nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    




Kader nedir;
Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta, size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede, soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde, sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz. 

İstanbul;
nasıl olurda haklı olduğumuz bir yerde, bu kadar haksız konuma düşebiliyoruz? Nasıl olurda yüzyılın kazığını yiyor, bunuda demokrasi diye bizlere yutturabiliyorlar? Nasıl olurda hırsızlık yapan değil, mağdur edilen demokrasiyi hazmedemeyen konumuna düşebiliyor. Bir operasyonla istanbulu çaldılar. Bunuda bize demokrasi diye yutturdular. Nasıl bu hale düşebildik? Çok basit; olaylara verdiğimiz tepkiyle. Değerli dostlar; her bir olay sizin verdiğiniz tepki kadar ilgi çeker. Sizin verdiğiniz tepki orantısında birşeyin büyüklüğü veya o şeye verdiğiniz değer anlaşılır. İnsanlar olayların vahamiyetini sizin verdiğiniz tepki oranında algılar. Siz bir olaya cılız bir tepki verirseniz, insanların olay hakkında algılamasıda o kadar olur. Birileri eğer, ne olmuşki ne varmış diyorlarsa bu sizi şaşırtmasın, bu söylemler sizlerin gösterdiği tepkinin yansımasıdır! Akıl, akıl, akıl, akıl. Onlar bir üst akıl ile hareket ediyor, siz ise bireysel olarak. O yüzden onlar hep kazanıyor, bizede kazık kalıyor.

Onlar ne yaptı;
17- 25 aralığını yaptılar. O günlerde yoktan yüzyıllığın yolsuzluğunu çıkardılar. P
ireyi deve yaptılar. Nasıl yaptılar bunu? Görsel effektler ile! Bir anda her yere baskın düzenlediler. Bunlarıda medya önünde yaptılar. Büyük iş adamlarını ve bürokratları tutukladılar. Tutuklanan kişiler ne kadar büyük mertebeye sahipse yolsuzlukta o kadar büyüktür kanaati var ya, işte o kanaati uyandırmak için büyük iş adam ve bürokratları tutukladılar. Çok sayıda insan tutukladılar. Ne kadar çok insan tutuklanırsa, o kadar büyük bir operasyon yapılıyor algısı var ya, işte o algıyı uyandırmak için yüzlerce kişiyi tutukladılar. Baskın yaptıkları ev ve işyerlerinden kolilerce dosya çıkardılar. Ne kadar bol dosya o kadar çok delil algısı var ya, işte bu izlenimi uyarmak için baskın yaptıkları ev ve iş yerlerinden bol bol dosya taşıdılar. Kameralar önünde büyük bir şov sergilediler ve olmayan şeyleri veya pirelik olayları yüzyılın yolsuzluğu olarak topluma yutturdular. Türkiye'ye büyük bir algı operasyonu çektiler. İşte buna üst akıl denilir. Örneğin itiraz süreçleri devam ederken, nasıl paris belediye başkanı ve yurtdışı medya organları ekrem imamoğlunu tebrik etmeye başladığını gördünüz. Bu işte bir üst akıl hareketidir. Bir vasfı bir kişi ile ne kadar çok özleştirirseniz, akıllarda o kalır. Bir hırsız vasfı değil, belediye başkan vasfı kalır. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, o ünvanı elinden aldığınızda o kadar büyük mağduriyet yaratırsınız. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, toplum nezdinde o kişinin kabülünü o kadar hızlandırırsınız. Topluma, verin adama mazbatasını, bir 5 yılda o yönetsin ne var bunda dedirttirir, yüzyılın hırsızlığını topluma yutturursunuz. Ekremcik boşuna belediye başkanı vasfıyla dolaşmıyor. Hepsi bir üst aklın oyunu. Çok bilinçli ve stratejik hareket ediyorlar. Ya biz, biz ne yapıyoruz?

Gelelim bizim eziklere;
bizim elimizde gerçek bir deve var; il ve ilçe seçim kurumu, chp il ve ilçe teşkilatı, chp' li belediyeler, fetö ve pkk' nın yer aldığı yüzyılın hırsızlığı elimizde var. Onlar 17-25 aralıkta ne yapmıştı, pireden deve çıkarmıştı. Biz ne yaptık? Bizde deveyi pireye dönüştürmeyi başardık. Elimizde yüzyılın hırsızlığı var, hırsızı suçüstü yakalamışız ama sus pusuz. Siz binali yıldırım hiç ortalıkta görüyormusunuz? Binaliye tavsiyemiz; kim sana sessiz kal ve ysk kararını bekle dediyse, onları kov. Sesini çıkarmayan bebeğe mama verilmez. Karşı taraf ne kadar ses çıkarıyorsa, sizde en azından o kadar çıkaracaksınız. Karar verici makam Allahtır. Çaba göstermedende Allaha tevekkül edilmez. Yan gelip yatarak, hakkın size gelmesini bekleyemezsiniz. Karşı tarafın bir olaya nasıl bir akıl ile yaklaştığını gördünüz, bizim mahallede ise böylesine bir akıl yok! 17 yıldır devlet biziz. Üzülerek görüyoruzki, bu süre içinde hiçbir devlet refleksi hiçbir üst akıl geliştirememişiz. Kimin nerede ne yaptığı belli değil. Her kurum birbirinden bağımsız kendi kafasına göre takılıyor. Eğer bir konu hakkında harekete geçilmesi gerekiyorsa, kimse harekete geçmiyor. Herkes diğerine bakıyor. Kimse insiyatifi almıyor. Kimse hareket etmeyincede, erdoğan devreye girmek zorunda kalıyor ve emirle yaptırıyor. Sonrada her yere müdahale eden, kötü olan erdoğan oluyor. Ne gerek var kendini yıpratmaya. Sistemini kur, çarklar kendi kendine işlesin. Maalesef kurmadı. Bu erdoğanın, bu devlete yaptığı en büyük kötülük. 70 yaşına geldi, bir 70 yıl daha yaşayacak değil. Başına bir iş geldiğinde, bu devlet sudan çıkmış balık durumuna düşecek. Akbabalar gibi herkes devletin başına çöreklenecek. Onlar bir üst akıl ile, biz ise akıldan yoksun hareket ettiğimiz içinde, bu kavgada kaybeden biz olacağımız şimdiden çok aşikar. Bin parça olacağız. Erdoğan gittiğinde çok büyük bir koas geride bırakacak, bu çok açık. Maalesef ve maalesef milli ve yerli bir derin devlet oluşturmadı. Kurumlar arası koordinasyonu sağlayan, bir emir beklemeden insiyatif alan, kendinden harekete geçen milli ve yerli bir devlet refleksimiz yok. Örneğin; fetö adında bir örgüt devletin kırmızı kitabına giriyor, merkez yani Ankara ama, il ve ilçelerde fetö ile nasıl mücadelede ediliyor neler yapılıyor bundan bir haberdar değil. Örneğin; sağdan soldan kişileri bakan yaptılar. Gel sen kafana göre milli eğitimi yönet, diğerine gel sen kafana göre şurasını yönet denildi. Böyle olmaz arkadaşlar, bu kafayla siz bir yere varamazsınız. Nasıl olmalıydı, büyük devletler nasıl yapıyor bunu? Yüz yıl sonrası neslinizi ve ülkenizi nerede görmek istiyorsanız, ona göre eğitimde ekonomide veya turizmde bir yol haritası çizersiniz, gelen her kişide o plan dahilinde hareket eder. Kısacası, devlet böyle yönetilmez. Bu neyi gösteriyor? Bir üst akıl yokluğunu. Biz maalesef devletin bekasını ilgilendiren konuları, ilçede çalışan sıradan bir memurun insiyatifine ve niyetine bırakıyoruz. O da, bu benim üzerimde kalır korkusu ile sıradan bir soruşturma ile süreci idare etme boyutuna gidiyor. Ben soruşturmayı açayım, benden sonrakiler ne karar verirse bu onların sorunu olsun deyip sıradan bir soruşturma 5 yıl sürüyor ve halen kapanmıyor. Kimse kendi kariyerini riske atmak istemiyor. Bu da, memur iyi niyetliyse. Dosyalar, art niyetli birine düştüğünde zaten olaylar anında sümenaltı ediliyor ya da anında harekete geçiliyor ve o makamlar birilerine baskı uygulamak için kullanılıyor. Örneğin; mansur yavaş ve ekrem imamoğlu ikisi de dolandırıcılıktan yargılanıyor ve dosyaları yıllardır bir karara bağlanmadı. Kimse dosyalarına dokunmadı. Birileri dosyaları oyaladı, adamlarda geldi belediye başkanı oldu. Şimdi dokunsanız, yani o dosyaları bir karara bağlasanız bir dert, dokunmasanız ayrı bir dert. Daha önce dokunsaydınız cılız ses çıkardı, şimdi ise seçilene dokunduğunuz için dünyayı ayağa kaldırırlar. Ne gerek vardı bu boyuta getirmeye. Devlet dediğin bir virüs programı gibi kurumları ve adliyeleri sürekli tarar. Olayları böylesine çıkmaza gelmesine izin vermez.

