nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          
bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....




 
 

cihat ne zaman hak



Günümüzün insanı ve İslam dini maalesef sapık tarikatlar ve şıhlar tarafından kuşatılmış, durum bu olunca bizler onca gençlerimizi onların amellerine kaybediyor ve İslamın haysiyetin yara almasına mani olamıyoruz. Biz bu yazılarımızla üzerimize düşeni yapalım; bir hocanın ajan olup olmadığını, bizleri kullanmak istediğini nereden anlarız? Bunun çok basit bir formülü varmı ve cihat ne zaman hak? Yazımızın konusu bunlar, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Sayın okurlarımız bu yazıları faydalı buluyorsanız lütfen bunları kendinize saklı kılmayın ve çocuklarınızdan çevrenizdeki eş dostlara kadar herkes ile paylaşın. Biz yıllarca kimseyle bu bilgileri paylaşmadık ve paylaşmayıda düşünmüyorduk, ta ki birileri; hocam bu bilgileri paylaşmazsanız bunun bir vebalı var deyinceye kadar. Sizde vebal altına girmeyin ve yazılarımızı faydalı buluyorsanız, başkaları ile paylaşın. Gençlerimizin İslam dinini daha iyi anlaması ve daha bilinçli yaşaması için bu yazılarımızı tasarladık. Biz bu yazılardan, Allah rızası dışında hiç bir menfaat ve çıkar beklemiyoruz. Sitemiz, kendi alanında en çok tıklanan sitelerden olmasına rağmen, site içinde reklam bile kullanmıyoruz. Tek amacımız faydalı gördüğümüz bu bilgileri sizinle paylaşmak. Gençliğimizin ve dinimizin geleceği için lütfen paylaşın.

İslam, kendi aklınızı kullanmanızı ve farklılıklara hoşgörülü davranmanızı ister

Kuran-ı Kerim, imanınızı sıkıntıya sokacak konulara direk girer. İmanınızı sıkıntıya sokmayacak konulara ise geniş açıdan bir yorum getirir. Örneğin; namaz kıl, oruç tut, haramdan uzak dur, zina etme, kumar oynama, Allaha şirk koşma gibi imanınızı sıkıntıya sokacak konulara direk değinir. Diğer konularda ise sınırları çizer, o sınırlar içinde size serbest hareket etme izni tanır. Allah isterki, herkes o sınırlar içinde İslamı yorumlasın, İslama renk katksın. Doğa nasıl binbir çeşit bitki örtüsünden oluşuyorsa, insanında farklılıklardan ibaret olmasını ister. Allah tek tip insandan hoşlanmaz. Kur'an-ı Kerimin belirlediği sınırlar içinde herkesin İslama bir yorum getirmesi İslama bir renk katmasını ister. Günümüzde, yaşadığımız sıkıntılardan birisi bu; İslamı yorumlayanlar ya Allahın çizdiği sınırların dışında yorum getirir ya da kişilere kendi yorum hakkını tanımaz. Günümüzde birileri maalesef İslamı kendi tekeline almış, sahiplenmiş ve kendi hastalıklı zihniyeti doğrultusunda, tek tip Müslüman oluşturma çabası içinde. Özetlersek; sınırlarımızı bilelim ve bu sınırlar içinde farklılıkları doğal ve hoş karşılayalım. Sınırların dışından hareket edenlerden de uzak duralım. Aklınızı kimseye kiraya vermeyin. Allah bile aklınızı hipotek altına almazken, siz neden aklınızı başkalarına teslim ediyorsunuz. Kimseye yaşantınızı zorunlu kılmayın. Allah bile belirli bir yaşantı ve giyim tarzını yeryüzüne zorunlu kılmazken, sizler neden kendi görüşünüzü, yaşantınızı yeryüzüne hakim kılmaya çalışıyorsunuz?  

Cihat ne zaman hak: cihat nedir

Cihat nedir? Allahın emirleri doğrultusunda yaşam sürdüren, sürdürmeye çalışanların çabasına cihat denilir. Yaptığınız işi Allah için, Allahın emri olduğu için yapıyorsanız yani yaptığınız işin ucu Allaha dayanıyorsa, o zaman o söz ve eyleme cihat denilir. Allahın rızasını kazanmak için yapılan her niyet, düşünce ve eyleme cihat denilir. Buraya kadarı, herkesin bildiği şey. Şimdi size bilinmeyeni anlatacağız; iki tür cihat var, birisi bireylerin cihatı diğeri ise ÇOĞUNLUĞUN cihatı! Herkes size cihatın Allahın emri olduğunu söyler, size söylemediği ise iki tür cihatın olduğu ve biri için geçerli olan kuralın diğeri için geçerli olmadığı! Birisi size cihata çağırdığında, kişiye şu soruyu sorun; hangi cihata çıkmamızı istiyorsun, kendi cihatımızamı yoksa çoğunluğun cihatınamı?

