nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler....mehmetçiğimize selam olsun..


                                                          
                                            




                                               
https://www.facebook.com/biyoenerji.net.98
Cep telefonu üzerinden üyelik işlemleri yapılamadığından bir çok okurumuz bize ulaşmakta sıkıntı çekiyor. Bu konuda çok şikayet aldık. Bu sorunu ortadan kaldırma niyetine bir facebook sayfası açtık. Bize ulaşmak isteyen, soruları veya önerileri olan okurlarımız facebook üzerinden bize ulaşabilir. Facebook sayfamızda bilgi paylaşmıyoruz sadece iletişim hattı olarak kullanıyoruz, bilginize. Websayfamızda huzurlu ve aydınlatıcı okumalar dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız... 24.09.2019

kabir hayatı varmı



Bu yazı münker ve nekir yazısının devamı, ilk önce o yazıyı okur sonrası buna geçerseniz olayları daha iyi anlayacağınızı düşünüyoruz. Kabir hayatı varmı, yazımızın konusu bu, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.


Dünyamız insanı ahirete hazırlar


Kabir hayatı sanıldığı kadar gizemli değil. Neden, çünkü Allah öbür dünyada karşılaşacağımız bir çok şeyi bu dünyada bize yaşattırır. Yeterki bizler ön yargı ve art niyetlerden uzak, gerçekleri görmeye hazır olalım. Kabir hayatıda bizlere bu dünyada yaşatılan olaylardan birisi. N
asılmı? Allahu Teala yeryüzünde yaşanılan hangi olayı ölmeye eş değer tutar? Evet, doğru tahmin ettiniz; uyku halini (Zümer Süresi,42). Uyku haliniz, kabir hayatını simgeler ve sizlere kabir hayatı hakkında çok bilgi verir. Nelermi? (1) Bunun ruh boyutu var. Öldüğünüzde ruh bedenden çıkar, uyku halinde de çıkar veya çıkabilir. (2) Bunun zaman boyutu var. Kabire konulduğunuzda mahşer gününe kadar geçen zaman sizlere saniyelik gelecek, uyduğunuz anda vakit hızlı akar, sabahın nasıl geldiğini anlamazsınız. Tabiki, zaman kavramı insanların iyilik veya kötülük derecesine göre değişir. Kötü insanlar bin yıllık kabir hayatını bir türlü geçmek bilmeyen bin yıl gibi yaşar. (3) Bunun bir de rüya boyutu var. Kabir hayatı bazı kişiler için işkence bazıları için ise güzellik dolu geçecek, uykunuzda bu şekilde geçer. Bazılarınız uykuda güzel rüyalar görür bazılarıda kötü. Özetleyelim; kabir hayatı varmı yokmu, sorusunun en güzel yanıtını her gece yaşadığımız uyku hali bize verir. Uyuduğunuzda ölüsünüz, ama aynı anda rüyalar görüyor birşeyler yaşıyorsunuz. Bu neden kabir hayatı içinde geçerli olmasın. Öldükten sonramı sizlere birşey yaşatmak daha zor, yoksa uyku halindemi? Tabiki uyku halinde yaşatmak daha zor. Uyku halinde, canlı olmanıza rağmen ruhunuz sizden çekilip alınıyor ve sizlere birşeyler yaşatılıyor, sonrası sizler sabah vaktinde tekrar diriltiliyorsunuz. Bu zor olanı sizlere yaşatan Allah, neden kabirde de size buna benzer şeyler yaşatmasın. Bakınız, bu dünyadaki düzen ve yaşantı tesadüfen ortaya çıkmadı, bu dünyadaki düzen kendiliğinden oluşmadı. Herşey Allahın tasarrufu altında ve herşey insanı ahiret hayatına hazırlar. Uykuda zaman hızlı ilerliyorsa, rüyalar alemi varsa bunlar öylesine
ortaya çıkmadı. Altında bir hikmet var, bu hikmette kabir hayatı.