Milletin tercihine saygı duyacaksınız, seçtiği kişiye saygı duyacaksınız, amenna, buna hiçbir itirazımız yok. Ancaaak, ebeveynlerin çocuklarına karşı nasıl bir sorumluluğu varsa, devletinde milletine karşı bir sorumluluğu var. Siz ebeveyn olarak nasıl zararlı websiteleri veya kanallardan çocuklarınızı uzak tutuyorsunuz, devlette vatandaşlarını zararlı kişilerden uzak tutma sorumluluğuna sahip. Devletimiz maalesef bunu yapmadı. Bizde sorumluluğunu yerine getirmeyen ebeveyne nasıl kızıyorsak devletede o şekilde kızıyoruz. Devlet dediğiniz, iyi bir ebeveyn gibi vatandaşlarını zararlı kişilerden korur, beyinlerinin zehirlenmesine izin vermez. Örneğin; fox, odatv ve sözcü gibi batının operasyonel medya kurumların yayınlarına asla müsade etmemesi gerekirdi. Siz bu tür yayın organlarına müsade ederseniz, toplumun zehirlemesine izin verirseniz, bir kitlenin o uyuşturulmuş beyinler ile sabıkalı kişilere oy vermelerine, pkk ve fetö ile işbirliğine girmelerine engel olamazsınız. Elbette muhalif medya olacak, bunlar ama muhalefet yapmadı. Bunlar sabah akşam yalan haber yayınladı. Kitleleri ayrıştırma ve fitne sokma görevini üstlendiler. Yıllardır bunu yaptılar ve kimsede bunlara dur demedi. Ne devlet ne savcılar harekete geçti. Sonuç; kutuplaşmış bir topluluk ve devletinden nefret eden bir kitleye sahibiz. Sizce bu kendiliğindenmi oldu? Birileri bir kitleyi devletten nefret eder hale getirdi. Devlet olarakta siz bu sürece sadece, seyretmekle yetindiniz. O yüzden bu sabıkalı tipleri seçenler kadar, devlette bu seçilenlerden sorumludur. İlin adamı amerikadan geliyor, sendikaları, meslek odaları ve partileri dezayn ediyorsa, sende dezayn edeceksin. B
en bir kabile devleti değilim diyorsan sende edeceksin. Kıssasa Kıssas. Varlığını her alanda hissettireceksin. Yapmıyorsan sende sorumlusun.

