• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

altın buzağı hadisesi


-
2016
Çoğunuz hz. Musa'nın sina dağına çıktığında ovada bekleyen israiloğulların ona ihanet ederek altından bir buzağı heykeli yaptığı hikayesini duymuştur. Bu hikayenin altında yatan gerçek nedir, yazımızın konusu bu olacak. Daha önceden hiç açıklanmamış bir gerçeği bu yazı vesilesiyle sizlere aktaracağız. Umarız yazımız beğeninizi kazanır, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Bugüne kadar inanılan

İslam alimleri bu buzağın sıradan bir heykel olduğunu düşünür ve içine onu böğürtmesini sağlayan düzeneklerin sinsice yerleştirildiğine inanır ve Kur'an-ı Kerim tefsir ve meallerini bu yönde yapar. Üzülerek sizlere belirtmeliyizki bu tefsir ve mealler maalesef yanlış ve yazımızın sonunda sizlerinde bizlere hak vereceğine eminiz. Sayın okurlarımız bu hadisenin gerçekliği veya ne kadar gerçekliği hakkında bir değerlendirme yaparken bu hadisenin peygamberlerin yeryüzünde yürüdüğü, b
ıldırcın etlerin gökten indirildiği, israiloğulların maymuna çevrildiği bir dönemden bahsediyoruz. Yeryüzünde büyük mucizeler ve büyük imtihanların vukuu bulduğu bir çağda yaşandığını lütfen aklınızdan çıkarmayın. Eğer İslam alimleri gibi sizde kendi çağınızın şartlarını baz alır ve olaylara kendi mütevazi, küçük dünyanızdan yorum getirmeye çalışırsanız objektif ve gerçekci davranmamış olur yanlış yorum ve inançlara sebep olursunuz. Sizce sıradan ve o dönemlerde her köşede rastlanan bir heykel israiloğullarını sarhoş edercesine, bir bayram havasına sokarmıydı veya o dönemin mucize ve imtihanlarını gözönünde bulundurduğunuzda Allah sıradan bir heykel ile imtihan edermiydi? Hayır hayır. O gerçektende canlıydı ve gerçektende israiloğulları için çok büyük bir imtihan vesilesiydi.

Olayın özgeçmişini hatırlayalım

- Putlara tapan kavim

İsrailoğulları mısırdan çıktıklarında bir vadiye ulaşır ve orada putlara tapan bir kavim görür; "ve İsrailoğullarına denizi atlattık. Derken, bir kavme vardılar, toplanmış kendilerine mahsus bir takım putlara tapıyorlardı. Dediler ki: «Ey Musa, bunların birçok ilahları olduğu gibi sen de bize ilah yap!» Dedi ki: «Siz gerçekten cahillik ediyorsunuz. Çünkü o gördüklerinizin içinde bulundukları din, yok olmaya mahkumdur ve bütün yaptıkları batıldır!" (Araf Süresi, 138-139). Allahu Teala israiloğullarını firavunun zulmünden kurtarması ve başlarındaki peygamberler onları putlara tapılmaması konusunda sürekli uyarmasına rağmen, İsrailoğulları mısırdan çıkar çıkmaz Musa as'dan bir put istiyor. Firavunun zulümden kurtarılır kurtarılmaz başka tanrılar edinme, putlara tapma arzusu içine giriyorlar. Nice mucizeler kendilerine gösterilmesine rağmen halen Allaha iman etmemeleri, putlar peşinde koşmaları tabiri caize bardağı taşırıyor ve Allahu Teala tabiri caizce; "siz putmu istiyorsunuz, ben sizi öyle imtihan edeceğim, size öyle bir put yaptıracağımki, kim ona taparsa onu helak edeceğim", der. Olayın başlangıç noktası bu Ayet, Musa as'dan put isteme hadisesi. Sonrası olaylar şu şekilde gelişiyor;

- Allahu Teala ile Musa as'ın sözleşesi

Musa as kavimini kızıldenizden geçirdikten sonra Allah ile sina dağında sözleşeceği mesajı kendisine iletilir. Bunun üstüne hz Musa israiloğullarını hz. Haruna emanet eder ve koşarak sina dağına çıkar; "musa ile otuz geceliğine sözleştik, buna on gece daha ekledik, böylece Rabbinin belirlediği buluşma süresi kırk geceye ulaştı. Musa, kardeşi Harun'a şöyle dedi: Kavmim içinde benim yerime geç, ıslaha çalış ve bozguncuların yolundan gitme!" (Araf Süresi, 142).

