nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    




Kader nedir;
Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta, size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede, soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde, sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz. 

İstanbul;
nasıl olurda haklı olduğumuz bir yerde, bu kadar haksız konuma düşebiliyoruz? Nasıl olurda yüzyılın kazığını yiyor, bunuda demokrasi diye bizlere yutturabiliyorlar? Nasıl olurda hırsızlık yapan değil, mağdur edilen demokrasiyi hazmedemeyen konumuna düşebiliyor. Bir operasyonla istanbulu çaldılar. Bunuda bize demokrasi diye yutturdular. Nasıl bu hale düşebildik? Çok basit; olaylara verdiğimiz tepkiyle. Değerli dostlar; her bir olay sizin verdiğiniz tepki kadar ilgi çeker. Sizin verdiğiniz tepki orantısında birşeyin büyüklüğü veya o şeye verdiğiniz değer anlaşılır. İnsanlar olayların vahamiyetini sizin verdiğiniz tepki oranında algılar. Siz bir olaya cılız bir tepki verirseniz, insanların olay hakkında algılamasıda o kadar olur. Birileri eğer, ne olmuşki ne varmış diyorlarsa bu sizi şaşırtmasın, bu söylemler sizlerin gösterdiği tepkinin yansımasıdır! Akıl, akıl, akıl, akıl. Onlar bir üst akıl ile hareket ediyor, siz ise bireysel olarak. O yüzden onlar hep kazanıyor, bizede kazık kalıyor.

Onlar ne yaptı;
17- 25 aralığını yaptılar. O günlerde yoktan yüzyıllığın yolsuzluğunu çıkardılar. P
ireyi deve yaptılar. Nasıl yaptılar bunu? Görsel effektler ile! Bir anda her yere baskın düzenlediler. Bunlarıda medya önünde yaptılar. Büyük iş adamlarını ve bürokratları tutukladılar. Tutuklanan kişiler ne kadar büyük mertebeye sahipse yolsuzlukta o kadar büyüktür kanaati var ya, işte o kanaati uyandırmak için büyük iş adam ve bürokratları tutukladılar. Çok sayıda insan tutukladılar. Ne kadar çok insan tutuklanırsa, o kadar büyük bir operasyon yapılıyor algısı var ya, işte o algıyı uyandırmak için yüzlerce kişiyi tutukladılar. Baskın yaptıkları ev ve işyerlerinden kolilerce dosya çıkardılar. Ne kadar bol dosya o kadar çok delil algısı var ya, işte bu izlenimi uyarmak için baskın yaptıkları ev ve iş yerlerinden bol bol dosya taşıdılar. Kameralar önünde büyük bir şov sergilediler ve olmayan şeyleri veya pirelik olayları yüzyılın yolsuzluğu olarak topluma yutturdular. Türkiye'ye büyük bir algı operasyonu çektiler. İşte buna üst akıl denilir. Örneğin itiraz süreçleri devam ederken, nasıl paris belediye başkanı ve yurtdışı medya organları ekrem imamoğlunu tebrik etmeye başladığını gördünüz. Bu işte bir üst akıl hareketidir. Bir vasfı bir kişi ile ne kadar çok özleştirirseniz, akıllarda o kalır. Bir hırsız vasfı değil, belediye başkan vasfı kalır. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, o ünvanı elinden aldığınızda o kadar büyük mağduriyet yaratırsınız. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, toplum nezdinde o kişinin kabülünü o kadar hızlandırırsınız. Topluma, verin adama mazbatasını, bir 5 yılda o yönetsin ne var bunda dedirttirir, yüzyılın hırsızlığını topluma yutturursunuz. Ekremcik boşuna belediye başkanı vasfıyla dolaşmıyor. Hepsi bir üst aklın oyunu. Çok bilinçli ve stratejik hareket ediyorlar. Ya biz, biz ne yapıyoruz?

Gelelim bizim eziklere;
bizim elimizde gerçek bir deve var; il ve ilçe seçim kurumu, chp il ve ilçe teşkilatı, chp' li belediyeler, fetö ve pkk' nın yer aldığı yüzyılın hırsızlığı elimizde var. Onlar 17-25 aralıkta ne yapmıştı, pireden deve çıkarmıştı. Biz ne yaptık? Bizde deveyi pireye dönüştürmeyi başardık. Elimizde yüzyılın hırsızlığı var, hırsızı suçüstü yakalamışız ama sus pusuz. Siz binali yıldırım hiç ortalıkta görüyormusunuz? Binaliye tavsiyemiz; kim sana sessiz kal ve ysk kararını bekle dediyse, onları kov. Sesini çıkarmayan bebeğe mama verilmez. Karşı taraf ne kadar ses çıkarıyorsa, sizde en azından o kadar çıkaracaksınız. Karar verici makam Allahtır. Çaba göstermedende Allaha tevekkül edilmez. Yan gelip yatarak, hakkın size gelmesini bekleyemezsiniz. Karşı tarafın bir olaya nasıl bir akıl ile yaklaştığını gördünüz, bizim mahallede ise böylesine bir akıl yok! 17 yıldır devlet biziz. Üzülerek görüyoruzki, bu süre içinde hiçbir devlet refleksi hiçbir üst akıl geliştirememişiz. Kimin nerede ne yaptığı belli değil. Her kurum birbirinden bağımsız kendi kafasına göre takılıyor. Eğer bir konu hakkında harekete geçilmesi gerekiyorsa, kimse harekete geçmiyor. Herkes diğerine bakıyor. Kimse insiyatifi almıyor. Kimse hareket etmeyincede, erdoğan devreye girmek zorunda kalıyor ve emirle yaptırıyor. Sonrada her yere müdahale eden, kötü olan erdoğan oluyor. Ne gerek var kendini yıpratmaya. Sistemini kur, çarklar kendi kendine işlesin. Maalesef kurmadı. Bu erdoğanın, bu devlete yaptığı en büyük kötülük. 70 yaşına geldi, bir 70 yıl daha yaşayacak değil. Başına bir iş geldiğinde, bu devlet sudan çıkmış balık durumuna düşecek. Akbabalar gibi herkes devletin başına çöreklenecek. Onlar bir üst akıl ile, biz ise akıldan yoksun hareket ettiğimiz içinde, bu kavgada kaybeden biz olacağımız şimdiden çok aşikar. Bin parça olacağız. Erdoğan gittiğinde çok büyük bir koas geride bırakacak, bu çok açık. Maalesef ve maalesef milli ve yerli bir derin devlet oluşturmadı. Kurumlar arası koordinasyonu sağlayan, bir emir beklemeden insiyatif alan, kendinden harekete geçen milli ve yerli bir devlet refleksimiz yok. Örneğin; fetö adında bir örgüt devletin kırmızı kitabına giriyor, merkez yani Ankara ama, il ve ilçelerde fetö ile nasıl mücadelede ediliyor neler yapılıyor bundan bir haberdar değil. Örneğin; sağdan soldan kişileri bakan yaptılar. Gel sen kafana göre milli eğitimi yönet, diğerine gel sen kafana göre şurasını yönet denildi. Böyle olmaz arkadaşlar, bu kafayla siz bir yere varamazsınız. Nasıl olmalıydı, büyük devletler nasıl yapıyor bunu? Yüz yıl sonrası neslinizi ve ülkenizi nerede görmek istiyorsanız, ona göre eğitimde ekonomide veya turizmde bir yol haritası çizersiniz, gelen her kişide o plan dahilinde hareket eder. Kısacası, devlet böyle yönetilmez. Bu neyi gösteriyor? Bir üst akıl yokluğunu. Biz maalesef devletin bekasını ilgilendiren konuları, ilçede çalışan sıradan bir memurun insiyatifine ve niyetine bırakıyoruz. O da, bu benim üzerimde kalır korkusu ile sıradan bir soruşturma ile süreci idare etme boyutuna gidiyor. Ben soruşturmayı açayım, benden sonrakiler ne karar verirse bu onların sorunu olsun deyip sıradan bir soruşturma 5 yıl sürüyor ve halen kapanmıyor. Kimse kendi kariyerini riske atmak istemiyor. Bu da, memur iyi niyetliyse. Dosyalar, art niyetli birine düştüğünde zaten olaylar anında sümenaltı ediliyor ya da anında harekete geçiliyor ve o makamlar birilerine baskı uygulamak için kullanılıyor. Örneğin; mansur yavaş ve ekrem imamoğlu ikisi de dolandırıcılıktan yargılanıyor ve dosyaları yıllardır bir karara bağlanmadı. Kimse dosyalarına dokunmadı. Birileri dosyaları oyaladı, adamlarda geldi belediye başkanı oldu. Şimdi dokunsanız, yani o dosyaları bir karara bağlasanız bir dert, dokunmasanız ayrı bir dert. Daha önce dokunsaydınız cılız ses çıkardı, şimdi ise seçilene dokunduğunuz için dünyayı ayağa kaldırırlar. Ne gerek vardı bu boyuta getirmeye. Devlet dediğin bir virüs programı gibi kurumları ve adliyeleri sürekli tarar. Olayları böylesine çıkmaza gelmesine izin vermez.

