nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

g

Bu yazımız çok farklı açılardan çok ilginizi çekeceğini düşünüyoruz. Cimrilik, inat, asabilik gibi duygular nereden gelir, panik atak ve fobi gibi ruhsal sıkıntıların sebebi ne, yazımız bu konulara bir açıklık getirmeyi amaçlıyor. Bu yazımızı diğer yazılarımızdan biraz daha dikkatli okumanızı tavsiye ediyoruz.

günah tövbe ve şeytan üçgeni: rehavet ve cezalandırma

İnsanlar bir günah işlediğinde bunun sadece hesap defterine yazıldığı, yeryüzünde bunun bir karşılığı olmadığını sanır. Günahları işler her türlü pisliği yapar, ilahi yargının yeryüzünde kendisine dokunmayacağını düşünür. Sizde bu düşünceye sahip olanlardansanız size GÜNAYDIN diyelim. İlahi yargılama sadece ölüm sonrasına bırakılmaz, yeryüzünde de ceza size kesilir. Yaptığınız günah küçük ise hesabınız ahirete bırakılır ama eğer büyük günahlardan birisini işlerseniz 24 saat içinde karşılığını yeryüzünde alırsınız. Nasılmı;

günah tövbe ve şeytan üçgeni: huy ve denge

İnsanlar karakterleri hakkında şöyle bir kanaate sahip; "can çıkar huy çıkmaz" veya "Allah beni böyle yaratmış benim ne suçum var". Sizde bu tür söylemleri söyleyen veya buna inanlardansanız sizlere tekrar günaydın diyelim. Siz öyle yaratılmadınız, siz denge ve huzur içende yaratıldınız. Nice Ayetinde denge ve ölçüden bahseden bir Allah, kendisi haşa dengesiz hareket eder, bizleri aşırı duygulara sahip insanlar olarak var edermi, elbette etmez. O zaman insanlarda gördüğümüz o aşırı duygular, o öfke patlamaları o aşırı kıskançlık duyguları vs nereden gelir?
Sizi o dengesizliğe iten o temiz özünüzden koparıp sizi aşırılığa iten güç ne? Günahlarınız!

günah tövbe ve şeytan üçgeni: günahlar dengenizi bozar

İnsan ölçü içinde yaratılmış, bizleri ayardan çıkaran ise günahlarımız. Bunu açalım; işlediğiniz günahlar bedenlerinizde birer kapı açar, ilahi korumayı üzerinizden kaldırıp şeytanların size bulaşmasına izin verir. Şeytan bedenlerinize girdiği anda duygularınızı manipüle eder, karakterinizdeki açıkları bulur ve o yönde sizleri aşırılığa iter. Eğer asabilik, hiperaktivite ve inat gibi aşırı duygular çocuklarda görünüyor şeytan çocuklara sinmişse o zaman günahı atalarda aramak gerekiyor. Örneğin; haramı boğazınızdan geçirdiğinizde o haram lokmalar gelecek nesillerinizin bedenlerinde de birer kapı açar ve o kapılar üzerinden şeytanlar onların bedenlerine girme ruhsatı, izninide alır. Neden Allah o masum yavrulara böyle birşeyi müstehak görür, onların ne suçu var, bu ilahi adalete yakışırmı gibi sorular aklınıza geliyorsa, bunların her birin çok mantıklı açıklamalarımız var, bu ama yazımızın konusu olmadığı için bunlara değinmeyeceğiz. Bu konuda şu Ayete değinmekle yetinelim; "Onlardan gücünün yettiği kimseleri dâvetinle şaşırt; süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ; mallarına, evlâtlarına ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun. Şeytan, insanlara, aldatmadan başka bir şey vâdetmez" (İsra Süresi, 64). Birisinin bedeninde şeytan varmı yokmu merak ediyorsanız; (1) duygusal gel gitmeler yaşıyormu buna bakınız. (2) cimrilik, asabilik, kıskançlık, öfke patlamaları, sinir krizleri varmı buna bakınız. (3) fobi, panik atak veya temizlik gibi obesessif takıntıları varmı buna bakınız. Özet: şeytanlar o bedene girdiğinde sizleri kontrol edebilecek noktalara saldırır. Bunlar duygularınız ve aklınız olur. Duygularınız üzerinden sizleri hırçınlık, asabilik gibi ve takıntılara benzer boyutlara iter, aklınız üzerinden de sizleri akıl almaz, kontrol edilemez bir varlığa dönüştürür.

