nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    




Kader nedir;
Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta, size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede, soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde, sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz. 

İstanbul;
nasıl olurda haklı olduğumuz bir yerde, bu kadar haksız konuma düşebiliyoruz? Nasıl olurda yüzyılın kazığını yiyor, bunuda demokrasi diye bizlere yutturabiliyorlar? Nasıl olurda hırsızlık yapan değil, mağdur edilen demokrasiyi hazmedemeyen konumuna düşebiliyor. Bir operasyonla istanbulu çaldılar. Bunuda bize demokrasi diye yutturdular. Nasıl bu hale düşebildik? Çok basit; olaylara verdiğimiz tepkiyle. Değerli dostlar; her bir olay sizin verdiğiniz tepki kadar ilgi çeker. Sizin verdiğiniz tepki orantısında birşeyin büyüklüğü veya o şeye verdiğiniz değer anlaşılır. İnsanlar olayların vahamiyetini sizin verdiğiniz tepki oranında algılar. Siz bir olaya cılız bir tepki verirseniz, insanların olay hakkında algılamasıda o kadar olur. Birileri eğer, ne olmuşki ne varmış diyorlarsa bu sizi şaşırtmasın, bu söylemler sizlerin gösterdiği tepkinin yansımasıdır! Akıl, akıl, akıl, akıl. Onlar bir üst akıl ile hareket ediyor, siz ise bireysel olarak. O yüzden onlar hep kazanıyor, bizede kazık kalıyor.

Onlar ne yaptı;
17- 25 aralığını yaptılar. O günlerde yoktan yüzyıllığın yolsuzluğunu çıkardılar. P
ireyi deve yaptılar. Nasıl yaptılar bunu? Görsel effektler ile! Bir anda her yere baskın düzenlediler. Bunlarıda medya önünde yaptılar. Büyük iş adamlarını ve bürokratları tutukladılar. Tutuklanan kişiler ne kadar büyük mertebeye sahipse yolsuzlukta o kadar büyüktür kanaati var ya, işte o kanaati uyandırmak için büyük iş adam ve bürokratları tutukladılar. Çok sayıda insan tutukladılar. Ne kadar çok insan tutuklanırsa, o kadar büyük bir operasyon yapılıyor algısı var ya, işte o algıyı uyandırmak için yüzlerce kişiyi tutukladılar. Baskın yaptıkları ev ve işyerlerinden kolilerce dosya çıkardılar. Ne kadar bol dosya o kadar çok delil algısı var ya, işte bu izlenimi uyarmak için baskın yaptıkları ev ve iş yerlerinden bol bol dosya taşıdılar. Kameralar önünde büyük bir şov sergilediler ve olmayan şeyleri veya pirelik olayları yüzyılın yolsuzluğu olarak topluma yutturdular. Türkiye'ye büyük bir algı operasyonu çektiler. İşte buna üst akıl denilir. Örneğin itiraz süreçleri devam ederken, nasıl paris belediye başkanı ve yurtdışı medya organları ekrem imamoğlunu tebrik etmeye başladığını gördünüz. Bu işte bir üst akıl hareketidir. Bir vasfı bir kişi ile ne kadar çok özleştirirseniz, akıllarda o kalır. Bir hırsız vasfı değil, belediye başkan vasfı kalır. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, o ünvanı elinden aldığınızda o kadar büyük mağduriyet yaratırsınız. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, toplum nezdinde o kişinin kabülünü o kadar hızlandırırsınız. Topluma, verin adama mazbatasını, bir 5 yılda o yönetsin ne var bunda dedirttirir, yüzyılın hırsızlığını topluma yutturursunuz. Ekremcik boşuna belediye başkanı vasfıyla dolaşmıyor. Hepsi bir üst aklın oyunu. Çok bilinçli ve stratejik hareket ediyorlar. Ya biz, biz ne yapıyoruz?

Gelelim bizim eziklere;
bizim elimizde gerçek bir deve var; il ve ilçe seçim kurumu, chp il ve ilçe teşkilatı, chp' li belediyeler, fetö ve pkk' nın yer aldığı yüzyılın hırsızlığı elimizde var. Onlar 17-25 aralıkta ne yapmıştı, pireden deve çıkarmıştı. Biz ne yaptık? Bizde deveyi pireye dönüştürmeyi başardık. Elimizde yüzyılın hırsızlığı var, hırsızı suçüstü yakalamışız ama sus pusuz. Siz binali yıldırım hiç ortalıkta görüyormusunuz? Binaliye tavsiyemiz; kim sana sessiz kal ve ysk kararını bekle dediyse, onları kov. Sesini çıkarmayan bebeğe mama verilmez. Karşı taraf ne kadar ses çıkarıyorsa, sizde en azından o kadar çıkaracaksınız. Karar verici makam Allahtır. Çaba göstermedende Allaha tevekkül edilmez. Yan gelip yatarak, hakkın size gelmesini bekleyemezsiniz. Karşı tarafın bir olaya nasıl bir akıl ile yaklaştığını gördünüz, bizim mahallede ise böylesine bir akıl yok! 17 yıldır devlet biziz. Üzülerek görüyoruzki, bu süre içinde hiçbir devlet refleksi hiçbir üst akıl geliştirememişiz. Kimin nerede ne yaptığı belli değil. Her kurum birbirinden bağımsız kendi kafasına göre takılıyor. Eğer bir konu hakkında harekete geçilmesi gerekiyorsa, kimse harekete geçmiyor. Herkes diğerine bakıyor. Kimse insiyatifi almıyor. Kimse hareket etmeyincede, erdoğan devreye girmek zorunda kalıyor ve emirle yaptırıyor. Sonrada her yere müdahale eden, kötü olan erdoğan oluyor. Ne gerek var kendini yıpratmaya. Sistemini kur, çarklar kendi kendine işlesin. Maalesef kurmadı. Bu erdoğanın, bu devlete yaptığı en büyük kötülük. 70 yaşına geldi, bir 70 yıl daha yaşayacak değil. Başına bir iş geldiğinde, bu devlet sudan çıkmış balık durumuna düşecek. Akbabalar gibi herkes devletin başına çöreklenecek. Onlar bir üst akıl ile, biz ise akıldan yoksun hareket ettiğimiz içinde, bu kavgada kaybeden biz olacağımız şimdiden çok aşikar. Bin parça olacağız. Erdoğan gittiğinde çok büyük bir koas geride bırakacak, bu çok açık. Maalesef ve maalesef milli ve yerli bir derin devlet oluşturmadı. Kurumlar arası koordinasyonu sağlayan, bir emir beklemeden insiyatif alan, kendinden harekete geçen milli ve yerli bir devlet refleksimiz yok. Örneğin; fetö adında bir örgüt devletin kırmızı kitabına giriyor, merkez yani Ankara ama, il ve ilçelerde fetö ile nasıl mücadelede ediliyor neler yapılıyor bundan bir haberdar değil. Örneğin; sağdan soldan kişileri bakan yaptılar. Gel sen kafana göre milli eğitimi yönet, diğerine gel sen kafana göre şurasını yönet denildi. Böyle olmaz arkadaşlar, bu kafayla siz bir yere varamazsınız. Nasıl olmalıydı, büyük devletler nasıl yapıyor bunu? Yüz yıl sonrası neslinizi ve ülkenizi nerede görmek istiyorsanız, ona göre eğitimde ekonomide veya turizmde bir yol haritası çizersiniz, gelen her kişide o plan dahilinde hareket eder. Kısacası, devlet böyle yönetilmez. Bu neyi gösteriyor? Bir üst akıl yokluğunu. Biz maalesef devletin bekasını ilgilendiren konuları, ilçede çalışan sıradan bir memurun insiyatifine ve niyetine bırakıyoruz. O da, bu benim üzerimde kalır korkusu ile sıradan bir soruşturma ile süreci idare etme boyutuna gidiyor. Ben soruşturmayı açayım, benden sonrakiler ne karar verirse bu onların sorunu olsun deyip sıradan bir soruşturma 5 yıl sürüyor ve halen kapanmıyor. Kimse kendi kariyerini riske atmak istemiyor. Bu da, memur iyi niyetliyse. Dosyalar, art niyetli birine düştüğünde zaten olaylar anında sümenaltı ediliyor ya da anında harekete geçiliyor ve o makamlar birilerine baskı uygulamak için kullanılıyor. Örneğin; mansur yavaş ve ekrem imamoğlu ikisi de dolandırıcılıktan yargılanıyor ve dosyaları yıllardır bir karara bağlanmadı. Kimse dosyalarına dokunmadı. Birileri dosyaları oyaladı, adamlarda geldi belediye başkanı oldu. Şimdi dokunsanız, yani o dosyaları bir karara bağlasanız bir dert, dokunmasanız ayrı bir dert. Daha önce dokunsaydınız cılız ses çıkardı, şimdi ise seçilene dokunduğunuz için dünyayı ayağa kaldırırlar. Ne gerek vardı bu boyuta getirmeye. Devlet dediğin bir virüs programı gibi kurumları ve adliyeleri sürekli tarar. Olayları böylesine çıkmaza gelmesine izin vermez.