Milletin tercihine saygı duyacaksınız, seçtiği kişiye saygı duyacaksınız, amenna, buna hiçbir itirazımız yok. Ancaaak, ebeveynlerin çocuklarına karşı nasıl bir sorumluluğu varsa, devletinde milletine karşı bir sorumluluğu var. Siz ebeveyn olarak nasıl zararlı websiteleri veya kanallardan çocuklarınızı uzak tutuyorsunuz, devlette vatandaşlarını zararlı kişilerden uzak tutma sorumluluğuna sahip. Devletimiz maalesef bunu yapmadı. Bizde sorumluluğunu yerine getirmeyen ebeveyne nasıl kızıyorsak devletede o şekilde kızıyoruz. Devlet dediğiniz, iyi bir ebeveyn gibi vatandaşlarını zararlı kişilerden korur, beyinlerinin zehirlenmesine izin vermez. Örneğin; fox, odatv ve sözcü gibi batının operasyonel medya kurumların yayınlarına asla müsade etmemesi gerekirdi. Siz bu tür yayın organlarına müsade ederseniz, toplumun zehirlemesine izin verirseniz, bir kitlenin o uyuşturulmuş beyinler ile sabıkalı kişilere oy vermelerine, pkk ve fetö ile işbirliğine girmelerine engel olamazsınız. Elbette muhalif medya olacak, bunlar ama muhalefet yapmadı. Bunlar sabah akşam yalan haber yayınladı. Kitleleri ayrıştırma ve fitne sokma görevini üstlendiler. Yıllardır bunu yaptılar ve kimsede bunlara dur demedi. Ne devlet ne savcılar harekete geçti. Sonuç; kutuplaşmış bir topluluk ve devletinden nefret eden bir kitleye sahibiz. Sizce bu kendiliğindenmi oldu? Birileri bir kitleyi devletten nefret eder hale getirdi. Devlet olarakta siz bu sürece sadece, seyretmekle yetindiniz. O yüzden bu sabıkalı tipleri seçenler kadar, devlette bu seçilenlerden sorumludur. İlin adamı amerikadan geliyor, sendikaları, meslek odaları ve partileri dezayn ediyorsa, sende dezayn edeceksin. B
en bir kabile devleti değilim diyorsan sende edeceksin. Kıssasa Kıssas. Varlığını her alanda hissettireceksin. Yapmıyorsan sende sorumlusun.

Öyle veya böyle, devlet olarak maalesef ortalıkta yok'uz. Yargıda ve kurumlarda devlet olarak yok'uz. Yok olduğumuz içinde olayların vahamiyetini soruşturmalara yansıtamıyoruz, yansıtamadığımız içinde caydırıcı bir devlet olamıyor haklılığımızı karşı tarafa aktaramıyoruz. Bakınız, dünyanın hiçbir yerinde yargı bağımsız değildir. Yargı, bir devletin kendi varlığını hissettirdiği yegani noktadır. Bir devletin devlet olduğunu yargısından anlarsınız. Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa, bilinki onlar sizin devlet olmanızı istemiyor!! Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa bilinki, onlar orasını çoktan ele geçirdi, kendi derin devletciklerine dokunulmasını istemiyor. Anlayacağınız, birileri bizim eziklere yargının devletten bağımsız olması gerektirdiğini yutturmuş. Hal bu olunca, devlete yapılan yanlışlara karşı yargıyı harekete geçiremiyoruz. Yüzyılın hırsızlığı ile karşı karşıya olmamıza rağmen, bizimkiler o kadar cılız o kadar alttan alan bir ton ile hareket ediyorki, hırsıza verdikleri rahatsızlıktan ötürü özür dileyecek haldeler. İtirazları ile hırsızların mazbatasını geciktirdikleri için özür dileyecek durumdalar. Böylesine ezik ve pasif bir tepki verdiğiniz zamanda, haklı olduğunuz bir konuda haksız duruma düşüyorsunuz. Demokrasiyi hazmedemeyen siz oluyorsunuz. Ne yapılmalıydı? Usülsüzlükler tespit edildiği an, chp ilçe teşkilatları ilçe seçim kurumları, nüfus müdürlüklerine baskınlar düzenlenmeli ve hepsi tutuklanmalıydı. Ne kadar üst düzey kişileri tutuklarsanız ve sayısal olarak ne kadar çok kişiyi tutuklarsanız, olayın vahamiyeti o kadar anlaşılırdı. Bunlarda medyanın önünde yapılmalıydı. Sıra bana gelecek diye herkes tir tir titremeli, tehdit savuranlarda korkudan susmalıydı. Bunların hiçbiri yapılmadı. Neden? Bir üst akıl eksikliğinden ve ürkek ve yalaka tiplerin partiyi ele geçirmesinden, erdoğanın son 20 yıl içinde ikinci üçüncü dördüncü beşinci erdoğanlar çıkaramamasından. Bizim mahallede metin külünk gibi ne kadar şahin varsa hepsi tasfiye edildi, yerlerine ezik ve yalaka tipler getirildi.
Bunlardanda hep cılız ve müzakereci sesler çıktı. Şu söylemi duymuşsunuzdur; erdoğan çok kavgacı! İşte bunlar içimizdeki kripto fetöcülerin söylemi. Bizleri uysal hale dönüştürme projesinin bir parçasıdır. Size ne yapılırsa ses çıkarmayın demenin nazik yoldur. Başımıza ne geldiyse zaten bundan geldi, ses çıkarmadığımızdan bunlara dünyayı başlarına yıkmadığımızdan ötürü geldi. Ne elde ettiysekte saldırdığımızda elde ettik; 15 temmuz, hendek operasyonları, afrin ve fırat kalkanı harekatı! İçimizden birileri ama böylesine proaktif bir boyuta geçememizi istemiyor. Mağduru oynamak, haksızlıkları hazmetmek, bize biçilen rol bu! Bayrağı alıp karşı tarafa saldıran, karşı tarafın pisliklerini masaya döken karşı tarafı defansa zorlayan yok. Siz süleyman soylu dışında savaşan başka birini görüyormusunuz? 20 yıllık bir partide ikinci bir şahin çıkmazmı hiç. Kaldıki süleyman soylu da dışardan geldi. 20 yıl iktidarsınız ve bir tane şavaşçı üretemediniz. Bu topraklar ezikleri kaldırmaz. Herkesin gözü olduğu bu topraklarda şahin olmak zorundasınız. Biz sulh döneminde değiliz. Eğer sulh döneminde olsaydık, her tarafa barış mesajları göndermek bir anlam taşırdı ama, realite bu değil. Bizler savaş dönemindeyiz. İhtiyaç duyduğumuzda savaşçılar. Maalesef, biz kendi içimizden susturulduk. İçimizdeki ezikler kontrolü ele geçirdi. Karşı tarafa ise gün geçtikçe daha çok hırçınlaşma talimatı verildi. Biz sesimizi yükselttiğimizde kutuplaştırıyorsunuz denildi, onlar seslerini yükselttiğinde bu özgürlük ve demokrasi oldu. Bir ihanet ortaya çıktığında bunu haykırmak hainlik edenlere dünyayı dar etmek isteyen şahinler çıktı, ak partili yöneticiler ise müdahale etme ve sessiz kal, sokakları germeyelim diyerek bunları susturdu. İçimizdeki birileri şahinleri sustura sustura sustura bunların her türlü ihanetine, hakaretine, suçuna göz yumar hale geldik. Sonuç; bunlara göz yuma yuma istanbulu çaldılar! Henüz itirazlar sonuçlanmadı ama, bu aşamadan sonra ne olursa olsun, bu hileyi yapabildiler ve ak parti uyuduysa, böylesine büyük bir olaya karşı devlet böylesine ezik bir refleks sergiliyorsa, geçmiş olsun bize. Anında cezaları kesemiyorsan, olayın yaşandığı gün devlet olarak ağırlığını hissettiremiyorsan, geçmiş olsun bize. İstanbul düşmana kaptırılmış, yapanında yanına kar kalacağını hepimiz biliyoruz. Üzücü olanda bu! Mahkeme süresi beş yıl sürecek, sonunda bir kaç kişi bir kaç yıl ceza alıp olay kapanacak.
 
