nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    






"Kafirler: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız, dediler." (Fussilet Süresi, 26)

Ezanımız okunurken gürültü çıkaran, o ezanı bastırmaya çalışanları gördünüz değilmi? Günümüzde yaşadığımız olayları bu Ayetten daha güzel özetleyen varmı? Aradan neredeyse 1500 yıl geçti, hak ile batıl arasındaki mücadelede zerre kadar birşey değişmedi. "Kutuplaşma" var diyenlerede günaydın; hak ile batılın olduğu yerde her zaman kutuplaşma vardır ve olacaktır. Batıl olan hakkın iktidarına tahammül edemez, hakta batıla boyun eğmez. Bu ikisi aynı ortamda yaşadığı müddet her zaman kutuplaşma, kavga ve gürültü olacak. Malazgirt savaşından beri yaşadığımız sıkıntıların özü bu. Ezanlar bu topraklarda okunmaması gerek. Mesele erdoğan değil, halen ANLAMADINIZMI? Geziden beri yaşadığımız tüm saldırıların özü bu; anadolu yahudilere vaat edilmiş topraklar. Biz asla bu topraklara ayak basmamamız gerekliydi. Ya siyasallaşmış yahudilik yeryüzünden ya da bizler bu topraklardan yok oluncaya kadar bu mücadele devam edecek. Lezbiyenler, mimarlar odası veya chp, pkk ve fetö bunlar birer piyon, asıl düşman bunların arkasındaki güç, yahudiler. Siz piyonlara değil bunları finanse eden, akıl veren organize edenlere odaklanın. Sanmayınki bu piyonlar kendi iradeleri ile hareket ediyor. Sanmayınki günlük ajandalarını, adaylarını ve eylemlerini kendileri belirliyor. Kendilerine ait tek şey kalplerinde size besledikleri nefret. Örneğin; kadın hakları. Konu kadın hakları ise kimse erdoğanın eline su dökemez. Kadını iş hayatına sokmak için, adam neredeyse İslam dinini tekrar yazdıracak. Teşvik paketleri, pozitif ayrımcılık gibi gibi İslama ters ne kadar adım varsa bu adımları attı, kadını aile hayatından alıp iş hayatın içine soktu. İslami açıdan, erdoğan bu konuda bir felaket. Kadın kadın diye diye, ülkemizde ev hanımı yani ANNE olmak isteyen bir genç kız bırakmadı. Aile diye birşey bırakmadı. Bizim mahalle yalakalarla dolu olduğu için onu bu konuda uyaran ilahiyatçılarda yok. Yani feministlerin kadın ile ilgili konularda en son eleştireceği kişi erdoğan. Konu kadınsa, erdoğan gibi bir lideri bunlar başka bir yerde bulamaz. Bunlar eğer kadın hakları altında sokağa dökülüyorsa bilinki mesele erdoğan değil, mesele başka dert başka. Erdoğan, eğer kılıçdaroğlu gibi fetö ile mücadele etmese, dinler arası diyaloğun önünü açsa, suriyede bir kürt devletin oluşumuna karşı çıkmasa, akdenizdeki haklarından feragat etse, kendisine çoktan nobel ödülü verilmişti. Sözcü gazetesi ve odatv onun heykelini çoktan dikmişti. Sorosa bağlı lezbiyenler ve feminist pislikler onu çoktan kutsamıştı. Duymuşsunuzdur, bizim mahalleden bir gurup ezik yeni bir parti kurmak için kolları sıvamış. Bunların eski bir danışmanıda bir tweet ile o heyecanı aktarmaya çalışıyor; "toplumu kutuplaştıran, her türlü değeri kısa vadeli öncelikler için istismar etmekten çekinmeyen bir nobranlığa karşı; herkesin hukukunu koruyan, herkesin acısına duyarlı bir bilinç yeşeriyor. Bizi bu bilinç kurtarır." Bunları böyle okuyunca bu insanlar gerçekmi diye düşünüyoruz. Bunlar hangi dünyada hangi ülkede yaşıyor? Kulağa hoş gelen cümleler ile insanları kandırıyorlar, kendilerini kandırıyorlar. Bakınız; bu topraklar üzerinde birilerin hesabı var ve bunlar o istediklerini elde edinceye kadar rahat durmayacak. Siz, hesabı olanlara laf atmanız gerekirken saldıra altında olana laf çakıyorsunuz. Nankörler. Saldıran erdoğan değilki, erdoğan kutuplaşmaya sebep olsun. Aksine, bu pislikler ile iyi geçinmek için erdoğan her türlü ihanete ve hakarete göz yumuyor. Yapmadığı tek şey, devleti satmıyor. Bu da karşı tarafı çıldırtmak için yetiyor. Davutoğlu veya abdullah gül gelecek ve herkesle iyi geçinecek diyorsanız, o zaman geçmiş olsun ülkemize. Siz bu saldırıların erdoğanın şahsıyla ilgili olduğunumu sanıyorsunuz? Salaklar. Gezi platformun taleplerini ne kadar hızlı unuttunuz. Davutoğlu ve abdullah gül gelseydi, demek sizler toplumsal barış adına üçüncü havalimanından, nüklear santrallerden, üçüncü boğaz köprüsünden vs vs vs vazgeçecektiniz. Onlar çünkü istediklerini elde edinceye kadar yakmak ve yıkmaktan, size saldırmaktan vazgeçmeyecekti. Toplumsal barış için varsayalımki bunları kabul ettiniz, bunların talepleri bunlarla sınırlı kalacağınımı sanıyorsunuz; akdenizde doğal gaz arama, uzay ajansı kurma, suriye müdahale etme, kandile girme, s-400 alma, kendi siha'nı üretme, kendi arabanı üretme gibi talepler hiç bitmeyecekti. Size bu ülkede bir taş üzerine bir taş koydurtmayacaklardı. Sonunda anahtar teslim devleti teslim edecektiniz. Gezizekalılar. Sıkıntı erdoğan değilki, o gittiğinde ülkemize huzur gelsin. Sanki davutoğlu ve gül gelince, batı dünyası türkiye'yi parçalama planlarından vazgeçecek. Salaklar. Siz gelirseniz planları hiçbir aksamaya uğramadan gerçekleşecek. Değerli dostlar; bu film size bir yerden tanıdık geldimi? Aynen, biz bunların aynısını yüz yıl önceside yaşamıştık. Yüzyıl önceside padişahımıza bu ithamlarda bulunuyorlardı. Ülkeyi kutuplaştırıyor diyorlardı. Sonunda padişahımızı tahttan indirdiler. Ne oldu sonrası? Huzur, barış ve kalkınma vaat eden ittihati terakki ne getirdi? 2.5 milyon metrekare olan topraklarımız bir kaç yıl içinde 780 bin metrekareye düşüverdi. Adamlar hep aynı oyunu oynuyor, tuzak hep aynı, akıllanmanız için daha kaç defa darbe yemeniz gerek? Anlayacağınız, mesele erdoğan değil mesele bağımsızlığımız. O yüzden erdoğana değil, bağımsızlığınıza odaklanın.

Aman dikkat; şeytan, olayları şahsileştirir. Kişiye olan pati veya antipatinizle kararlar vermenizi sağlar. Bu tuzağa düşmeyin. Kişilere değil, olayın özüne odaklanın. Ya bağımsız olacağız, yüz yıl öncesi yarıda kalan kurtuluş savaşın final mücadelesini vereceğiz, ya da bu topraklardan yok olup gideceğiz. Bir tarafta avrupa, kandil, abd, lezbiyenler, ataistler, fetö, chp/ ip/ hdp ve saadet; diğer tarafta ak parti ve mhp. Ortaya oynamayın. Herşey apaçık ortada. Söze gerek kaldımı? Ben bilmiyordum görmedim duymadım deme şansınız yok, herşey aleni ortada. Tarafınızı belirleyin. Bu topraklar daha fazla bu aşağılanmayı bu ihanetleri ve hakaretleri kaldıramaz. Ya onlar ya da biz, birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Bir chpli kalkıyor ppk'dan oy istiyor diğeri kalkıyor ezanla dalga geçiyor,
bombalı saldırı faili bir teröristte başka
bir yerde aday gösteriliyor ve bunlarıda artık gizli saklı yapmaya ihtiyaç duymuyorlar. Halen görmüyorsanız, o zaman sizde helaklıksınız. Şu hale bakarmısınız; yaşam tarzımıza müdahale ediliyor diye sokağa çıkıyorlar, sokağa çıktıklarında yaptıkları ilk iş başkaların yaşam tarzına saldırmak (ezan). Bunun İslamda adı nedir; deccaliyet. Kötüyü iyi, iyiyide kötü göstermeye deccaliyet denir. Bunlar kötü, ama laflarına baktığınızda kadın haklarından bahsederler özgürlükten ve insanlıktan bahsederler. Söyledikleri kulağınıza hoş gelir. Evrensel ve herkesin kabul edebileceği cümleleri kullanırlar. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde sadece kötülük görürsünüz. Kadın haklarından bahsederler başörtülü kadınlara saldırırlar. Özgürlük derler, çarşaf giyeni arabistana kovmaya kalkarlar. bunların yaşantıları ve giyim tarzlarına baktığınızda hoşunuza gider, konuştuklarında güzel konuşurlar, iç dünyalarını görebilseydiniz ama sadece karanlık ve pislik görürdünüz. O gece yaşananlar bunların ilk vukuatı değil. Örneğin; 15 temmuz geceside bunlar sela okuyanlara saldırdılar. Ne oldu saldıranlara? Mahkeme salıverdi. Bunların yüz yıllık tarihi ezana ve İslama, müslümanlara saldırı ve hakaretler ile dolu. Bunlara dokunan da yok. İçleri pislik dolu, kendilerini dinlediğinizde ama size insanlık dersi verirler. İşte bunlar birer deccal. Özü ve niyeti kötü olup, kamera (tek göz) önünde iyi görünene deccal denilir. Ahir zamanda beklenen deccal bir şahıs değil, bu lezbiyenleri örgütleyen fetöyü kuran, natoyu işleten bir üst akıl var ya, doların üzerindeki tek göz sembolü var ya, "demokrasi" deyip dünyayı ateşe veren batı dünyası var ya işte bu örgütlenmenin adı deccaldır. Sizlere deccalın bir şahis olduğuna inandırttılar. Bu doğru değil. Deccal, dünya hakimiyeti peşinde koşan üst akla verilen İslami addır. Siz bir şahıs beklerken deccal "demokrasi" altında çoktan malı götürüyor. Örneğin; bu üst akla bağlı örgüt temsilcileri veya politikacılar kameraların önüne çıktığında demokrasi ve özgürlükten bahseder, kalkınma ve insan haklarından bahseder ama eylemlerine baktığınızda sadece zulüm ve kötülük görürsünüz. İyi olanlarada ne yaparlar; mursi gibilerine terörist derler, erdoğan gibilerinede hırsız. Deccal dediğimiz bu örgütlenme kendisini iyi gibi gösterir, iyi olanıda kötü. Bu tuzağa düşmemek içinde cümlelere kanmayın, kişilerin eylemlerine bakın. Ezanı ıslıklayan o pisliklerin arasında bulunan başörtülü saadetli, fetölü "ablalara"da diyeceğimiz; bu büyük günaha ortak olmak size müstehak. Sizler, "Bir kadının yoksa parası, A......dır Kumbarası", "Sabahlara kadar içsek, A...... Soğumaz", "Namusumu kirletmeden Duramam" pankartların içeriği ile damgalandınız. Allah nezdinde sizler artık birer O......sunuz. Geçmiş olsun size. İblis, adem as nefreti yüzünden şeytan oldu. Bunlarda erdoğan nefreti yüzünden birer o...... birer deccal oldu. Allah bunları eşcinsellerin, ezandan ve Allahtan nefret edenlerin ortasına attı, pkk'lılar ile ortaklığa itti, yüz yıldır bu topraklara zulüm edenler ile işbirliğine itti, namus kavramı olmayanlar ile birlikte sokağa itti ve halen içine atıldıkları cehennem çukuruğun farkında değiller. Neden? Kin ve nefret. Davalarını şahsileştirdiler. Birşeyi şahsileştirdiğiniz anda şeytanın tuzağına düşersiniz. Geçmiş olsun.

Ezanı ıslıklayanlarada tavsiyemiz; sıkıysa bunu avrupada yapın. Çanlar çalmaya başladığında biz çanmı dinlemek zorundayız deyin ve bunu ıslıklarla protesto edin. Edinde görelim bakalım ne yapıyorlar size. Yahut, hristiyanlığın ve yahudiliğin çıkış noktasıda orta doğu, onlarda bir arabın (peygamberimiz sav- atası ismail as) kuzenlerine inanıyor (isa as ve musa as- ataları ishak as), hadi sıkıyorsa avrupalı bir hristiyana veya yahudiye alın peygamberlerinizi ve nereden geldiyseniz oraya gidin, deyin. Var ya, siz sabah akşam şükredin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, o gittiğinde de sizle hesaplaşırız. Az kaldı. O zaman size diktatörlük neymiş gösteririz. Siz harbi sopalıksınız. Kendi ülkemizde aşağılanıyoruz. Kendi ülkemizde, bir azınlık istediği gibi manevi değerlerimize saldırabiliyor, hakaretler yağdırabiliyor ve bunlara dokunan yok. Nerede görülmüş böyle birşey. Ne hale geldik?

Gelelim asıl konumuza; onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara!

Onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, kurduğun gıda kartelleri üzerinden herşeyi pahalaştır, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bu boyutta bir kontrolü nasıl elde edebildiler? Çok basit, örgüt olarak bir merkezden hareket ederek bunları başarıyorlar. Siz bireyler olarak hayatınızı yaşıyorsunuz, onlar karınca gibi sürü halinde yaşıyorlar. Bir merkezden aynı hedef doğrultusunda hareket edenlerde, bireyler olarak hareket eden ve yaşam sürdürenlere her zaman üstün gelir. Bazı salaklar bu market zincirlerin erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Ette halen bu milleti kazıklamaya devam ediyor. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı veya halen önlem alamıyor? Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya halen edilemiyor? Bu eleştirileride oy vermediğiniz partiye değil, oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun ve oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın. Siz bunlardan sorumlusunuz bunlarla mahşer günü haşrolunacaksınız.

Serbest piyasa kavramı;
bugünlerde "serbest" piyasa kavramı çok popüler oldu. Bu kavram bizim mahalleyede yutturulmuş. Bizim mahallede bu kavramı sık kullanır ve savunur halde. Bu kavramada bir açıklık getirmek bir zorunluluk oldu. Bakınız; şeytanın yeryüzüne yaydığı en büyük yalan var olmadığını insana inandırtmak. Birileride bizim tarafa piyasanın serbest olduğuna inandırtmış. Bizim taraf zaten herşeye inanmaya çok müsait. Ne kadar korkak, ezik ve yalaka tipler varsa hepsi bizim mahallede toplanmış ve bizim mahalleye önderlik ediyor. Bu kadar ezik tipler tarafından yönetilincede, karşı taraf karşısında sürekli aciz, yenik, haksız ve yetersiz görünmemiz bizleri şaşırtmıyor. İktidar biziz, biz karşı tarafa sopa atmamız gerekirken, her gün sopa yiyen taraf biz oluyoruz. Biz iktidarız ama, iktidardaymış gibi özgüven içinde hareket eden onlar. Bizim taraf, her yere maydonoz olursam beni sürgün ederler anlayışına sahip memur tiplerinden, yalaka ve ezik tiplerden ibaret. Örneğin; adalet bakanına bir bakın. Eziklik, yetersizlik ve korkaklık her yerinden akıyor. Böyle birisinin başında olduğu bir yargı caimasından ne beklersiniz; her türlü ihaneti her türlü korkaklığı. Birde içişleri bakanına bakın. Süleyman soylu. Her yerinden cesaret ve asalet akıyor. Bu da onun altında olan emniyete ve jandarmaya seriyat ediyor. Babalar gibi mücadele ediyorlar. Gelelim serbest piyasa kavramına; doğa asla boşluğu kabul etmez. Bu, bir fizik prensibidir. Bir yerde bir boşluk varsa birisi gelir ve onu doldurur. Doğada hiçbirşey kendi haline bırakılmaz. En basiti, o şeyi kuran akıl orasını kontrol eder. Bir şey eğer bir gücü temsil ediyorsa bilinki orası onu kuran akıl tarafından işletilir ya da o güce tapan, daha üstün bir aklın işgaline uğrar. Serbest ve bağımsız diye birşey yok. Birileri eğer serbest piyasadan bahsediyorsa bilinki onlar orasını çoktan kontrol ediyor. Anladınız. Serbest piyasa veya bağımsız yargı/ sanat/ merkez bankası diye birşey yok. Bu tür kavramları kullananlar kendi hakimiyet alanlarını gizlemek için bu terimleri kullanır. Kendilerin kontrol ettiği bir alanda, bu kontrolü kamufle etmek için kullanır. Mesela, siz gerçektende merkez bankasının bağımsız olduğunamı inanıyorsunuz? Koskocaman ekonomistler çıkıp merkez bankasının bağımsızlığından bahsediyor. Salaklar. Milletin aklıyla dalga geçiyorlar. Bir ülkenin para politikasını, faizini, ekonomisini belirleyen, parasını basan bir kurum, orada çalışan memurların kendi insiyatifinde olacak, öylemi? Salaklar. Yok, öyle birşey. Bağımsız değilse, kime bağımlı? Kim kurduysa, ilk kurulduğu yıllarda kim paramızı bastıysa oraya bağlı. Merkez bankası başkanların görev süresi bittikten sonra, kim onları işe alıyorsa oraya bağlı. Siz kendinize bağlamaya çalışın, en çok ses kimden çıkıyorsa bilinki merkez bankanız oraya bağlı (londra). Anadolu olarak siz bir yere el atmaya çalıştığınızda, eğer birileri serbest ve bağımsız gibi kavramlar ile buna engel olmak istiyorsa, bilinki onlar oraya çoktan çöreklendi. Sizin müdahalenizi engellemek içinde bağımsız kavramını kullanıyor, anladınız. Biz buraya ilk geldik, burası bize ait derlerse o makamın evrenselliğine gölge düşürürler, kendilerini ifşa ederler. O yüzden bağımsız kavramına sarılıyorlar. Örneğin; dolar, swift sistemi, dünya altın ticareti, imf ve merkez bankaları, petrol ticareti, dünya ticaret örgütü, dünyanın en büyük 50 şirketi gibi ekonominin en temel taşların hepsi bir zihniyet tarafından kontrol ediliyorsa, bu sistem nasıl "serbest" ve "bağımsız" 
oluyor? Adamlar istedikleri gibi kurlar ve faizler ile oynuyor, istedikleri zaman gıdayı pahalaştırıyor, ülkelere ambargo ve yaptırımlar uyguluyor, sonrada insanın aklıyla dalga geçercesine piyasanın serbest olduğunu anlatıyorsunuz. Yazık. Bu kadar aptallık olmaz. Bu kafayla biz daha çok kazık yeriz.

Aramızdaki nankörler;
şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler.
Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Dilencilerin, çalışanlardan daha varlıklı olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Varmı bunun dünyada başka bir örneği? Bir de kalkıp battık diyorsunuz, nankörler.
Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı. Kendi kulübüne gelince, negatif söylem geliştirenleri kulüpten uzaklaştır, herkesin yapıcı söylem geliştirmesini iste, konu ama devlet olunca olumsuz söylem geliştirenlerin öncüsü ol, piyasa kötü batıyoruz de. Hainler. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Bir memur 4000tl maaş alıyor, halen mırıldanıyor. Nankör. 4000 TL ve bu size yetmiyormu? Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün. Nankörler. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler.

Emeklilikte yaşa takılan hainler;
40 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Ancak haram haramda ısrar eder. Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 40 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Utanmadan birde suriyelilere harcanan parayı örnek veriyorlar. Karnı geniş tipler sizi. Bir milletin verdiği zekata göz dikecek kadar aşağılık herifler sizi.

Devlet memuru olmak için üniversiteye giden ufku dar olanlara;
Ufka bakın; memur olmak için okuyorlar. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Asıl hayat ve çalışma, iş hayatına atıldıkları gün başlaması gerekirken, bunlar memurluğa adım attıklarında zor günlerin geride kaldığı, rahat etme dönemine girdiklerine inanıyor. Onlar için çalışma hayatı üniversiteye girdiklerinde başlıyor, memur olduklarında da bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Günlerini boş geçirerek maaş alıyorlar. Memur olamadıkları zamanda devleti kötülüyorlar. Nankörler. Sanki devletin görevi onlara iş vermek. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Yandaş ve havuz medya diye bağıran devletisiz tiplere;
taktik hep aynı, kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Devletsiz tipler sizi. Siz devletinin yanında durmaktan ne anlarsınız. Soyunuzda devlet kurmak yokki, devletin ne olduğunu bilesiniz. Tarihi devlet kurmakla dolu milletler ancak, devletin ne olduğunu, külliyenin ne olduğunu bilir ve devletinin arkasında durur. Soyu sapı belli olmayan tipler, sizi. Siz kimsiniz, devlet kim. Her yüz yıl bir yerlerden kovulan aşağılık tipler sizi. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Siz sabah akşam dua edin, erdoğan başta kalsın. Salaklar. Birde erdoğan gitsin diye sabah akşam tuzak kuruyorlar. Salaklar. Gezizekalılar. Erdoğan gittiğinde gelecek olanın sizin hayrınıza çıkacağını nereden biliyorsunuz? Siz tuzak kuruyorsunuz, Allah boşmu duruyor sanıyorsunuz? Salaklar. Birde erdoğandan nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, bizde anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl bir iş bu, bizde anlamadık. Böylesine ezik bir adalet bakanın olduğu yerde, şaşırdıkmı; hayır. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar ise takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl bir iş bu? Bunlar bizleri idam etti, hapihanelerde her türlü işkenceyi yaptı, uyduruk iddianameler ile bizleri yıllarca zindanlara mahkum etti, biz ise bunları salıveriyoruz. Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Gelenler gidenleri aratırmış, bunu unutmayın. Her yeni gelen sizin lehinize çıkacak değil ya!

Devletini ve milletini satmayan birinin arkasında bu millet durur;
Bu milletin erdoğana teveccühü nereden geliyor, gezizekalılar onun sırrınıda size verelim; devleti satmıyor, millete ihanet etmiyor ve milletin manevi değerlerine saygı gösteriyor. Bunuda yapmaçıktan değil, samimi duygularla yapıyor. Bu topraklarda iktidar olmanın sırrı bu. İktidarmı olmak istiyorsunuz, formülü çok basit; millete ihanet etmeyin, vatanı satmayın ve bu toprakların manevi değerlerine saygı gösterin. Siz ama satmadan ihanet etmeden, milletin manevi değerlerini aşağılamadan yapamayacağınız için, siz gezizekalıların bu topraklarda iktidar olma şansı sıfır. Bu toprakları satmak bu millete ihanet etmek için, resmen birbirinizle yarış içindesiniz. Siz gerçekten helaklık bir topluluksunuz. Bu millet, vatanı ve milletini satmayan, milletin değerleri ile dalga geçmeyen, batıya karşı dik duran birine o kadar hasret kalmışki hatalarına ve kapasitesine bile bakmıyor. Birde samimiyeti görüyorsa ölümüne o siyasetçinin arkasında duruyor. Siz ile bu millet arasındaki fark, siz gezizekalılar siz erdoğanın hatalarına odaklanıyorsunuz. Siz detaylarla uğraşıyorsunuz. Bu millet ise hatalara değil büyük fotoğrafa bakıyor. Hatasız bir kul olmaz diyor, kişinin samimiyetine, vatan ve millete olan sadakatına bakıyor. Örneğin; erbakan 28 şubatta dik duramadığı için bu millet ona sırtını döndü ve erdoğanı iktidara getirdi. Kişinin oyu namustur, erbakan milletin kendisine emanet ettiği o namusa sahip çıkamadığı için bu millet ona sırtını döndü. Bugün erdoğan bu millete ihanet ederse, bu millet erdoğanada sırtını döner. Anap ve refaha sırtını dönen bu millet, ak partiyemi acıyacak? Bu millet 20 yılda bir, bir partiyi devirdi. Bu millet ak partiyemi acıyacak. Siz ise 80 yıldır mal gibi aynı partiye oy verip duruyorsunuz. O hırsızlık ve yolsuzluk iftiraların bedelide size çok ağır olacak, bizden söylemesi. Masum insanlara çok ama çok büyük bir iftira attınız. İslam dini yalanı ispatlanmışların şahitliğini kabul etmeyin, sözlerine inanmayın der (Nur Süresi; 4). Yolsuzluk iftiralarını ortaya atanlar fetöcü hakim ve savcılardı, yani sahte deliller ve kumpaslarla balyoz, ergenekon, askeri casusluk gibi davalarda analarınızı ağlatanlar bu iddiaları ortaya attı. Kendiniz olunca bu hakim ve savcılar kumpascı oluyor, hedefte erdoğan olunca demokrasi kahramanları öylemi? Gerçekten helaklık bir topluluksunuz. Sabah akşam hırsız ve yolsuz diye bağırıyorsunuz, sanki bundan hesaba çekilmeyeceksiniz (Nur Süresi; 11-17).

Gıda kartelin varlığı apaçık ortaya çıktı;
gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Yerli olanda korkak olduğu, ezik olduğu için, memurluk zihniyeti ile çalıştığı yani her yere maydonoz olmayayım, sürgün edilirim gibisine menfii kaygılar ile hareket ettiği için hiçbir halt olmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası.
Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Çok fena sobelendiler. Şimdi de oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olduğunu ve fiyatları birlikte belirlediğini gizlemeye çalışıyorlar. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediğini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı.

Arif ile "alimler" arasındaki fark;
kendilerini alim ve aydın zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halinde. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. Arif ile güya aydın ve alim arasındaki farkı anladınızmı? "Aydın ve alim" olan, Arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Senin bu asil duruşun herşeye yetiyor. Senin irfanına ferasetine hayranım. K
endini aydın ve alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine senin başına kaldı. Gazi mustafa dün sana sığınmış, kurtuluş mücadelesini senin (anadolu) omuzundan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek sana nasip olacak. Kılıcın keskin yolun açık, yardımcın Allah olsun.

