nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    





onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara;

onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, herşeyi pahalaştır sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Petrolünü satamıyor, altın ve paralarına el konuluyor, içerideki işbirlikçiler sistemi kilitliyor, ekonomi kötüye gidincede suçlu hükümet, öylemi? Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bazı salaklar erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı. Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya böylesine bir çetenin varlığı neden tespit edilemedi, bunuda bir eleştiri olarak biz bir kenara koyalım. Bu eleştiriyi oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun. Oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın, çünkü siz ondan sorumlusunuz, mahşer günü onlarla haşrolunacaksınız. Şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler. Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı Nankör. 50 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Haram haramı çeker. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Yan gelerek para ödeyerek emekli olma hakkını elde ettiler.

Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 50 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Avrupada hiçbir insan 40 yaşında emeklilik benim hakkımdır demeyi aklına bile getrimezken, bunlar açık açık bunu söyleyebiliyor ve insanlarıda buna inandırtabiliyor. Avrupada birisi 40 yaşında emekli olmak benim hakkım dese tımarhane atılır, burada ise bu söylem alıcı buluyor. Ne hale düştük. Gerçektende utanmadan bunu talep eden insanlar var. Ne yüzsüzlük. Memurluk maaşınız 4000 TL ve bu size yetmiyormu. Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın derdik. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün derdik. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün derdik. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün derdik. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler. Sahillere diktiler kaçak yapıları, yaylalara ormanlara diktiler kaçak villaları, kaçırdılar vergileri, bir de bu ülkede yaşanmaz diye şikayet ediyorlar. Nankörler. Bu milletin omuzundan parayı kazan, sonrada bu mileti aşağıla. Nankörler. Devlet memuru olmak için üniversiteye gidiyorlar. Ufka bakın. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Felsefe şu; devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Mantığa bakarmısınız. İş hayatına atıldığın gün çalışma hayatı başlaması gerekirken bunlar için üniversiteye girdiklerinde başlıyor, üniversite bittiğinde de bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Olmayıncada devleti kötülüyorlar. Üniversite sonrası herkes devlet memuru olup bir emekli gibi rahat etme derdinde. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Taktik hep aynı. Kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Ne kadar vatan haini varsa, hepsini topladı ülkeye. Kendisinden sonrakiler için çok ağır bir miras bıraktı. Birde erdoğandan neden nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl iş bu, bizde anlamadık. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl iş bu? Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Şimdi; gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası. Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? Erdoğan bizi '70 li yıllara götürdü diyorlar. Aşağılık herifler. '70 li yıllarda yokluktan ötürü kuyruk vardı, bugün ise bolluk içinde kuyruk var. 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olması ve fiyatları birlikte belirlemesi. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediklerini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı. Ülkemizde yaşayan bu iki zümre arasındaki fark; kendilerini alim zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halindeler. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. "Alim" ile arif, nankör ile vatansever arasındaki farkı anladınızmı? Nankör olan, arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Sizin bu asil duruşunuz herşeye yetiyor. Sizin irfanınıza hayranım. Kendini alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine sizin başınıza kaldı. Gazi mustafa dün size sığınmış, kurtuluş mücadelesini anadoludan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek size nasip olacak. Kılıcınız keskin yolunuz açık, yardımcınız Allah olsun.

