• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        

"Şimdilik bırak onları kendi hallerine, yiyip içsinler, avunsunlar, boş ümitleri onları oyalayadursun.
Yakında gerçeği öğrenecekler." (Hicr Süresi; 3) -19.09.2021  




kabir hayatı varmı?


-
2018

Bu yazımız iki şaşkın profesörün Münker ve Nekir'in olmadığı, kabir hayatın olmadığını söylemesi sonrası onlara cevap olarak kaleme alınan iki yazıdan birisi. İlk önce Münker ve Nekir yazımızı okur sonrası buna geçerseniz, olayları daha iyi anlayacağınızı düşünüyoruz. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.



Dünyamız insanı nasıl ahirete hazırlar?


Kabir hayatı sanıldığı kadar gizemli değil. Neden, çünkü Allah öbür dünyada karşılaşacağımız bir çok şeyi bu dünyada bize yaşattırır. Yeterki bizler ön yargı ve art niyetlerden uzak, gerçekleri görmeye hazır olalım. Kabir hayatıda bizlere bu dünyada yaşatılan olaylardan birisi. N
asılmı? Allahu Teala yeryüzünde yaşanılan hangi olayı ölmeye eş değer tutar? Evet, doğru tahmin ettiniz; uyku halini (Zümer Süresi,42). Uyku haliniz kabir hayatını simgeler ve sizlere kabir hayatı hakkında çok bilgi verir. Nelermi? (1) Bunun ruh boyutu var. Öldüğünüzde ruh bedenden çıkar, uyku halinde de çıkar. (2) Bunun zaman boyutu var. Kabire konulduğunuzda mahşer gününe kadar geçen zaman sizlere saniyelik gelecek, uyduğunuz anda vakit hızlı akar, sabahın nasıl geldiğini anlamazsınız. Tabiki zaman kavramı insanların iyilik veya kötülük derecesine göre değişecek. Kötü insanlar bin yıllık kabir hayatını bir türlü geçmek bilmeyen bin yıl gibi yaşayacak. (3) Bunun bir de rüya boyutu var. Kabir hayatı bazı kişiler için işkence bazıları için ise güzellik dolu geçecek, uykunuzda bu şekilde geçer. Bazılarınız uykuda güzel rüyalar görür bazılarıda kötü. Özetleyelim; kabir hayatı varmı yokmu, sorusunun en güzel yanıtını her gece yaşadığımız uyku hali bize verir. Uyuduğunuzda ölüsünüz, ama aynı anda rüyalar görüyor birşeyler yaşıyorsunuz. Uyku halinde canlı olmanıza rağmen ruhunuz sizden çekilip alınıyor ve sizlere birşeyler yaşatılıyor, sonrası sizler sabah vaktinde tekrar diriltiliyorsunuz. Yeryüzünde bunu size yaşatan Allah, ölüm sonrasıda bunu size yaşatmaya muktedir olamazmı? Elbette olur. Arkadaşlar, bu dünyadaki düzen ve yaşantı tesadüfen ortaya çıkmadı, bu dünyadaki düzen kendiliğinden oluşmadı. Nasıl dershaneler sizleri sınavlara hazırlıyor, sınavlarda çıkabilecek suallere yönelik çalışma yapıyorsa Allahta yeryüzü düzenini ahiret hayatına hazırlık olarak kurgulamış. Uykudan indirilen teknolojiye kadar, bu dünyada herşey ölüm sonrası yaşayacağınız olayları daha iyi anlamanıza yönelik kurgulanmış.


Fiziki bir beden olmadan kabir hayatı nasıl gerçekleşir?

İnsanlar bedenlerin sadece görünen boyuttan ibaret olduğunu sanar. Fiziki parçacıklardan ibaret olduğumuzu sandıkları içinde fiziki bir bedenin olmadığı bir ortamda kabir hayatı nasıl olur bunu akıl erdiremezler. Bugün bu yazı vesilesiyle onları aydınlatalım, fiziki bir beden olmadan kabir hayatı nasıl gerçekleşecek bunu onlara deşifre edelim. Sayın okurlarımız; bedenlerinizin bir görünür boyutu var birde görünmeyen boyutu, görünen boyut fiziki bedeniniz görünmeyen boyutu ise o fiziki bedenin enerji formu. Buradaki gizem o enerji formunda yatıyor. Enerji boyutunuzu fiziki bedenin bir kopyası olarakta düşünebilirsiniz. Hafıza ve benliğinizide içeren bir kopya. Fiziki bedeniniz varolduğu müddet ruhunuz fiziki beden üzerinden sizi canlı tutar, fiziki beden iflas edip öldüğü zamanda enerji boyutunuz yani kopyanız devreye girer ve siz enerji boyutunuz üzerinden diri tutulmaya devam edilirsiniz. Ne zamana kadar? Fiziki beden mahşer gününde tekrar dirilinceye kadar.

