nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...


                                                                                                                                                                                                                                                                 
 








münker ve nekir varmı?



Bir tv programına iki ilahiyatçının uzman olarak çıkarıldığı ve kabir azabı hakkında sorular cevapladığını gördüm ve bu gördüklerim üzerinede böyle bir yazıyı kaleme almaya karar verdim. O programda bu iki uzman kabir azabın olmadığı, münker ve nekir inancın hurafe olduğunu iddia etti. Sorgulamanın mahşer gününde olacağı ve azabında bu sorgulama sonrası gerçekleşeceğini yönelik beyanlarda bulundular. Bu açıklamalar ne kadar doğru? Münker ve nekir varmı? Kabir azabı varmı? Bu tür sorular çoğu kişi tarafından merak edildiği ve sıradan bir vatandaş için kim doğruyu söylüyor kim söylemiyor bunu tespit etmek zor olduğu için, bu konuyu sizin için anlaşılır hale getirmeye karar verdik. Bu yazımızı "kabir hayatı varmı" yazısı eşliğiyle okursanız, olay sizin için daha iyi anlaşılır olacağını düşünüyoruz. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar.

Neden bu tür konuları ele alıyoruz?

İslam dini bir yap boz oyunu gibidir, farklı parçacıklardan oluşan bir bütün. O bütünü muhafaza edebilmekte, tüm parçacıklara iman etmekten geçer. Eğer küçücük bir parçayı, ne kadar anlamsız görünsede çıkarırsanız o yap boz oyunu bütünlüğünü kaybeder. Şimdi, bir parçayı çıkarıyorsunuz, neden çünkü o parça hoşunuza gitmedi, ne yapıyorsunuz; o boşluğu hoşunuza giden farklı bir parçayla dolduruyorsunuz. Yeni parça, ama bu sefer diğer parçalar ile uyumlu değil. Yerine oturmuyor. Ne yapıyorsunuz, yap boz oyunun diğer parçalarınıda bu yeni parça ile uyumlu olanlar ile değiştirmeye başlıyorsunuz. Sonuç; yap boz oyunun bir parçasının rengi, şekli şemali hoşunuza gitmedi diye, tüm parçacıkları yenileri ile değiştiriyor, ortaya yeni bir inanç sistemi ortaya çıkarıyorsunuz. Varsayalımki, yeni bir inanç peşinde değilsiniz, o zaman size şöyle bir örnek verelim;
İslam dini omuzlarınızda taşıdığınız bir yüktür. Siz İnancınızdan birşeyleri attıkça omuzunuzdaki ağırlık hafifler. Onu at şunu at derken bir bakmışsınız, ahiret hayatına içi boş bir inançla gelmişsiniz. Allahu Teala misaller ile konuları anlatır, Kur'an-ı Kerimi açtığınızda bunu görürsünüz. Daha iyi anlamanız için, sizlere bir örnek daha verelim; münker ve nekir inancı ne kadar anlamsız gibi görünsede, ahiret hayatına ilk adımı simgeler. Bunu, farklı bir ülkeye giriş yaparken, pasaport kontrolünden geçmeniz gibi düşünün. Siz o pasaport kontrolünü yok sayarsanız, bir anda sizin tüm seyehatiniz kaçak ve anlamsız duruma düşer. Münker ve nekir inancı ahiret hayatına girişi sembolize eder. Bunu yok sayarsanız, bir müddet sonra ahiret hayatı ile ilgili diğer mekanlarda anlamsız hale gelir. Örneğin; münker ve nekiri inkar ederseniz, kabir azabınıda inkar etmeniz gerekir. Birini inanıp diğerine inanamamazlık yapamazsınız. Kabir azabını inkar ettiğiniz zamanda Ayetlerle ters düşüyorsunuz. Münker ve nekir belki Kur'an-ı Kerimde anılmıyor ama kabir azabı anılıyor. Ne oldu şimdi? İnansamda olur inanmasamda dediğiniz birşey sizi farklı şeylere inanmayada itiyor. Birincisinde belki ayetlere ters düşmüyorsunuz, bir sonrakinde ama şeytan sizi tuzağa düşürüyor. Elini veriyorsun, kolunu kaptırıyorsun misali, inancınızda boşluklar oluşmasına izin vermeyin. İnancınızın tüm ayrıntılarına, ne kadar önemsiz görünsede sarılın. Bizler dininizin her parçasına iman etmeniz ve bilhassa neden iman etmeniz gerektiğini size anlatmaya çalışıyoruz. Bu yazımızda genel mantığınıza hitap ederek neden münker ve nekirin olması gerektiğini size izah etmeye çalışacağız. Umarız bu yazımız kabir ve ahiret hayatınıza olan inancınızı artırır.