Milletin tercihine saygı duyacaksınız, seçtiği kişiye saygı duyacaksınız, amenna, buna hiçbir itirazımız yok. Ancaaak, ebeveynlerin çocuklarına karşı nasıl bir sorumluluğu varsa, devletinde milletine karşı bir sorumluluğu var. Siz ebeveyn olarak nasıl zararlı websiteleri veya kanallardan çocuklarınızı uzak tutuyorsunuz, devlette vatandaşlarını zararlı kişilerden uzak tutma sorumluluğuna sahip. Devletimiz maalesef bunu yapmadı. Bizde sorumluluğunu yerine getirmeyen ebeveyne nasıl kızıyorsak devletede o şekilde kızıyoruz. Devlet dediğiniz, iyi bir ebeveyn gibi vatandaşlarını zararlı kişilerden korur, beyinlerinin zehirlenmesine izin vermez. Örneğin; fox, odatv ve sözcü gibi batının operasyonel medya kurumların yayınlarına asla müsade etmemesi gerekirdi. Siz bu tür yayın organlarına müsade ederseniz, toplumun zehirlemesine izin verirseniz, bir kitlenin o uyuşturulmuş beyinler ile sabıkalı kişilere oy vermelerine, pkk ve fetö ile işbirliğine girmelerine engel olamazsınız. Elbette muhalif medya olacak, bunlar ama muhalefet yapmadı. Bunlar sabah akşam yalan haber yayınladı. Kitleleri ayrıştırma ve fitne sokma görevini üstlendiler. Yıllardır bunu yaptılar ve kimsede bunlara dur demedi. Ne devlet ne savcılar harekete geçti. Sonuç; kutuplaşmış bir topluluk ve devletinden nefret eden bir kitleye sahibiz. Sizce bu kendiliğindenmi oldu? Birileri bir kitleyi devletten nefret eder hale getirdi. Devlet olarakta siz bu sürece sadece, seyretmekle yetindiniz. O yüzden bu sabıkalı tipleri seçenler kadar, devlette bu seçilenlerden sorumludur. İlin adamı amerikadan geliyor, sendikaları, meslek odaları ve partileri dezayn ediyorsa, sende dezayn edeceksin. B
en bir kabile devleti değilim diyorsan sende edeceksin. Kıssasa Kıssas. Varlığını her alanda hissettireceksin. Yapmıyorsan sende sorumlusun.

Öyle veya böyle, devlet olarak maalesef ortalıkta yok'uz. Yargıda ve kurumlarda devlet olarak yok'uz. Yok olduğumuz içinde olayların vahamiyetini soruşturmalara yansıtamıyoruz, yansıtamadığımız içinde caydırıcı bir devlet olamıyor haklılığımızı karşı tarafa aktaramıyoruz. Bakınız, dünyanın hiçbir yerinde yargı bağımsız değildir. Yargı, bir devletin kendi varlığını hissettirdiği yegani noktadır. Bir devletin devlet olduğunu yargısından anlarsınız. Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa, bilinki onlar sizin devlet olmanızı istemiyor!! Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa bilinki, onlar orasını çoktan ele geçirdi, kendi derin devletciklerine dokunulmasını istemiyor. Anlayacağınız, birileri bizim eziklere yargının devletten bağımsız olması gerektirdiğini yutturmuş. Hal bu olunca, devlete yapılan yanlışlara karşı yargıyı harekete geçiremiyoruz. Yüzyılın hırsızlığı ile karşı karşıya olmamıza rağmen, bizimkiler o kadar cılız o kadar alttan alan bir ton ile hareket ediyorki, hırsıza verdikleri rahatsızlıktan ötürü özür dileyecek haldeler. İtirazları ile hırsızların mazbatasını geciktirdikleri için özür dileyecek durumdalar. Böylesine ezik ve pasif bir tepki verdiğiniz zamanda, haklı olduğunuz bir konuda haksız duruma düşüyorsunuz. Demokrasiyi hazmedemeyen siz oluyorsunuz. Ne yapılmalıydı? Usülsüzlükler tespit edildiği an, chp ilçe teşkilatları ilçe seçim kurumları, nüfus müdürlüklerine baskınlar düzenlenmeli ve hepsi tutuklanmalıydı. Ne kadar üst düzey kişileri tutuklarsanız ve sayısal olarak ne kadar çok kişiyi tutuklarsanız, olayın vahamiyeti o kadar anlaşılırdı. Bunlarda medyanın önünde yapılmalıydı. Sıra bana gelecek diye herkes tir tir titremeli, tehdit savuranlarda korkudan susmalıydı. Bunların hiçbiri yapılmadı. Neden? Bir üst akıl eksikliğinden ve ürkek ve yalaka tiplerin partiyi ele geçirmesinden, erdoğanın son 20 yıl içinde ikinci üçüncü dördüncü beşinci erdoğanlar çıkaramamasından. Bizim mahallede metin külünk gibi ne kadar şahin varsa hepsi tasfiye edildi, yerlerine ezik ve yalaka tipler getirildi.
Bunlardanda hep cılız ve müzakereci sesler çıktı. Şu söylemi duymuşsunuzdur; erdoğan çok kavgacı! İşte bunlar içimizdeki kripto fetöcülerin söylemi. Bizleri uysal hale dönüştürme projesinin bir parçasıdır. Size ne yapılırsa ses çıkarmayın demenin nazik yoldur. Başımıza ne geldiyse zaten bundan geldi, ses çıkarmadığımızdan bunlara dünyayı başlarına yıkmadığımızdan ötürü geldi. Ne elde ettiysekte saldırdığımızda elde ettik; 15 temmuz, hendek operasyonları, afrin ve fırat kalkanı harekatı! İçimizden birileri ama böylesine proaktif bir boyuta geçememizi istemiyor. Mağduru oynamak, haksızlıkları hazmetmek, bize biçilen rol bu! Bayrağı alıp karşı tarafa saldıran, karşı tarafın pisliklerini masaya döken karşı tarafı defansa zorlayan yok. Siz süleyman soylu dışında savaşan başka birini görüyormusunuz? 20 yıllık bir partide ikinci bir şahin çıkmazmı hiç. Kaldıki süleyman soylu da dışardan geldi. 20 yıl iktidarsınız ve bir tane şavaşçı üretemediniz. Bu topraklar ezikleri kaldırmaz. Herkesin gözü olduğu bu topraklarda şahin olmak zorundasınız. Biz sulh döneminde değiliz. Eğer sulh döneminde olsaydık, her tarafa barış mesajları göndermek bir anlam taşırdı ama, realite bu değil. Bizler savaş dönemindeyiz. İhtiyaç duyduğumuzda savaşçılar. Maalesef, biz kendi içimizden susturulduk. İçimizdeki ezikler kontrolü ele geçirdi. Karşı tarafa ise gün geçtikçe daha çok hırçınlaşma talimatı verildi. Biz sesimizi yükselttiğimizde kutuplaştırıyorsunuz denildi, onlar seslerini yükselttiğinde bu özgürlük ve demokrasi oldu. Bir ihanet ortaya çıktığında bunu haykırmak hainlik edenlere dünyayı dar etmek isteyen şahinler çıktı, ak partili yöneticiler ise müdahale etme ve sessiz kal, sokakları germeyelim diyerek bunları susturdu. İçimizdeki birileri şahinleri sustura sustura sustura bunların her türlü ihanetine, hakaretine, suçuna göz yumar hale geldik. Sonuç; bunlara göz yuma yuma istanbulu çaldılar! Henüz itirazlar sonuçlanmadı ama, bu aşamadan sonra ne olursa olsun, bu hileyi yapabildiler ve ak parti uyuduysa, böylesine büyük bir olaya karşı devlet böylesine ezik bir refleks sergiliyorsa, geçmiş olsun bize. Anında cezaları kesemiyorsan, olayın yaşandığı gün devlet olarak ağırlığını hissettiremiyorsan, geçmiş olsun bize. İstanbul düşmana kaptırılmış, yapanında yanına kar kalacağını hepimiz biliyoruz. Üzücü olanda bu! Mahkeme süresi beş yıl sürecek, sonunda bir kaç kişi bir kaç yıl ceza alıp olay kapanacak.
 