Öyle veya böyle, devlet olarak maalesef ortalıkta yok'uz. Yargıda ve kurumlarda devlet olarak yok'uz. Yok olduğumuz içinde olayların vahamiyetini soruşturmalara yansıtamıyoruz, yansıtamadığımız içinde caydırıcı bir devlet olamıyor haklılığımızı karşı tarafa aktaramıyoruz. Bakınız, dünyanın hiçbir yerinde yargı bağımsız değildir. Yargı, bir devletin kendi varlığını hissettirdiği yegani noktadır. Bir devletin devlet olduğunu yargısından anlarsınız. Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa, bilinki onlar sizin devlet olmanızı istemiyor!! Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa bilinki, onlar orasını çoktan ele geçirdi, kendi derin devletciklerine dokunulmasını istemiyor. Anlayacağınız, birileri bizim eziklere yargının devletten bağımsız olması gerektirdiğini yutturmuş. Hal bu olunca, devlete yapılan yanlışlara karşı yargıyı harekete geçiremiyoruz. Yüzyılın hırsızlığı ile karşı karşıya olmamıza rağmen, bizimkiler o kadar cılız o kadar alttan alan bir ton ile hareket ediyorki, hırsıza verdikleri rahatsızlıktan ötürü özür dileyecek haldeler. İtirazları ile hırsızların mazbatasını geciktirdikleri için özür dileyecek durumdalar. Böylesine ezik ve pasif bir tepki verdiğiniz zamanda, haklı olduğunuz bir konuda haksız duruma düşüyorsunuz. Demokrasiyi hazmedemeyen siz oluyorsunuz. Ne yapılmalıydı? Usülsüzlükler tespit edildiği an, chp ilçe teşkilatları ilçe seçim kurumları, nüfus müdürlüklerine baskınlar düzenlenmeli ve hepsi tutuklanmalıydı. Ne kadar üst düzey kişileri tutuklarsanız ve sayısal olarak ne kadar çok kişiyi tutuklarsanız, olayın vahamiyeti o kadar anlaşılırdı. Bunlarda medyanın önünde yapılmalıydı. Sıra bana gelecek diye herkes tir tir titremeli, tehdit savuranlarda korkudan susmalıydı. Bunların hiçbiri yapılmadı. Neden? Bir üst akıl eksikliğinden ve ürkek ve yalaka tiplerin partiyi ele geçirmesinden, erdoğanın son 20 yıl içinde ikinci üçüncü dördüncü beşinci erdoğanlar çıkaramamasından. Bizim mahallede metin külünk gibi ne kadar şahin varsa hepsi tasfiye edildi, yerlerine ezik ve yalaka tipler getirildi.
Bunlardanda hep cılız ve müzakereci sesler çıktı. Şu söylemi duymuşsunuzdur; erdoğan çok kavgacı! İşte bunlar içimizdeki kripto fetöcülerin söylemi. Bizleri uysal hale dönüştürme projesinin bir parçasıdır. Size ne yapılırsa ses çıkarmayın demenin nazik yoldur. Başımıza ne geldiyse zaten bundan geldi, ses çıkarmadığımızdan bunlara dünyayı başlarına yıkmadığımızdan ötürü geldi. Ne elde ettiysekte saldırdığımızda elde ettik; 15 temmuz, hendek operasyonları, afrin ve fırat kalkanı harekatı! İçimizden birileri ama böylesine proaktif bir boyuta geçememizi istemiyor. Mağduru oynamak, haksızlıkları hazmetmek, bize biçilen rol bu! Bayrağı alıp karşı tarafa saldıran, karşı tarafın pisliklerini masaya döken karşı tarafı defansa zorlayan yok. Siz süleyman soylu dışında savaşan başka birini görüyormusunuz? 20 yıllık bir partide ikinci bir şahin çıkmazmı hiç. Kaldıki süleyman soylu da dışardan geldi. 20 yıl iktidarsınız ve bir tane şavaşçı üretemediniz. Bu topraklar ezikleri kaldırmaz. Herkesin gözü olduğu bu topraklarda şahin olmak zorundasınız. Biz sulh döneminde değiliz. Eğer sulh döneminde olsaydık, her tarafa barış mesajları göndermek bir anlam taşırdı ama, realite bu değil. Bizler savaş dönemindeyiz. İhtiyaç duyduğumuzda savaşçılar. Maalesef, biz kendi içimizden susturulduk. İçimizdeki ezikler kontrolü ele geçirdi. Karşı tarafa ise gün geçtikçe daha çok hırçınlaşma talimatı verildi. Biz sesimizi yükselttiğimizde kutuplaştırıyorsunuz denildi, onlar seslerini yükselttiğinde bu özgürlük ve demokrasi oldu. Bir ihanet ortaya çıktığında bunu haykırmak hainlik edenlere dünyayı dar etmek isteyen şahinler çıktı, ak partili yöneticiler ise müdahale etme ve sessiz kal, sokakları germeyelim diyerek bunları susturdu. İçimizdeki birileri şahinleri sustura sustura sustura bunların her türlü ihanetine, hakaretine, suçuna göz yumar hale geldik. Sonuç; bunlara göz yuma yuma istanbulu çaldılar! Henüz itirazlar sonuçlanmadı ama, bu aşamadan sonra ne olursa olsun, bu hileyi yapabildiler ve ak parti uyuduysa, böylesine büyük bir olaya karşı devlet böylesine ezik bir refleks sergiliyorsa, geçmiş olsun bize. Anında cezaları kesemiyorsan, olayın yaşandığı gün devlet olarak ağırlığını hissettiremiyorsan, geçmiş olsun bize. İstanbul düşmana kaptırılmış, yapanında yanına kar kalacağını hepimiz biliyoruz. Üzücü olanda bu! Mahkeme süresi beş yıl sürecek, sonunda bir kaç kişi bir kaç yıl ceza alıp olay kapanacak.
 
Arkadaşlar;
burada konu İstanbul konu aya sofya. İstanbul düşerse kudüs düşer, mekke düşer demiyormuyuz? Eeee, adamlar büyük bir hile ile istanbulu çaldılar. Bugün ohal ilan etmiyeceksinizde ne zaman edeceksiniz, bugün fırtına koparmayacaksınızda ne zaman koparacaksınız? Ne hale geldik. Mağdur olan sessiz, hırsız ise ortalıkta dolaşıp çaldığım malı vermezseniz ortalığı yakar yıkarım diyor. Fırtına koparması gereken masa altına saklanmış, sobelenen hırsız ise fırtına koparmakla tehdit ediyor. Ne hale geldik! Bileğin hakkıyla kazanırsın, bizde Rabbim böyle takdir etmiş der yenilgiyi kabul ederiz. Hile ile çalmaya kalkıyorlarsa ama, o zaman bunlara dünyayı dar etmek gerekir. Biz bu şekilde bunlara sürekli prim verir, alttan alır ve bunların suçlarına göz yumarsak bunun bedeli bize çok ağır olur. Oldu da. 15 temmuzda Türkiye' yi 31 martta' da istanbulu çalmaya kalkıştılar. Demek 15 temmuz sonrası biz bunlara anladıkları cevabı verememişiz. Darbecileri kravat takım elbise mahkemeye getirirsen, olacağı buydu. Darbe yapanlara karşı bu kadar layt davranırsan, olacağı buydu. Böylesine pasif ve ezik devlet olursan, her türlü ihanete davetiye çıkarırsın. Nasıl olsa devlet birşey yapmıyor denilerek önüne gelen devlete ihanet etmeye başlar. Yani bunların 15 temmuz sonrası bir darbe girişimi
(istanbul) daha tezgahlayacakları dünden belliydi. O kadar layt bir devletizki, vatana ihanet etmek için resmen davetiyeler dağıtıyoruz. Örneğin; ahmet türk. Terör örgütü üyeliğinden hapis cezası yedi, hasta diye tahliye edildi, sonrada kalktı mardin büyükşehir belediye başkanı oldu. Hapiste yan gelip yatmak için hasta, büyükşehir belediye başkanlığı için sağlıklı. Bu bizim hekimlik mantığımıza yatmıyor, sizin mantığınıza yatıyormu? Şimdi bunun mazbatasını vermezseniz bir sorun, verirseniz başka bir sorun. İşte bu boyuta getirmemeniz gerekliydi. Bu boyuta gelmeden müdahalenizi yapmanız ve önleminizi almanız gerekliydi. Dünyada, olaylar yaşandıktan sonra uyanan ve müdahalesini yapan tek devlet biziz. Rabbim bizi acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Bunlar başta kaldığı müddet biz daha çok kazık yeriz. Daha çok görememişiz, aldatılmışız deriz. Örneğin; kamudan atılanların seçme hakkı olmadığını siz biliyormuydunuz? Biz bilmiyorduk ve bunu yeni öğrendik. Biz bilmiyorduk çünkü, biz sıradan vatandaşıyız. Ya devlet, devlet nerede? Meğerki devletimiz, kurumlardan kovulan fetöcülere yıllardır, sahip olmadıkları bir hakkı tanımış. Eeee, bu kafayla bugünlerimizi ziyadesiyle hak ediyoruz. Biz bu kafayla bu ezik halimiz ile daha çooook kazık yeriz.
 