Not: alternatif tıpçılar birşeyi bilmedikleri zaman buna enerji deyip geçer. Alternatif tıp aleminde enerji kavramı genelde bir konuyu detaylandıramadığınız an kullanılır. Evrensel enerji veya mistik enerji dediğiniz an kimse sizden o
enerji nedir, ne tür özelliklere sahip, nereden geldi ve nasıl oluştu bunları bilmenizi beklemez. Bu yazıda bizde enerji diyoruz, diğerleri gibi ama biz sıkıştığımız için değil konuyu bildiğimiz için enerji diyoruz ve bunuda olabildiği kadar sizin için detaylandırmaya çalışacağız. Bahsettiğimiz enerjiyi biraz açalım;

- Ölüm nedir?

Ölüm ruhunuzun bedenden çıkışı değildir, ölüm enerji kopyanızın fiziki bedenden koparılışıdır. Sökülüp çekilmesidir. İslam alimleri ölümü ruh üzerinden okuyor, bu hataya düşmeyiniz, bilgisayarınızın elektriği gibi ruhunuz bedeninizi canlı tutan birşey, bunun ötesinde bir görevi yok. Ruhun bir benliği bulunmaz, bir günah yükü bulunmaz, acı veya tat hissetmez yani duygusu bulunmaz. Bulunduğu mekanda Allah katıdır. Oradan canlıya iner, canlı öldükten sonrada tekrar oraya çıkar. Ruhun bu ayrıcalığı Allahtan gelir. Canlı olan Allahtır, yarattıklarını canlandırmak içinde Allah kendisindeki hayat gücünü yaratıklarına üflemiş (ruh); "Sonra ona düzgün bir şekil vermiş ve ruhundan ona üflemiş; sizi kulak, göz ve gönüllerle donatmıştır. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!" (Secde Süresi; 9). Ruh Allahın bir parçası ve tek görevi elektriğin bilgisayarı çalıştırması gibi sizi çalıştırmak, o yüzden ölümü okurken, ölüm sonrasını analiz ederken, ruh üzerinden değil kişinin enerji kopyası üzerinden olayları okuyunuz. Bin yıl önceki alimlerin bilgisi üzerinden hayatı ve İslamı okumayın, İslamı en güzel anlatan günümüzün teknolojisi. Allahın düzenini en güzel günümüzün teknolojisi anlatıyor, bu teknolojiden haberi olmayanda olayın özünü size anlatamaz. Özetlersek; bu dünyada ve ahiret hayatında ne yaşamanız gerekiyorsa, ya fiziki bedeniniz (bu dünya ve ahiret hayatı) ya da enerji kopyanız (kabir hayatı), ruhunuz bunlara elektrik verip size yaşamanız gerekenleri yaşatıyor.

- Fiziki bedeniniz hem ahiret hayatı hem yeryüzü hayatı için geçerli

Bu dünya veya ahiret hayatını siz fiziki bir bedenle yaşayacaksınız. Bu fiziki bedeniniz, her iki boyuta girerken yoktan varediliyor. Hem ana rahminde yoktan varediliyor hem mahşer günü kabirden çıkışta. Fiziki bedeniniz yoktan nasıl var ediliyor ve fiziki beden yokken kabir hayatı nasıl mümkün, herkesin merak ettiği sualler bunlar. Bu suallerin cevabı enerji boyutunuzda yatıyor. Allahu Teala hz ademi var ediyor sonrası hz hava, bu ikisini 33 yaş civarı görünüşte var ediyor ve bir de toprak ve su karışımı o fiziki bedenin içine onun enerji kopyasını yerleştiriyor. Bu enerji kopyanızı bir el freni gibide görebilirsiniz, gelişiminizin üst limitini belirleyen bir el freni. Yani enerji kopyanız 33 yaşına kadar filizlenmenize izin veriyor, ötesi değil. Şimdi, Allahu Teala bedenimizi belirli bir yaşta var ediyor ve bunun içine enerji kopyasını yerleştiriyor, sonrası o kalıba küçül diyor ve kalıp tek bir hücreye kadar küçülüyor. Bu fiziki küçülmenin her bir safhasıda enerji şablonunuza işleniyor. Allahu Teala bu sefer büyü diyor ve tek hücre bölüne bölüne 9 aylık bebek ebatına geliyor. Allahu Teala dur diyor ve toprak ve çamurdan yarattığı o ilk numunenin farklı ebatlara seri üretime geçirecek hafıza kaydını elde etmiş oluyor. Allah tek hücreden 33 yaşına kadar büyümeyi içeren bir hafıza kaydını elde etmiş oluyor. Seri üretimde kullanabileceği br kayıt. O şablonu 3D yazıcıya yüklüyorsunuz ve rahimdeki kök hücreler o şablon doğrultusunda üretime başlıyor. Allahın elinde her bir yaratılış için kullanacağı şablonlar var, birisi 9 aylık şablon bunu ana rahminde kullanıyor. Diğeri 33 yaşındaki bir şablon bunuda kabirden dirilişte kullanıyor. Embriyonik şablon sizinle büyüyor ve 33 yaş civarına geldiğinde duraklıyor. Bu duraklama fiziki bedenin yeşemersininde sonu oluyor. Bundan sonra siz yaşlanma ve çöküş safhasına geçersiniz. İkinci diriliş anı geldiğinde (mahşer günü) siz bu sefer embriyonik şablon üzerinden değil, 33 yaş şablon üzerinden diriltiliyorsunuz. Her canlıda aynı embriyonik kadın ve erkek şablonu kullanılır, birimizin diğerinden farklı görünmesi ise bedenimizdeki negatif enerjiler ile ilgili.

