• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        

"Şimdilik bırak onları kendi hallerine, yiyip içsinler, avunsunlar, boş ümitleri onları oyalayadursun.
Yakında gerçeği öğrenecekler." (Hicr Süresi; 3) -19.09.2021  




nurcular ve müceddid kavramı


-
2016
Nur cemaati hakkında bir yazı kalem almak kaçınılmaz oldu. Bizler ne kadar çok insanları kendi hallerine bırakmaya çalışsakta, kader sizleri o konulara el atmaya itiyor. Yüzbinlerce müridi, websayfaları ve elemanları olan bir akıma karşı bizlerin etki alanı nedir? Hiç ve çok. Bu sizin bakış açınıza bağlı, bazı insanlar kendilerini yetersiz ve yalnız görür, bazıları ise Allah bana yeter der. Biz Allah bize yeter diyenlerdeniz, biz bardağın boş yönüne değil dolu tarafına bakanlardanız. Biz yüzbinlerce müridi olan bir akımı durduracak, hidayete erdirecek konumda olmadığımızın farkındayız, yazılarımızın amacıda o değil zaten. Websitemizi her gün ziyaret eden her yüz kişiden birine dokunabiliyorsak kendimizi görevimizi yerine getirmiş gibi görüyoruz. Biz büyük hayal ve hedefler peşinde olanlardan değiliz. Allah herkesi gücü kadarıyla hayattan sorumlu kılar, bizim gücümüzde bugün bu kadar bizde bundan razıyız. Kimbilir belki yarınlar Allah daha büyük kitlelere ulaşmamızı ve daha büyük işlere imza atmamızı nasip eder.

- Yazılarımız şahsi görüş içermez

Yazılarımızı somut verilere dayandırırız, şahsi görüş ve fikirlerimize değil. Hocam ben sizin gibi düşünmüyorum deme şansınız yok. Biz somut veriler ile hareket ettiğimiz için sizde somut veriler üzerinden yanıt vermelisiniz. Eğer veremiyorsanız demek siz bunu sorgusuz sualsiz bir inanç haline getirmişsiniz. Sorgusuz sualsiz itaat edenlere yani akıl ve mantığı ile hareket etmeyenlerede bizlerin akıl ve mantık ile ulaşması mümkün değil.

- Yazımız o güzel zatın şahsiyetine değil

Bir insanın imanını görmek istiyorsanız bunu görebilirsiniz, bu sandığınız kadar gizemli değil, tam aksine bunun çok farklı göstergeleri bulunur. Örneğin; o kişinin hayatta karşılaştığı zorluklara bakınız. Eğer o kişi için hayat sürekli bir mücadele ise, hayatını Allaha adadıysa ve baatıl egemen güçler tarafından sürekli tehdit ediliyorsa o zaman o kişinin Allah katında güzel bir konumda olduğunu varsayabilirsiniz. Bizler said nursinin hayatını incelediğimizde onun güzel bir insan olduğunu görebiliyoruz! O yüzden bu yazımız o değerli insanın şahsına yönelik değil, onu olduğundan farklı göstermeye çalışan insanlara yönelik. Bizde ilim bol, bizler said nursinin çok eksiğini ve kusurunu dile getirebiliriz ama bu olayı şahsileştirmek ve o güzel insanı eleştirmek olurdu, bizde bunu yapacak insanlardan değiliz. Bizim derdimiz said nursiyle değil, onu yüzyılın elçisi ilan eden zihniyetlerle.

Said nursi yüzyılın alimi veyahut bir Allah elçisimi?

Hayır değil. Yüz yılın alimi olabilmeniz için yaşadığınız yüz yılın bilim dünyasına büyük katkılarda bulunmanız gerek. Allah elçisi olabilmeniz içinde yaşadığınız toplumun dilinde konuşmanız gerek. Bunları açalım;

- Bilim dünyasına olan katkısı

Bir kişiyi yüzyılın alimi olarak değerlendirebilmemiz için ilk o kişinin o yüzyılın ilmine hangi katkılarda bulundu ona bakarız. Birine alim sıfatı, hatta yüzyılın alimi sıfatını yapıştırdığınızda bunun doğruluğunu tespit etmenin tek bir yolu var o da bilim dünyasına olan katkısı ne, buna bakmak. Ona atfedilen ünvan ne ise onun içeriğine bakılır. Bize onu bir alim olarak takdim ediyorsanız yapacağımız ilk şey bilim dünyasına olan katkısını incelemek. Said nursi yaşadığı dönemde einstein gibi bilim dünyasına damgasını vurmuşmu? Hayır. Tam aksi sıfır katkı. Said nursinin yaşadığı dönemde uzaya insan gönderildi, bilgisayarlar ve atom bombası, arabalar ve uçaklar icat edildi, nice bilimsel formül geliştirildi yani insanlık tarihin en derin ve hızlı gelişimi yaşandı, günümüzün teknolojisin tabanı atıldı. Bu gelişime said nursinin herhangi bir katkısı oldumu, hayır tam aksine hayatını yoksulluk, sürgün ve dağlarda geçirdi. Şimdi kendinize şu soruyu sorun, kendi yaşadığı çağın her türlü gelişiminden uzak kalan birisi, nasıl yüzyılın alimi olabiliyor? Aklınızı başkalarına kiraya verirseniz, bir cemaate biat ederseniz oluyor işte! Hocam, İslam alimi olmak için pozitif bilimlere vakıf olunması gerekmiyor diyorsanız ve gerçektende buna inanıyorsanız, bir; o zaman yüzyılın alimi iddiasında bulunmayın, yüzyılın İslam alimi deyin, iki; bir alim veya İslam alimi olma kriteri sizin için bu kadar ucuzca o zaman kalkıpta alim olmak için 6 anadal 6 yandal bitirmelisiniz gibi saçmalıklardan bahsetmeyin. Üç; madem said nursinin bilgileri İslami konularla kısıtlı neden risalelerde herşey var diyorsunuz, neden said nursiyi her ilme vakıf birisi olarak topluma takdim ediyorsunuz?

