• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        

"Şimdilik bırak onları kendi hallerine, yiyip içsinler, avunsunlar, boş ümitleri onları oyalayadursun.
Yakında gerçeği öğrenecekler." (Hicr Süresi; 3) -19.09.2021  




münker ve nekir varmı?

-2018
Bir tv programına iki ilahiyatçı profesörün çıkarıldığı ve kabir azabı hakkında sorular cevapladığını gördüm ve bu gördüklerim üzerinede böyle bir yazıyı kaleme almaya karar verdim. Bu iki şaşkın profesör birisi Mustafa Öztürk diğeri evrimci Caner Taslaman, kabir azabı olmadığı, Münker ve Nekir inancın hurafe olduğunu iddia etti. Sorgulamanın mahşer gününde olacağı ve azabında bu sorgulama sonrası gerçekleşeceğini yönelik beyanlarda bulundu. Bu açıklamalar ne kadar doğru? Münker ve Nekir varmı? Kabir azabı varmı? Bu tür sorular çoğu kişi tarafından merak edildiği ve sıradan bir vatandaş için kim doğruyu söylüyor kim söylemiyor bunu tespit etmek zor olduğu için, bu konuyu sizin için anlaşılır hale getirmeye karar verdik. Bu yazımızı "kabir hayatı varmı" yazısı eşliğiyle okursanız olay sizin için daha iyi anlaşılır olacağını düşünüyoruz. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar.

Not: ilahiyat fakültelerini cidden elden ve gözden geçirmek gerek. Bir ilahiyatçı çıkıyor şeytanı reddediyor, bir başkası melekleri, bir başkası Allahı bir başkası ahiret hayatını vs. Bunlara
ilahiyat fakültelerinde ne yediriyor ne içiriyorlar bu cidden araştırılması gerek. Genelde, bir branşı seçtiğinizde size ilk önce o branşın temel bilgilerini verirler, olmazsa olmaz bilgilerini. Siz o mesleğin belirli bilgiler üzerine inşa edildiğini görürsünüz. İşte bu temeli biz ilahiyatta görmüyoruz. Belkide meslek gurupları arasında en hassas olanı ilahiyat, herkesten daha katı bir temele sahip olması gerekirken hiçbir temele sahip olmadığını görüyoruz. Her biri aynı müfredattan geçiyor, ama diplomalarını aldıklarında her birin inancı diğerinden farklı. Nasıl bir iş bu bizde anlamadık. Burada bir sıkıntı var, bunu gören başka birisi yokmu? Çok net; Allahı, peygamberleri, ahiret hayatını, melekleri gibi İslamın temel bilgilerini reddeden birisini ilahiyat fakültelerinden mezun etmiyeceksiniz. Mezuniyet sonrası reddedenlerin elindende diplomasını alacaksınız. Eğer İslamın bin parçaya bölünmesini istemiyorsanız ilk önce kendinize çeki düzen verecek, temel bilgileri reddedenleri aranızdan eleyeceksiniz. Bunların ilahiyat diploması ile toplumun inancını allak bullak etmesine izin vermeyeceksiniz. Uçuk bir tarikat nasıl dışlanıyorsa, bu tür ilahiyatçılarıda dışlayacak toplumda prim kazanmalarına müsade etmeyeceksiniz. Örneğin; evrim teorisini savunan bir ilahiyatçı olurmu Allah aşkına. Nerede görülmüş böyle birşey. Bu ilahiyat fakülteleri bir şer yuvası, birileri buna acilen el atmalı bizden uyarması.


Neden bu tür konuları ele alıyoruz?