Suriyeli kardeşlerimize laf çakan nankörlere;
bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Kendileri birer kaçak, bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Biz anadolu, topraklarımızı terk etmedik, can pahasına savaştık. Siz niye savaşmadınız, neden kaçtınız? Birde utanmadan suriyelilere laf atıyorlar. Yüzsüzler. Her birinin atası bir savaş kaçağı, başkalarına laf atıyorlar. Utanmazlar. Savaştan kaçan birinin dramını en iyi onlar anlaması gerekirken, geri gönderin diye haykırıyorlar. Kendilerine kucak açıldı, kendileri ise kovuyor. Kendilerine merhamet gösterildi kendileri ise zulmediyor. Hain Nankörler. Örneğin; dağ 2 filmi. Orada rol alan gezici bir ablamız, kendisini kurtarmaya gelen devlete ve askere saydırıyor, yerel halkıda buradan çıkarın burada katledilecek diye feryat ediyor, yani güya bizim askere ve devlete insanlık dersi veriyor. Realite ne? Gerçek hayatta devlet kurtarıyor, bunlar ise buna karşı geliyor. Kurtarılanlarıda katliam bölgelerine geri göndermeye çalışıyor. Kendi dünyalarında bunlar insan, bizde hayvanız. Gerçek dünyada ise bunlar birer hayvan. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir bölgeden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Şuayp, lut, salih ve hud peygamberlerde inananlarla birlikte zulümden zalimlerden kaçanlar arasında. İnsanlık ve İslam tarihi zulümden kaçan peygamber ve müslümanlarla dolu. Siz ise, bu tarihi reddedercesine zulümden kaçanlara laf atıyorsunuz. Sizi uyarıyoruz, cahillerden olmayın. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz nasıl bu tuzağa düşersiniz? Siz müslümansınız, siz nasıl olurda ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile aynı safta yer alırsınız? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. 1500 yıl öncesinin mekkesinde müslümanlar zulüm görürken kahkaha atıyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Yazıklar olsun size. Müslüman Müslümanın kardeşidir. NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Örneğin; 3 milyon türk almanyada yaşıyor. Hoşuna gidermi sizin, bir kaç türkün yaptığı pisliğin tüm türklere mal edilmesi? Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar, bizim tarafıda gazlıyorlar. Nankörler. Anadolu bunlara kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Utanmadan birde gazi mustafayı kullanıyorlar. Hainler.

Kim kimi denize dökmüş, kim gazinin askeri;
Gazi mustafa size değil, anadoluya komutanlık etti, gezizekalılar. Siz bugün olduğu gibi geçen yüz yılda düşmanı alkışlarla karşıladınız. Siz ne geçen yüz yıl gazinin askerleriydiniz ne de bugün gazinin askerlerisiniz. Sloganlarla milliyetçilik taslayan korkaklar, sizi. Bir tank gördüğünde eve saklanan, atm kuyruklarına giren KORKAKLAR, sizi. Sizden bir halt olmayacağı yüz yıl öncesi belliydi. O yüzden gazi mustafa size değil, bize sığındı BİZE. Korkaklar sizi. Düşmanı denize döken siz değil biz anadoluyuz, BİZİZ. Siz, chp'ye oy veren o sahil illerimiz siz, siz işgal altındayken gazi mustafa anadoluya sığındı ve anadolu insanından yardım talep etti. Nankörler. Denize döken biziz, yunanın elinden sizi kurtaran biziz, BİZ. Bir de gelmişsiniz bizi denize dökmekle tehdit ediyorsunuz. Siz kim denize dökmek kim. Biz anadolu topraklarına savaşarak geldik, feth ede ede geldik. Siz ise kaça kaça geldiniz. Kalkmışsınız birde bizi denize dökmekle tehdit ediyorsunuz. Savaştan kaçan korkaklar sizi. Siz kim denize dökmek kim. 500 yıl önce kaçtınız, 300 yıl önce kaçtınız, 100 yıl önce yine kaçtınız. Vatansızlar sizi. Siz kim devlet ve vatan aşkı kim. Bizde şehit verdik hocam; verdiyseniz şehitleriniz kadar sesiniz çıksın. Şehitlerin yüzde 1, 5' lik payınız ile yüzde 99' luk paya sahip anadoluya ayar çekmeye kalkışmayın. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Ne hale geldik. Biz 21 yüzyılda yaşıyor uzaya gitmeye çalışıyoruz, onlar halen 1923de takılı kalmış. Gerici ama biz, çağdaşta onlar oluyor. Yerim sizin çağdaşlığınızı. Teşekkürler erdoğan.

Erdoğana kurulan tuzak;
erdoğan bunları şımarta şımarta, bunlar devlete ihanet etmeyi, millete hakaret etmeyi, hatta erdoğanı ipte sallandırmayı açık açık yapar ve söyler hale geldiler. Nasıl bu hale düştük? Basit bir algı operasyonu ile. Bunlar sabah akşam diktatör kelimesini tekrarladı, erdoğanda bu algıyı yıkmak, böyle bir şeyin olmadığını göstermek için her türlü ihanet ve şımarıklığa göz yumdu. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Erdoğan bunu yutmaması gerekiyordu. Yuttuda, bunlara yaranabildimi? Hayır. Her türlü ihanete şımarıklığa göz yumdu, yine de onların gözünde diktatör. Halbuki, yapması gerekenleri yapsaydı chp ve hdp tabanı bile erdoğana teşekkür ederdi. Biz bunlardan kurtulamadık, sen kurtardın derlerdi.

Şükretsinler erdoğan var;
Erdoğanın şöyle bir huyu var, erdoğan herkesle iyi geçinmek herkes kendisini sevsin istiyor. Yok böyle bir dünya. Trump senin dostun değil, putin senin dostun değil. Uluslararası ilişkilerde yok böyle birşey. Erdoğanın bu yumuşak huyuda maalesef günümüzün şartlarına uygun değil. Biz barış dönemi yaşamıyoruz, biz savaş dönemindeyiz. Savaş döneminde de böylesine bir huy, olaylara sürekli geç müdahale etmenize sebep olur. İyi geçineyim, dost olayım derken hep kandırılır hep kazık yersin. Erdoğan, batı veya muhalefet ile iyi geçinme çabalarını bırakıp yapması gerekenleri yapmalı. Örneğin; amerika ile sıcak bir çatışmaya gireceğimiz çok açık. Geçmiş ticaretlerimizden dolayı bizleri yargılıyorlar (halkbank), ambargo uyguluyorlar, ekonomini mahvederiz tehdidini açık açık savuruyorlar sende kalkıyorsun bunlarla ticaret hacmini artırmaya çalışıyorsun; hangi danışmanın aklından çıktı bu fikir? İşte, günümüzün şartları bu yumuşak huyluğu kaldırmaz. Elde ettiği büyük kazanımlarıda gözünü kararttığı günler elde etti; el bab ve afrin. Elbette belirli dengeler korunması gerek, elbette herşeyi bir anda kesip atamazsın, ancak sıcak bir çatışmaya gireceğin bir ülkeylede kalkıp ticareti artırmaya kalkışmassın. Var olan ilişkileri askıya alır, oyalama taktiğine girersin. Günümüz yumuşak huylulara değil, şahinlere muhtaç. Erdoğan bir şahin değil, bunu bilesiniz. Batının saldırılarına karşı boyun eğmemek, dik durmak şahin olmak değildir. Şahin olmak 15 temmuz sonrası idam cezasını getirmek, ab ile müzakereleri durdurmak, geçici olarak incirliği kapatmaktır. Erdoğan şahin birisi değil. Nokta. Erdoğan yumuşak huylu, herkesle iyi geçinmek isteyen birisi. O yüzden bunlar sabah akşam şükretsin erdoğan gibi bir lider bu ülkeyi yönetiyor. Bilsinlerki, erdoğanın tabanı erdoğan gibi layt tiplerden ibaret değil. Bilsinlerki erdoğanın tabanı kelle istiyor kelle. Bu kelleleride erdoğan bize vermiyor. O yüzdende erdoğanın günleri sayılı. Örgütlenen tek siz değilsiniz ya. Erdoğanın başta kalması için s
abah akşam dua edin. Bu hainliklerinize başka kimse göz yummaz. Erdoğan gittiği gün, kelleler düşmeye başlar. Salaklar. Erdoğanı devirmek için tuzak üzerine tuzak kuruyorlar. Bilmiyorlarki erdoğan gittiğinde kendi sonları gelecek. O yüzden, ne yapın edin erdoğanı başta tutun. Başka kim size bu özgürlükleri verir? Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor. Bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor.

Algı nedir?
Yalanlar ile var olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, yalanlar ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyor, gerçek dünyanında o olduğuna inandırtıyorsunuz. Örneğin; sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli yalanları tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Örneğin; suriyelilere bedava üniversite, suriyelilere bedava maaş, suriyeliler türk vatandaşlığına geçiyor, suriyeliler ülkede kalacak vs vs. Örneğin; anketlerde şu kadar öndeyiz, bu sefer kesin kazanacağız vs. Gerçek ne? Adam yenmişte yenmiş, her seçimde bir değil otuz puan fark atmış. Kendilerine sunulan o yalan dünyada ama hep onlar önde. Acı gerçekle yüzleştikleri zamanda şizofreni boyutuna geçiyorlar, oylar çalındı, hırsızlar gibi söylemlere sarılıyorlar. Yani daha fazla yalan daha fazla iftiraya sürükleniyorlar. Allah bunları günah bataklığı içine sokmuş, çırpındıkça daha çok batıyorlar. Diyorsun; madem ak parti oy çalmakta maharetli, neden izmir ve eskişehir, diyarbakarda çalamıyor? Yanıt yok. Kişi ne ise karşısında da onu görürmüş. Kendileride söylediklerinin saçma olduğunu biliyor ama, kendi medyası ve yöneticileri tarafından kandırıldığını kabullenmektense, karşı tarafa saldırmak nefse daha kolay geliyor. Ne kadar acınacak bir haldeler. Yalanlar üzerinden muhalefete bir türkiye geleceği ve ortamı çizilmiş, bunlarda bunu her gün yutuyor. Bir depresyon hastası gibi, gerçek dünyaya uyanmamak için her gün o yalan hapını yutuyorlar. Ne zavallılar. Her bir yalan, oluşturulan o yeni dünyanın bir tuğlası. O inşa süreci tamamlanıncaya kadarda bu insanlar gerçeklerden uzak tutulmamalı. Nasıl? Yandaş ve havuz gibi kavramlar ile kendilerinden olmayan medya guruplarını şeytanlaştırarak. Yalan bir dünya inşa etmek kolay değil. Bunun için, o kişinin tek bilgi kaynağı siz olmalısınız. İnsanlar gerçekleri öğrenirse, inşa ettiğiniz o yalan tuğlaları teker teker yıkılır. Kurulan o sanal dünya yıkılır. O yüzden ne pahasına olursa olsun, bu insanları diğer medya guruplarından uzak tutmanız gerek. Örneğin; deaş elemanları küçük yaşta alınır ve kamplarda eğitilir. Bu kamplarda da dış dünya ile her türlü iletişim yasaklanır. Neden? Kendilerine anlatılanların gerçek olmadığını öğrenirlerse, o beyin yıkama süreci aksamaya uğrar. Dikkat ederseniz, hiçbir kitle bunlar kadar bir medyaya veya gezeteye bağımlı değil. Kutsadıkları bir iki medya gurubu var (odatv, sözcü, cumhuriyet, karar gazetesi ve t24), onların dışında herkes kötü herkes şeytan. Bir kişinin ufku, bilgi hazinesi bu kadar dar olduğu zamanda onu kontrol etmek kolay oluyor. Sözcü tayfası böylesine rahat kontrol edilen, kendisiyle top gibi oynanan bir tayfa. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık bir medyanın okurlarından, fazla birşey beklemekte hata olurdu zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet.