Bu arada, bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Nankörler. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Müslümanların içine fitne sokan münafıklar, sizi. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir yerden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi, onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz müslümansınız, ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile niye aynı safta yer alıyorsunuz? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Bunun aması maması yok. Müslüman Müslümanın kardeşidir, NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar. Nankörler. Anadolu size kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Nasıl işse bu. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Gidin arabistana diyorlar, gerici diye aşağılıyorlar. Teşekkürler erdoğan. Sana çok büyük bir tuzak kurdular, sende yuttun. Sana sabah akşam diktatör dediler, sende bu algıyı yıkmak için her türlü ihanete göz yumdun. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Bu tuzağa düşmemen gerekirdi. Birde utanmadan sana diktatör diyorlar. YÜZSÜZLER. Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Az kaldı ama merak etmeyin, erdoğandan sonra Allahın size çok güzel bir süprizi var. Bekleyin ve görün. Şu kesin ama, Allahın azabı çok çetin olacak. Çok ama çok azdınız. Yeter artık. Erdoğan sizden hesap soracak gibi gözükmüyor, erdoğan altında siz daha çok azıyor daha çok güçleniyorsunuz. Yeter artık. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Özerklik isteyen, şehirlerimizde bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor, bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor, diyecekler. Öyle bir algı oluşturdularki, sanki erdoğan diktatör. Erdoğanda o diktatör söylemini haksız çıkarmak için, bunlara istediklerini yapma izni veriyor.

Algı nedir? Kelimeler ile olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, kelimeler ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyorsunuz ve gerçek dünyanın o olduğuna inandırtıyorsunuz. Sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli kelimeleri tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Bittik gittik, suriyelilerin istilasını uğradık, iltica geldi vs vs. Bu insanlarda gerçek türkiyenin bu olduğuna inanıyor. O paralel dünyadan uyanmamaları, gerçekleri görmemeleri içinde diğer haber kaynaklarını kötülüyorlar. Havuz ve yandaş gibi kavramlar boşuna değil yani. Hepsi kendi tabanlarına kurulan bu tuzağın bir parçası. Kendi tabanlarına sanal bir dünya kuruyorlar, uyanmamaları içinde gerçek dünya ile temas içinde olmalarına izin vermiyorlar. Kendileri dışında herkes kötü. Sözcü tayfasıda bunu bal gibi yutuyor. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak bir medya organın okurların zekası bu kadar olur zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Siz pkk'lılara savaş açtığınızda, ne dedi bunlar; pkk'lı teröristleri davul zurna ile karşılayan siz değilmisiniz dediler. Algı böyle birşey işte, algı sizi gerçeklerden koparır, sizleri tezat söylemlere iter. Örneğin; vakti gelir size "özgür medya" diye bağıttırır, vakti gelir yandaş ve havuz gibi kavramlar ile medyayı aşağılamanızı sağlar. Bir yandan medya susturulmaz diye bağırıyorlar, başka bir gün ise yandaş ve havuz medyasını yok edeceğiz diyorlar. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet. Deccaliyet budur; iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız. Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah ve huzur, kalkınmamı geldi? Hayır, savaşlar, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat etmeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyorlar yani kötüyü iyi gösteriyorlar. Deccaliyet bu. Rabbim bu aziz millete yardım etsin.

Sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu, onların ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, şeytanlar sizi. Kim bunlar; chp' nin başını çektiği çete. Şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı verip sonrada utanmadan vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyen şeytanlar sizi.  


Okurlarımıza tavsiyemiz; safhınızı belirleyin. Bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak; suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu, erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin.



iblis, ��eytan ve cin

Şeytan, Cin ve İblis kelimeleri sıkça birbiriyle karıştırılır ve internet sayfalarında çok farklı yorumlara sebep olur. Bazıları iblisin bir melek olduğuna ve Allaha isyan ettiğinden dolayı gökten kovulduğuna inanır. Bazıları şeytanın ateşten cinlerin ise ateşin dumanından yaratıldığını düşünür. Bazı ilahiyatçılarda şeytan diye bir varlığın olmadığını, kötülüğün insanın kendinden geldiğini iddia eder. Bizlere vesevese veren, önümüzden, arkamızdan, sağımız ve solumuzdan bize yaklaşan bir varlık varmı? Kötülük fıtratımızın bir parçasımı? Şeytan ve iblis nedir gibi soruları genel kültür anlamında bilmeniz gerektiğine inanıyoruz, o yüzden bu konuya sitemizde bir açıklık getirme ihtiyacı duyduk. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Allah kötülük yaratmışmı?