Arkadaşlar;
burada konu İstanbul konu aya sofya. İstanbul düşerse kudüs düşer, mekke düşer demiyormuyuz? Eeee, adamlar büyük bir hile ile istanbulu çaldılar. Bugün ohal ilan etmiyeceksinizde ne zaman edeceksiniz, bugün fırtına koparmayacaksınızda ne zaman koparacaksınız? Ne hale geldik. Mağdur olan sessiz, hırsız ise ortalıkta dolaşıp çaldığım malı vermezseniz ortalığı yakar yıkarım diyor. Fırtına koparması gereken masa altına saklanmış, sobelenen hırsız ise fırtına koparmakla tehdit ediyor. Ne hale geldik! Bileğin hakkıyla kazanırsın, bizde Rabbim böyle takdir etmiş der yenilgiyi kabul ederiz. Hile ile çalmaya kalkıyorlarsa ama, o zaman bunlara dünyayı dar etmek gerekir. Biz bu şekilde bunlara sürekli prim verir, alttan alır ve bunların suçlarına göz yumarsak bunun bedeli bize çok ağır olur. Oldu da. 15 temmuzda Türkiye' yi 31 martta' da istanbulu çalmaya kalkıştılar. Demek 15 temmuz sonrası biz bunlara anladıkları cevabı verememişiz. Darbecileri kravat takım elbise mahkemeye getirirsen, olacağı buydu. Darbe yapanlara karşı bu kadar layt davranırsan, olacağı buydu. Böylesine pasif ve ezik devlet olursan, her türlü ihanete davetiye çıkarırsın. Nasıl olsa devlet birşey yapmıyor denilerek önüne gelen devlete ihanet etmeye başlar. Yani bunların 15 temmuz sonrası bir darbe girişimi
(istanbul) daha tezgahlayacakları dünden belliydi. O kadar layt bir devletizki, vatana ihanet etmek için resmen davetiyeler dağıtıyoruz. Örneğin; ahmet türk. Terör örgütü üyeliğinden hapis cezası yedi, hasta diye tahliye edildi, sonrada kalktı mardin büyükşehir belediye başkanı oldu. Hapiste yan gelip yatmak için hasta, büyükşehir belediye başkanlığı için sağlıklı. Bu bizim hekimlik mantığımıza yatmıyor, sizin mantığınıza yatıyormu? Şimdi bunun mazbatasını vermezseniz bir sorun, verirseniz başka bir sorun. İşte bu boyuta getirmemeniz gerekliydi. Bu boyuta gelmeden müdahalenizi yapmanız ve önleminizi almanız gerekliydi. Dünyada, olaylar yaşandıktan sonra uyanan ve müdahalesini yapan tek devlet biziz. Rabbim bizi acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Bunlar başta kaldığı müddet biz daha çok kazık yeriz. Daha çok görememişiz, aldatılmışız deriz. Örneğin; kamudan atılanların seçme hakkı olmadığını siz biliyormuydunuz? Biz bilmiyorduk ve bunu yeni öğrendik. Biz bilmiyorduk çünkü, biz sıradan vatandaşıyız. Ya devlet, devlet nerede? Meğerki devletimiz, kurumlardan kovulan fetöcülere yıllardır, sahip olmadıkları bir hakkı tanımış. Eeee, bu kafayla bugünlerimizi ziyadesiyle hak ediyoruz. Biz bu kafayla bu ezik halimiz ile daha çooook kazık yeriz.
 
Paradoks nedir;
birbirine zıt kavramları bir ifadenin içine sokmaktır. Doğru olan bir ifadenizin içine öyle bir kelime sokuyorsunuzki o ifadenizi kendi içinde çelişkili duruma düşürüyorsunuz. Örneğin; muhalefet. Ne diyorlar; "hukuki dayanağı olmayan süreci durdurmak, Türkiye ve İstanbulun yararına olacaktır". Bu ifade paradoks bir ifade. Hukuktan bahsediyorsunuz, hukuksuzlukla yani
sokak eylemleri ile tehdit ediyorsunuz. Hukuktan bahsediyorsunuz, karşı tarafın hukuki haklarını yok sayıyorsunuz. İşte buna paradoks denir. Örneğin; "seçim sonuçlarını kabul edin", söylemi. Buda paradoks bir söylem. Seçim henüz sonuçlanmamışki sonuçlar kabul edilsin. İtiraz süreci, seçimin bir parçası değilmi? Örneğin; faşizim ve diktaya karşı seçimleri kazandık? Bu da paradoks, kendi içinde çelişkili bir söylem. Diktatörlük ile seçimler kelimesini aynı cümlede kullandığınızda ortaya paradoks bir söylem çıkar. Neden, çünkü faşizim ve diktatörlüğün olduğu bir yerde seçimler olmaz. Seçimler olduğu zamanda faşist ve diktatör olan yüzde 99 oy ile kazanır. Yani diktanın olduğu bir yerde sizlerin seçim kazanması söz konusu olamaz. Bu hırsızların söylemlerine dikkat ederseniz, sürekli bir paradoks içinde olduklarını görürsünüz. Söylemleri kendi içinde çelişki dolu. Neden? Doğru tarafları yokta ondan. O kadar yamuklarki, doğru bir ifadeyi bile yamultmayı yani paradoks bir duruma düşürmeyi beceriyorlar. Sayın okurlarımız, kötünün gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile iyi görünmeye çalışır. Buna deccaliyet diyoruz. Hani demokrasi deyip dünyayı ateşe veren bir üst akıl var ya, işte bunların gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile insanları kandırırlar. Eylemler kötü, söylemler güzel. Demokrasi, hak ve hukuk gibi kelimeler ile iyi görünmeye çalışıyorlar, eylemleri ama kötü olduğu için tehdit etmektende kendilerini alı koyamıyorlar. Sonuç; paradoks söylemler doğuyor. Demokrasi ve tehdidi aynı ifadenin içinde kullanmayı beceriyorlar. Örneğin; bunların nasıl medya patronlarını tehdit ettiğini gördünüz değilmi? Medya özgür olmalı deyip medyayı tehdit etmeyi aynı zamanda başarabiliyorlar. Bundanda ilginç olanı, bunlar gerçekten de bu hileler bu tehditlerle muvaffak olacaklarına inanıyorlar. Her türlü hileyi sahtekarlığı, tuzağı yapıyorlar ve günün sonunda galip olan kendilerin olacağına inanıyorlar. Dünyanın ak partinin ezik ve hain tiplerinden ibaret olduğuna inanıyor, Allahı nedense hesaba katmıyorlar. Bizden tekrar uyarması, sizin bir hesabınız olurda Allah'ın olmazmı. Allahu Teala herşeyi not ediyor. Hilelerinizi ve size oy verenleri not ediyor. Bu fırsatların size tanınmasıda sizin hayrınıza değil, günah yükünüzü artırmak için. Bir yere kadar ama, bir yere kadar bu hainliklerinize bu kötülüklerinize Allah müsaade eder. İstanbulu ele geçirmek için kurduğunuz bu tuzak son damlamıydı, bunu bekleyip göreceğiz. Şu ama kesin, siz erdoğanı mumla arayacaksınız. Yaklaşan yaklaşıyor sizin için!

