf enerjiden oluştuğu için ne insan alemi ne cinler alemine ayak basabilir. Onlar o ara boyuta mahkum kalır. O yavrular o ara boyutta ömürlerini geçirmeye mahkum kalır. Bunun acısını nesiller çekeceği için İslam dini insanın cinler ile izdivaça geçmesini mekruh kılmış. Haram olmayan ama büyük sıkıntılara sebep olabilecek her hal ve hareketlere mekruh denilir (örneğin; sigara). Cinler ile iletişim içinde bulunmakta böyle birşey, günah olmasada hayatınızı ve neslinizi büyük sıkıntıların içine sokar. Artı, insan bir alemi kaldırmakta zorlanır, siz birde cinler alemine dalarsınız iki boyut arasında kaybolur gidersiniz. Beyniniz gerçeği anlamakta zorlanır. Neyin gerçek neyin gerçek dışı olduğunu ayırt edemez hale gelirsiniz (şizofrenik davranışlar). Örneğin; evinizi saray gibi görürsünüz ama gerçekte bir çöp yığınına dönüşmüştür. Siz bunu fark edemezsiniz yaşamınız zindana, yalnızlığa, pisliğe ve ruhsal çöküntülere dönüşür.

Cinler kamera ile görüntülenebilinirmi?

İnsan alemi ve cinler alemi farklı fizik kanunları üzerine kurulmuş, ne birisi diğerini cihazlar ile görüntüleyebilir ne de kendi alemine has yapısı ile onun içinde var olabilir. Eğer bir cin bizim boyutta var olmak istiyorsa bizim boyutta geçerli fiziki bir şekil alması gerek, aldığı anda gözle görülür, işitilir veya kamera ile görüntülenebilinir. Kendi boyutlarından çıkıp bizim boyuta geçtikleri an bizim alemin fizik kanunlarına tabi olur, yani bizim boyutta geçerli bir şekil alma zorunluluğu bulunur ve bu da bizlere onları görüntüleyebilme imkanı tanır. Nasıl? Bizim boyuta geçtikleri an bizim boyutun hangi elektromanyetik frekans boyutunda hareket ediyor veya fısıldamaları hangi frekansta onu tespit etmelisiniz. Onu tespit ettikten sonra o frekans aralıklarını görüntüleyebilecek veya işitebilecek bir cihazı rahatlıkla geliştirebilirsiniz. Örneğin; cep telefonu veya uydu sinyalleride elektromanyetik birer frekans. Gözle görmemiz veya kulakla duymamız mümkün olmayan birer akım ama bizler cihazlar geliştirip bu frekansları görünür (tv) veya işitir (radyo) hale getirdik ve getiriyoruz. Biz bunu cinlerin hareket ettiği frekans boyutları içinde yapabiliriz. İnsanın kullandığı frekanslar (gps, uydu, radyo vs) infrared boyutunda olur. Cinler ise ultraviolet boyutlarda (x-ray, gamma ray) hareket eder. Çalışmalarınızı o boyutlarda yapmanızı tavsiye ederiz.

Cin ve insan yaratılışı arasında fark yokmu?

Cinler insanlar gibi katı bir şekle sahip ancak aramızda iki temel fark bulunur; (1) "kime uzun ömür verirsek onun gelişimini tersine çeviririz" (Yasin Süresi; 68. Ayeti Kerimesi). Cin ve insan arasındaki birinci temel fark insan yaşlandıkça ruhani boyutu çocuklaşır, cinler yaşlandıkça onların fizik yapısı çocuklaşır. (2) Cin ve insan arasındaki ikinci temel fark ise bizler katı halimizi enerjiye dönüştüremiyoruz, cinler dönüştürebiliyor. (3) Bizlerden 50 kat- 100 kat daha uzun yaşarlar.

İblis melekmidir?

Bazı insanlar İblis’in meleklerden olduğunu iddia eder. Bunun böyle olmadığını yazımızın üst bölümlerinde çıkarmışsınızdır, çıkaramayanlar için şu Ayetin yeterince açıklayıcı olacağını ümit ediyoruz; “yine o vakti hatırla ki biz, meleklere: "Âdem'e secde edin!" demiştik. İblis hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi, Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da İblis'i ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir.” (Kehf Süresi; 50. Ayeti Kerimesi)

   - İblis cinlerden ise melekler katında ne işi vardı?

Hz. Âdem as yaratılmadan önce yeryüzünde cinler yaşamaktaydı. Onlar insanoğlundan çok daha önce yaratılmış. Cinlerin yeryüzüne hâkim olduğu dönemde melekler dönem, dönem yeryüzüne iner asayişi sağlar, bozgunculuk ve fitne içinde bulunan cinleri kılıçtan geçirir, bir kısmınıda esir olarak göğe çıkarırdı. O dönemlerde göğe esir olarak çıkarılan mahkûmlardan biriside iblis adında bir cindi. İblis, melekler katındaki tutukluluk süresi içinde meleklerin Allaha ibadet edişini görür ve bir müddet sonra imana gelir. İman ettikten sonra binlerce yıl gökte ibadetle meşgul olur. Hatta ibadetlerinde öyle bir teslimiyet gösterirki bu teslimiyeti kendisini bütün meleklerden daha üstün bir konuma ulaştırır. Tertemiz olan meleklerden daha üstün bir konuma nasıl geldiğini merak ediyorsanız? Kur'an-ı Kerimde, meleklerin kendi başlarına hareket etme kabiliyetlerine sahip olmadığı bilgisi verilir. Onlar ancak Allah'ın emriyle hareket edebilir. Melekler Allah’ın iradesiyle ibadet eder, iblis ise kendi iradesi ile ibadet etti, fark bu. Her hangi bir zorunluluk ve emir altında olmadan, hür iradesi ile yaptığı ibadetler onu meleklerden daha üstün bir konuma getirdi. Ama sonunda kendisinin öz ateşten yaratıldığını söyler, çamurdan yaratılan bir insana secde etmeyeceğini beyan eder ve üstünlük taslaması sonucu cennetten kovulur. Not: cinler bir kaç bin yıl yaşar. İblis, ömrünün bir kaç bin yıl sonra sona ereceğini bilir ve ben cennete geri dönemeyeceksem insanda geri dönememeli der ve İnsanoğlunu Allah yolundan alıkoymak için kıyamete kadar hayatta kalma talebinde bulunur. Bu talepte Allah tarafından kabul edilir. Hz. Hızır hakkında da böyle bir rivayet bulunur, kendisinede kıyamete kadar yaşama izni verildiği düşünülür. İblis sıradan bir cin, onu başka cinlerden ayıran özellik ise kıyamete kadar yaşama izne sahip olması.

   - Neden bazı Ayetlerde iblis ismi kullanılır, bazılarında şeytan?

Cennet katında geçen diyaloglarda, henüz Allaha karşı gelmeden önceki diyaloglarda iblise kendi ismiyle hitap edilir. Ne zaman Allaha karşı hareket edeceğine yemin eder, o andan itibaren o ve tayfası şeytan olarak anılır. "Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım" (Araf Süresi; 16. Ayeti Kerimesi).