   - bireylerin cihatı nedir?

Dürüst çalışmaktan adil olmaya, helal rızık kazanmaktan komşusu ile iyi geçinmeye, çocuklarını büyütmekten kocasına aş yapmaya, güzel giyinmekten farz kılınan ibadetleri yerine getirmeye kadar bunların hepsi Allahın emirleridir ve kim bunları Allah adına yerine getirmeye çalışırsa bu kişiler cihat içinde olur. Bu kişiler yaptıklarını Allah için, Allahın emri olduğu için, Allahın rızasını kazanmak için yapar. Özet: kendi hayatınızı içeren eylemler bireysel cihata girer. 

   - çoğunluğun cihatı nedir?

Cihata çağrıldığınız şey kendi hayatınızla ilgili değilde toplumla ilgili ise buna çoğunluğun cihatı denilir. Örneğin; bir kitleyi sokağa çıkarmak bir kitleyi savaşa çağırmak gibi. Bir eyleminiz kendinizi değilde toplumu ilgilendiriyorsa, buna çoğunluğun cihatı denilir. 

   - bireysel cihat ile çoğunluğun cihatı arasındaki fark ne?

Bireyleri ilgilendiren cihatların kararını Allah o bireylerin kendisine bırakır. Toplumu ilgilendiren cihatlarda ise Allah çoğunluğun onayını şart koşar! Şıhlarınızın sizden gizlediği nokta bu. İki tür cihat var birisi kişilerin cihatı diğeri ise toplulukların cihatı; şıhınız sizi sadece kendi hayatınızla ilgili cihata çağırabilir, toplumu ilgilendiren cihata çağrı yapamaz. Neden? Toplumu temsil etmiyor! Toplumla ilgili cihatı, ancak ve ancak o toplumun seçilmiş liderleri yapabilir. Allahu Teala savaş gibi din gibi toplumun tamamını etkileyebilecek konularda cihat çağrısının ancak ve ancak çoğunluğun kararıyla alınabileceğini söyler. Toplulukları ilgilendiren cihat çağrıları, çok büyük acılara sebep olabileceği için, toplumun önde gelenlerin bir araya gelmesi ve istişare etmesini şart koşar. Kendi hayatınızla ilgili kararı kendiniz verebilirsiniz, yanlış bir iş yaptığınızda sadece kendinize yapmış olursunuz. Çoğunluğu ama bir işe ittiğinizde milyonlar hatta milyarlar bundan etkilenir. Bunun önüne geçmek içinde Allah, toplum ve islam adına konuşmayı bireylere yasaklar. Çoğunluk namına kararları almayı ancak o çoğunluğun seçtiği liderler yapabilir.
Örneğin; kurtuluş savaşı hak bir cihattı çünkü, çoğunluğun seçtiği ve atadığı kişiler tarafından ortak istişare sonucu alınmış bir karardı. Talibanın cihatı ama hak değil çünkü, kararda afgan halkın onayı ve itişaresi bulunmaz. Örneğin; özgür suriye ordusunun cihatı hak çünkü, suriye halkın çoğunluğun istişare ve desteği bu kararda bulunur. PKK'nın cihatı ve cihat çağrıları ama hak değil çünkü, kürt halkın çoğunluğun onayı ve desteği bu kararda bulunmaz. Örneğin; erdoğan insanları cihata çağırabilir çünkü, çoğunluğu temsil ediyor. Kılıçdaroğlu ama sokağa çağrı yapamaz çünkü, çoğunluğu temsil etmiyor. Olayı anladınızmı? Allahu Teala eğer çoğunluğun seçtiği kişiler dışında, bir de bireylere o hakkı tanımış olsaydı o zaman her sahte şıhın tuzağına düştüğünüzde Allahta bundan sorumlu olurdu! Siz yabancı ajanların tuzağını düştükçe, İslam adına yani çoğunluk adına işid, el kaide, pkk ve fetö gibi örgütler kurdukça, Allahta bundan sorumlu olurdu. Bu vebalden kurtulmak, sorumluluğu sizin omuzlarınıza yüklemek içinde Allah ne yaptı; çoğunluğu ilgilendiren cihatlarda çoğunluğa danışın, kuralını getirdi. Topu çoğunluğa attı.