- Enerji boyutunuz ve hollywood
 

İnsanlar maalesef hayatın sadece görünülen ve işitilebilinen boyuttan ibaret olduğunu sanır. Göremediği işitemediği birşeyide yok sayar, ona inanmaz. Bu zihniyete göre eğer ortalıkta fiziki bir beden yok ise o zaman hayatta yok, yaşamda yok; "bunlar (müşrikler) diyorlar ki: “İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz” (Duhan Süresi, 34-35). Allah bu inkarcılara şöyle cevap veriyor; "De ki: Onu ilk defa yapıp meydana getiren diriltir ve o, her çeşit yaratmayı bilir" (Yasin Süresi, 79). Aslına bakarsanız geçmiş insanları bir yere kadar anlayabiliyorsunuz, çünkü bedensiz bir yaşamla ilgili hayatlarında kıyas edebilecekleri bir örnek yoktu. Günümüzün insanı ise
fiziki bedenlerin var olmadığı bir aleme (sanal alem) her gün girip çıkıyor ve birşeyler yaşıyor. Günümüzde yaşayıp avatarları, sanal alemi, robotları ve hologramları görüyor ve halen kabir hayatını inkar ediyorsanız, insanın o enerji şablonunu inkar ediyorsanız bilinki siz, geçmiş inkarcılardan daha çetin bir sorguya çekileceksiniz. Aslına bakarsanız, günümüzün insanı fiziki bedensiz bir yaşamı inkar etmiyor, onlar söyleyini inkar ediyor. Bazı insanlarda Allah alerjisi var. Bu kişilerde sadece işin ucunda Allah olduğu için o şeyi inkar edip karşı geliyor. Yoksa konuyu inkar ettiklerinden değil. Allah değilde bilim dünyası fiziki bedensiz yaşam var dese, dünden kabul ederlerdi. Fakat bunu bilim dünyası değilde Allah söylediği için reddediyorlar. Örneğin; Allah, yalnız değilsiniz aranızda yaşayan cinler var dediği zaman bu kişiler bunu inkar eder, ama amerikan uzay enstitüsü bizler yalnız değiliz, evrende uzaylılar var dediği zaman bu kişiler buna anında inanır. Evrende cinler adında bir varlığın yaşadığına inanmazlar ama uzaylılara inanırlar. Uzaylıların varlığı cinlerden daha uçuk olmasına rağmen uzaylıya inanır, cinlere inanmazlar. Neden, çünkü cinlerin var olduğunu Allah söylüyor. Birşeyin içinde Allah kavramı geçtiği anda bunların alerjisi tutuyor. Örneğin; insan bedeni et ve kemikten öte, bunun birde enerji boyutu var dediğimizde bu zihniyet yapmayın hocam der. Hollywood ama avatar, inception ve matriks gibi filmlerde bu konuya değindiğinde bu makbul ve geleceğin teknolojisi gözü ile bakılır. İşin ucunda İslam ve Allah varsa karşı gelinir, yoksa onaylanır. Özet; eğer inancınız konuya göre değilde, söyleyenin kimliğine göre şekilleniyorsa o zaman ilkelerinizi tekrar gözden geçirmenizi öneririz. Rehberiniz hollywood ve bilim dünyasını kontrol eden küresel akılmı olacak, yoksa Allahmı?