İslam dini bir yap boz oyunu gibidir, farklı parçacıklardan oluşan bir bütün. O bütünü muhafaza edebilmekte tüm parçacıklara iman etmekten geçer. Eğer küçücük bir parçayı, ne kadar anlamsız görünsede çıkarırsanız o yap boz oyunu bütünlüğünü kaybeder. Varasayalımki bir parçayı mantığınıza veya hoşunuza gitmedi diye çıkardınız, bilinki doğa boşluğu kabul etmez ve zaman dilimi içinde o boşluk başka bir inançla doldurulur. Siz yeni inançlar veya inançsızlıkları inanç dünyanıza ekledikçede zaman dilimi içinde bir inanç kargaşası yaşamaya başlarsınız. Bir müddet sonrada içinizde oluşan bu huzursuzluk ve boşluk ortamı, inanç parçacıklarınızı ayıklamaya uyumsuz olanları uyumlu olanlar ile değiştirmeye itecek. Sonuç: İslam dini ile yola çıkıyorsunuz, şunu ayıkla bunu ayıkla diye diye İslamdan çıkıp yeni çağ inançları ile hayatınıza devam ediyorsunuz.
Siz değilse sizden ilham alan çocuklar ve torunlarınız. Allahu Teala misaller ile konuları anlatır, Kur'an-ı Kerimi açtığınızda bunu görürsünüz. Bizde konuyu daha iyi anlamanız için sizlere bir örnek daha verelim: Münker ve Nekir inancı ne kadar anlamsız gibi görünsede ahiret hayatına ilk adımı simgeler. Bunu farklı bir ülkeye giriş yaparken pasaport kontrolünden geçmeniz gibide düşünebilirsiniz. Münker ve Nekir inancı ahiret hayatına girişi sembolize eder. Bunu yok sayarsanız bir müddet sonra ahiret hayatı ile ilgili diğer mekanlarıda yok saymaya başlarsınız. Örneğin: Münker ve Nekiri inkar ederseniz kabir azabınıda inkar etmeniz gerekir. Birini inanıp diğerine inanamamazlık yapamazsınız. Kabir azabını inkar ettiğiniz zamanda Ayetlerle ters düşüyorsunuz. İnancınızdan önemsiz gibi görünen bir detayı çıkardığınızda onun sizi nereye götürdüğünü görüyormusunuz; o sizi eninde sonunda bir Ayeti inkara bir Ayetle çatışmaya sürüklüyor. Örneğin: Münker ve Nekir Kur'an-ı Kerimde anılmıyor ama kabir azabı anılıyor. Ne oldu şimdi? İnansam ne olur inanmasam ne olur dediğiniz bir detay sizi daha büyük birşeyin reddine sürüklüyor. Elinizi veriyorsunuz kolunuzu kaptırıyorsunuz misali, inancınızdaki detaylardan es geçerseniz bilinki zaman dilimi içinde Ayetlere ters düşeceksiniz. O yüzden inancınızın tüm ayrıntılarına bunlar ne kadar önemsiz görünsede sahip çıkın. Bizler dininizin her parçasına iman etmeniz ve bilhassa neden iman etmeniz gerektiğini size anlatmaya çalışıyoruz. Bu yazımız ile genel mantığınıza hitap ederek Münker ve Nekirin neden olması gerektiğini size izah etmeye çalışacağız. Umarız bu yazımız kabir ve ahiret hayatınıza olan inancınızı artırır.

Kur'an- ı Kerim boyutu

Münker ve Nekir adında iki sorgu sual melekleri varmı? Evet, VAR! Bu, Kur'an-ı Kerimde anılırmı? Ayetlerde anılmaz. Ayetlerde anılmıyorsa neden var diyoruz? Bir; anılmadığı onun yok olduğu anlamına gelmez ve iki; insan gibi Kur'an-ı Kerimde iki parçadan oluşur, bir beden birde ruh. Kur'an-ı Kerimin bedeninde (Ayetler) anılmaz, ama ruhunda anılır. Bunu açalım; kutsal kitabımızın Ayetleri bedenini temsil eder, tüm Ayetlerin ortaya çıkardığı anlamada kutsal kitabımızın ruhu diyoruz. Tüm Ayetlerin bütün olarak verdiği o evrensel mesaja ruhu diyoruz. Örneğin: Ayetleri bir birey olarak değilde Ayetleri bir bütün olarak gözünüzde canlandırırsanız Kur'an-ı Kerimin ruhu ne anlatıyor ne tür mesajlar içeriyor bunu net görebilirsiniz. Değerli dostlar; Ayet ve Süreler bunlar bireysel olayları anlatır, Kur'an-ı Kerimin ruhu ise bir düzenden bahseder. Münker ve Nekir hadisesi Ayetlerin içerisinde anılmaz, ama kutsal kitabımızın ruhuna baktığınızda buna satır arası okumakta diyebilirsiniz, o iki meleği net görebiliyor ve var olması gerektiğini net anlıyorsunuz. Nasıl anlıyoruz, bunu bu yazımızda size anlatmaya çalışacağız. Kuran-ı Kerimde bazı şeyler neden isim olarak anılmaz?