Paradoks nedir;
birbirine zıt kavramları bir ifadenin içine sokmaktır. Doğru olan bir ifadenizin içine öyle bir kelime sokuyorsunuzki o ifadenizi kendi içinde çelişkili duruma düşürüyorsunuz. Örneğin; muhalefet. Ne diyorlar; "hukuki dayanağı olmayan süreci durdurmak, Türkiye ve İstanbulun yararına olacaktır". Bu ifade paradoks bir ifade. Hukuktan bahsediyorsunuz, hukuksuzlukla yani
sokak eylemleri ile tehdit ediyorsunuz. Hukuktan bahsediyorsunuz, karşı tarafın hukuki haklarını yok sayıyorsunuz. İşte buna paradoks denir. Örneğin; "seçim sonuçlarını kabul edin", söylemi. Buda paradoks bir söylem. Seçim henüz sonuçlanmamışki sonuçlar kabul edilsin. İtiraz süreci, seçimin bir parçası değilmi? Örneğin; faşizim ve diktaya karşı seçimleri kazandık? Bu da paradoks, kendi içinde çelişkili bir söylem. Diktatörlük ile seçimler kelimesini aynı cümlede kullandığınızda ortaya paradoks bir söylem çıkar. Neden, çünkü faşizim ve diktatörlüğün olduğu bir yerde seçimler olmaz. Seçimler olduğu zamanda faşist ve diktatör olan yüzde 99 oy ile kazanır. Yani diktanın olduğu bir yerde sizlerin seçim kazanması söz konusu olamaz. Bu hırsızların söylemlerine dikkat ederseniz, sürekli bir paradoks içinde olduklarını görürsünüz. Söylemleri kendi içinde çelişki dolu. Neden? Doğru tarafları yokta ondan. O kadar yamuklarki, doğru bir ifadeyi bile yamultmayı yani paradoks bir duruma düşürmeyi beceriyorlar. Sayın okurlarımız, kötünün gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile iyi görünmeye çalışır. Buna deccaliyet diyoruz. Hani demokrasi deyip dünyayı ateşe veren bir üst akıl var ya, işte bunların gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile insanları kandırırlar. Eylemler kötü, söylemler güzel. Demokrasi, hak ve hukuk gibi kelimeler ile iyi görünmeye çalışıyorlar, eylemleri ama kötü olduğu için tehdit etmektende kendilerini alı koyamıyorlar. Sonuç; paradoks söylemler doğuyor. Demokrasi ve tehdidi aynı ifadenin içinde kullanmayı beceriyorlar. Örneğin; bunların nasıl medya patronlarını tehdit ettiğini gördünüz değilmi? Medya özgür olmalı deyip medyayı tehdit etmeyi aynı zamanda başarabiliyorlar. Bundanda ilginç olanı, bunlar gerçekten de bu hileler bu tehditlerle muvaffak olacaklarına inanıyorlar. Her türlü hileyi sahtekarlığı, tuzağı yapıyorlar ve günün sonunda galip olan kendilerin olacağına inanıyorlar. Dünyanın ak partinin ezik ve hain tiplerinden ibaret olduğuna inanıyor, Allahı nedense hesaba katmıyorlar. Bizden tekrar uyarması, sizin bir hesabınız olurda Allah'ın olmazmı. Allahu Teala herşeyi not ediyor. Hilelerinizi ve size oy verenleri not ediyor. Bu fırsatların size tanınmasıda sizin hayrınıza değil, günah yükünüzü artırmak için. Bir yere kadar ama, bir yere kadar bu hainliklerinize bu kötülüklerinize Allah müsaade eder. İstanbulu ele geçirmek için kurduğunuz bu tuzak son damlamıydı, bunu bekleyip göreceğiz. Şu ama kesin, siz erdoğanı mumla arayacaksınız. Yaklaşan yaklaşıyor sizin için!

Ne büyüksün rabbim; bizlere hırsızlık iftirasını atmışlardı. Şimdi yüzyılın hırsızlığı ile kendileri sobelendi.

gelelim büyükçekmeceye;
büyükçekmece üzerinde ciddi bir şekilde durulması gerek. Devletin tüm güvenlik bürokrasisi büyükçekmeceyi mercek altına alması gerek. Seçimlerde yapılan usülsüzlükten ötürü değil, daha büyük bir sorundan ötürü. Öyle gözükiyorki, bir üst akıl kamu kurumlarından kovulan fetöcülere yeni bir hedef belirlemiş; belediyeler. Belediyeler, fetöcüler için yeniden örgütlenme ve büyüme yeri olarak seçilmiş. Büyükçekmecede bu projenin pilot bir ilçesi. Devamı başka belediyelerden gelecek. Örneğin; tunç soyer ve izmir. Türkiye yeni bir tehdit ile karşı karşıya. Chp, hdp ve ip belediyeleri üzerinden fetö tekrar canlandırılacak. Zaten hiç yok olmamışlardı. Acilen, fetöcülere kalıcı bir çözüm getirilmezse (vatandaşlıktan çıkarmak) bunlar bir beka sorunu olmaya devam edecek. Örneğin; müebbet yiyenlerin aileleri hainliğe devam ediyor, geri kalan on binlerde bir kaç yıl içinde hapisten çıkacak ve büyük bir öç alma hırsı ile çıkacak, onlara ek birde devlet kurumlarından atılan yüzbinler ülkemizde dolaşıyor, birde yurtdışından paketleyip getirdikleriniz var, şimdi; siz bunların bu ülkede rahat duracağınımı sanıyorsunuz? Bunları bu ülkede tutarak ne amaca hizmet ediyorsunuz? Muhalefet kadar olamadınız, onlar masum suriyelileri ülkeden atma cüretini gösterebiliyor, siz ise teröristleri vatandaşlıktan yani ülkeden atacak cesareti gösteremiyorsunuz. Ezikler sizi. O yüzden hep muhalefetin borusu ötüyor, bizede kazık kalıyor. Dünyanın fetöcülerini ülkemizde topladık, avrupadaki pkk'lılar da gelsin diyoruz. Ülkemizi teröristler hanına dönüştürdünüz. Fetö, pkk, deaş, dhkp-c vs vs vs, ne kadar terörist varsa ülkemize soktuk ve besliyoruz. Kötü tarafı şu; dün imkan yoktu, ne emniyet ne askeriye ne istihbarat ne de yargı elinizdeydi, yani dün bir mezaretiniz vardı. 15 temmuz gecesi ama Allah size lütfunu indirdi. Bir gecede sizleri hakim konuma getirdi. 15 temmuz sonrası, Allahu Teala hiçbir mezaretinizi kabul etmeyecektir. Herşeyi Allahtan bekleyemezsiniz. Artık kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız kendi kaderinizi kendiniz çizmeniz gerekir. Yüzyıl boyunca mağdur edildiniz. O mağdur sıfatına kendinizi o kadar kaptırmışsınız, ezilmeye kendinizi o kadar alıştırmışsınızki, kontrolün artık sizin elinizde olduğuna bir türlü inanmak istemiyorsunuz. O güçle ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Allah bizleri acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Belediye konusunda da uyarımızı tekrar yapalım; belediyelere ciddi kafa yorun, belediyeleri kontrol eden şehirleri ve nüfusu kontrol eder. Büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız, bizden uyarması. Fetöcüler bir araya geldiği zamanda ne yapar? Yaptıkları en iyi şeyi; devlete ihanet, hırsızlık, usulsüzlük ve hile. O açıdan büyükçekmecedeki usülsüzlükler bizleri hiç şaşırtmadı!