Arkadaşlar;
burada konu İstanbul konu aya sofya. İstanbul düşerse kudüs düşer, mekke düşer demiyormuyuz? Eeee, adamlar büyük bir hile ile istanbulu çaldılar. Bugün ohal ilan etmiyeceksinizde ne zaman edeceksiniz, bugün fırtına koparmayacaksınızda ne zaman koparacaksınız? Ne hale geldik. Mağdur olan sessiz, hırsız ise ortalıkta dolaşıp çaldığım malı vermezseniz ortalığı yakar yıkarım diyor. Fırtına koparması gereken masa altına saklanmış, sobelenen hırsız ise fırtına koparmakla tehdit ediyor. Ne hale geldik! Bileğin hakkıyla kazanırsın, bizde Rabbim böyle takdir etmiş der yenilgiyi kabul ederiz. Hile ile çalmaya kalkıyorlarsa ama, o zaman bunlara dünyayı dar etmek gerekir. Biz bu şekilde bunlara sürekli prim verir, alttan alır ve bunların suçlarına göz yumarsak bunun bedeli bize çok ağır olur. Oldu da. 15 temmuzda Türkiye' yi 31 martta' da istanbulu çalmaya kalkıştılar. Demek 15 temmuz sonrası biz bunlara anladıkları cevabı verememişiz. Darbecileri kravat takım elbise mahkemeye getirirsen, olacağı buydu. Darbe yapanlara karşı bu kadar layt davranırsan, olacağı buydu. Böylesine pasif ve ezik devlet olursan, her türlü ihanete davetiye çıkarırsın. Nasıl olsa devlet birşey yapmıyor denilerek önüne gelen devlete ihanet etmeye başlar. Yani bunların 15 temmuz sonrası bir darbe girişimi
(istanbul) daha tezgahlayacakları dünden belliydi. O kadar layt bir devletizki, vatana ihanet etmek için resmen davetiyeler dağıtıyoruz. Örneğin; ahmet türk. Terör örgütü üyeliğinden hapis cezası yedi, hasta diye tahliye edildi, sonrada kalktı mardin büyükşehir belediye başkanı oldu. Hapiste yan gelip yatmak için hasta, büyükşehir belediye başkanlığı için sağlıklı. Bu bizim hekimlik mantığımıza yatmıyor, sizin mantığınıza yatıyormu? Şimdi bunun mazbatasını vermezseniz bir sorun, verirseniz başka bir sorun. İşte bu boyuta getirmemeniz gerekliydi. Bu boyuta gelmeden müdahalenizi yapmanız ve önleminizi almanız gerekliydi. Dünyada, olaylar yaşandıktan sonra uyanan ve müdahalesini yapan tek devlet biziz. Rabbim bizi acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Bunlar başta kaldığı müddet biz daha çok kazık yeriz. Daha çok görememişiz, aldatılmışız deriz. Örneğin; kamudan atılanların seçme hakkı olmadığını siz biliyormuydunuz? Biz bilmiyorduk ve bunu yeni öğrendik. Biz bilmiyorduk çünkü, biz sıradan vatandaşıyız. Ya devlet, devlet nerede? Meğerki devletimiz, kurumlardan kovulan fetöcülere yıllardır, sahip olmadıkları bir hakkı tanımış. Eeee, bu kafayla bugünlerimizi ziyadesiyle hak ediyoruz. Biz bu kafayla bu ezik halimiz ile daha çooook kazık yeriz.
 