1. İman ve nesil boyutu

Kur'an-ı Kerim aslında herşeyden bahseder, bazen satırın içinde anar bazende satırın arasına gizler. Satır aralarını nasıl görebiliriz? Kur'an-ı Kerimi bir bütün olarak beyninizde canlandırarak. Örneğin; tefsir ve mealinizi bir Ayete bakarak değil tüm Ayetleri bir bütün olarak gözünüzde canlandırır sonrası Allah bu Ayette ne demek istiyor olabilir sorusunu kendinize sorarsanız, hem o Ayetin satır içinde hem satır arasında gizlediği mesajı çıkarırsınız. Bir çok okurumuz, hocam mealler neden bu kadar birbirinden farklı diye sorar; ahmet hulusi (evanjelizm misyoneri) gibi bilinçli şekilde Ayetleri tahrif etmeye çalışanları ayırır ve iyi niyetliler arasındaki fark nereden kaynaklanıyor diye soruyorsanız, Ayetleri bir bütün olarak ele alamadıklarından. Bir uzman ne kadar çok Ayetleri bir bütün olarak beyninde canlandırabiliyorsa o kadar meal ve tefsirinde isabetli olur. Bir bütün olarak değilde Ayet Ayet tefsir ve meal yaptığınızda, işte o bahsettiğiniz birbirinden farklı meal ve tefsirler ortaya çıkıyor. Kişi, o Ayet ne zaman indi o dönem neler oldu gibisine tarih üzerinden o Ayetin meal ve tefsirini yapmaya çalışıyor. Sonuç; her biri tarihi diğerinden farklı okuduğu için farklı meal tefsirler doğuyor. Allah isteseydi elbette her bilgiyi direk açıklardı ama bu sefer kutsal kitabımız yüzbinlerce sayfa olur, kimse açıp okumaya cesaret edemez, onca detay içinde kaybolur giderdik. Allahu Teala öz ve kısa tutmuş ve sadece imanda büyük sıkıntılara sebep olacak şeyleri direk anma ihtiyacı hissetmiş. İmanınızı tehlikeye sokacak olanlar direk anılmış diğer herşey satır arasına gizlenmiş. O yüzden birşey isim olarak kitabımızda anılmıyorsa ona inansanızda inanmasanızda imanınız tehlikeye girmez. Örneğin: Münker ve Nekir Kur'an-ı Kerimde anılmıyor, dolayısıyla inanmamanız imanınızı tehlikeye sokmaz. Fakat, şuna inanma buna inanmamalarında bedeli size
sonunda ağır olur, sizi uyarmak istediğimiz konuda bu. Şu konu Ayetlerde anılmıyor bu anılmıyor diye diye atalardan gelen bilgileri ayıklamaya başlarsanız, 1500 yıldır tüm İslam alimlerin doğru olarak kabul ettiği bilgileri reddederseniz, yani ben daha iyi bilirim kibri ile konulara yaklaşırsanız sonunda inançsız bir varlığa sürüklenirsiniz. Siz değilse çocuklarınız. Unutmayın evlatlarınız sizi örnek alır. Siz atalarınızdan o detayları aldığınız için inancınızdaki bütünlüğü bugünlerinizde korumakta zorlanmıyorsunuz. Atalarınızın size aktardığı o bilgileri siz kendi çocuklarınıza aktarmazsanız ama, o detayları almazsa bilinki onlar o yap boz oyunun bütünlüğünü koruyamayacak ve inançsız bir bireye dönüşecek veyahut new age tarikatlarına kendisini kaptıracak. Kendiniz için değilse gelecek nesilleriniz için Münker ve Nekir gibi inancınızdaki detaylara önem verin, o detayları bir sonraki nesillere aktarın. Kimbilir belkide ileride çocuğunuzun imanını kurtaracak olan o küçük detaylar olur.

