nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                       

                                                                                                                                                                   

                                               
 



aylar ve rızık arasındaki gizem
ilahi düzende hiçbir şey tesadüf hiçbirşey diğerinden bağımsız değil, en basit örneği doğanın kendisi. Ormanlık bir alanda çok küçük ve önemsiz görünen bir böcek türünü yok ettiğiniz an, dengeyi bozuyor diğer canlı ve bitki türlerin yaşamınıda tehlikeye atıyorsunuz. Herşey birbirine bağlı ve uyum içinde varedilmiş. Size inen rızık ve aylarda böylesine bir uyum ve bağlılık içinde. Hani yeni yıl gecesi o yıl içinde kendimize hedefler koyarız, o yılın bizim için daha hayrlı geçmesini ümit ederiz ya; gerçektende size inen rızıklar sizin yeni yılınıza göre indiriliyor. Bunu açalım;

Rızık nedir?
Rızık ektiğinizi biçmektir. Ne ekiyorsanız hasat olarakta onu alıyorsunuz.

Rızkın ayda karşılığı nedir?
Yeni ay ve dolunay. Rızıkta ne ekiyorsanız onu biçiyorsunuz, yeni ayda da yeryüzü mahsülün ekildiği dolunayda da hasatın biçildiği dönemdir. Astrolojide yeni aylar birşeyin başlangıcını sembolize eder. Eğer yeni bir proje yeni bir yatırıma adım atmak istiyorsanız bunun için en uygun zaman yeni ay. Dolunayda yaptığınız yatırımların hasatını alma vaktidir.

Püf nokta nedir?
Altı ay geçmesi gerek. Neden? Yeni ayın ekim dönemi, dolunayda hasat dönemi olduğunu düşünürsek, ektiğiniz hasatı almak için ektiğiniz dönemdeki yeni ay hangi burç kuşağında gerçekleştiyse hasatı alacağınız dönemde yani dolunayda aynı burç kuşağına denk gelmesi gerek. Denk geliyormu? Geliyor. Her altı ayda bir. Örneğin; bugün oluşan bir yeni ay, altı ay sonra aynı burç kuşağında dolunay olarak karşımıza çıkıyor. Bu neden önemli? Eylemlerimiz burçların konumuna göre kayıt altına alınıyor, geri dönüşümüde o doğrultuda yapılıyor. Örneğin; mesai saati içinde bir rapor hazırlarken nasıl saat, gün ve olay yeri adresini yazıyorsunuz, eylemlerinizde böylesine detaylı bir kayıt sürecinden geçiyor. O eylemin bize geri dönüşümüde eylemin yapıldığı burç kuşağında ve zaman diliminde gerçekleşiyor.
Yani her bir yatırımınızın karşılığı altı ay sonra size veriliyor. Örneğin; buğday ekiliş ve hasatıda altı aylık aralıklar ile yapılır. İlahi ilimdeki derinliği görüyormusunuz. Yoksa siz burçları sadece süs olarak yaratıldığınımı sandınız? "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir" (Lokman Süresi; 27).

Bunun İslamla nasıl bir bağlantısı var?
Bir; İslamın yeni yılı muharrem ayı. Mü'minler teker teker ve kalabalık halde hicret ederken, peygamberimiz sav bekletildi. Ona izin çıkmadı. Ne zamana kadar bekletildi? Muharrem ayın birine kadar. Neden? Muharremin üçünde veya on yedisinde değil, recepte veya şabanda yılın herhangi bir tarihinde değil tam muharremin birinci gecesinde hicret emri geldi. Neden? Bunu hiç merak etmedinizmi? Her hareketi ile Müslümanlara örnek olan peygamberimiz sav bekletildi, çünkü yeni yıl ne zaman başlıyor bu hicret ile
Müslümanlar bunu bilsin istenildi.

İki; ne oldu hicrette? Peygamberimiz sav ve müminler sıkıntılardan kurtulup huzura kavuştu. Sadece peygamberimiz sav'mı? Hayır. Bin yıllar içinde gelen peygamberlerin hepsi kendilerine musallat olan sıkıntılardan muharrem ayında kurtuldu. Neden yılın diğer aylarında değilde muharrem ayında?
Bu sizce bir tesadüfmü? Hayır. Muharrem ayı, hristiyanların yeni yıl dilekleri gibi yeni bir başlangıcı, eski defterlerin kapatılışı ve yeni sayfaların açılışını sembolize ediyor.

Üç; sıkıntılardan kurtulmanız için
ilk önce altı ay öncesinden birşeyler ekmeniz gerekiyor. Muharrem ayın altı ay öncesinede ne denk geliyor? Recep ayı. Üç ayların başlangıcı. Yeni ay ve dolunay arasındaki altı ay zaman farkını, biz recep ve muharrem ayı arasında yine görüyoruz. Recep ayı ile muharrem ayı arasında altı ay fark olması, tam altı ay sonrası hicretin ve tüm peygamberlerin sıkıntılarından kurtulması, bu sürecin yeryüzü hasatı ile örtüşmesi, yeni ayda birşeyin ekilmesi ve dolunayda da o hasatın biçilmesi ve bu ikisi arasında da recep ve muharrem gibi yine altı ay fark olması tesadüf değil değerli dostlar. Rızık ve aylar birbiri ile orantılı akıyor.