Paradoks nedir;
birbirine zıt kavramları bir ifadenin içine sokmaktır. Doğru olan bir ifadenizin içine öyle bir kelime sokuyorsunuzki o ifadenizi kendi içinde çelişkili duruma düşürüyorsunuz. Örneğin; muhalefet. Ne diyorlar; "hukuki dayanağı olmayan süreci durdurmak, Türkiye ve İstanbulun yararına olacaktır". Bu ifade paradoks bir ifade. Hukuktan bahsediyorsunuz, hukuksuzlukla yani
sokak eylemleri ile tehdit ediyorsunuz. Hukuktan bahsediyorsunuz, karşı tarafın hukuki haklarını yok sayıyorsunuz. İşte buna paradoks denir. Örneğin; "seçim sonuçlarını kabul edin", söylemi. Buda paradoks bir söylem. Seçim henüz sonuçlanmamışki sonuçlar kabul edilsin. İtiraz süreci, seçimin bir parçası değilmi? Örneğin; faşizim ve diktaya karşı seçimleri kazandık? Bu da paradoks, kendi içinde çelişkili bir söylem. Diktatörlük ile seçimler kelimesini aynı cümlede kullandığınızda ortaya paradoks bir söylem çıkar. Neden, çünkü faşizim ve diktatörlüğün olduğu bir yerde seçimler olmaz. Seçimler olduğu zamanda faşist ve diktatör olan yüzde 99 oy ile kazanır. Yani diktanın olduğu bir yerde sizlerin seçim kazanması söz konusu olamaz. Bu hırsızların söylemlerine dikkat ederseniz, sürekli bir paradoks içinde olduklarını görürsünüz. Söylemleri kendi içinde çelişki dolu. Neden? Doğru tarafları yokta ondan. O kadar yamuklarki, doğru bir ifadeyi bile yamultmayı yani paradoks bir duruma düşürmeyi beceriyorlar. Sayın okurlarımız, kötünün gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile iyi görünmeye çalışır. Buna deccaliyet diyoruz. Hani demokrasi deyip dünyayı ateşe veren bir üst akıl var ya, işte bunların gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile insanları kandırırlar. Eylemler kötü, söylemler güzel. Demokrasi, hak ve hukuk gibi kelimeler ile iyi görünmeye çalışıyorlar, eylemleri ama kötü olduğu için tehdit etmektende kendilerini alı koyamıyorlar. Sonuç; paradoks söylemler doğuyor. Demokrasi ve tehdidi aynı ifadenin içinde kullanmayı beceriyorlar. Örneğin; bunların nasıl medya patronlarını tehdit ettiğini gördünüz değilmi? Medya özgür olmalı deyip medyayı tehdit etmeyi aynı zamanda başarabiliyorlar. Bundanda ilginç olanı, bunlar gerçekten de bu hileler bu tehditlerle muvaffak olacaklarına inanıyorlar. Her türlü hileyi sahtekarlığı, tuzağı yapıyorlar ve günün sonunda galip olan kendilerin olacağına inanıyorlar. Dünyanın ak partinin ezik ve hain tiplerinden ibaret olduğuna inanıyor, Allahı nedense hesaba katmıyorlar. Bizden tekrar uyarması, sizin bir hesabınız olurda Allah'ın olmazmı. Allahu Teala herşeyi not ediyor. Hilelerinizi ve size oy verenleri not ediyor. Bu fırsatların size tanınmasıda sizin hayrınıza değil, günah yükünüzü artırmak için. Bir yere kadar ama, bir yere kadar bu hainliklerinize bu kötülüklerinize Allah müsaade eder. İstanbulu ele geçirmek için kurduğunuz bu tuzak son damlamıydı, bunu bekleyip göreceğiz. Şu ama kesin, siz erdoğanı mumla arayacaksınız. Yaklaşan yaklaşıyor sizin için!

Ne büyüksün rabbim; bizlere hırsızlık iftirasını atmışlardı. Şimdi yüzyılın hırsızlığı ile kendileri sobelendi.

gelelim büyükçekmeceye;
büyükçekmece üzerinde ciddi bir şekilde durulması gerek. Devletin tüm güvenlik bürokrasisi büyükçekmeceyi mercek altına alması gerek. Seçimlerde yapılan usülsüzlükten ötürü değil, daha büyük bir sorundan ötürü. Öyle gözükiyorki, bir üst akıl kamu kurumlarından kovulan fetöcülere yeni bir hedef belirlemiş; belediyeler. Belediyeler, fetöcüler için yeniden örgütlenme ve büyüme yeri olarak seçilmiş. Büyükçekmecede bu projenin pilot bir ilçesi. Devamı başka belediyelerden gelecek. Örneğin; tunç soyer ve izmir. Türkiye yeni bir tehdit ile karşı karşıya. Chp, hdp ve ip belediyeleri üzerinden fetö tekrar canlandırılacak. Zaten hiç yok olmamışlardı. Acilen, fetöcülere kalıcı bir çözüm getirilmezse (vatandaşlıktan çıkarmak) bunlar bir beka sorunu olmaya devam edecek. Örneğin; müebbet yiyenlerin aileleri hainliğe devam ediyor, geri kalan on binlerde bir kaç yıl içinde hapisten çıkacak ve büyük bir öç alma hırsı ile çıkacak, onlara ek birde devlet kurumlarından atılan yüzbinler ülkemizde dolaşıyor, birde yurtdışından paketleyip getirdikleriniz var, şimdi; siz bunların bu ülkede rahat duracağınımı sanıyorsunuz? Bunları bu ülkede tutarak ne amaca hizmet ediyorsunuz? Muhalefet kadar olamadınız, onlar masum suriyelileri ülkeden atma cüretini gösterebiliyor, siz ise teröristleri vatandaşlıktan yani ülkeden atacak cesareti gösteremiyorsunuz. Ezikler sizi. O yüzden hep muhalefetin borusu ötüyor, bizede kazık kalıyor. Dünyanın fetöcülerini ülkemizde topladık, avrupadaki pkk'lılar da gelsin diyoruz. Ülkemizi teröristler hanına dönüştürdünüz. Fetö, pkk, deaş, dhkp-c vs vs vs, ne kadar terörist varsa ülkemize soktuk ve besliyoruz. Kötü tarafı şu; dün imkan yoktu, ne emniyet ne askeriye ne istihbarat ne de yargı elinizdeydi, yani dün bir mezaretiniz vardı. 15 temmuz gecesi ama Allah size lütfunu indirdi. Bir gecede sizleri hakim konuma getirdi. 15 temmuz sonrası, Allahu Teala hiçbir mezaretinizi kabul etmeyecektir. Herşeyi Allahtan bekleyemezsiniz. Artık kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız kendi kaderinizi kendiniz çizmeniz gerekir. Yüzyıl boyunca mağdur edildiniz. O mağdur sıfatına kendinizi o kadar kaptırmışsınız, ezilmeye kendinizi o kadar alıştırmışsınızki, kontrolün artık sizin elinizde olduğuna bir türlü inanmak istemiyorsunuz. O güçle ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Allah bizleri acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Belediye konusunda da uyarımızı tekrar yapalım; belediyelere ciddi kafa yorun, belediyeleri kontrol eden şehirleri ve nüfusu kontrol eder. Büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız, bizden uyarması. Fetöcüler bir araya geldiği zamanda ne yapar? Yaptıkları en iyi şeyi; devlete ihanet, hırsızlık, usulsüzlük ve hile. O açıdan büyükçekmecedeki usülsüzlükler bizleri hiç şaşırtmadı!