- Enerji boyutunuz ve tıp alemi

Bedenimizin enerji boyutun varlığını bizler aslında bilimsel olarakta kanıtlayabiliriz, hatta bunu tıp literatürün üç yerinde bulabiliriz. Birincisi; ana rahmi, ikincisi; "phantom limb" sendromu olarak adlandırılan vakalarda ve üçüncüsü; hamile kadınlar ve röntgen ışınları. Bunları açalım; ana rahminde ortada bir sinir
sistemi bir beyin veya hormonlar yokken embriyonik hücreler neyin nerede büyümesi, nasıl bir şekil alması ve ne kadar büyümesi gerektiğini nasıl bilir? Bu soruyu kendinize hiç sordunuzmu? İşte biz bu tür konuları ele alırken bunları ve dahasını kendimize soruyor, araştırmamızı yapıyor sonrası yazılarımızı kaleme alıyoruz. Tavuk embriyosu insan embriyosu bunlar ilk safhalarında birbirine benziyor, sonrası ama birbirinden çok farklı varlıklar ortaya çıkıyor. Bu nasıl mümkün? Embriyonik hücreler bir canlı inşasına başladığında nasıl bir canlı oluşturması gerektiğini nereden biliyor? İşte bu sorunun cevabı enerji şablonunuzda yatıyor. 3D yazıcıların çalışma sistemini gözlerinizin önüne getirin, ana rahmindeki çalışmada bu şekilde gerçekleşir. Nasıl bir 3D yazıcısı bigisayardaki bir şablon doğrultusunda kesimini yapıyor, o eseri ortaya çıkarıyorsa embriyonik hücrelerde enerji boyutundaki 9 aylık bebek modeli üzerinden bu yaratılışı gerçekleştiriyor. Sinir sistemi ve hormonların henüz var olmadığı yani hücreler arası iletişimin olmadığı bir ortamda, inşa sürecini yöneten akıl bu enerji şablonu. O yüzden hamile kadınlar röntgen cihazına sokulmaz. Siz eğer 3D yazıcısı iş başındayken yazıcıyı elektromanyetik radyasyona maruz bırakırsanız, 3D yazıcıda anlık bozulmalara sebep olur, yazıcının bir kaç mm sağa sola kayması ile sakat bir bedenin inşasına sebep olurdunuz. Yoktan dirilişler bu şablon üzerinden gerçekleşiyor. Ana rahminde kök hücreler bu inşayı gerçekleştirir, mahşer günü ise gökten yağacak yağmur sizi yeniden inşa edecek. Not: elbette Allah var ol der ve herşey var olur. Ancak Allah ilimden bahseder, herşeyi ilmimle kuşattım der (Talak Süresi; 12). Allah ol dedi ve herşeyi oluverdi deyip geçerseniz, Allahın bahsettiği ilmi yok saymış olursunuz. Böylesi bir enerji şablonun var olduğu, bedenlerimiz yok olsada o enerji şablon varlığını sürdürmeye devam ettiğini başka nereden anlıyoruz? "Phantom Limb" sendromundan. Nedir bu semdrom; tıp alemi uzuvlarını kaybetmiş bazı kişilerin o uzuvlarını halen hissettikleri iddiası üzerine o kişiler üzerine araştırma yapar ve buna bir isim koyar; phantom limb sendromu. Bazı hastalar bedenlerinde bir uzvu kabetmesine rağmen, o uzvu hissetmeye devam ediyor. Bunada tıp alemi phantom limb sendromu adını koymuş. Fiziki bir parçanın olmamasına rağmen onu halen orada hissedilebilme gerçeği, tıp literatürüne geçmiş bir realitedir. Demek şuurun birşeyi hissedebilmesi için illa et ve kemikten bir bedene sahip olmamız şart değilmiş, demek fiziki bir parça olmadanda birşeyleri hissedebiliyormuşuz. Bu nasıl mümkün derseniz? Enerji boyutunuz sayesinde. Kendinize şimdi şu soruyu sorun; bir bacak veya kol ortalıkta olmamasına rağmen siz onun varlığını sanki varmış gibi hissedebiliyorsanız, bu neden bütün beden yok olduktan sonrada geçerli olmasın? 