Hayır! Allahu Teala ne şeytan adından, ne iblis adında ne lucifer adında nede başka bir isim altında bir kötülük yaratmış! Başınıza gelen felaketlerin kendinizden geldiğini ve ben insanlara asla zulüm etmem Ayetlerini indiren bir Allah hiç kötülüğü var edermi? Tabiki etmez!

   - Şeytan nedir o zaman?

İlk olarak şunu bilmelisiniz, şeytan adında fiziki bir yaşam formu yok. Şeytan nedir? Şeytan kelimesi bir lakaptır. Lakap kelimesinin anlamı ne? Bir kimse veya bir aileye kendi adından ayrı olarak sonradan takılan, o kimse veya o ailenin bir özelliğinden kaynaklanan bir ad! Şeytan lakabı burada iblis ve onun soyuna kendi adından ayrı olarak sonradan, Allah tarafından takılan bir lakap. Asıl ismi iblis, şeytan lakabı ise cennetten kovulduktan sonra kendisine takılır. Allah neden iblis'e şeytan lakabını takar, şeytan kelimesinin anlamı ne? Şeytan kelimesinin anlamı komplo kurmak ve rahmetten uzaklaştı, haktan uzak oldu anlamlarına gelir. Şeytan kelimesi Allaha muhalif, karşıt bir güç oluşturmaya çalışan ve Allahın rahmetinden uzaklaştırılmış canlılar (cin ve insan) için Allah tarafından kullanılan bir lakaptır.

   - Allahu Teala hangi kişi veya aileye şeytan lakabını atamış? 

Kötülük yapmaya muktedir iki canlı var, birisi insan diğeri cin. Neden, çünkü sadece bu iki yaratık hür irade ile yaratılmış. Bu iki yaratıktan hangisinin soyuna şeytan kelimesi kullanılır? Cinlerden iblis ailesine! İblis adında bir cin bir müddet melekler katında yaşar, imana gelir ve sonrasında isyan eder. Ademoğullarını yoldan çıkaracağına dair Allaha yemin eder ve kendisine kıyamet gününe kadar ömür verilmesini ister. Allahu Teala ona bu izni verir ama kendisini, soyunu ve kendisine uyanlarıda cehenneme atacağını söyler. İblis, soyu ve insan veya cinlerden kim Allah karşıtı eylemler içinde bulunursa o Allahın rahmetinden uzak kılınır ve şeytan lakabını hak eder. Şeytan adında bir varlık yaratılmamış, şeytan kelimesi sadece bir lakaptır ve bununla iblis ve soyu ve ona tabi olan insan ve cinler kastedilir. Filmler, kitaplar ve bazı insanlar şeytanın sanki çok gizemli haşa Allaha eşit güçlere sahip bir yaratık olduğu görüşünü yaymaya çalışır, bunlar batıl inançlar, lütfen bunlara itimat etmeyiniz.  

   - Şeytan olmanın önkoşulu nedir?

İnsan günahkardır ve hata yapmaya uygun bir fıtrata sahip. Allah ama bu kusurlarınızın bir çoğunu örter ve bağışlar. Kötülükleriniz kendinize ve bireylere olduğu müddet siz Allah katında sadece günahkar bir insan olarak görülürsünüz ve Allahın rahmetinden ümitvar olabilirsiniz ama eğer, eylemleriniz yeryüzündeki bireylere yönelik değilde Allaha, Allahın indirdiği dinlere ve toplumsal düzene yönelik olursa o zaman size Allah katında şeytan damgası vurulur, kıyamet gününde şeytanlara hak muamele görürsünüz! Kur'an-ı Kerimde şeytanlardan bahsedilirken bununla o zaman insanlarda kastedilmekte? Evet, kim eylemlerinde Allahı ve ona inananları hedef alır, kim toplumsal düzeni bozacak eylemlerin içine girerse o bir şeytandır ve şeytanlar ile birlikte haşrolunur. Unutmayınız, iblis ve tayfası yeryüzüne müdahale edemez. Kendisi insanlardan ortaklar ve işbirlikçiler bulamadığı müddet yeryüzünü kana, zulme ve hukuksuzluğa boğamaz yani insansız olmaz bu kötülükler. Örneğin; illuminati. Dünya'ya baktığınızda ahlaki değerlerden Allahı hedef alan eylemlere, yeryüzündeki zulümden savaş ticaretine kadar bunun arkasında illuminati gibi örgütler olduğunu görürsünüz. Yani şeytanın yeryüzündeki ortakçıları masonik teşikilatlardır. Zaten insan en büyük darbeyi hep kendi içinden yemezmi? Örneğin; iblis ilk hava anamızın aklını çelmedimi, hava anamız değilmiydi adem as'ı o yasak ağaçtan yemeye ikna eden. Aranızda hainler, şeytan ile iş tutanlar olmazsa bilinki bileğinizi bükemez sizi kandıramazlar. İnsanlarında şeytan olabildiğini nereden biliyoruz? Şu Ayetten; "böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık" (En’Am Süresi; 112. Ayeti Kerimesi)

