nühüm                                                                                                                                              
                           

"dualar ve zikirler hakkında çok soru alıyoruz. şu kadar sayı şu duayı okursan şu olur, şu kadar şunu zikredersen şöyle korunursun gibisine. bu tür zikir ve duaların İslamda yeri varmı? cevabımız kısa ve öz; yok! değerli dostlar, dua ve zikirler belirli kurallara ve sınırlara tabi. örneğin, bir musibet size isabet ettiyse edecekse bu musibet size dua veya zikir eksikliğinden inmez, yaşantınızda günahlar işlediğinizden ötürü iner. eğer musibetler dua ve zikir eksikliğinden inseydi batı dünyası ve müslüman olmayan herkesin üzerine inerdi. size musallat olan sıkıntıların kaynağı zikir ve dua eksikliği değil, dolayısıyla sıkıntılarınıza zikir ve dualar ile kalıcı çözümler bulmanız mümkün değil. nedir sıkıntılarınızın çözümü? eğer kötülüklerden korunmak istiyorsanız bunun doğru yolu kötülüklerden uzak durmak. kötülükleri kötülükler üzerinize çeker. kötülükleri üzerinize çektiğiniz zamanda tövbe etmediğiniz helalleşmediğiniz müddet zikir ve dualar ile, o kötülükleri üzerinizden kaldıramazsınız. bu Allah'ın isimleri dahi olsa sıkıntılarınızın çözümü zikir ve dualar değil, sıkıntılarınızın çözümü günahlardan uzak durmanız tövbe etmeniz ve helalleşmeniz. günahı işle sonra Allah'ın isimlerini zikret ve temizlen, yok öyle yağma. zikir ve dualar, amacı dışında kullanıldığında ne olur? sizi cinler alemine açar. yüzlerce binlerce okunan o cümleler bir sihire bir büyüye dönüşür ve kısa yolda bazı hedeflerinize ulaşmanızı sağlayabilir, üstünüze çektiğiniz bazı olumsuzluklardan kısa yolda sizi koruyor olabilir, ancak bilinki bu çözümler bir ağrı kesici gibi geçici olur, uzun yolda daha büyük felaketleri üzerinize çeker. siz sadece size isabet edecek belayı erteliyor üzerinizde birikmesini sağlıyorsunuz. günlük, küçük ataklarla o belaların gazını alma şansına sahipken, zikir ve dualarla onları biriktiriyor kendinizi daha büyük felaketlere sürüklüyorsunuz. kaderden kaçış yok. eninde sonunda size isabet etmesi gereken isabet eder. eğer bir musibetin size isabet etmesini istemiyorsanız zikirlere sığınmayın, herhangi bir Ayeti çiğneyip çiğnemediğinize bakınız. bir yerde bir Ayeti çiğniyorsanız ve çiğnenen Ayet size o belayı indirdiyse bilinki ettiğiniz dua ve zikirler o Ayetin kestiği cezayı ortadan kaldırmaz. eğer kaldırıyor gibi görünüyorsa o zaman bilinki o dua ve zikirleriniz Allah katından yanıt bulmadı, cinler aleminden buldu. Allahu Teala, bir ayeti çiğnemeniz sonrası size indirdiği bir musibeti, gereğini yerine getirmediğiniz müddet (tövbe, pişmanlık, hellaleşme) zikir çekmenizle kaldırmaz. eğer sıkıntılarınızda bir rahatlık bulduysanız bilinki bu yardım Allah katından değil cinler aleminden geliyor. Ayetleri çiğnemiyorsanız, korunmayada ihtiyacınız yok. rahat olun, her gün onlarca ayetül kürsi çekerek kendinizi gereksiz yere obsesif kompulsif davranışlara sürüklemeyin. yeryüzüne indirilmeden siz Allahu Teala ile bir anlaşma yapıyorsunuz; siz kötülüklerden uzak duracaksınız Allahın ayetlerini çiğnemeyeceksiniz, buna karşılık Allahta yeryüzünde size dokunmayacak sizi cezaladırmayacak. yani bir musibetin size veya ailenize isabet etmesini istemiyorsanız bunun tek yolu Ayetleri çiğnememek. İslamda, şu kadar zikir çekersem şu kadar korunurum şu kadar zikir çekersem şu kadar ay ibadet etmiş olurum şu kadar çekersem şu kadar melek beni korur gibisine şeyler yok. bunlar hurafe, tarikatların İslamın içine soktuğu batıl inançlar. bu dünya ve öbür