- Eserlerinde kullandığı dil

Said nursi bir Allah elçisi olabilirmi? Olamaz. Neden? Kutsadıkları risaleler aslında bunun cevabını veriyor. Nasılmı; Allah eğer bir yöreye bir elçi gönderecekse o zaman o kişiyi o yörenin dili ile gönderir. Allah eğer bir yöreye bir kitap indirecekse o yörenin dili ile indirir. Anladınız. Bu Allahın evrensel kurallarından birisi. Bunun en güzel örneğide kuran- ı kerim ve peygamberimiz sav. "Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik" (Yusuf Süresi; 2). "Apaçık kitaba andolsun ki biz onu iyice anlayasınız diye Arapça bir Kur'an yaptık" (Zuhruf Süresi; 2-3). "Ve şâyet biz onu yabancı dilde bir Kur'ân yapsaydık, elbette: “Âyetleri anlayacağımız bir dil ile açıklanmalı değil miydi? Arab olana yabancı dilde kitab olur mu?” diyeceklerdi...." (Fussilet Süresi; 44). Anlayacağınız, Allahu Teala bir yöreye bir kitap veya bir bilgi indirecekse, bunu o yörenin dilinde indirir. Risalelere baktığınızda ama, bunun bu ilahi kurala uymadığını görüyoruz. Risalelerde kullanılan dil hitap ettiği toplumun dilinde değil. Onun bir Allah elçisi olabilmesi için yazıları osmanlıca değil türkçe olması gerekiyordu. Hocam, harf inkılabı olmasaydı şuan herkes onu anlıyor olacaktı derseniz; bakın arkadaşlar, kendinizi haklı çıkarmak için haşa Allahla dalga geçiyorsunuz bilginize. Allahu Teala haşa öngöremedimi harf inkılabını? Allahın haşa; "hadi ya" bu harf inkılabıda nereden çıktı, tüm emek boşa gitti dediğinemi inanıyorsunuz yoksa? Herhalde inanıyorsunuz. Kaldıki risaleler 1923'ten sonra kaleme alındı, yani harf inkılabı sonrası. Risaleler eğer Allah katından yazdırılmış olsaydı TC ana dilinde olurdu. Allah insana bir elçi veya bir mesaj gönderecekse onu o yörenin kullandığı dil ile gönderir, sizin elçi olarak takdim ettiğiniz kişinin eserleri ise o yörenin dilinde değil. Ülkemize elçi olarak gönderildi dediğiniz kişinin eserlerinden ne o gün ne de bugün birisi anlıyor, anlaması için siz çeviri yapmanız gerek bu da ilahi düzene ters.

Risaleler ilim içerirmi?

Hayır içermez. Neden? 

- Risalelerde kullanılan dil

Bir insanın bilgisini ölçmekmi istiyorsunuz, onun kullandığı terimlere ve kendi döneminde imza attığı eserlere bakınız. O terim ve eserlerden onun kendi alanında ne kadar bilgin olduğunu rahat çıkarabilirsiniz. Bizler said nursinin eserlerini incelediğimizde eserlerin edebiyat ve felsefi içerikli eserler olduğunu görüyoruz. Edebiyat ve felsefede birer bilim dalı değildir. Nedir bilim? Bilim YENİ birşeyin keşfi YENİ birşeyin icatıdır. Said nursinin eserleri ise YENİ birşeyin keşfi veya icatını içermez, eserleri VAR OLAN birşeyin felsefesi ve edebiyatını yapar. Said nursi yüzyılın alimi olmaz, çünkü eserleri bilim içermiyor! Hatta pozitif ilimde içermiyor. Örneğin; hastalıklar hakkında bir el kitabı dağıtılır ve bunda sabırdan, şükürden, hikmetten vesai bahsedilir. Bu bilgileri size 10 yaşındaki bir çocukta verebilir. Biz '20 yüzyılın aliminden bundan çok daha derin detaylar bekleriz. Aşıların, ilaçların, hastalıkların, tedavi yöntemlerin, cihazların ve mikropların tespit edildiği bir çağda yüz yılın alimi olarak takdim ettiğiniz kişiden bunları bilmesini ve bize aktarmasını bekleriz. Said nursi ise bize bu bilgileri aktarma yerine bize edebiyat yapıyor.

   - Nedir edebiyat ve felsef?

insan, nur-u iman ile a'lâ-yı illiyyîne çıkar; Cennet'e lâyık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür ile, esfel-i safilîne düşer; Cehennem'e ehil (olacak) bir vaziyete girer. Çünki iman, insanı Sâni'-i Zülcelal'ine nisbet ediyor; iman, bir intisabdır. Öyle ise insan, iman ile insanda tezahür eden san'at-ı İlahiye ve nukuş-u esma-i Rabbaniye itibariyle bir kıymet alır. Küfür, o nisbeti kat'eder. O kat'dan san'at-ı Rabbaniye gizlenir. Kıymeti dahi yalnız madde itibariyle olur. Madde ise, hem fâniye, hem zâile, hem muvakkat bir hayat-ı hayvanî olduğundan, kıymeti hiç hükmündedir." Sözler ( 311 ) veya "Dua eden adam anlar ki: Birisi var; onun hatırat-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder." Sözler (318)