Cinler nasıl bir şekle sahip?

Bir hurafe inançta cinlerin katı bir bedene sahip olmadığı görüşüdür. Bu doğru değil, Allahu Teâla insanı ve cinleri eşit görünümde yaratmış. İlahi adalet doğrultusunda ikiside aynı görünüme, ikiside katı bir şekle sahip. Not: Kur'an-ı Kerimin bir Ayetinde canlıların sudan yaratıldığı (Enbiya Süresi 30. Ayeti Kerimesi), Hicr Süresinde ise cinlerin dumandan yaratıldığı söyler, içiniz rahat olsun burada bir çelişkinin varlığı söz konusu değil. Allahın Ayetlerinde tezatlık bulunmaz, tam aksine Ayetler birbirini tamamlar ve bize cinlerin yaratılışında kullanılan iki bileşimi aktarır. Bazılarıda neden cinler hakkında bizlere bilgi verilir diye sorar, bunun cevabıda çok basit demek bunlar insan tarafından bilinmesi gereken bilgiler! Allah bu bilgileri veriyorsa bunu sorgulamak bizim haddimize değil. Allahın bildiği birşey vardır ve bizlere ihtiyaç duyduğumuz kadarını verir, ne daha azını ne daha fazlasını. Örneğin; bizlere cinlerin yaratılışı hakkında yok denilecek kadar az bilgi verilmiş demek kendimizi onların şerrinden korumamız için o derinlikte bilgilere muhtaç değiliz. Eğer onlar hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak istiyorsanız o zaman kurnazlık yapmanız gerekiyor. Nasıl bir kurnazlık? Bir cinle sohbet etmekmi; hayır. Onlar sizlere asla kendileri hakkında bilgi aktarmaz. Bizler eğer onların yapısını çözmek istiyorsak o zaman insanın yaratılışına bir göz atmalıyız. İnsanın yaratılışını anlarsak diğerinide çözeriz. Allahu Tealanın yasa ve uygulamalarında tutarsızlık göremezsiniz. İnsanoğlunun yaratılışı hakkında Allahu Teala bizlere detaylı bilgiler vermiş, o Ayetleri incelersek cinlerinde aynı işleme maruz kaldığını varsayabiliriz.