Deccaliyet budur;
iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız.
Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete; barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah, huzur ve kalkınma mı geldi? Hayır; savaş, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat edip onları ateşe sürüklemeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyen bir zihniyet var yani kötüyü iyi gösterenler var. İşte buna deccaliyet denir. Kötüyü size iyi, iyiyide kötü gösterir. Bakınız; bir gurup insan eğer bir merkezden kontrol ediliyor ve hep birlikte aynı anda aynı şeyi yapıyor (gıda zammı) ve söylüyorsa buna bir isim konulur. O gurubu kontrol eden merkez Allahsa (kur'an-ı kerim) buna "hak" denilir, kontrolün merkezi kötü ise buna "deccal" denilir. Deccal bir şahis değil, bir üst akla konulan isimdir. Bunlar sizleri bir şahsa odaklamışlar, siz o şahsı beklerken var olan deccaliyeti gözden kaçırıyorsunuz. Kötülük her yüz yıl örgütlendi, neden ahir zamanda olana deccal denilir? Ahir zamanda olan kötü, uydu üzerinden tüm dünya' yı gözetliyor ve dinliyor. Geçmişte kötülük yerdeydi, belirli yörelerdeydi, şimdi ise göğe çıktı, gökten bizi izler ve işitir oldu, tek göz üzerinden (TV, cep telefonu, bilgisayar) evlerimizin içine girdi ve yeryüzüne yayıldı, ışık hızı ile iletişime geçer hale geldi. Kötülük ne zaman göğe çıkıp gökten bizi görür ve işitir oldu, bize istediği şeyleri gösterme boyutuna geldi (film, diziler, haberler) işte o zaman "deccal" kelimesini hak eder oldu. Hadislerde deccal bir şahıs olarak gösterilir, bu hadisler hurafe. Deccal bir şahıs değil, dünya hakimiyeti peşinde koşan örgütlenmenin adı. Buna ister illuminati deyin ister başka bir isim. Fetö gibi chp ve ip gibi, pkk, tüsiad gibi bu üst akla hizmet eden herkes deccaldır. İyilik bin yıllardır peygamberler ve kutsal kitaplar üzerinden örgütlendi, kötülükte kendi değerleri üzerinden böylesine bir örgütlnemeye gitti. Ne zaman ama göğü aşıp uzaya adım attılar, işte o zaman deccal kavramını hak eder oldular. Deccal denilen şey; tek göz üzerinden (TV, bilgisayar ve cep telefonu) kötüyü size iyi, iyiyide kötü göstermesidir. Bu tuzağa düşmemeniz içinde sözlere değil eylemlere bakın. Örneğin; sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu. Ülkemiz böylesine bir beka mücadelesi vermişken, şehit ve gazilerimizin ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, kim oldu? Chp' nin başını çektiği çete. Bu çete şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı veriyor, sonrada ne diyor? Vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyor. Sözler vatan diyor, eylemler ise hainlik dolu. Deccaliyet işte bu. Deccalı size bir şahıs olarak göstermek isterler. Bu bir tuzak. Size sağdan gösterip soldan malı götürüyorlar. Bu tuzağa düşmeyin. Doların üstündeki tek göz sembolü var ya, işte bu sembolün altında bir araya gelen masonlar ve bunlarla birlikte dünyayı dezayn eden ve yöneten merkeze deccal denir. Deccal, demokrasi ve özgürlük adı altında dünyayı zulme ve adaletsizliğe, ahlaksızlığa boğan çetenin adıdır. Şahıs değil, bir örgütlenmedir. Bunların tuzağına düşmemek içinde kişinin söylem ve eylem arasındaki çelişkilere odaklanın. Örneğin; erdoğanın bir kaç konuşmasından bir kaç cümleyi cımbızlıyorlar ve niyet okuması yaparak ülkeyi bölecek satacak diyorlar. Söylemin bu olduğunu varsayalım, şimdi birde erdoğanın eylemlerine bakalım; ülkemizin sınırlarına duvar örüyor. Ülkesini bölmek isteyen biri sınırına duvar örermi? Kandil ve afrine harekat yaparmı? Bir harekatta 5000 pkk'lıyı öldürürmü? Şimdi; bir yanda sınıra duvar ören ve sınırdışı operasyonları düzenleyen var, diğer tarafta kandilde ne işimiz var, afrine girmeyelim, pyd bize saldırmaz diyen (chp) var. Hangisi ülkenin bütünlüğünü korumakta samimi sizce? Umarım olayı anlamışsınızıdır. Youtube, twitter deccallerine kanmamak için söze değil, kişinin eylemlerine bakın.


Değerli okurlarımız; safhınızı belirleyin;
bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak;
suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu. Erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin. Nasılmı? ABD, nasıl VW milyar dolar ceza kestiyse sizde bu market zincirlerine kesin. Çok basit. Suç ortada, amerikanın ve fetönün yaptığı gibi suç uydurmanızada gerek yok. Milyar tl cezaları kesin. Bunların bunu ödeyemeyeceği aşikar olduğu içinde kayyum atar, millet adına bu hain nankörlerin mallarına el koyarsınız.



muska nedir ve ne işe yarar

Bazı insanlar muskaların hurafe olduğu, hatta Allaha şirk koşmak olduğunu iddia eder. Muska taşımak caizmi ve buna inanmak imanımızı sıkıntıya sokabilirmi yazımızın konusu bunlar, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz...

Muska nedir?

Muska bir duadır. Enerji boyutlarından gelebilecek tehlikelere karşı insanın çaresiz kaldığını, başvurabileceği bir kapı olmadığını Allah bilir ve bu konu hakkında bir ilim indirilinceye kadar Kur'an-ı Kerimden şifa ümit edebileceğimizi söyler. İyi niyet içinde yazılan bir muskada budur. Eğer sıkıntınız sihir ilmi ile alakalı ise o konu hakkındaki Ayetleri bir kağıda yazar, sonrası içinizden bir niyet okursunuz sonrada üzerinizde taşırsınız. Sıkıntınız nazar veya cinlerin musallat olması ile ilgiliyse (karabasan, psikiyatrik hastalıklar vs) o zaman o konu hakkındaki Ayetleri bir kağıda yazarsınız, sonrası sizi o şerlerden koruması için içinizden bir niyet okur üzerinizde taşırsınız. Muskaya neden muhtaçız? Enerji boyutlarından gelen saldırılara karşı korumasız olduğumuz için. Okusak olmazmı? İslam dini zorluk değil, kolaylık dini. Yıllarca üzerinizde taşıdığınız bir negatif enerji yükünü düşünün, o enerjiyi dokularınızdan temizlemek haftalar ve ayları alabilir. Bu enerjilerden siz eğer okumak ile arınmaya çalışsanız 3 hafta veya 3 ay boyunca aralıksız okumanız gerekir. Hemde 24 saat aralıksız. Bunu yapabilirmisiniz? Yapamazsınız. O yüzden kağıda yazılır. Birşeyi kağıda yazıyorsanız, bunun altında bir neden var. İnsanlar süs olsun diye kağıda yazıp takmıyor. Örneğin; siz bir enfeksiyona yakalandığınızda ne yapıyorsunuz; siz o antibiyotiği belirli dozajda ve hiç aralık vermeden belirli bir süre boyunca alıyorsunuz. Bunun amacı enfeksiyona karşı verilen bir savaşta bir devamlılık sağlamak, ilacın etken maddesini hep belirli bir seviyede tutmak. Eğer kan'ın içinde o etken madde belirli bir dozajın altına inerse mikrop tekrar üremeye başlıyor. İnmemesi için ne yapıyorsunuz? Belirli aralıklar ile o ilacı alıyorsunuz. Okumak ile yazmak arasındaki fark buradan kaynaklanır; siz okursanız nefesinizin enerjisi sadece üflediğiniz alana siner başka bölgelere faydası olmaz ve nefesinizin enerjisi bir kaç dakika veya saat veya gün sonrası bedenden tamamen yok olur gider. Yani 3 hafta boyunca almanız gerekirken bir antibiyotiği siz birinci veya ikinci günde kesmiş oluyorsunuz. Üflemenin enerjisi bir kaç saat veya gün sonrası gittikten sonrada içinizdeki negatif enerjiler tekrar güçlenmeye yayılmaya başlar. Siz okuyarak sadece geçici rahatlama elde ederdiniz, kalıcı çözüm değil. İslam zorluk değil, kolaylık dini. Muskalar negatif enerjiye karşı yürüttüğünüz savaşta, sürekliliği yani 24 saat aralıksız korunmanızı, negatif enerjiyi yok edinceye kadar savaşmanızı, doğru dozajı tutturmanızı ve bütün bedeni kapsayan bir etki alanı oluşturmanızı sağlar.

Muskalar nasıl korur?

En merak edilen konuyu hemen yazının başında açıklayalım. Bu bilgiye baştan sahip olursanız, belki yazının geri kalanını daha iyi anlarsınız. 
Şunu aklınızdan çıkarmayın muska sizi korumaz Allah korur, o zaman o muska ne işe yarar? Ayetler ile yazılan bir muska iki şeyden oluşur birisi dua diğeri ise bir kağıt parçasına yazılan Ayetler. Siz bir kağıt parçasına, sıkıntınızla ilgili bir kaç ayet yazarsınız, sonrası ellerinizi açar dua edersiniz. "Rabbim, sadece senden medet umar sadece sana yönelerim, benim şöyle bir sıkıntım var, çalmadığım kapı kalmadı, son çare olarak senin Ayetlerine sığındım, yardım et bana Rabbim" dersiniz. Duanızı Alah, samimi görürse günahlardan uzak durmaya çalıştığınıza görürse duanızı kabul edebilir. Ettiğinde ne olur? Allah o kağıt parçasındaki ayetleri canlandırır. Bi nevi o ayetlere bir yazılım yükler. Üzerinde Ayetlerin yazılı olduğu bir kağıt parçası kendi başına birşey ifade etmez, o Ayetler ama canlandığında karşınızda bir hava savunma sistemi görürsünüz. Kilit nokta Ayetlerin bir kağıda yazılması değil, kişinin duası. O Ayetleri canlandıran kişinin duası. Duanız muskanın yazılımını oluşturur, kağıt parçasıda sizin HAVA SAVUNMA SİSTEMİNİZİN altyapısını. Bunları açalım; ülkelerin hava savunma sistemlerini düşünün. Kendiliğinden saldırıları sezen, püskürten bir sistem. Bu sistemler iki şeyden oluşur birisi yazılım diğeri ise fiziki altyapı (füzeler, füze rampaları, uydular ve bilgisayarlar). Fiziki altyapıyı oluşturduktan sonra, sistem nasıl uyanır? Yazılımla! Siz ana bilgisayara yazılımı yüklediğiniz an, sistem canlanır ve neye programlandıysa onu yapmaya başlar. Kendiliğinden tehlikeleri sezer ve püskürtür. Muskalarda bu şekilde çalışır. Bir kağıda bir dizi Ayetler yazmanız bunun altyapısını eşgal eder, duanızda bu altyapıya bir yazılım yüklenmesini sağlar. Duanız kabul olunursa Allah o muskaya bir yazılım yükler ve o muskayı aktif hale getirir. Kabul olunmazsa üzerinde yazılardan ibaret bir kağıt parçası taşımış olursunuz o kadar. Muskaları aktive eden niyet yani duanız olduğu için, ne niyet doğrultusunda yazıldığını bilmediğiniz muskaları lütfen üzerinizde taşımayın! Niyet sizin yazılımınız, kağıt parçacığıda o sistemin fiziki altyapısıdır. Olayın püf noktası yazılan Süreler veya Ayetler değilde niyet gibi kalbi bir duygu olduğu için muskaların ne kadar etkili olup olmadığı içerikten öte niyete bağlıdır. Yazan ve yazdıran ne kadar halis niyet taşırsa ne kadar temiz kalpli olursa, o muskanın o dilekçe formun Allah katında kabul görme olanağı o kadar artar. Havas ilmi ile yazılan muskalarda niyet etmeniz gerekmiyor. O tarz muskalar matematiksel ve geometrik hesaplamalara dayanır. Siz hesaplamalarınızla muskanın temelini oluşturursunuz, anne ismi gibi kişiye has bilgilerlede o muskayı o kişiye kodlarsınız. Bu tarz muskaların etkisi yazan kişinin ilmine ve herşeyde olduğu gibi Rabbimin takdirine bağlı.

- hocam, insanlar takdıkları muskanın içinde ne yazıyor onu bilmiyor ama?

Siz bir hekimin yazdığı reçetenin içeriğini biliyormusunuz? O ilacın neler içerdiğini biliyormusunuz? Hayr bilmiyorsunuz ama yinede kullanıyorsunuz. Neden kullanıyorsunuz? İçeriği bilinmeyen birşey kullanılamaz derseniz, lütfen sizde bundan sonra bir hekime ilaç yazdırmayın. Siz bir cep telefonu veya bilgisayar yazılımların neler içerdiğini biliyormusunuz? Bilmiyorsunuz, bilmediğiniz halde neden kullanıyorsunuz? Lütfen bundan sonra bilgisayar ve cep telefonuda kullanmayın. Sizin inancınızda muska olmayabilir, eğer toplumun bir kısmını bu ilimden mahrum edecekseniz, adil olun sizde içeriğini bilmediğiniz şeylerden vazgeçin. Vazgeçemiyorsanız, o zaman başkalarınada çamur atmayın. Başkaları ne kadar cahilse sizde en azından o kadar akıllı veya cahilsiniz. Başkalarına cahil diyorsunuz, sanki siz aldığınız ilacın içeriğini biliyorsunuz, sanki kullandığınız telefonun yazılımında neler var neler yok biliyorsunuz? Ne demek istediğimi anladınız değilmi? Herkes herşeyi bilmek zorunda değil, ben ilaçlardan anlarım siz Ayetlerden başkası su tesisatından başkası ziraattan vs. Allah döngüyü buna göre yaratmış, birbirimize muhtaç olma üzerine yaratmış. Her ilme vakıf olmak zorunda değiliz. Öyle bir sorumlulukta omuzlarımıza yüklenmemiş. Biz sadece, uzmanlar arasından iyileri araştırıp bulmakla yükümlüyüz. Onu bulduğunuzda da bize verdiği ilmin (muska, ilaç, araba, bilgisayar) içeriğini bilmekle mükellef değiliz.

   - Hocam çok art niyetle yazılan muskalar var, içeriği hurafeler ile dolu.

Ne yapalım arkadaşlar, birisi bıçakla birini yaraladı diye tüm bıçakları ortadanmı kaldıralım? Birisi gereksiz ilaçlar yazıyor diye tüm ilaçları ortadanmı kaldıralım. Hayat tercihlerden ibaret, bıçakla ameliyat yapıp birinin hayatınıda kurtarabilirsiniz birini öldürebilirsinizde. Allah nimetleri sunar, hangi yönde kullanacağınızı size bırakır. Sadece birşey birileri tarafından art niyetle kullanılıyor diye, siz onu yasaklamaya kalkarsanız, o zaman bilgisayardan cep telefonlarına internetten tvlere kadar herşeyi yasaklamalısınız.

   - Hocam muskalar okunur, yazılmaz.