dünya hesabınız, Kuran Ayetlerine ne kadar riayet ettiniz bunun üzerine hesaplanacak yani yaşantınız, niyetleriniz ve eylemleriniz üzerine günlük yaşantınız ve ahiret hayatınız belirleniyor, bir kelime veya cümleyi ne kadar tekrarladığınız üzerine değil. başınızda bir musibet var ama kendinizde bir suç görmüyorsanız, atalarınıza bakın. Gelelim ikinci konumuza; başınıza gelen musibetler günahlarınızdan ötürü geliyor dediğimizde bir çok okurumuz paniğe kapılıyor ve hayatlarında bir sevgili edindiklerinden ötürümü Allah kendilerini cezalandırıyor sorusunu bize yöneltiyorlar, çünkü kendilerinde başka bir hata görmüyorlar. burada bunada bir yanıt verelim; Allah nezdinde kıssasa kıssas kuralına göre hareket edilir. örneğin; içki içiyor zina işliyorsanız bu günahlarınızdan ötürü rızkınız veya kısmetiniz kapatılmaz. size ancak o günahla ilgili bir ceza indirilir. örneğin siz zina işliyorsanız çocuklarınızda bir gün zinaya düşkün olur veya bir gün evlendiğinizde eşinize sadık kalmakta zorlanırsınız veya günah işlediğiniz o organda bir rahatsızlık zuhur eder. eğer üzerinizde kısmetsizlik veya ruhsal sıkıntı gibi bir sıkıntı görüyorsanız, bu zina veya içki gibi günahlardan gelmez, lanet beddua ah gibi günahlardan gelir. Siz kendiniz birinin ahını bedduasını üzerine çekmediyseniz atalarınıza bakın. özet: zikirler ile gününüzü kurtarma cinlerden medet umma yerine, yaşantınıza dikkat edin ve Ayetler ile kalıcı çözümler peşinde koşun! doğru dua ve zikir nasıl yapılır: dua etmeden önce o işin gereğini yerine getirin sonrası o konu hakkında Allahtan bir talepte bulunun. örneğin; kendi iş yerinizde para kazanamıyorsanız bunu dua ve zikirler ile değiştirmeye kalkışmayın. yaparsanız yardımınıza Allah değil cinler gelir. Allah zikirlere bakmaz, o işte başarılı olmak veya ayakta kalmak için gereğini yapıyormusunuz ona bakar. dua ederken dualarınız kopya, başkaların duası olmasın. kendi o aciz halinizle Allaha dua edin. bir alim bir duayı zikredinceye kadar onun bedeni ve ruhu bir ömür o duaya hazırlandı. bir çoğunuz geçmiş alimlerin dualarını okuyorsunuz, biz bunu tavsiye etmiyoruz. sizin bedeniniz ruhunuz o duaya henüz hazır olmayabilir, kendi duanız sizin için her zaman daha hayırlıdır. zikirler ise daha hassas bir konu. zikirleri Allahı anmak Allaha yakınlaşmak Allahı yüceltmek için yapın, asla kaderinizi değiştirmek, Allahtan belirli taleplerde bulunmak için yapmayın. yaparsanız kendinizi cinler alemine açar daha büyük sıkıntılar ile yüzleşirsiniz. zikrin kuralları: zikir yaparken kendinizden geçmeyin. bilincin olmadığı yerde ibadet olmaz. iki; zikir çekerken bir oturuşta bir cümle veya duayı 99 defadan fazla tekrarlamayın. eğer 99 dan fazla olacaksa bunu gün içine yayın. "onlar için 70 kez bağışlanma istesende Allah onları asla affetmeyecek tir" (tevbe süresi, 80). bu Ayet bize zikir ve duaların üst sınırını aktarır. bir duanızı Allah 70 tekrarlama da kabul etmediyse etmeyecekse bilinki 70 bin defa söylesenizde etmeyecektir. İslam zorluk değil kolaylık dinidir. kendinizi zorlamayın. Allahu Teala yaşantıda da ibadette de sadeliği sever. eğer ne kadar fazla o kadar iyi altında bir hikmet olsaydı Allah kendi vasıflarını 99 ile sınırlamazdı! üç; farklı ritüeller eşliğinde zikir çekmeyin. İslami ritüeller farz ibadetleri ile sınırlandırılmış (namaz, haç ve kurban). bunun dışında yapılan her ritüel (semazen, kafa ve beden sallamalar) batıldır, İslam dışıdır. mutlaka ve mutlaka bir gün hesaba çekileceğiniz konulardır. sadelik, farz ibadetler ve Ayetler size yeter, dahası şeytandan gelir ve üzerinize büyük vebal indirir."