Kur'an- ı Kerim boyutu

Münker ve Nekir adında iki sorgu sual melekleri varmı? Evet, VAR! Bu, Kur'an-ı Kerimde anılırmı? Ayetlerde anılmaz. Yok ise, neden var diyoruz? Kur'an-ı Kerimin ruhu, var diyor çünkü. Bunu açalım; Kur'an-ı Kerim iki boyuttan oluşur, birisi gözle görünen ayetlerden diğeri ise görünmeyen bir ruhtan. Kur'an-ı Kerimin ruhunu nasıl görürüz; Ayetleri tek olarak değil, bir bütün olarak gözünüzde canlandırmaya başladığınızda. Değerli dostlar; Ayet ve Süreler bunlar bireysel olayları anlatır, Kur'an-ı Kerimin ruhu ise bir bütünden bir düzenden bahseder. Münker ve nekir hadisesi bireysel olarak anılmaz, yani ayetlerde geçmez ama, kutsal kitabımızın ruhuna baktığınızda o iki meleği net görebiliyorsunuz, var olması gerektiğini net anlıyorsunuz. Nasıl anlıyoruz, bunu bu yazımızda size anlatmaya çalışacağız. Eğer sizde bir ayetten ayet ötesi anlam çıkarmak istiyorsanız, ayetleri teker teker ele almayın, tüm ayetleri beyninizde canlandırmaya çalışın. Bunun içinde ayetleri bol bol okumalısınız. Ezber değil, okumalısınız. Kuran-ı Kerimde bazı şeyler neden isim olarak anılmaz, işimizi kolaylaştırmaz?

   1. İman boyutu

Kur'an-ı Kerim herşeyden bahseder, satır aralarında herşey gizlinmiş. Ancak, isim olarak herşeyi anılsaydı kutsal kitabımız yüzbinlerce sayfa olur, kimse açıp okumaya cesaret edemez, onca detay içinde kaybolur giderdik. Allahu Teala öz ve kısa tutmuş ve sadece imanda büyük sıkıntılara sebep olacak şeyleri direk anma ihtiyacı hissetmiş. Birşey isim olarak kitabımızda anılmıyorsa ona inansanızda inanmasanızda imanınız tehlikeye girmez. Belki sırtınızda taşıdığınız o yükten bir gram eksilir, ama o bir gram yük o tonlarca ağırlığın içinde birşey ifade etmez.

    2. Diğer kutsal kitaplar boyutu

Allahu Teala toplulukların ihtiyaç ve imtihanlarına göre bilgileri indirir. Kur'an-ı Kerimin anmadığı bir çok bilgi, Kur'an-ı Kerim öncesi kitaplarda anılmış. Birşey Kur'an-ı Kerimde isim olarak anılmıyorsa, bunu direk reddetmeyin belki bu bir önceki Kitaplarda anılmış olabilir, Rabbim daha iyi bilir deyip geçin.

   3. Peygamberler boyutu

Allahu Teala
bazı bilgileri Kur'an-ı Kerimde anmaz çünkü o bilgileri peygamberlerine saklar, onlarında bu yemekte bir katkısı olsun ister. O peygamberlerin ümmeti sordukça, bir çok bilgi Ayet olarak değil bir soruya cevap olarak peygamberlere indirilmiş. Yani bu konu Ayetlerde anılmıyorsa, Peygamberimiz sav bu konu hakkında ne demiş bunu araştırıp öğrenmek gerekir. Varmı, bu konuda hadisler; evet, var.

   4. İnsan boyutu

Allahu Teala bazı bilgileri Kur'an-ı Kerimde gizler çünkü, bazı bilgileri insan araştırsın ve açığa çıkarsın ister. Kur'an-ı Kerim bir hazine kaynağı, içinde daha nice keşfedilmemiş bilgiler içerir. Allahta kendisinin ve peygamberimizin açığa çıkarmadığı bilgileri, vakti saati geldiğinde insan açığa çıkarsın, sevabı o alsın ister. Sonuçta bu kitap kıyamete kadar geçerli. Nice çağlara aydınlık nice çağların sorunlarına çözüm getirmesi için indirildi. Biz, kendi yüz yılımız yani teknoloji çağı için bu kitabı çözümleyebildikmi? Hayır. Allahta her çağın insanına, kendi çağına has bilgileri kendisi çıkarsın, sevabıda o kazansın ister.