Okumak için ilk önce yazmanız gerekiyor arkadaşlar. İşitmekte bir hikmet varsa, yazmakta dahada büyük bir hikmet var. "İkra" diyorsunuz ama "Kalem" demiyorsunuz. İkra, Kuran-ı Kerimde bir kelime, Kalem ise koskocaman bir Sürenin ismi. Siz nasıl olurda, okumayı yazmadan daha üstün tutarsınız. Birşeyi okumadan önce ilk önce onu yazmanız gerek. Okumak, yazmanın sayesinde var. Sayesinde var olan birşey, kaynağından nasıl daha üstün olabilir? İlahi düzen yazma üzerine kurulmuş. Başınıza gelen herşey bir Kitaptan çıkar (Levh-i mahfuz), işlediğiniz her eylemi sağ ve sol omuzunuzdaki melekler yazar;
"Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır." (Hadid Süresi; 22). Bütün düzen kaleme almak üzerine kurulu, siz nasıl birşeyi kağıda almayı önemsiz görürsünüz? Birbirinize borçlandığınız zaman bile bunu kağıda almanızı tavsiye eden bir ilahi düzen var karşımızda; "Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın.." (Bakara Süresi; 282). Nasıl olurda okumayı tavsiye edersiniz, ama yazmayı değil. Birilerin gazına dolduruşuna geldiğiniz çok açık, bilgi ve akıl ile konuşmadığınız çok açık.

   - Ama hocam, bazı muskaların içinde batıl semboller yazılı yada boş şeyler yazılı ve insanlar onu takıyor.

Plasebo effektini hiç duydunuzmu? Hastaya içi şeker tozu bir hap verilir ve hastanın kendisine, bu ilacın son teknoloji ile üretildiği söylenir. Hastada bu ilacın kendi hastalığı için üretildiğine inanarak alır ve zaman dilimi içinde iyileşir. Bu uygulama bilim literatüründe yerini almış, bilimsel bir gerçek bir realitedir. Birisi bir kağıda bir kaç rakam yazmış sonrası onu poşete sarıp vermiş veya kağıda bir kaç küfür yazıp vermiş olabilir, hastada bunu kendisi için özel yazıldığını düşünüp takmış ve bundan fayda görmüşte olabilir. Kağıdın üzerinde batıl semboller yoksa, kişi bundan şifa bulduysa, haramda içermiyorsa kimseyede zararı yoksa, size ne arkadaşlar? Yapılan bu işin, bilim dünyasının plasebo uygulaması ile ne farkı var? Onlar yapınca nobel ödülü, başkaları yapınca hurafe, nasıl iş bu? Tasvipmi ediyoruz bunları? Hayır. Bir Müslüman kullandığı bir ilmin içeriğini bilmek zorunda değil, ama ilmin uzmanını bulmak zorunda. Bu insanları eleştirecekseniz, neden doğru uzmana çıkmadılar bundan dolayı eleştirin. Siz bunu yapmıyorsunuz, siz direk ilmin kendisini hedef alıyorsunuz. Bu durumda bizde tabi cevap hakkımızı kullanırız. İnsanlar neden hacı hocalarda şifa arar, bu soruyu kendinize hiç sordunuzmu? Cahil olduklarından değil, sizden yani bilim dünyasından şifa bulamadıkları için. Bu insanlar merdiven altı çözüm arıyorsa, bunun sorumlusu muskalar değil, sizsiniz. Sizin beceriksizliğiniz yetersizliğiniz. Özetlersek; bir hekim nasıl ilaç mümessili ile anlaşıp gereksiz ilaçlar yazıyorsa, birileride gereksiz reçeteler (muskalar) yazıyor olabilir. Böyle bir durumla karşılaştığınızda reçetenin kendisini değil, içeriğini sorgulayın. "Teyzeciğim muskanın içeriği boş" deyin, "sana daha güzelini yazalım" deyin, ama kalkıp muskaların varlığını tartışmaya açmayın. Eğer açacaksanızda bunun için bir hadisten daha fazlasına muhtaçsınız. Oturduğunuz yerden ahkam kesmek, yok öyle yağma. Siz muskaların üzerinde deneyler yaptınızmı, muska yazan kişilerle bir kaç yıl birlikte zaman geçirdinizmi? Oturduğunuz yerden şu haram şu hurafe, yok öyle yağma. 


Muskalar gereksimi: madde ve enerji

Allahu Teala insanı yeryüzüne yerleştirdiğinde varlığını tehdit edebilecek her dış tehdite karşı bir koruma vermiş. Örneğin; kanımızın içindeki beyaz hücreler bizleri mikroskopik boyutta olan unsurlere karşı korur, cildimizde makroskopik boyutta olana karşı. Ancak yeryüzü sadece maddeye dönüşmüş cisimlerden ibaret değil, insan ayrıca maddeye dönüşmemiş ve enerji boyutunda hareket eden unsurlarlada karşı karşıya kalmakta. Allah bizleri hiç yetersiz yaratırmı? Elbette, hayır! Bizler enerji boyutlarından gelebilecek tehlikelere karşıda bir korumaya sahibiz. Aura yazımızı okursanız yeryüzünün elektromanyetik bir kalkan sayesinde güneşin elektromanyetik akımlarına karşı korunduğunu görürsünüz. İnsan, yeryüzünün küçük boyutta bir muadili olduğu için bizlerde böyle bir elektromanyetik kalkana sahibiz (aura). Bu kalkan bizlerin hava savunma sistemi. Bazen bu kalkan zayıf düşer ve bizi istenildiği oranda korumaz. Örneğin; e
ğer hareketsiz bir hayat sürdürüyorsanız veya hastalıklarla boğuşan bir bedene sahipseniz veya yaşlanmış veya körpe bir bedene sahipseniz bu kalkan sizi yeterince koruyamayabilir. Bedeninizin kalkanı zayıf düşerse veya büyüde olduğu gibi kandırılırsa, o zaman enerji boyuttan gelen saldırılara karşı korumasızsınız. Muskaların gereksinimi buradan kaynaklanıyor, biz enerji boyutlarından sürekli saldırıya uğruyoruz, muska dışında bunları püskürtecek bir seçeneğimizde maalesef yok. İnsan ne tür enerjiler ile karşı karşıya? İnsan yeryüzünde beş tür enerji (radyasyon) ile yüzleşir. Birisi uzaydan gelen radyasyonlar, ikincisi; doğanın salgıladığı radyasyonlar, üç; insanlardan gelen radyasyonlar, dört; cinler alemi yani sihir boyutundan gelen negatif enerjiler ve beşincisi yapay, elektronik cihazlardan gelen radyasyonlar. Bu radyasyonların bazıların üstesinden bedeniniz gelebiliyor bazıların değil. Mesela evrenden gelen veya doğanın salgıladığı radyasyonlar çok az miktarda olur, biz bu akımlara rahatlıkla hazmedebiliyoruz. Elektronik cihazlarda olay biraz karmaşık hale geliyor. Elektronik cihazlar üretilirken amaca yönelik üretilir, bedene zararlı olup olmaması ikinci planda tutulur. Ne kadar çok bu cihazların üzerinde SAR değerleri yazılsa veya belirli uyarılar yapılsada bunları sürekli üzerimizde taşıdığımız için bunların radyasyonu enerji kalkanımızı rahatlıkla bypass edip direk bedenimize sinebiliyor. Özet: günlük hayatımızda bizler uzaydan gelen, doğanın ve elektronik cihazların yaydığı radyasyonlara maruz kalıyoruz. Bu akımlara bir de insan kaynaklı, bir de sihir kaynaklı negatif radyasyonları eklerseniz insan bedenin sürekli enerji boyutundan saldırılara maruz kaldığını ve çoğumuzun bedenide bu saldırılar altında çaresiz kaldığını görürsünüz.

Bazıları hayata bir boyuttan bakar, hayatın gözle görülür nesnelerden ibaret olduğunu düşünür, insanın sadece katı boyutunda olan tehlikeler ile yüzleştiğini sanır. GÜNAYDIN diyelim bu kişilere! Siz sadece katı nesneler tarafından kuşatılmış değilsiniz, sizler bunlardan da daha tehlikeli bir oluşum tarafından çepecevre kuşatılmış haldesiniz. Nemi? Yapay ve doğal negatif radyasyonlar. Katı nesnelere karşı önlem alabiliyorsunuz, enerji boyutundan gelen bu tehlikelere karşı nasıl önlem almayı düşünüyorsunuz?

Muska hakmı: İslamın önlem alma kaidesi

Muskalara itiraz edenlere sorduğunuzda, neden itiraz ediyorsunuz diye, bunların bir kısmı genelde muskaların Allaha şirk koşmaya götürdüğünü savunur, diğeride bunu tamamen hurafe bir inanç sayar. Bizde bu bölümde bu iki soruya bir cevap vermeye çalışalım. Muskalardan medet ummak Allaha şirk koşmakmı? Muskalar inancı hurafe bir inançmı? Bu soruların cevabını üç boyuttan ele alacağız; İslami konulara vakıf olmayanlar için genel mantık dahilinde, İslami konulara vakıf olanlar içinde Kur'an-ı Kerim, hadis ve üçüncüsü İcma ile. Muskalar neden hak?

   - muskalar hakmı: İslamın önlem alma kuralı

Muskalar İslamın önlemini al sonrası Allaha tevekkül et kuralına dayanır. Bizler yeryüzünde farklı tehlikeler ile yüzleşiyoruz ve dinen önlem almakla mükellefiz. Örneğin; siz arabaya bindiğinizde neden emniyet kemeri takıyor veya enfeksiyona yakalandığınızda antibiyotik alıyorsunuz? Size bir soru; neden bu çözümü Allahta aramıyorsunuz? Muskalar üzerinde yürttüğünüz mantığa göre Allahta aramanız gerek. Siz emniyet kemeri takdığınızda bir antibiyotik aldığınızda Allahtan değilde bir emniyet kemerinden bir antibiyotikten medet umuyor olmuyormusunuz? Muskalar üzerinde yürüttüğünüz mantığa göre öyle oluyorsunuz. Siz o mantığa göre emniyet kemeri ve antibiyotikleride reddetmeniz gerek. Siz eğer önlem almayı şirk sayarsanız o zaman hayatınızın her adımında her saniyesinde şirk işlediğinizi bilmelisiniz. "Hocam emniyet kemeri takmamız, bir hekime çıkmamız veya antibiyotik kullanmamız ile biz Allaha şirk koşmuyoruz. Bunlar birer vesile, sonuçta tabiki herşey Allahtan gelir" diyorsanız, o zaman tamamen saçmalıyorsunuz. İnsanın icadını kullanmak serbest, ama Allahın Ayetlerini kullanmak haram. Öylemi? Siz insanın icat ettiği şeyleri kullanırken bunu Allaha şirk saymıyor, Allah bunu vesile kıldı diyorsunuz ama, Allahın indirdiği ve bunda sizin için şifa ve fayda var dediği Ayetleren medet umulduğunda bunu günah ve Allaha şirk sayıyorsunuz. Saçmalığın boyutunu görüyormusunuz? Muskalar ya ayetler ile yazılır ya da havas ilmiyle, bu ikiside Allahın indirdiği birer ilim. Siz antibiyotiği hurafe saymıyorsunuz çünkü bir laboratuvar ortamında ortaya çıktı diye, ama ayetler ve havas ilmiyle geliştirilen herşeyi hurafe sayıyorsunuz, neden çünkü bunları bir peygamber söyledi bir melek söyledi diye. Demek siz bilim dünyasına tapanlardansınız. Işığınız bol olsun diyelim o zaman size.

   - muskalar hakmı: Kur'an-ı Kerim

"Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u âyetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik." (Mu'minun Süresi,45). "Andolsun biz Musa'yı âyetlerimizle Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik. O da: 'Şüphesiz ben alemlerin Rabbinin elçisiyim' dedi." (Zuhruf Süresi, 46). "Andolsun Musa'yı da âyetlerimizle ve apaçık bir belge ile gönderdik." (Hud Süresi, 96). "Andolsun Musa'yı âyetlerimizle ve açık bir delil ile gönderdik." (Mu'min, 23). "Sonra peygamberlerin ardından Musa'yı âyetlerimizle Firavun ve erkanına gönderdik. Ayetlerimize karşı haksızlık ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak." (Araf Süresi, 103).