- Samiri adında bir heykel ustası

Musa as'ın sina dağına çağrılmasının bir boyutu Musa as ile ilgliyken diğer boyutuda israiloğulları ile ilgili. Musa as kendisine verilen görevi laiki ile yerine getirdiği için bu sözleşi ile ödüllendirilir, israiloğulları ise o kötü niyetlerinden ötürü onun yokluğunda imtihana tabi tutulur. Hz. Musa aralarından çekilip alınır ve onlar o büyük imtihan ile yüzleştirilir. Ne olur? Hz Musa aralarından ayrıldıktan sonra samiri adında bir heykel ustası önderliğinde şu söylemler ortaya atılır; "Musa tanrısını görmeye gitti, biz Musa'nın tanrısının heykelini yapalım bizde onu ziyaret eder ona hürmet gösteririz, o da bize yol gösterir". Bu fikir çoğunlukta kabul görüncede getirdikleri zinet eşyalarından altından ve böğürebilen bir buzağı heykelini yaparlar. "Musa'nın arkasından kavmi, zinet takımlarından, böğürebilen bir buzağı heykelini (tanrı) edindiler. Görmediler mi ki o, onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor? Onu (tanrı olarak) benimsediler ve zalimler oldular." (Araf Süresi, 148).

- Olayın sırrı bu Ayette saklı

Musa as sina dağından döndüğünde ve onların o sapkın halini gördüğünde sinirden ilk önce hz Harun'un yakasına yapışır, neden buna engel olmadın diye. Sonrası samiri'ye döner; "Ve bu kez Samiri'ye döndü: "Ey Samiri, ya senin maksadın nedir?" (Samiri), "Ben dedi, onların görmediklerini gördüm; elçinin ayak bastığı yerden bir avuç (toprak) aldım, onu (eritilmiş mücevherlerin içine) attım. Nefsim bana böyle yapmayı hoş gösterdi." (Musa), "Defol git dedi. Artık hayat boyunca sen 'bana dokunmayın' diyeceksin. (Ahirette de) sana vaadedilen bir ceza var ki, ondan asla kaçamayacaksın. Şimdi durup tanrına bak; biz onu yakacağız, sonra onu ufalayıp denize savuracağız" (Taha, 95-97).

Bir avuç toprağın sırrı

- Gizemli elçi kim?


Bir üst bölümdeki püf noktayı çıkarabildinizmi, çıkaramadıysanız size yardımcı olalım; olayın sırrı Musa as'ı ziyaret eden elçide yatar. Kim bu elçi? Allahın bir elçisi Musa as'ı ziyaret ediyor ve bu ziyaretlerin birisinde samiri, onun ayak bastığı kuru bir toprağın yeşerdiğini görüyor ve o topraktan bir avuç alıyor. Demekki o gizemli elçide birşeyleri canlandırma gücü var. Bunu aklınıza not edin. Şimdi buradan İsa as'a geçiyoruz. Ne alaka derseniz. Kur'an-ı Kerimde anlatılan kıssaların ne kadar gizem içerdiğini, sizlere görünen ötesinde bilgi aktardığını anlamanız ve görmeniz için bu yazı vesilesiyle İsa as'ın farkını, yaratılış sırrınada bir açıklık getirelim.

