nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                       

                                                                                                                                                                   

                                               
 



aylar ve rızık arasındaki gizem
ilahi düzende hiçbir şey tesadüf hiçbirşey diğerinden bağımsız değil, en basit örneği doğanın kendisi. Ormanlık bir alanda çok küçük ve önemsiz görünen bir böcek türünü yok ettiğiniz an, dengeyi bozuyor diğer canlı ve bitki türlerin yaşamınıda tehlikeye atıyorsunuz. Herşey birbirine bağlı ve uyum içinde varedilmiş. Size inen rızık ve aylarda böylesine bir uyum ve bağlılık içinde. Hani yeni yıl gecesi o yıl içinde kendimize hedefler koyarız, o yılın bizim için daha hayrlı geçmesini ümit ederiz ya; gerçektende size inen rızıklar sizin yeni yılınıza göre indiriliyor. Bunu açalım;

Rızık nedir?
Rızık ektiğinizi biçmektir. Ne ekiyorsanız hasat olarakta onu alıyorsunuz.

Rızkın ayda karşılığı nedir?
Yeni ay ve dolunay. Rızıkta ne ekiyorsanız onu biçiyorsunuz, yeni ayda da yeryüzü mahsülün ekildiği dolunayda da hasatın biçildiği dönemdir. Astrolojide yeni aylar birşeyin başlangıcını sembolize eder. Eğer yeni bir proje yeni bir yatırıma adım atmak istiyorsanız bunun için en uygun zaman yeni ay. Dolunayda yaptığınız yatırımların hasatını alma vaktidir.

Püf nokta nedir?
Altı ay geçmesi gerek. Neden? Yeni ayın ekim dönemi, dolunayda hasat dönemi olduğunu düşünürsek, ektiğiniz hasatı almak için ektiğiniz dönemdeki yeni ay hangi burç kuşağında gerçekleştiyse hasatı alacağınız dönemde yani dolunayda aynı burç kuşağına denk gelmesi gerek. Denk geliyormu? Geliyor. Her altı ayda bir. Örneğin; bugün oluşan bir yeni ay, altı ay sonra aynı burç kuşağında dolunay olarak karşımıza çıkıyor. Bu neden önemli? Eylemlerimiz burçların konumuna göre kayıt altına alınıyor, geri dönüşümüde o doğrultuda yapılıyor. Örneğin; mesai saati içinde bir rapor hazırlarken nasıl saat, gün ve olay yeri adresini yazıyorsunuz, eylemlerinizde böylesine detaylı bir kayıt sürecinden geçiyor. O eylemin bize geri dönüşümüde eylemin yapıldığı burç kuşağında ve zaman diliminde gerçekleşiyor.
Yani her bir yatırımınızın karşılığı altı ay sonra size veriliyor. Örneğin; buğday ekiliş ve hasatıda altı aylık aralıklar ile yapılır. İlahi ilimdeki derinliği görüyormusunuz. Yoksa siz burçları sadece süs olarak yaratıldığınımı sandınız? "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir" (Lokman Süresi; 27).

Bunun İslamla nasıl bir bağlantısı var?
Bir; İslamın yeni yılı muharrem ayı. Mü'minler teker teker ve kalabalık halde hicret ederken, peygamberimiz sav bekletildi. Ona izin çıkmadı. Ne zamana kadar bekletildi? Muharrem ayın birine kadar. Neden? Muharremin üçünde veya on yedisinde değil, recepte veya şabanda yılın herhangi bir tarihinde değil tam muharremin birinci gecesinde hicret emri geldi. Neden? Bunu hiç merak etmedinizmi? Her hareketi ile Müslümanlara örnek olan peygamberimiz sav bekletildi, çünkü yeni yıl ne zaman başlıyor bu hicret ile
Müslümanlar bunu bilsin istenildi.

İki; ne oldu hicrette? Peygamberimiz sav ve müminler sıkıntılardan kurtulup huzura kavuştu. Sadece peygamberimiz sav'mı? Hayır. Bin yıllar içinde gelen peygamberlerin hepsi kendilerine musallat olan sıkıntılardan muharrem ayında kurtuldu. Neden yılın diğer aylarında değilde muharrem ayında?
Bu sizce bir tesadüfmü? Hayır. Muharrem ayı, hristiyanların yeni yıl dilekleri gibi yeni bir başlangıcı, eski defterlerin kapatılışı ve yeni sayfaların açılışını sembolize ediyor.