S
iz birşeyin varlığına inanmak için, o şeyin ismiyle Kur'an-ı Kerimde anılıp anılmadığına bakıyorsunuz. Yanlış. Ha, eğer Allah sizi delalette bırakmak istiyorsa ismiyle anılsa bile siz onu reddedersiniz, o ayrı. "Onlara melekler indirseydik, ölüler dirilip onlarla konuşsaydı, her şeyi toplayıp önlerine koysaydık gene Allah dilemedikçe inanmazlardı, fakat çoğu bilmez" (En'Am Süresi; 111). Her bilgi ismiyle Kur'an-ı Kerimde anılmaz. Öyle olsaydı kutsal kitabımızın kalınlığı binlerce sayfa olur, sizde onca bilginin içinde kaybolur giderdiniz. Yinede ümitsizliğe kapılmayın, Kur'an-ı Kerim aradığınız her bilgiyi ismiyle değinmiyorsa satır aralarında mutlaka değiniyor. Örneğin; Ayetler. "Ayet" denildiğinde aklınıza ne geliyor? Hiçbir şey. Bu maalesef tüm Müslümanlar için geçerli. Okuyoruz ama ne olduğunu bilmiyoruz. Size burada açıklayalım; Ayetler birer sihirdir. Bir sihirbazın büyü kitabı gibi, Ayetler mucize gerçekleştirmenizi sağlayan birer büyü formülü. Bunu açalım; her ayet bir konuyu anlatır. Felsefe veya tarih kitaplarıda bir konuyu anlatır. Kutsal kitabımızın ayrıcalığı, ayetler bir konu veya sorunu izah etmekle kalmaz, o ayet size o olaya müdahale etme imkanıda sunar. Size olayın akışını değiştirme nimetini sunar. Kuran-ı Kerime atfedilen mucize kavramı buradan gelir. Ayetlerin enerji boyutu üzerinden siz evrenin işletim sistemine el atabilir, nice sıkıntılarınıza çözüm bulabilirsiniz. Evrenin işletim sistemine bu el atmayada sihir denilir. Şimdi gelelim sorumuza; muskaya inanmak Kur'an-ı Kerimde geçiyormu? Muska nedir; muska bir sihirdir, kutsal kitabımız nedir; bir sihir kitabı. Kutsal kitabımızda "muska" ibaresinin geçmesine gerek yok, çünkü kendisi zaten bir sihir kitabı. Siz bir matematik kitabını açtığınızda bir içerikle karşılaşırsınız, siz anlamazmısınız o içerikten bunun bir matematik kitabı olduğunu. Herhalde her sayfada "matematik kitabı" ibaresinin yazılmasını beklemezsiniz. Kuran-ı Kerimin kendiside muska ibaresini kullanmasına gerek yok, ayetlerin bir indiriliş nedeni size birşeyleri anlatmaksa, bir diğer sebebide şifa niyetine Ayetleri kullanmanız. Gerek okuyarak gerek yazarak. Yoksa siz kutsal kitabımızı sıradan bir tarih bir felsefe bir anayasa kitapçığımı sandınız? Duvarınızda asılı tuttuğunuz o Kitap var ya, işte o Kitaptaki ayetler ile Peygamberler mucizelerini gerçekleştirdi. Sizlerin bir süs objesi olarak duvarda asılı tuttuğunuzu, peygamberler kullandı. Ne büyük bir cehalet içindesiniz, farkında değilsiniz. Örneğin; Hz Musa. Hz Musa kendisine indirilen Ayetleri kullandığında, o ayetlerden medet umduğunda Allaha şirk koştumu? Tabiki hayır. Neden, çünkü Allah o Ayetleri Hz Musa kullansın diye indirdi. Bir düşünün; Hz. Musa gibi büyük bir peygambere 9 Ayet indirildi (İsra Süresi, 101). Duvarınızda süs olarak astığınız Kitapta 6 bin üzerinde Ayet var. Hz Musa kendisine indirilen her bir Ayeti kullanmaktan çekinmedi, siz ise birini bile kullanmaktan insanları caydırıyorsunuz. Hurafe diyorsunuz, şirk diyorsunuz. Yazık çok yazık. Koskocaman bir peygambere 9, bize ise binlerce Ayet indirildi. Bize indirilen Ayetleri yani mucizeleri birde kombinasyon halinde kullandığınızı düşünün. Evrenin işletim sistemine el atmanızı sağlayacak, yeryüzünde nice mucizeler gerçekleştirmenizi sağlayacak SONSUZ imkana sahipsiniz. Şükür Rabbime. Neden o zaman insanların bu mucizeleri öğrenmesi ve kullanmasına engel oluyor, onlara bu Ayetlerin gizeminden bahsetmiyorsunuz? Neden; çünkü Kur'an-ı Kerimi sıradanlaştırmak istiyorsunuz. Beşerlerin yazdığı Kitaplar seviyesine indirgemek istiyorsunuz. Yazık, çok yazık. Hocam, bizler Hz Musa değiliz derseniz, haklısınız değiliz. Ama Allah bu Ayetleri bize indirdiğine göre demek bizler o Ayetleri kullanma makam ve konuma sahibiz. Nasılmı? Hz Musa kendisine indirilen Ayetleri bir niyet ile aktif hale getirdi. İşin sırrı temiz bir kalp ve halis bir niyette yatmakta. Temiz kalpli ve halis niyetli bir Müslümana açılan gayp kapılardan haberiniz varmı sizin!

Çok ilginç bir Müslümanlık anlayışınız var; biopro gibi yapay elektromanyetik radyasyonlara karşı koruma amaçlı kolyeler takıyorsunuz, evlerinizin belirli köşelerine belirli özelliklere sahip taşlar koyuyorsunuz, güneş ışınlarına karşı güneş kremi sürüyorsunuz ve bunların sizleri negatif enerjilere karşı koruyacağına, bedenlerinizin etrafında bir kalkan oluşturacağına inanıyorsunuz. Kur'an Ayetlerine gelince ama Ayetlerde böyle bir güç olmadığını, dahada ötesi Ayetleri günlük sıkıntılarımız için kullanmanın Allaha şirk olduğunu iddia ediyorsunuz. Allahın kullanın bu ayetleri, bu ayetleri ben sizin hizmetinize indirdim bu ayetlerde peygamberlere indirilen mucizeler var bu Ayetlerde sizin için şifa var demesine rağmen, siz insanları Allahın ayetlerinden uzak tutmak için herşeyi yapıyorsunuz. Doğanın içinden herhangi bir taşta böylesine bir güç görüyorsunuz, herhangi bir sanayi bölgesinde üretilen bir kolyede bir kremde insanı koruyacak bir güç olduğuna inanıyorsunuz ama Kur'an-ı Kerimin Ayetlerinde o gücün olduğuna inanmıyorsunuz. İnsanın ürettiği birşey koruma amaçlı kullanıldığında bunu Allaha şirk koşma saymıyorsunuz, Kur'an-ı Kerim Ayetleri kullanıldığında bunu Allah şirk sayıyorsunuz. İşte arkadaşlar sizlerin Müslümanlığı bu kadar, sizin inancınızın boyun ölçüsü bu! Kur'an-ı Kerimin mucizevi bir Kitap olduğunu sürekli dile getirirsiniz, onun muhteşemliğini ağzınızdan düşürmezsiniz ama "hadi gelin onun o muhteşemliğinden faydalanalım o mucizeleri keşfedelim, hayata geçirelim dediğimiz an", yani dilinizden akanları icraata dökelim dediğimiz an yok öyle birşey deyip kıvırıyorsunuz. Demek Kur'an-ı Kerim inancı dilinizde, Kur'an-ı Kerim inancı henüz kalbinize işlememiş. 

   - muskalar hakmı: hadis
 
Muskaya karşı olan Müslümanlar, bu karşıtlığı peygamberimizin bir hadisine dayandırır. Peygamberimize güya on kişilik bir heyet gelir, peygamberimizde biri hariç diğerleri ile tokalaşır. Neden o kişi ile tokalaşmadığı kendisine sorulduğunda da, peygamberimiz sav onun üzerinde temime (muska) vardı diye yanıt verir. Bu hadis doğrumu ve böylesine bir hadisle karşılaştığımızda nasıl hareket etmeliyiz? Bir; hadislerin
doğruluğunu merak ediyorsunuz ilk önce o hadisin Kur'an-ı Kerime ters düşüp düşmediğine bakın. ki; genel mantığa ters düşüp düşmediğine bakın. Üç; peygamberimizin fıtratına ters düşüp düşmediğine bakın. Dördüncü; kendi aklınızı kullanın. Hadisler, doğruları bulmanızda önemli ipuçları size verebilir ancak hadisler, ayetler gibi tartışmaya kapalı değil. Sebebide bunların duyum üzerine, peygamberimizin vefatından yüz yıllar sonrası kayıda alınması. Ne kadar çok bazı alimler doğruları hurafelerden ayırt etmeye çalışmış olsada, bir çok hurafe halen günümüze kadar gelmeyi başarmış. Günümüzde birini diğerinden nasıl ayırt edeceğiz? Kendi aklımıza başvuracağız. Nasılmı? Çok basit; Peygamberimizin hayatını ve Kur'an-ı Kerimin peygamberimizle ilgili kıssaların okuyup Peygamberimizi tanıyarak. Tabi siz çalışmadan hazır mala konmaya alışık olduğunuz için, peygamberimizi tanımaya kalkışmak çok zor geliyor size. Bir hadisin doğruluğunumu merak ediyorsunuz, çözümü çok basit peygamberimizin hayatını okuyun. Peygamberimizi tanırsanız, neyin onun ağzından çıkıp çıkmadığını rahatlıkla çözersiniz. Örneğin; bir dostunuzun bir yerde birşey söylediği kulağınıza gelir, siz ne dersiniz; benim tandığım kişi bunu söylemiş veya yapmış olamaz, dersiniz. Kütüb-i Sitteymiş şuymuş buymuş, hepsi boş, kendi aklınızı kullanın. Kendi çalışmanızı yapın kendi aklınızı kullanın. Peygamberimizi tanırsanız nelerin onun ağzından çıkıp çıkmadığını çok rahat çözersiniz. Hadislerin sahihliğini belirlemenin en kolay yolu bu. Buhari, Tirmizi bunlar nasıl hadisleri süzgeçten geçirdiyse, sizde süzgeçten geçirmeye devam etmelisiniz. Onlar kafa yordu, artık benim kafa yormama gerek yok dememelisiniz. Bir gün Allahın huzuruna çıktığınızda onlar benim için düşündü, ben bu konuda artık düşünmekten muafım deme şansınız yok. Herkes kendi aklından sorumlu kılınacak. Başkaların aklına sığınarak hareket ediyorsanız, bilinki bu sizi mahşeri sorgudan muaf kılmayacak. Ayetleri asla sorgulamayın, hadisleri ise sorgulayın. Ayetler kaynağın kendisi, diğeri ise kulaktan duyma şeyler. Kulaktan kulağa gelen şeylerinde doğruluğunu araştırın. Muskayla ilgili bu hadis doğru olabilirmi? Olamaz. Ayetlerden ve peygamberimizin hayatından elde ettiğimiz bilgiler doğrultusunda bir peygamber profili oluşturduk, o profile sahip bir peygamberde böyle bir davranış içinde bulunmazdı. Örneğin; hadiste anlatıldığı gibi, eğer birisi üzerinde bir muska taşıyorsa ve bu batıl bir inançsa veya kötülük içeriyorsa, o zaman bizim tanıdığımız peygamber o kişiyi uyarırdı, uyarmakla zorunlu olurdu. Hadisiniz tam burada takılı kalıyor. Siz bir Müslüman olarak bir yanlışı gördüğünüzde ne yapıyorsunuz veya yapmakla mükellefsiniz; uyarmakla. Bu hadis, sıradan her Müslümanın yaptığını, peygamberimizin yapmadığını ima ediyor. Kişiye elini vermedi, geçti gitti dediğiniz an, siz bunu ima etmiş oluyorsunuz. Hocam, ama diğer Müslümanları uyardı derseniz; bu sefer peygamberimizin birisinin arkasından goy gıybet yaptığını ima ediyorsunuz. Kendinizi nasıl bir zandan diğerine sürüklediğinizi görüyormusunuz? Peygamberimiz bir yanlışı gördüğünde o kişinin arkasından konuşmazdı, bunu o kişinin yüzüne söylerdi. Söylemekle görevliydi zaten, başka bir şansıda yoktu. Zaten başına ne geldiyse hakkı söylemekten gelmedimi? Peygamberimiz kendisine yapılan haksızlıklara karşı sustu, toplumu ilgilendiren konularda değil. Özetlersek; bu hadis, insanların yüzüne hatalarını söylemeyen, insanları hatalarından ötürü uyarmayan, kişilerin arkasından konuşan bir peygamber profili çiziyor. Bu da bizim Kur'an-ı Kerimden ve peygamberimizin hayatından edindiğimiz peygamber profili ile örtüşmüyor. Örtüşmediği içinde reddediyoruz. Kaldıki, bir konu hakkında ayetler varsa hadislere başvurulmaz. Bu haşa Allah varken peygamberimize danışmaya benzer, daha da kötüsü peygamberimizin ağzından duydum diyenlere danışmaya benzer. 