Ne büyüksün rabbim; bizlere hırsızlık iftirasını atmışlardı. Şimdi yüzyılın hırsızlığı ile kendileri sobelendi.

gelelim büyükçekmeceye;
büyükçekmece üzerinde ciddi bir şekilde durulması gerek. Devletin tüm güvenlik bürokrasisi büyükçekmeceyi mercek altına alması gerek. Seçimlerde yapılan usülsüzlükten ötürü değil, daha büyük bir sorundan ötürü. Öyle gözükiyorki, bir üst akıl kamu kurumlarından kovulan fetöcülere yeni bir hedef belirlemiş; belediyeler. Belediyeler, fetöcüler için yeniden örgütlenme ve büyüme yeri olarak seçilmiş. Büyükçekmecede bu projenin pilot bir ilçesi. Devamı başka belediyelerden gelecek. Örneğin; tunç soyer ve izmir. Türkiye yeni bir tehdit ile karşı karşıya. Chp, hdp ve ip belediyeleri üzerinden fetö tekrar canlandırılacak. Zaten hiç yok olmamışlardı. Acilen, fetöcülere kalıcı bir çözüm getirilmezse (vatandaşlıktan çıkarmak) bunlar bir beka sorunu olmaya devam edecek. Örneğin; müebbet yiyenlerin aileleri hainliğe devam ediyor, geri kalan on binlerde bir kaç yıl içinde hapisten çıkacak ve büyük bir öç alma hırsı ile çıkacak, onlara ek birde devlet kurumlarından atılan yüzbinler ülkemizde dolaşıyor, birde yurtdışından paketleyip getirdikleriniz var, şimdi; siz bunların bu ülkede rahat duracağınımı sanıyorsunuz? Bunları bu ülkede tutarak ne amaca hizmet ediyorsunuz? Muhalefet kadar olamadınız, onlar masum suriyelileri ülkeden atma cüretini gösterebiliyor, siz ise teröristleri vatandaşlıktan yani ülkeden atacak cesareti gösteremiyorsunuz. Ezikler sizi. O yüzden hep muhalefetin borusu ötüyor, bizede kazık kalıyor. Dünyanın fetöcülerini ülkemizde topladık, avrupadaki pkk'lılar da gelsin diyoruz. Ülkemizi teröristler hanına dönüştürdünüz. Fetö, pkk, deaş, dhkp-c vs vs vs, ne kadar terörist varsa ülkemize soktuk ve besliyoruz. Kötü tarafı şu; dün imkan yoktu, ne emniyet ne askeriye ne istihbarat ne de yargı elinizdeydi, yani dün bir mezaretiniz vardı. 15 temmuz gecesi ama Allah size lütfunu indirdi. Bir gecede sizleri hakim konuma getirdi. 15 temmuz sonrası, Allahu Teala hiçbir mezaretinizi kabul etmeyecektir. Herşeyi Allahtan bekleyemezsiniz. Artık kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız kendi kaderinizi kendiniz çizmeniz gerekir. Yüzyıl boyunca mağdur edildiniz. O mağdur sıfatına kendinizi o kadar kaptırmışsınız, ezilmeye kendinizi o kadar alıştırmışsınızki, kontrolün artık sizin elinizde olduğuna bir türlü inanmak istemiyorsunuz. O güçle ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Allah bizleri acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Belediye konusunda da uyarımızı tekrar yapalım; belediyelere ciddi kafa yorun, belediyeleri kontrol eden şehirleri ve nüfusu kontrol eder. Büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız, bizden uyarması. Fetöcüler bir araya geldiği zamanda ne yapar? Yaptıkları en iyi şeyi; devlete ihanet, hırsızlık, usulsüzlük ve hile. O açıdan büyükçekmecedeki usülsüzlükler bizleri hiç şaşırtmadı!

gelelim bizim medyaya;
Şunu baştan belirtelim, tarafsız medya diye birşey yok. Kimse kimseyi kandırmasın. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini savunan kişiler ile birlikte olur. Bizler birilerin birşeylerin yandaşı olmasını yadırgamıyoruz. Olayın tabiatı bunu gerektirir ancak, yandaşlığın ölçüsü, tanımı ve kriteri ne olmalı? Bize göre yandaşlık kavramı, tarafı olduğun şeyi daha iyi bir insan daha iyi bir yönetici yapma girişimin bir adıdır. Bize göre yandaşlık, hatalara ve yanlışlara göz yummak değil, yandaş olduğun tarafı daha iyi ve daha doğru yola iletmenin bir yoludur. Yandaş olmak, aynı değerleri paylaştığın kişi ile bir yolculuğa çıkıp o yolda o kişiye destek olmak, göremediklerini göstermek, hatalara karşı uyarmak ve o yoldan şaşmasına karşı onu korumaktır. Bizim medyada maalesef bu konuda sınıfta kaldı. Yandaşlığı, şartsız kayıtsız desteklemek olarak algıladılar. Yoldaşlarına yani erdoğana çok büyük bir kötülük yaptılar. Hepimiz biliyoruzki, erdoğanın etrafı kuşatıldı ve bir çok mesele kendisine ulaştırılmıyor. Lideriniz böylesine bir kuşatma altında olduğunda, medya üzerinden o kuşatma bypass edilip hakikatlar lidere ulaştırılması gerekiyordu. Bizim tarafın medyası bunu maalesef yapmadı. Ezik yöneticiler ve yalaka bir medya, bizim mahallenin kaderide bu. Birileri bizim medyaya geldi ve birlik ve beraberliğimizi bozmayalım dedi, fitne çıkarmayalım dedi ve susturdu. Şeytan insanı nasıl kandırır biliyormusunuz? Kötülükle değil, iyilikle kandırır. Bunu unutmayın, aklınızın bir yerine not edin. Şeytan, iyi birşey yaptığınızı söyleyerek sizi kötülüğe iter. Sizce fetöcüler kötülük yaptıklarınımı sanıyor, hayır. Onlar vatan ve din adına iyilik yaptıklarına inanıyorlar. Birileride bizim medya'yı iyilik adında kötülüğe itti. Medyanın görevi bilgilendirme ve uyarmadır. Medya susunca, liderimiz uyutuldu. Ülkede yaşanılan olaylardan habersiz hale getirildi. Bugünlerimizde yaşadığımız her olay, yıllar öncesinden gümbür gümbür geliyorum dedi. Örneğin; chp. Dün mahmut tanal ve sezgin tanrıkulu gibi bireyler hainlik içindeydi. Bugün ise tüm teşkilat hainlik içinde. Dün bireylere dokunmadın, bugün ise tüm teşkilatı kapatmakla karşı karşıyasın. Dün dokunsaydın bir kaç cılız ses çıkar, olaylar kapanırdı. Bugün dokunmaya kalksan bir kaç vekille yetinemezsin hepsine dokunman gerekecek. Bunlarda tam bunu yapmanı bekliyor. Sokakları ve dünyaya ayağa kaldırmak için tamda bunu bekliyor. Dokunsan bir yana dokunmasan bir yana. Nasıl bu duruma düştük? Vaktinde müdahale etmediğimiz için.
Bugün yaşadıklarımızın her biri dünden belliydi, gümbür gümbür geliyorum diyordu. Bizim medya ama sen şöyle züpersin sen şöyle muhteşemsin, içimize fitne sokmayalım, liderimizi zayıflatmayalım diye diye bu gerçekleri sürekli sümenaltı etti. Ülkemizde ne kadar sorun varsa, bu soruna sebep olanlar kadar yandaş medyada bundan sorumlu. Karşı taraf sabah akşam yalan söylüyor. Onlar zaten bir çöplük. Siz belki onlar gibi yalan söylemiyorsunuz ama doğrularıda aktarmıyorsunuz. Yanlışları dile getiremiyorsanız, onlardan ne farkınız var? Biz rahatız, neden? Biz bu eleştirilerimizi ve uyarılarımızı kazandığımız günlerde de yapıyorduk. Yıllardır bu uyarılarımızı yapıyoruz. Biz, yenilgiye uğradığımız günde ortaya çıkanlardan değiliz.