   - Ayetleri anlamak

Kur'an-ı Kerimin Ayetler birbirine bağlıdır. Allahu Teala bir konu hakkındaki bilgileri farklı Ayetlere dağıtır. Bunu bir yemek tarifi gibi görmelisiniz. Bir Ayet bir malzemeden bahsederken bazı Ayetler diğer malzemeleri verir, bazı Ayetlerde bu malzemelerle nasıl yemek yapıldığını tarif eder. Örneğin; bir Ayette insanın topraktan yaratıldığını söyler, farklı bir Ayette sudan, farklı bir Ayette çamurdan (balçık) bahseder, başka bir Ayettede kurutulmadan. Siz eğer sadece bir Ayet doğrultusunda hareket ederseniz yanılgıya açık olursunuz. Örneğin; bir Ayette çamur geçiyor diye bizler insanın katı bir şekle sahip olmadığını iddia ediyormuyuz, tabiiki hayır o zaman cinlerde de böyle iddialarda bulunmayın. Bir Ayette ateş yazıyor diye cinlerin katı bir fiziki yapıdan yoksun, duman şeklinde ortalıkta gezindiği iddiasında bulunmayın. Örneğin; bütün canlılar sudan yaratıldığı söylenir. Demek cinlerde sudan yaratıldı. İnsana baktığımızda bedenlerimizin ortalama %70 su olduğunu görüyoruz demek cinlerin bedenleride %70 su'dan ibaret. Şimdi kendimize şu soruyu sormalıyız; insanın yaratılışında toprak ve su kullanıldığı söylenir, cinlerin yaratılışında ise su ile ateş. Bizler toprak ve su'yun karışabildiğini biliyoruz ama, ateş ile su karşırmı veya hangi ortamda karışır? Not: insan birbirini tamamlayan unsürler üzerine var edilmiş -toprak ve su. Cinler ise tezatlık üzerine yaratılmış- su ve ateş!

   - Pozitif bilimlerin önemi

Cinlerin yaratılışı konusunda pozitif bilimler neden önem arz eder? İnsanın yaratılışında su ve toprak kullanılmış ve bunlar karılarak bir balçık haline getirilmiş ve sonrası o balçığa insan şekli verilmiş, sonrada bir kurumaya tabi tutulmuş. Ana rahmin şekline bakarsak ve bu şeklin ekmeklerinizi pişirdiğiniz o köy fırınlarına benzediğini ve matığımızı biraz daha zorladığımızda Allah katındaki ilk yaratılış noktamızında böyle bir alanda gerçekleştiğini varsayabiliriz. Gördüğünüz gibi, bu konulara daldığınızda topraktan çıkan mahsüllerin hazırlanışından insanın yeryüzündeki çıkış mekanına kadar herşeyi göz önünde bulundurmalısınız. Bu incelikleri hesaplarsanız yorumlarınızda doğruluk oranı artar, yanılma payınız azalır. Şimdi, Allahın düzeninde şaşma olmaz, insanoğlu yaratılışında nasıl bir işleme maruz kaldıysa cinlerinde aynı işlemden geçtiğine emin olabilirsiniz. Onlarda da ham maddeler ilk önce karıştırıldı, sonrası bu karışıma bir şekil verildi ve kurumaya tabi tutuldu. Neden pozitif bilimler? Cinlerin yaratılışında dumansız ateş ve suyun kullanıldığı söylenir. Bu iki madde hangi şartlar altında karışır ve kurutulur, bu bilgi bizlere Kur'anda verilmez. Verilmemeside gayet doğal çünkü o kadarını bilmemiz gerekmez. Bizler su ile toprağın karışabildiğini biliyoruz ama ateş ve su, bu ikisi karışırmı ve hangi şartlar altında karışır bunu bilmiyoruz. Burada fizik ilminden yararlanmalıyız. Ateş ve sıvılar hangi ortamda birleşir ve katı bir hal alır bunu fizik kitaplarında araştırmalıyız! Aslında Allah bize nasıl bir ortamda karıştırdığına yönelik ipucu verir, bizleri o kadarda gizemde bırakmaz. Allahu Teala Ayetinde "dumansız" ateş der. Şimdi kendimizi şu soruyu soralım; nasıl bir ortamda ateş yanar ama duman çıkarmaz? Örneğin; ateş ağır basınç altında yakılmış ve su ile karıştırılmış olabilirmi? Cinlerin yaratılışı hakkında kendimize sormamız gereken diğer bir soru ise insanoğlu güneşin altında kurutularak katı bir şekle sokuldu. Cinler acaba eksi derecelerde tutularak katı bir şekle sokulmuş olabilirmi? Gördüğünüz gibi ezbere hareket etmeyin, araştırmacı olun ve kendi aklınızı kullanmayı ihmal etmeyin.