2. Diğer kutsal kitaplar boyutu

Allahu Teala her çağa o çağın ihtiyaç duyduğu bilgileri indirir. O dönemde yaşayan topluluklar hangi bilgilere ihtiyaç duyuyorsa o dönemin kutsal kitaplarında o bilgilere yer verilmiş. İki; bir topluluk kıyamete kader ne tür sorunlar ile karşılaşacaksa onları indirilen kutsal kitaplar o bilgileri içerir. Eğer birşey Kur'an-ı Kerimde anılmıyorsa bunu direk reddetmeyin belki bu bir önceki kutsal Kitaplarda anılmış olabilir deyip konuyu Allaha havale edin.

3. Peygamberler boyutu

Allahu Teala
bazı bilgileri Kur'an-ı Kerimde anmaz çünkü o bilgileri peygamberlerine saklar, onlarında bu yemekte bir katkısı olsun ister. O peygamberlerin ümmeti sordukça, bir çok bilgi Ayet olarak değil bir soruya cevap olarak peygamberlere indirilmiş. Yani bu konu Ayetlerde anılmıyorsa Peygamberimiz sav bu konu hakkında ne demiş bunu araştırıp öğrenmek gerekir. Varmı bu konuda hadisler; evet, var.

4. İnsan boyutu

Allahu Teala bazı bilgileri Kur'an-ı Kerimde gizler çünkü bazı bilgileri insan araştırsın ve açığa çıkarsın ister. Kur'an-ı Kerim bir hazine kaynağı, içinde keşfedilmemiş ilim ve bilgiler içeren bir hazine sandığı. Allahta kendisinin ve peygamberimizin açığa çıkarmadığı bilgileri, vakti saati geldiğinde insan açığa çıkarsın, sevabı o alsın ister. Sonuçta bu kitap kıyamete kadar geçerli. Nice çağlara aydınlık nice çağların sorunlarına çözüm getirmesi için indirildi. Kendi yüz yılımıza kutsal kitabımızı çözümleyebildikmi? Hayır. Allahta her çağın insanına kendi çağına has bilgileri kendisi çıkarsın, sevabıda o kazansın ister.

5. Niyet boyutu

Allahu Teala bazı bilgileri Kur'an-ı Kerimde anmaz çünkü, insanın niyetine bakmak ister. Bazı şeyleri direk anar, bazı şeyleri ima eder. İma edilen şeylerede insanlar bakalım nasıl yorum getirecek ona bakar. Kulunu imtihan etmek için bir çok şeyi direk anmaz, satır arasına gizler. Bu şekilde iyi niyetli olanları kötülülerden, ilim sahibi olanlarıda cahillerden ayırır. İyi ve kötünün kim olduğunu size gösterir. Örneğin; Münker ve Nekir konusu olmasaydı beni bu iki ilahiyatçıdan, bu iki ilahiyatçıyıda benden nasıl ayırtedecektiniz? B
u tür önemsiz gibi görünen detaylar gizlenenleri açığa çıkarır, iyi ve kötüyü görünür kılar, iyi ve kötüyü birbirinden ayırır.