kabir hayat�� varm��


Bu yazı münker ve nekir yazısının devamı, ilk önce o yazıyı okur sonrası buna geçerseniz olayları daha iyi anlayacağınızı düşünüyoruz. Kabir hayatı varmı, yazımızın konusu bu, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.


Kabir hayatı
varmı ve nedir?

Kabir hayatı sanıldığı kadar gizemli değil. Neden, çünkü Allah öbür dünyada karşılaşacağımız bir çok şeyi bu dünyada bize yaşattırır. Yeterki bizler ön yargı ve art niyetlerden uzak, gerçekleri görmeye hazır olalım. Kabir hayatıda bizlere bu dünyada yaşattırılan olaylardan birisi. N
asılmı? Allahu Teala yeryüzünde yaşanılan hangi olayı ölmeye eş değer tutar? Evet, doğru tahmin ettiniz; uyku halini (Zümer Süresi,42). Uyku haliniz kabir hayatını simgeler ve sizlere kabir hayatı hakkında çok bilgi verir. Nelermi? (1) Bunun ruh boyutu var. Öldüğünüzde ruh bedenden çıkar, uyku halinde de çıkar veya çıkabilir. (2) Bunun zaman boyutu var. Kabire konulduğunuzda mahşer gününe kadar geçen zaman sizlere saniyelik gelecek, uyduğunuz anda vakit hızlı akar, sabahın nasıl geldiğini anlamazsınız. Not: zaman kavramı insanların iyilik veya kötülük derecesine göre değişir. Kötü insanlar bin yıllık kabir hayatını bir türlü geçmek bilmeyen bin yıl gibi yaşar. (3) Bunun rüya boyutu var. Kabir hayatı bazı kişiler için işkence bazıları için ise güzellik dolu geçecek, uykunuzda bu şekilde geçer. Bazılarınız uykuda güzel rüyalar görür bazılarıda kötü. Özetleyelim; kabir hayatı varmı yokmu sorusunun en güzel yanıtını her gece yaşadığımız uyku hali bize verir. Uyuduğunuzda ölüsünüz ama aynı anda rüyalar görüyor birşeyler yaşıyorsunuz. Bu neden kabir hayatı içinde geçerli olmasın. Öldükten sonramı sizlere birşey yaşatmak daha zor yoksa uyku halindemi. Tabiki uyku halinde yaşatmak daha zor. Uyku halinde, canlı olmanıza rağmen ruhunuz sizden çekilip alınıyor ve sizlere birşeyler yaşatılıyor sonrası sizler sabah vaktinde tekrar diriltiliyorsunuz. Yeryüzünde bu zor olanı sizlere yaşattıran Allah neden kabirde de size buna benzer şeyler yaşatmasın. Arkadaşlar daha doğrusu her gece size ölüm yaşatılıyor sizce bu size öylesinemi yaşatılıyor, sizce bunun altında ilahi bir hikmet bir mesaj yokmu?


   - rüyalar ve kabir hayatı


Rüyaların iki boyutu var; birisi bilinçaltın yaşadığı olaylar diğeri ise bilincin. (1) Bilinçaltında yaşadığınız rüyalarda siz yaşanılanlara müdahale edemezsiniz. Siz anca seyirci koltuğuna oturur ve bir film izlercesine gösteriye seyirci kalırsınız. (2) İkinci tür rüyalar ise bilincin dahilinde gerçekleşir. Günlük yaşamda olduğu gibi sizler düşünür, tadabilir ve istediğinizi yapabilirsiniz. Bu nasıl mümkün? Ruhunuz bedenden çıkar, bilinç buna eşlik eder ve siz farklı boyutlarda farklı zaman ve mekanlarda birşeyleri yaşarsınız. Bedenimiz yatakta uyku halindeyken, bilincimi nasıl farklı diyarlarda gezer bunun gizemini alt bölümlerde açıklıyoruz. Bilincin eşlik ettiği rüyaları genelde evliya veya güzel kalp ve güzel ahlaklı insanlar yaşar.
Özetleyelim; iki tür rüya vardır, birincisi bilinçaltında yaşanılan ve film gibi akan rüyalar. Bunlar kabir hayatını simgelemez çünkü kabir hayatında bilinçaltı diye bir şey olmayacak. İkinci tür rüya ise bilinç boyutunda gerçekleşir. Ruh ile bilincin bir arada olduğu bir ortamda gerçekleşir. Şimdi, eğer birşeyi hissedebilmek ruh ve bilinç üzerinden geçiyorsa bu ikisi kabir hayatında varmı yokmu? Varsa kabir hayatı zannedildiği gibi boş geçmeyecek.

  - ruh nedir

Siz üç parçadan oluşuyorsunuz: ruh, nefis ve beden. Nefis sizsiniz. Nefis sizin benliğiniz sizin egonuz. Bedenleriniz ise bir uzay giysisidir. Nefsinizin bu yabani gezegende hava alabilmesini, besin alabilmesi ve neslini devam ettirebilmesini sağlayan bir giysi. Bedenleriniz nefsinizin yeryüzünde yaşamanızı mümkün kılan bir araç bir vasıtadır. Not: nefsinizin görüntüsü bu! Bu fotoğrafı bir kaç yazımızda gösteriyoruz, tekrarda yarar var. Gerçek görünümünüzü görmenizde yarar var. Hani bazıları çok süslenir kendisine çok bakım yapar ya, onlar aslen üzerlerindeki o uzay giysisini makyajlar. O makyajın altındaki gerçek görüntü gerçek kimlik bu. Kurtuluş günü filmindeki uzaylılar gibi. O uzaylılar nasıl bir dış kabuğun içine girip yeryüzüne ayak basıyor, gerçek görünümler içeride saklı kalıyorsa, sizde öylesiniz. 