Sonuç;
Dönüm noktamız muharrem ayı. Muharrem ayı bir yılın kapanışı, yeni bir sayfanında açılışını sembolize eder. Allahu Teala kaderimizi değiştirmemiz için bizlere her yıl yeni bir fırsat verir. Muharrem ayıda bunun dönüm noktası, eski defterlerin kapatıldığı yeni sayfanın açıldığı ay. Hristiyanlar dört gözle 31 aralığı bekler, biz müslümanlar ise dört gözle zilhicce ayın 30'unu beklememiz gerekiyor. Hristiyanlar ocak 1 ile hayatlarında birşeylerin değişmesini ümit eder, bizler ise muharrem 1 ile ümit etmemiz gerekiyor. Nasılmı? O yıl ektiğinizi siz, bu gerek hayr tohumları gerek şer tohumları olsun, muharrem ayın başlangıcı ile almaya başlıyorsunuz. O tohumları ekmenin en uygun zaman dilimide muharrem ayın 6 ay öncesi (üç aylar). Neden altı ay? Yeni ay ve dolunay arasında nasıl altı aylık bir bağlantı varsa, ektiğiniz ile onun karşılığını almak arasında da altı aylık bir fark var. Bir eyleminizin karşılığını bulmadan önce bu Allah katında bekletiliyor. Levh-i mahfuzda bi' nevi bir olgunluk sürecine sokuluyor. Örneğin; belki tövbe edersiniz. Rızkınız günlük ve yıllık iner. Rızkınızın ince detayları günlük, ölüm, kaza, doğum ve evlilik gibi genel hatları ise yıllık yazılıyor. Kaderinizin ince detaylarını değiştirmek, kaderinizde ufak tefek retuşlar yapmak için günlük ibadetleriniz, genel hatlarını değiştirmek içinde son tarih zilhicce ayın 30. Kaderinizin genel hatlarını değiştirmek sizin elinizde, o yılın son altı ayıda sizin son şansınız. Eğer o son altı ayı kaçırır ve muharrem ayın birinde o yılın rızkı size kesilirse, siz o yıl ne yaparsanız yapın o yılın kaza ve ölümlerine müdahale edemezsiniz. Neden altı ay öncesi? Allahu Teala bizlerin tüm yılı ibadetle geçiremeyeceğini bildiği için, muharremin altı ay öncesine yoğunlaşın demiş. Bu manevi süreç recep ayı ile başlıyor, ramazanla devam ediyor ve kurban, hac ibadeti ile bitiyor. Manevi yolculuğumuz recep ayı ile başlıyor haç ile zirve yapıyor. Bu süre içinde her bir ibadetiniz sizi bir kirden arındırıyor. Ramazan ayı üzerinizdeki istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti kaza ve belalardan, hac ibadeti de günahlarınızdan. Kul hakkından kan borcuna ve günahlarınıza kadar, yılın son altı ayında teferruatlı bir arınma sürecinden geçiriliyorsunuz. Öğretim yılı gibi, bir yıl kapanıyor diğer yılada tertemiz sıfırdan başlama şansı bizlere sunuluyor. Bu büyük bir lütuf çünkü, yıllık arınmadan geçiriliyoruz. İslami ibadetleri yapmayanları bir düşünün, onlar 80 yılın günah birikimi ile Allahın huzuruna çıkacak. Biz ise, her yıl arındığımızı varsayarsak biz Müslümanlar son yılımızın günah yükü ile Allahın huzuruna çıkacağız. Bu çok büyük bir lütuf. Allahu Teala namaz dışında tüm ibadetleri yılın son altı ayına sıkıştırmış. Neden acaba, bunu hiç düşündünüzmü? Müslümansanız düşünmek zorundasınız. Neden, çünkü herşeyin atında bir hikmet var, bizde bu hikmeti araştırmakla mükellefiz. Yılın ilk altı ayında Allahu Teala bir önceki yılın mahsülünü yememize müsade ediyor, bi' nevi gece yarısı gibi manevi istirahata sokuyor. Yılın ikinci yarısında da çalışmamızı (manevi) bir sonraki yılın hasatını ekmemizi bekliyor. Muhteşem değilmi? Gece ve gündüz, dinlenmek ve çalışmak, yeni ay ve dolunay gibi Allahu Teala yıllarıda bizim için ikiye ayırmış. İlk altı ay bir evvelki yıl ektiğinizin tadını çıkarın, dinlenin diyor. Yılın ikinci altı ayında da bol bol hayır işleri yaparak bir sonraki yılın rızkını ekin diyor. Muhteşem. Soruyoruz, başka hangi inançta bu incelikler var?

Ek bilgi
Oruç bizi istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti bize can hakkı kazandırıyor, haç ibadetide günahlardan arınmamızı sağlıyor. Namaz ne için var? Namazda bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyor. O yüzden namaz her gün farz, diğer ibadetler ise yılın belirli döneminde. Namaz bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyorsa, neden bir çok namaz kılan kişi günahlar içinde? Sebebi şu; iki tür vesvese var birisi bedenin içinden gelen diğeri ise dışından gelen. Namaz bizleri bedenlerimizin dışındaki şeytanların vesvesesine karşı koruyor, içimizde olanlara karşı ama değil! Kalenin dışında olana karşı koruyor, kalenin içine sindiyse değil. Neden? Şeytanın bedenin içine sinmesi için bir kul hakkı yenmiş olmalı, namazda kul haklarını örtmüyor. Düşülen hatada burası. Gündüz namaz kılıyorlar, gece namaz kılıyorlar ama o manevi iç huzur bir türlü yakalayamıyor, başları sıkıntılardan bir türlü kurtulmuyor. Neden, çünkü namaz iç huzuru yakalamak için indirilmemiş. İç huzur için indirilen ibadet oruç. Siz bir ibadeti amaç dışı kullanmaya çalıştığınızda da ne olur? Hem işleriniz ters gider hem amaç dışı kullanım aleyhinize kayıt edilir. Değerli dostlar, şeytan bizleri nasıl sünnetle kandırıp farzlardan alıkoyuyorsa veya farzla kandırıp sünnetlerden uzak tutuyorsa, namazlada bizleri maalesef kandırıp bizi bir çok şeyden uzak tutuyor. Namaz maalesef günümüzün tarikatları ve cemaatleri tarafından amaç dışına çıkartıldı, olduğundan çok farklı bir yere saptırıldı. Öyle anlatıyorlarki sanki namaz her derde deva sanki namaz dinin direği, İslamın en önemli parçası. Yok öyle birşey. Siz namaza olduğundan bir gram fazla önem atfederseniz bilinki oruçtan bir gram hak çaldınız, zekatın bir gram hakkını yediniz. O yüzden lütfen bir ibadeti evrensel çözüm noktası olarak görmeyin, merkeze oturtmayın. Her biri eşit değere sahip. Binanın dört kolonu gibi hepsi eşit değere sahip. Eğer namazın önemini anlatacaksanız ne amaç doğrultusunda indirildiyse o doğrultuda anlatın.
İslami ibadetler birer amaç doğrultusunda var edilmiş, o görev ne ise sizde lütfen o doğrultuda anlatın. Bağlamından çıkarıp kendisine ayrı bir önem atfetmeyin. İslamın merkezinde Allah var, her derde deva olan tek şeyde Allah. Namaz içinizdeki huzuru getirmez çünkü içinizdeki huzursuzluğa sebep olan şeytan, şeytanda bir kul hakkı yemeniz sonrası içinize yerleşti, o şeytanı oradan yok etmenin kıssasıda namaz değil oruç. Anladınız. Bakınız, Rabbim bile kendisine bir kıssas koymuş, benim konumuma başka birini oturtursanız (şirk) benden birşey beklemeyin demiş. Allahu Teala bile kıssas kuralına göre hareket ederken, siz nasıl olurda namazı bundan muaf tutar namazı herşeye deva olarak görürsünüz? Herşey kıssasa bağlı. Kul hakkın kıssasıda namaz değil. Kul hakkın kıssası köle azad etmek, fakirleri doyurmak veyahut oruç tutmak. Mağdur edilen kişinin ruhuna gitmesi niyetine. Örneğin; hiç merak etmedinizmi namaz neden vahiyden 12 yıl sonra farz kılındı. Neden peygamberlik iner inmez Müslümanlara farz kılınmadı. Herkes maalesef ezbere bir yol tutmuş ve at bakışla o yolda ilerliyor. Bilmiyorlarki, namaz farz kılınmadan önce müslümanlar bir arınma ve tövbe sürecinden geçirildi, en basiti kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldular ve geçmiş günahlarından arındırıldılar. Bilmiyorlarki namazında bu temiz hali tutmaları için indirildiğini. Günah işlenirse şeytan beden siner. Allahta günah işlememeleri, o bedenleri tekrar şeytanlar ile kirletmemek için namazı indirdi. Namaz, o abdestli haliniz dıştan gelen vesveseye karşı bi nevi bir koruma kalkanı görevi yapıyor. İç ama kirliyse, dışını su ile temizlemişsiniz fayda etmiyor. Anladınız. O dönemin insanı ile bizim aramızdaki fark, biz 99 sülalemizin günah yükünü üzerimizde taşıyor, bedenlerimiz şeytan kaynıyor. Günümüzdeki insanları namaz kötülüklerden alıkoymuyor çünkü bu insanların içi pislik dolu. İçten gelen vesveseyede namaz dur diyemiyor. Günümüzde namaz kılıp günah işleyen kişiler maalesef bir arınma bir tövbe ve hellaleşme sürecinden geçmeden namaza başlamış. Birileri bunlara namaz ile herşeyi kapatabileceklerine inandırtmış. Halbuki kul hakkı ile ilgili ayetler namazdan bahsetmez, fakirleri doyurmak ve oruçtan bahseder. Örneğin; bu insanlar teheccüd namazına kalkar, halbuki Allah onu farz kılmaz kul hakkından arınmayı farz kılar. Şeytan bu insanları gereksiz işler ile meşgul kılarak hem o bedenlerde yaşamayı garantiye alır hem o kişileri o kul hakları ile öbür dünyaya sürükler. Keşke gece vakti kalkıp namaz kılıp zikir çekeceklerine, üzerlerindeki hakların kalkması niyetine gündüz vakti fakir doyursalar oruç tutsalar bu onlar için çok daha hayırlı olurdu. Hem gece namazına kalkıp hem gündüz vakti oruç tutup fakirleri doyırabiliyorlarsa, aynı anda yapabiliyorlarsa, o ayrı. Ne mutlu onlara. Eğer yapamıyorsanız o zaman ilk önce farz olanlara odaklanın.