gelelim ak partiye;
bu kaçıncı kazık be kardeşim! A
kıllanmamız için daha kaç kazık yemeniz gerekiyor? Fetö, devletin kırmızı kitabına gireli 5 yıl oldu ve halen böylesine organize hareket edebiliyorlarsa, geçmiş olsun bize. Biz halen fetö ve ulusalcı kemalistlerin yargıda egemen oldukları dönemlerin yargı katliamlarını bugünlerimizde yaşıyorsak, geçmiş olsun bize. Nasıl olurda il ve ilçe seçim kurulu başkanları fetöden tutuklanır ama il ve ilçe seçim kurulu üyelerine dokunulmaz? Bu olaylar bizlere bir kaç şeyi gösteriyor, birisi üst aklın önemini ve ikincisi ak partinin çöküş dönemine girdiğini. Bir kaç yıldır, Allahın ak partinin ipini çektiğini söylüyoruz. Son seçimler bunun sahaya yansıması oldu. Çoğunluk bozulduğunda Allah orasını darmaduman eder. Ak parti de bozuldu. Parti içinde hasbi duygulara sahip olanlar azaldı, menfi çıkarlar çoğaldı. Çoğunluk bozulduğu zamanda Allah orasını helak eder. Son bir kaç yıldır erdoğan, her seçim sonrası teşkilatları yenileyerek bu yobazlaşmanın önüne geçmeye çalıştı. İşe yaradımı? Yaramadı. Neden? Görevden alınanları ailenin bir parçası olarak görmeye devam etti. Onları partiden dışlamadı. Örneğin; abdullah gül. Daha düne kadar onu, partinin her türlü organizasyonuna davet ettiler. Siz bunu yaparsanız, yani çürük elmaları ailenin bir parçası olarak görmeye devam ederseniz, Allahta sizi bir aile olarak görmeye devam eder ve bir bütün olarak hesabı size keser. Erdoğana tavsiyemiz; parti teşkilatların tümünü lağv et. Millet oyunu sana veriyor, partiye değil. Teşkilatı küstürmeyeyim diye toplumu kendine küstürüyorsun. Teşkilatları lağv edipte seçimlere girsen, her ilçeye kafadan adaylar koysan, hiçbir miting yapmasan, inan bugünlerden çok daha fazla oy alırsın. Bundan sonra milletimle yola devam edeceğim der, daha fazla insanın gönlünü alırsın. Ak parti il ve ilçe yönetimlerin dava diye bir derdi yok, onlar çıkarları uğruna orada. Onlar sana ve davana bir yük. Sana zerre kadar faydaları yok. Tüm teşkilatı, myk dahil lağv et. Askeri okullar gibi lağv et. Başka türlü, seni çevreleyen o ezik o hain tiplerden kurtulamazsın. Temizlemezsen, onların pisliklerine sende ortak olursun. Çöküş başladı, ne yapsan artık ak partiyi kurtaramazsın. Tek çaren partiyi lağv edip kendini kurtarmak. Hatamıydı ak partiye oy vermek? Hayır. Ne kadar çok yerel seçim olsada, siz partiye değil lidere oy veriyorsunuz. Biliyorsunuzki yerelde bir sıkıntı olduğunda lider buna kayıtısız kalmaz müdahalesini yapar. Bu güveni size diğer partiler vermiyor. Örneğin; chp. Yerel bazda bunların arasından usulsüzlük yapan çıksa, biliyorsunuzki baştakilerde bu işin içinde. Yani diğerlerinde balık baştan kokuyor. Erdoğan ve bahçeli, şükür bu konuda bunlarda bir sıkıntı yok. Bu ikisi davalarında samimi. Devlete ve millete ihanet içinde değil. Sadece, teşkilatlanma devrin sona geldiğini siz ve erdoğan bilin. 

 



cihat ne zaman hak



Günümüzün insanı ve İslam dini maalesef sapık tarikatlar ve şıhlar tarafından kuşatılmış, durum bu olunca bizler onca gençlerimizi onların amellerine kaybediyor ve İslamın haysiyetin yara almasına mani olamıyoruz. Biz bu yazılarımızla üzerimize düşeni yapalım; bir hocanın ajan olup olmadığını, bizleri kullanmak istediğini nereden anlarız? Bunun çok basit bir formülü varmı ve cihat ne zaman hak? Yazımızın konusu bunlar, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Sayın okurlarımız bu yazıları faydalı buluyorsanız lütfen bunları kendinize saklı kılmayın ve çocuklarınızdan çevrenizdeki eş dostlara kadar herkes ile paylaşın. Biz yıllarca kimseyle bu bilgileri paylaşmadık ve paylaşmayıda düşünmüyorduk, ta ki birileri; hocam bu bilgileri paylaşmazsanız bunun bir vebalı var deyinceye kadar. Sizde vebal altına girmeyin ve yazılarımızı faydalı buluyorsanız, başkaları ile paylaşın. Gençlerimizin İslam dinini daha iyi anlaması ve daha bilinçli yaşaması için bu yazılarımızı tasarladık. Biz bu yazılardan, Allah rızası dışında hiç bir menfaat ve çıkar beklemiyoruz. Sitemiz, kendi alanında en çok tıklanan sitelerden olmasına rağmen, site içinde reklam bile kullanmıyoruz. Tek amacımız faydalı gördüğümüz bu bilgileri sizinle paylaşmak. Gençliğimizin ve dinimizin geleceği için lütfen paylaşın.

İslam, kendi aklınızı kullanmanızı ve farklılıklara hoşgörülü davranmanızı ister

Kuran-ı Kerim, imanınızı sıkıntıya sokacak konulara direk girer. İmanınızı sıkıntıya sokmayacak konulara ise geniş açıdan bir yorum getirir. Örneğin; namaz kıl, oruç tut, haramdan uzak dur, zina etme, kumar oynama, Allaha şirk koşma gibi imanınızı sıkıntıya sokacak konulara direk değinir. Diğer konularda ise sınırları çizer, o sınırlar içinde size serbest hareket etme izni tanır. Allah isterki, herkes o sınırlar içinde İslamı yorumlasın, İslama renk katksın. Doğa nasıl binbir çeşit bitki örtüsünden oluşuyorsa, insanında farklılıklardan ibaret olmasını ister. Allah tek tip insandan hoşlanmaz. Kur'an-ı Kerimin belirlediği sınırlar içinde herkesin İslama bir yorum getirmesi İslama bir renk katmasını ister. Günümüzde, yaşadığımız sıkıntılardan birisi bu; İslamı yorumlayanlar ya Allahın çizdiği sınırların dışında yorum getirir ya da kişilere kendi yorum hakkını tanımaz. Günümüzde birileri maalesef İslamı kendi tekeline almış, sahiplenmiş ve kendi hastalıklı zihniyeti doğrultusunda, tek tip Müslüman oluşturma çabası içinde. Özetlersek; sınırlarımızı bilelim ve bu sınırlar içinde farklılıkları doğal ve hoş karşılayalım. Sınırların dışından hareket edenlerden de uzak duralım. Aklınızı kimseye kiraya vermeyin. Allah bile aklınızı hipotek altına almazken, siz neden aklınızı başkalarına teslim ediyorsunuz. Kimseye yaşantınızı zorunlu kılmayın. Allah bile belirli bir yaşantı ve giyim tarzını yeryüzüne zorunlu kılmazken, sizler neden kendi görüşünüzü, yaşantınızı yeryüzüne hakim kılmaya çalışıyorsunuz?  