Rüyalar hakkında temel bilgiler


Rüyaların iki boyutu var; birisi bilinçaltın yaşadığı olaylar diğeri ise bilincin. (1) Bilinçaltında yaşadığınız rüyalarda siz yaşanılanlara müdahale edemezsiniz. Siz anca seyirci koltuğuna oturur ve bir film izlercesine gösteriye seyirci kalırsınız. (2) İkinci tür rüyalar ise bilincin dahilinde gerçekleşir. Bu tür rüyalara batı dünyası "lucid dreams" der. Günlük yaşamda olduğu gibi sizler düşünür, tadabilir ve istediğinizi yapabilirsiniz. Ruhunuz bedenden çıkar, bilinç buna eşlik eder ve siz farklı boyutlarda farklı zaman ve mekanlarda birşeyleri yaşarsınız. Bedenimiz yatakta uyku halindeyken, bilincimi nasıl farklı diyarlarda gezer bunun gizemini alt bölümlerde açıklıyoruz.
Özetleyelim; iki tür rüya vardır, birincisi bilinçaltında yaşanılan ve film gibi akan rüyalar. Bunlar kabir hayatını simgelemez çünkü kabir hayatında tatmanız ve hissetmeniz istenir. Bilincin olmadığı yerde tatma ve hissetme olmaz. Eğer kabir hayatında birşeyler yaşamanız isteniyorsa bilinç olması gerek.
Ruh ile bilinç bir arada olması gerek, bu dünyanın lucid rüyaları gibi.

Ruh hakkında temel bilgiler

İnsan üç parçadan var edilmiş. İlk önce nefis var edilmiş, sonrası bunun için bir beden var edilmiş, sonrası buna Allah ruhundan üflemiş (Hicr Süresi; 29) ve insan gözlerini açmış. Nefis sizsiniz. Nefis sizin benliğiniz sizin egonuz. Bedenlerinizi ise bir uzay giysisi görebilirsiniz. Nefsinizin bu yabani gezegende hava alabilmesini, besin alabilmesi ve neslini devam ettirebilmesini sağlayan biolojik yani bitkiler gibi yaşayan bir giysi. Nefsinizin yeryüzünde yaşamanızı mümkün kılan bir araç, ruhunuzda bunun canlanmasını sağlayan elektrik. Ruhun bir benliği bulunmaz, ibadetler ile geliştirilmesi mümkün değil. Ruh, yeryüzünde var olan herşeyden münezzehtir. Ruhu özel kılan, ruhun Allahın bir parçası olması. Herşey ölü, tek diri olan Allahtır. Birşeyin dirilmesi içinde Allah kendinden birşey bahşeder, o da ruh. Ruh hakkında bize çok az bilgi verilmiş, sebebi ruhun Allahtan gelmesi. Bazıları epifiz bezini uyarmaya çalışır, oruçlar ve zikirler çeker, sadece ruhsal boyutlarını açmak geliştirmek için, bunu yapmayın. Tarikatların bu tür tuzaklarına düşmeyin. Onlar bu tür çalışmalar ile kendilerini sadece cinler alemine açar, ötesi birşey elde edemezler. Bilgisayarınızın çalışmasını sağlayan elektrik ne ise ruh ile beden arasındaki ilişkide o. Siz bilgisayarınıza ne kadar güncelleme yapsanız, özel donanımlar ekleseniz bilgisayarınızı çalıştıran elektriği daha iyi bir elektrik yapamazsınız. Ruh geliştirilecek birşey değil. Ruh sizin iradeniz ve çabalarınızdan bağımsız varlığını sürdürür. Görevi sizi canlı tutmak. Eğer ruh olmadan acı çekilmiyor, zevk alınmıyorsa o zaman birşeyleri hissetmeniz gerekiyorsa, ruh orada olmak zorunda. Ruh'un kabir hayatındaki önemide burada ortaya çıkar. Siz eğer birşeyi yaşamanız ve hissetmeniz gerekiyorsa, o zaman ruhunuz sizinle olması şart. Bu gerek yeryüzü gerek kabir hayatı gerek cennet veya cehennem olsun. Kabir hayatı bir ruh varsa mümkün, o yüzden cevaplamamız gereken ilk soru;

Nefis hakkında temel bilgiler

Gururla söyleyebilirizki, dünyada nefsin görünümünü çözen ilk biziz. İlk bizim sitemizde bu bilgilere sahip oluyorsunuz. Sinir sistemimizin nefis olduğunu açıklayan ilk biziz. Umarız, yazılarımızı bu ayrıcalığın farkında olarak okursunuz. Nefsinizin görüntüsü bu! Bu fotoğrafı bir kaç yazımızda gösteriyoruz, tekrarda yarar var. Gerçek görünümünüzü görmenizde yarar var. Hani bazıları çok süslenir kendisine çok bakım yapar ya, onlar aslen üzerlerindeki o uzay giysisini makyajlar. O makyajın altındaki gerçek görüntü gerçek kimlik bu. Kurtuluş günü filmindeki uzaylılar gibi. O uzaylılar nasıl bir dış kabuğun içine girip yeryüzüne ayak basıyor, gerçek görünümler içeride saklı kalıyorsa, sizde öylesiniz. 