Allah beni böyle yarattı, kabullen bunu diyenler aslen, "ben içimdeki şeytanları kabullendim, onların bana sahiplenmesini kabullendim, onların beni özümden koparıp beni çirkef, kötü, asabi birine dönüştürmesini kabullendim" demektedirler!


günah tövbe ve şeytan üçgeni: iki tür günah iki tür musallat olayı

Günahlarınız şeytanlara nasıl davetiye çıkarıyor, bunu sizlere izah edelim. Bir günah işlediğinizde sizlere tövbe etmeniz için 24 saat mühlet verilir. Tövbe etmezseniz bir melek o günah üzerinde eğitim alan ve uzmanlaşan şeytan kabilesine gider ve o günahı işleyenin bedenine girme ruhsatı kendilerine verildiğini onlara tebliğ eder. İki tür günah işleme var, birisi; haram, goy gıybet yapmak, iftira atmak gibi kul hakkını içeren eylemler. İkinci tür günahlar ise kendinize yaptığınız günahlar; zina, içki ve kumar vs. Bu ikisi birbirinden farklı. Farklı günahlar farklı şeytanları bedeninize musallat eder ve farklı sıkıntılara sebep olur. Eğer günahlarınız kul hakkı içeriyorsa o zaman size musallat olan şeytanlar aklınızada el atar, duygularınızada. Ama eğer günahlarınız sadece kendinize kötülük yapmak içeriyorsa o zaman bedenlerinize giren şeytanlar sizi sadece o günah üzerinden saldırır, sizi o günahın içinde tutmak için her yolu dener. O
yüzden Allah zina gibi kendinize yaptığınız kötülükleri kötü bir yol olarak tanımlar. O kötü yola girdiğinizde size musallat olan şeytanlar sizi o yolda tutmak için herşeyi yapacağını, durdurulamaz bir nehire kapılacağınızı, evlenseniz bile bir kişiye sadık kalamayacağınızı anlatmaya çalışır; "sakın zinaya yaklaşmayın; doğrusu bu çirkindir, kötü bir yoldur." (İsra Süresi, 32).

günah tövbe ve şeytan üçgeni: halis kul

Halis kelimesi "samimi" anlamına gelir. İbadetlerinizi yapmacıktan zorunluluktan veya gösterişten değil samimi duygular ile yaptığınız anlamına gelir. Allaha olan sevginizde samimi olduğunuz anlamına gelir. İblis, cennetten kovulduğunda
Allahın halis kulları hariç ademoğullarını azdıracağını, yani aşırılığa iteceğini söyler. Allahta evet, sen benim halis kullarıma dokunamazsın der; "iblis, “Senin şerefine andolsun ki, içlerinden ihlâslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım” dedi. Allah buyurdu ki o doğru ve ben hep doğruyu söylerim" (Sad Süresi, 82-84). Özet: şeytanlar istedikleri kişilere bulaşamaz. Bazı insanlarda şeytanların herkese saldıracağı herkese musallat olabileceği algısı var. Bu yanlış bir algı. Şeytanlar ne istedikleri zaman insan bedenine girebilir ne de istedikleri zaman birisine musallat olur. İnsanların önlerinde ve arkalarında koruyucu melekler bulunur, bunlar şeytanların o beden musallat olmasına o bedene girmesine izin vermezler. Ne zamana kadar, o kişi temizliğini kaybedinceye kadar. "Onun önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır. Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah'tan başka yardımcıları da yoktur" (Rad Süresi, 11). Siz melekler tarafından korunuyorsunuz, ne zamana kadar; günah işleyinceye kadar. Günah işlerseniz koruyucu melekleriniz şeytanların bedenlerinize girmesine izin verir, ne zamana kadar; Allaha sığınıp tövbe edinceye kadar. 

günah tövbe ve şeytan üçgeni: neden musallatı yaşıyoruz?