- Enerji boyutunuz

Enerji özünüzle ilgili bilgileri ilk bizden duyuyorsunuz, yazılarımızdaki ayrıcalığı anlamanız açısından bunu bilmenizde yarar olduğunu düşünüyoruz. Bu bilgileri başka bir yerde bulamazsınız. Şimdi, yeryüzünde var olma vaktiniz geldiği an, kız veya erkek Allah bunu belirler sonrası hz adem veya hz hava'nın o ilk yaratılış şablonu indirilir ve embriyotik hücreler birer inşaat ustası gibi o 9 aylık enerji şablonu üzerinden yeni canlıyı inşa etmeye başlar. Not: bazılarınız kök hücre ile bir canlıyı yeniden inşa edebileceğini sanır. Onlara günaydın diyelim; kök hücreler embriyonik şablon eşliğinde çalışır. Devam edelim; o enerji şablonunuz sizinle birlikte büyür. Hücrelerinizi bir kopya gibi sarar ve beden hücrelerinizi hem zamana karşı korur yani yaşlılığa karşı hem beden hücrelerinizin büyümesi ve filizlenmesi için onlara ihtiyaç duyduğu enerjiyi aktarır. Eğer uzak doğu inançları gibi evrende yaşam enerjisi diye birşeyden bahsedilecekse o zaman bu ancak insan bedenin enerji şablonu için geçerli olabilir. Ortalama 33 yaşlarına geldiğinizde o şablon beden hücrelerinize enerji aktarmayı keser. Bedeninizin büyümesi ve filizlenmesi durar. Sonrası bir olgunluk süreci yaşar sonrası yaşlanma ve yıkılma sürecine geçersiniz. Özet: eskiden biz yok olduktan sonramı dirileceğiz, bu akla mantığa aykırı demişler; "Dediler ki: “Biz bir yığın kemik, bir yığın ufantı olduğumuz zaman mı yeniden bir yaratılışla diriltilecekmişiz, biz mi?” (İsra Süresi; 49). Allahta onlara şöyle cevap vermiş; "İnsan, kendisinin kemiklerini aslâ bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? Evet! (Bir araya getiririz!) (Biz) onun parmak uçlarını (parmak izlerine varıncaya kadar) düzenlemeye (eski hâline getirmeye) gücü yetenleriz." (Kıyamet Süresi; 3-4). Birşeyin kopyasını üretmek geçmiş çağlarda yaşayanların mantığını zorlamış olabilir, günümüzde ise bu bize o kadar mantığa aykırı gelmiyor. Bilgisayara bilgileri giriyorsunuz, o da size 3d makinesi üzerinden orijinalin kopyasını çıkarabiliyor. Yahut bir şablonu üretiyorsunuz, makinalarda size seri üretimde kopya çıkarabiliyor. Burada önemli olan orijinal şablona sahip olmak. Şablon 9 aylık olarak yeryüzüne iniyor çünkü yeryüzüne 9 aylık bebek olarak ayak basmanız takdir edilmiş, sonrası o şablon sizinle büyüyor, hafızasında kayıtlı olduğu gibi büyüyor çünkü mahşer günü 33 yaşında dirilmeniz takdir edilmiş. Enerji şablonunuzun sizi diriltme dışında bir görevi daha var, o da sizi zamana karşı korumak. Hiç merak etmedinizmi; çocuk ve yetişken bu ikisi günde aynı kaloriyi alır ama birisi büyür diğeri ise çöker. Çocukları bizden farklı kılan ne? Neden onlar yaşlandıkça filizlenir biz ise yaşlandıkça çökeriz? Cevap; onlardaki enerji şablonun aktif olmasından kaynaklanıyor. Soru şu; biz büyüdüğümüz içinmi şablon büyüyor, yoksa şablon büyüdüğü içinmi biz büyüyoruz? Cevap; şablon büyüdüğü için biz büyüyoruz. Şablon büyümeyi durdurduğu anda biz duruyoruz. Şablon büyüdüğü müddet fiziki beden bundan nemalanıyor, filizleniyor ve büyüyor. Şablon büyümeyi bıraktığı anda (ortalama 33 yaş) fiziki bedenimiz büyümeyi bırakıyor, zamanın akışına yani yaşlanmaya karşı korumasız kalıyor. Sonrası? Bedeniniz o ana kadar enerji şablonundan aldığı enerjiyi bir müddet kullanıyor, buna bedeninizin olgunlaşma sürecide diyebilirsiniz. Bu ortalama 33-45 yaş arası gerçekleşiyor. 45 yaş sonrası, o yaşam enerjiden kalan kalıntılar tükendiği anda, bedeniniz yaşlanma safhasına giriyor ve bedeniniz yaşlanmanın etkisini net görmeye başlıyor. 