Bir konu hakkında yorum getiriyorsanız, bunu usulüne göre yapın

Yorumlar ve araştırmalar kafaya göre yapılmaz, herşey bir usul bir kaideye göre yapılır. Usule dayanmayan yorumlar şahsi görüşten öte bir anlam taşımaz. Nedir usul? İslami konularda araştırmalar yaptığınızda referans noktalarınız ilk Kur'an-ı Kerim, sonrası hadis, sonrası icma ve en son akıl olmalı. Bu iki ilahiyatçının düştüğü birinci hata bu; bunlar tersten başlıyor. İlk önce kendi aklım diyor, diğer kaynaklarıda kendi tezini desekliyorsa kullanıyor desteklemiyorsa reddediyor. Bilimsel araştırmalarda böyle olmaz. Bu iki güya akıllı profesör; Ayet ve hadisler değil ilk önce kendi akıllarını kaynak olarak almış. Görüşlerini dayandırdığı ne bir Ayet var ne de bir hadis. Birinci itirazımız bu, araştırmalar böyle olmaz. Bilhassa kendinizi profesör olarak tanıtıyorsanız, herkesten daha fazla kendiniz araştırmaların usul ve kaidelerine uymanız gerek. Kendi şahsi görüşünüzü kenara koyacak veriler üzerinden kanaat geliştireceksiniz.


Kendinizi fazla akıllı görmeyin

Mantıklı hareket etmek güzel ancak, sizin mantığınız sizin bilgi ve yaşam tecrübeniz kadar. Siz çalışmalarınızın temelini kendi mantığınıza dayandırırsanız, başka bir mantıkta gelir sizi mat eder çünkü el elden üstün ve siz sandığınız kadar akıllı değilsiniz. Eğer ama usul ve kaidelere uyar ve araştırmalarınızı Ayet, hadis, icma ve en son kendi mantığınıza dayandırırsanız o zaman doğruları bulma payınız yükselir. Yorumunuzun temelini Allaha, peygambere ve onca İslam alimin aklına dayandırırsanız kimse tezinizi çürütemez. Ne demiş atalarımız; bir elin neyi var iki elin sesi var. Kendinize güvenmek güzel ama istişare dahada güzel! Bu iki uzman sadece kendi mantıkları ile yola çıktı ve böylesine bir sonuca vardı, gelin bizde sadece ve sadece kendi mantığımızı kullanarak bu konuyu ele alalım. Ayet, hadis ve icamayı eleyelim, bu iki şaşkın profesör gibi sadece ve sadece mantığımıza danışarak Münker ve Nekirin varlığını masaya yatıralım. Bakalım bizim mantık bizi hangi sonuca taşıyacak bakalım bizim mantık onların mantığını çürütebilecekmi?


İlahi düzen ve genel mantığa baktığımızda Münker ve Nekir neden var olması gerek?

1) Allahın düzeni karşılamak üzerine kurulu

Siz yeryüzüne ayak bastığınızda yani size tamamen yabancı olan bir dünyaya ilk ayak bastığınızda sizi yeryüzünde karşılayanlar varmı? VAR. En azından sizi doğuran anneniz. Bu dünya'ya ayak bastığınızda sizi doğuran anneniz sizi karşılıyorsa öbür hayata ayak bastığınızda da sizi yaratan Allahın sizi karşılayacak birilerini göndermesi, neden tuhaf olsun. Bu dünya'ya ayak bastığınızda anneniz ve aileniz, yeni dünyanıza size hoşgeldiniz der. Onlar size kaybolmadığınız bilgi ve güvenini aşılar. Bu yeni dünyada size rehberlik eder. Eğer bu dünya'ya ayak bastığınızda sizleri karşılayan varsa, bu neden öbür dünya'ya ayak bastığınızda da olmasın? Bu dünya'ya ayak bastığımızda birileri tarafından karşılanıyorsunuz, öbür dünyada da birileri tarafından karşılanıyor olmamız neden mantığa ve İslam dinine aykırı olsun?


2) Allahın düzeni kayıt alma üzerine kurulu

Allahın düzenine baktığınızda Allahın herşeyi kayıt altına aldığını görürsünüz. Örneğin; levh-i mahfuz. "Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitap’da yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır" (Hadid Süresi; 22). Yaptığınız herşeyin kayıt altına alınmasından da ötesi, başınıza gelen herşey bir kitaptan çıkar. Kaderiniz ilk önce yazılır sonrası size iner. İlahi düzende herşey kayıt altına alınıyorsa ahiret hayatına ayak bastığımız zamanda bu neden kayıt altına alınmasın? Bu dünyada gözlerimiz perdelenmiş ve bizler o kayıt alan melekleri göremiyor olabiliriz, öbür dünyada ama perdeler kalkacak. O aleme giriş yaptığımızda o meleklerin; evet bunlar buraya giriş yaptı deyip kayıt altına alması ve bizlerin bunu görebiliyor olması, neden bu iki uzmana o kadar garip geliyor?