Siz ne anladınız bu iki sözden; hiçbir şey ve çok şey! İşte edebiyat ve felsefe bu dur, duygular ile size bir ilmi bir olayı anlatır. O ilmi ve o olayı kendisi keşif etmez, keşfedilmiş ve tespit edilmiş olayları size duygulara dökerek anlatır. Olayın özüne inmez, sizin o keşfi ve o olayı bildiğinizi varsayar ve sabahtan akşama kadar o olayın etrafında süzülür durar. Olayı bilenler anlar, bilmeyenler ya bu adam ne konuşuyor ne anlatıyor der. Örneğin; birisi bir araba kazası geçirmiştir ve siz o kazayı konuşan birilerine kulak misafiri olursunuz. Siz o sohbette acılar ve üzüntülerden, imtihan edilmekten şükre kadar bir çok şeyden bahsedildiğini görürsünüz, aradan saatler geçer, o sohbetin bir araba kazası ile ilgili olduğunu öğrenemeden oradan ayrılıp gidersiniz. Felsefe ve edebiyat budur, bunlar birer ilim değil, var olan şeyleri duygulara döken birer araçtır. Anlatılan şeyi bilirseniz yorumlardan fayda çıkarabilirsiniz, bilmezseniz hiçbir anlam çıkaramazsınız. Örneğin; said nursi kulağa hoş gelen terim ve cümleler ile sizlere nefsin felsefesi ve edebiyatını yapabilir ve bununla ciltlerce kitapta doldurabilir. Siz o ciltlerce kitabı bitirdiğinizde nefis hakkında çok şeyde öğrenebilirsiniz hiçbirşeyde. Neden hiçbirşey? Sonuçta size nefsin ne olduğunu söylemiyor. Bol laf ama siz halen nefsin ne olduğunu bilmiyorsunuz. Bizim farkımız ne? Biz size felsefe ve edebiyat çekmiyoruz biz sizleri ilimden yoksun söz ile boğmuyoruz biz direk olayın özüne iniyor ve size nefsin ne olduğunu, onun fiziki görünümü ve yaratılış aşamasını anlatıyoruz. Biz isteseydik bizde olayların etrafında süzülüp durar kulağınıza hoş gelen kelime ve cümlelerle ciltlerce kitabı doldurmasını bilirdik, biz ama bunu yapmıyoruz biz size yeni keşifler sunuyor, daha önce bilinmeyenleri anlatıyoruz. Aradaki farkı görüyormusunuz? Said nursi duygularını kaleme döken bir şair bir edebiyatçı bir felsefecidir, yunus emrenin eserleri veya mesneviler gibi. Tabiki bunları küçümsemiyoruz ama siz bir edebiyat eserini bütün kitapların üzerine koyarsanız, yazarı her ilme vakıf birisi gibi lanse ederseniz, o edebiyat eserin içinde hukuk ilmide var, fen, mühendislik, iktisat, sosyoloji, tıp vs herşey var demeye kalkışırsanız, onu o yüzyılın kitapların anası olarak takdim etmeye kalkışırsanız o zaman insanlar size güler, sizinle dalga geçer, bizlerede sizi eleştirme bu yazıyı kaleme alma ve yanlış yolda olduğunuzu size söyleme hakkı doğar.

Said nursi ve gayp

- Maneviyat ve şahsiyet iddiası

Nurcular diğer alimlerin şahsiyetlerine, said nursinin ise maneviyatına o ilmin indirildiğine inanır. Onlar diğer İslam alimlerin beşeri güçler ve çalışmalar ile o ilimleri elde ettiğini, said nursinin ise o ilmi gayıptan öğrendiği, ona öğretildiği ve aktarıldığına inanır. Haklı olabilirlermi; evet. Fakat, böyle birşeyi ortaya atmanız için aptal olmanız gerek. Bu iddia ile kendilerine ve said nursiye zarar verdiklerini bilsinler. Gayptan ona öğretildi dediğiniz an, önümüze iki şık koymaktasınız; ya rahmani ya da cinni. Rahmani derseniz bu bilgilerin Allahtan geldiğini ima etmiş olursunuz bunada bizler itiraz ederiz. Bu iddianın boyutunu bazılarınız hesaplayamıyor olabilir, biz hatırlatalım; Allahtan geliyor dediğiniz an risaleleri Kur'an-ı Kerim gibi kutsal bir kitap, peygamberlere inen kutsal sahifeler makamına, said nursiyide Kitap indirilen peygamberler konumuna oturtmuş oluyorsunuz. Belki risaleleri diğer beşeri eserlerden farklı olduğunu ima etmek istiyorsunuz, said nursinin diğer alimlerden daha üstün olduğunu yani kendi cemaatinizin FARKLILIĞINA vurgu yapmak, mürit çekmek için bunu yapıyorsunuz, ama yaptığınız bu iş bir sapıklık bizden söylemesi. İkincisi; başka birisi ona söyledi o da kaleme aldı derseniz, bizim gibilerin tezlerini haklı çıkarırsınız yani said nursinin aslen ilimden yoksun birisi olduğu tezimizi doğrulamış olursunuz. Said nursiyi seviyorsanız bu boyutlara bu tür iddialara hiç girmeyin, kendisi bunu söylemiş olsada bunu bir sır olarak kabul edin ve bunu kimseyle paylaşmayın. Başkası yazdırdı dediğiniz an öyle veya böyle kendinizi ve said nursiyi küçük düşürüyorsunuz. Kopyacıya kimse saygı göstermez bilginize.

- Kendisine inen bilgiler rahmani olamazmı?

Peygamberimize gelen vahiyler rahmaniydi, siz bizimkinlerde rahmani derseniz Allahın vahiy yoluyla ikinci bir kutsal Kitap indirdiğini ima etmiş oluyorsunuz, bu iddianızın vebal boyutunu lütfen düşünün. Meleklerde hür irade olmadığı için onlar Allahın iradesiyle hareket eder. Eğer siz melekler vasıtasıyla bu Kitap yazdırıldı derseniz bunun bir Allah Kitabı olduğunu iddia etmiş oluyorsunuz yani siz said nursiyi kendisine kitap indirilen bir peygamber konumuna oturtuyorsunuz, risaleleride Kur'an-ı Kerimin yerine, bu inançta sayın okurlarımız sizleri birer sapık yapar.