Ya çoğunluğun başındaki lider bozulduysa, kötüyse? Bu kararı kendiniz veremezsiniz, bu kararı vermeniz için toplumun kanaat önderlerine danışmanız şart. Varsayalımki danıştınız ve bu istişarede liderinizin kötü olduğu kanaati ortaya çıktı, o zaman oturun oturduğunuz yerde. Gökten bir elçi ininceye kadar, kıyamet kopuncaya kadar veya çoğunluğun başına iyi bir lider gelinceye kadar oturun oturduğunuz yerde. Çoğunluğa sırtınızı döndüğünüzde, aman kendi kafanızca toplum adına kararlar vermeye kalkışmayın, toplum adına kararlar vermeye kalkışan azınlıkların peşinde koşmayın. Bakınız; çoğunluğun lideri arkasından koşarsanız, size günah yüklenmez. Rabbim, bu karar çoğunluğun istişaresi ile alınan bir karardı, der sorumluluğu istişare kuruluna atarsınız. Bu İslamda geçerli mazeret. Azınlıkların peşinde koşarsanız ama, böyle bir özrünüz olmaz. O gurubun işlediği her suça ortak olur, onlarla birlikte hesaba çekilirsiniz. Çoğunluğun liderine güvenmiyorsanız, İslam ve millet adına bol dua edin, başka bir söz ve eylemde bulunmayın

Cihat ne zaman hak: başka bir ülkede, çoğunluğun kararı ile alınmış bir cihata katılabilirmiyiz? Örneğin; öso'nun suriyede verdiği mücadele.

Çok kısa ve öz; katılamazsınız! Katılabilmeniz için ülkenizde yaşayan her bir bireyle helalleşmeniz gerek ya da çoğunluğun lideri bu yönde bir emir vermesi gerek. O savaş ne kadar hak olsada, siz kendi kafanıza göre katılamazsınız. Bu Müslüman kardeşleriniz olasada, savaşamazsınız. Neden? Aileniz ve toprağınız sizi kendi ülkenize faydalı olmanız için büyüttü, başka bir ülke için değil. O savaş o ülke insanı için bir imtihan, sizin için değil. Siz ilk önce kendi arka bahçenizden sorumlusunuz. Sizin ülkeniz sabah akşam saldırı altındayken, kendi ülkenizde çetin bir hak ile batıl savaşı varken, siz başka ülkelerin menfaatleri için koşturursanız bu Allah katında hoş karşılanmaz. Siz kendi ülkenizde ne yapabilirsiniz ilk önce bunun muhakemesini yapacaksınız. Sizin ülkenizdeki mücadele size zahmetli geliyor ve siz; "suriye gideyim bir kurşun yiyip şehit olayım ve bu dünyadan kurtulayım" diyorsanız yani kestirmeden cennete girme hesabı içindeyseniz, bizce o hesabı tekrar gözden geçirin. Her halk kendi günah yüküne göre bir imtihanla yüzleştirilir. Bu bazı ülkelerde iç savaş olur bazılarında terör örgütleri bazılarında derin devlet yapılanmaları bazılarında ise darbeler. Ülkenizin şuan bir savaş içinde olmaması ülkenizde hak ile batıl arasında çetin bir savaşın var olmadığı anlamına gelmez. Siz ülkeniz adına İslam adına cihatmı etmek istiyorsunuz, o zaman çoğunluğunuzun liderine kulak asın. Örneğin; seçimler büyük bir cihattır. Seçimler bir savaş meydanı. Kaybettiğinizde batılın, bir kurşun sıkmadan ülkenize hakim olacağı bir şeyden bahsediyoruz. İlla vatan ve millet adına cihat etmek istiyorsanız, seçim dönemlerinde ne yapabilirim deyip o süreci iyi değerlendirmeye çalışın. Günümüzde savaşın bir ayağıda medya üzerinden, sosyal paylaşım platformları üzerinden yürütülür. Eğer illa İslam adına, millet ve vatan adına cihat etme arzusu varsa, kendi çapınızda sosyal paylaşım platformlarında bir cihat verin. 

Cihat ne zaman hak: o zaman İslam adına bir birey olarak cihat etmek imkansız?