Not:
teheccüd namazına kalkan kişilere bakıyoruz, bedenleri şeytan kaynıyor. Bir işletme düşünün, girişte hayvanlar giremez yazısı asılı ama içerisi çoktan hayvan barınağına dönüşmüş. Gece ibadeti yapanları biz böylesine bir çelişki, garabet içinde görüyoruz. Peygamberimiz sav'da sahabilerde gece namazına kalkıyordu diyorsanız, arkadaşlar peygamberimiz sav gece ibadetlerine başlamadan henüz sabiyken şeytanlarını öldürdü. Sahabilerde müslümanlığa geçtiği an şeytanlarını öldürdü. Namaz, kalenin şeytanlar tarafından fethedilmesine karşı korur, kale ama çoktan şeytanların işgaline uğradıysa bu durumda çözüm yolu namaz değil başka ibadetler. Kaleniz temizse buyurun kalkın gece ibadetine. Temiz değilse ama o zaman bizim nacizane tavsiyemiz, yeni şeytanların bulaşmasına engel olmak için farz olan beş vakit namaza sadık kalın, içinize bulaşanlara karşıda farklı kürler uygulayın (oruç, fakirleri doyurmak).
Lütfen, teheccüd size farz değil gece namazı size farz değil, içinizdeki şeytanları öldürmek size farz. Bunun yoluda namaz değil. Devam edelim konumuza;

Rızık ve aylar ile ilgili bu zamana kadar inanılan şuydu;
Allahu Tealanın tüm şeyleri berat gecesinde takdir ettiği, kadir gecesinde de bunları sahiplerine teslim ettiği. Bu zamana kadar bizlere anlatılan buydu. Bu söylenenler ama bizim mantığımıza yatmadı çünkü, kurban ve hac ibadetini beklemeden kişiler hakkında hüküm kesilemez. Berat gecesinde eceller ve kazalar takdir edilir diyeceksiniz, sonrada kurban ibadetin kazalardan belalardan koruduğunu iddia edeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem berat gecesinde kazalar belli oluyor, berat kandilinden 3.5 ay sonra kurban kesmeye ne gerek kaldı? Nasıl olsa berat gecesinde kaza ve belalar takdir edildi. Siz herhalde kurban ibadetin öylesine, her hangi bir sebep olmaksızın sadece ibrahim as'ın anısına kesildiğini düşünmüyorsunuzdur. Örneğin; kadir gecesinde o yılın hayır ve bereketin takdir edildiğini söyleyeceksiniz, sonra kalkıp kadir gecesinden üç ay sonra gelen hac ibadetin insanları nasıl temize çıkardığından bahsedeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem hayır ve bereket kadir gecesinde tamamlanıyor, hac ibadetine ne gerek kaldı o zaman? Kısacası, siz recep ayı ile insanları bir arınma sürecine sokacaksınız ama kurban ve hac ibadetin tamamlanmasını beklemeden haklarında hüküm vereceksiniz, bunu bizim mantığımız almadı. İki; eğer iddia edildiği gibi kararlar kişilere kadir gecesinde indirilmiş olsaydı o zaman tüm peygamberler huzura muharrem ayında değil kadir gecesi yani ramazan ayında kavuşurdu. Kadir gecesi ne için var o zaman? Güzel bir soru. Hiçbir fikrimiz yok. Bu konu hakkında kafa yormadık. Kafa yormadığımız konular hakkında da zanla yaklaşmak bize yakışmaz. Değerli okurlarımız biz bir konuyu kaleme aldığımızda bize göre size göreler ile değil, veriler doğrultusunda kaleme alıyoruz. Ay, yörünge, hadis, ayet, tarih vs, bir çok şeyi göz önünde bulunduruyor, konuyla ilgili beynimizdeki tüm soru işaretlerini gideriyor sonra kaleme alıyoruz. Beynimizde birşey netleşmediği müddette konuları websayfamıza eklemiyoruz. Örneğin; size aktarmak istediğimiz o kadar bilgi var, bunlar ama beynimizde netleşmediği için size aktarmıyoruz. Yapboz oyunu gibi, parçacıkların bir çoğu yerine otursada bir nokta eksikse o bilgiyi sizinle paylaşmıyoruz. Yanlış bilgilerin vebalin farkındayız. Berat ve kadir geceleri altında yatan hikmet hakkında da gerçekten hiçbir fikrimiz yok. Biz herşeyi bildiğimizi iddia etmiyoruz. Bilmediğimiz konuları açık açık söylüyoruz. Eğer zamanımız olur ve bu konu hakkında da bir araştırma yapar, bir sonuca ulaşırsak bunuda seve seve sizinle paylaşırız.