- İlham olarak inmiş olamazmı?

Olamaz cünkü ilham var olan bir ilmin üzerine indirilir. Arkadaşlar, herhangi bir kavramı kullanmadan o kavramın tanımını yapın. Örneğin; ilham nedir, hangi şartlar altında iner? Kavramların tanımını yapmadan kullanmayın. İlhamın birine inmesi için kişinin o konuda bilgisi ve bir ön çalışması olması gerek. Bir konu hakkında bir altyapıya sahipsinizdir ve bu bilgileri derinleştirmek icin araştırmaya koyulur kitaplar okursunuz ve bu emeğiniz sonucu inen düşüncelerede ilham denir. İlhamın inebilmesi için bir; konu hakkında bir altyapıya sahip olmalısınız ve iki; o yolda ilminizi ilerletmek için emek sarfetmeniz gerek. Altyapı ve emek sarfetme olmadan ilham inmiyor. Bahsettiğiniz konular hakkında hiçbir altyapınız yoksa, o altyapıyı elde etmek için emekte sarfetmiyorsanız o zaman ilham inmez. Elde edeceğiniz sonuç ya saçmalama olur ya da kopya çekmek. Said nurside yazdığı konuların alt yapı eğitimi varmı ve o ilimleri geliştirmek için emek sarfettimi, buradan onun ilham alıp almadığını çıkarırsınız. Bahsettiği her konu hakkında bir yerlerde yıllarca eğitim aldıysa, ömrünün geri kalanında da o ilimleri geliştirmek için çaba sarfettiyse o zaman risaleler onun kendi eseri. Bu durumda gayptan kopya çekti deyip ona iftira atmayın, onun çalışmasına saygı duyun. Eğer yazdığı konular hakkında eğitim almamışsa veya aldı ama hayatının geri kalanında o alandaki bilgilerini ilerletmek için emek sarfetmediyse, o zaman hayatının geri kalanında ona o konuda ilham inmez. İlham niyete göre iner. İlminizi ilerletmek istersiniz, çabayı gösterirsiniz Allahta emek verdiğiniz o süre içinde emeğin karşılığı olarak size ilham indirir. Said nursi'de ilhamla ilgili bu ön şartlara sahip değil. Dolayısıyla ilham yolu ile bu bilgilerin ona inmesi söz konusu değil. Rahmani değil ilham değil, geriye tek bir şık kalıyor o da kopya çekmek. Nereden kopya çekti? Cinler aleminden. Kaldıki siz ilhamdan bahsetmiyorsunuz zaten, siz yazdırıldı diyorsunuz. Yani birileri o bilgileri ona vermiş. Kim? Rahmani olamayacağına göre gayp aleminden geriye sadece cinler kalıyor. Said nursiye bu kitap Müslüman cinler tarafındanmı yazdırıldı; kesinlikle evet! Bu bir iftira derseniz; hayır, iftira olamaz çünkü bu seçeneği siz bizim önümüze koyuyorsunuz. Gayptan geldi dediğiniz an üç şık var ya rahmani ya ilham ya da cinni. Rahmani olamaz çünkü Allahın yazdırdığı bir kitap zaten var (kuran-ı kerim), geriyede ilham ya da cin kalıyor. İlham şıkkınıda siz eliyorsunuz çünkü kitap ona yazdırıldı diyorsunuz. Bu israrınızda anlaşılır birşey değil, çünkü kutsadığınız kişiyi kopyacı olmakla itham ediyorsunuz. Beyinleriniz o kadar uyuşmuşki bunun bile farkında değilsiniz. Geriye cinler kalıyor. Bu da sizlerin yazdırıldı iddiası ile uyumlu. Özetlersek; cinler aleminden bir eseri getirdiler said nursiye bunu yazdırdılar, sizleride buna biat eder hale getirdiler. Cinler aleminden gelen bir kitabı Allah katından gelene (kuran-ı kerim) üstün tutacak konuma getirdiler sizi. Risalelere harcadığınız zamanın binde birini kur'an- ı kerime harcamıyorsunuz. Bu da içinde bulunduğunuz sapıklığın boyutunu size göstermeli. Sizden fetö gibi hainlerin çıkmasına şaşırdıkmı? Hiç şaşırmadık.

- Mehdilik hareketi

Nurcular mehdinin soyut bir kavram olduğuna inanır, öyle birisinin çıkacağına inanmaz. Onlar mehdiliğin bir şahıs değilde bir topluluğun hareketi olduğuna ve bununda kendi hareketleri olduğuna inanır. Buradan çıkaracağınız anlam şu, bir; nurcular mehdiliği kendilerine yakıştıracak sapıklık içinde. İki; bu hareketin içinden fetö gibi daha nice mehdilik iddiasında bulunan şahısların çıkacağı gerçeği. Örneğin; fetö örgütü nurcuların sadece bir koludur. Yeni asya gurubu gibi içinde daha nice fetö benzeri, bazıları uyuyan bazıları aktif hücreler bulunur. Bir oluşum eğer bin beş yüz yıldır beklenilen mehdinin kendileri olduğuna inanıyorsa, o oluşumdan devleti ele geçirmek isteyen nice hücre evlerin çıkması bizlere süpriz gelmiyor. O kibir ve üstünlük egosu, yeryüzüne sahiplenme duygusu o oluşumun havasını teneffüs eden herkese siner ve herşeyi yaptırır. Vatana, millete ve İslama ihanet dahil. Mehdi bir şahısmı değilmi, eminim yakında görürler!