gelelim bizim medyaya;
Şunu baştan belirtelim, tarafsız medya diye birşey yok. Kimse kimseyi kandırmasın. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini savunan kişiler ile birlikte olur. Bizler birilerin birşeylerin yandaşı olmasını yadırgamıyoruz. Olayın tabiatı bunu gerektirir ancak, yandaşlığın ölçüsü, tanımı ve kriteri ne olmalı? Bize göre yandaşlık kavramı, tarafı olduğun şeyi daha iyi bir insan daha iyi bir yönetici yapma girişimin bir adıdır. Bize göre yandaşlık, hatalara ve yanlışlara göz yummak değil, yandaş olduğun tarafı daha iyi ve daha doğru yola iletmenin bir yoludur. Yandaş olmak, aynı değerleri paylaştığın kişi ile bir yolculuğa çıkıp o yolda o kişiye destek olmak, göremediklerini göstermek, hatalara karşı uyarmak ve o yoldan şaşmasına karşı onu korumaktır. Bizim medyada maalesef bu konuda sınıfta kaldı. Yandaşlığı, şartsız kayıtsız desteklemek olarak algıladılar. Yoldaşlarına yani erdoğana çok büyük bir kötülük yaptılar. Hepimiz biliyoruzki, erdoğanın etrafı kuşatıldı ve bir çok mesele kendisine ulaştırılmıyor. Lideriniz böylesine bir kuşatma altında olduğunda, medya üzerinden o kuşatma bypass edilip hakikatlar lidere ulaştırılması gerekiyordu. Bizim tarafın medyası bunu maalesef yapmadı. Ezik yöneticiler ve yalaka bir medya, bizim mahallenin kaderide bu. Birileri bizim medyaya geldi ve birlik ve beraberliğimizi bozmayalım dedi, fitne çıkarmayalım dedi ve susturdu. Şeytan insanı nasıl kandırır biliyormusunuz? Kötülükle değil, iyilikle kandırır. Bunu unutmayın, aklınızın bir yerine not edin. Şeytan, iyi birşey yaptığınızı söyleyerek sizi kötülüğe iter. Sizce fetöcüler kötülük yaptıklarınımı sanıyor, hayır. Onlar vatan ve din adına iyilik yaptıklarına inanıyorlar. Birileride bizim medya'yı iyilik adında kötülüğe itti. Medyanın görevi bilgilendirme ve uyarmadır. Medya susunca, liderimiz uyutuldu. Ülkede yaşanılan olaylardan habersiz hale getirildi. Bugünlerimizde yaşadığımız her olay, yıllar öncesinden gümbür gümbür geliyorum dedi. Örneğin; chp. Dün mahmut tanal ve sezgin tanrıkulu gibi bireyler hainlik içindeydi. Bugün ise tüm teşkilat hainlik içinde. Dün bireylere dokunmadın, bugün ise tüm teşkilatı kapatmakla karşı karşıyasın. Dün dokunsaydın bir kaç cılız ses çıkar, olaylar kapanırdı. Bugün dokunmaya kalksan bir kaç vekille yetinemezsin hepsine dokunman gerekecek. Bunlarda tam bunu yapmanı bekliyor. Sokakları ve dünyaya ayağa kaldırmak için tamda bunu bekliyor. Dokunsan bir yana dokunmasan bir yana. Nasıl bu duruma düştük? Vaktinde müdahale etmediğimiz için.
Bugün yaşadıklarımızın her biri dünden belliydi, gümbür gümbür geliyorum diyordu. Bizim medya ama sen şöyle züpersin sen şöyle muhteşemsin, içimize fitne sokmayalım, liderimizi zayıflatmayalım diye diye bu gerçekleri sürekli sümenaltı etti. Ülkemizde ne kadar sorun varsa, bu soruna sebep olanlar kadar yandaş medyada bundan sorumlu. Karşı taraf sabah akşam yalan söylüyor. Onlar zaten bir çöplük. Siz belki onlar gibi yalan söylemiyorsunuz ama doğrularıda aktarmıyorsunuz. Yanlışları dile getiremiyorsanız, onlardan ne farkınız var? Biz rahatız, neden? Biz bu eleştirilerimizi ve uyarılarımızı kazandığımız günlerde de yapıyorduk. Yıllardır bu uyarılarımızı yapıyoruz. Biz, yenilgiye uğradığımız günde ortaya çıkanlardan değiliz.

gelelim ak partiye;
bu kaçıncı kazık be kardeşim! A
kıllanmamız için daha kaç kazık yemeniz gerekiyor? Fetö, devletin kırmızı kitabına gireli 5 yıl oldu ve halen böylesine organize hareket edebiliyorlarsa, geçmiş olsun bize. Biz halen fetö ve ulusalcı kemalistlerin yargıda egemen oldukları dönemlerin yargı katliamlarını bugünlerimizde yaşıyorsak, geçmiş olsun bize. Nasıl olurda il ve ilçe seçim kurulu başkanları fetöden tutuklanır ama il ve ilçe seçim kurulu üyelerine dokunulmaz? Bu olaylar bizlere bir kaç şeyi gösteriyor, birisi üst aklın önemini ve ikincisi ak partinin çöküş dönemine girdiğini. Bir kaç yıldır, Allahın ak partinin ipini çektiğini söylüyoruz. Son seçimler bunun sahaya yansıması oldu. Çoğunluk bozulduğunda Allah orasını darmaduman eder. Ak parti de bozuldu. Parti içinde hasbi duygulara sahip olanlar azaldı, menfi çıkarlar çoğaldı. Çoğunluk bozulduğu zamanda Allah orasını helak eder. Son bir kaç yıldır erdoğan, her seçim sonrası teşkilatları yenileyerek bu yobazlaşmanın önüne geçmeye çalıştı. İşe yaradımı? Yaramadı. Neden? Görevden alınanları ailenin bir parçası olarak görmeye devam etti. Onları partiden dışlamadı. Örneğin; abdullah gül. Daha düne kadar onu, partinin her türlü organizasyonuna davet ettiler. Siz bunu yaparsanız, yani çürük elmaları ailenin bir parçası olarak görmeye devam ederseniz, Allahta sizi bir aile olarak görmeye devam eder ve bir bütün olarak hesabı size keser. Erdoğana tavsiyemiz; parti teşkilatların tümünü lağv et. Millet oyunu sana veriyor, partiye değil. Teşkilatı küstürmeyeyim diye toplumu kendine küstürüyorsun. Teşkilatları lağv edipte seçimlere girsen, her ilçeye kafadan adaylar koysan, hiçbir miting yapmasan, inan bugünlerden çok daha fazla oy alırsın. Bundan sonra milletimle yola devam edeceğim der, daha fazla insanın gönlünü alırsın. Ak parti il ve ilçe yönetimlerin dava diye bir derdi yok, onlar çıkarları uğruna orada. Onlar sana ve davana bir yük. Sana zerre kadar faydaları yok. Tüm teşkilatı, myk dahil lağv et. Askeri okullar gibi lağv et. Başka türlü, seni çevreleyen o ezik o hain tiplerden kurtulamazsın. Temizlemezsen, onların pisliklerine sende ortak olursun. Çöküş başladı, ne yapsan artık ak partiyi kurtaramazsın. Tek çaren partiyi lağv edip kendini kurtarmak. Hatamıydı ak partiye oy vermek? Hayır. Ne kadar çok yerel seçim olsada, siz partiye değil lidere oy veriyorsunuz. Biliyorsunuzki yerelde bir sıkıntı olduğunda lider buna kayıtısız kalmaz müdahalesini yapar. Bu güveni size diğer partiler vermiyor. Örneğin; chp. Yerel bazda bunların arasından usulsüzlük yapan çıksa, biliyorsunuzki baştakilerde bu işin içinde. Yani diğerlerinde balık baştan kokuyor. Erdoğan ve bahçeli, şükür bu konuda bunlarda bir sıkıntı yok. Bu ikisi davalarında samimi. Devlete ve millete ihanet içinde değil. Sadece, teşkilatlanma devrin sona geldiğini siz ve erdoğan bilin. 