Yaratılışın sırrı şu; Allah bir tohum yaratıyor (nefis). Sonrası bu tohumu insan bedenin içine yerleştiriyor. Bir tohumu toprağa ekercesine, Allahta alın kesminden elini, kafa tasasının içine sokuyor ve tohumu yerleştiriyor. İnsan bedeni su ve topraktan var edildiği için, tohum bu su ve toprak karışımını görünce kök salmaya başlıyor. Yerleştirildiği noktanın alt bölgesine kök salıyor (beden), üst bölgesinede dal salıyor (beyin). Bedenin her yeri ile bağlantı kurduğu zamanda uyandırılmaya bekliyor. Bu uyanış ruh ile sağlandı. Hz ademden sonra hava anamızı yaratmak istediği zamanda, hz ademin alt beyninden bir parça alıyor (nefis), adem as gibi hava anamızın alnın ortasından kafa tasasın içine yerleştiriyor. O yüzden hepiniz bir nefisten, yani tohumdan yaratıldınız der Allahu Teala; "Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının..." (Nisa Süresi; 1). İlk tohum adem as'ın. Allahu Teala ikinci bir tohum var etmemiş. Hz ademin filizlenmiş tohumundan bir parça almış ve bunu hava anamızın bedenine yerleştirmiş. Bu ikisindende insanlık türemiş. Gelelim konumuza;

Fiziki bir beden olmadan kabir hayatı nasıl gerçekleşir?

İnsanlar bedenlerin sadece görünen boyuttan yani şu fiziki bedenimizden ibaret olduğunu sanar. Sadece fiziki parçacıklardan ibaret olduğumuzu sandıkları içinde fiziki bir bedenin olmadığı bir ortamda (kabir hayatı), kabir hayatın varlığına akıl erdiremezler. Bugün bu yazı vesilesiyle onları aydınlatalım, fiziki bir beden olmadan kabir hayatı nasıl gerçekleşecek bunu onlara deşifre edelim. Sayın okurlarımız, bedenlerinizin bir görünür boyutu var birde görünmeyen boyutu. Görünen boyutu fiziki bedeninizi kapsar görünmeyen boyutu ise o fiziki bedenin enerji formunu. Buradaki gizem o enerji formunda yatar. Fiziki bedeniniz var olduğu müddet ruhunuz o fiziki beden üzerinden sizi canlı tutar, fiziki beden iflas edip öldüğü anda enerji boyutunuz devreye girer ve siz enerji boyutunuz üzerinden diri tutulmaya devam edilirsiniz. Ne zamana kadar? Fiziki beden mahşer gününde tekrar dirilinceye kadar.

   - insan bedenin enerji boyutu, dünya- ahiret arası için geçerli

Bu dünya veya ahiret hayatı, yani gerçek yaşam fiziki bir beden ile gerçekleşir. Yeryüzünde siz fiziki bir beden ile haşrolunuyorsunuz, ahiret hayatında da fiziki bir beden ile haşrolunacaksınız. Fiziki beden yoksa ne yapacaksınız? Öldüğünüzü varsayın ve bu dünyaya ait bedeniniz toprak altında çürüdü, tekrar diriliş içinde henüz sur üflenmedi. Ortalıkta fiziki bir beden yok ama, tekrar dirilişe kadar Allah size birşeyleri yaşatmayı takdir etmiş. Ne olacak şimdi; işte burada enerji özünüz devreye giriyor. Fiziki bedenin olmadığı ortamda enerji özünüz devreye giriyor. Geceden gündüze geçiş gibi, dünyadan ahiret hayatına geçiştede sizlere eşlik eden enerji özünüz.

   - ilk önce ilkelerinizi gözden geçirin, sizin için mutlak doğru Allahmı yoksa hollywood ve bilim dünyasımı?
 