Ek bilgi
Kadir gecesi hakkında bir parantez açmadan olmaz, çünkü kadir gecesi diğer mübarek gecelerin aksine Kur'an-ı Kerimde anılan anılmaklada yetinmeyip, kendi ismi ile bir Süre'ye sahip bir gece. Kadir gecesi hakkında bildiklerimiz, ilk vahiyin bu gece gerçekleşmiş olması, bu gecenin bin aydan daha hayırlı olması ve meleklerin bu gece her iş için yeryüzüne inme iznine sahip olmaları. Bu bilgiler bize yeter hocam diyorsanız, kadir gecesi hakkında bu bilgilere sahibiz. Bu bilgiyi ama biz kendimiz için yeterli bulmuyoruz. Bizler perde arkasını merak ediyoruz, örneğin; melekler indiğinde ne yapıyor, neden bin aydan daha hayırlı neden bin rakamı vs. Allahu Teala öylesine rakamlar ortaya atmaz. Bazılarınız çoğunluğu ifade etmek için bin rakamı kullanıldı deyip kendisini tatmin edebilir. Biz değil. Biz biliyoruzki Allahu Teala bir rakam veya bir harf kullandığında altında bir hikmet yatıyor. Bizde bu hikmetin peşindeyiz. Şuana kadarda bu konuların perde arkası hakkında bir fikrimiz yok. Şöyle bir düşünce aklımızdan dolaşmıyor değil; kadir gecesini o gece belirli kararların verildiği gece olarak görme yerine, kadir gecesinde bizler yılın son altı ayın tam ortasındayız, o gece bizler mübarek üç ayları bitirip yılın son üç ayına girmek üzere oluyoruz. Belkide bizler o gece ilk üç aydaki ibadetlerimizin notunu alıyoruz. Bi' nevi üniversitelerdeki arasınav dönemi. Final sınav ve not zilhicca ayın 30'unda veriliyorsa, belkide kadir gecesi arasınav yani vize sonuçların dağıtıldığı gecedir. O ana kadar başarılı olanların ödüllendirildiği bir gecedir. Kadir gecesi ve diğer mübarek geceler hakkında beynimizde dolaşan bu bilgiler bizi tatmin ediyormu, etmiyor. Biz ve okurlarımız bundan ötesi detaylar bizden bekliyor. O yüzden bu konulara şimdilik girmemeyi tercih ediyoruz.

Üzücü olan;
kaderimizin dönüm noktası muharrem ayı, ülkemizde ama kimse muharrem ayın ne zaman olduğunu bilmiyor. Bilenlerde muharrem ayını aşure yemek veya dağıtmaktan ibaret olduğunu sanıyor. Ne kadar üzücü birşey bu. İslam alemin içinde bulunduğu hal gerçekten içler acısı. Bu örnek bizlere toplumu aydınlatması gerekenlerin, "alimler" ve "hocalar" ilahi düzeni anlamaktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Tarikatlar kafa sallamakla meşgul, cemaatler devleti ele geçirmekle meşgul, diyanetçiler memur olmakla meşgul, ilahiyat fakülteleride İslamı özünden koparmakla meşgul.  Böyle bir ortamda cahil kalmanız ve sapıtmanız kaçınılmaz.
Allah sonumuz hayr eylesin.

Değerli dostlar;
Bu zamana kadar hep üç aylardan bahsediliyordu, bu üç ayda yaptığımız hasatın ama muharrem ayında alındığını kimse bize bu zamana kadar anlatmadı. Muharrem ayı ile mübarek üç aylar arasında bir bağ olduğunu kimse bize kurmadı. İki; bizler muharrem ayın yılın başlangıcı olarak biliyorduk ama o yılki rızkında başlangıcı olduğunu bilmiyorduk. O yıl ekilenin yılın sonunda muharrem ayın başlangıcı ile alınmaya başlandığını bilmiyorduk. Biz ektiğimizi hemen alacağımızı düşünüyorduk, böylesine büyük bir hesabın parçasına tabi olduğumuzu bilmiyorduk. Üç; biz muharrem ayında peygamberlerin huzura kavuştuğunu biliyorduk ama bunu istisnai o peygamberlere has bir olay olarak görüyorduk. Bunun altında bir düzen olduğunu bilmiyorduk. Muharrem ayının eski defterlerin kapatıldığı ay yeni bir başlangıca adım atıldğı ay olduğunu bilmiyorduk. Artık biliyorsunuz. Batının yeni yılında değil, İslamın yeni yılında iyi dileklerde bulunun. Rızık çünkü batının yeni yılına göre değil Allahın yeni yılına göre indiriliyor. Allahın yeni yılıda muharrem ayı ile başlıyor. Siz her yıl bir evvelki yılın hasatını yiyorsunuz. Dönüm noktası muharrem ayı. Bu yıl güzel işler yapın, bir sonraki muharrem ayına yani yılına girdiğinizde de bu emeklerinizin karşılığı size insin. Bilhassa altı öncesinden (mübarek üç aylar) ibadetlere yoğunlaşın.