Üç; sıkıntılardan kurtulmanız için
ilk önce altı ay öncesinden birşeyler ekmeniz gerekiyor. Muharrem ayın altı ay öncesinede ne denk geliyor? Recep ayı. Üç ayların başlangıcı. Yeni ay ve dolunay arasındaki altı ay zaman farkını, biz recep ve muharrem ayı arasında yine görüyoruz. Recep ayı ile muharrem ayı arasında altı ay fark olması, tam altı ay sonrası hicretin ve tüm peygamberlerin sıkıntılarından kurtulması, bu sürecin yeryüzü hasatı ile örtüşmesi, yeni ayda birşeyin ekilmesi ve dolunayda da o hasatın biçilmesi ve bu ikisi arasında da recep ve muharrem gibi yine altı ay fark olması tesadüf değil değerli dostlar. Rızık ve aylar birbiri ile orantılı akıyor.

Sonuç;
Dönüm noktamız muharrem ayı. Muharrem ayı bir yılın kapanışı, yeni bir sayfanında açılışını sembolize eder. Allahu Teala kaderimizi değiştirmemiz için bizlere her yıl yeni bir fırsat verir. Muharrem ayıda bunun dönüm noktası, eski defterlerin kapatıldığı yeni sayfanın açıldığı ay. Hristiyanlar dört gözle 31 aralığı bekler, biz müslümanlar ise dört gözle zilhicce ayın 30'unu beklememiz gerekiyor. Hristiyanlar ocak 1 ile hayatlarında birşeylerin değişmesini ümit eder, bizler ise muharrem 1 ile ümit etmemiz gerekiyor. Nasılmı? O yıl ektiğinizi siz, bu gerek hayr tohumları gerek şer tohumları olsun, muharrem ayın başlangıcı ile almaya başlıyorsunuz. O tohumları ekmenin en uygun zaman dilimide muharrem ayın 6 ay öncesi (üç aylar). Neden altı ay? Yeni ay ve dolunay arasında nasıl altı aylık bir bağlantı varsa, ektiğiniz ile onun karşılığını almak arasında da altı aylık bir fark var. Bir eyleminizin karşılığını bulmadan önce bu Allah katında bekletiliyor. Levh-i mahfuzda bi' nevi bir olgunluk sürecine sokuluyor. Örneğin; belki tövbe edersiniz. Rızkınız günlük ve yıllık iner. Rızkınızın ince detayları günlük, ölüm, kaza, doğum ve evlilik gibi genel hatları ise yıllık yazılıyor. Kaderinizin ince detaylarını değiştirmek, kaderinizde ufak tefek retuşlar yapmak için günlük ibadetleriniz, genel hatlarını değiştirmek içinde son tarih zilhicce ayın 30. Kaderinizin genel hatlarını değiştirmek sizin elinizde, o yılın son altı ayıda sizin son şansınız. Eğer o son altı ayı kaçırır ve muharrem ayın birinde o yılın rızkı size kesilirse, siz o yıl ne yaparsanız yapın o yılın kaza ve ölümlerine müdahale edemezsiniz. Neden altı ay öncesi? Allahu Teala bizlerin tüm yılı ibadetle geçiremeyeceğini bildiği için, muharremin altı ay öncesine yoğunlaşın demiş. Bu manevi süreç recep ayı ile başlıyor, ramazanla devam ediyor ve kurban, hac ibadeti ile bitiyor. Manevi yolculuğumuz recep ayı ile başlıyor haç ile zirve yapıyor. Bu süre içinde her bir ibadetiniz sizi bir kirden arındırıyor. Ramazan ayı üzerinizdeki istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti kaza ve belalardan, hac ibadeti de günahlarınızdan. Kul hakkından kan borcuna ve günahlarınıza kadar, yılın son altı ayında teferruatlı bir arınma sürecinden geçiriliyorsunuz. Öğretim yılı gibi, bir yıl kapanıyor diğer yılada tertemiz sıfırdan başlama şansı bizlere sunuluyor. Bu büyük bir lütuf çünkü, yıllık arınmadan geçiriliyoruz. İslami ibadetleri yapmayanları bir düşünün, onlar 80 yılın günah birikimi ile Allahın huzuruna çıkacak. Biz ise, her yıl arındığımızı varsayarsak biz Müslümanlar son yılımızın günah yükü ile Allahın huzuruna çıkacağız. Bu çok büyük bir lütuf. Allahu Teala namaz dışında tüm ibadetleri yılın son altı ayına sıkıştırmış. Neden acaba, bunu hiç düşündünüzmü? Müslümansanız düşünmek zorundasınız. Neden, çünkü herşeyin atında bir hikmet var, bizde bu hikmeti araştırmakla mükellefiz. Yılın ilk altı ayında Allahu Teala bir önceki yılın mahsülünü yememize müsade ediyor, bi' nevi gece yarısı gibi manevi istirahata sokuyor. Yılın ikinci yarısında da çalışmamızı (manevi) bir sonraki yılın hasatını ekmemizi bekliyor. Muhteşem değilmi? Gece ve gündüz, dinlenmek ve çalışmak, yeni ay ve dolunay gibi Allahu Teala yıllarıda bizim için ikiye ayırmış. İlk altı ay bir evvelki yıl ektiğinizin tadını çıkarın, dinlenin diyor. Yılın ikinci altı ayında da bol bol hayır işleri yaparak bir sonraki yılın rızkını ekin diyor. Muhteşem. Soruyoruz, başka hangi inançta bu incelikler var?