İnsanlar maalesef hayatın sadece görünülen ve işitilebilinen boyuttan ibaret olduğunu sanır. Göremediği, işitemediği birşeyi yok sayar, ona inanmaz. Bu zihniyete göre eğer ortalıkta fiziki bir beden yok ise o zaman hayatta yok, yaşamda yok. Ölüm sonrası bedenlerimizin toprak olup gitmesi, bu zihniyetin algılarını zorlamakta. Onlar asırlarıdr şu söylemlerin arkasına sığındı; "bunlar (müşrikler) diyorlar ki: “İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz” (Duhan Süresi, 34-35). Halbuki görmezlermi o ilk yaratılışı, bakmazlarmı kendilerine sorgulamazlarmı nereden geldiklerini; "De ki: Onu ilk defa yapıp meydana getiren diriltir ve o, her çeşit yaratmayı bilir" (Yasin Süresi, 79). Aslına bakarsanız günümüzde bedenlerimizin enerji boyutunu veya ölüm sonrasını inkar edebilen birisi yok. Güya inkar edenlerde o gerçeği inkar etmez, onlar sadece söyleyeni inkar eder. Bunu açalım; bazı insanlarda Allah alerjisi bulunur. Bu kişiler sadece işin ucunda Allah olduğu için o şeyi inkar eder ve karşı gelir. Örneğin; Allah, yalnız değilsiniz aranızda yaşayan cinler var dediği zaman bu kişiler bunu inkar eder ama amerikan uzay enstitüsü bizler yalnız değiliz, evrende uzaylılar var dediği zaman bu kişiler buna anında inanır. Evrende cinler adında bir varlığın yaşadığına inanmazlar ama uzaylılara inanırlar. Uzaylıların varlığı cinlerden daha uçuk olmasına rağmen uzaylıya inanırlar, cinlere inanmazlar. Neden, çünkü birisini Allah söylüyor. Allah kavramı geçtiği anda bunların alerjisi tutuyor. Örneğin; insan bedeni et ve kemikten öte, bunun birde enerji boyutu var dediğimizde bu zihniyet yapmayın hocam der. Hollywood ama avatar, inception ve matriks gibi filmlerde bu konuya değindiğinde bu makbul ve olabilir gözü ile bakılır. İşin ucunda İslam ve Allah varsa karşı gelinir, yoksa onaylanır. Özet; eğer inancınız konuya göre değilde, söyleyenin kimliğine göre şekilleniyorsa o zaman ilkelerinizi tekrar gözden geçirmenizi öneririz.

   - tıp alemi

Bedenimizin enerji boyutun varlığını bizler aslında bilimsel olarakta kanıtlayabiliriz, hatta bunu tıp literatürün iki yerinde bulabiliriz. Birincisi; ana rahmi, ikincisi ise "phantom limb" sendromu olarak adlandırılan vakalarda. Ana rahminde ortada bir sinir
sistemi bir beyin veya hormonlar yokken embriyonik hücreler neyin nerede büyümesi, nasıl bir şekil alması ve ne kadar büyümesi gerektiğini nasıl bilir? Bu soruyu kendinize hiç sordunuzmu? İşte biz bu tür konuları ele alırken bunları ve dahasını kendimize soruyor, araştırmamızı yapıyor sonrası yazılarımızı kaleme alıyoruz. Embriyonik hücreler ne yapmaları gerektiğini nereden bilir? Ana rahimdeki yavrularımız, insan modelinde bir enerji şablonu doğrultusunda var edilirler. Bu enerji şablonu nasıl çalışır? 3D yazıcıların çalışma sistemini gözlerinizin önüne getirin, ana rahmindeki çalışmada bu şekilde gerçekleşir. Nasıl bir 3D yazıcısı bigisayardaki bir şablon doğrultusunda kesimini yapıyor, o eseri ortaya çıkarıyorsa embiryonik hücrelerde enerji boyutundaki bir bebek modeli üzerinden bu yaratılışı gerçekleştiriyor. Sinir sistemi ve hormonların henüz var olmadığı bir ortamda tek mantıklı açıklama bu. Eğer ilk diriliş bu şablon üzerinden gerçekleşiyorsa o zaman tekrar dirilişte böylesine bir enerji modeli üzerinden gerçekleşeceği varsayımını yapabilirsiniz. Tüm bedenin çürüdüğü bir ortamda, hazır bir şablon var olması gerek, tekrar dirilişi gerçekleştirmek için. Not: elbette, Allah var ol der ve herşey var olur. Ancak Allah ilimden bahseder, herşeyi ilmimle kuşattım der (Talak Süresi; 12). Allah ol der ve oluverir deyip geçerseniz, Allahın bahsettiği ilmi yok saymış olursunuz. Şimdi; böylesi bir enerji şablonun var olduğunu, bedenlerimiz yok olsada o enerji şablon varlığını sürdürmeye devam ettiğini nereden anlıyoruz? "Phantom Limb" sendromundan. Kısacası nedir bu semdrom; tıp alemi uzuvlarını kaybetmiş bazı kişilerin o uzuvlarını halen hissettikleri iddiası üzerine o kişiler üzerine araştırma yapar ve buna bir isim koyar. Yani bazı hastalar bedenlerin bir uzvunu kabetmelerine rağmen, o uzvun orada var olduğunu halen hissetmeye devam ediyor. Tıp buna phantom limb der. Fiziki bir parçanın olmamasına rağmen onu halen orada hissedilebilme gerçeği, tıp literatürüne geçmiş bir realitedir. ÖZET: demek şuurun birşeyi hissedebilmesi için illa et ve kemikten bir bedene sahip olmamız şart değilmiş, demek fiziki bir parça olmadanda birşeyleri hissedebiliyormuşuz. Bu nasıl mümkün derseniz? Enerji boyutunuz sayesinde deriz. Yok olmayan ve ölmeyen tek unsur enerjiniz. Kendinize şimdi şu soruyu sorun; bir bacak veya kol ortalıkta olmamasına rağmen siz onun varlığını sanki varmış gibi hissedebiliyorsanız, bu neden bütün beden yok olduktan sonrada geçerli olmasın? 