gelelim bizim medyaya;
Şunu baştan belirtelim, tarafsız medya diye birşey yok. Kimse kimseyi kandırmasın. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini savunan kişiler ile birlikte olur. Bizler birilerin birşeylerin yandaşı olmasını yadırgamıyoruz. Olayın tabiatı bunu gerektirir ancak, yandaşlığın ölçüsü, tanımı ve kriteri ne olmalı? Bize göre yandaşlık kavramı, tarafı olduğun şeyi daha iyi bir insan daha iyi bir yönetici yapma girişimin bir adıdır. Bize göre yandaşlık, hatalara ve yanlışlara göz yummak değil, yandaş olduğun tarafı daha iyi ve daha doğru yola iletmenin bir yoludur. Yandaş olmak, aynı değerleri paylaştığın kişi ile bir yolculuğa çıkıp o yolda o kişiye destek olmak, göremediklerini göstermek, hatalara karşı uyarmak ve o yoldan şaşmasına karşı onu korumaktır. Bizim medyada maalesef bu konuda sınıfta kaldı. Yandaşlığı, şartsız kayıtsız desteklemek olarak algıladılar. Yoldaşlarına yani erdoğana çok büyük bir kötülük yaptılar. Hepimiz biliyoruzki, erdoğanın etrafı kuşatıldı ve bir çok mesele kendisine ulaştırılmıyor. Lideriniz böylesine bir kuşatma altında olduğunda, medya üzerinden o kuşatma bypass edilip hakikatlar lidere ulaştırılması gerekiyordu. Bizim tarafın medyası bunu maalesef yapmadı. Ezik yöneticiler ve yalaka bir medya, bizim mahallenin kaderide bu. Birileri bizim medyaya geldi ve birlik ve beraberliğimizi bozmayalım dedi, fitne çıkarmayalım dedi ve susturdu. Şeytan insanı nasıl kandırır biliyormusunuz? Kötülükle değil, iyilikle kandırır. Bunu unutmayın, aklınızın bir yerine not edin. Şeytan, iyi birşey yaptığınızı söyleyerek sizi kötülüğe iter. Sizce fetöcüler kötülük yaptıklarınımı sanıyor, hayır. Onlar vatan ve din adına iyilik yaptıklarına inanıyorlar. Birileride bizim medya'yı iyilik adında kötülüğe itti. Medyanın görevi bilgilendirme ve uyarmadır. Medya susunca, liderimiz uyutuldu. Ülkede yaşanılan olaylardan habersiz hale getirildi. Bugünlerimizde yaşadığımız her olay, yıllar öncesinden gümbür gümbür geliyorum dedi. Örneğin; chp. Dün mahmut tanal ve sezgin tanrıkulu gibi bireyler hainlik içindeydi. Bugün ise tüm teşkilat hainlik içinde. Dün bireylere dokunmadın, bugün ise tüm teşkilatı kapatmakla karşı karşıyasın. Dün dokunsaydın bir kaç cılız ses çıkar, olaylar kapanırdı. Bugün dokunmaya kalksan bir kaç vekille yetinemezsin hepsine dokunman gerekecek. Bunlarda tam bunu yapmanı bekliyor. Sokakları ve dünyaya ayağa kaldırmak için tamda bunu bekliyor. Dokunsan bir yana dokunmasan bir yana. Nasıl bu duruma düştük? Vaktinde müdahale etmediğimiz için.
Bugün yaşadıklarımızın her biri dünden belliydi, gümbür gümbür geliyorum diyordu. Bizim medya ama sen şöyle züpersin sen şöyle muhteşemsin, içimize fitne sokmayalım, liderimizi zayıflatmayalım diye diye bu gerçekleri sürekli sümenaltı etti. Ülkemizde ne kadar sorun varsa, bu soruna sebep olanlar kadar yandaş medyada bundan sorumlu. Karşı taraf sabah akşam yalan söylüyor. Onlar zaten bir çöplük. Siz belki onlar gibi yalan söylemiyorsunuz ama doğrularıda aktarmıyorsunuz. Yanlışları dile getiremiyorsanız, onlardan ne farkınız var? Biz rahatız, neden? Biz bu eleştirilerimizi ve uyarılarımızı kazandığımız günlerde de yapıyorduk. Yıllardır bu uyarılarımızı yapıyoruz. Biz, yenilgiye uğradığımız günde ortaya çıkanlardan değiliz.

gelelim ak partiye;
bu kaçıncı kazık be kardeşim! A
kıllanmamız için daha kaç kazık yemeniz gerekiyor? Fetö, devletin kırmızı kitabına gireli 5 yıl oldu ve halen böylesine organize hareket edebiliyorlarsa, geçmiş olsun bize. Biz halen fetö ve ulusalcı kemalistlerin yargıda egemen oldukları dönemlerin yargı katliamlarını bugünlerimizde yaşıyorsak, geçmiş olsun bize. Nasıl olurda il ve ilçe seçim kurulu başkanları fetöden tutuklanır ama il ve ilçe seçim kurulu üyelerine dokunulmaz? Bu olaylar bizlere bir kaç şeyi gösteriyor, birisi üst aklın önemini ve ikincisi ak partinin çöküş dönemine girdiğini. Bir kaç yıldır, Allahın ak partinin ipini çektiğini söylüyoruz. Son seçimler bunun sahaya yansıması oldu. Çoğunluk bozulduğunda Allah orasını darmaduman eder. Ak parti de bozuldu. Parti içinde hasbi duygulara sahip olanlar azaldı, menfi çıkarlar çoğaldı. Çoğunluk bozulduğu zamanda Allah orasını helak eder. Son bir kaç yıldır erdoğan, her seçim sonrası teşkilatları yenileyerek bu yobazlaşmanın önüne geçmeye çalıştı. İşe yaradımı? Yaramadı. Neden? Görevden alınanları ailenin bir parçası olarak görmeye devam etti. Onları partiden dışlamadı. Örneğin; abdullah gül. Daha düne kadar onu, partinin her türlü organizasyonuna davet ettiler. Siz bunu yaparsanız, yani çürük elmaları ailenin bir parçası olarak görmeye devam ederseniz, Allahta sizi bir aile olarak görmeye devam eder ve bir bütün olarak hesabı size keser. Erdoğana tavsiyemiz; parti teşkilatların tümünü lağv et. Millet oyunu sana veriyor, partiye değil. Teşkilatı küstürmeyeyim diye toplumu kendine küstürüyorsun. Teşkilatları lağv edipte seçimlere girsen, her ilçeye kafadan adaylar koysan, hiçbir miting yapmasan, inan bugünlerden çok daha fazla oy alırsın. Bundan sonra milletimle yola devam edeceğim der, daha fazla insanın gönlünü alırsın. Ak parti il ve ilçe yönetimlerin dava diye bir derdi yok, onlar çıkarları uğruna orada. Onlar sana ve davana bir yük. Sana zerre kadar faydaları yok. Tüm teşkilatı, myk dahil lağv et. Askeri okullar gibi lağv et. Başka türlü, seni çevreleyen o ezik o hain tiplerden kurtulamazsın. Temizlemezsen, onların pisliklerine sende ortak olursun. Çöküş başladı, ne yapsan artık ak partiyi kurtaramazsın. Tek çaren partiyi lağv edip kendini kurtarmak. Hatamıydı ak partiye oy vermek? Hayır. Ne kadar çok yerel seçim olsada, siz partiye değil lidere oy veriyorsunuz. Biliyorsunuzki yerelde bir sıkıntı olduğunda lider buna kayıtısız kalmaz müdahalesini yapar. Bu güveni size diğer partiler vermiyor. Örneğin; chp. Yerel bazda bunların arasından usulsüzlük yapan çıksa, biliyorsunuzki baştakilerde bu işin içinde. Yani diğerlerinde balık baştan kokuyor. Erdoğan ve bahçeli, şükür bu konuda bunlarda bir sıkıntı yok. Bu ikisi davalarında samimi. Devlete ve millete ihanet içinde değil. Sadece, teşkilatlanma devrin sona geldiğini siz ve erdoğan bilin. 