yeryüzünde maddenin üç hali var; katı, sıvı ve gaz, dördüncüsünü billim adamları plasma olarak nitelendirselerde biz buna katılmıyoruz, dördüncüsü saf enerjidir. Özetlersek; insanlar= katı+su (suyun sıvı hali), cinler= gaz+su (suyun buharlaşmış hali), meleklerde saf enerji+su (suyun enerji hali). Maddenin her hali üç farklı canlıda tecelli eder, su ise melek, insan ve cinlerin yaratılışında kullanılan tek ortak malzeme. Bu formüllerden biz bütün canlıların sudan yaratıldığını ve bütün canlıların işlemden geçtikten sonra katı, fiziki bir şekil aldığını görüyoruz. 

   - Şeytanın ateşten cinlerin ise ateşin dumanından yaratıldığı inancı nereden gelir?

Şeytan adında bir varlığın yaratılmadığını bir üst bölümde izah ettik, o zaman ateş ve duman kavramları nereden gelir? Cinler dumansız bir ateşten yaratılmış, bu; duman ve ateşin bir arada anılması maalesef bazı hurafe inançların ortaya çıkmasına vesile olmuş. “Cinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık.” (Hicr Süresi; 27. Ayeti Kerimesi)

   - Cinlerin bir şekle sahip olmadığı görüşü nereden kaynaklanır?

Cinlerin bir şekle sahip olmadığı algısı cinlerin enerjiye dönüşebilmesinden kaynaklanır. Biz insanlar özümüze, enerjiye dönme becerisine sahip değiliz, cinler ama sahip. Cinler neden enerjiye dönmek istesin? (1) Cinler farklı gezegenlerde yaşar ve bunların bir gezegenden diğerine hareket edebilmesi için hızlı hareket edebilmeleri gerek. Allahta onlara enerjiye dönüşebilme imkanını tanıyarak onların o uzun mesafeleri ışık hızı ile kat etmelerini sağlar. Bilim kurgu filmlerindeki ışınlama veya warp teknolojisi gibi. Enerjiye dönüşebilmeleri onları bir gezegenden diğerine seyahat etmelerini kolaylaştırır. Not: ışık hızı ile hareket edebilmiş olsalar bile gezegenler arası seyahat bazen milyonlarca yıl alır. Cinlerin ömrü ortalama iki bin yıl olmasına rağmen gezegen ve galaksiler arası mesafe için bu uzun ömür yeterli değil. Enerjiye dönüşüp güneş hızında hareket edebilme dışında Allah onlara bir kıyak daha geçer o da solucan delikleri. Uzayda var edilen solucan delikleri cinler için varedilmiş, cinlerin evrenin bütün güzelliğini görme ve yaşayabilmesi için. Solucan delikleri bu seyahat mesafelerini kısaltır, içine girildiği an cinler evrenin bir yerinden diğerine fırlatılır. Yüz bin veya milyon yıl alabilecek yolculuklar saniyeler içinde kat edilir. Allahu Teala cinlere gerçektende çok büyük nimet ve imkanlar tanımış ama ne kadar nimet o kadar vebal bunuda unutmamalılar. (2) insan ve cin alemin ortak noktası enerji. Cinler enerji boyutuna geçerse bizler ile iletişime geçebilir. Bilhassa kendi alemi ve kendi işlerini bırakıp insan ile uğraşmaya ant içen, insanı saptırmayı hayat vazifesi bilen cinler (şeytan tayfası) enerji boyutunda yaşamayı tercih eder ve o boyuttan bizleri izler ve bizlere fısıldar. Kendi katı halleri ile bunu yapmaları mümkün değil. Kendi katı halleri ile ne bizleri görürler ne de bizlerle iletişime geçebilirler, kısacası kendi alemin dışına çıkamazlar. (3) Enerji boyutlarında hareket etmelerin bir avantajıda bizlerin, insanoğlunun enerji boytlarını göremez olmamız. Bizler o boyuttan gelebilecek her türlü saldırıya açığız. Özet: cinlerin katı bir şekle sahip olmadığı algısı enerji boyutunda hareket eden cinlerden kaynaklanır. Bunlar enerji boyutuna geçtikleri an katı hallerini terkeder ve enerji özlerine döner. O enerji özü ilede bir şekilden diğerine girdikleri için halk arasında cinlerin şekilsiz varlıklar olduğu algısı ve inancı yayılmış!