   - muskalar hakmı: genel mantık

İki tür insan muskalara karşı çıkar, birincisi İslamdan uzak tipler, diğeri ise Müslüman olarak geçinenler. Birisi bilim dünyası ne derse ona iman eder, diğerleri ise ilahiyatçılar ne derse ona inanır. Bilim dünyasına tapanlara hitap etmemiz mümkün değil. Allah onlarda bir hayr görseydi, zaten kendisi onları hidayete erdirirdi. Maymundan türediğine inanan birinin bizim yazılardan ilham alması mümkün değil. Biz burada ilahiyatçlılara biat edenlerin mantığına hitap etmeye çalışalım. Bu sınıf, tam orta sınıf; ne tarikat ve cemaatlere kendilerini kaptırmış ne de ataistler gibi Allahsızlık var. İki derede bir arada kalmış insanlar. Bunlar genelde ilahiyatçılara takılır. En güvenilir onları bulur. Prof makamı bilimselliği çağdaştırdığı için, çağımızda en güvenilir onları bulurlar. İlahiyat dünyasında cemaatleşme yani menfaat ve çıkar yok. Tarikatlara kıyasla kendilerini bu alemde daha güvende hissederler. Bu ilahiyatçılarda muskalara inanmaz. Muskaların Allaha şirk koştuğunu iddia eder. Bu doğrumu, muskalar Allaha şirkmi? Orta sınıf Müslümanlar için, bu soruya bir cevap getirelim. Hayır, değil. Neden değil; İslam önlemini al sonra Allaha tevekkül et kuralı üzerine kurulu bir din. Kişiler rahatsızlandığında şifa için çözüm yolları aramak zorunda, şifa buldukları anda Allahı değilde muskayı anmaları kişiyi şirk'e götürmez. İslam dini belirli temeller üzerine kurulu bir din, önlemini al sonra Allaha tevekkül et kuralı bunun bir temeli ise, niyete göre amel bunun bir diğer temeli. Bu insanlar muska sayesinde şifayı buldum derken, bunlar muskayı bir yaratıcı makamına koymuyor. O niyetle bunu söylemiyorlar. Örneğin; insanlar hastalandığında bir doktora çıkar. İyileştikleri anda doktorum beni iyileştirdi der. Bu şirkmi? Muska üzerinde yürüttüğünüz mantığa göre bu da şirk olmalı. Örneğin; hasta birisi bir ilaç alır ve sonrası o ilaç beni iyileştirdi der. Muska üzerinde yürüttüğünüz mantığa göre bu da şirk sayılmalı. Ya emniyet kemerine ne demeli. Emniyet kemeri olmasaydı ben şu kazada ölecektim diyen bir bilinç seviyesi var karşınızda. O zaman emniyet kemerlerinide yasaklayalım. Özet; hesap, niyete ve kişinin bilinç seviyesine göre kesilir. Birşeyin şirk sayılması için bilinç ve niyet önemli. Ben muskadan şifa gördüm diyorsa birisi, niyet okumaya kalkışmayın. O kişi elbette herşeyin Allahtan geldiğini bilir, bilmiyorsada cehaletine yani bilinç seviyesine bağışlayın. Eğer cehaletine bağışlamayacaksanız, muska gibi bir ilmi Allaha şirk sayacaksanız o zaman hekimleri ve ilaçlarıda sayın, onlarıda ortadan kaldırın. Sizin mantığınıza göre onlarda şirk. Hocam, o bilim derseniz; bende bu da Allahın ayetleri derim!

   - muskalar hakmı- İslam alimleri

İslam alimlerin muskalar hakkında görüşü nedir bunuda kısaca size aktaralım; imam-ı Azzamdan imam- Rabbani ve Şafi'ye kadar dinimizin en önde gelen figürleri muskaları takmanın bir sakıncası olmadığı kanaatini bildirmiş. Eğer ön yargınız yok ise, bu alimlerin isimlerini duyduğunuz an, muskayla ilgili görüşlerinizi tekrar gözden geçirmelisiniz.

Neden muskalara mahkumuz

   1. Bu konuda henüz bir ilim yok

İnsanoğlu yeryüzünde iki tehlike ile karşı karşıya birincisi madde boyutu diğeri ise enerji boyutu. Madde boyutundan gelebilecek sıkıntılara karşı bir korumaya ve bir ilme (tıp) sahibiz ama enerji boyutundan gelebilecek sıkıntılara karşı değil. Sıkıntı burada; insanlara etmeyin yapmayın, biz hangi çağda yaşıyoruz diyorsunuz, fakat çağınızın bilim dünyasının bu konuda bir çalışması yoksa ne yapacaksınız? Günümüzün teknolojisi bizlere fiziki darbelere karşı veya mikroplara karşı bir koruma sunuyor, elektromanyetik frekanslara (nazar, sihir) karşı ama değil. Enerji boyutlarından gelen saldırılar ile ilgilenen tek alan elektronik harp teknolojisi. Bunun dışında bu alanda çalışan ve günlük hayatımıza uygulanabilinecek bir çalışma yok. O yüzden muskalara sığınan insanlara, hangi çağda yaşıyoruz demeniz anlamsız. Bu konuda bin yıl önceki bilim seviyesi ne idiyse günümüzün bilim seviyeside o. Ha bin yl öncesi yaşamışsınız ha bugün, fark yok. Yeryüzünde bu konuda bir bilim dalı yoksa, uzmanlar yoksa, o zaman bu konuyla ilgili bir sorunu olanın ne yapmasını bekliyorsunuz? Tabiki, ellerini açıp Allaha dua etmesini bekliyorsunuz. Bunuda yadırgayacak değilsiniz herhalde. Çaresiz olduğumuz dönemlerde bizler nasıl elimizi açıp Allaha dua ediyorsak, bu insanlarda Allaha dua ediyor. Değerli dostlar, benim Ayetlerimde sizin için şifa var diyen bir yaratıcı var karşımızda. Allaha sığınan birinin Allahın ayetlerinden şifa umması Allahın ayetlerini kullanması kadar doğal ne olabilir? "Kur'ân'dan mü'minlere şifâ ve rahmet olan (parçalar, bölümler) indiririz. Zâlimlerin ise ancak ziyanını artırır." (İsra Süresi; 82) "..De ki: O, inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifadır..." (Fussilet Süresi; 44). Kişi, kendi çağında kendi çağın imkanlarında kendi sorunlarına bir çözüm bulamadığı an yaratıcıya sığınır, bundan doğalda birşey olamaz. Siz ama ne yapıyorsunuz? Kişiyi sorunları ile baş başa bırakıyor bir çözüm yolu göstermiyorsunuz. İki; bir Müslümanın sıkıştığında Allahtan medet ummasını batıl bir inanç olarak görüyorsunuz. Üç; bir Müslümanın Allahın Ayetlerinden şifa ummasını hurafe sayıyorsunuz. Dört; Allaha, Allahın ayetlerine sığınanların Allaha şirk koştuğunu söylüyorsunuz. Özet: cehaletinize bir bakarmısınız! Nerenizi düzeltelim bizde şaşırdık.

   2. Her sıkıntımızda Kur'an-ı Kerime başvurabilirmiyiz?

Kur'an-ı Kerim herşeyin antidotumu? Evet ve hayır! Müslümanlar bu konu hakkında çok yanlış bir anlayış içinde olduğu için bu bölümü dikkatle okumanızı rica ediyoruz. Neden, evet ve hayır? EVET, çünkü bir konu hakkında henüz bir ilim yeryüzüne indirilmemişse o eksiği Kur'an-ı Kerim giderir ve o derde deva olur. HAYIR, çünkü o konuda eğer bir ilim indirilmişse o zaman Allah kendisinin değil o ilmin kapısını çalmanızı bekler yani
o konuda o Ayetten fayda göremezsiniz. İlahi düzen nasıl çalışır size bunu izah edelim; Allahu Teala her ilmin sırrını Ayetlerinde gizler ve bu Ayetler ile sıkıntılarımıza çözüm bulabilmemizi sağlar. Ne zamana kadar? Allah o ilmin esasını yeryüzüne indirinceye kadar. İlim soyut boyuttan (ayet), somut boyuta geçtiği an, soyut boyut pasif duruma alınır. Örneğin; antibiyotik ilmi (penicillin) veya ağrı ilmi (aspirin) soyut boyuttan somut boyuta geçtiği yani yeryüzüne indiği an, Allah onunla alakalı Ayetleri kişiye göre etkili kılmaya başlar. O konuyla ilgili Ayet neden pasifize edilir? Allah isterki o ilim neredeyse onu gidelim araştıralım ve öğrenelim. İsterki insanların sıkıntılarını biz giderelim, Ayetler değil. İsterki biz gidelim o ilmi öğrenelim ve tüm sevabı biz kazanalım. Allah isterki cahil kalmayalım, isterki kıçımızı kaldıralım ve yeryüzünde rızkımızı arayalım, herşeyi kendisinden beklemeyelim. Pozitif bilimlerin bilgisi yeryüzüne indikçe o konu hakkında indirilen Ayetlerin yetkisi pasif duruma düşer. Ayetler daha çok belirli kişiler veya hastalar yüzü suyu hürmetine geçerlilik kazanır. Ayetin etkisi otomatikten çıkar yani evrenin işletim sisteminden kaldırılır ve ilahi onaya bağlanır. Allahu Teala bu şekilde Müslümanların yobazlaşmasını engellemek ister.

   3. Kendi bakış açınızdan olaylara bakmayın

Pozitif bilimleri incelediğimizde enerji boyutlarından gelen tehlikelere karşı (psikiyatrik hastalıklar, nazar, büyü) bir ilmin yeryüzüne henüz indirilmediğini görüyoruz. Bizler günlük hayatımızda haset dolu bakışlara maruz kalıyoruz (nazar), bizler cinlerin sebep olduğu psikiyatrik hastalıklar ile boğuşuyoruz (panik atak, fobiler, obsesif eylemler, şizofreni vs) ve bizler sihir ilmi (büyüler) ile yüzleşiyoruz, AMA pozitif bilimler boyutunda bu sorunlarımıza bir çözüm üretemiyoruz, başvurabileceğimiz bir bilim dalı göremiyoruz. Örneğin; nazara uğramış insanlar migren tarzı ağrılar yaşar, tıp ilmi buna bir çözüm bulabiliyormu; maalesef hayır. İnsanlar simetri ve temizlik gibi takıntılar ile boğuşur, topluma çıkamama fobileri veya panik ataklar yaşar, siz bunların cinlerin musallatı sonucu ortaya çıktığını biliyormuydunuz? Siz bu sıkıntılara çözüm üreten bir bilim dalı biliyormusunuz; maalesef hayır. Psikiyatri bilim dalı derseniz, geçin o işi. Bir uyuşturucu satıcısı ne ise onlarda o. Uyuşturucu satıcıları ne muamele görüyorsa, onlarda aynı muameleyi görmeleri gerek. Özetlersek; yeryüzüne indirilen ilimler ile bizler enerji boyutlarından gelen saldırıların üstesinden gelemiyoruz. Kendi imkanlarımız ile bir işin üstesinden gelemediğimiz anda Allah bizden ne bekler; kendisine sığınmamızı bekler. Eğer bir konu hakkında insanın başvurabileceği bir bilim dalı yoksa, yeryüzüne öyle bir ilim henüz indirilmemişse o zaman Allah KUR'AN-I KERİME sığınmamızı, ondan sorunlarımıza şifa bulmamızı bekler! Bazı medyumcular ve cinci hocalar, biz varız ya hocam, biz çözeriz diyor; siz bilgileriniz veya gaybi bağlantılarınız ile belki bu boyutlarda yaşanılan sorunlara çözüm üretebiliyorsunuz ancak siz olaylara kendi bakış açınızdan bakmayın. Olaylara yaratıcının bakış açısından bakın. Siz dün yoktunuz bugün varsınız ve yarında olmayacaksınız. İnsanlar ama bin yıllardır yeryüzünde yaşamakta ve siz gittikten sonrada yaşamaya devam edecek. İki; siz buradasınız sizden haberi olmayan ve başka bir yerde yaşayan ne yapacak. Size bağlı bir düzen mantıklı geliyormu? Üç; size indirilen ilim yeryüzüne indirilmiş bir ilim değil. Siz cinler alemine indirilen bir ilmi kullanıyorsunuz. Siz kopya çekiyorsunuz. Kullandığınız ilim yeryüzüne ait değil. Harut ve Marut adındaki iki melek, elinizdeki bilgileri cinler alemine indirdi, insanlar alemine değil. Cinler o bilgileri insana taşıdı, Allah değil. Kullandığınız ilim yeryüzünde soyut boyuttan somut boyuta henüz geçmiş değil. Soyut boyutta kaldığı müddette bizim başvuracağımız tek adres var, o da Ayetler. Sizin merhametinize, elinize bırakılmış bir düzen beklemiyordunuz herhalde. Elbette hayır. Düzen kimseye aman demeden sadece Allahın sunduğu nimetler (örneğin; Kur'an-ı Kerim veya bitkiler) ile çözüm bulabilmemiz şekilde var edilmiş. Objektif bir bakış açısı ile konuyu değerlendirdiğinizde sizde insanoğlunun günlük hayatında negatif enerjilerle yüzleştiğini ama ilim boyutunda buna bir çözüm bulamadığını ve Kur'an-ı Kerim dışında kapısını çalabileceği bir yerde olmadığını, çözüm sunduğunu iddia edenlerin bazılarında şarlatan bazılarında yetersiz kaldığını göreceksiniz. İnsana güvenmediğiniz zaman ve yeryüzünde bu konuda ilim olmayıncada kime sığınıyorsunuz, tabiki Allaha! Muska olayına bu boyuttan bakın. Ortada bilimsel çalışma yok, cinleri kullanan uzmanlara mahkum bir yaşantıda Allahın onaylayacağı bir yaşantı değil. Geriye tek Ayetler kaldı.