Hadisler hakkında bilinmesi gerekenler

- Hadisler gerçeği

Müslümanlar her yüz yıl bir müceddid geleceğine inanır, asrın müceddidi olarakta nurcular said nursiyi görür. Nedir müceddid? Hurafeler bir topluma yayıldığında o hurafeleri yok edip dini yeniden öğretene müceddid denir. Hadislere görede her yüz yıl bir tane geleceği söylenir. Bizim düşüncemiz ne? Müceddid kavramın analizini alt bölümde yapacağız, burada olaya geniş perspeftikten bakmak istiyoruz, hadislere değinmek istiyoruz. Biz insanların Ayetleri ve kendi akıllarını kenara itip hadislere fazla anlam yüklediğiniz görüyoruz, buradanda onları bu konuda uyaralım, bakınız; İslam alemi peygamberimiz vefat eder etmez bölündü, öyle bir dönem düşününki peygamberimize en yakın iki sahabe birisi hz. ebu bekir diğeri hz osman, hz. osmanı öldürmek icin evini basanda hz. ebu bekirin oğlu oldu. Öyle bir dönem düşününki peygamberimiz sav'a en yakın iki sahabe birisi hz. ayşe diğeri hz. ali, hz. ayşede hz. aliye karşı sefere çıktı. Öyle bir dönem düşününki peygamberimizin en sevdiği kişiler torunlarıydı ve daha peygamberimizin yüzü ve kokusu insanların hafızalarından silinmemişken bir İslam halifesi geldi ve peygamberimizin en değerlisini hz. hüseyini katletti. İşte bu karanlık dönemde birileri oturdu ve Müslümanları birbirine çarpıştırmak ve bölmek, dinimizin içine hurafe sokmak için yüzbinlerce, bakın onlarca demiyoruz yüzbinlerce hadis uydurdu. Peygamberimiz şu gün şunu söylemişti, peygamberimizin şu gün şunu yaptığına şahit oldum gibisine yüzbinlerce hadis uydurdular. Şimdi, bir tarafta Ayetler var, Allahın kimsenin bozmaya gücü yetmeyeceği dediği Ayetler, diğer tarafta kaynağı meçhul ve ilahi koruma altında olmayan hadisler, sizde Ayetleri bırakıyor hadislerin peşinde koşmayı tercih ediyorsunuz. Neden, çünkü tezinizi yaşam tarzınızı ne destekleyecekse onu cımbızlayıp alıyor ve insanların önüne koyuyorsunuz. Ne yapmalıyız hocam, hadisleri görmemezliktenmi gelelim?

- İlk önce Ayetler ve akıl

Arkadaşlar, bizim rehberimiz hadisler değil Ayetler. Hadislere göre değil Ayetlere göre hayatınızı biçimlendirin. Hadis nedir? Hadisler Ayetlerin hayat buluş, eyleme dökülüş halidir. Dolayısıyla her hadis bir Ayete dayanır. Örneğin; ayet namaz kılın der, hadiste onu eyleme döker nasıl olacağını bize aktarır. Her hadis mutlaka kendisini bir Ayete dayandırır. O yüzden bir hadise kulak asmadan öncesi, onu destekleyen bir Ayet varmı yokmu ona bakınız. Eğer bir Ayete dayandığını görmüyorsanız o zaman o hadisi dikkate almayın, o hurafe. Hadisleri bu şekilde kendi bilgi ve mantık süzgeçinizden geçirirseniz, hatalı olsanız dahi bu aleyhinize yazılmaz. Ayetleri ve aklınızı kullanmadan hadisleri kabul ederseniz ama, o zaman bir yanlış yaptığınızda aleyhinize yazılır. Bir Müslüman körü körüne Ayetlere inanır, çünkü Allah o Ayetlerin koruma altında olduğunu söyler, kimsenin o Ayetleri değiştirme gücüne sahip olmadığı garantisini bizlere verir. Körü körüne hadislere ama inanmaz çünkü hadisler ilahi koruma altına alınmamış ve peygamberimizin vefatı sonrası, o korkunç fitne çağında çok ama çok hadisler uydurulmuş ve nesilden nesile bize kadar aktarılmış. Bazı alimler ne kadar çok hadisleri süzgeçten geçirmeye çalışmış olsada, halen bir çok hurafe hadis bu süzgeçlerden geçmeyi ve günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış. Neden başarmış? 1) Hadisler ilahi koruma altında değilde ondan. Onlar koruma altına alınmış olsaydı siz onları Ayetlere eş tutmaya başlardınız. 2) Bizler bir imtihan dünyasında yaşıyoruz, Allah bizlerinde niyetini ölçmek ister, bakalım bizim akıl süzgeçimizden hangi hadisler geçecek onu görmek ister. Düşünme ve ayıklama sorumluluğu sadece buhari, müslim ve tirmizi'ye yüklenmemiş, Allah bazı hadislerin bizlerin akıl ve niyet süzgeçinden de geçmesini bekler. Zamanında birileri kontrol etmiş deyip bütün sorumluluğu ve vebali onların üzerine yıkmaya çalışmanız sizleri mahşeri sorgudan muaf kılmayacak, bunu biliniz.

Said nursi bir Allah elçisimi?

- Müceddid kavramı hakmı

Bir hadis doğrumu yanlışmı, bunu Ayetlere ve genel mantığa bakarak çözümleyebilirsiniz. Önümüzde müceddid'le ilgili şöyle bir hadis var; "Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir." Bu hadis doğru olabilirmi, gelin mantığımızı kullanarak bunun analizini yapalım;