Ek bilgi
Oruç bizi istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti bize can hakkı kazandırıyor, haç ibadetide günahlardan arınmamızı sağlıyor. Namaz ne için var? Namazda bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyor. O yüzden namaz her gün farz, diğer ibadetler ise yılın belirli döneminde. Namaz bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyorsa, neden bir çok namaz kılan kişi günahlar içinde? Sebebi şu; iki tür vesvese var birisi bedenin içinden gelen diğeri ise dışından gelen. Namaz bizleri bedenlerimizin dışındaki şeytanların vesvesesine karşı koruyor, içimizde olanlara karşı ama değil! Kalenin dışında olana karşı koruyor, kalenin içine sindiyse değil. Neden? Şeytanın bedenin içine sinmesi için bir kul hakkı yenmiş olmalı, namazda kul haklarını örtmüyor. Düşülen hatada burası. Gündüz namaz kılıyorlar, gece namaz kılıyorlar ama o manevi iç huzur bir türlü yakalayamıyor, başları sıkıntılardan bir türlü kurtulmuyor. Neden, çünkü namaz iç huzuru yakalamak için indirilmemiş. İç huzur için indirilen ibadet oruç. Siz bir ibadeti amaç dışı kullanmaya çalıştığınızda da ne olur? Hem işleriniz ters gider hem amaç dışı kullanım aleyhinize kayıt edilir. Değerli dostlar, şeytan bizleri nasıl sünnetle kandırıp farzlardan alıkoyuyorsa veya farzla kandırıp sünnetlerden uzak tutuyorsa, namazlada bizleri maalesef kandırıp bizi bir çok şeyden uzak tutuyor. Namaz maalesef günümüzün tarikatları ve cemaatleri tarafından amaç dışına çıkartıldı, olduğundan çok farklı bir yere saptırıldı. Öyle anlatıyorlarki sanki namaz her derde deva sanki namaz dinin direği, İslamın en önemli parçası. Yok öyle birşey. Siz namaza olduğundan bir gram fazla önem atfederseniz bilinki oruçtan bir gram hak çaldınız, zekatın bir gram hakkını yediniz. O yüzden lütfen bir ibadeti evrensel çözüm noktası olarak görmeyin, merkeze oturtmayın. Her biri eşit değere sahip. Binanın dört kolonu gibi hepsi eşit değere sahip. Eğer namazın önemini anlatacaksanız ne amaç doğrultusunda indirildiyse o doğrultuda anlatın.
İslami ibadetler birer amaç doğrultusunda var edilmiş, o görev ne ise sizde lütfen o doğrultuda anlatın. Bağlamından çıkarıp kendisine ayrı bir önem atfetmeyin. İslamın merkezinde Allah var, her derde deva olan tek şeyde Allah. Namaz içinizdeki huzuru getirmez çünkü içinizdeki huzursuzluğa sebep olan şeytan, şeytanda bir kul hakkı yemeniz sonrası içinize yerleşti, o şeytanı oradan yok etmenin kıssasıda namaz değil oruç. Anladınız. Bakınız, Rabbim bile kendisine bir kıssas koymuş, benim konumuma başka birini oturtursanız (şirk) benden birşey beklemeyin demiş. Allahu Teala bile kıssas kuralına göre hareket ederken, siz nasıl olurda namazı bundan muaf tutar namazı herşeye deva olarak görürsünüz? Herşey kıssasa bağlı. Kul hakkın kıssasıda namaz değil. Kul hakkın kıssası köle azad etmek, fakirleri doyurmak veyahut oruç tutmak. Mağdur edilen kişinin ruhuna gitmesi niyetine. Örneğin; hiç merak etmedinizmi namaz neden vahiyden 12 yıl sonra farz kılındı. Neden peygamberlik iner inmez Müslümanlara farz kılınmadı. Herkes maalesef ezbere bir yol tutmuş ve at bakışla o yolda ilerliyor. Bilmiyorlarki, namaz farz kılınmadan önce müslümanlar bir arınma ve tövbe sürecinden geçirildi, en basiti kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldular ve geçmiş günahlarından arındırıldılar. Bilmiyorlarki namazında bu temiz hali tutmaları için indirildiğini. Günah işlenirse şeytan beden siner. Allahta günah işlememeleri, o bedenleri tekrar şeytanlar ile kirletmemek için namazı indirdi. Namaz, o abdestli haliniz dıştan gelen vesveseye karşı bi nevi bir koruma kalkanı görevi yapıyor. İç ama kirliyse, dışını su ile temizlemişsiniz fayda etmiyor. Anladınız. O dönemin insanı ile bizim aramızdaki fark, biz 99 sülalemizin günah yükünü üzerimizde taşıyor, bedenlerimiz şeytan kaynıyor. Günümüzdeki insanları namaz kötülüklerden alıkoymuyor çünkü bu insanların içi pislik dolu. İçten gelen vesveseyede namaz dur diyemiyor. Günümüzde namaz kılıp günah işleyen kişiler maalesef bir arınma bir tövbe ve hellaleşme sürecinden geçmeden namaza başlamış. Birileri bunlara namaz ile herşeyi kapatabileceklerine inandırtmış. Halbuki kul hakkı ile ilgili ayetler namazdan bahsetmez, fakirleri doyurmak ve oruçtan bahseder. Örneğin; bu insanlar teheccüd namazına kalkar, halbuki Allah onu farz kılmaz kul hakkından arınmayı farz kılar. Şeytan bu insanları gereksiz işler ile meşgul kılarak hem o bedenlerde yaşamayı garantiye alır hem o kişileri o kul hakları ile öbür dünyaya sürükler. Keşke gece vakti kalkıp namaz kılıp zikir çekeceklerine, üzerlerindeki hakların kalkması niyetine gündüz vakti fakir doyursalar oruç tutsalar bu onlar için çok daha hayırlı olurdu. Hem gece namazına kalkıp hem gündüz vakti oruç tutup fakirleri doyırabiliyorlarsa, aynı anda yapabiliyorlarsa, o ayrı. Ne mutlu onlara. Eğer yapamıyorsanız o zaman ilk önce farz olanlara odaklanın.