Cihat ne zaman hak: cihat nedir

Cihat nedir? Allahın emirleri doğrultusunda yaşam sürdüren, sürdürmeye çalışanların çabasına cihat denilir. Yaptığınız işi Allah için, Allahın emri olduğu için yapıyorsanız yani yaptığınız işin ucu Allaha dayanıyorsa, o zaman o söz ve eyleme cihat denilir. Allahın rızasını kazanmak için yapılan her niyet, düşünce ve eyleme cihat denilir. Buraya kadarı, herkesin bildiği şey. Şimdi size bilinmeyeni anlatacağız; iki tür cihat var, birisi bireylerin cihatı diğeri ise ÇOĞUNLUĞUN cihatı! Herkes size cihatın Allahın emri olduğunu söyler, size söylemediği ise iki tür cihatın olduğu ve biri için geçerli olan kuralın diğeri için geçerli olmadığı! Birisi size cihata çağırdığında, kişiye şu soruyu sorun; hangi cihata çıkmamızı istiyorsun, kendi cihatımızamı yoksa çoğunluğun cihatınamı?

   - bireylerin cihatı nedir?

Dürüst çalışmaktan adil olmaya, helal rızık kazanmaktan komşusu ile iyi geçinmeye, çocuklarını büyütmekten kocasına aş yapmaya, güzel giyinmekten farz kılınan ibadetleri yerine getirmeye kadar bunların hepsi Allahın emirleridir ve kim bunları Allah adına yerine getirmeye çalışırsa bu kişiler cihat içinde olur. Bu kişiler yaptıklarını Allah için, Allahın emri olduğu için, Allahın rızasını kazanmak için yapar. Özet: kendi hayatınızı içeren eylemler bireysel cihata girer. 

   - çoğunluğun cihatı nedir?

Cihata çağrıldığınız şey kendi hayatınızla ilgili değilde toplumla ilgili ise buna çoğunluğun cihatı denilir. Örneğin; bir kitleyi sokağa çıkarmak bir kitleyi savaşa çağırmak gibi. Bir eyleminiz kendinizi değilde toplumu ilgilendiriyorsa, buna çoğunluğun cihatı denilir. 

   - bireysel cihat ile çoğunluğun cihatı arasındaki fark ne?

Bireyleri ilgilendiren cihatların kararını Allah o bireylerin kendisine bırakır. Toplumu ilgilendiren cihatlarda ise Allah çoğunluğun onayını şart koşar! Şıhlarınızın sizden gizlediği nokta bu. İki tür cihat var birisi kişilerin cihatı diğeri ise toplulukların cihatı; şıhınız sizi sadece kendi hayatınızla ilgili cihata çağırabilir, toplumu ilgilendiren cihata çağrı yapamaz. Neden? Toplumu temsil etmiyor! Toplumla ilgili cihatı, ancak ve ancak o toplumun seçilmiş liderleri yapabilir. Allahu Teala savaş gibi din gibi toplumun tamamını etkileyebilecek konularda cihat çağrısının ancak ve ancak çoğunluğun kararıyla alınabileceğini söyler. Toplulukları ilgilendiren cihat çağrıları, çok büyük acılara sebep olabileceği için, toplumun önde gelenlerin bir araya gelmesi ve istişare etmesini şart koşar. Kendi hayatınızla ilgili kararı kendiniz verebilirsiniz, yanlış bir iş yaptığınızda sadece kendinize yapmış olursunuz. Çoğunluğu ama bir işe ittiğinizde milyonlar hatta milyarlar bundan etkilenir. Bunun önüne geçmek içinde Allah, toplum ve islam adına konuşmayı bireylere yasaklar. Çoğunluk namına kararları almayı ancak o çoğunluğun seçtiği liderler yapabilir.
Örneğin; kurtuluş savaşı hak bir cihattı çünkü, çoğunluğun seçtiği ve atadığı kişiler tarafından ortak istişare sonucu alınmış bir karardı. Talibanın cihatı ama hak değil çünkü, kararda afgan halkın onayı ve itişaresi bulunmaz. Örneğin; özgür suriye ordusunun cihatı hak çünkü, suriye halkın çoğunluğun istişare ve desteği bu kararda bulunur. PKK'nın cihatı ve cihat çağrıları ama hak değil çünkü, kürt halkın çoğunluğun onayı ve desteği bu kararda bulunmaz. Örneğin; erdoğan insanları cihata çağırabilir çünkü, çoğunluğu temsil ediyor. Kılıçdaroğlu ama sokağa çağrı yapamaz çünkü, çoğunluğu temsil etmiyor. Olayı anladınızmı? Allahu Teala eğer çoğunluğun seçtiği kişiler dışında, bir de bireylere o hakkı tanımış olsaydı o zaman her sahte şıhın tuzağına düştüğünüzde Allahta bundan sorumlu olurdu! Siz yabancı ajanların tuzağını düştükçe, İslam adına yani çoğunluk adına işid, el kaide, pkk ve fetö gibi örgütler kurdukça, Allahta bundan sorumlu olurdu. Bu vebalden kurtulmak, sorumluluğu sizin omuzlarınıza yüklemek içinde Allah ne yaptı; çoğunluğu ilgilendiren cihatlarda çoğunluğa danışın, kuralını getirdi. Topu çoğunluğa attı.

Ya çoğunluğun başındaki lider bozulduysa, kötüyse? Bu kararı kendiniz veremezsiniz, bu kararı vermeniz için toplumun kanaat önderlerine danışmanız şart. Varsayalımki danıştınız ve bu istişarede liderinizin kötü olduğu kanaati ortaya çıktı, o zaman oturun oturduğunuz yerde. Gökten bir elçi ininceye kadar, kıyamet kopuncaya kadar veya çoğunluğun başına iyi bir lider gelinceye kadar oturun oturduğunuz yerde. Çoğunluğa sırtınızı döndüğünüzde, aman kendi kafanızca toplum adına kararlar vermeye kalkışmayın, toplum adına kararlar vermeye kalkışan azınlıkların peşinde koşmayın. Bakınız; çoğunluğun lideri arkasından koşarsanız, size günah yüklenmez. Rabbim, bu karar çoğunluğun istişaresi ile alınan bir karardı, der sorumluluğu istişare kuruluna atarsınız. Bu İslamda geçerli mazeret. Azınlıkların peşinde koşarsanız ama, böyle bir özrünüz olmaz. O gurubun işlediği her suça ortak olur, onlarla birlikte hesaba çekilirsiniz. Çoğunluğun liderine güvenmiyorsanız, İslam ve millet adına bol dua edin, başka bir söz ve eylemde bulunmayın

Cihat ne zaman hak: başka bir ülkede, çoğunluğun kararı ile alınmış bir cihata katılabilirmiyiz? Örneğin; öso'nun suriyede verdiği mücadele.