İnsan ile cinler arasında evlilik olurmu?

Bir insan bir cin ile evlenebilir, bu fiziki açıdan mümkün. İnsanın enerji boyutu, yani özü (matriks filmini düşünün) ile enerj boyutunda hareket eden cinler çiftleşebilir. Ancak, doğan çocuklar ne insan aleminde nede cinler aleminde var olabilir. Bu çiftleşmeden doğan çocuklar saf enerjiden oluştuğu için ne insan alemi ne cinler alemine ayak basabilir. Onlar o ara boyuta mahkum kalır. O yavrular o ara boyutta ömürlerini geçirmeye mahkum kalır. Bunun acısını nesiller çekeceği için İslam dini insanın cinler ile izdivaça geçmesini mekruh kılmış. Haram olmayan ama büyük sıkıntılara sebep olabilecek her hal ve hareketlere mekruh denilir (örneğin; sigara). Cinler ile iletişim içinde bulunmakta böyle birşey, günah olmasada hayatınızı ve neslinizi büyük sıkıntıların içine sokar. Artı, insan bir alemi kaldırmakta zorlanır, siz birde cinler alemine dalarsınız iki boyut arasında kaybolur gidersiniz. Beyniniz gerçeği anlamakta zorlanır. Neyin gerçek neyin gerçek dışı olduğunu ayırt edemez hale gelirsiniz (şizofrenik davranışlar). Örneğin; evinizi saray gibi görürsünüz ama gerçekte bir çöp yığınına dönüşmüştür. Siz bunu fark edemezsiniz yaşamınız zindana, yalnızlığa, pisliğe ve ruhsal çöküntülere dönüşür.

Cinler kamera ile görüntülenebilinirmi?

İnsan alemi ve cinler alemi farklı fizik kanunları üzerine kurulmuş, ne birisi diğerini cihazlar ile görüntüleyebilir ne de kendi alemine has yapısı ile onun içinde var olabilir. Eğer bir cin bizim boyutta var olmak istiyorsa bizim boyutta geçerli fiziki bir şekil alması gerek, aldığı anda gözle görülür, işitilir veya kamera ile görüntülenebilinir. Kendi boyutlarından çıkıp bizim boyuta geçtikleri an bizim alemin fizik kanunlarına tabi olur, yani bizim boyutta geçerli bir şekil alma zorunluluğu bulunur ve bu da bizlere onları görüntüleyebilme imkanı tanır. Nasıl? Bizim boyuta geçtikleri an bizim boyutun hangi elektromanyetik frekans boyutunda hareket ediyor veya fısıldamaları hangi frekansta onu tespit etmelisiniz. Onu tespit ettikten sonra o frekans aralıklarını görüntüleyebilecek veya işitebilecek bir cihazı rahatlıkla geliştirebilirsiniz. Örneğin; cep telefonu veya uydu sinyalleride elektromanyetik birer frekans. Gözle görmemiz veya kulakla duymamız mümkün olmayan birer akım ama bizler cihazlar geliştirip bu frekansları görünür (tv) veya işitir (radyo) hale getirdik ve getiriyoruz. Biz bunu cinlerin hareket ettiği frekans boyutları içinde yapabiliriz. İnsanın kullandığı frekanslar (gps, uydu, radyo vs) infrared boyutunda olur. Cinler ise ultraviolet boyutlarda (x-ray, gamma ray) hareket eder. Çalışmalarınızı o boyutlarda yapmanızı tavsiye ederiz.

Cin ve insan yaratılışı arasında fark yokmu?