1) Müceddid kavramı dini yenileyici birisi için kullanılır, bırakın son yüz yılı, son bin yıl içinde İslam yenilendimi? Hayır! Müceddid kavramı dini kuvvetlendirici birisi için kullanılır, bırakın son yüz yılı, son bin yıl içinde osmanlı padişahları dışında İslamı kuvvetlendirici bir figür çıktımı? Hayır! Tam aksine İslam mezheplere, mezheplerde daha küçük tarikat ve cemaatlere parçalandı. Müceddid kavramı din içindeki hurafeleri söküp çıkaran birisi için kullanılır, son yüz yıl veya son bin yıl içinde İslam içine yayılmış onca farklı hurafe inançları ve uygulamaları ortadan kaldıran birisi çıktımı? Hayır! Tam aksine haşhaşiler ve fetö gibi nice sapık akımlar ortaya çıktı. Müceddid kavramı gözle görülür mucizeler getiren birisi için kullanılır, siz yüz yıl veya son bin yıl içinde ölüleri dirilten, ayı veya denizi ortadan yaran birine tanık oldunuzmu? Hayır, hayır ve hayır. Ne son yüz yıl ne de son bin yıl içinde bu vasıflara sahip birisi yeryüzüne indi ama siz yinede indiğini iddia ediyorsunuz. Siz, sizi etkileyen sizden başka kimsenin tanımadığı sizden başka kimsenin ilgilenmediği birisini almışsınız ve onu bütün alemlere elçi kılmışsınız. Yaptığınız bu iş çok fena bir iş bizden söylemesi.

2) Madem inancınızın temelini bir hadise dayandırıyorsunuz ve her ortamda bu hadisi öne atıyorsunuz, madem hadislerin doğruluğu hakkında bir tereddütünüz yok, o zaman neden sizin hadisinizi başka bir hadis çürütüyor? Bir hadise göre Müslümanlar 87 fırkaya ayrılacak ve bunlardan sadece biri hak olacak ama sizin hadise göre her yüz yıl Müslümanları birleştiren, hurafe inançları ortadan kaldıran birisi çıkacak. Bu iki hadis birbirine zıt, birisi sürekli bölüneceğini iddia eder diğeri ise sürekli birleştirileceğini. Hangisine inanalım?

3) Her yüzyıl dini yenileyici birisinin geldiğine inanıyor ve bunu her ortamda savunuyorsunuz, o zaman size çok basit bir soru; son bin yıl içinde her yüzyıl gelen yenileyicileri bizlere sayarmısınız? Böylesine ağır bir iddiada bulunuyorsanız, bunun araştırmasınıda yapmışsınızdır herhalde. Havadan sudan böylesine vebali ağır bir iddiayı ortaya atmıyor, sahip çıkmıyorsunuzdur herhalde. Oradan buradan kıvırmadan son bin yıl içinde gelen müceddidleri sayarmısınız lütfen! Saymanızdan vazgeçtik, bize sadece son bin yıl içinde dini yenileyici birisinin ismini verin. Sadece bir isim. Veremiyorsunuz, ama yinede bu sizleri birini alıp onu yüzyılın müceddidi ilan etmekten alıkoymuyor.

4) Her yüz yıl dini yenileyen birisinin geleceğini söylüyorsunuz, bir saniyeliğine bunu doğru kabul edelim ve gerçektende her yüz yıl birisinin gelip dini yenilediğini, hurafeleri söküp aldığını varsayalım, bu durumda insan hiç sormazmı madem yenilendi bir sonraki yüz yıl göndermeye ne gerek var. Kişi İslamı yeniledi, o zaman kişi vefat eder etmez bir başkasını göndermek ne kadar mantıklı? Sıfırlandıysa neden akabinde bir diğeri gönderiliyor, siz buradaki mantıksızlığı görmüyormusunuz?

5) Her yüzyıl birisinin geldiğini iddia ediyorsunuz, size o zaman basit bir soru; siz neden bu yüzyılın alimine tabi değilsiniz? Sizin inancınıza göre risalelerin hükmü bu yüzyıl ortadan kalktı, onun hükmü geçen yüzyılda yaşayanlar için geçerliydi, bu yüz yıl için değil. Neden o zaman halen said nursiyi ve onun eserlerini yad ediyorsunuz? Her yüzyıl bir müceddid geliyorsa siz bu yüzyılın müceddidine tabi olmanız gerekmezmi? İnancınıza göre gerekir! Sizin inancınıza göre şuan geçen yüzyıldan daha hak daha doğru olan birisi yaşamakta, günlerinizi hükmü geçmiş eserler ile geçirmek yerine siz o yeni rehberi aramanız gerekmezmi? İnancınıza göre gerekir. Tabi uyanıklık yapar ve said nursiyi son müceddid ilan ederseniz, sorunda çözülmüş olur. Kıyamete kadar başka birine biat etme gereği duymazsınız. Değerli dostlar; kavramları nasıl manipüle ettiklerini görüyormusunuz? Müceddid kavramı ile sizi kandırıyor, sonrası müceddid kavramını iptal ediyorlar. Bundan sonraki yüz yıllarda başka birisi gelmeyecek diyorlar. Rabbim işte bir insanı saptırdıkça saptırıyor. Eee başka ne bekleyeceksinizki, Kuran- ı Kerimden daha çok risaleleri okur risalelerle zaman geçirirseniz peygamberimizden daha çok said nursiyi ön planda tutarsanız, kavramları istediğiniz yönde manipüle ederseniz olacağı bu.

6) Bu iddianızın iftira boyutunu hiç düşündünüzmü? Allah adına konuşuyor Allah yaptı etti diyorsunuz, eğer yanılıyorsanız bunun vebalini hiç düşündünüzmü? Kendi adınıza iddialar ortaya atarsanız bu yalana girer, başkaları adına o şunu yaptı bunu yaptı derseniz bu iftira boyutuna girer yani omuzlarınıza yüklenen vebal bir kat artar. Allah yaptı etti dediğiniz an o vebal çok daha farklı boyutlara taşınır. Siz ama çok rahat Allah adına iddialarda bulunabiliyorsunuz ve bunun vebali hakkında zerre kadar kafa yormuyorsunuz. Yüzyılın müceddidi olarak gördüğünüz kişiler, kendi ağızları ile böylesine büyük bir iddiada bulunmadı, bunlardan hiçbiri çıkıpta ben Allahın elçisiyim, bu yüz yıl sadece ben hakkım sadece beni takip ederseniz hidayete kavuşursunuz söylemleri içinde bulunmadı. Bu yalanları siz uydurdunuz, belki iyi niyet içinde yaptınız belki artniyet, herhalukarde yanlış yaptınız Allaha büyük bir iftira attınız.