Çok kısa ve öz; katılamazsınız! Katılabilmeniz için ülkenizde yaşayan her bir bireyle helalleşmeniz gerek ya da çoğunluğun lideri bu yönde bir emir vermesi gerek. O savaş ne kadar hak olsada, siz kendi kafanıza göre katılamazsınız. Bu Müslüman kardeşleriniz olasada, savaşamazsınız. Neden? Aileniz ve toprağınız sizi kendi ülkenize faydalı olmanız için büyüttü, başka bir ülke için değil. O savaş o ülke insanı için bir imtihan, sizin için değil. Siz ilk önce kendi arka bahçenizden sorumlusunuz. Sizin ülkeniz sabah akşam saldırı altındayken, kendi ülkenizde çetin bir hak ile batıl savaşı varken, siz başka ülkelerin menfaatleri için koşturursanız bu Allah katında hoş karşılanmaz. Siz kendi ülkenizde ne yapabilirsiniz ilk önce bunun muhakemesini yapacaksınız. Sizin ülkenizdeki mücadele size zahmetli geliyor ve siz; "suriye gideyim bir kurşun yiyip şehit olayım ve bu dünyadan kurtulayım" diyorsanız yani kestirmeden cennete girme hesabı içindeyseniz, bizce o hesabı tekrar gözden geçirin. Her halk kendi günah yüküne göre bir imtihanla yüzleştirilir. Bu bazı ülkelerde iç savaş olur bazılarında terör örgütleri bazılarında derin devlet yapılanmaları bazılarında ise darbeler. Ülkenizin şuan bir savaş içinde olmaması ülkenizde hak ile batıl arasında çetin bir savaşın var olmadığı anlamına gelmez. Siz ülkeniz adına İslam adına cihatmı etmek istiyorsunuz, o zaman çoğunluğunuzun liderine kulak asın. Örneğin; seçimler büyük bir cihattır. Seçimler bir savaş meydanı. Kaybettiğinizde batılın, bir kurşun sıkmadan ülkenize hakim olacağı bir şeyden bahsediyoruz. İlla vatan ve millet adına cihat etmek istiyorsanız, seçim dönemlerinde ne yapabilirim deyip o süreci iyi değerlendirmeye çalışın. Günümüzde savaşın bir ayağıda medya üzerinden, sosyal paylaşım platformları üzerinden yürütülür. Eğer illa İslam adına, millet ve vatan adına cihat etme arzusu varsa, kendi çapınızda sosyal paylaşım platformlarında bir cihat verin. 

Cihat ne zaman hak: o zaman İslam adına bir birey olarak cihat etmek imkansız?

Aynen. Suuistimallerin önüne geçmek içinde öyle olması gerekli. Çoğunluğun onayını almak sizlere küçük bir detay gibi görünebilir, ancak bu detay sizleri, birileri tarafından kullanabilir olmaktan çıkarıyor. Eğer geçmiş alimler, bu küçük detayı Müslümanlara bildirseydi günümüzün deaş ve taliban gibi örgütleri türemezdi. Değerli okurlarımız, siz kendi hayatınızın cihatından sorumlusunuz. Siz Allah adına, çoğunluk adına kararlar veremezsiniz. Allahın rızasını kazanmak istiyorsanız, Allahın koyduğu kurallar doğrultusunda oyunu oynayacaksınız. Örneğin; fetö. Bunlar şantaj, yalan, haram, iftira, kumpas, mahrem alanları gözlemek, gizlenmek, namaz ve oruç gibi ibadetlerden uzak durmak, gerekirse Allaha ve peygambere hakaret etmek gibisine her türlü yolu kendilerine mübah görür. Büyük hedef ve amaç doğrultusunda herşeyi yapabileceklerine inanır. O zaman aklımıza şu soru geliyor; madem Allah adına her türlü kötülüğü yapmak helal, o zaman Kur'an-ı Kerim ve onca yasak neden indirildi? Madem hak uğruna herşey mübah o zaman neden onca yasak? Neden onca yasak; uymamız için! Demek hak uğruna kötülük diye birşey yok. Birileri size dava uğruna Ayetlerin yasakladığı birşeyi yapmanızı istiyorsa, bilinki davanız Allah uğruna değil. Şer içeren bir yol hiç hakka götürürmü? Götürmez. Kural çok basit; sadece çoğunluğun lideri sizi İslam ve millet adına cihata çağırabilir, bunun dışındakiler bilinki bir tuzak. Şıhlarınız ve imamlarınız sizi ancak kendi cihatınıza davet edebilir, yani kendi hayatınızı nasıl Allaha uygun bir yaşantıya dönüştürebilirsiniz, sizi ancak ona davet edebilir. Siz veya hocalarınız İslam adına kişileri cihata çağıramaz, toplum adına insanları sokak eylemlerine çağıramaz, millet adına savaş ilan edemez. Bu tür haklar çoğunluğa ait. Eğer şıhınız söylemlerinde samimiyse, konuyu toplumun kanaat önderlerine taşır ve toplum nezdinde bunun istişare edilmesini ister. Samimi olmayan bir şıh ne yapar; gizli saklı toplantılar düzenler. Hücre evlerinde insanları dünyanın farklı yerlerindeki çatışmalara ikna etmeye çalışır. Kişinin kendi ülkesine savaş açmayacağını bildiği için, her bir ülkeye farklı bir ülkenin insanını taşır. Kur'an-ı Kerimde, gizli saklı işler konusunda ne der; şeytanın işi der! Kim giz saklı iş çevirir? Şeytan.

"Ey iman edenler! Siz baş başa gizlice konuştuğunuz zaman, günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşmayın. İyilik ve takvayı konuşun ve huzuruna toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının. Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu, iman edenleri üzmek içindir. Oysa Şeytan, Allah’ın izni olmadıkça inananlara hiçbir zarar veremez. Mü’minler Allah’a dayanıp güvensinler". (Mücadele Süresi; 9-10)

Cihat ne zaman hak: bizler İslamı düşünmezsek kim düşünecek?

çok basit; ALLAH! İslamın bir sahibi var. Siz islamdan birinci derece sorumlu değilsiniz. Birinci derece sorumlu olan Allah. Sizler ilk önce kendi hayatınızdan sorumlusunuz, sonrası milletinizden sonrası vatanınızdan sonrası İslamdan. İslam adına cihat edenlere bir bakın, kendi hayatlarında hiç birşeyi başaramamış, kendi aile ve milletine zerre kadar faydası olmamış tipler. Bunlarmı İslamı kurtaracak? Sizlere bu fetvaları verenlerden uzak durun. Siz kendi hayatınızdan sorumlusunuz İslamdan değil. Zaten kendi yaşantınızı İslam dinine göre biçimlendirirseniz, İslam dinine en büyük iyiliği yapmış olursunuz. Sizin ama kendinize, ailenize ve mahallenize bir faydanız yokki, İslama olsun. Siz kendi ayaklarınızın üzerinde duramıyorken, kimseye zerre kadar hayrınız dokunmuyorken, siz kimsiniz İslamı kurtarmak kim? Siz ilk önce kendi hayatlarınızı düzen sokun, sonrası ailenize, mahallenize, şehrinize ve ülkenize olan sorumluluklarınızı yerine getirin, belki o zaman Allah, İslam adına birşeyler yapmayı sizede nasip eder!

el kaide ve deaş gibi sahte şıhların cihat çağrılarına kanan tiplere baktığınızda, bunların bir depresyon ve bunalım içinde olan, esrar ve suç ortamlarından çıkmış, hayattan bıkmış, intihar psikolojisine sahip, okul ve mesleki hayatı başarısız, özel hayatları kaos içinde olan kişilerden oluştuğunu görüyoruz. Bu tür örgütlere katılanların insanlardan ve hayattan nefret eden kişilerden oluştuğunu görürsünüz. Sizce Allah bu tip insanlara İslam adına cihat etmeyi nasip edermi? Elbette etmez. Onlara ancak sahte şıhların sahte cihatların peşinde koşmak nasip olur. 