   4. Sıkıntısı olanı açıkta bırakmayın o kişiye bir çözüm sunun ve tarafınızı belirleyin

"O inkâr edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir, diyorlar" (
Kalem Süresi; 51). Bu Ayet nazardan bahseder. Siz nazarın varlığına inanıyormusunuz? Eğer inanmıyorsanız, o zaman bu yazı sizi aşar. Maymundan türeyen, et ve kemikten oluşan basit bir insan modeli, size daha çok hitap edebilir. Eğer ama, insanın et ve kemikten öte, içinde ve çevresinde nice derin ve karmaşık boyutlar taşıdığına inanıyorsanız o zaman o boyutlardan gelen tehlikelere karşı nasıl önlem almayı düşünüyorsunuz? Bilim dünyası derseniz, güzel ama bilim dünyasının bu alanda hiç bir çalışması yok. Bu alanda insanların ciddi sıkıntıları var, söylermisiniz lütfen bu insanlar ne yapsın? Bu
insanlara sırtımızı dönüp kederlerinemi terk edelim? Bakınız, insanlara yapma etme diyorsunuz, şirk koşmaktan ve hurafeden bahsedip insanları korkutuyor Allahın Ayetlerini kullanmaktan vazgeçiriyorsunuz. Tamam güzel, bir kapıdan geri çevirdiniz, şimdi bu insanlara başka bir kapı gösterme zorunluluğu vebalini üzerinizde hissetmiyormusunuz? Çok bilgesiniz ya, o zaman lütfen insanları açıkta bırakmayın. Bir şifa kapısını kapatıyorsanız başka birinide açın. Biz bir iddia ortaya atıyoruz, diyoruzki; bütün ruhsal sıkıntılar cinlerden gelir. Bir iddia daha ortaya atıyoruz; Ayetler ile bunları çözebilirsiniz. Bir sorun'a bir çözüm sunduk. Siz ne yapıyorsunuz; hayır, diyorsunuz. Ayetler ile çözülmez diyorsunuz. Bizde diyoruzki; tamam, Ayetler birer çözüm değilse, o zaman bu insanlara lütfen bir çözüm sunun. Ee, bunuda yapmıyorsunuz. Madem konuya vakıfsınız ve Ayetler ile olmaz diyorsunuz, en azından sizi dinleyen kişileri eli boş ortalıkta bırakmayın. Bunlara bir çözüm yolu sunun. Psikiyatristlerin bir çözüm olmadığı ortada. Psikatristlerin faydası olsa, insanlar geri zekalımı bir muskacıdan diğerine koşturup dursun. Yönlendirdiğiniz psikiyatristler bir poşet dolu hap verip eve gönderiyor. İnsanlar robot gibi uyuşuk bir beyin ile hayatlarını idam ediyor. Haklı olarak çözüm bu olamaz deyip alternatif yollara başvuruyor. Allah aşkına bir alternatif yolda siz sunsanız? Madem olayı çözdünüz ve bilgesiniz, o zaman insanlara alternatif çözümler sunun. Bunuda yapmıyorsunuz. Hocam, bilim dünyasının bu tür enerji akımları hakkında bir çalışması yoksa demek öyle bir alan yok diyorsanız; o zaman asıl SİZ Allaha şirk koşuyorsunuz. Allah, ben sihir ilmini indirdim der, gözlerden çıkan o enerjiden bahseder ve cinlerin sizi psikolojik sıkıntılara sokacağını söyler. Siz burada Allahın yalan söylediğinimi ima etmek istiyorsunuz? Sayın okurlarımız iki tarafada oynamayın. Hayatta bir tercih yapacaksınız ya Allahın Ayetlerine inanacaksınız ya da sizi maymunla akraba yapan bilim dünyasına. Hak ve batıl arasında sert bir savaş var, tarafınızı belirleyin. Bizler uyaralım, bugün atamaymunlara şirin görünmek için İslamın nazar, sihir ve muska gibi inançlarını satarsanız yarında başka bir inançtan vazgeçersiniz. Ölüm boğaza dayandığı anda eli boş Allahın huzuruna çıkarsınız. Bunu bir iddia oyunu olarak görün, bir tarafta Kur'an-ı Kerim diğer tarafta bilim dünyası, bizler paranızı Kur'an-ı Kerime yatırmanızı tavsiye ederiz.

   5.
muskalara inanmak toplumu yobazlaşmaya itmezmi

İtmez çünkü bu konu hakkında bir ilim yokki o insanlar gidip o kapıyı çalsın. Olmayan birşey insanları nasıl yobazlaştırsın? Ne zaman bu konuda bir ilim indirilir ve insanlar halen muskalar ile ortalıkta dolaşır ANCA o zaman o insanları geri kalmışlıkla itham edebilirsiniz. Örneğin; negatif enerjilere karşı etkili ayetler var, bunlardan biriside zilzal süresi. Bir gün eğer zilzal, vakıa, saffat gibi sürelerin okunuşunda salgılanan frekanslar nedir bu tespit edilir, o frekansları taklit edebilecek bir cihaz geliştirilir ve o cihazın yaydığı frekansların şeytanları bizden uzak tutacağı bililmsel deneyler ile ispatlanır ve o cihaz insanlığın kullanımına sunulur ve birilileri halen o cihazlardan faydalanma yerine muskalar kullanırsa ANCA o zaman cehalet ve geri kalmışlıktan bahsetme hakkı sizde doğar. Örneğin; insanın gözünden çıkan frekans aralıkları nedir, biz bunu tespit eder ve o frekansları nötralize eden bir sinyal karıştırıcı icat eder ve bunu bir kolye şeklinde insanların kullanımına sunar ve birileri o kolye yerine halen muskalar ile nazar sorunlarını çözmeye kalkarsa ANCA o zaman yobazlaşmadan bahsetme hakkı sizde doğar. Siz ama bu insanların sorunların çözümüne yönelik hiçbir icatı sunmayacaksınız, bu alandaki sorunlarına yönelik hiçbir ilim ve araştırmayı ortaya koymayacaksınız sonrası yobazlaşmadan bahsedeceksiniz, öylemi? Yok öyle yağma. Artı sizin hayatınızda namaz, oruç veya Kur'an-ı Kerim yoksa, inançlı insanlarında sizlerin gibi düşünmesini ve hareket etmesini bekleyemezsiniz. Artı Allahın varlığından haberdar ettiği ve bizlerinde günlük hayatımızda bunu birebir tecrübe ettiği bu tehlikeye karşı (nazar, sihir, cin) neden duyarsız kalalım, bir direniş göstermeden kaderimize teslim olalım, tabiri caizse deveyi bağlamadan Allaha tevekkül edelim. Asıl enayilik bu şifa kaynağına sahip olup bundan yararlanmamak olmazmı. Asıl sorumsuzluk üzerimize düşeni yapmadan Allahtan beklemek olmazmı?

   6. Allah dilemediği müddet birşey olmaz diyorsanız

Bazı insanlar Allah dilemediği müddet başınıza birşey gelmez deyip sizleri rehavete sokmak ister sizleri önlem almaktan uzak tutmaya çalışır. Hani ülkemizi 80 yol boyunca her türlü yatırım ve kalkınmadan uzak tutan zihniyet var ya, işte o tayfa. Bunların
mantığına göre Allah kötülüğün bize bulaşmasına izin vermez. Bunların mantığına göre Allah bizleri her kötülük ve beladan korur. Bunlar, hiçbir şey yapmanıza gerek yok, Allah dilemediği müddet kimse size birşey yapamaz derler. Bakınız, başınıza kazalar geliyormu; geliyor. Başınıza nice musibet geliyormu; geliyor. Kötü insanlar size musallat oluyormu; oluyor. Yeryüzünde zulüm varmı; var. Yeryüzünde nice üzüntü ve keder varmı; var. Şimdi gözünüzü açın ve çevrenize bir bakın, siz yeryüzünde huzur ve adalet görüyormusunuz? Hayır, kötülük almış yolunu gidiyor. Demek Allah dilediği kişileri dilediği kadar koruyor diğerlerinide korumasız bırakıyormuş! Demek Allah iyiliğin önünü açtığı gibi kötülüğünde önünü açıyormuş! Yani o bana dokunmaz o bana zarar vermez söylemleri ile kendinizi kandırmayın. Ben kaza etmem deyip arabanıza sigorta yapmaktan uzak duruyormusunuz; hayır. Madde boyutundan gelen tehliklere karşı nasıl önleminizi alıyorsanız, enerji boyutlarından gelen tehlikelere karşıda önleminizi alın. Allah korur, bana birşey olmaz demeyin, önleminizi alın. Önleminizi alın sonra Allaha tevekkül edin.

Kısa notlar bölümü


   - Not: Umarız bu yazılarımız bazı bilim adamlarına ilham olur ve onlar enerji boyutlarını deşifre etme yönünde girişimlerde bulunur. Örneğin; zilzal süresi okunduğunda bunun cinleri rahatsız ettiğini görüyoruz. O sürenin okunuşu hangi boyutta elektromanyetik bir enerji salgılar, o frekansı biz bir cihaz ile taklit edebilirmiyiz ve edersek buda cinleri bizden uzak tutmak için yeterli olurmu? Biz bunları ve daha fazlasını Müslüman bilim adamların araştırmasını bekliyoruz. İnsan elektronik bir kalkan ile şeytanları kendisinden uzak tutabilir, hatta onları kelepçeleyebilir. Bu fiziki açıdan mümkün. Umarız bu yüzyıl bunun keşfi yapılır ve insanları tümüyle şeytanın vesvesesinden arındırabiliriz. İblise bir darbede bizler vurur, onu kıyamete kadar yalnızlığa itebiliriz. İlahi imtihan açısından bu mümkünmü hocam diye soruyorsanız. Mümkün çünkü doğal olmayan herşeyi tasfiye edebiliriz. Örneğin; nefis doğaldır ve bir imtihan vesilesidir, şeytan ise doğal değil. Şeytan bizim boyuta yabani olan, buraya ait olmayan bir varlık. Cinler mesela sadece nefisleri ile imtihan edilmekte, bizim onlardan ne eksiğimiz var. Bizler neden birde şeytana tahammül etmek zorunda kalalım. Allah şeytana, bize bulaşma yetkisini verdiyse bizede buna öylesine kayıtsız kalın demedi. Bizim avantajımız, şeytanlar bizle uğraşmak için bizim boyuta geçmeleri gerek yani kendi boyutlarından bize bulaşamazlar. Bizim boyuta geçtikleri anda savunmasızlar. Eğer onların hangi elektromanyetik frekans boyutunda hareket ettiğini tespit edebilirsek onları bir elektronik cihaz ile hapsedebiliriz, şoklayabilir yani cezalandırabiliriz. Bunun mümkün olduğunu nereden biliyoruz; hz süleymandan. Hz süleyman bu şekilde onları kontrol etti ve çalıştırdı. Genel mantık ve bilim bizlerinde bunu yapabileceğini söyler.

   - Not: Ayet varken hadislere takılı kalmayın! Bir konu hakkında ayetler yok ise hadislere başvurulur. Sihir ve büyü hakkında onca ayet varken kaynağı belli olmayan hadisler ile aklınızı bulandırmayın. Ayetler varken hadisler ile olaylara yorum getiren hocalar artniyetli kişilerdir. Bir kişiye kulak asmadan öncede o kişinin bu konularda bir çalışması varmı ona bakınız. Örneğin; dünyanın farklı köşelerine gidip sihir ve büyü yapanlar üzerine bir araştırma yapmışmı, farklı muskaları farklı sorunlarda bir teste tabi tutmuşmu yani bir saha çalışması yapmışmı buna bakınız? İlahiyat prof olmak ayrı bir konu, bir konu hakkında uzman olmak farklı bir konu. Bu tür insanlar bilgi sahibi olmadıkları bir konu hakkında kafalarına göre yorum getiriyor, sizi yanıltıyorlar. Muska, sihir ve büyü gibi uygulamalar ezoterik uygulamalardır. Herkes bu tür bilgilere sahip olmaz, o yüzden sıradan kişilere kulak asmayın. Kabbala gibi öğretileri anlamazsanız muskaları anlayamazsınız!!

   - Not: bir sıkıntı hakkında dualara, Ayetlere başvurmadan ilk önce Allahın yeryüzüne indirdiği ilimleri tüketin sonrası Allaha başvurun. Allahın usul ve kaideleri bu şekilde işler. Bu insanın yobazlaşmasına mani olur. Şunuda unutmayın sırtınızı çevirdiğiniz pozitif ilimlerde Allahın ilimleri. Onlara sırtınızı çevirerek hakka kavuşmuş olmuyorsunuz, tam aksi hakka sırtınızı çevirmiş oluyorsunuz. Hakka sırtını çevireninde duasının kabul olma ithimali çok zayıf olur. Usul'e uyar ve ilk Allahın indirdiği ilimlere başvurursanız, Allaha dua ettiğinizde geçerli bir mazeretiniz olur. "Rabbim senin indirdiğin ilimlere başvurdum, çalmadığım kapı kalmadı ama fayda göremedim, son çarem sensin", der ve Allah katına gönderdiğiniz dilekçenizin kabulü için gereken kriterleri yerine getirmiş olur, duanızın kabul görme ihtimalini artırırsınız.

   - Not: ayet içeren muskalar ilahi onay aldıktan sonra canlanır ve sizi korur, o yüzden ayet içeren her muskanın canlı olduğunu varsaymalısınız. Canlılar öldüğünde de biz ne yapıyoruz, onları toprağa gömüyoruz. Ayetleri içeren bir muskayı yok etmek istediğiniz zamanda bunu lütfen böyle yapın. Onu kılıfından çıkarın ve hayvanların kazarak ulaşamayacağı bir derinliğe gömün. Ayet içermeyen, havas, tılsım ve vefk gibi ilimler içeren muskaları ise nas süresini okuyun ve sonrası yakın.

   - Not: bazıların şarlatan olması, bazıların niyeti kötü olması, bazıların muskalar altında yatan ilmi bilmemesi, bazıların batıl semboller ve kelimeler içeren muskalar yazması, bazı kişilerin Allah değilde o muskanın onları koruduğuna inanması yani birilerin cehaleti birilerin olayı özünden saptırıp kötüye kullanması o olayın içine batıl birşeyler sokması o ilmi batıl ve kötü yapmaz. Birilerin bir ilmi özünden saptırması, kötüye kullanması bizleri bir ilmi sorgulamamıza, ona sırt çevirmemize sebep olmasın. Böylesine bir lütuftan bir koruyucu kalkandan mahrum kalmanızı ve DAHA ÖNEMLİSİ BAŞKALARINI MAHRUM BIRAKMANIZA SEBEP OLMASIN!!!