 



sss- melekler insanların yardımına koşarmı

Son yıllarda meleklerin insanları koruduğu ve insanlara dönem, dönem yardım ettiği inancı toplumumuzda büyük bir kabul görmüş durumda. Meleklerin insanlara yardım ettiği ve edebileceği inancı İslami kaynaklı bir inanç değildir, bu batı ve uzak doğu hayat hikayelerinden, filmleri ve felsefi akımlarından esinlenmiş bir inançtır, bunu yazımızın başında belirtelim. Sitemizde böyle bir yazıya yer vermeye karar verdik çünkü bazı insanlar meleklerin yardımı ile hastalıkları tedavi edebildiklerini iddia eder, böyle bir şey mümkünmü? Böyle bir yazıyı ele almamızın bir sebebi daha var, o da; bazıları melekler ile iletişime geçmeyi yaygınlaştırmaya, bunu bir trend haline dönüştürmeye çalışır, bizlerde sizleri bu tuzağa, tehlikeye karşı uyarma ihtiyacı hissettik. Örneğin; batı kaynaklı bir yazar, kendi hayat tecrübelerinden esinlenerek bir kitap çıkarır ve kitabında baş meleğin Mikail a.s’ın olduğunu iddia eder ve Mikail a.s’ın ismini anarak melekleri çağırdığınızda yardımın geleceğini söyler. Ülkemizde de maalesef bazıları bunu sorgulamadan, araştırmadan uygular ve gerçektende bazı şeyler yaşarlar. Baş melek Mikail a.s.’mmı, bu tür inançlar bizler için nasıl bir tehlike içerir, melekler hastalıklarda veya hayatın diğer sıkıntılı anlarında insanın yardımına koşarmı veya onları hizmetçi (hüddam) olarak kullanabilirmiyiz, bu yazımızda bunlara bir açıklama getirme ihtiyacı duyduk, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Melekler insanın hayatına eşlik edermi?

Yazımızın başında cevaplamamız gereken ilk soru bu; evet, eder. Sağ ve sol omuzunuzda iki melek oturur ve bunlar yaptığınız her işi kayıt altına alır, bu ikisinin dışından iki melek daha size eşlik eder, onların birisi önünüzden gider diğeri ise arkanızdan sizi takip eder.

Bu melekler hayatlarınıza müdahil olurmu?

Hayır olmaz, bu meleklerin bizlere eşlik etmesinin sebebi düştüğümüz yollara ve yaptığımız işlere şahitlik etmek içindir. Onlar hayatlarımıza müdahil olmaz, bizlere hizmet etmelerini beklemek zaten akıl ve mantığa sığan bir olası değil. Bu melekler sadece olaylara şahitlik etmek için size eşlik eder, size hizmet etmek veya sizi sıkıntılarınızdan kurtarmak için yanınızda bulunmaz.

Meleklerin yardım ettiği algısı neden bu kadar yaygın?

Her insanın kendisine göre bir hayat görüşü bulunur ve bizler çoğu zaman dini direktifleri hayat felsefelerimiz doğrultusunda yorumlamaya çalışırız, bizler dini emirlere uymaya değil, dinin bizim yaşantımıza uymasını bekleriz. Bu hadisenin özünde de bu yatar, Rad Süresi’nin 11. Ayeti Kerimesi; “herkes için önünden ve arkasından takip eden melekler vardır, onu Allah'ın emriyle gözetirler,” der. Bu Ayette “gözetir” kelimesi çoğu meallerde “koruma” kelimesi olarak geçer. Tarık Süresi, 4. Ayeti Kerimesi; “hiçbir kimse yoktur ki, üzerinde bir gözetleyici olmasın”, der. Bu Ayette geçen “gözetir” kelimesininde keza farklı meallerde “koruyucu” anlamında arapçadan türkçeye çevrildiğini görüyoruz. İşte bu kelime kargaşasını bazı zihniyetler kendi lehlerine kullanır, onlar bu Ayetleri öne atarak meleklerin insanı korumak ve insana yardım etmek için yeryüzünde var olduğu inancını yaymaya çalışır. Buna bir de yabancı kaynaklı hayat hikayelerini ve felsefi akımlarını eklerseniz ortaya meleklerin sizlere yardım ettiği inancı ortaya çıkar.

Melekler neden insana yardım etmez?

  
1. Meleklerde çağrınıza cevap verecek hür irade bulunmaz

Melekler kendi iradeleri ile hareket edemez, onlar Allahın emri ve buyruğu doğrultusunda konuşur ve hareket eder. Kendi kafalarına, kendi insiyatiflerine göre hareket edemedikleri içinde onlar mahşer günü insan veya cin gibi sorguya çekilmez. Onlar yaptıklarından sorumlu tutulmaz, sorgudan muaftır. Melekler yardımınıza koşamaz çünkü meleklerde hür irade bulunmaz. Kendi kafalarına göre sizin yardım çağrınıza cevap vermeleri veya sizin düştüğünüz duruma üzülerek kendi insiyatiflerini kullanarak size yardım etmeleri tabiatlarına aykırı.