Not:
teheccüd namazına kalkan kişilere bakıyoruz, bedenleri şeytan kaynıyor. Bir işletme düşünün, girişte hayvanlar giremez yazısı asılı ama içerisi çoktan hayvan barınağına dönüşmüş. Gece ibadeti yapanları biz böylesine bir çelişki, garabet içinde görüyoruz. Peygamberimiz sav'da sahabilerde gece namazına kalkıyordu diyorsanız, arkadaşlar peygamberimiz sav gece ibadetlerine başlamadan henüz sabiyken şeytanlarını öldürdü. Sahabilerde müslümanlığa geçtiği an şeytanlarını öldürdü. Namaz, kalenin şeytanlar tarafından fethedilmesine karşı korur, kale ama çoktan şeytanların işgaline uğradıysa bu durumda çözüm yolu namaz değil başka ibadetler. Kaleniz temizse buyurun kalkın gece ibadetine. Temiz değilse ama o zaman bizim nacizane tavsiyemiz, yeni şeytanların bulaşmasına engel olmak için farz olan beş vakit namaza sadık kalın, içinize bulaşanlara karşıda farklı kürler uygulayın (oruç, fakirleri doyurmak).
Lütfen, teheccüd size farz değil gece namazı size farz değil, içinizdeki şeytanları öldürmek size farz. Bunun yoluda namaz değil. Devam edelim konumuza;