   5. Niyet boyutu

Allahu Teala bazı bilgileri Kur'an-ı Kerimde anmaz çünkü, insanın niyetine bakmak ister. Bazı şeyleri direk anar, bazı şeyleri ima eder. İma edilen şeylerede insanlar bakalım nasıl yorum getirecek ona bakar. Bir imtihan olarak bir çok şeyi anmaz. Sonuç; her ilahiyatçı her şıh farklı bir yorum getiriyor, sizlerin kafalarını allak bullak ediyor. İmtihanda sınıfta kaldıkları kesin.

Bir konu hakkında yorum getiriyorsanız, bunu usulüne göre yapın

Yorumlar ve araştırmalar kafaya göre yapılmaz, herşey bir usul bir kaideye göre yapılır. Usule dayanmayan yorumlar şahsi görüşten öte bir anlam taşımaz. Nedir usul? İslami konularda araştırmalar yaptığınızda referans noktalarınız ilk Kur'an-ı Kerim, hadis, icma ve en son akıl olmalı. Bu iki ilahiyatçının düştüğü birinci hata bu; bunlar tersten başlıyor. İlk akıl diyorlar sonrası diğerlerine bakıyorlar, o da kendi tezlerini destekliyorsa. İslami araştırmalar böyle olmaz. Bu iki güya akıllı profesör; Ayet ve hadisler değil, ilk önce kendi akıllarını kaynak olarak almış. Görüşlerini dayandırdıkları ne bir Kur'an Ayeti var, ne de bir hadis. Artı, açıklamaları icmaya ters. 1500 yıllık İslam tarihin onca İslam alimin ortak kanaatine ters. Birinci itirazımız bu, araştırmalar böyle olmaz. Bilhassa kendinizi profesör olarak tanıtıyorsanız, herkesten daha fazla kendiniz araştırmaların usul ve kaidelerine uymanız gerek. Aklınızı kenara koyacaksınız, veriler üzerinden kanaat geliştireceksiniz.

Kendinizi fazla akıllı görmeyin

Mantıklı hareket etmek güzel ancak, sizin mantığınız sizin bilgi ve yaşam tecrübeniz kadar. Siz çalışmalarınızın temelini kendi mantığınıza dayandırırsanız, başka bir mantıkta gelir sizi mat eder çünkü el elden üstündür ve siz sandığınız kadar akıllı değilsiniz. Ama eğer, usul ve kaidelere uyar ve araştırmalarınızı kuran, hadis, icma ve sonrası kendi mantığınıza dayandırırsanız o zaman doğruları bulma payınız yükselir. Yorumunuzun temelini Allaha, peygambere ve onca İslam alimin aklına dayandırırsanız kimse tezinizi çürütemez. Ne demiş atalarımız; bir elin neyi var iki elin sesi var. Kendinize güvenmek güzel ama istişare dahada güzel! Bu iki uzman kendi mantıkları ile yola çıktı ve böylesine bir sonuca vardı, gelin bizde sadece kendi mantığımızı kullanarak bu konuyu ele alalım. Münker ve Nekir neden var olması gerek, bakalım bizim mantık bizi hangi sonuca taşıyacak;

İlahi düzen ve genel mantığa baktığımızda Münker ve Nekir neden var olması gerek?

   1) Allahın düzeni karşılamak üzerine kurulu

Siz yeryüzüne ayak bastığınızda yani size tamamen yabancı olan bir dünyaya ilk ayak bastığınızda sizi yeryüzünde karşılayanlar varmı? VAR. En azından sizi doğuran anneniz. Bu dünya'ya ayak bastığınızda sizi doğuran anneniz sizi karşılıyorsa, öbür hayata ayak bastığınızda da sizi yaratan Allahın sizi karşılayacak birilerini göndermesi, neden tuhaf olsun. Bu dünya'ya ayak bastığınızda anneniz ve aileniz, yeni dünyanıza size hoşgeldiniz der. Onlar size kaybolmadığınız bilgi ve güvenini aşılar. Bu yeni dünyada size rehberlik eder. Eğer bu dünya'ya ayak bastığınızda sizleri karşılayan varsa, bu neden öbür dünya'ya ayak bastığınızda da olmasın? Bu dünyada karşılanıyorsunuz, öbür dünya'da da karşılanıyor olmanız neden mantığa ve İslam dinine aykırı olsun?