Bu nefsi bir ağacın tohumu olarak düşünün. Bu nefsin bir parçacığı toprak ve sudan yaratılan bedene yerleştirildiğinde bu tohum filizlenmeye başlar. Nefsiniz bedeninizin içinde filizlenip her yerin hakimiyetini ele geçirdiğinde de uyandırılmayı bekler. Bu uyanış ruh ile sağlanır. Ruh bedeninizi çalıştıran mazot, bedeninizi uyandıran o sihirli dokunuştur. Ruhların kendi benliği bulunmaz. Siz acı çekseniz birşey tatsanızda, ruhunuz ne acı duyar ne de zevk alır. Acıyı çekende o zevki tadandan nefistir. Ruhunuz ve bedeniniz sadece birer vasıta, birisi arabanın kendisi diğeri ise mazotu. Sizde o arabanın içinde seyehat eden nefissiniz. Eğer ruh olmadan acı çekilmiyor, zevk alınmıyorsa o zaman birşeyleri hissetmeniz gerekiyorsa ruh orada olmak zorunda. Ruh'un kabir hayatındaki önemide burada ortaya çıkar. Siz eğer birşeyi yaşamanız ve hissetmeniz gerekiyorsa, o zaman ruhunuz sizinle olması şart bu gerek yeryüzü gerek kabir hayatı gerek cennet veya cehennem olsun. Kabir hayatı bir ruh varsa mümkün, o yüzden cevaplamamız gereken ilk soru;

Fiziki bir beden olmadan kabir hayatı nasıl gerçekleşir?

İnsanlar bedenlerin sadece görünen boyuttan yani şu fiziki bedenimizden ibaret olduğunu sanar. Sadece fiziki parçacıklardan ibaret olduğumuzu sandıkları içinde fiziki bir bedenin olmadığı bir ortamda (kabir hayatı), kabir hayatın varlığına akıl erdiremezler. Bugün bu yazı vesilesiyle onları aydınlatalım, fiziki bir beden olmadan kabir hayatı nasıl gerçekleşecek bunu onlara deşifre edelim. Sayın okurlarımız, bedenlerinizin bir görünür boyutu var birde görünmeyen boyutu. Görünen boyutu fiziki bedeninizi kapsar görünmeyen boyutu ise o fiziki bedenin enerji formunu. Buradaki gizem o enerji formunda yatar. Fiziki bedeniniz var olduğu müddet ruhunuz o fiziki beden üzerinden sizi canlı tutar, fiziki beden iflas edip öldüğü anda enerji boyutunuz devreye girer ve siz enerji boyutunuz üzerinden diri tutulmaya devam edilirsiniz. Ne zamana kadar? Fiziki beden mahşer gününde tekrar dirilinceye kadar.

   - insan bedenin enerji boyutu: geçicilik

Bakınız, gerçek yaşam fiziki bir beden ile gerçekleşir. Yeryüzünde siz fiziki bir beden ile haşrolunuyorsunuz ve öbür dünyadaki yaşam içinde yine fiziki bir beden ile haşrolunacaksınız. Ancak aynı uykuda olduğu gibi, o geçiş süreçlerinde siz eğer belirli şeyleri yaşamanız gerekiyorsa Allah bunları enerji özünüz üzerinden de sizlere yaşatmaya muktedir. Anlamanız gereken bu!