Not:
biz bu yazıları bir hobi olarak yazıyoruz. Kafamıza birşey takıldığında bunu kaleme alıyoruz. Biz bu konuların detaylarını İslam alimi olma yolunda ilerleyen kardeşlerimize bırakıyor onların bu konuların detaylarını araştırmasını bekliyoruz. Bizi bir rehber bir yol gösterici olarak görün. O yolun inceliklerini araştırmak zaman açısından bizi aşar. Örneğin; haram aylar. Haram aylarında bu rızık dağıtımı ile ilgisi var. Bunun detaylarını araştırmayıda siz değerli okurlarımıza bırakıyoruz.







cihat ne zaman hak



Günümüzün insanı ve İslam dini maalesef sapık tarikatlar ve şıhlar tarafından kuşatılmış, durum bu olunca bizler onca gençlerimizi onların amellerine kaybediyor ve İslamın haysiyetin yara almasına mani olamıyoruz. Biz bu yazılarımızla üzerimize düşeni yapalım; bir hocanın ajan olup olmadığını, bizleri kullanmak istediğini nereden anlarız? Bunun çok basit bir formülü varmı ve cihat ne zaman hak? Yazımızın konusu bunlar, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Sayın okurlarımız bu yazıları faydalı buluyorsanız lütfen bunları kendinize saklı kılmayın ve çocuklarınızdan çevrenizdeki eş dostlara kadar herkes ile paylaşın. Biz yıllarca kimseyle bu bilgileri paylaşmadık ve paylaşmayıda düşünmüyorduk, ta ki birileri; hocam bu bilgileri paylaşmazsanız bunun bir vebalı var deyinceye kadar. Sizde vebal altına girmeyin ve yazılarımızı faydalı buluyorsanız, başkaları ile paylaşın. Gençlerimizin İslam dinini daha iyi anlaması ve daha bilinçli yaşaması için bu yazılarımızı tasarladık. Biz bu yazılardan, Allah rızası dışında hiç bir menfaat ve çıkar beklemiyoruz. Sitemiz, kendi alanında en çok tıklanan sitelerden olmasına rağmen, site içinde reklam bile kullanmıyoruz. Tek amacımız faydalı gördüğümüz bu bilgileri sizinle paylaşmak. Gençliğimizin ve dinimizin geleceği için lütfen paylaşın.

İslam, kendi aklınızı kullanmanızı ve farklılıklara hoşgörülü davranmanızı ister

Kuran-ı Kerim, imanınızı sıkıntıya sokacak konulara direk girer. İmanınızı sıkıntıya sokmayacak konulara ise geniş açıdan bir yorum getirir. Örneğin; namaz kıl, oruç tut, haramdan uzak dur, zina etme, kumar oynama, Allaha şirk koşma gibi imanınızı sıkıntıya sokacak konulara direk değinir. Diğer konularda ise sınırları çizer, o sınırlar içinde size serbest hareket etme izni tanır. Allah isterki, herkes o sınırlar içinde İslamı yorumlasın, İslama renk katksın. Doğa nasıl binbir çeşit bitki örtüsünden oluşuyorsa, insanında farklılıklardan ibaret olmasını ister. Allah tek tip insandan hoşlanmaz. Kur'an-ı Kerimin belirlediği sınırlar içinde herkesin İslama bir yorum getirmesi İslama bir renk katmasını ister. Günümüzde, yaşadığımız sıkıntılardan birisi bu; İslamı yorumlayanlar ya Allahın çizdiği sınırların dışında yorum getirir ya da kişilere kendi yorum hakkını tanımaz. Günümüzde birileri maalesef İslamı kendi tekeline almış, sahiplenmiş ve kendi hastalıklı zihniyeti doğrultusunda, tek tip Müslüman oluşturma çabası içinde. Özetlersek; sınırlarımızı bilelim ve bu sınırlar içinde farklılıkları doğal ve hoş karşılayalım. Sınırların dışından hareket edenlerden de uzak duralım. Aklınızı kimseye kiraya vermeyin. Allah bile aklınızı hipotek altına almazken, siz neden aklınızı başkalarına teslim ediyorsunuz. Kimseye yaşantınızı zorunlu kılmayın. Allah bile belirli bir yaşantı ve giyim tarzını yeryüzüne zorunlu kılmazken, sizler neden kendi görüşünüzü, yaşantınızı yeryüzüne hakim kılmaya çalışıyorsunuz?  

Cihat ne zaman hak: cihat nedir

Cihat nedir? Allahın emirleri doğrultusunda yaşam sürdüren, sürdürmeye çalışanların çabasına cihat denilir. Yaptığınız işi Allah için, Allahın emri olduğu için yapıyorsanız yani yaptığınız işin ucu Allaha dayanıyorsa, o zaman o söz ve eyleme cihat denilir. Allahın rızasını kazanmak için yapılan her niyet, düşünce ve eyleme cihat denilir. Buraya kadarı, herkesin bildiği şey. Şimdi size bilinmeyeni anlatacağız; iki tür cihat var, birisi bireylerin cihatı diğeri ise ÇOĞUNLUĞUN cihatı! Herkes size cihatın Allahın emri olduğunu söyler, size söylemediği ise iki tür cihatın olduğu ve biri için geçerli olan kuralın diğeri için geçerli olmadığı! Birisi size cihata çağırdığında, kişiye şu soruyu sorun; hangi cihata çıkmamızı istiyorsun, kendi cihatımızamı yoksa çoğunluğun cihatınamı?

   - bireylerin cihatı nedir?

Dürüst çalışmaktan adil olmaya, helal rızık kazanmaktan komşusu ile iyi geçinmeye, çocuklarını büyütmekten kocasına aş yapmaya, güzel giyinmekten farz kılınan ibadetleri yerine getirmeye kadar bunların hepsi Allahın emirleridir ve kim bunları Allah adına yerine getirmeye çalışırsa bu kişiler cihat içinde olur. Bu kişiler yaptıklarını Allah için, Allahın emri olduğu için, Allahın rızasını kazanmak için yapar. Özet: kendi hayatınızı içeren eylemler bireysel cihata girer. 

   - çoğunluğun cihatı nedir?

Cihata çağrıldığınız şey kendi hayatınızla ilgili değilde toplumla ilgili ise buna çoğunluğun cihatı denilir. Örneğin; bir kitleyi sokağa çıkarmak bir kitleyi savaşa çağırmak gibi. Bir eyleminiz kendinizi değilde toplumu ilgilendiriyorsa, buna çoğunluğun cihatı denilir. 

   - bireysel cihat ile çoğunluğun cihatı arasındaki fark ne?