   - enerji özünüz

Enerji özünüzle ilgili bilgileride ilk bizden duyuyorsunuz, başka bir yerde bu bilgileri bulmanız mümkün değil. Yeryüzünde var olma vaktiniz geldiği an, ana rahmine sizin beden şablonunuz indirilir ve embriyotik hücreler birer inşaat ustası gibi o enerji şablonu üzerinden yeni canlıyı inşa eder. O enerji şablonunuz sizinle birlikte büyür. O enerji şablonu hücrelerinizi bir kalkan bir kopya gibi sarar ve beden hücrelerinizi hem zamana karşı korur yani yaşlılığa karşı hem beden hücrelerinizin büyümesi ve filizlenmesi için onlara ihtiyaç duyduğu enerjiyi aktarır. Eğer uzak doğu inançları gibi evrende yaşam enerjisi diye birşeyden bahsedilecekse o zaman bu ancak insan bedenin enerji şablonu için geçerli olabilir. Ortalama 33 yaşlarına geldiğinizde o şablon beden hücrelerinize enerji aktarmayı keser. Bedeninizin büyümesi ve filizlenmesi durar. Siz bir olgunluk süreci yaşar sonrası yaşlanma ve yıkılma sürecine geçersiniz. Özet: ne zaman yoktan var edilmeniz gerekiyorsa enerji şablonunuz orada olması şart, bu gerek ana rahmindeki ilk yaratılış olsun gerek mahşer günü toprak içindeki diriliş. Enerji şablonunuz diriliş anlarında kullanılır. İlk diriliş bebek şablonu üzerinden gerçekleşir. O şablon sizinle büyür, belirli bir olgunluğa geldiği zamanda büyüme durur. Kaç yaşında durduysa sizin mahşer günü tekrar dirilteceğiz yaşta o olur. Enerji şablonunuzun sizi diriltme dışında bir görevi daha var, o da sizi zamana karşı korumak. Hiç merak etmedinizmi; çocuklar ve yetişkenler aynı boyutta yaşar aynı kalorileri alır aynı zamana maruz kalır ama onlar büyür ve güçlenir bizler ise yaşlanır ve çökeriz. Bunu mümkün kılan, onları bizden ayıran faktör nedir? Bu faktör enerji şablonuzdur. Onlardaki o enerji şablonu aktiftir ve onlarla birlikte büyür ve onları zamana karşı korur, o hücrelerin büyümesi için onlara gereken enerjiyi aktarır. Yetişkenlerde ise o şablon 33den sonra pasif duruma geçer. Hücreler üzerindeki kalkan ve koruma kalkar. O enerjiden mahrum kalan hücrelerde zamanın akışına yani yaşlanmaya karşı korumasız kalır. Hücreleriniz depoladıkları enerjiyi bir müddet kullanır. Bu sürece bedeninizin olgunlaşma sürece diyebilirsiniz. Bu orta-otuzlardan orta-kırklara kadar sürer. Hücrelerinizin içindeki o yaşam enerjiden kalan kalıntılarda tükendiği an, bedeniniz yaşlanma safhasına girer ve siz zamanın akışını bedeniniz üzerindeki etkisini net görmeye başlarsınız.