- İsa as gerçekleri

Allahu Teala biz hz Ademi nasıl yarattıysak hz İsa'yıda o şekilde yarattık der. İkiside sıfırdan yaratılır, birisi gökte bir yetişken ebatta diğeri ise ana rahminde bir nutfe ebatında; "doğrusu Allah katında İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı sonra da ona: «Ol!» dedi. O da hemen oluverdi." (Al-i İmran, 59). İkiside sıfırdan ve topraktan yaratılmasına rağmen, aralarında çok önemli bir fark bulunur;

Hz İsa ile hz. Adem arasındaki fark

İkisinin bedenide topraktan sıfır yaratılır ama ruhları aynı yaratılmaz. Hz Adem ile hz İsa arasındaki fark ruhta yatar. Allahu Teala, hz Adem ve insanoğluna ruhundan bahşederken ona azami görevi yerine getirebilecek güçte bir ruh bahşeder; "sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!" (Secde Süresi, 9). İsa as ise o gizeli elçinin ruhu ile canlanır. Birisi azami güce sahip bir ruhla hayat bulur, diğeri ise en güçlü ruh sayesinde hayat bulur. Ademoğulları ile İsa as arasındaki farkta bu! Meryem anamız kavminden uzak bir yerde yalnız yaşarken o gizemli elçi bir erkek görünümünde ve bütün organları yerinde karşısına çıkar; "meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü." (Meryem Süresi, 17).

- Hz İsa'nın ruhun altında yatan gizem, o gizemli elçi; ruhu'l kudüstür

Allahu Teala Adem as'ı topraktan yaratır ve ona ruhundan üfler ve Adem as canlanır. İsa as'a ise ruhu'l kudüs kendi ruhundan üfler; "(yine inananlara) ırzını ve iffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem'i de Allah örnek verdi. Biz, onun içine (rahmine) ruhumuzdan üfledik ve Meryem Rabbinin sözlerini ve vahyettiklerinin doğruluğunu kabul etti ve (Rabbine) gönülden bağlananlardan oldu." (Tahrim Süresi, 12).

- Neden?

"Meryem oğlu İsa'ya da deliller verdik. Ve onu, Rûhu'l-Kudüs ile destekledik." (Bakara Süresi, 87/253). Bizler Allahın bizlere verdiği asgari bir ruh ile hayatlarımızı idam ederken İsa as' ise ruhu'l kudüs ile hayat buldu ve hayatını yaşadı. Neden? Allah bir kulundan neler bekliyorsa onu o doğrultuda donatır. İsa as ruhu'l kudüs lakapli elçinin ruhu ile donatılıyorsa demek birşeyleri canlandırmak ondan beklenecek. İsa as'ın hayatına baktığınızda da bunun böyle olduğunu görürsünüz. İ
sa as'da görülen mucizelere bir bakınız, bunlar bize o gizemli elçinin toprağa basıp toprağın canlanmasını andırıyor; "o, İsrailoğullarına bir elçi olacak (ve onlara şöyle diyecek:) Size Rabbinizden bir mucize getirdim: Size çamurdan bir kuş sureti yapar, ona üflerim ve Allah'ın izni ile o kuş oluverir. Yine Allah'ın izni ile körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim. Ayrıca evlerinizde ne yeyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz, bunda sizin için bir ibret vardır." (Al-i İmran Süresi, 49).

- İsa as'ın evlenmeyişi ve göğe çekilişinin sırrıda ruhunun özelliğinde yatar

Biz Ademoğulların ruhları sıradan özellikler taşır, İsa as ruhu ama değil. O, çok ama çok üstün bir elçinin ruhunu taşır (ruhu'l kudüs). Eğer İsa as göğe çekilmeseydi İsa as'ın bedeni olgunluğun zirvesini yakalayacak sonrası yaşlanmayacaktı. Kendisinde ölüleri dirilten, yok olan azaları yenileyen bir enerji vardı. Bu enerjide kendi bedenin çöküntüye uğramasına asla izin vermeyecekti. Bu güçler onun normal bir hayat yaşamasına müsade etmeyecekti. Bu güçler ile yeryüzünde kalamazdı. Dolayısıyla göğe çekilişi baştan itibaren planın (ilahi takdirat) bir parçasıydı. İki; eğer İsa as e
vlense ve çocukları olsaydı o zaman çocuklarıda o üstün ruhun parçasından ve mucizelerinden birşeyler kapacaktı. Bu da yeryüzüne yayılan Ademoğulları ile İsaoğulları arasında haksız bir rekabet oluştururdu. Not: İsa as yeryüzüne geri döndüğünde aile kurmak yaşlanmak ölümü tatmak gibi normal hayatın serüvenlerini tadacak. Bu sefer yeryüzüne insani bir ruh ile ineceği için bu mümkün olacak. Bu da tabii onun elinden mucizelerin alınacağı, yeryüzüne bir sonraki ayak başısında sıradan bir insan olarak geleceği anlamına geliyor. Gördüğünüz gibi ilahi kaderde herşeyin altında bir hikmet yatar, boş ve tesadüflere yer bulunmaz. İnsanların kaderi yazılır, o alın yazılarını gerçekleştirebilmeleri içinde kendilerine gerekli donanım verilir.