   2) Allahın düzeni kayıt alma üzerine kurulu

Allahın düzenine baktığınızda Allahın herşeyi kayıt altına aldığını görürsünüz. Örneğin; levh-i mahfuz. "Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitap’da yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır" (Hadid Süresi; 22). Yaptığınız herşeyin kayıt altına alınmasından da ötesi, başınıza gelen herşeyde bir kitaptan çıkar. İlahi düzende herşey kayıt altına alınıyorsa, ahiret hayatına ayak bastığımız zamanda bu neden kayıt altına alınmasın? Bu dünyada gözlerimiz perdelenmiş ve bizler o kayıt alan melekleri göremiyor olabiliriz, öbür dünyada ama perdeler kalkacak. O aleme giriş yaptığımızda o meleklerin; evet bunlar buraya giriş yaptı demesini ve bizlerin bunu görebiliyor olması, neden bu iki uzmana o kadar garip geliyor?

   3) Girişler ve çıkışlar

Bir ülkeye giriş yaptığınızda, hangi ülkeden geldiğinize dair bir belge göstermeniz istenir (pasaport) ve o ülkeye giriş yapabileceğinize dair bir belge isterler (vize). Bu seyehatları siz, ülkenizin itibarı, maddi imkanınız kadar yapabiliyorsunuz. Ülkeniz ne kadar bir itibara sahipse cebinizde ne kadar paranız varsa, o kadar rahat dünyanın farklı ülkelerini dolaşabilirsiniz. Ya ahiret hayatı, ahirit hayatında ne geçerli? Bu ilahiyat profları sabah akşam anlatmazmı, maddiyatın öbür hayatta geçerli olmadığı, manevi değerlerin geçerli olduğunu. Ciddiye gelince neden şimdi yamuk çiziyorlar, yok öyle birşey diyorlar. Öbür hayata giriş yapıldığında manevi bilgilerden soruluyor olmamız, neden bunları rahatsız ediyor. Bu dünyanın sınır kontrolünde hangi ülkeden geldiğinize bakılıyorsa, ahiret hayatınıza adım attığınız zamanda hangi inanca ait olduğunuzun sorulması, yani orada geçerli belgelerden sorulacak olmamız neden bunların garibine gidiyor? Bu dünyada giriş çıkışlarda gümrük memurları varsa, ahiret hayatında da neden olmasın? Bu memurlar sizin pasaportunuzu kontrol ederkende, üzerinizde yargıçmı oynuyorlar? Hayır. Örneğin; mülteciniz. Siz bir ülkeden çıkıp başka bir ülkeye sığınmak istediğinizde, sizin temel bilgileriniz sınırda alınır ve dilekçeniz mahkeme tarafından kabul görünceye kadar siz bir kampta (sınırda) bekletilirsiniz. Bu bekleme sürecide iyi seniz ikramlar içinde geçecek, kötüseniz azap içinde, sıradan birisi iseniz uykuda. Münker ve nekir sizi yargılayan ve hakkınızda hüküm veren yagıçlar değil, sizin bilgilerinizi alan gümrük memurlarıdır. Yeryüzünde olduğu gibi. Not: kötü iseniz kabirde azap göreceksiniz, bu azabı ama münker ve nekir belirlemiyor, Allahu Teala belirliyor. Mahşeri sorgu öncesi, bu azabın kabirde kötüler üzerine inmeside tuhaf değil. Bu konuda ayetler çok açık ve net. Kabir azabı varmı yazımızda, bunları detaylandırıyoruz.

   4) Allahın düzeni kontrol etme ve garantiye alma üzerine kurulu

Allah herşeyi görür ve herşeyi bilir ama, ben gördüm işittim bu yeter demez. Sağ ve sol omuza melekler yerleştirir ve bunlara herşeyi kayıt altına alın der. Bununlada yetinmez, önümüze bir melek arkamıza bir melek yerleştirir. "İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar" (Rad Süresi, 11). Toplam dört melek, ömür boyu bizi takip eder. Allah dileseydi herhangi bir kayıt veya şahide ihtiyaç duymadan bizi huzuruna çıkarır, sen şunu şunu yaptın deyip bizleri yargılayabilirdi ve kimsede buna karşı koyamazdı. Allah ama bunu yapmaz, Allah önümüzden ve arkamızdan bizi gözetleyen melekler gönderir. Sağ ve sol omuzumuzda her yaptığımızı kayıt altına alan yazıcılar görevlendirir. "İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar" (Kaf Süresi; 17). Allah bir peygamber ile yetinebilirdi ama yüzlercesini gönderir, bir kutsal kitap ile yetinebilirdi ama yetinmez. Bir büyük melek ile işleri halledebilirdi ama yapmaz, her iş için farklı bir melek yaratır. Allahın bu garantici yaklaşımını gördükten sonra, sizce Allah öbür hayata intikal edenlerin kayıdını almadan onları kabir hayatına sevk edermi? 