3) Girişler ve çıkışlar

Bir ülkeye giriş yaptığınızda hangi ülkeden geldiğinize dair bir belge göstermeniz istenir (pasaport) ve o ülkeye giriş yapabileceğinize dair bir belge isterler (vize). Bu seyehatlarıda siz ülkenizin itibarı ve maddi imkanınız kadar yapabiliyorsunuz. Ülkeniz ne kadar bir itibara sahipse cebinizde ne kadar paranız varsa, o kadar rahat dünyanın farklı ülkelerini dolaşabilirsiniz. Ya ahiret hayatı, ahiret hayatında ne geçerli? Maneviyat. Bu ilahiyat profları bizlere anlatmazmı maddiyatın öbür hayatta geçerli olmadığı, manevi değerlerin geçerli olduğunu. Şimdi niye burun kıvrıtıyorlar? Amerikaya giriş yaptığınızda yanınızda ne kadar para getirdiğiniz sorulur, öbür hayata giriş yaparken "dinin nedir" diye sorulması yani ait olduğun ülkenin (dinin) pasaportu sorulması neden tuhafınıza gidiyor. Bu dünyada seheyat ederken ait olduğumuz ülkenin pasaportunu gösteririz, öbür hayata seyehat ettiğimiz zamanda böylesine bir sorgu ile karşılaşmamız neden mantığa aykırı? Öbür hayata giriş yapıldığında manevi bilgilerden soruluyor olmamız, orada geçerli belgelerden sorulacak olmamız neden bunların garibine gidiyor? Bu dünyada seyehat ederken giriş çıkışlarda gümrük memurların olmasını takdir eden Allah, ahiret hayatınıda bu şekilde düzenlemiş olması neden size garip geliyor? Yoksa yeryüzünde kurulan düzenin Allahtan bağımsız olduğunamı inanıyorsunuz? Öyle inanıyorsanız, günaydın size; bu dünya bir alıştırmalık, bu dünyada olan düzen sizi ahiret hayatına hazırlıyor bilginize. Kaldıki bir memurun kimliğinizi sorması, üzerinizde yargıç oynadığı anlamını nereden çıkarıyorsunuz? Münker ve Nekir sizi yargılayan ve hakkınızda hüküm veren yagıçlar değil, sizin bilgilerinizi alan gümrük memurlarıdır. Yeryüzünde olduğu gibi.


4) Allahın düzeni kontrol etme ve garantiye alma üzerine kurulu

Allah herşeyi görür ve herşeyi bilir, ama ben gördüm işittim bu yeter demez. Sağ ve sol omuza melekler yerleştirir ve bunlara herşeyi kayıt altına alın der. Bununlada yetinmez, önümüze bir melek arkamızada bir melek yerleştirir. "İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar" (Rad Süresi, 11). Toplam dört melek, ömür boyu bizi takip eder. Allah dileseydi herhangi bir kayıt veya şahit'e ihtiyaç duymadan bizi huzuruna çıkarır, sen şunu şunu yaptın deyip bizleri yargılayabilirdi ve kimsede buna karşı koyamazdı. Allah ama bunu yapmaz, Allah önümüzden ve arkamızdan bizi gözetleyen melekler gönderir. Sağ ve sol omuzumuzda her yaptığımızı kayıt altına alan yazıcılar görevlendirir. "İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar" (Kaf Süresi; 17). Allah bir peygamber ile yetinebilirdi ama yüzlercesini gönderir, bir kutsal kitap ile yetinebilirdi ama yetinmez. Bir büyük melek ile işleri halledebilirdi ama yapmaz, her iş için farklı bir melek yaratır. Allahın bu garantici yaklaşımını gördükten sonra, sizce Allah öbür hayata intikal edenlerin kayıdını almadan onları kabir hayatına sevk edermi? 