Altın buzağı hadisesi

Ruhu'l kudüs'ün ayak bastığı toprağın canlandığını, birşeyi canlandırma enerjisinin o toprağa sindiğini samiri görüyor ve o topraktan bir avuç alıyor. Musa as ayrıldıktan sonrada zinet eşyalarından bir buzağı heykelini yapıyor. O toprağın birşeyleri canlandırabileceğini tahmin ediyordu samiri ve geçektende tahmininde haklı çıktı. O gizemli elçinin ayak bastığı toprağı o erimiş mücevheratın içine attı ve gerçektende o heykelin canlanmasını sağladı. Fakat o gizemli katkı maddeyi kimseye söylemedi. Heykelin yapımında kutsal bir varlığın enerjisinden yararlandığını israiloğullarına söylemedi. İsrailoğulları hayatlarında ve insanlık tarihinde ilk defa bir heykelin canlandığına tanık olunca tanrının gerçektende yeryüzüne indiğine inandı ve bayram havasında eğlenceye daldı. İşler ama samirinin tahmin ettiği gibi gitmedi. Samiri bir sorun ile karşılaştı, hesaplayamadığı bir sorun ile. Buzağı canlandı ancak buzağı hareket edemedi. Buzağının ne dili ne de azaları hareket etti. Araf Süresi 148'de buna dikkat çeker, o buzağı ne konuşmaktaydı ne de onlara yol göstermekteydi der. Canlandıysa neden onlar ile konuşamadı, onlara yol gösteremedi yani dört nal üzerinde oraya buraya koşturmadı, yürümedi? Samirinin hesap edemediği daha doğrusu Allahın hesap ettirmediği ve onu gafil avladığı nokta; samiri o heykeli altından yaptı. Buradaki sıkıntı o buzağı toprak değilde bir metalden yapmış olması. Bizim alemde yaşayan canlıların özü topraktır, metal değil. O buzağının hareket edebilmesi için özü toprak olması gerekiyordu. Eğer o heykeli topraktan yapmış olsaydı o heykel İsa as'ın topraktan yaptığı heykeller gibi hareket edebilir bir canlı olacaktı. Altından yaptığı, kabuğu sert bir metalden olduğu için ne azaları hareket edebildi ne de dili. Dilsiz bir yaratık gibi sadece böğürdü. O buzağın böğürmesinin sebebi içine bir hava boşluğu konulmasından değil, Ayetin bahsettiği böğürme bildiğiniz dilsiz kişilerin böğürmesi.