Hocanızın bir ajan olduğunu nereden anlarsınız?

bir; toplantılar gizli gerçekleşiyorsa, iki; davanızın uluslararası boyutu varsa, üç; fetvalar genelde azap ayetleri içeriyorsa ve dört; liderlerinizin ağzından kin ve nefret söylemleri çıkıyorsa. Bir ve ikiye gelirsek; bağlı olduğunuz cemaat gizli toplantılar yapıyorsa ve cemaatinizin uluslararası ayağı varsa, üstüne bir de şıhınız yabancı bir ülkede yaşıyorsa, bilinki siz çoktan kuyruğu kaptırdınız. Bir ve ikiyi gördüğünüz an, İslami bilgiye sahip olmasanızda, genel mantık açısından tuzağı görüp o ortamdan uzaklaşmalısınız. Biz burada üç ve dört üzerinde duralım, çünkü bunlar biraz daha sinsi.
Hocanız eğer Kur'an-ı Kerimde azap ve cihat Ayetlerine öncelik veriyorsa ve ağzından nefret söylemleri çıkıyorsa bilinki o bir ajan! Bunu açalım; sayın okurlar Kur'an-ı Kerim bir aynadır, onu açıp baktığınızda kendinizi görürsünüz. Örneğin; bazıları Kuran-ı Kerimi açar, hatim eder ve kendilerine bir özetini yaparmısınız denildiğinde, onlar bizim dikkatimizi en çok Allahın merhameti çekti der. Bu kişilerin kendileri merhamet dolu olduğu için, Allahın o vasfı en çok gözlerine batar. Bazı insanlar adalete önem verir, onlar Kur'an-ı Kerimi okuduklarında adalet merkezli bir Kur'an görür. Bazıları güzel ahlaklıdır ve Kur'an-ı Kerimi hatim ettiklerinde sanki güzel ahlakın tarifini yapan bir roman, bilimsel bir dergi okuduklarını sanır. Kötü niyetli insanlar Kur'an-ı Kerimi okuduğunda ama, nerede azap ve cezalandırma Ayetleri varsa, gözlerine o Ayetler batar. Neden? Bu bir nasip meselesi. Onlar Allahın merhameti gibi af içeren güzel ahlak gibi sevap içeren şeylerden uzak tutulur. İki; bu bir niyet meselesi. Şeytani zeka taşıdıkları için, müridlerini ne tür eylem ve düşüncelere yönlendirmek istiyorlarsa o yöndeki Ayetleri kullanırlar. 


   - azap ve savaş ayetleri neden kullanılır?

Kur'an-ı Kerimin çok özellikleri var, bunlardan biriside Kur'an-ın bir terazi olması. Bu terazide azap Ayetleri bir ucu temsil eder, diğer ucunu ise merhamet, sevgi, şefkat Ayetleri. İkisini eşit değerde okursanız, dengeli bir hayat sürdürürsünüz. Birisine ama diğerinden daha fazla öncelik verirseniz, dengeyi kaybedersiniz. Kur'an-ı Kerim bir heykel traşcısı gibi, okuduğunuz her Ayetin içeriğini kalbinize işler. Okuduğunuz Ayet adaletten bahsediyorsa adalet duyguları kalbinize kazılır, bu merhametse bağışlama duyguları kalbinize yerleştirilir. Eğer ama azap ve savaş Ayetleri ise o zaman bu duygular kalbinize aktarılır. O teraziyi, yani merhamet ve azap Ayetlerini denge içinde tuttuğunuz müddet sıkıntı yok. Eğer ama sürekli azap ve savaş Ayetlerini okur, o Ayetlerin enerjisine maruz kalırsanız o zaman o Ayetler terazinin diğer ucundaki Ayetleri ve onun beden üzerindeki etkisini, yani merhamet duygularını kalbinizden silmeye başlar. Siz bir müddet sonra cehennemin bekçileri gibi duygudan yoksun, merhametin ne olduğunu bilmeyen bir varlığa dönüşürsünüz. Size bir esir getirdiklerinde ve bunun kellesini kes dediklerinde, siz gözünüzü kırpmadan ve hiçbir acıma duygusu hissetmeden bunu yapar hale gelirsiniz. Yabancı istihbarat örgütleri azap ve savaş Ayetlerin Müslümanlar üzerindeki bu etkisini bilir ve bundan yararlanmak, kurdukları terör örgütlerine eleman devşirmek için, talebelere sürekli azap ve savaş Ayetlerini okutur ve dinletirler. Bu Ayetlerin enerjisine maruz kalan bir öğrencide, bir müddet sonra o nurani o masum enerjisini kaybeder, içinde bir karanlık hasıl olur. Siz o negatif enerjiyi onlara baktığınızda hissedebilirsiniz. Siz onların gözlerin içinde bir ümitsizlik bir nefret bir karanlık görürsünüz.

   - devşirme nasıl gerçekleşir

Elinizin altındaki talebelere ilk önce bol azap ve savaş ayeti dinletir ve okutturursunuz. Bu ayetler
bir müddet sonra o öğrencinin içindeki karanlığı açığa çıkarır. O karanlık açığa çıktığını nasıl anlarsınız? Bir Müslüman konuştuğunda güzel konuşur. Bu talebelerin ağzından ama ona veya şuna karşı, kim olduğu önemli değil, nefret söylemleri çıkmaya başlar. Bu göründüğü an, şeytanın açığa çıktığı abi ve ablaları tarafından anlaşılır. Artık o talebe bir sonraki safhaya hazır. Bir sonraki aşama, o talebeyi daha gizli toplantılara davet etmek olur. Gizli toplantılarda da beyin yıkama süreci daha keskin olur. Örneğin; eğer o genç talibana gönderilecekse, rusya ve amerika aleyhi galyana getirilir. Eğer işid'e gönderilecekse, şiilere karşı gaza getirilir. Özeti: siz tertemiz duygular ile, inancınızı doğru öğrenme niyetine cemaatlere, tarikatlara girersiniz, orada ise işlene işlene, kalbiniz nefret ve aşırılık duyguları ile doldurula doldurula şeytanın askerlerine dönüştürülürsünüz. İslam üzerinde oynanan oyunları ve kurulan tezgahları görüyormusunuz?

bazılarına nefret pompalanmasına gerek yok, bunlar hayatlarında yeterince kin ve nefret biriktirmiş. Bunlar bir cemaate veya tarikata girdiğinde, tuzağa düşmeye dünden hazır. Her sohbette avcılar bulunur, bu avcılar sohbetlerde kimlerin daha öfkeli söylemler geliştirdiğini tespit eder. Sonrası o kişi hakkında bir araştırma yapar, sicili uygun bulunduğunda da özel sohbetlere davet edilir. Siz masumane niyetler ile bir cemaate veya tarikata katıldığınızı zanneder, arka planda neler olup bittiğinden kişilerin nasıl süzgeçlerden geçirildiğinden haberiniz olmaz.

   - korku ve uyuşturucu faktörü

pkk/ ypg gibi örgütler veya bir alanı kontrol eden dini örgütler (taliban, deaş), bunlar bu aşamaya geldikten sonra dava ve inanç faktörünü kullanmaz. Dava ve inanç bir bölgeyi kontrol edinceye kadar kullanılır, sonrası korku faktörü devreye girer. Siz eğer bir kişiyi dava ve inanç söylemleri ile radikal eylemlere itmek istiyorsanız, sabır göstermelisiniz. Bu uzun bir süre alır. Bu sabrı o örgütün liderleri bir yöreyi ele geçirinceye kadar gösterir. Sonrası değil, sonrası kişileri kendilerine biat ettirmek, emredileni yapmalarını sağlamak için infazla, işkence ile korkuturlar. Br yere kadar dava ve inanç, sonrası işkence ve infaz. Yöresel halkı bu zulme, bu yaşantıya karşı gelmelerini engellemek içinde uyuşturucu bağımlısı yapılır.