7) Allah bir elçi gönderdiğinde o elçiler kendilerini tanıtır, Allah elçileri olduklarını söyler. Bu ilahi bir kuraldır ve bu kuralda asla bir istisna olmaz. Said nursi bir Allah elçisi olamaz çünkü o kendisini bir Allah elçisi olarak tanıtmadı. Sizlerin yüzyılın elçileri olarak ilan ettiğiniz kişilerin ağızlarından, onların birer Allah elçisi olduğunu duydunuzmu? Hayır duymadınız ama bu yinede sizi onları birer elçi ilan etmekten alıkoymadı. Elçiler kendini tanıtır, eğer elçi olarak tanıtmıyorsa bilinki o elçi değil.

8) Bu tür iddialar ile Allahı aciz gösterdiğinizin farkındamısınız? Allah bir elçi gönderdiğinde insan veya melek, baatılı yok etmeden yeryüzünden ayrılmaz. Bu ilahi bir kuraldır. Bir kişinin elçi olup olmadığını nasıl anlarsınız; baatılı yok edip etmediğinden. Yok edemiyorsa bilinki elçi değil. Elçi olmanın ana kaidesi yeryüzüne inip baatılı yok etmektir! Sizlerin ama Allah elçisi olarak topluma takdim ettiğiniz kişi taguttan, o dönemin baatıl egemen güçlerinden tokadı yiyip ebediyata intikal edip gitti. Nasıl bir iş bu? Allah, baatılı ortadan kaldırmak için bir elçi gönderecek ama tagut ve ordusu daha güçlü çıkacak, Allahın ordularını geri püskürtecek ve Allahta haşa bir yenilgi ile geri çekilecek öylemi? Acizane tavsiyemiz, eğer birine elçi sıfatı yapıştırıyorsanız, onun tagutu ve ordusunu zahiren yendiğinden emin olun yoksa o iddianız ile çok büyük bir vebalin altına girersiniz! Allah bir elçi göndereceği zaman onu baatılı ortadan kaldırmak için gönderir, hapislerde sürünmek için değil! Siz baatıl tarafından sürgüne uğrayan, hapise atılan ve zulme uğrayan her kişiyi Allah elçisi olarak tanımlamaya kalkışırsanız, bu işin sonu hiçte hayırlı şeylere gebe kalmaz, kalmadığıda zaten aşikar.

9) Allah İslamı ayakta tutmak istediğinde iyi insanları gönderir, kötüyü yok etmek istediğinde ise elçilerini. Elçi olmanın kriteri, kötülüğü manen değil zahiren ortadan kaldırmaktır. Manen bu zaten mümkün değil çünkü gönüllere Allahtan başkası tesir edemez. Varsaylımki lut kavimini helak eden elçiler gibi, melek değilde insan fıtratından elçiler yeryüzüne indi. O zaman onların kötülüğü görünürde ortadan kaldırıp kaldırmadığına bakarız ve iki kendilerini elçi olarak tanıtmalarını bekleriz. Bu iki kriter olmazsa olmaz. Birisi var diğeri yoksa, o yinede elçi olarak kabul edilmez. Elçi olmanın kriterleri bu. Bir kişinin Allah elçisi olup olmadığını merakmı ediyorsunuz, o zaman kişinin kendi dönemindeki egemen baatıl güçlerini yenip yenmediğine ve kendisini elçi olarak tanıtıp tanıtmadığına bakınız. Yeniyor ama kendini elçi olarak tanıtmıyorsa o bir elçi değil. Kendini tanıtıyor ama yenemiyorsa, yine elçi değil. Bu şekilde şarlatanları doğrulardan ayırtedebilirsiniz. Üçüncüsü, bir kişiye elçi atfetmeden birde dönemin konjonktörüne bakınız. Örneğin; selçuklu veya osmanlı dönemi gibi hakkın hüküm sürdüğü dönemlerde elçi inmez, elçiler baatılın hüküm sürdüğü dönemlerde iner. Elçi olarak gördüğünüz kişi; A) hangi dönemde indi ilk önce ona bakınız, hakkın hüküm sürdüğü dönemde indiyse o bir elçi olamaz; B) baatılın hüküm sürdüğü dönemde indiyse o zaman batılı yenip yenmediğine ve kendini elçi olarak tanıtıp tanıtmadığına bakın oradan onun bir elçi olup olmadığını anlarsınız. Gördüğünüz gibi, Allahın düzenini anlarsanız çevrenizde olup bitenleri anlarsınız.

10) Allah her yüz yıl her yöreye nasıl kötü insanlar indiriyorsa Allah her yüz yıl her yöreye iyi insanlarda indirir, bu iyi ve kötü arasında dengeyi sağlamak ve iyileri yeryüzünde hakim kılmak için Allahın genel bir stratejisi. Her yöre ve her kavme nasıl kötü insanlar iniyorsa, Allah güzel ahlaklı insanlarıda her yöreye indirir. Yani, said nursi dönemin tek güzel insanı değil. Said nursinin bir muadili hindistanda mısırda afrikada vs vardı. Olması gerekende bu zaten. Siz kendi yörenizdekini o yüz yılın tek müceddidi kabul ederseniz, onun ulaşamadığı yörelere ne olacak? Müceddid dediğinizde tüm İslam aleme ulaşan biri olması gerekmezmi? Mısırlı, hindistanlı veya afrikalı ondan haberi yoksa o kişi nasıl müceddid oluyor? Her yöreye bir müceddid iner hocam diyorsanız, o zaman neden kendinizinkini diğerlerinden üstün tutuyor onu yüzyılın alimi ilan ediyorsunuz?