Bireyleri ilgilendiren cihatların kararını Allah o bireylerin kendisine bırakır. Toplumu ilgilendiren cihatlarda ise Allah çoğunluğun onayını şart koşar! Şıhlarınızın sizden gizlediği nokta bu. İki tür cihat var birisi kişilerin cihatı diğeri ise toplulukların cihatı; şıhınız sizi sadece kendi hayatınızla ilgili cihata çağırabilir, toplumu ilgilendiren cihata çağrı yapamaz. Neden? Toplumu temsil etmiyor! Toplumla ilgili cihatı, ancak ve ancak o toplumun seçilmiş liderleri yapabilir. Allahu Teala savaş gibi din gibi toplumun tamamını etkileyebilecek konularda cihat çağrısının ancak ve ancak çoğunluğun kararıyla alınabileceğini söyler. Toplulukları ilgilendiren cihat çağrıları, çok büyük acılara sebep olabileceği için, toplumun önde gelenlerin bir araya gelmesi ve istişare etmesini şart koşar. Kendi hayatınızla ilgili kararı kendiniz verebilirsiniz, yanlış bir iş yaptığınızda sadece kendinize yapmış olursunuz. Çoğunluğu ama bir işe ittiğinizde milyonlar hatta milyarlar bundan etkilenir. Bunun önüne geçmek içinde Allah, toplum ve islam adına konuşmayı bireylere yasaklar. Çoğunluk namına kararları almayı ancak o çoğunluğun seçtiği liderler yapabilir.
Örneğin; kurtuluş savaşı hak bir cihattı çünkü, çoğunluğun seçtiği ve atadığı kişiler tarafından ortak istişare sonucu alınmış bir karardı. Talibanın cihatı ama hak değil çünkü, kararda afgan halkın onayı ve itişaresi bulunmaz. Örneğin; özgür suriye ordusunun cihatı hak çünkü, suriye halkın çoğunluğun istişare ve desteği bu kararda bulunur. PKK'nın cihatı ve cihat çağrıları ama hak değil çünkü, kürt halkın çoğunluğun onayı ve desteği bu kararda bulunmaz. Örneğin; erdoğan insanları cihata çağırabilir çünkü, çoğunluğu temsil ediyor. Kılıçdaroğlu ama sokağa çağrı yapamaz çünkü, çoğunluğu temsil etmiyor. Olayı anladınızmı? Allahu Teala eğer çoğunluğun seçtiği kişiler dışında, bir de bireylere o hakkı tanımış olsaydı o zaman her sahte şıhın tuzağına düştüğünüzde Allahta bundan sorumlu olurdu! Siz yabancı ajanların tuzağını düştükçe, İslam adına yani çoğunluk adına işid, el kaide, pkk ve fetö gibi örgütler kurdukça, Allahta bundan sorumlu olurdu. Bu vebalden kurtulmak, sorumluluğu sizin omuzlarınıza yüklemek içinde Allah ne yaptı; çoğunluğu ilgilendiren cihatlarda çoğunluğa danışın, kuralını getirdi. Topu çoğunluğa attı.

Ya çoğunluğun başındaki lider bozulduysa, kötüyse? Bu kararı kendiniz veremezsiniz, bu kararı vermeniz için toplumun kanaat önderlerine danışmanız şart. Varsayalımki danıştınız ve bu istişarede liderinizin kötü olduğu kanaati ortaya çıktı, o zaman oturun oturduğunuz yerde. Gökten bir elçi ininceye kadar, kıyamet kopuncaya kadar veya çoğunluğun başına iyi bir lider gelinceye kadar oturun oturduğunuz yerde. Çoğunluğa sırtınızı döndüğünüzde, aman kendi kafanızca toplum adına kararlar vermeye kalkışmayın, toplum adına kararlar vermeye kalkışan azınlıkların peşinde koşmayın. Bakınız; çoğunluğun lideri arkasından koşarsanız, size günah yüklenmez. Rabbim, bu karar çoğunluğun istişaresi ile alınan bir karardı, der sorumluluğu istişare kuruluna atarsınız. Bu İslamda geçerli mazeret. Azınlıkların peşinde koşarsanız ama, böyle bir özrünüz olmaz. O gurubun işlediği her suça ortak olur, onlarla birlikte hesaba çekilirsiniz. Çoğunluğun liderine güvenmiyorsanız, İslam ve millet adına bol dua edin, başka bir söz ve eylemde bulunmayın

Cihat ne zaman hak: başka bir ülkede, çoğunluğun kararı ile alınmış bir cihata katılabilirmiyiz? Örneğin; öso'nun suriyede verdiği mücadele.

Çok kısa ve öz; katılamazsınız! Katılabilmeniz için ülkenizde yaşayan her bir bireyle helalleşmeniz gerek ya da çoğunluğun lideri bu yönde bir emir vermesi gerek. O savaş ne kadar hak olsada, siz kendi kafanıza göre katılamazsınız. Bu Müslüman kardeşleriniz olasada, savaşamazsınız. Neden? Aileniz ve toprağınız sizi kendi ülkenize faydalı olmanız için büyüttü, başka bir ülke için değil. O savaş o ülke insanı için bir imtihan, sizin için değil. Siz ilk önce kendi arka bahçenizden sorumlusunuz. Sizin ülkeniz sabah akşam saldırı altındayken, kendi ülkenizde çetin bir hak ile batıl savaşı varken, siz başka ülkelerin menfaatleri için koşturursanız bu Allah katında hoş karşılanmaz. Siz kendi ülkenizde ne yapabilirsiniz ilk önce bunun muhakemesini yapacaksınız. Sizin ülkenizdeki mücadele size zahmetli geliyor ve siz; "suriye gideyim bir kurşun yiyip şehit olayım ve bu dünyadan kurtulayım" diyorsanız yani kestirmeden cennete girme hesabı içindeyseniz, bizce o hesabı tekrar gözden geçirin. Her halk kendi günah yüküne göre bir imtihanla yüzleştirilir. Bu bazı ülkelerde iç savaş olur bazılarında terör örgütleri bazılarında derin devlet yapılanmaları bazılarında ise darbeler. Ülkenizin şuan bir savaş içinde olmaması ülkenizde hak ile batıl arasında çetin bir savaşın var olmadığı anlamına gelmez. Siz ülkeniz adına İslam adına cihatmı etmek istiyorsunuz, o zaman çoğunluğunuzun liderine kulak asın. Örneğin; seçimler büyük bir cihattır. Seçimler bir savaş meydanı. Kaybettiğinizde batılın, bir kurşun sıkmadan ülkenize hakim olacağı bir şeyden bahsediyoruz. İlla vatan ve millet adına cihat etmek istiyorsanız, seçim dönemlerinde ne yapabilirim deyip o süreci iyi değerlendirmeye çalışın. Günümüzde savaşın bir ayağıda medya üzerinden, sosyal paylaşım platformları üzerinden yürütülür. Eğer illa İslam adına, millet ve vatan adına cihat etme arzusu varsa, kendi çapınızda sosyal paylaşım platformlarında bir cihat verin. 

Cihat ne zaman hak: o zaman İslam adına bir birey olarak cihat etmek imkansız?