Aynen. Suuistimallerin önüne geçmek içinde öyle olması gerekli. Çoğunluğun onayını almak sizlere küçük bir detay gibi görünebilir, ancak bu detay sizleri, birileri tarafından kullanabilir olmaktan çıkarıyor. Eğer geçmiş alimler, bu küçük detayı Müslümanlara bildirseydi günümüzün deaş ve taliban gibi örgütleri türemezdi. Değerli okurlarımız, siz kendi hayatınızın cihatından sorumlusunuz. Siz Allah adına, çoğunluk adına kararlar veremezsiniz. Allahın rızasını kazanmak istiyorsanız, Allahın koyduğu kurallar doğrultusunda oyunu oynayacaksınız. Örneğin; fetö. Bunlar şantaj, yalan, haram, iftira, kumpas, mahrem alanları gözlemek, gizlenmek, namaz ve oruç gibi ibadetlerden uzak durmak, gerekirse Allaha ve peygambere hakaret etmek gibisine her türlü yolu kendilerine mübah görür. Büyük hedef ve amaç doğrultusunda herşeyi yapabileceklerine inanır. O zaman aklımıza şu soru geliyor; madem Allah adına her türlü kötülüğü yapmak helal, o zaman Kur'an-ı Kerim ve onca yasak neden indirildi? Madem hak uğruna herşey mübah o zaman neden onca yasak? Neden onca yasak; uymamız için! Demek hak uğruna kötülük diye birşey yok. Birileri size dava uğruna Ayetlerin yasakladığı birşeyi yapmanızı istiyorsa, bilinki davanız Allah uğruna değil. Şer içeren bir yol hiç hakka götürürmü? Götürmez. Kural çok basit; sadece çoğunluğun lideri sizi İslam ve millet adına cihata çağırabilir, bunun dışındakiler bilinki bir tuzak. Şıhlarınız ve imamlarınız sizi ancak kendi cihatınıza davet edebilir, yani kendi hayatınızı nasıl Allaha uygun bir yaşantıya dönüştürebilirsiniz, sizi ancak ona davet edebilir. Siz veya hocalarınız İslam adına kişileri cihata çağıramaz, toplum adına insanları sokak eylemlerine çağıramaz, millet adına savaş ilan edemez. Bu tür haklar çoğunluğa ait. Eğer şıhınız söylemlerinde samimiyse, konuyu toplumun kanaat önderlerine taşır ve toplum nezdinde bunun istişare edilmesini ister. Samimi olmayan bir şıh ne yapar; gizli saklı toplantılar düzenler. Hücre evlerinde insanları dünyanın farklı yerlerindeki çatışmalara ikna etmeye çalışır. Kişinin kendi ülkesine savaş açmayacağını bildiği için, her bir ülkeye farklı bir ülkenin insanını taşır. Kur'an-ı Kerimde, gizli saklı işler konusunda ne der; şeytanın işi der! Kim giz saklı iş çevirir? Şeytan.

"Ey iman edenler! Siz baş başa gizlice konuştuğunuz zaman, günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşmayın. İyilik ve takvayı konuşun ve huzuruna toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının. Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu, iman edenleri üzmek içindir. Oysa Şeytan, Allah’ın izni olmadıkça inananlara hiçbir zarar veremez. Mü’minler Allah’a dayanıp güvensinler". (Mücadele Süresi; 9-10)

Cihat ne zaman hak: bizler İslamı düşünmezsek kim düşünecek?

çok basit; ALLAH! İslamın bir sahibi var. Siz islamdan birinci derece sorumlu değilsiniz. Birinci derece sorumlu olan Allah. Sizler ilk önce kendi hayatınızdan sorumlusunuz, sonrası milletinizden sonrası vatanınızdan sonrası İslamdan. İslam adına cihat edenlere bir bakın, kendi hayatlarında hiç birşeyi başaramamış, kendi aile ve milletine zerre kadar faydası olmamış tipler. Bunlarmı İslamı kurtaracak? Sizlere bu fetvaları verenlerden uzak durun. Siz kendi hayatınızdan sorumlusunuz İslamdan değil. Zaten kendi yaşantınızı İslam dinine göre biçimlendirirseniz, İslam dinine en büyük iyiliği yapmış olursunuz. Sizin ama kendinize, ailenize ve mahallenize bir faydanız yokki, İslama olsun. Siz kendi ayaklarınızın üzerinde duramıyorken, kimseye zerre kadar hayrınız dokunmuyorken, siz kimsiniz İslamı kurtarmak kim? Siz ilk önce kendi hayatlarınızı düzen sokun, sonrası ailenize, mahallenize, şehrinize ve ülkenize olan sorumluluklarınızı yerine getirin, belki o zaman Allah, İslam adına birşeyler yapmayı sizede nasip eder!