   - ruh ve enerji boyutumuz arasındaki ilişki


İki bedene sahipsiniz, fiziki parçadan oluşan bir bedene birde onun enerji özüne. Birisini diğerinin kopyası olarak düşünün, birisi birşey yaşıyorsa, hatıralar ve duygulara sahipse bunun bir bilgisayar programı gibi anında diğerinede yüklendiğini varsayın. Ruhunuz bu ikisinide canlandırmaya muktedir. Eğer fiziki bedeniniz yokluğa karıştıysa, ruhunuz; enerji özünüz üzerinden sizi canlı tutmaya ve yaşamanız gerekenleri yaşatmaya devam eder. Hayatta olduğunuz müddet, enerji özünüz ve bunun fiziki kopyası birbirine yapışık kalır. Bu ikisinin bir arada kalmasını sağlayan beyininizdir. Ne zaman şuurun bu kontrolü kalkar, ölüm veya uykuda olduğu gibi, o zaman ruhunuz o ölü bedeni bir kenara bırakıp enerji şablolonuz üzerinden sizi yaşatmaya devam eder. Enerji özünüzü, fiziki bedenin bir yedeği olarakta düşünebilirsiniz. Elektrikler kesildiğinde jeneratörlerin devreye girmesi gibi. Nasıl yeryüzünde önem arz eden işlevlerin bir yedeği bulunuyor, birisi arızalandığında yedeği herhangi bir aksaklığa sebep olmadan o işin devamını sağlıyor, fiziki bedeniniz ile enerji özünüzde arasındaki ilişkide buna benzer. Fiziki bedeniniz iflas ettiği an ruhunuz enerji özünüz üzerinden sizi yaşatmaya devam eder. Fiziki parçacıkların yaşadığı herşey enerji özünüzede kopyalandığı için, ölüm sonrası hatıralar ve benlikte bir kayıp olmaz.
Örneğin; eğer
kabir hayatı yaşamanız takdir edildiyse, o zaman ruhunuz enerji özünüzü canlandırır ve siz mahşer gününe kadar yaşamanız gerekenleri yaşarsınız. Ama eğer ölüm sonrası uykuda kalmanız gerekiyorsa o zaman ruhunuz sorgu ve sual melekleri ile yüzleşmenize kadar sizi, enerji özünüz üzerinden canlı tutar, sonrası enerji özünüz uykuya dalar, ruhunuzda Allah katına çıkar. ENERJİ ÖZÜNÜZ fizik bedenin YEDEĞİ, beden iflas ettiği an devreye girer!

enerji özünüzü fiziki bedeninizin içinde tutan güç beyininizdir. B
eyin ölümü gerçekleştiği an ruhunuz yedeğe geçer o da enerji özünüz. O yüzden tıbbi ve yasal ölümün tanımı, beyin ölümü ile gerçekleşir. Eğer beyin ölümü vukuu bulduysa siz o kişinin organlarını makinalar ile ne kadar çalıştırmaya devam etsenizde o kişiyi tekrar canlandırmanız mümkün değil.

Mahşeri sorgu öncesi, kabir azabın olduğunu nereden biliyoruz; Ayetlerden!

   1- kabir hayatın varlığını, kabirden çıkışı anlatan Ayetlerden anlıyoruz

Kabir hayatı olmayacak ve olamaz diyenler görüşlerini şu fikre dayandırır; birisi hakkında kesin hüküm verilmeden yani sevap ve günahlarımız teraziden geçmeden azap olmaz olamaz. Bu görüşü savunanlar, Allahın ceza veya nimet vermede bekleyeceği, teraziden geçinceye kadar kimseye dokunmayacağına inanır. Bu gerçektende böylemi olacak gelin birlikte Kur'an-ı Kerim bu konu hakkında ne söylüyor buna bakalım; "kim beni anmaktan yüzçevirirse, ona dar bir geçim vardır ve onu
kıyamet günü kör olarak haşrederiz.» (Taha Süresi, 124). Kör haşredilmek bir cezamı? Ceza. Allah o cezayı indirmek için Kitapların teraziye konulmasını bekliyormuşmu? Beklemiyormuş. O zaman terazi öncesi azap inebiliyormuşmu? İnebiliyormuş! "Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimleri de saptırırsa, artık onlar için Allah'dan başka dostlar bulamazsın. Biz onları kıyamet günü yüzükoyun, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz...." (İsra Süresi, 97). Kör, dilsiz ve sağır olarak yeniden dirilmek bir cezamı? Ceza. O zaman sevap ve günahlarınız teraziye konmadan birileri üzerine azap iniyormuşmu? İniyormuş! Özet; Kur'an-ı Kerimi okuduğunuzda cezayı hak eden insanlara, o azabın yargılanmadan önce indiğini görürsünüz. Zaten
kitaplarımızın sağımızdan veya solumuzdan verilişi ile hakkımızdaki hükmün ilahi huzurun önüne çıkmadan verildiğini anlamıyormuyuz? Mahşer günü insanları kör, sağır ve dilsiz haşreden yani yargıç önüne çıkmadan, bedenler üzerine azap indiren Allah neden kabir hayatında da bu azabı indirmesin? Ayetler bu kadar açıkken bu ilahiyatçılar hangi akıl, mantık ve delil doğrultusunda kabir hayatını inkar ediyor, edebiliyor!