- Enerji boyutunuz ve ruh


İki bedene sahipsiniz, fiziki parçadan oluşan bir bedene birde onun enerji özüne. Birisini diğerinin kopyası olarak düşünün, birisi birşey yaşıyorsa hatıralar ve duygulara sahipse bunun bir bilgisayar programı gibi anında diğerinede yüklendiğini varsayın. Ruhunuz bu ikisinide canlandırmaya muktedir. Eğer fiziki bedeniniz yokluğa karıştıysa, ruhunuz enerji özünüz üzerinden sizi canlı tutmaya ve yaşamanız gerekenleri yaşatmaya devam eder. Hayatta olduğunuz müddet, enerji özünüz ve bunun fiziki kopyası birbirine yapışık kalır. Bu ikisinin bir arada kalmasını sağlayan beyninizdir. Ne zaman şuurun bu kontrolü kalkar, ölüm veya uykuda olduğu gibi o zaman ruhunuz o ölü bedeni bir kenara bırakıp enerji şablolonuz üzerinden sizi yaşatmaya devam eder. Örneğin; astral seyehatlar. Bunlar enerji özünüzün seyehatlarıdır. Not: bu ister fiziki bedeniniz ister enerji özünüz olsun birşeyi yaşayabilmeniz için şuur orada olması gerek. Uykuda ise şuurunuz yok. Şuurunuz yok olmasına rağmen enerji özünüzle nasıl astral seyehat gerçekleştirebiliyorsunuz; bir taşıyıcı sayesinde. Uykuda astral seyehat yaşıyorsanız bilinki bunu cinler sayesinde yaşıyorsunuz. Bunu kendiniz yapabilmeniz için bedeniniz tertemiz olması gerek. Bedeninizin temiz olup olmadığını nasıl anlarsınız; en basiti hastalanıp hastalanmadığınızdan. Hastalanıyorsanız bilinki kirlisiniz ve bu astral seyehatları kendi gücünüzle manevi güçle yapmıyorsunuz, cinler aracılığıyla yapıyorsunuz. Devam edelim; enerji özünüzü fiziki bedenin bir yedeği olarakta düşünebilirsiniz. Elektrikler kesildiğinde jeneratörlerin devreye girmesi gibi. Nasıl yeryüzünde önem arz eden işlevlerin bir yedeği bulunuyor, birisi arızalandığında yedeği herhangi bir aksaklığa sebep olmadan o işin devamını sağlıyor, fiziki bedeniniz ile enerji özünüzde arasındaki ilişkide buna benzer. Fiziki bedeniniz iflas ettiği an ruhunuz enerji özünüz üzerinden sizi yaşatmaya devam eder. Fiziki parçacıkların yaşadığı herşey enerji özünüzede kopyalandığı için, ölüm sonrası hatıralar ve benlikte bir kayıp olmaz.
Örneğin; ortalıkta fiziki bir beden yok ama size
kabir hayatı yaşatılması gerekiyor, bu durumda ruhunuz enerji özünüzü canlandırır ve siz mahşer gününe kadar yaşamanız gerekenleri kabirde yaşarsınız. Eğer ama ölüm sonrası uykuda kalmanız gerekiyorsa o zaman ruhunuz Allah katına çıkar, enerji özünüzde bedeninizle birlikte kabirde kalır. ENERJİ ÖZÜNÜZ fizik bedenin YEDEĞİ, beden iflas ettiği an devreye girer!

Not: enerji özünüzü fiziki bedeninizin içinde tutan güç beyininizdir. B
eyin ölümü gerçekleştiği an ruhunuz yedeğe geçer o da enerji özünüz. O yüzden tıbbi ve yasal ölümün tanımı, beyin ölümü ile gerçekleşir. Eğer beyin ölümü vukuu bulduysa siz o kişinin organlarını makinalar ile ne kadar çalıştırmaya devam etsenizde o kişiyi tekrar canlandırmanız mümkün değil.

Not: enerji özümüz ile aklımızda daha nice sorular var, bu işi çözdük iddiasında değiliz bunu lütfen biliniz. Zaten gayemiz size detaylı bilgi aktarmak değil. Yazılarımızın amacı size genel bir tablo çizmek, olayların akışı hakkında size genel bir bilgi sunmak bunun ötesi bizim websayfamızın amacını aşar. Biz sadece yön gösteriyor, neye odaklanmanız gerektiğini size söylüyoruz, bunların detaylarını araştırmak İslam alimi olma yolunda ilerleyen arkadaşların görevi. Biz bilgilerin temelini atıyor, devamını başkaların getirmesini bekliyoruz. İlahiyat fakültelerinde akademik kariyer peşinde koşan arkadaşlar mesela. Detaylara inmek bizim değil onların görevi.


Mahşeri sorgu öncesi azabın ineceğini, yani kabir azabın olacağını nereden biliyoruz; Ayetlerden!

1- Kabir hayatın varlığını, kabirden çıkışı anlatan Ayetlerden anlıyoruz

Kabir hayatı olmayacak ve olamaz diyenler görüşlerini şu fikre dayandırır; birisi hakkında kesin hüküm verilmeden yani sevap ve günahlarımız teraziden geçmeden azap olmaz olamaz. Bu görüşü savunanlar Allahın ceza veya nimet vermede bekleyeceği, teraziden geçinceye kadar kimseye dokunmayacağına inanır. Bu gerçektende böylemi olacak gelin birlikte Kur'an-ı Kerim bu konu hakkında ne söylüyor buna bakalım; "kim beni anmaktan yüzçevirirse, ona dar bir geçim vardır ve onu
kıyamet günü kör olarak haşrederiz.» (Taha Süresi, 124). Kör haşredilmek bir cezamı? Ceza. Allah o cezayı indirmek için Kitapların teraziye konulmasını bekliyormuşmu? Beklemiyormuş. O zaman terazi öncesi azap inebiliyormuşmu? İnebiliyormuş! "Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimleri de saptırırsa, artık onlar için Allah'dan başka dostlar bulamazsın. Biz onları kıyamet günü yüzükoyun, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz...." (İsra Süresi, 97). Kör, dilsiz ve sağır olarak yeniden dirilmek bir cezamı? Ceza. O zaman sevap ve günahlarınız teraziye konmadan birileri üzerine azap iniyormuşmu? İniyormuş! Özet; Kur'an-ı Kerimi okuduğunuzda cezayı hak eden insanlara o azabın yargılanmadan önce indiğini görürsünüz. Zaten
kitaplarımızın sağımızdan veya solumuzdan verilişi ile hakkımızdaki hükmün ilahi huzurun önüne çıkmadan verildiğini anlamıyormuyuz? Anlıyoruz. Mahşer günü insanları kör, sağır ve dilsiz haşreden yani yargıç önüne çıkmadan bedenler üzerine azabı indiren Allah, kabir hayatını bundan muaf tutarmı? Tutmaz. Kabir hayatında da azabı indirir. Tutmadığını nereden anlıyoruz;