el kaide ve deaş gibi sahte şıhların cihat çağrılarına kanan tiplere baktığınızda, bunların bir depresyon ve bunalım içinde olan, esrar ve suç ortamlarından çıkmış, hayattan bıkmış, intihar psikolojisine sahip, okul ve mesleki hayatı başarısız, özel hayatları kaos içinde olan kişilerden oluştuğunu görüyoruz. Bu tür örgütlere katılanların insanlardan ve hayattan nefret eden kişilerden oluştuğunu görürsünüz. Sizce Allah bu tip insanlara İslam adına cihat etmeyi nasip edermi? Elbette etmez. Onlara ancak sahte şıhların sahte cihatların peşinde koşmak nasip olur. 

Hocanızın bir ajan olduğunu nereden anlarsınız?

bir; toplantılar gizli gerçekleşiyorsa, iki; davanızın uluslararası boyutu varsa, üç; fetvalar genelde azap ayetleri içeriyorsa ve dört; liderlerinizin ağzından kin ve nefret söylemleri çıkıyorsa. Bir ve ikiye gelirsek; bağlı olduğunuz cemaat gizli toplantılar yapıyorsa ve cemaatinizin uluslararası ayağı varsa, üstüne bir de şıhınız yabancı bir ülkede yaşıyorsa, bilinki siz çoktan kuyruğu kaptırdınız. Bir ve ikiyi gördüğünüz an, İslami bilgiye sahip olmasanızda, genel mantık açısından tuzağı görüp o ortamdan uzaklaşmalısınız. Biz burada üç ve dört üzerinde duralım, çünkü bunlar biraz daha sinsi.
Hocanız eğer Kur'an-ı Kerimde azap ve cihat Ayetlerine öncelik veriyorsa ve ağzından nefret söylemleri çıkıyorsa bilinki o bir ajan! Bunu açalım; sayın okurlar Kur'an-ı Kerim bir aynadır, onu açıp baktığınızda kendinizi görürsünüz. Örneğin; bazıları Kuran-ı Kerimi açar, hatim eder ve kendilerine bir özetini yaparmısınız denildiğinde, onlar bizim dikkatimizi en çok Allahın merhameti çekti der. Bu kişilerin kendileri merhamet dolu olduğu için, Allahın o vasfı en çok gözlerine batar. Bazı insanlar adalete önem verir, onlar Kur'an-ı Kerimi okuduklarında adalet merkezli bir Kur'an görür. Bazıları güzel ahlaklıdır ve Kur'an-ı Kerimi hatim ettiklerinde sanki güzel ahlakın tarifini yapan bir roman, bilimsel bir dergi okuduklarını sanır. Kötü niyetli insanlar Kur'an-ı Kerimi okuduğunda ama, nerede azap ve cezalandırma Ayetleri varsa, gözlerine o Ayetler batar. Neden? Bu bir nasip meselesi. Onlar Allahın merhameti gibi af içeren güzel ahlak gibi sevap içeren şeylerden uzak tutulur. İki; bu bir niyet meselesi. Şeytani zeka taşıdıkları için, müridlerini ne tür eylem ve düşüncelere yönlendirmek istiyorlarsa o yöndeki Ayetleri kullanırlar. 


   - azap ve savaş ayetleri neden kullanılır?