   2. Eğer meleklerde hür irade olsaydı ve yardım çağrılarınıza cevap vermiş olsaydılar, Allaha şirk koşmuş olurlardı

Sayın okurlarımız, ibadetler Allaha yapılır ve sadece Allahtan yardım dilenir! “Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz” (Fatiha Süresi). Eğer siz Allahu Tealayı, yani yaratanı kenara iter ve Mikail a.s’, hatta Peygamber gibi yaratılanlardan yardım talep etmeye başlarsanız, bu sizi şirke sokar, sizi dinden çıkarabilir. Melekler yardımınıza koşmaz çünkü Allahtan değilde meleklerden istiyorsunuz, melekler bu çağrıya cevap verebilmiş olsaydı hem kendileri şirke düşerdi hem sizleri. Allahın izni ile yardım etmezlermi? Siz Allahtan değilde meleklerden yardım istiyorsunuz yani, Allahı yok sayıyorsunuz, Allah neden bu duanızı dikkate alıp melekleri göndersin? Allahu Teala bu duanız üzerine melekleri yardımınıza göndermiş olsa kendi ilkeleri ve yasaları ile tezata düşmüş olur. Benden başkasına dua etmeyin benden başkasından yardım talep etmeyin diyen Allah, kendisinden başkasına yapılan duayı yanıt verirmi sizce? Örneğin; bir türbeyi ziyaret edebilirsiniz ama duanızı ederken, duanızı Allaha edin. Rabbim şu muhterem zatın yüzü suyu hürmetini sıkıntılarıma yardımcı ol, gibisine. O şahsı duanızda anabilirsiniz ama o zattan birşey talep edemezsiniz, ettiğiniz an Allaha şirk koşarsınız! Masumane olarak görünen bir şeyin altındaki tehlikeyi görüyormusunuz? Meleklere edilen dualara meleklerde yanıt verme iradesi bulunmaz, bulunsaydı bile yardım taleplerinize cevap vermezlerdi çünkü, Allaha şirk koşma tehlikesi ile karşı karşıya kalırlardı.

   3. Dua şeklinde bir hata var!

Batı kaynaklı literatür eserlerinden ve felsefi akımlarından esinlenen bazı şahıslar baş meleğin Mikail a.s. olduğunu düşünür ve meleklerden yardım istediklerinde "baş melek Mikail" kelimeleriyle isteklerini dile getirirler. Burada teknik hata şu; baş melek Mikail a.s. değil baş melek Cebrail a.s.’dır. Bu teknik hatadan biz ne anlıyoruz? Bu insanlar bilgilerini İslamdan değil başka yerlerden almakta, bu da bizler için onlardan uzak durmamız için yeterli bir neden. Eğer yanlış kişilerin isimlerini anarak dua ediyor ve bu dualarınıza halen cevap verildiğini görüyorsanız o zaman bu cevabın Allah katından gelmediğini anlamalısınız.

   4. Eğer meleklerde hür irade olsaydı ve yardım çağrılarınıza cevap vermiş olsaydılar, ilahi imtihanı engellemiş olurlardı

“Allah'ın izni olmadan hiçbir musibet başa gelmez...” (Tegabun Süresi, 11. Ayeti Kerimesi). Allahu Teala sizin başınıza gelecek her musibeti bilir, şimdi lütfen bir düşünün; Allahu Teala size bir musibeti takdir ettiyse Allahu Teala beş dakika sonra neden bundan vazgeçsin ve sizi o musibetten kurtarsın? Sıkıntılara sabretmek bir Müslümanı tanımlayan sıfatlardan birisidir. Siz belirli bir sabırdan, bir imtihandan yani o sıkıntı ile bir müddet baş, başa bırakılmadan, ondan ders çıkarmadan, hangi mantığa veya delile dayanarak o sıkıntı gelir gelmez o belanın üzerinizden kaldırılacağını ümit ediyor ve melekleri çağırıyorsunuz? Sizin Allah katındaki ayrıcalığınız ne? Allahu Tealanın sizi sınamak için size bir sıkıntı takdir ettiğini ve meleklerde de bir saniyeliğine hür irade olduğunu varsayalım, sizce melekler sizin yardım çağrınıza cevap vererek Allahın sizin için takdir ettiği sıkıntıyı ortadan kaldırmaya cesaret edermi? Allahın iradesine karşı bir eylemde bulunabilirlermi? Siz böyle bir şeye ihtimal veriyormusunuz?

Not: imtihan edilme hususu bizlere tekrar herşeyin bir tek gücün elinde olması gerektiği gerçeğini hatırlatır. Neden? Eğer olayların kontrolü bir gücün elinde değilde (Allah) birden fazlasının elinde olsaydı, bunların hepsi kendi kafalarına göre yeryüzündeki olaylara müdahale eder, yeryüzünde düzen diye birşey kalmazdı. Birisi sizi cezalandırır, diğeri o cezayı kaldırır, kendi aralarındaki didişme yeryüzünü kaosa sürüklerdi. İsra Süresi, 42. Ayeti Kerimesi; "(Ey Muhammed!) De ki: «Eğer dedikleri gibi Allah ile birlikte ilâhlar olsaydı, o zaman bu ilâhlar Arş'ın sahibine bir yol ararlardı.»". Mü'minun Süresi, 91. Ayeti Kerimesi; "Allah evlat edinmemiştir; O'nunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine galip gelirdi. Allah, onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir."

Not: evet, cinler insanların hayatlarına, sıkıntılarına müdahale eder ancak bu, bu müdahalelerin ilahi takdir dışında gerçekleştiği anlamına gelmez, ilahi takdir her şeyi kuşatır. Bakara Süresinde büyü ve sihirden bahsedilir, bu Ayet; “...fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar veremezlerdi..”, der (Bakara Süresi, 102. Ayeti Kerimesi). Cinler insanlar gibi hür iradeye sahip ve kendi kafalarına göre insaların hayatlarına müdahale edebilir. Kötü bir insanda size kötülük yapmak isterse bunu yapabilir ancak, cinler ve insanların müdahaleleri ilahi takdir onay verirse gerçekleşir, vermezse bunlar niyette kalır, onlara o niyetlerini gerçekleştirebilecek imkan verilmez. Herkes neyi hak ediyorsa onu görür, bazılarınız bir cinni hak ediyor olabilir, bazılarınız ise mülayim, güzel bir insanın yardım elini.