Rızık ve aylar ile ilgili bu zamana kadar inanılan şuydu;
Allahu Tealanın tüm şeyleri berat gecesinde takdir ettiği, kadir gecesinde de bunları sahiplerine teslim ettiği. Bu zamana kadar bizlere anlatılan buydu. Bu söylenenler ama bizim mantığımıza yatmadı çünkü, kurban ve hac ibadetini beklemeden kişiler hakkında hüküm kesilemez. Berat gecesinde eceller ve kazalar takdir edilir diyeceksiniz, sonrada kurban ibadetin kazalardan belalardan koruduğunu iddia edeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem berat gecesinde kazalar belli oluyor, berat kandilinden 3.5 ay sonra kurban kesmeye ne gerek kaldı? Nasıl olsa berat gecesinde kaza ve belalar takdir edildi. Siz herhalde kurban ibadetin öylesine, her hangi bir sebep olmaksızın sadece ibrahim as'ın anısına kesildiğini düşünmüyorsunuzdur. Örneğin; kadir gecesinde o yılın hayır ve bereketin takdir edildiğini söyleyeceksiniz, sonra kalkıp kadir gecesinden üç ay sonra gelen hac ibadetin insanları nasıl temize çıkardığından bahsedeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem hayır ve bereket kadir gecesinde tamamlanıyor, hac ibadetine ne gerek kaldı o zaman? Kısacası, siz recep ayı ile insanları bir arınma sürecine sokacaksınız ama kurban ve hac ibadetin tamamlanmasını beklemeden haklarında hüküm vereceksiniz, bunu bizim mantığımız almadı. İki; eğer iddia edildiği gibi kararlar kişilere kadir gecesinde indirilmiş olsaydı o zaman tüm peygamberler huzura muharrem ayında değil kadir gecesi yani ramazan ayında kavuşurdu. Kadir gecesi ne için var o zaman? Güzel bir soru. Hiçbir fikrimiz yok. Bu konu hakkında kafa yormadık. Kafa yormadığımız konular hakkında da zanla yaklaşmak bize yakışmaz. Değerli okurlarımız biz bir konuyu kaleme aldığımızda bize göre size göreler ile değil, veriler doğrultusunda kaleme alıyoruz. Ay, yörünge, hadis, ayet, tarih vs, bir çok şeyi göz önünde bulunduruyor, konuyla ilgili beynimizdeki tüm soru işaretlerini gideriyor sonra kaleme alıyoruz. Beynimizde birşey netleşmediği müddette konuları websayfamıza eklemiyoruz. Örneğin; size aktarmak istediğimiz o kadar bilgi var, bunlar ama beynimizde netleşmediği için size aktarmıyoruz. Yapboz oyunu gibi, parçacıkların bir çoğu yerine otursada bir nokta eksikse o bilgiyi sizinle paylaşmıyoruz. Yanlış bilgilerin vebalin farkındayız. Berat ve kadir geceleri altında yatan hikmet hakkında da gerçekten hiçbir fikrimiz yok. Biz herşeyi bildiğimizi iddia etmiyoruz. Bilmediğimiz konuları açık açık söylüyoruz. Eğer zamanımız olur ve bu konu hakkında da bir araştırma yapar, bir sonuca ulaşırsak bunuda seve seve sizinle paylaşırız.