Kur'an-ı Kerimin çok özellikleri var, bunlardan biriside Kur'an-ın bir terazi olması. Bu terazide azap Ayetleri bir ucu temsil eder, diğer ucunu ise merhamet, sevgi, şefkat Ayetleri. İkisini eşit değerde okursanız, dengeli bir hayat sürdürürsünüz. Birisine ama diğerinden daha fazla öncelik verirseniz, dengeyi kaybedersiniz. Kur'an-ı Kerim bir heykel traşcısı gibi, okuduğunuz her Ayetin içeriğini kalbinize işler. Okuduğunuz Ayet adaletten bahsediyorsa adalet duyguları kalbinize kazılır, bu merhametse bağışlama duyguları kalbinize yerleştirilir. Eğer ama azap ve savaş Ayetleri ise o zaman bu duygular kalbinize aktarılır. O teraziyi, yani merhamet ve azap Ayetlerini denge içinde tuttuğunuz müddet sıkıntı yok. Eğer ama sürekli azap ve savaş Ayetlerini okur, o Ayetlerin enerjisine maruz kalırsanız o zaman o Ayetler terazinin diğer ucundaki Ayetleri ve onun beden üzerindeki etkisini, yani merhamet duygularını kalbinizden silmeye başlar. Siz bir müddet sonra cehennemin bekçileri gibi duygudan yoksun, merhametin ne olduğunu bilmeyen bir varlığa dönüşürsünüz. Size bir esir getirdiklerinde ve bunun kellesini kes dediklerinde, siz gözünüzü kırpmadan ve hiçbir acıma duygusu hissetmeden bunu yapar hale gelirsiniz. Yabancı istihbarat örgütleri azap ve savaş Ayetlerin Müslümanlar üzerindeki bu etkisini bilir ve bundan yararlanmak, kurdukları terör örgütlerine eleman devşirmek için, talebelere sürekli azap ve savaş Ayetlerini okutur ve dinletirler. Bu Ayetlerin enerjisine maruz kalan bir öğrencide, bir müddet sonra o nurani o masum enerjisini kaybeder, içinde bir karanlık hasıl olur. Siz o negatif enerjiyi onlara baktığınızda hissedebilirsiniz. Siz onların gözlerin içinde bir ümitsizlik bir nefret bir karanlık görürsünüz.

   - devşirme nasıl gerçekleşir

Elinizin altındaki talebelere ilk önce bol azap ve savaş ayeti dinletir ve okutturursunuz. Bu ayetler
bir müddet sonra o öğrencinin içindeki karanlığı açığa çıkarır. O karanlık açığa çıktığını nasıl anlarsınız? Bir Müslüman konuştuğunda güzel konuşur. Bu talebelerin ağzından ama ona veya şuna karşı, kim olduğu önemli değil, nefret söylemleri çıkmaya başlar. Bu göründüğü an, şeytanın açığa çıktığı abi ve ablaları tarafından anlaşılır. Artık o talebe bir sonraki safhaya hazır. Bir sonraki aşama, o talebeyi daha gizli toplantılara davet etmek olur. Gizli toplantılarda da beyin yıkama süreci daha keskin olur. Örneğin; eğer o genç talibana gönderilecekse, rusya ve amerika aleyhi galyana getirilir. Eğer işid'e gönderilecekse, şiilere karşı gaza getirilir. Özeti: siz tertemiz duygular ile, inancınızı doğru öğrenme niyetine cemaatlere, tarikatlara girersiniz, orada ise işlene işlene, kalbiniz nefret ve aşırılık duyguları ile doldurula doldurula şeytanın askerlerine dönüştürülürsünüz. İslam üzerinde oynanan oyunları ve kurulan tezgahları görüyormusunuz?

bazılarına nefret pompalanmasına gerek yok, bunlar hayatlarında yeterince kin ve nefret biriktirmiş. Bunlar bir cemaate veya tarikata girdiğinde, tuzağa düşmeye dünden hazır. Her sohbette avcılar bulunur, bu avcılar sohbetlerde kimlerin daha öfkeli söylemler geliştirdiğini tespit eder. Sonrası o kişi hakkında bir araştırma yapar, sicili uygun bulunduğunda da özel sohbetlere davet edilir. Siz masumane niyetler ile bir cemaate veya tarikata katıldığınızı zanneder, arka planda neler olup bittiğinden kişilerin nasıl süzgeçlerden geçirildiğinden haberiniz olmaz.

   - korku ve uyuşturucu faktörü

pkk/ ypg gibi örgütler veya bir alanı kontrol eden dini örgütler (taliban, deaş), bunlar bu aşamaya geldikten sonra dava ve inanç faktörünü kullanmaz. Dava ve inanç bir bölgeyi kontrol edinceye kadar kullanılır, sonrası korku faktörü devreye girer. Siz eğer bir kişiyi dava ve inanç söylemleri ile radikal eylemlere itmek istiyorsanız, sabır göstermelisiniz. Bu uzun bir süre alır. Bu sabrı o örgütün liderleri bir yöreyi ele geçirinceye kadar gösterir. Sonrası değil, sonrası kişileri kendilerine biat ettirmek, emredileni yapmalarını sağlamak için infazla, işkence ile korkuturlar. Br yere kadar dava ve inanç, sonrası işkence ve infaz. Yöresel halkı bu zulme, bu yaşantıya karşı gelmelerini engellemek içinde uyuşturucu bağımlısı yapılır.