 



münker ve nekir varmı?



Bir tv programına iki ilahiyatçının uzman olarak çıkarıldığı ve kabir azabı hakkında sorular cevapladığını gördüm ve bu gördüklerim üzerinede böyle bir yazıyı kaleme almaya karar verdim. O programda bu iki uzman kabir azabın olmadığı, münker ve nekir inancın hurafe olduğunu iddia etti. Sorgulamanın mahşer gününde olacağı ve azabında bu sorgulama sonrası gerçekleşeceğini yönelik beyanlarda bulundular. Bu açıklamalar ne kadar doğru? Münker ve nekir varmı? Kabir azabı varmı? Bu tür sorular çoğu kişi tarafından merak edildiği ve sıradan bir vatandaş için kim doğruyu söylüyor kim söylemiyor bunu tespit etmek zor olduğu için, bu konuyu sizin için anlaşılır hale getirmeye karar verdik. Bu yazımızı "kabir hayatı varmı" yazısı eşliğiyle okursanız, olay sizin için daha iyi anlaşılır olacağını düşünüyoruz. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar.

Neden bu tür konuları ele alıyoruz?

İslam dini bir yap boz oyunu gibidir, farklı parçacıklardan oluşan bir bütün. O bütünü muhafaza edebilmekte, tüm parçacıklara iman etmekten geçer. Eğer küçücük bir parçayı, ne kadar anlamsız görünsede çıkarırsanız o yap boz oyunu bütünlüğünü kaybeder. Şimdi, bir parçayı çıkarıyorsunuz, neden çünkü o parça hoşunuza gitmedi, ne yapıyorsunuz; o boşluğu hoşunuza giden farklı bir parçayla dolduruyorsunuz. Yeni parça, ama bu sefer diğer parçalar ile uyumlu değil. Yerine oturmuyor. Ne yapıyorsunuz, yap boz oyunun diğer parçalarınıda bu yeni parça ile uyumlu olanlar ile değiştirmeye başlıyorsunuz. Sonuç; yap boz oyunun bir parçasının rengi, şekli şemali hoşunuza gitmedi diye, tüm parçacıkları yenileri ile değiştiriyor, ortaya yeni bir inanç sistemi ortaya çıkarıyorsunuz. Varsayalımki, yeni bir inanç peşinde değilsiniz, o zaman size şöyle bir örnek verelim;
İslam dini omuzlarınızda taşıdığınız bir yüktür. Siz İnancınızdan birşeyleri attıkça omuzunuzdaki ağırlık hafifler. Onu at şunu at derken bir bakmışsınız, ahiret hayatına içi boş bir inançla gelmişsiniz. Allahu Teala misaller ile konuları anlatır, Kur'an-ı Kerimi açtığınızda bunu görürsünüz. Daha iyi anlamanız için, sizlere bir örnek daha verelim; münker ve nekir inancı ne kadar anlamsız gibi görünsede, ahiret hayatına ilk adımı simgeler. Bunu, farklı bir ülkeye giriş yaparken, pasaport kontrolünden geçmeniz gibi düşünün. Siz o pasaport kontrolünü yok sayarsanız, bir anda sizin tüm seyehatiniz kaçak ve anlamsız duruma düşer. Münker ve nekir inancı ahiret hayatına girişi sembolize eder. Bunu yok sayarsanız, bir müddet sonra ahiret hayatı ile ilgili diğer mekanlarda anlamsız hale gelir. Örneğin; münker ve nekiri inkar ederseniz, kabir azabınıda inkar etmeniz gerekir. Birini inanıp diğerine inanamamazlık yapamazsınız. Kabir azabını inkar ettiğiniz zamanda Ayetlerle ters düşüyorsunuz. Münker ve nekir belki Kur'an-ı Kerimde anılmıyor ama kabir azabı anılıyor. Ne oldu şimdi? İnansamda olur inanmasamda dediğiniz birşey sizi farklı şeylere inanmayada itiyor. Birincisinde belki ayetlere ters düşmüyorsunuz, bir sonrakinde ama şeytan sizi tuzağa düşürüyor. Elini veriyorsun, kolunu kaptırıyorsun misali, inancınızda boşluklar oluşmasına izin vermeyin. İnancınızın tüm ayrıntılarına, ne kadar önemsiz görünsede sarılın. Bizler dininizin her parçasına iman etmeniz ve bilhassa neden iman etmeniz gerektiğini size anlatmaya çalışıyoruz. Bu yazımızda genel mantığınıza hitap ederek neden münker ve nekirin olması gerektiğini size izah etmeye çalışacağız. Umarız bu yazımız kabir ve ahiret hayatınıza olan inancınızı artırır.

Kur'an- ı Kerim boyutu

Münker ve Nekir adında iki sorgu sual melekleri varmı? Evet, VAR! Bu, Kur'an-ı Kerimde anılırmı? Ayetlerde anılmaz. Yok ise, neden var diyoruz? Kur'an-ı Kerimin ruhu, var diyor çünkü. Bunu açalım; Kur'an-ı Kerim iki boyuttan oluşur, birisi gözle görünen ayetlerden diğeri ise görünmeyen bir ruhtan. Kur'an-ı Kerimin ruhunu nasıl görürüz; Ayetleri tek olarak değil, bir bütün olarak gözünüzde canlandırmaya başladığınızda. Değerli dostlar; Ayet ve Süreler bunlar bireysel olayları anlatır, Kur'an-ı Kerimin ruhu ise bir bütünden bir düzenden bahseder. Münker ve nekir hadisesi bireysel olarak anılmaz, yani ayetlerde geçmez ama, kutsal kitabımızın ruhuna baktığınızda o iki meleği net görebiliyorsunuz, var olması gerektiğini net anlıyorsunuz. Nasıl anlıyoruz, bunu bu yazımızda size anlatmaya çalışacağız. Eğer sizde bir ayetten ayet ötesi anlam çıkarmak istiyorsanız, ayetleri teker teker ele almayın, tüm ayetleri beyninizde canlandırmaya çalışın. Bunun içinde ayetleri bol bol okumalısınız. Ezber değil, okumalısınız. Kuran-ı Kerimde bazı şeyler neden isim olarak anılmaz, işimizi kolaylaştırmaz?

   1. İman boyutu

Kur'an-ı Kerim herşeyden bahseder, satır aralarında herşey gizlinmiş. Ancak, isim olarak herşeyi anılsaydı kutsal kitabımız yüzbinlerce sayfa olur, kimse açıp okumaya cesaret edemez, onca detay içinde kaybolur giderdik. Allahu Teala öz ve kısa tutmuş ve sadece imanda büyük sıkıntılara sebep olacak şeyleri direk anma ihtiyacı hissetmiş. Birşey isim olarak kitabımızda anılmıyorsa ona inansanızda inanmasanızda imanınız tehlikeye girmez. Belki sırtınızda taşıdığınız o yükten bir gram eksilir, ama o bir gram yük o tonlarca ağırlığın içinde birşey ifade etmez.

    2. Diğer kutsal kitaplar boyutu

Allahu Teala toplulukların ihtiyaç ve imtihanlarına göre bilgileri indirir. Kur'an-ı Kerimin anmadığı bir çok bilgi, Kur'an-ı Kerim öncesi kitaplarda anılmış. Birşey Kur'an-ı Kerimde isim olarak anılmıyorsa, bunu direk reddetmeyin belki bu bir önceki Kitaplarda anılmış olabilir, Rabbim daha iyi bilir deyip geçin.