   - insan bedenin enerji boyutu: ilk önce ilkelerinizi gözden geçirin
 

İnsanlar maalesef hayatın sadece görünülen ve işitilebilinen boyuttan ibaret olduğunu sanır. Göremediği, işitemediği birşeyi yok sayar, ona inanmaz. Bu zihniyete göre eğer ortalıkta fiziki bir beden yok ise o zaman hayatta yok, yaşamda yok. Ölüm sonrası bedenlerimizin toprak olup gitmesi, bu zihniyetin algılarını zorlamakta. Onlar asırlarıdr şu söylemlerin arkasına sığınır; "bunlar (müşrikler) diyorlar ki: “İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz” (Duhan Süresi, 34-35). Halbuki görmezlermi o ilk yaratılışı, bakmazlarmı kendilerine sorgulamazlarmı nereden geldiklerini. Bakın bu konu hakkında Allah ne der; "De ki: Onu ilk defa yapıp meydana getiren diriltir ve o, her çeşit yaratmayı bilir" (Yasin Süresi, 79). Aslına bakarsanız günümüzde bedenlerimizin enerji boyutunu veya ölüm sonrasını inkar edebilen birisi yok. Güya inkar edenlerde o gerçeği inkar etmez, onlar söyleyeni inkar eder. Bunu açalım; bazı insanlarda Allah alerjisi bulunur. Bu kişiler sadece işin ucunda Allah olduğu için o şeyi inkar eder ve karşı gelir. Örneğin; Allah, yalnız değilsiniz aranızda yaşayan cinler var dediği zaman bu kişiler bunu inkar eder ama amerikan uzay enstitüsü bizler yalnız değiliz, evrende uzaylılar var dediği zaman bu kişiler buna anında inanır. Evrende cinler adında bir varlığın yaşadığına inanmazlar ama uzaylılara inanırlar. Uzaylıların varlığı cinlerden daha uçuk olmasına rağmen uzaylıya inanırlar, cinlere inanmazlar. Neden, çünkü birisini Allah söylüyor. Allah kavramı geçtiği anda bunların alerjisi tutuyor. Örneğin; insan bedeni et ve kemikten öte, bunun birde enerji boyutu var dediğimizde bu zihniyet yapmayın hocam der. Hollywood ama avatar, inception ve matriks gibi filmlerde bu konuya değindiğinde bu makbul ve olabilir gözü ile bakılır. İşin ucunda İslam ve Allah varsa karşı gelinir, yoksa onaylanır. Özet; eğer inancınız konuya göre değilde, söyleyenin kimliğine göre şekilleniyorsa o zaman ilkelerinizi tekrar gözden geçirmenizi öneririz.

   - insan bedenin enerji boyutu: tıp alemi

Bedenimizin enerji boyutun varlığını bizler aslında bilimsel olarakta kanıtlayabiliriz, hatta bunu tıp literatürün iki yerinde bulabiliriz. Birincisi; ana rahmi, ikincisi ise "phantom limb" sendromu. Ana rahminde ortada bir sinir
sistemi bir beyin veya hormonlar yokken embriyonik hücreler neyin nerede büyümesi, nasıl bir şekil alması ve ne kadar büyümesi gerektiğini nereden bilir? Bu soruyu kendinize hiç sordunuzmu? İşte biz bu tür konuları ele alırken bunları ve dahasını kendimize soruyor, araştırmamızı yapıyor sonrası yazılarımızı kaleme alıyoruz. Ana rahimdeki yavrularımız enerjiden oluşan bir bebek modeli doğrultusunda var edilirler. Bu enerji şablonu nasıl çalışır? 3D yazıcıların çalışma sistemini gözlerinizin önüne getirin, ana rahmindeki çalışmada bu şekilde gerçekleşir. Nasıl bir 3D yazıcısı bigisayardaki bir şablon doğrultusunda kesimini yapıyor, o eseri ortaya çıkarıyorsa embiryonik hücrelerde enerji boyutundaki bir bebek modeli üzerinden bu yaratılışı gerçekleştiriyor. Sinir sistemi ve hormonların henüz var olmadığı bir ortamda tek mantıklı açıklama bu. Eğer ilk diriliş bu şablon üzerinden gerçekleşiyorsa o zaman tekrar dirilişte böylesine bir enerji modeli üzerinden gerçekleşeceği varsayımını yapabilirsiniz. Böylesi bir enerji şablonun var olduğunu, bedenleriniz yok olsada o enerji şablon varlığını sürdürmeye devam ettiğini nereden anlıyoruz? "Phantom Limb" sendromundan. Kısacası nedir bu semdrom; tıp alemi uzuvlarını kaybetmiş bazı kişilerin o uzuvlarını halen hissettikleri iddiası üzerine o kişiler üzerine araştırma yapar ve buna bir isim koyar. Yani bazı hastalar bedenlerin bir uzvunu kabetmelerine rağmen, o uzvun orada var olduğunu halen hissetmeye devam ediyor. Tıp buna phantom limb der. Fiziki bir parçanın olmamasına rağmen onun orada hissedilebilme olanağı tıp literatürüne geçmiş bir gerçek bir realitedir. ÖZET: demek şuurun birşeyi hissedebilmesi için illa et ve kemikten bir bedene sahip olmamız şart değilmiş, demek fiziki bir parça olmadanda birşeyleri hissedebiliyormuşuz. Bu nasıl mümkün derseniz? Enerji boyutunuz sayesinde deriz. Yok olmayan ve ölmeyen tek unsur enerjiniz. Kendinize şimdi şu soruyu sorun; bir bacak veya kol ortalıkta olmamasına rağmen siz onun varlığını sanki varmış gibi hissedebiliyorsanız, bu neden bütün beden yok olduktan sonrada geçerli olmasın? 