   2- kabir hayatın varlığını, azaba uğramış kavimler ile ilgili Ayetlerden anlıyoruz

İlahiyatçılar şunu iddia eder; şartlar ne olursa olsun kabir hayatı diye birşey yok. Biz ama olduğunu iddia ediyoruz. Neye dayanarak bunu söylüyoruz? Bunu Kur'ana dayanarak söylüyoruz. Kur'an- Kerimde nuh, ad, semud, lut gibi helak olunan kavimlerin veya firavun ve samiri gibilerin kıssalarını okuduğumuzda, o Ayetlerde o  kavimlere bir daha peşlerini bırakmayacak bir azabın ineceği anlatılır; "bir sabah erkenden, kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı" (Kamer Süresi, 38). Bir saniyeliğine hep birlikte bir beyin fırtınası yürütelim; azabın size indiğini düşünün, o ceza size indiğinde, ölümden sonra durarmı? Ceza indikten sonra durar derseniz, o zaman "bir daha peşini bırakmayacak" söylemini nereye koyacaksınız? Özet; eğer bir azap bir kişiye veya bir topluluğa iniyorsa, o azap ölüm sonrası onları terk edermi? Mahşer gününe kadar rahat uyku çekmelerine izin verilirmi? Elbette verilmez! Siz galiba kendi hukuk sisteminizi Allahınkiyle karıştırıyorsunuz. Sizin hukuk sisteminizde zalimler belki tutuksuz yargılanıyor olabilir, serbestte kalıyor olabilir ama Allah bir cezayı birine kestikten sonra, o kişiye o andan itibaren infaz hükümleri uygulanır. Araya ölümde girse o kişi cezayı çekmeye devam eder.

firavun'un cesedi londrada, hani kabir azabı derseniz; siz bir kişi ölürken, ölüm meleklerin onun ruhunu aldığını görebiliyormusunuz? Göremiyorsanız bir ölünün çektiği azabı nasıl göreceksiniz? Bir beden nerede ise o kişinin kabride orasıdır. O kabir veya o ceset açıkta ise, bu onun orada azap görmediği anlamına gelmez yani firavun onca turist önünde azap görmekte siz sadece onu göremiyor ve işitemiyorsunuz o kadar.