   3. Peygamberler boyutu

Allahu Teala
bazı bilgileri Kur'an-ı Kerimde anmaz çünkü o bilgileri peygamberlerine saklar, onlarında bu yemekte bir katkısı olsun ister. O peygamberlerin ümmeti sordukça, bir çok bilgi Ayet olarak değil bir soruya cevap olarak peygamberlere indirilmiş. Yani bu konu Ayetlerde anılmıyorsa, Peygamberimiz sav bu konu hakkında ne demiş bunu araştırıp öğrenmek gerekir. Varmı, bu konuda hadisler; evet, var.

   4. İnsan boyutu

Allahu Teala bazı bilgileri Kur'an-ı Kerimde gizler çünkü, bazı bilgileri insan araştırsın ve açığa çıkarsın ister. Kur'an-ı Kerim bir hazine kaynağı, içinde daha nice keşfedilmemiş bilgiler içerir. Allahta kendisinin ve peygamberimizin açığa çıkarmadığı bilgileri, vakti saati geldiğinde insan açığa çıkarsın, sevabı o alsın ister. Sonuçta bu kitap kıyamete kadar geçerli. Nice çağlara aydınlık nice çağların sorunlarına çözüm getirmesi için indirildi. Biz, kendi yüz yılımız yani teknoloji çağı için bu kitabı çözümleyebildikmi? Hayır. Allahta her çağın insanına, kendi çağına has bilgileri kendisi çıkarsın, sevabıda o kazansın ister.

   5. Niyet boyutu

Allahu Teala bazı bilgileri Kur'an-ı Kerimde anmaz çünkü, insanın niyetine bakmak ister. Bazı şeyleri direk anar, bazı şeyleri ima eder. İma edilen şeylerede insanlar bakalım nasıl yorum getirecek ona bakar. Bir imtihan olarak bir çok şeyi anmaz. Sonuç; her ilahiyatçı her şıh farklı bir yorum getiriyor, sizlerin kafalarını allak bullak ediyor. İmtihanda sınıfta kaldıkları kesin.

Bir konu hakkında yorum getiriyorsanız, bunu usulüne göre yapın

Yorumlar ve araştırmalar kafaya göre yapılmaz, herşey bir usul bir kaideye göre yapılır. Usule dayanmayan yorumlar şahsi görüşten öte bir anlam taşımaz. Nedir usul? İslami konularda araştırmalar yaptığınızda referans noktalarınız ilk Kur'an-ı Kerim, hadis, icma ve en son akıl olmalı. Bu iki ilahiyatçının düştüğü birinci hata bu; bunlar tersten başlıyor. İlk akıl diyorlar sonrası diğerlerine bakıyorlar, o da kendi tezlerini destekliyorsa. İslami araştırmalar böyle olmaz. Bu iki güya akıllı profesör; Ayet ve hadisler değil, ilk önce kendi akıllarını kaynak olarak almış. Görüşlerini dayandırdıkları ne bir Kur'an Ayeti var, ne de bir hadis. Artı, açıklamaları icmaya ters. 1500 yıllık İslam tarihin onca İslam alimin ortak kanaatine ters. Birinci itirazımız bu, araştırmalar böyle olmaz. Bilhassa kendinizi profesör olarak tanıtıyorsanız, herkesten daha fazla kendiniz araştırmaların usul ve kaidelerine uymanız gerek. Aklınızı kenara koyacaksınız, veriler üzerinden kanaat geliştireceksiniz.

Kendinizi fazla akıllı görmeyin

Mantıklı hareket etmek güzel ancak, sizin mantığınız sizin bilgi ve yaşam tecrübeniz kadar. Siz çalışmalarınızın temelini kendi mantığınıza dayandırırsanız, başka bir mantıkta gelir sizi mat eder çünkü el elden üstündür ve siz sandığınız kadar akıllı değilsiniz. Ama eğer, usul ve kaidelere uyar ve araştırmalarınızı kuran, hadis, icma ve sonrası kendi mantığınıza dayandırırsanız o zaman doğruları bulma payınız yükselir. Yorumunuzun temelini Allaha, peygambere ve onca İslam alimin aklına dayandırırsanız kimse tezinizi çürütemez. Ne demiş atalarımız; bir elin neyi var iki elin sesi var. Kendinize güvenmek güzel ama istişare dahada güzel! Bu iki uzman kendi mantıkları ile yola çıktı ve böylesine bir sonuca vardı, gelin bizde sadece kendi mantığımızı kullanarak bu konuyu ele alalım. Münker ve Nekir neden var olması gerek, bakalım bizim mantık bizi hangi sonuca taşıyacak;

İlahi düzen ve genel mantığa baktığımızda Münker ve Nekir neden var olması gerek?

   1) Allahın düzeni karşılamak üzerine kurulu

Siz yeryüzüne ayak bastığınızda yani size tamamen yabancı olan bir dünyaya ilk ayak bastığınızda sizi yeryüzünde karşılayanlar varmı? VAR. En azından sizi doğuran anneniz. Bu dünya'ya ayak bastığınızda sizi doğuran anneniz sizi karşılıyorsa, öbür hayata ayak bastığınızda da sizi yaratan Allahın sizi karşılayacak birilerini göndermesi, neden tuhaf olsun. Bu dünya'ya ayak bastığınızda anneniz ve aileniz, yeni dünyanıza size hoşgeldiniz der. Onlar size kaybolmadığınız bilgi ve güvenini aşılar. Bu yeni dünyada size rehberlik eder. Eğer bu dünya'ya ayak bastığınızda sizleri karşılayan varsa, bu neden öbür dünya'ya ayak bastığınızda da olmasın? Bu dünyada karşılanıyorsunuz, öbür dünya'da da karşılanıyor olmanız neden mantığa ve İslam dinine aykırı olsun?

   2) Allahın düzeni kayıt alma üzerine kurulu

Allahın düzenine baktığınızda Allahın herşeyi kayıt altına aldığını görürsünüz. Örneğin; levh-i mahfuz. "Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitap’da yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır" (Hadid Süresi; 22). Yaptığınız herşeyin kayıt altına alınmasından da ötesi, başınıza gelen herşeyde bir kitaptan çıkar. İlahi düzende herşey kayıt altına alınıyorsa, ahiret hayatına ayak bastığımız zamanda bu neden kayıt altına alınmasın? Bu dünyada gözlerimiz perdelenmiş ve bizler o kayıt alan melekleri göremiyor olabiliriz, öbür dünyada ama perdeler kalkacak. O aleme giriş yaptığımızda o meleklerin; evet bunlar buraya giriş yaptı demesini ve bizlerin bunu görebiliyor olması, neden bu iki uzmana o kadar garip geliyor?