İslam alimleri

bakınız; bir olay bir hile içeriyorsa örneğin Musa as ve büyücülerin hilesi o zaman bunu Allahu Teala ifşa ediyor. Bir yerde bir tuzak bir hile bir kandırma varsa Allah bizi uyarıyor. Bir işin içinde bir hile veya tuzak olduğunda Allahu Teala Ayetlerinde bunu bizlere direk söylüyor. Buzağı hadisesini anlatan Ayetlerde ise tuzak ve hileden bahsedilmez. Allahu Teala sadece konuşamadı ve hareket edemedi der. Ayetin hiçbir yerinde tuzaktan ve hileden bahsedilmez. Hatta ve hatta bu hadisenin bir hile olmadığı hakkında bizlere çok ama çok önemli bir tüyo verilir, elçinin bastığı yerden toprak alındığı ve o toprağın heykel yapımında kullanıldığı tüyosu verilir. Bu bir hile olsaydı Allah sizlere bu detayları aktarma ihtiyacı hissedermiydi? Sayın okurlarımız, herşeyi bilmeniz mümkün değil. Eğer birşeyi bilmiyorsanız bunu söylemenizde bir sakınca yok. Bu sizi küçültmez tam aksine dürüstlüğünüz size çok şey kazandırır. Bilmediğiniz ve emin olmadığınız konular hakkında neden kanaat getiriyor ve o yanlışları topluma yayıyorsunuz? Ayetlerde buzağın yapımında sıradışı bir malzeme kullanıldığı belirtilmesine rağmen, Ayetlerde hileden bahsedilmemesine rağmen, o dönemin israiloğullarına gökten bıldırcın eti ve kudret helvası inridildiği, firavuna onca mucizenin gösterildiği bilinmesine rağmen yani o dönemin israiloğulları neredeyse her gün Allahın bir mucizesi ile karşılaştığı bilinmesine rağmen, o dönemin israiloğulların bir kısmı maymuna çevrildiği ve cumartesi avlanma yasakları konulduğu yani o dönemin israiloğulları büyük imtihan ve cezalandırmalara tabi tutulduğu bilinmesine rağmen nedense hiçbir İslam alimin aklına bu altın buzağı hadisesininde gerçek olabileceği aklına gelmez. İnanın, günümüzün İslam alimleri o dönemde yaşamış olsaydı ve bir peygamber bir mucize ile gelseydi bu bir sihirbaz hilesidir, bu bir göz boyamasıdır diyen ve ilk kafir olan onlar olurdu.

Bu israiloğulları için çok büyük bir imtihandı

Yaşanılan her senaryoyu Allah yazar ve herkes bu senaryoda hak ettiği rolü alır ve bunu oynar. İsrailoğulları demek böyle bir imtihandan geçirilmesi gerekiyormuş ve o büyük günaha öncülük etmekte samiriye müstehakmış. Ayetler ile sizlere çok karmaşık bir olayı anlaşılır hale getirmeye çalıştık. Umarız sizler için yeterince aydınlatıcı olmuştur. Ruhu'l kudüs'ün altın buzağı ile bağlantılı olduğu bu zamana kadar keşfedilmemiş olması İslam alimlerin ayıbı. Bu hadise bize, günümüzün çağında ne kadar çok kendi aklımıza danışmamız gerektiğini gösteriyor. Bunu yaparkende size şöyle bir tavsiyede bulunabiliriz; Kur'an-ı Kerim bir yemek tarifi Kitabı gibidir. Size yemeğin katkı maddelerinden yapılış şekline kadar her türlü bilgiyi verir. Ancak bunu bir Ayete değil bunu Kur'an-ı Kerimin içine yayar. Bir Ayet doğrultusunda yorum getirmeye çalışırsanız, yemeğin bir katkı maddesinden o yemeğin ne olduğunu tahmin etmeye çalışmış gibi olursunuz. Bu da sizin yanılma payınızı artırır. Yani bir konu hakkındaki değerlendirmenizi bir Ayet doğrultusunda yapma yerine Ayetlerin tümü doğrultusunda yapın. Yemeğin tüm malzemelerini toplayın sonrası ortaya çıkana bakın. Yani Kur'an-ı Kerimin tümünü okumadan, tümünü gözünüz önünde bulundurmadan bir Ayet hakkında yorum getirmeyin. Doğruyu bulmanız için bu daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Örneğin; ruhu'l kudüs'ün meryem anamıza üflemesi ile altın buzağın bağlantılı olacağı kimin aklına gelirdi? Lütfen biraz kendi aklınızı kullanın ve biraz araştırmacı olun. Belki doğruları bulmak sizlerede nasip olur. Yazımızın özeti; o buzağı heykelin bir hile ile böğürtüldü diyen veya bunu sıradan bir hadiseymiş gibi geçiştiren İslam alimlerinden uzak durun. Bu söylemler onların cehaletinden kaynaklanır. Bu olay israiloğulları için sıradan bir hadise değildi, o buzağı gerçektende canlandı ve bu hadise gerçektende israiloğulları için büyük bir imtihandı!



kelimelerden türemiş hurafeler