Ek bilgi
Kadir gecesi hakkında bir parantez açmadan olmaz, çünkü kadir gecesi diğer mübarek gecelerin aksine Kur'an-ı Kerimde anılan anılmaklada yetinmeyip, kendi ismi ile bir Süre'ye sahip bir gece. Kadir gecesi hakkında bildiklerimiz, ilk vahiyin bu gece gerçekleşmiş olması, bu gecenin bin aydan daha hayırlı olması ve meleklerin bu gece her iş için yeryüzüne inme iznine sahip olmaları. Bu bilgiler bize yeter hocam diyorsanız, kadir gecesi hakkında bu bilgilere sahibiz. Bu bilgiyi ama biz kendimiz için yeterli bulmuyoruz. Bizler perde arkasını merak ediyoruz, örneğin; melekler indiğinde ne yapıyor, neden bin aydan daha hayırlı neden bin rakamı vs. Allahu Teala öylesine rakamlar ortaya atmaz. Bazılarınız çoğunluğu ifade etmek için bin rakamı kullanıldı deyip kendisini tatmin edebilir. Biz değil. Biz biliyoruzki Allahu Teala bir rakam veya bir harf kullandığında altında bir hikmet yatıyor. Bizde bu hikmetin peşindeyiz. Şuana kadarda bu konuların perde arkası hakkında bir fikrimiz yok. Şöyle bir düşünce aklımızdan dolaşmıyor değil; kadir gecesini o gece belirli kararların verildiği gece olarak görme yerine, kadir gecesinde bizler yılın son altı ayın tam ortasındayız, o gece bizler mübarek üç ayları bitirip yılın son üç ayına girmek üzere oluyoruz. Belkide bizler o gece ilk üç aydaki ibadetlerimizin notunu alıyoruz. Bi' nevi üniversitelerdeki arasınav dönemi. Final sınav ve not zilhicca ayın 30'unda veriliyorsa, belkide kadir gecesi arasınav yani vize sonuçların dağıtıldığı gecedir. O ana kadar başarılı olanların ödüllendirildiği bir gecedir. Kadir gecesi ve diğer mübarek geceler hakkında beynimizde dolaşan bu bilgiler bizi tatmin ediyormu, etmiyor. Biz ve okurlarımız bundan ötesi detaylar bizden bekliyor. O yüzden bu konulara şimdilik girmemeyi tercih ediyoruz.

Üzücü olan;
kaderimizin dönüm noktası muharrem ayı, ülkemizde ama kimse muharrem ayın ne zaman olduğunu bilmiyor. Bilenlerde muharrem ayını aşure yemek veya dağıtmaktan ibaret olduğunu sanıyor. Ne kadar üzücü birşey bu. İslam alemin içinde bulunduğu hal gerçekten içler acısı. Bu örnek bizlere toplumu aydınlatması gerekenlerin, "alimler" ve "hocalar" ilahi düzeni anlamaktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Tarikatlar kafa sallamakla meşgul, cemaatler devleti ele geçirmekle meşgul, diyanetçiler memur olmakla meşgul, ilahiyat fakülteleride İslamı özünden koparmakla meşgul.  Böyle bir ortamda cahil kalmanız ve sapıtmanız kaçınılmaz.
Allah sonumuz hayr eylesin.

Değerli dostlar;
Bu zamana kadar hep üç aylardan bahsediliyordu, bu üç ayda yaptığımız hasatın ama muharrem ayında alındığını kimse bize bu zamana kadar anlatmadı. Muharrem ayı ile mübarek üç aylar arasında bir bağ olduğunu kimse bize kurmadı. İki; bizler muharrem ayın yılın başlangıcı olarak biliyorduk ama o yılki rızkında başlangıcı olduğunu bilmiyorduk. O yıl ekilenin yılın sonunda muharrem ayın başlangıcı ile alınmaya başlandığını bilmiyorduk. Biz ektiğimizi hemen alacağımızı düşünüyorduk, böylesine büyük bir hesabın parçasına tabi olduğumuzu bilmiyorduk. Üç; biz muharrem ayında peygamberlerin huzura kavuştuğunu biliyorduk ama bunu istisnai o peygamberlere has bir olay olarak görüyorduk. Bunun altında bir düzen olduğunu bilmiyorduk. Muharrem ayının eski defterlerin kapatıldığı ay yeni bir başlangıca adım atıldğı ay olduğunu bilmiyorduk. Artık biliyorsunuz. Batının yeni yılında değil, İslamın yeni yılında iyi dileklerde bulunun. Rızık çünkü batının yeni yılına göre değil Allahın yeni yılına göre indiriliyor. Allahın yeni yılıda muharrem ayı ile başlıyor. Siz her yıl bir evvelki yılın hasatını yiyorsunuz. Dönüm noktası muharrem ayı. Bu yıl güzel işler yapın, bir sonraki muharrem ayına yani yılına girdiğinizde de bu emeklerinizin karşılığı size insin. Bilhassa altı öncesinden (mübarek üç aylar) ibadetlere yoğunlaşın.