   - enerji özünüz

Yeryüzünde var olma vaktiniz geldiği an, ana rahmine sizin beden şablonunuz indirilir ve embriyotik hücreler birer inşaat ustası gibi o enerji şablonu üzerinden yeni canlıyı inşa eder. O enerji şablonunuz sizinle birlikte büyür. O enerji şablonu hücrelerinizi bir kalkan bir kopya gibi sarar ve beden hücrelerinizi hem zamana karşı korur yani yaşlılığa karşı hem beden hücrelerinizin büyümesi ve filizlenmesi için onlara ihtiyaç duyduğu enerjiyi aktarır. Not: eğer uzak doğu inançları gibi evrende yaşam enerjisi diye birşeyden bahsedilecekse o zaman bu ancak insan bedenin enerji şablonu için geçerli olabilir. Ortalama 33 yaşlarına geldiğinizde o şablon beden hücrelerinize enerji aktarmayı keser. Bedeninizin büyümesi ve filizlenmesi durar. Siz bir olgunluk süreci yaşar sonrası yaşlanma ve yıkılma sürecine geçersiniz. Özet: ne zaman yoktan var edilmeniz gerekiyorsa enerji şablonunuz orada olması şart bu gerek ana rahmindeki ilk yaratılış olsun gerek mahşer günü toprak içindeki diriliş. Enerji şablonunuz diriliş anlarında kullanılır. İlk diriliş bebek şablonu üzerinden gerçekleşir. O şablon sizinle büyür, belirli bir olgunluğa geldiği zamanda büyüme durur. Kaç yaşında durduysa sizin mahşer günü tekrar dirilteceğiz yaşta o olur. Enerji şablonunuzun sizi diriltme dışında bir görevi daha var, o da sizi zamana karşı korumak. Hiç merak etmedinizmi; çocuklar ve yetişkenler aynı boyutta yaşar aynı kalorileri alır aynı zamana maruz kalır ama onlar büyür ve güçlenir bizler ise yaşlanır ve çökeriz. Bunu mümkün kılan, onları bizden ayıran faktör nedir? Bu faktör enerji şablonuzdur. Onlardaki o enerji şablonu aktiftir ve onlarla birlikte büyür ve onları korur o hücrelerin büyümesi için onlara gereken enerjiyi aktarır. Yetişkenlerde ise o şablon belirli bir yaştan sonra pasif duruma geçer. Hücreler üzerindeki kalkan ve koruma kalkar. O enerjiden mahrum kalan hücrelerde zamanın akışına yani yaşlanmaya karşı korumasız kalır. Hücreleriniz depoladıkları enerjiyi bir müddet kullanır. Bu sürece bedeninizin olgunlaşma sürece diyebilirsiniz. Bu orta-otuzlardan orta-kırklara kadar sürer. Hücrelerinizin içindeki o yaşam enerjiden kalan kalıntılarda tükendiği anda bedeniniz yaşlanma safhasına girer ve siz zamanın akışını bedeniniz üzerindeki etkisini net görmeye başlarsınız.

   - ruh ve enerji boyutumuz arasındaki ilişki


İki bedene sahipsiniz, fiziki parçadan oluşan bir bedene birde onun enerji özüne. Birisini diğerinin kopyası olarak düşünün, birisi birşey yaşıyorsa, hatıralar ve duygulara sahipse bunun bir bilgisayar programı gibi anında diğerinede yüklendiğini varsayın. Ruhunuz bu ikisinide canlandırmaya muktedir. Eğer fiziki bedeniniz yokluğa karıştıysa, ruhunuz; enerji özünüzü canlı tutmaya ve yaşamanız gerekenleri yaşatmaya devam eder. Hayatta olduğunuz müddet, enerji özünüz ve bunun fiziki kopyası birbirine yapışık kalır. Bu ikisinin bir arada kalmasını sağlayan beyininizdir. Ne zaman şuurun bu kontrolü kalkar, ölüm veya uykuda olduğu gibi o zaman ruhunuz o ölü bedeni bir kenara bırakıp enerji şablolonuz üzerinden sizi yaşatmaya devam eder. Enerji özünüzü, fiziki bedenin bir yedeği olarakta düşünebilirsiniz. Elektrikler kesildiğinde jeneratörlerin devreye girmesi gibi. Nasıl yeryüzünde önem arz eden işlevlerin bir yedeği bulunuyor, birisi arızalandığında yedeği herhangi bir aksaklığa sebep olmadan o işin devamını sağlıyorsa fiziki bedeniniz ile enerji özünüzde arasındaki ilişkide buna benzer. Fiziki bedeniniz iflas ettiği an ruhunuz enerji özünüz üzerinden sizi yaşatmaya devam eder. Fiziki parçacıkların yaşadığı herşey enerji özünüzede kopyalandığı için, ölüm sonrası, hatıralar ve benlikte de bir kayıp olmaz.
Örneğin; eğer
kabir hayatı yaşamanız takdir edildiyse, o zaman ruhunuz kabire geri döndürülür ve enerji boyutunuzu canlandırır ve siz mahşer gününe kadar yaşamanız gerekenleri yaşarsınız. Ama eğer ölüm sonrası uykuda kalmanız gerekiyorsa o zaman ruhunuz sorgu ve sual melekleri ile yüzleşmenize kadar sizi, enerji özünüz üzerinden canlı tutar, sonrası siz uykuya dalarsınız, ruhunuzda Allah katına çıkar. ENERJİ ÖZÜNÜZ fizik bedenin YEDEĞİ, beden iflas ettiği an devreye girer!