2- Kabir hayatın varlığını, azaba uğramış kavimler ile ilgili Ayetlerden anlıyoruz

İlahiyatçılar şunu iddia eder; şartlar ne olursa olsun kabir hayatı diye birşey yok. Biz ama olduğunu iddia ediyoruz. Neye dayanarak bunu söylüyoruz? Bunu Kur'an-ı Kerime dayanarak söylüyoruz. Kur'an- Kerimde nuh, ad, semud, lut gibi helak olunan kavimlerin veya firavun ve samiri gibilerin kıssalarını okuduğumuzda, o Ayetlerde o  kavimlere bir daha peşlerini bırakmayacak bir azabın ineceği anlatılır; "bir sabah erkenden, kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı" (Kamer Süresi, 38). Size bir milyonluk soru; ölmeden öncesi azap iniyor ve Ayette bu azabın bir daha peşlerini bırakmayacağını söylüyorsa, ölüm sonrası bu azap devam edermi etmezmi? Elbette devam eder. Ceza ölüm öncesi iniyor ve bir daha peşlerini bırakmayacaksa, kabir hayatında da o azap devam etmesi gerekir. Eğer kabir azabı yok derseniz o zaman firavuna veya ad kavmine ceza yeryüzünde indi, kabir hayatında ise dinlenmelerine rahat nefes almalarına izin veriliyor demeye getirirsiniz. Bu da Ayete ve genel mantığa aykırı. Ayet çok açık ve net, azap kişiye indikten sonra kişinin peşini bırakmayacak aralıksız devam edecek. Özet; eğer bir azap bir kişiye veya bir topluluğa iniyorsa, o azap ölüm sonrası onları terk edermi? Mahşer gününe kadar rahat uyku çekmelerine izin verilirmi? Elbette verilmez! Siz galiba kendi hukuk sisteminizi Allahınkiyle karıştırıyorsunuz. Sizin hukuk sisteminizde zalimler tutuksuz yargılanıyor olabilir, hüküm giymeden masum sayılıyor olabilir, yargıçları satın alıp serbestte kalıyor olabilir ama Allah bir cezayı birine kestikten sonra, o kişiye o andan itibaren infaz hükümleri uygulanır. Araya ölümde girse o kişi cezayı çekmeye devam eder.

Not: firavun'un cesedi londrada, hani kabir azabı derseniz; siz bir kişi ölürken ölüm meleklerin onun ruhunu aldığını görebiliyormusunuz? Göremiyorsanız bir ölünün çektiği azabı nasıl göreceksiniz? Bir beden nerede ise o kişinin kabride orasıdır. O kabir veya o ceset açıkta ise, bu onun orada azap görmediği anlamına gelmez yani firavun onca turist önünde azap görmekte siz sadece onu göremiyor ve işitemiyorsunuz o kadar.


3- Kabir hayatın varlığını, şehitler ile ilgili Ayetlerden anlıyoruz

Şu söz size tanıdık geliyormu? "Allah yolunda ölenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz" (Bakara Süresi, 154). Ölülere ölü demeyin onlar diridir, söylemi işte bu Ayete dayanır. Varsayalımki kabir hayatı yok. Varsayalımki siz ölüyorsunuz ve mahşer gününe kadar, o tekrar diriliş gününe kadar siz yoksunuz. Madem ölümden sonra bir yokluk olacağını iddia ediyorsunuz, o zaman arkadaşlar bu Ayeti nereye oturtacaksınız? Siz ölüm sonra yokluk olacak diyorsunuz, bu Ayet ise ölüm sonrası bazıları için yaşam olacağını söyler.
Size bir milyonluk soru; eğer iyi insanlar ölüm sonrası diri iseler ve nimetler içinde olacak ise, yani iyiler iyiliklerin karşılığını alacaksa kötülerde kötülüklerin karşılığını alma oranı ne sizce? Çok yüksek değilmi. İyiler yaptıkları iyiliklerin karşılığını ölüm sonrası alıyorsa, kötüler sizce bundan muaf tutulurmu?
Arkadaşlar İslam dini mantık dini, birazıcıkta mantığınızı kullanın. Kabir hayatı yok demek genel mantığa aykırı, Ayetlere aykırı, uyku haliniz aykırı vs vs vs. Kabir hayatı yok derseniz, uyku halin ne olduğunu neyi simgelediğini nereye oturtacaksınız. Kabir hayatı yok derseniz, şehitlerin ölüm sonraki hallerini nereye oturtacaksınız. Kabir hayatı yok derseniz, azaba uğramış halkların halini nereye oturtacaksınız. Mahşeri sorgu öncesi azap olmaz derseniz, kabirden sağır ve kör haşredilenleri nereye koyacaksınız. Lütfen, dini konularda fetva veriyorsanız şahsi görüş ve inançlarınızı dışarıda bırakın ve yorumlarınızın Allahın Ayetleri ile ters düşmemesine dikkat edin.