   - Özet

Ayetlere, hadislere ve İslam alimlerin görüşlerine değinmeden sadece ve sadece ilahi düzeni gözlerimizin önünde canlandırdığımızda münker ve nekir adında kayıt alıcılar olması gerektiğini net anlayabiliyoruz. Değerli dostlar; akıl, ortada bir veri varsa mantık üretir, eğer ortada bir veri yoksa üretilen fikir mantıksız olur. Siz eğer ayetleri, hadisleri, İslam alimlerini ve hatta güncel hayatı hiçe sayarsanız, onu referans almaz şunu kaynak olarak göstermezseniz, verisiz bir sonuca varmış olursunuz, bu da aklınızı mantıksızlığa götürür. Bu iki ilahiyatçı,
münker nekir inancın Ayetlerde olmadığını söyledi, hadis kaynaklarını güvenilir bulmadı, icmayı cahil ve yetersiz gördü. En güvenilir kendi akıllarını buldular ve kendilerince fikir üretmeye başladılar. Bir akılda, herhangi bir veri olmadan fikir üretmeye kalkışırsa ortaya ne çıkar? SAÇMALIK çıkar! Bu ilahiyat profları saçmalamış. Biz ne yaptık? Biz bu iki profesöre ders olsun diye, Ayet, hadis ve icma olmadanda doğru nasıl bulunabilir bunu size gösterdik. Varsayalımki bu konu Ayetlerde geçmiyor varsayalımki hadisler hurafe ve varsayalımki geçmiş alimler günümüzün zamanına uygun değil, siz yinede SADECE VE SADECE YERYÜZÜNDEKİ DÜZENE BAKARAK doğruyu bulabilirsiniz. Mutlaka ve mutlaka bir veri kaynağınız olmak zorunda. Akıl, sağlıklı mantık üretebilmesi için veriye ihtiyaç duyar. Bu yazımızda bizde kafadan sallasaydık bizde saçmalardık. Biz ne yaptık; Ayetler, hadis ve icma yoksa yeryüzündeki düzeni inceledik, onu kendimize referans kıldık. Yeryüzü düzenini kuran Allah, ahiret hayatını kuranda. Yeryüzünü anlarsak öbür dünya hakkında ipuçları elde edebiliriz diyerek veri peşinde koştuk. Bu iki şaşmış profesör, gözlerini açıp dünya'nın düzenini görmekten aciz. Rabbim merhamet etsin, hidayete erdirsin.

İsimleri doğru olabilirmi?

Münker ve Nekir isimleri birbirine uyumlu olsun diye kafadan uydurulmuş isimler izlenimi, sizlere veriyor olabilir. Eğer veriyorsa vermesin. Neden? Kur’an-ı Kerimi incelediğinizde aynı görevi paylaşan veya benzer makamda olan meleklerin birbirine uyumlu isimler ile anıldığını görüyoruz. Örneğin; Kur'an-ı Kerimde geçen Harut ve Marut isimli iki melekte birbirine uyumlu isim taşır. Bunun dışında Kur'an-ı Kerimde isimleri geçen Cebrail ve Mikail isimleride keza birbirine uyumluluk gösterir. Özet: ölüm sonrası kayıdımızı alacak olan meleklerin gerçek isimleri Münker ve Nekirmi, bu konuda ilk İslam alimlerin genel kanaatine sonrası kendi aklımıza başvurmalıyız. Eğer İslam alimleri bu isimler üzerinde hemfikir ise ve aklınızda buna bir şerh koşmuyorsa o zaman bu isimlere inanmada bir sakınca bulunmaz. Burada önemli olanda ama zaten isimler değil. Burada önemli olan öyle bir kayıda alınma hadisesinin olup olmadığı. Genel mantıkta bizlere olması gerektiğini söyler.