"....Oysa şeytan, Allah'ın İZNİ olmadıkça, müminlere hiçbir zarar veremez. Müminler Allah'a dayanıp güvensinler" (Mücadele Süresi, 10). Şeytanlar insanlara istedikleri gibi bulaşamaz, Allahın onayı şart. Allah neden onay verir? İDeğerli dostlar, iyilik iyiliği kötülük ise kötülüğü çeker. Siz birine kötülük yaparsanız umarım Allahın öylesine kayıtsız kalacağını düşünmüyorsunuzdur. Bir kişiye kötülük yaptığınız an ilahi adelet mağdurlar adına harekete geçer ve hak ettiğiniz şeytanı size yapıştırır. O şeytanda sizi daha çok azdırarak günah yükünüzü artırmakla ömrünü geçirir. İlahi adalet suçlulara dokunur, suçsuzsanız şeytandan korkmanıza gerek yok. İki; eğer özünüz iyi ama hayatta bazı yanlışlar yaptıysanız ve o günahlar üzerinden şeytanlar size musallat oldu ve sizi rahat bırakmıyorsa Allah o musallatı size nasip ederek sıkıntıya girmenizi ve hatanızı anlamanızı, tövbe etmenizi ister. Sıkıntı olmazsa hatanı anlamaz, o günahta israr edersin. Yaşadığımız sıkıntılar birer uyarıdır. Allah mü'minlere karşı çok merhametlidir, onların hepsinin cennete girmesini ister. Allah yaptığınız hataların bir kısmını bu dünyada size tattırarak sizi uyarmak, korkutmak ve yaptığınız o kötü işlerden sizi caydırmak ister. 

hayatınızda işler rast gitmiyor hastalıklar ve kazalar ile yüzleşiyorsanız, yaşantınızda sürekli aksaklıklar ile karşı karşıyaysanız, aile ve iş hayatınızda sıkıntılar var ve bir türlü düzlüğe çıkamıyor iç huzursuzlukları yaşıyorsanız o zaman kendi ve atalarınızın günahlarına bakınız ve tövbe ediniz.

günah tövbe ve şeytan üçgeni: tövbenin önemi


Bedenlerimize musallat olan şeytanlar, günahlarımız üzerinden bedenimize girer, bunları bedenlerimizden def etmenin tek yoluda o günah kapılarını kapatmak yani tövbe edip, pişmanlık duymak. Musallatın çözümü tövbe etmekten, adak kesmek, sadaka vermekten, helalleşmeden geçer. Siz ama ne yapıyorsunuz, siz ruhsal bir sıkıntı yaşadığınızda çevreniz için geçimsiz birisine dönüştüğünüzde bir psikiyatriste çıkıp bir poşet depresyon ilaçları ile olayı örtmeyi tercih ediyorsunuz. Sorunlarınızın kaynağı ile yüzleşmeyi tercih etme yerine, kendinizi uyuşturmayı, üç maymunu oynamayı tercih ediyorsunuz. Dini konulara vakıfım, inancım tam diyenlerde zamanlarını rukiyeciler, muskacılar ile harcıyor. Sıkıntıların kaynağına inme yerine semtomları giderme gayretine düşüyor. Hiçbirinin aklınada; başınıza ne geliyorsa kendi eliniz ile yaptığınızdan ötürü" Ayeti gelmiyor. Kimsenin aklına alnını secdeye vurup tövbe etmek gelmiyor. Ne kadar üzücü, içler acısı bir haldeyiz


"başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir. (O,) yine de çoğunu affeder" (Şura Süresi; 30).

günah tövbe ve şeytan üçgeni: hastalıklar

Şeytan ve insan birbirinden farklı alemlerde yaşamakta. Eğer şeytanlar insana müdahale etmek istiyorsa bizim boyutta geçerli bir şekil alması gerek. Onlar için en uygun şekilde elektromanyetik bir enerji şeklini almak. İnsan bedenine girme, orada bir yaşam sürdürme, beyine fısıldama ve organlarımızı etkilemenin en ideal yöntemi elektromanyetik boyut. Tabi, şeytanların bedenimize girmesi bedenlerimiz içinde çok ağır bir yük. Musallat olan şeytanlar ruhunuzu ve aklınızı etkilemekle kalmıyor bedeninizide yıpratıyor. Bedenleriniz bir uzay giysisidir, sizin nefsinize uygun yaratılan ve nefsinizin yeryüzünde yaşamasını mümkün kılan bir giysi. Bu giysi sizin enerjinizi kaldırabilecek şekilde var edilmiş. İki varlığın enerjisini bedeniniz kaldıramaz. Sizin nefsiniz ve birden fazla şeytanlar o bedene sığınırsa o beden çöker. Ne olur o bedene? Şeytanlar enerji boyutuna geçtiğinde çok yüksek bir enerji halini alır. Bizim beden dokularımız kendisine yabancı olan bu enerji ile yüzleştiğinde, yüksek gerilim hatlarına benzer bir enerji dozajına maruz kalır. Yani, bir şeytan bedeninizin neresine yerleşirse zaman dilimi içinde o bölgedeki hücreler çöker, değişime uğrar. Eğer yerleştiği alan azalarımız, kas bölgeleri ise o zaman o bölgelerde romatizma, skoliyoz türü rahatasızlıklar yüzünü göstermeye başlar. Şeytanların yerleştiği alan ama iç organlar ise o zaman o bölgede fonksiyon kayıpları ve kanserojenik değişimler oluşur.