Aynen. Suuistimallerin önüne geçmek içinde öyle olması gerekli. Çoğunluğun onayını almak sizlere küçük bir detay gibi görünebilir, ancak bu detay sizleri, birileri tarafından kullanabilir olmaktan çıkarıyor. Eğer geçmiş alimler, bu küçük detayı Müslümanlara bildirseydi günümüzün deaş ve taliban gibi örgütleri türemezdi. Değerli okurlarımız, siz kendi hayatınızın cihatından sorumlusunuz. Siz Allah adına, çoğunluk adına kararlar veremezsiniz. Allahın rızasını kazanmak istiyorsanız, Allahın koyduğu kurallar doğrultusunda oyunu oynayacaksınız. Örneğin; fetö. Bunlar şantaj, yalan, haram, iftira, kumpas, mahrem alanları gözlemek, gizlenmek, namaz ve oruç gibi ibadetlerden uzak durmak, gerekirse Allaha ve peygambere hakaret etmek gibisine her türlü yolu kendilerine mübah görür. Büyük hedef ve amaç doğrultusunda herşeyi yapabileceklerine inanır. O zaman aklımıza şu soru geliyor; madem Allah adına her türlü kötülüğü yapmak helal, o zaman Kur'an-ı Kerim ve onca yasak neden indirildi? Madem hak uğruna herşey mübah o zaman neden onca yasak? Neden onca yasak; uymamız için! Demek hak uğruna kötülük diye birşey yok. Birileri size dava uğruna Ayetlerin yasakladığı birşeyi yapmanızı istiyorsa, bilinki davanız Allah uğruna değil. Şer içeren bir yol hiç hakka götürürmü? Götürmez. Kural çok basit; sadece çoğunluğun lideri sizi İslam ve millet adına cihata çağırabilir, bunun dışındakiler bilinki bir tuzak. Şıhlarınız ve imamlarınız sizi ancak kendi cihatınıza davet edebilir, yani kendi hayatınızı nasıl Allaha uygun bir yaşantıya dönüştürebilirsiniz, sizi ancak ona davet edebilir. Siz veya hocalarınız İslam adına kişileri cihata çağıramaz, toplum adına insanları sokak eylemlerine çağıramaz, millet adına savaş ilan edemez. Bu tür haklar çoğunluğa ait. Eğer şıhınız söylemlerinde samimiyse, konuyu toplumun kanaat önderlerine taşır ve toplum nezdinde bunun istişare edilmesini ister. Samimi olmayan bir şıh ne yapar; gizli saklı toplantılar düzenler. Hücre evlerinde insanları dünyanın farklı yerlerindeki çatışmalara ikna etmeye çalışır. Kişinin kendi ülkesine savaş açmayacağını bildiği için, her bir ülkeye farklı bir ülkenin insanını taşır. Kur'an-ı Kerimde, gizli saklı işler konusunda ne der; şeytanın işi der! Kim giz saklı iş çevirir? Şeytan.

"Ey iman edenler! Siz baş başa gizlice konuştuğunuz zaman, günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşmayın. İyilik ve takvayı konuşun ve huzuruna toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının. Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu, iman edenleri üzmek içindir. Oysa Şeytan, Allah’ın izni olmadıkça inananlara hiçbir zarar veremez. Mü’minler Allah’a dayanıp güvensinler". (Mücadele Süresi; 9-10)

Cihat ne zaman hak: bizler İslamı düşünmezsek kim düşünecek?

çok basit; ALLAH! İslamın bir sahibi var. Siz islamdan birinci derece sorumlu değilsiniz. Birinci derece sorumlu olan Allah. Sizler ilk önce kendi hayatınızdan sorumlusunuz, sonrası milletinizden sonrası vatanınızdan sonrası İslamdan. İslam adına cihat edenlere bir bakın, kendi hayatlarında hiç birşeyi başaramamış, kendi aile ve milletine zerre kadar faydası olmamış tipler. Bunlarmı İslamı kurtaracak? Sizlere bu fetvaları verenlerden uzak durun. Siz kendi hayatınızdan sorumlusunuz İslamdan değil. Zaten kendi yaşantınızı İslam dinine göre biçimlendirirseniz, İslam dinine en büyük iyiliği yapmış olursunuz. Sizin ama kendinize, ailenize ve mahallenize bir faydanız yokki, İslama olsun. Siz kendi ayaklarınızın üzerinde duramıyorken, kimseye zerre kadar hayrınız dokunmuyorken, siz kimsiniz İslamı kurtarmak kim? Siz ilk önce kendi hayatlarınızı düzen sokun, sonrası ailenize, mahallenize, şehrinize ve ülkenize olan sorumluluklarınızı yerine getirin, belki o zaman Allah, İslam adına birşeyler yapmayı sizede nasip eder!

el kaide ve deaş gibi sahte şıhların cihat çağrılarına kanan tiplere baktığınızda, bunların bir depresyon ve bunalım içinde olan, esrar ve suç ortamlarından çıkmış, hayattan bıkmış, intihar psikolojisine sahip, okul ve mesleki hayatı başarısız, özel hayatları kaos içinde olan kişilerden oluştuğunu görüyoruz. Bu tür örgütlere katılanların insanlardan ve hayattan nefret eden kişilerden oluştuğunu görürsünüz. Sizce Allah bu tip insanlara İslam adına cihat etmeyi nasip edermi? Elbette etmez. Onlara ancak sahte şıhların sahte cihatların peşinde koşmak nasip olur. 

Hocanızın bir ajan olduğunu nereden anlarsınız?

bir; toplantılar gizli gerçekleşiyorsa, iki; davanızın uluslararası boyutu varsa, üç; fetvalar genelde azap ayetleri içeriyorsa ve dört; liderlerinizin ağzından kin ve nefret söylemleri çıkıyorsa. Bir ve ikiye gelirsek; bağlı olduğunuz cemaat gizli toplantılar yapıyorsa ve cemaatinizin uluslararası ayağı varsa, üstüne bir de şıhınız yabancı bir ülkede yaşıyorsa, bilinki siz çoktan kuyruğu kaptırdınız. Bir ve ikiyi gördüğünüz an, İslami bilgiye sahip olmasanızda, genel mantık açısından tuzağı görüp o ortamdan uzaklaşmalısınız. Biz burada üç ve dört üzerinde duralım, çünkü bunlar biraz daha sinsi.
Hocanız eğer Kur'an-ı Kerimde azap ve cihat Ayetlerine öncelik veriyorsa ve ağzından nefret söylemleri çıkıyorsa bilinki o bir ajan! Bunu açalım; sayın okurlar Kur'an-ı Kerim bir aynadır, onu açıp baktığınızda kendinizi görürsünüz. Örneğin; bazıları Kuran-ı Kerimi açar, hatim eder ve kendilerine bir özetini yaparmısınız denildiğinde, onlar bizim dikkatimizi en çok Allahın merhameti çekti der. Bu kişilerin kendileri merhamet dolu olduğu için, Allahın o vasfı en çok gözlerine batar. Bazı insanlar adalete önem verir, onlar Kur'an-ı Kerimi okuduklarında adalet merkezli bir Kur'an görür. Bazıları güzel ahlaklıdır ve Kur'an-ı Kerimi hatim ettiklerinde sanki güzel ahlakın tarifini yapan bir roman, bilimsel bir dergi okuduklarını sanır. Kötü niyetli insanlar Kur'an-ı Kerimi okuduğunda ama, nerede azap ve cezalandırma Ayetleri varsa, gözlerine o Ayetler batar. Neden? Bu bir nasip meselesi. Onlar Allahın merhameti gibi af içeren güzel ahlak gibi sevap içeren şeylerden uzak tutulur. İki; bu bir niyet meselesi. Şeytani zeka taşıdıkları için, müridlerini ne tür eylem ve düşüncelere yönlendirmek istiyorlarsa o yöndeki Ayetleri kullanırlar. 