Not:
biz bu yazıları bir hobi olarak yazıyoruz. Kafamıza birşey takıldığında bunu kaleme alıyoruz. Biz bu konuların detaylarını İslam alimi olma yolunda ilerleyen kardeşlerimize bırakıyor onların bu konuların detaylarını araştırmasını bekliyoruz. Bizi bir rehber bir yol gösterici olarak görün. O yolun inceliklerini araştırmak zaman açısından bizi aşar. Örneğin; haram aylar. Haram aylarında bu rızık dağıtımı ile ilgisi var. Bunun detaylarını araştırmayıda siz değerli okurlarımıza bırakıyoruz.







altın buzağı hadisesi


Çoğunuz hz. musa'nın sina dağına çıktığında ovada bekleyen israiloğulların ona ihanet ederek altından bir buzağı heykeli yaptığı hikayesini duymuştur. Bu hikayenin altında yatan gerçek nedir, yazımızın konusu bu olacak. Daha önceden hiç açıklanmamış bir gerçeği bu yazı vesilesiyle sizlere aktaracağız. Umarız yazımız beğeninizi kazanır, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. İslam alimleri bu buzağın sıradan bir heykel olduğunu düşünür ve içine onu böğürtmesini sağlayan düzeneklerin sinsice yerleştirildiğine inanır ve Kur'an-ı Kerim tefsir, meallerinide bu yönde yaparlar. Üzülerek sizlere belirtmeliyizki bu tefsir ve mealler maalesef yanlış ve yazımızın sonunda sizlerinde bizlere hak vereceğine eminiz. Sayın okurlarımız bu hadisenin gerçekliği veya ne kadar gerçekliği hakkında bir değerlendirme yaparken bu hadisenin peygamberlerin yeryüzünde yürüdüğü, meleklerin yani cebrail as'ın yeryüzüne indiği, yeryüzünde büyük mucizeler ve büyük imtihanların vukuu bulduğu bir çağda yaşandığını lütfen aklınızdan çıkarmayın.
Bizler bıldırcın etlerin gökten indirildiği, israiloğulların maymuna çevrildiği bir dönemden bahsediyoruz. Eğer İslam alimleri gibi sizde kendi çağınızın şartlarını baz alır ve olaylara kendi mütevazi, küçük dünyanızdan yorum getirir veya getirmeye çalışırsanız hakkani, objektif ve gerçekci davranmamış olur yanlış yorum ve inançlara sebep olursunuz. Sizce sıradan ve o dönemlerde her köşede rastlanan bir heykel israiloğullarını sarhoş edercesine, bir bayram havasına sokarmıydı veya o dönemin mucize ve imtihanlarını gözönünde bulundurduğunuzda Allah sıradan bir heykel ile imtihan edermiydi? Hayır hayır o gerçektende canlıydı ve gerçektende israiloğulları için çok büyük bir imtihan vesilesiydi.

Olayın özgeçmişini hatırlayalım

   - putlara tapan kavim

İsrailoğulları mısırdan çıktıklarında bir vadiye ulaşır ve orada putlara tapan bir kavim görür; "ve İsrailoğullarına denizi atlattık. Derken, bir kavme vardılar, toplanmış kendilerine mahsus bir takım putlara tapıyorlardı. Dediler ki: «Ey Musa, bunların birçok ilahları olduğu gibi sen de bize ilah yap!» Dedi ki: «Siz gerçekten cahillik ediyorsunuz. Çünkü o gördüklerinizin içinde bulundukları din, yok olmaya mahkumdur ve bütün yaptıkları batıldır!" (Araf Süresi, 138-139). Allah onları firavunun zulmünden kurtarır, başlarındaki peygamberler onları putlara tapılmaması konusunda sürekli uyarır ama İsrailoğulları hiç uslanmazcasına hiç akıllanmazcasına yapacakları ihaneti yine yapar. Onlar o zulümden kurtarılır kurtarılmaz başka tanrılar edinme, putlara tapma arzusu içine girer. Bu hadise bizlere israiloğulların firavunun zulmünden kurtulmak için hz. musanın peşine takıldığını, Allaha inanma gibi dert veya niyetleri olmadıklarını anlatır. Nice mucizeler kendilerine göstertilmesine rağmen halen Allaha iman etmemeleri, putlar peşinde koşmaları tabiri caize bardağı taşırır ve Allah; "siz putmu istiyorsunuz, ben sizi öyle imtihan edeceğim, size öyle bir put yaptıracağımki, kim ona taparsa onu helak edeceğim", der. 