   3- kabir hayatın varlığını, şehitler ile ilgili Ayetlerden anlıyoruz

Şu söz size tanıdık geliyormu? "Allah yolunda ölenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz" (Bakara Süresi, 154). Ölülere ölü demeyin onlar diridir, söylemi işte bu Ayete dayanır. Varsayalımki kabir hayatı yok. Varsayalımki siz ölüyorsunuz ve mahşer gününe kadar, o tekrar diriliş gününe kadar siz yoksunuz. Madem ölümden sonra bir yokluk olacağını iddia ediyorsunuz, o zaman arkadaşlar bu Ayeti nereye oturtacaksınız. Siz ölüm sonra yokluk olacak diyorsunuz, bu Ayet ise ölüm sonrası bazıları için yaşam olacağını söyler. Not: b
urada kullanılan şehit kavramı sadece vatanı için öldürülen birini kapsamaz, bu Ayet Allah yolunda ölen herkesi kapsar. Allah için çocuklarını giydiren, kocasına bir bardak çay getiren bir ev hanımını dahi kapsar. Size şimdi bir milyonluk soru; eğer iyi insanlar ölüm sonrası diri iseler ve nimetler içinde olacak iseler, kötü insanlara ne olacak? Onlar rahatmı bırakılacak, sizce? Arkadaşlar, İslam mantık dini, birazıcıkta mantığınızı kullanın. Kabir hayatı yok demek genel mantığa aykırı, Ayetlere aykırı, uyku haline aykırı. Kabir hayatı yok derseniz, uykuların ne tür ibret içerdiği, neyi simgelediğini es geçersiniz.
Kabir hayatı yok derseniz şehitlerin ölüm sonraki hallerini nereye oturtacaksınız. Kabir hayatı yok derseniz azaba uğramış halkların halini nereye oturtacaksınız. Mahşeri sorgu öncesi azap olmaz derseniz, kabirden sağır ve kör haşredilenleri nereye koyacaksınız. Özet; eğer dini bir konu hakkında yorum getiriyorsanız, şahsi görüş ve inançlarınızı dışarıda bırakın ve yorumlarınızın Allahın ayetleri ile ters düşmemesine dikkat edin. Yorumlarınızı yaparken, tüm Ayetleri gözönünde bulundurarak bunu yapın. Eğer yorum yaparken tüm Ayetleri gözünüzün önünde canlandıramıyorsanız, Ayetler hakkında İslami konularda hakkında yorum getirmeyin. Bu sizin ve Müslümanların hayrına olur.

   4- kabir hayatın varlığını, büyücüler ile ilgili ayetlerden anlıyoruz

"....Andolsun ki bu bilgiyi satın alanın âhiretten nasibi yoktur, bunu iyice bilmişlerdi de. Fakat bir de canları pahasına satın aldıkları o şeyin ne pis şey olduğunu bilselerdi" (Bakara Süresi; 102). Siz eğer, mahşeri sorgu olmadan kimse infaz edilmez derseniz, kesin bir hüküm koymuş oluyorsunuz. Bu ayet ama size itiraz eder. Bu ayet, büyü yapanların sorguya çekilmeden cehenneme atılacağını söyler. Bu ayet bizlere, büyü yapanların dertlerini anlatma gibi fırsat tanınmayacağını, mazeretleri nedir bunun sorulmayacağını, bunların direk cehenneme atılacağını anlatır. Siz diyorsunuzki, mahşeri sorgu olmadan ceza olmaz, bu ayet bırakın kabir azabını, bazıların mahşeri hesaba bile çekilmeyeceğinden bahseder. Size bir milyonluk soru; mahşer günü sorguya çekmeyeceği birini Allah ölüm sonrası rahat bırakırmı, rahat uyku almasına izin verirmi? Hayır. Nasıl olsa mahşeri hesaba çekmeyecek, ölümden sonra direk infaza geçer.

   5- kabir hayatın varlığını, kafirler ile ilgilli ayetlerden anlıyoruz

"Gerçeklerin açığa çıktığı gün, secde etmeye davet olunurlar. Fakat (secde etmeye) güçleri yetmez. Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı)" (Kalem Süresi; 42-43). Eğer, kitaplar açılmadan infaz olmaz, insanlar cezalandırılmaz diyorsanız, bu Ayeti nereye oturtacaksınız. Bu Ayet, kullar secdeye davet edilecek ama kafirlere secdeye varmak nasip olmayacak der. Allah, bir kafirin kafir olduğu hükmene nasıl varıyor, kitaplar açılmadan? Ha, demek mahşeri sorgu başlamadan bazıları için hükümler verilebiliniyormuş. Demekki ilahi infaz, sorguya çekilmeden önce başlayabiliyormuş.

Özetlersek

Bu ayetleri okuduğunuzda aklınıza şu soru doğmuş olabilir; mahşeri sorgudan öncesi infazın indiğine yönelik bu kadar çok ayet var, nasıl olurda ilahiyat profları, kendilerini Kur'an-ı Kerimin uzmanı olarak tanıtanlar bunu göremez? Bir değil iki değil, once Ayet bazı topluluklara ilahi cezanın mahşeri sorguya çekilmeden ineceğini söyler. Nasıl bunu göremezler. Onlar acaba başka bir Kitapmı okuyor, soruları aklınıza gelmiş olabilir. İnanın, bu bizimde aklımıza geldi. Ya çok cahiller, ya art niyetliler ya başka kitaplar okuyorlar, bilmiyoruz artık. Allah hidayete erdirsin diyelim. Aslında, dahada ayetler sıralabiliriz, ama yazı gereksiz yere uzar. Siz olayın özetini anladınız, umarım.