günah tövbe ve şeytan üçgeni: okuduğumuz Ayetlerin hiçmi faydası yok?

Allahın ayetleri beden dokularınız üzerinde etkili olabilmesi için, beden dokularınız o Ayetlere inanması ve daha önemlisi o Ayetlere riayet etmesi gerek. Gıybet yapan bir dilimiz, haram yiyen bir midemiz, günahlar içinde dolaşan azalarımız ve kötü niyetler ile dolu bir kalbimiz varsa okuduğumuz euzu besmele ve ayetel kürsi bu dokular üzerinde ne etkisi olsun arkadaşlar? İlk önce büyük günahlardan uzak duralım, geçmiş günahlarımız için tövbe edelim, hakkını gasp ettiğimiz insanlar ile helalleşelim, kendimizi haram ortamlardan uzak tutalım, kalbimizi neftret gibi kara duygulardan arındıralım sonrası euzu besmele, ayetel kürsi ve Allahın diğer Ayetlerin hikmetinden medet umalım!

günah tövbe ve şeytan üçgeni: büyü tuzağı

Çoğu insanlar ruhsal sıkıntı yaşar ve birilerine göründüklerinde, kendilerine büyü yapıldığı söylenir. Bu bir tuzaktır, lütfen dikkat olunuz. Büyüler hakmı, elbette hak ve var. Ancak büyülerden gelen şeytanları öldürmek zor değil. Bazen bir ayetel kürsi, bazen bir ihlas süresi bazende büyü yaptığınız insanları affetmek o büyüyü kırmak için yeterlidir. " Rabbim, o ne yaptığını bilmedi, nefsine ve şeytanına kandı, ben onu affettim, hakkımı helal ettim sende onu affet", demeniz üzerinizde yapılan bir büyü'yü bozmak için yeterli olur. Siz ama bir Ayetel kürsi okuyor, hatta onlarca okuyor, nice ihlas okuyor ve halen sıkıntınız geçmiyorsa bilinki sizde büyü yok, siz işlediğiniz veya atalarınızın işlediği bir hatadan dolayı cezalandırılıyorsunuz. Bu durumda bir cinci hocadan diğerine koşturmak yerine, bir psikiyatristten diğerine koşturmak yerine tövbe edin, insanlar ile hellalleşin, atalarınızın adına sadaka verin ve kurban kesin. Büyü inancı altında yatan sinsi tuzak ne? Cinci hocalar bilgilerini cinlere dayandırır, cinlerde yalan söyler. Sizde büyü olduğuna inanmanızı isterler çünkü birileri hakkında zanna girmenizi, masum insanlara iftira atmanızı, onlara lanet ve beddua okumanızı isterler. Medyumcuların, cinci hocaların bilgi aldıkları cinler, şeytanlardan kurtulmanızı istemez tam aksine daha fazla o alemin içine çekilmenizi ister. Siz büyü zannı ile insanlara öfke ve lanet kustukça, içinizdeki şeytanlar daha çok bedeninize sahip çıkar. Onlar sizin öfkenizden, insanlara iftira atmanızdan ve bedduanızdan beslenir. Bu negatif duygular güçlü bir mıknatız gibi daha fazla şeytanın size musallat olmasını sağlar. Bağışlamak ve affetmek ise bu tuzağı boşa çıkarır, şeytanları yakar ve hüsrana uğratır.

bağışlamak ve affetmek şeytanlara karşı kullanabileceğiniz en büyük silah, lütfen bu silahı sıkça kullanın, bunlar şeytanları hüsrana uğratır, üzerinizdeki etkilerini zayıflatır.