   5. Eğer meleklerde hür irade olsaydı ve sizin yardım çağrılarınıza cevap vermiş olsaydılar, dünyadaki olayların Allah’tan habersiz oluştuğu izlenimi doğar, o inancın yayılımına vesile olurlardı

Meleklerden yardım isteme inancı bu dünyanın tesadüfler üzerine kurulu olduğuna inanır, hiçbir ön takdirin olmadığı, olayların rastgele yaşandığını savunur. Bu inanç İslam inancına terstir; “yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır.” (Hadid Süresi, 22. Ayeti Kerimesi). İslam inancına göre her olay Ilahi takdir sonucu gerçekleşir. Allahu Teala eğer sizin için bir olayı takdir eder ve olay vukuu bulduktan beş dakika sonra meleklere size yardım etme emri verirse, bu Allahu Tealanın tutarsız hareket ettiği, kendi kararları ile tezat duruma düştüğü izlenimini doğurur veya yeryüzünde yaşanılan olaylardan haberi yokmuş algısının oluşmasını sağlar. Meleklerin insanların yardımına koştuğu görüşü iki inancın yayılımını amaçlar; birincisi meleklerin ilahi emre tabi olmadan, kendi kafalarına göre hareket edebildiği ve ikincisi yeryüzündeki olayların Allah’tan habersiz, tesadüfen geliştiğini. Bu iki inançta İslam dinin özüne terstir, bu iki inançtan hangisine inanırsanız inanın, bu ikiside sizi küfre sokar, imandan çıkarabilir o yüzden lütfen nelere inandığınıza çok dikkat edin.

   6. Meleklere Peygamberlerin yardımına koşma izni verilmemişken neden size verilsin?

Melekler İnsanoğlunun hayatına müdahale etmez, bunun en güzel örneği Peygamberlerin hayatları. Örneğin; peygamberimiz sav’ın hayatında meleklerin gökten indiği dönemler oldu ancak bu melekler Müslümanların yardımına indi, peygamberimizin şahsi yardımına değil. Bedir savaşında melekler Müslümanların yardımına indi ama taife’te peygamberimiz sav taşlanırken kendisine yardım edilmedi. Eğer iddia edildiği gibi meleklere insanların yardımına koşma izni verilmiş olsaydı, onlar ilk önce peygamberimiz sav o taşlara karşı korurdu. Eğer iddia edildiği gibi meleklere insanları koruma görevi verilmiş olsaydı, yeryüzünde kimse tecavüze, cinayete, haksızlığa maruz kalmazdı. Eğer meleklere insanları korumalarına yönelik küçücük bir izin verilmiş olsaydı, melekler ilk önce yusuf as'ın yardımına koşar onu kuyudan çıkarır, yunus as'ın yardımına koşar onu balığın karnından kurtarır, eyüp as'ın yardımına koşar onu yıllarca yatalak kalmaktan kurtarır, İsrailoğulların katliamına uğrayan onca peygamberin yardımına koşardı. O mübarek insanlara yardım edilmediyse, siz kimsinizde melekler sizin yardımınıza koşsun?

Merakınız sizi saptırmasın

İnsanoğlunun kanatlı yaratıklara, bilim kurgu filmlerine, farklı dünya ve farklı varlıklara yönelik hep bir ilgisi olmuştur. Bu merak masumane boyutta kaldığı müddet sorun yok ama bu merak insanı dini yönden saptırma boyutuna giderse burada dikkatli olmalıyız. Bakınız yeryüzünde melek görme arzusunda olan insanlara Allahu Teala ne tür cevaplar verir; “bir de «şuna bir melek indirilse de görsek?» diyorlar. Eğer öyle bir melek indirseydik muhakkak iş bitirilmiş olur, kendilerine bir an bile göz açtırılmazdı! Eğer peygamberi bir melek kılsaydık muhakkak ki onu insan sûretine sokar onları yine düşmekte oldukları kuşkuya düşürürdük” (En’am Süresi, 8-9. Ayeti Kerimeleri). “Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?" (Furkan Süresi, 7. Ayeti Kerimesi). “Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber gelince, insanların iman etmelerine engel olan sebep sadece: «Allah bir insanı mı Peygamber gönderdi?» demeleridir. Şöyle de: “- eğer yeryüzünde, yürüyüp duran Melekler olsaydı, elbette onlara da gökten melek bir peygamber gönderirdik" (İsra Süresi, 94-95. Ayeti Kerimeleri). Bu Ayetlerden anlıyoruzki; eğer meleklere insanların hayatlarına müdahele etme izni verilmiş olsaydı, o zaman iş bitirilmiş olur kıyamet kopardı çünkü meleklerin gökten inişi ve insanların melekleri görmesi mahşer günü için öngörülmüş bir olay. İkincisi; yeryüzünde dolaşan melekler olsaydı onların yardımınada melekler koşardı ama yeryüzünde dolaşan insan olduğu için yardımınıza melek değil insan koşar. Üçüncüsü; eğer peygamberimiz sav ve onca sıkıntı yaşayan peygamberlerin yardımına melekler koşmadıysa, bizler kimizki bizlerinkine koşsunlar?

Melekler çağrılarınıza cevap vermez, cinler verir, lütfen bu oyunu gelmeyin

Sayın okurlarımız batı kültüründe yaşayan birisi evinin bir köşesinde nurani ışıklar gördüğü an aklına ilk melekler geliyor olabilir. Meleklerden yardım edinme inancını onların kültüründe doğal ve belki anlayışla karşılayabiliriz çünkü onların kültüründe cinler diye bir varlık yok. Onlar insan boyutu dışından birisi ile temasa geçtiği an, akıllarına ilk melekler veya uzaylılar geliyor olabilir ama siz daha iyi bilmelisiniz, sizin aklınıza anında cinlerin oyunu, cinlerin parmağı gelmeli. Melekler insanı gözetler, bu doğru bir inanç ancak meleklerin size hizmet edeceği, sizi sıkıntılardan kurtaracağı inancı batıl bir inançtır, lütfen bu tür inançlara kanmayın. Eğer başınıza gelen bir musibetten kurtulmak istiyorsanız, o musibet size laik görülmeden hal ve hareketleriniz ile önleminizi alın. Olay yaşandıktan sonra ilahi yardımı bekliyorsanız, çok sabırlı olun çünkü ilahi yardım son nefesinizde gelir, sıkıntı başlar başlamaz gelmez.

Allahın ismini anarak meleklerden yardım istesek o zaman melekler devreye girermi?

Hayır, girmez. Bizler sebepler dünyasında yaşıyoruz, elbette sıkıntılarımıza çözüm arayacağız ve elbette birileri bir şeylere vesile olacak ancak melekler bu sebepler dünyasının dışında olan varlıklar. Eğer yeryüzünde gezen ve dolaşan melekler olsaydı yardımada melekler koşardı, olmadığına göre lütfen melekleri beklemeyin. İkincisi, dua ederken lütfen duanızda şartlar koşmayın; yardımıma melekler koşsun, yardım şu şartlar altında gerçekleşsin ve şu zaman dilimi içinde oluşsun gibisine. Dualarda şartlar koşmanız duanızın kabülünü zorlaştırır. İlahi yardımı hak ediyorsanız, Allahu Teala takdir ettiği kişiyi, takdir ettiği vakit ve saatte ayağınıza gönderir. “De ki Rabbim size ne kıymet verir duânız olmasa?...” (Furkan Süresi, 77. Ayeti Kerimesi). Allahu Teala’ya dua etmek bir Müslümanın en temel görevi ancak dua ederken lütfen haddimizi bilelim, biz kimiz melekler kim!