Cinler insanlar gibi katı bir şekle sahip ancak aramızda iki temel fark bulunur; (1) "kime uzun ömür verirsek onun gelişimini tersine çeviririz" (Yasin Süresi; 68. Ayeti Kerimesi). Cin ve insan arasındaki birinci temel fark insan yaşlandıkça ruhani boyutu çocuklaşır, cinler yaşlandıkça onların fizik yapısı çocuklaşır. (2) Cin ve insan arasındaki ikinci temel fark ise bizler katı halimizi enerjiye dönüştüremiyoruz, cinler dönüştürebiliyor. (3) Bizlerden 50 kat- 100 kat daha uzun yaşarlar.

İblis melekmidir?

Bazı insanlar İblis’in meleklerden olduğunu iddia eder. Bunun böyle olmadığını yazımızın üst bölümlerinde çıkarmışsınızdır, çıkaramayanlar için şu Ayetin yeterince açıklayıcı olacağını ümit ediyoruz; “yine o vakti hatırla ki biz, meleklere: "Âdem'e secde edin!" demiştik. İblis hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi, Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da İblis'i ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir.” (Kehf Süresi; 50. Ayeti Kerimesi)

   - İblis cinlerden ise melekler katında ne işi vardı?

Hz. Âdem as yaratılmadan önce yeryüzünde cinler yaşamaktaydı. Onlar insanoğlundan çok daha önce yaratılmış. Cinlerin yeryüzüne hâkim olduğu dönemde melekler dönem, dönem yeryüzüne iner asayişi sağlar, bozgunculuk ve fitne içinde bulunan cinleri kılıçtan geçirir, bir kısmınıda esir olarak göğe çıkarırdı. O dönemlerde göğe esir olarak çıkarılan mahkûmlardan biriside iblis adında bir cindi. İblis, melekler katındaki tutukluluk süresi içinde meleklerin Allaha ibadet edişini görür ve bir müddet sonra imana gelir. İman ettikten sonra binlerce yıl gökte ibadetle meşgul olur. Hatta ibadetlerinde öyle bir teslimiyet gösterirki bu teslimiyeti kendisini bütün meleklerden daha üstün bir konuma ulaştırır. Tertemiz olan meleklerden daha üstün bir konuma nasıl geldiğini merak ediyorsanız? Kur'an-ı Kerimde, meleklerin kendi başlarına hareket etme kabiliyetlerine sahip olmadığı bilgisi verilir. Onlar ancak Allah'ın emriyle hareket edebilir. Melekler Allah’ın iradesiyle ibadet eder, iblis ise kendi iradesi ile ibadet etti, fark bu. Her hangi bir zorunluluk ve emir altında olmadan, hür iradesi ile yaptığı ibadetler onu meleklerden daha üstün bir konuma getirdi. Ama sonunda kendisinin öz ateşten yaratıldığını söyler, çamurdan yaratılan bir insana secde etmeyeceğini beyan eder ve üstünlük taslaması sonucu cennetten kovulur. Not: cinler bir kaç bin yıl yaşar. İblis, ömrünün bir kaç bin yıl sonra sona ereceğini bilir ve ben cennete geri dönemeyeceksem insanda geri dönememeli der ve İnsanoğlunu Allah yolundan alıkoymak için kıyamete kadar hayatta kalma talebinde bulunur. Bu talepte Allah tarafından kabul edilir. Hz. Hızır hakkında da böyle bir rivayet bulunur, kendisinede kıyamete kadar yaşama izni verildiği düşünülür. İblis sıradan bir cin, onu başka cinlerden ayıran özellik ise kıyamete kadar yaşama izne sahip olması.

   - Neden bazı Ayetlerde iblis ismi kullanılır, bazılarında şeytan?

Cennet katında geçen diyaloglarda, henüz Allaha karşı gelmeden önceki diyaloglarda iblise kendi ismiyle hitap edilir. Ne zaman Allaha karşı hareket edeceğine yemin eder, o andan itibaren o ve tayfası şeytan olarak anılır. "Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım" (Araf Süresi; 16. Ayeti Kerimesi).