enerji özünüzü fiziki bedeninizin içinde tutan güç beyininizdir. B
eyin ölümü gerçekleştiği an ruhunuz yedeğe geçer o da enerji özünüz. O yüzden tıbbi ve yasal ölümün tanımı, beyin ölümü ile gerçekleşir. Eğer beyin ölümü vukuu bulduysa siz o kişinin organlarını makinalar ile ne kadar çalıştırmaya devam etsenizde o kişiyi tekrar canlandırmanız mümkün değil.

   - ruh'un ayrıcalığı


Ruhlar neden canlılar tarafından görülemez, ruhları yaratılan herşeyden farklı kılan unsur nedir?
Ruhları canlılar için görünemez yapan ve ruhları Allah katında kalmasını sağlayan ayrıcalık, ruhların bizzat Allahtan var edilmiş olmasıdır. Bütün canlılar sudan yaratılmış, ruhlar ise Allahtan (Secde Süresi, 9). Yaşayan tek güç Allahtır, birşeyi yaşatmak içinde Allah kendisinden vermek zorunda! Azrail gibi vazifelendiren melekler hariç, hiçbir canlı (melek, cin, insan, hayvan) ruhları göremez. Ruhlar, insanoğlu var edilmeden önce var edilmiş. İlk insandan son insana kadar ve bu ruhlar Allah katında bir yerde tutulur. İnsanlar yeryüzünde doğdukçada ruhlar yeryüzüne iner, öldükçede Allah katına yani ait oldukları yere geri döner. Tekrar dirilişe kadar orada bekletilirler. Bazı istisnai durumlarda ama (evliyalar, şehitler, kabir azabı/ödüllendirme vs) ruhlar öldükten sonrası, kabir hayatı için yeryüzüne geri dönebilir ve o kişiye ne yaşatması gerekiyorsa onu yaşatır. İki; ruhlarda bir benlik bulunmaz. O yüzden ruhlar ne yeryüzünde dolaşır ne de ölünün başında bekler. Üç; ölüm sonrası çok şeyler yaşanır. Göğe çıkmak gibi. Göğe laikseniz göğe yükselme değilseniz yeryüzüne geri çakılma gibi. Ancak ölüm sonrası hakkında fazla detaya girmemek daha sağlıklı. Sonuçta kimse oraya gidip geri dönmedi. Ne kadar bilgi verirseniz, gereksiz yere güvenirliğinizi yetirirsiniz. O yüzden sadece kabir hayatı varmı yokmu, neden olması gerek bizler bunun üzerinde duracağız.

Sevap ve günahlarımız tartılmadan öncesi bir cezalandırma olacağını hangi Ayetlerden anlıyoruz?

   1- diriliş ile ilgili Ayetlerden anlıyoruz

Kabir hayatı olmayacak ve olamaz diyenler görüşlerini şu fikre dayandırır; birisi hakkında kesin hüküm verilmeden yani sevap ve günahlarımız teraziden geçmeden azap olmaz olamaz. Bu görüşü savunanlar Allahın ceza veya nimet vermede bekleyeceği, teraziden geçinceye kadar kimseye dokunmayacağına inanır. Bu gerçektende böylemi olacak gelin birlikte Kur'an-ı Kerim bu konu hakkında ne söylüyor buna bakalım; "kim beni anmaktan yüzçevirirse, ona dar bir geçim vardır ve onu
kıyamet günü kör olarak haşrederiz.» (Taha Süresi, 124). Kör haşredilmek bir cezamı? Ceza. Allah o cezayı indirmek için Kitapların teraziye konulmasını bekliyormuşmu? Beklemiyormuş. O zaman terazi öncesi azap inebiliyormuşmu? İnebiliyormuş! "Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimleri de saptırırsa, artık onlar için Allah'dan başka dostlar bulamazsın. Biz onları kıyamet günü yüzükoyun, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz...." (İsra Süresi, 97). Kör, dilsiz ve sağır olarak yeniden dirilmek bir cezamı? Ceza. O zaman sevap ve günahlarınız teraziye konmadan birileri üzerine azap iniyormuşmu? İniyormuş! Özet; Kur'an-ı Kerimi okuduğunuzda cezayı hak eden insanlara, o azabın yargılanmadan önce indiğini görürsünüz. Zaten
kitaplarımızın sağımızdan veya solumuzdan verilişi ile hakkımızdaki hükmün ilahi huzurun önüne çıkmadan verildiğini anlamıyormuyuz? Mahşer günü insanları kör, sağır ve dilsiz haşreden yani yargıç önüne çıkmadan bedenler üzerine azap indiren Allah neden kabir hayatında da bu azabı indirmesin? Ayetler bu kadar açıkken bu ilahiyatçılar hangi akıl, mantık ve delil doğrultusunda kabir hayatını inkar ediyor, edebiliyor!