11) Allah topluluklarda güzel ahlaklı insanlar var eder. Bilhassa İslam topluluklarında Allah, güzel ahlaki değerlere ve sağlam inanca rehber olabilecek örnek insanları her yüz yıl ortaya çıkartır. Allahın ama beş çocuğunuzdan birisini güzel ahlaklı ve İslam adına güzel işler yapmayı nasip etmesi, onun bir müceddid yani bizzat Allah tarafından gönderildiği ve Allahtan talimat alarak hareket ettiği anlamını taşımaz! Birisi Allah adına güzel işler yapıyor diye niye ona bir sıfat yapıştırma onu kutsama yarışına giriyorsunuz?

12) Eğer Allah her yüz yıl birden fazla güzel insan indiriyorsa neden sadece birine hürmet gösterip diğerlerini görmemezlikten geliyorsunuz? Örneğin said nursiye ayırdığınız zamanı emalılı hamdi yazırada ayırmanız gerekmezmi? Bunu yapmıyorsanız, sizin hz aliye inanıp diğer halifeleri reddeden bir şiilik inancından farkınız ne? Varsayalımki Allah her yer yüz yıl sadece bir güzel insan indirdi, neden sadece kendi yüzyılınıza sahip çıkıp diğerlerini es geçiyorsunuz? Örneğin; said nursiye ayırdığınız zamanı imam-ı azzamada ayırmanız gerekmezmi? Bunu yapmıyorsanız, isaya inanıp peygamberimizi reddeden hristiyanlardan veya musaya inanıp peygamberimizi reddeden yahudilerden ne farkınız var? Onların dönemi geçti onların hükümleri bizim yüzyıl için geçerli değil derseniz, o zaman siz neden geçen yüz yılın alimine takılı kaldınız? Bakınız Allah istikrarı sever. Lütfen karar ve tutumlarınızda istikrar sergileyin. Eğer her yüzyılın insanı kendi döneminde ortaya çıkan alime tabi olması gerekir diyorsanız o zaman bu yüzyılda çıkan alime tabi olunuz, neden geçen yüzyılda ortaya çıkan ve geçen yüz yılın insanına hitap eden geçen yüzyılın dilinde konuşan birisinin peşinde koşuyorsunuz? Ama eğer bizim için her yüz yılın alimleri değerlidir diyorsanız o zaman onca alim arasından neden geçen yüzyılınkini cımbızladınız ve onu vitrine çıkardınız? Nerenize baksak nerenizi incelesek birbiri ile çelişkili, birbirine tezat haller görüyoruz. Allah sizleri islah etsin demek isterdik ama Allah nere sizler nere.

13) Cemaat oluşturma dönemi peygamberimiz ile son buldu. Ondan sonra gelecek elçiler, bu da iki kişiyle kısıtlı (hz. mehdi ve isa as), onlarda ne cemaat kuracak ne de görevlerini yerine getirmek için sizin yardımınıza ihtiyaç duyacak. Onlar ne yapmaları gerekiyorsa Allah gereken donanımı verecek. Eğer said nursinin eserleri vefatı sonrası, birilerin parmağı ile yayılıma sokuluyorsa, onun namı vefatı sonrası cemaat eli ile yayılıyorsa, kendisinin bunda bir katkısı yoksa o zaman bilinki o bir Allah elçisi değil. Allah eğer bir elçi göndermeye karar verirse o hiçbir aracıya muhtaç duymadan, amellerine hiçbirini vesile kılmadan yapması gerekeni yapar ve yeryüzünden ayrılır. Sıkıntılar ve zorluklar peygamberlere mahsus birşey, peygamber dönemi bittiğine göre sonradan gelecek olan elçiler zamanlarını cemaat kurma, zorluk veya sıkıntılar ile imtihan edilmek ile geçirmeyecek.

Siz ve biz arasındaki fark

Biz bütün İslam alimlerine eşit mesafeli yaklaşır, hepsine aynı gönül muhabbetini besleriz, siz değil. Biz bütün İslam alimlerin eserlerine eşit mesafeli yaklaşır her birine eşit zaman ayırırız, siz değil. Biz zandan uzak durar geçmiş insanlar hakkında büyük iddialarda bulunmayız, siz bulunursunuz. Biz, Allahın bilgileri bizim yanımızda değil, Allah kimi gönderdi kimi göndermedi kimi dost edindi kimi edinmedi bunun bilgisi bizi aşar deriz, siz değil siz çok rahat şu kişi Allah dostu şu kişi Allah elçi dersiniz. Biz boş zamanımızı Allahın kitabını okumakla geçiririz, siz risaleleri okumakla. Biz kendimize Kur'an-ı Kerimi rehber kıldık, siz risaleleri. Biz Kur'an-ı Kerime muhabbet besler onu yad ederiz, siz risaleleri. Biz zamanımızı peygamberimizin hayatını okumakla geçiririz, siz said nursinin. Biz peygamberimizi kendimize imam kıldık, siz said nursiyi. Biz peygamberimize muhabbet besler onu yad ederiz, siz said nursiyi. Biz nur gibi kavramların sadece peygamberimize ve Kur'an-ı Kerime hak olduğuna inanırız, siz ise bunu kendinize hak ve laik görürsünüz. Biz kendimizi diğer Müslümanlardan daha üstün görmeyiz, siz görürsünüz. Biz kendimizin diğer Müslümanlardan daha hak yolda olduğuna inanmayız, siz inanırsınız. Bunları ve dahasını sıraladıktan sonra söyleyin bakiyim; bizlermi Allaha daha yakınız yoksa sizlermi, bizlermi daha çok bir Müslümana yakışır hareket ediyoruz yoksa sizlermi, bizlermi hak yoldayız yoksa sizlermi?