   - azap ve savaş ayetleri neden kullanılır?

Kur'an-ı Kerimin çok özellikleri var, bunlardan biriside Kur'an-ın bir terazi olması. Bu terazide azap Ayetleri bir ucu temsil eder, diğer ucunu ise merhamet, sevgi, şefkat Ayetleri. İkisini eşit değerde okursanız, dengeli bir hayat sürdürürsünüz. Birisine ama diğerinden daha fazla öncelik verirseniz, dengeyi kaybedersiniz. Kur'an-ı Kerim bir heykel traşcısı gibi, okuduğunuz her Ayetin içeriğini kalbinize işler. Okuduğunuz Ayet adaletten bahsediyorsa adalet duyguları kalbinize kazılır, bu merhametse bağışlama duyguları kalbinize yerleştirilir. Eğer ama azap ve savaş Ayetleri ise o zaman bu duygular kalbinize aktarılır. O teraziyi, yani merhamet ve azap Ayetlerini denge içinde tuttuğunuz müddet sıkıntı yok. Eğer ama sürekli azap ve savaş Ayetlerini okur, o Ayetlerin enerjisine maruz kalırsanız o zaman o Ayetler terazinin diğer ucundaki Ayetleri ve onun beden üzerindeki etkisini, yani merhamet duygularını kalbinizden silmeye başlar. Siz bir müddet sonra cehennemin bekçileri gibi duygudan yoksun, merhametin ne olduğunu bilmeyen bir varlığa dönüşürsünüz. Size bir esir getirdiklerinde ve bunun kellesini kes dediklerinde, siz gözünüzü kırpmadan ve hiçbir acıma duygusu hissetmeden bunu yapar hale gelirsiniz. Yabancı istihbarat örgütleri azap ve savaş Ayetlerin Müslümanlar üzerindeki bu etkisini bilir ve bundan yararlanmak, kurdukları terör örgütlerine eleman devşirmek için, talebelere sürekli azap ve savaş Ayetlerini okutur ve dinletirler. Bu Ayetlerin enerjisine maruz kalan bir öğrencide, bir müddet sonra o nurani o masum enerjisini kaybeder, içinde bir karanlık hasıl olur. Siz o negatif enerjiyi onlara baktığınızda hissedebilirsiniz. Siz onların gözlerin içinde bir ümitsizlik bir nefret bir karanlık görürsünüz.

   - devşirme nasıl gerçekleşir

Elinizin altındaki talebelere ilk önce bol azap ve savaş ayeti dinletir ve okutturursunuz. Bu ayetler
bir müddet sonra o öğrencinin içindeki karanlığı açığa çıkarır. O karanlık açığa çıktığını nasıl anlarsınız? Bir Müslüman konuştuğunda güzel konuşur. Bu talebelerin ağzından ama ona veya şuna karşı, kim olduğu önemli değil, nefret söylemleri çıkmaya başlar. Bu göründüğü an, şeytanın açığa çıktığı abi ve ablaları tarafından anlaşılır. Artık o talebe bir sonraki safhaya hazır. Bir sonraki aşama, o talebeyi daha gizli toplantılara davet etmek olur. Gizli toplantılarda da beyin yıkama süreci daha keskin olur. Örneğin; eğer o genç talibana gönderilecekse, rusya ve amerika aleyhi galyana getirilir. Eğer işid'e gönderilecekse, şiilere karşı gaza getirilir. Özeti: siz tertemiz duygular ile, inancınızı doğru öğrenme niyetine cemaatlere, tarikatlara girersiniz, orada ise işlene işlene, kalbiniz nefret ve aşırılık duyguları ile doldurula doldurula şeytanın askerlerine dönüştürülürsünüz. İslam üzerinde oynanan oyunları ve kurulan tezgahları görüyormusunuz?

bazılarına nefret pompalanmasına gerek yok, bunlar hayatlarında yeterince kin ve nefret biriktirmiş. Bunlar bir cemaate veya tarikata girdiğinde, tuzağa düşmeye dünden hazır. Her sohbette avcılar bulunur, bu avcılar sohbetlerde kimlerin daha öfkeli söylemler geliştirdiğini tespit eder. Sonrası o kişi hakkında bir araştırma yapar, sicili uygun bulunduğunda da özel sohbetlere davet edilir. Siz masumane niyetler ile bir cemaate veya tarikata katıldığınızı zanneder, arka planda neler olup bittiğinden kişilerin nasıl süzgeçlerden geçirildiğinden haberiniz olmaz.

   - korku ve uyuşturucu faktörü

pkk/ ypg gibi örgütler veya bir alanı kontrol eden dini örgütler (taliban, deaş), bunlar bu aşamaya geldikten sonra dava ve inanç faktörünü kullanmaz. Dava ve inanç bir bölgeyi kontrol edinceye kadar kullanılır, sonrası korku faktörü devreye girer. Siz eğer bir kişiyi dava ve inanç söylemleri ile radikal eylemlere itmek istiyorsanız, sabır göstermelisiniz. Bu uzun bir süre alır. Bu sabrı o örgütün liderleri bir yöreyi ele geçirinceye kadar gösterir. Sonrası değil, sonrası kişileri kendilerine biat ettirmek, emredileni yapmalarını sağlamak için infazla, işkence ile korkuturlar. Br yere kadar dava ve inanç, sonrası işkence ve infaz. Yöresel halkı bu zulme, bu yaşantıya karşı gelmelerini engellemek içinde uyuşturucu bağımlısı yapılır.