   2- ilahi azaba uğramış kavimler ile ilgili Ayetlerden anlıyoruz

İlahiyatçılar şunu iddia eder; şartlar ne olursa olsun kabir hayatı diye birşey yok. Biz ama olduğunu iddia ediyoruz. Neye dayanarak bunu söylüyoruz? Bunu Kur'ana dayanarak söylüyoruz. Kur'an- Kerimde nuh, ad, semud, lut gibi helak olunan kavimlerin veya firavun ve samiri gibilerin kıssalarını okuduğumuzda o Ayetlerde o  kavimlerin yakasına bir daha peşlerini bırakmayacak bir azabın ineceğini söylendiğini görüyoruz; "bir sabah erkenden, kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı" (Kamer Süresi, 38). Bir saniyeliğine hep birlikte bir beyin fırtınası yürütelim; azabın size indiğini yani Allahın hakkınızda hüküm kestiğini düşünün. O ceza size indiğinde, cezanızın infaz süreci başlandığında ölümün sizi bu azaptan kurtaracağı, ölümden sonra o infaza bir aralık verileceği iddiaları size mantıklı geliyormu? Gelmiyor değilmi? Özet; eğer bir azap bir kişiye veya bir topluluğa iniyorsa o azap ölüm sonrası onları terk edermi? Onların mahşer gününe kadar rahat uyku çekmelerine izin verilirmi? Elbette verilmez! Siz galiba kendi hukuk sisteminizi Allahınkiyle karıştırıyorsunuz. Sizin hukuk sisteminizde zalimler belki tutuksuz yargılanıyor olabilir, serbestte kalıyor olabilir ama Allah bir cezayı birine kestikten sonra o kişiye o andan itibaren infaz hükümleri uygulanır. Araya ölümde girse o kişi cezayı çekmeye devam eder.

firavun'un cesedi londrada, hani kabir azabı derseniz; siz bir kişi ölürken, ölüm meleklerin onun ruhunu aldığını görebiliyormusunuz? Göremiyorsanız bir ölünün çektiği azabı nasıl göreceksiniz? Bir beden nerede ise o kişinin kabride orasıdır. O kabir veya o ceset açıkta ise, bu onun orada azap görmediği anlamına gelmez yani firavun onca turist önünde azap görmekte siz sadece onu göremiyor ve işitemiyorsunuz o kadar.


   3- şehitler ile ilgili Ayetlerden anlıyoruz

Şu söz size tanıdık geliyormu? "Allah yolunda ölenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz" (Bakara Süresi, 154). "Ölülere ölü demeyin onlar diridir" söylemi işte bu Ayete dayanır. Varsayalımki kabir hayatı yok. Varsayalımki siz ölüyorsunuz ve mahşer gününe kadar o tekrar diriliş gününe kadar siz yoksunuz. Madem ölümden sonra bir yokluk olacağını iddia ediyorsunuz, o zaman arkadaşlar bu Ayeti nereye oturtacaksınız. Bu Ayet sizin zıttınızı iddia etmekte. Siz ölüm sonra yokluk olacak diyorsunuz, bu Ayet ise ölüm sonrası bazıları için yaşam olacağını söyler. Not: b
urada kullanılan şehit kavramı sadece vatanı için öldürülen birini kapsamaz, bu Ayet Allah yolunda ölen herkesi kapsar. Allah için çocuklarını giydiren ve kocasına bir bardak çay getiren bir ev hanımı dahi kapsar. Şimdi, eğer iyi insanlar ölüm sonrası diri iseler ve nimetler içinde olacak iseler, kötü insanlar sizce rahatmı bırakılacak? Arkadaşlar, İslam birazıcıkta mantık dini, Allah aşkına birazıcıkta mantığınızı kullanın. Kabir hayatı yok demek genel mantığa aykırı Ayetlere aykırı uyku haline aykırı. Kabir hayatı yok derseniz, uykuların ne tür ibret içerdiği, neyi simgelediğini es geçersiniz. Kabir hayatı yok derseniz şehitlerin ölüm sonraki hallerini nereye oturtacaksınız, azaba uğramış halkların halini nereye oturtacaksınız. Özet; eğer dini bir konu hakkında yorum getiriyorsanız şahsi görüş ve inançlarınızı dışarıda bırakın ve yorumlarınızın Allahın ayetleri ile ters düşmemesine dikkat edin. Biz ama bakıyoruz siz kendi görüşlerinize kendinizi o kadar kaptırmışsınızki, kendi görüşünüzü haklı kılmak için Allahın ayetlerini bile çiğnemeye kendi çıkarlarınız doğrultusunda yorumlamaya çarpıtmaya hazırsınız. Yapmayın bunu.