   3) Girişler ve çıkışlar

Bir ülkeye giriş yaptığınızda, hangi ülkeden geldiğinize dair bir belge göstermeniz istenir (pasaport) ve o ülkeye giriş yapabileceğinize dair bir belge isterler (vize). Bu seyehatları siz, ülkenizin itibarı, maddi imkanınız kadar yapabiliyorsunuz. Ülkeniz ne kadar bir itibara sahipse cebinizde ne kadar paranız varsa, o kadar rahat dünyanın farklı ülkelerini dolaşabilirsiniz. Ya ahiret hayatı, ahirit hayatında ne geçerli? Bu ilahiyat profları sabah akşam anlatmazmı, maddiyatın öbür hayatta geçerli olmadığı, manevi değerlerin geçerli olduğunu. Ciddiye gelince neden şimdi yamuk çiziyorlar, yok öyle birşey diyorlar. Öbür hayata giriş yapıldığında manevi bilgilerden soruluyor olmamız, neden bunları rahatsız ediyor. Bu dünyanın sınır kontrolünde hangi ülkeden geldiğinize bakılıyorsa, ahiret hayatınıza adım attığınız zamanda hangi inanca ait olduğunuzun sorulması, yani orada geçerli belgelerden sorulacak olmamız neden bunların garibine gidiyor? Bu dünyada giriş çıkışlarda gümrük memurları varsa, ahiret hayatında da neden olmasın? Bu memurlar sizin pasaportunuzu kontrol ederkende, üzerinizde yargıçmı oynuyorlar? Hayır. Örneğin; mülteciniz. Siz bir ülkeden çıkıp başka bir ülkeye sığınmak istediğinizde, sizin temel bilgileriniz sınırda alınır ve dilekçeniz mahkeme tarafından kabul görünceye kadar siz bir kampta (sınırda) bekletilirsiniz. Bu bekleme sürecide iyi seniz ikramlar içinde geçecek, kötüseniz azap içinde, sıradan birisi iseniz uykuda. Münker ve nekir sizi yargılayan ve hakkınızda hüküm veren yagıçlar değil, sizin bilgilerinizi alan gümrük memurlarıdır. Yeryüzünde olduğu gibi. Not: kötü iseniz kabirde azap göreceksiniz, bu azabı ama münker ve nekir belirlemiyor, Allahu Teala belirliyor. Mahşeri sorgu öncesi, bu azabın kabirde kötüler üzerine inmeside tuhaf değil. Bu konuda ayetler çok açık ve net. Kabir azabı varmı yazımızda, bunları detaylandırıyoruz.

   4) Allahın düzeni kontrol etme ve garantiye alma üzerine kurulu

Allah herşeyi görür ve herşeyi bilir ama, ben gördüm işittim bu yeter demez. Sağ ve sol omuza melekler yerleştirir ve bunlara herşeyi kayıt altına alın der. Bununlada yetinmez, önümüze bir melek arkamıza bir melek yerleştirir. "İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar" (Rad Süresi, 11). Toplam dört melek, ömür boyu bizi takip eder. Allah dileseydi herhangi bir kayıt veya şahide ihtiyaç duymadan bizi huzuruna çıkarır, sen şunu şunu yaptın deyip bizleri yargılayabilirdi ve kimsede buna karşı koyamazdı. Allah ama bunu yapmaz, Allah önümüzden ve arkamızdan bizi gözetleyen melekler gönderir. Sağ ve sol omuzumuzda her yaptığımızı kayıt altına alan yazıcılar görevlendirir. "İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar" (Kaf Süresi; 17). Allah bir peygamber ile yetinebilirdi ama yüzlercesini gönderir, bir kutsal kitap ile yetinebilirdi ama yetinmez. Bir büyük melek ile işleri halledebilirdi ama yapmaz, her iş için farklı bir melek yaratır. Allahın bu garantici yaklaşımını gördükten sonra, sizce Allah öbür hayata intikal edenlerin kayıdını almadan onları kabir hayatına sevk edermi? 

   - Özet

Ayetlere, hadislere ve İslam alimlerin görüşlerine değinmeden sadece ve sadece ilahi düzeni gözlerimizin önünde canlandırdığımızda münker ve nekir adında kayıt alıcılar olması gerektiğini net anlayabiliyoruz. Değerli dostlar; akıl, ortada bir veri varsa mantık üretir, eğer ortada bir veri yoksa üretilen fikir mantıksız olur. Siz eğer ayetleri, hadisleri, İslam alimlerini ve hatta güncel hayatı hiçe sayarsanız, onu referans almaz şunu kaynak olarak göstermezseniz, verisiz bir sonuca varmış olursunuz, bu da aklınızı mantıksızlığa götürür. Bu iki ilahiyatçı,
münker nekir inancın Ayetlerde olmadığını söyledi, hadis kaynaklarını güvenilir bulmadı, icmayı cahil ve yetersiz gördü. En güvenilir kendi akıllarını buldular ve kendilerince fikir üretmeye başladılar. Bir akılda, herhangi bir veri olmadan fikir üretmeye kalkışırsa ortaya ne çıkar? SAÇMALIK çıkar! Bu ilahiyat profları saçmalamış. Biz ne yaptık? Biz bu iki profesöre ders olsun diye, Ayet, hadis ve icma olmadanda doğru nasıl bulunabilir bunu size gösterdik. Varsayalımki bu konu Ayetlerde geçmiyor varsayalımki hadisler hurafe ve varsayalımki geçmiş alimler günümüzün zamanına uygun değil, siz yinede SADECE VE SADECE YERYÜZÜNDEKİ DÜZENE BAKARAK doğruyu bulabilirsiniz. Mutlaka ve mutlaka bir veri kaynağınız olmak zorunda. Akıl, sağlıklı mantık üretebilmesi için veriye ihtiyaç duyar. Bu yazımızda bizde kafadan sallasaydık bizde saçmalardık. Biz ne yaptık; Ayetler, hadis ve icma yoksa yeryüzündeki düzeni inceledik, onu kendimize referans kıldık. Yeryüzü düzenini kuran Allah, ahiret hayatını kuranda. Yeryüzünü anlarsak öbür dünya hakkında ipuçları elde edebiliriz diyerek veri peşinde koştuk. Bu iki şaşmış profesör, gözlerini açıp dünya'nın düzenini görmekten aciz. Rabbim merhamet etsin, hidayete erdirsin.

İsimleri doğru olabilirmi?

Münker ve Nekir isimleri birbirine uyumlu olsun diye kafadan uydurulmuş isimler izlenimi, sizlere veriyor olabilir. Eğer veriyorsa vermesin. Neden? Kur’an-ı Kerimi incelediğinizde aynı görevi paylaşan veya benzer makamda olan meleklerin birbirine uyumlu isimler ile anıldığını görüyoruz. Örneğin; Kur'an-ı Kerimde geçen Harut ve Marut isimli iki melekte birbirine uyumlu isim taşır. Bunun dışında Kur'an-ı Kerimde isimleri geçen Cebrail ve Mikail isimleride keza birbirine uyumluluk gösterir. Özet: ölüm sonrası kayıdımızı alacak olan meleklerin gerçek isimleri Münker ve Nekirmi, bu konuda ilk İslam alimlerin genel kanaatine sonrası kendi aklımıza başvurmalıyız. Eğer İslam alimleri bu isimler üzerinde hemfikir ise ve aklınızda buna bir şerh koşmuyorsa o zaman bu isimlere inanmada bir sakınca bulunmaz. Burada önemli olanda ama zaten isimler değil. Burada önemli olan öyle bir kayıda alınma hadisesinin olup olmadığı. Genel mantıkta bizlere olması gerektiğini söyler.