4- Kabir hayatın varlığını, büyücüler ile ilgili Ayetlerden anlıyoruz


"....Andolsun ki bu bilgiyi satın alanın âhiretten nasibi yoktur, bunu iyice bilmişlerdi de. Fakat bir de canları pahasına satın aldıkları o şeyin ne pis şey olduğunu bilselerdi" (Bakara Süresi; 102). Mahşeri sorgu olmadan kimse infaz edilmez derseniz, kesin bir hüküm koymuş oluyorsunuz, bu kesin hüküm sonrasıda bu Ayeti nereye oturtacaksınız? Bu Ayet bize büyü yapanların sorguya çekilmeden cehenneme atılacağını söylüyor. Siz sorgu olmadan infaz olmaz diyorsunuz, bu Ayet ise bazı kişiler için sorgu bile olmayacağını söylüyor. Dertlerini anlatma gibi fırsat tanınmayacağı, mazeretleri nedir bunun sorulmayacağı direk cehenneme atılacağını söylüyor. Siz mahşeri sorgu olmadan ceza olmadğını iddia ediyorsunuz, bu Ayet bırakın kabir azabını bazıları için mahşeri sorgu bile olmayacağından bahsediyor. Şimdi size bir milyonluk soru; mahşer günü sorguya çekmeyeceği birini, Allah ölüm sonrası rahat bırakırmı, rahat uyku almasına izin verirmi? Hayır. Nasıl olsa mahşeri hesaba çekmeyecek ölüm sonrası direk infaza geçer. Anladınız.

5- Kabir hayatın varlığını, kafirler ile ilgilli Ayetlerden anlıyoruz


"Gerçeklerin açığa çıktığı gün, secde etmeye davet olunurlar. Fakat (secde etmeye) güçleri yetmez. Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı)" (Kalem Süresi; 42-43). Eğer kitaplar açılmadan infaz olmaz, insanlar cezalandırılmaz diyorsanız, o zaman mahşer günü gözleri aşağıya düşmüş kişileri nereye oturtacaksınız. Bu Ayet bize insanların secdeye davet edileceği ama kafirlere secdeye varmak nasip olmayacağını anlatıyor. Yani kitaplar açılmadan insanlar hakkında genel hükümlerin verilmiş olacağını anlatıyor. Yargılanmadan öncesi kitabınızın sağ veya sol omuzunuzdan verilmesi gibi.
Anladınız. Demek mahşeri sorgu başlamadan hakkınızda hükümler verilebiliniyormuş. Demekki sorguya çekilmeden ilahi infaz başlayabiliyormuş.


Özetlersek

Sizlere Ayetleri sıraladık, onca Ayeti okuduktan sonra eminiz aklınıza şu soru gelmiştir; mahşeri sorgu öncesi infazın gerçekleştiğini anlatan onca Ayet varken nasıl olurda kendilerini Kur'an-ı Kerimin uzmanı olarak tanıtan bu iki şaşkın profesör bunu görmüyor? Bir değil iki değil onca Ayet bizlere, bazı topluluklara ilahi cezanın mahşeri sorgu öncesi ineceğini söylüyor. Nasıl olurda bu iki şaşkın profesör bunu göremiyor? Çok basit; nasip! Bunlara geri zekalı desek olmayacak çünkü adamlar öyle veya böyle profesör olmuş, o zaman geriye tek bir şık kalıyor o da nasip. Bazı insanlara Allahu Teala doğru yolu göstermeyi nasip etmiyor. Bir yerde birşeyi yanlış yaptıkları için, doğrular apaçık gözlerin önünde olsada gözleri perdeleniyor, görmek nasip olmuyor. Bu iki şaşkın ilahiyatçı ya ahiret hayatın geneli hakkında sakıncalı düşüncelere sahip, Allahta bundan ötürü ahiret hayatı ile ilgli detayları görmelerine izin vermiyor ya da imanlarında temel bir sıkıntı var. Öyle veya böyle sorunlular. Sorunlu oldukları içinde gözlerinin önündeki doğruları görmek onlara nasip olmuyor. Allah hidayete erdirsin.