- Özet

Mantık nedir? Beyninizde var olan verilerin sonucudur. Beyniniz bir hesap makinesidir. Beyniniz elindeki verileri hesaplar, çıkan sonucada mantık deriz. O beyinide siz ne kadar çok veri ile beslerseniz o kadar detaylı hesap ortaya çıkarırsınız. Bu iki ilahiyatçı,
Münker ve Nekir inancın Ayetlerde olmadığını söyledi, hadis kaynaklarını güvenilir bulmadı, icmayıda cahil ve yetersiz gördü. Yani hiçbir yerden veri almadılar, sıfır veri ile hareket edip hesap makinesini çalıştırdılar, sonuç; sıfır. Sıfır veri eşittir sıfır. Ona inanmam şuna inanmam, en güvenilir kendi aklım dediler ve kendilerince fikir ürettiler. Bir akılda herhangi bir veri olmadan fikir üretmeye kalkışırsa ortaya ne çıkar? SAÇMALIK çıkar! Bu ilahiyat proflarıda saçmalamış. Biz ne yaptık? Biz bu iki profesöre ders verdik. Nasılmı? Ayet, hadis ve icma olmadanda doğru nasıl bulunabilir bunu gösterdik. Bu proflar Ayetleri kabul etmiyor, hadisleri kabul etmiyor, icmayıda güvenilir bulmuyorsa, tamam dedik bunların hiçbirine değinmeden yinede doğru nasıl bulunur onu gösterdik. Verisiz akıl ve mantık çalışmadığına göre, verilerimizi nereden aldık? Doğanın işleyişinden. O yok şu yoksa, siz yinede SADECE VE SADECE YERYÜZÜNDEKİ DÜZENE BAKARAK doğruyu bulabilirsiniz. Sizin burada anlamanız gereken, birşeyleri analiz etmek için mutlaka ve mutlaka bir veri kaynağınız olmak zorunda. Akıl, sağlıklı mantık üretebilmesi için veriye ihtiyaç duyar. Bu yazımızda bizde kafadan sallasaydık bizde saçmalardık. Biz ne yaptık; Ayetler, hadis ve icma yoksa yeryüzündeki düzeni inceledik, onu kendimize referans kıldık. Yeryüzü düzenini kuran Allah, ahiret hayatını kuranda. Yeryüzünü anlarsak öbür dünya hakkında ipuçları elde edebiliriz diyerek veri peşinde koştuk. Bu iki şaşmış profesör ise hiçbir veriye dayanmadan kanaat getirdi. Sonuç; saçmalık.

İsimleri doğru olabilirmi?

Münker ve Nekir isimleri birbirine uyumlu olsun diye kafadan uydurulmuş isimler izlenimi sizlere veriyor olabilir. Eğer veriyorsa vermesin. Neden? Kur’an-ı Kerimi incelediğinizde aynı görevi paylaşan veya benzer makamda olan meleklerin birbirine uyumlu isimler ile anıldığını görüyoruz. Örneğin; Kur'an-ı Kerimde geçen Harut ve Marut isimli iki melekte birbirine uyumlu isim taşır. Bunun dışında Kur'an-ı Kerimde isimleri geçen Cebrail ve Mikail isimleride keza birbirine uyumluluk gösterir. Özet: ölüm sonrası kayıdımızı alacak olan meleklerin gerçek isimleri Münker ve Nekirmi, bu konuda İslam alimlerin genel kanaatine sonrası kendi aklımıza başvurmalıyız. Eğer İslam alimleri bu isimler üzerinde hemfikir ise ve aklınızda buna bir şerh koşmuyorsa o zaman bu isimlere inanmada bir sakınca yok. Burada önemli olanda ama zaten isimler değil. Burada önemli olan öyle bir kayıda alınma hadisesinin olup olmadığı. Genel mantıkta bizlere olması gerektiğini söylüyor.