   - Musa as ile Allahın ile sözleşesi

Musa as kavimini kızıldenizden geçirdikten sonra cebrail as gelir ve Allahın kendisi ile sina dağında sözleşeceği mesajını iletir. Bunun üstüne hz musa israiloğullarını hz. haruna emanet eder ve koşarak sina dağına çıkar; "musa ile otuz geceliğine sözleştik, buna on gece daha ekledik, böylece Rabbinin belirlediği buluşma süresi kırk geceye ulaştı. Musa, kardeşi Harun'a şöyle dedi: Kavmim içinde benim yerime geç, ıslaha çalış ve bozguncuların yolundan gitme!" (Araf Süresi, 142).

   - samiri adında bir heykel ustası

Musa as'ın sina dağına çağrılmasın bir boyutu musa as ile ilgliyken bunun bir başka boyutuda israiloğulları ile ilgili. Musa as kendisine verilen görevi laiki ile yerine getirdiği için bu sözleşi ile ödüllendirilir, israiloğulları ise o kötü niyetlerinden dolayı imtihana tabi tutulurlar. Hz. Musa aralarından çekilip alınır ve onlar o büyük imtihan ile yüzleştirilir. Ne olur? Hz Musa aralarından ayrıldıktan sonra samiri adında bir heykel ustası önderliğinde şu söylemler ortaya atılır; musa tanrısını görmeye gitti. Biz musa'nın tanrısın heykelini yapalım bizde onu ziyaret eder ona hürmet gösteririz, o da bize yol gösterir. Bu fikir çoğunlukta kabul görücede getirdikleri zinet eşyalarından altından ve böğürebilen bir buzağı heykelini yaparlar. "Musa'nın arkasından kavmi, zinet takımlarından, böğürebilen bir buzağı heykelini (tanrı) edindiler. Görmediler mi ki o, onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor? Onu (tanrı olarak) benimsediler ve zalimler oldular." (Araf Süresi, 148).

   - olayın sırrı bu Ayette saklı

Musa as sina dağından döndüğünde ve onların o sapkın halini gördüğünde sinirden ilk önce hz harun'un yakasına yapışır, neden buna engel olmadın diye. Sonrası samiri'ye döner; "Ve bu kez Samiri'ye döndü: "Ey Samiri, ya senin maksadın nedir?" (Samiri), "Ben dedi, onların görmediklerini gördüm; elçinin ayak bastığı yerden bir avuç (toprak) aldım, onu (eritilmiş mücevherlerin içine) attım. Nefsim bana böyle yapmayı hoş gösterdi." (Musa), "Defol git dedi. Artık hayat boyunca sen 'bana dokunmayın' diyeceksin. (Ahirette de) sana vaadedilen bir ceza var ki, ondan asla kaçamayacaksın. Şimdi durup tanrına bak; biz onu yakacağız, sonra onu ufalayıp denize savuracağız" (Taha, 95-97).

Cebrail as gerçekleri

Bir üst bölümdeki püf noktayı çıkarabildinizmi, çıkaramadıysanız size yardımcı olalım; olayın sırrı musa as'ı ziyaret eden elçide yatar. Kim bu elçi? Bu elçi cebrail as! Cebrail as dönem, dönem insan kılıfında musa as'ı ziyaret ederdi ve bu ziyaretlerin birisinde samiri, onun ayak bastığı kuru bir toprağın yeşerdiğini görür ve o topraktan bir avuç alır. Cebrail as demekki birşeyleri canlandırma gücüne sahip. Bunu aklınıza not edin. Şimdi buradan isa as'a geçiyoruz. Ne alaka derseniz. Kur'an-ı Kerimde anlatılan kıssaların ne kadar gizem içerdiğini, sizlere görünen ötesinde bilgi aktardığını anlamanız ve görmeniz için bu yazı vesilesiyle isa as'ın farkını, yaratılış sırrınada bir açıklık getirelim.

İsa as gerçekleri

Allahu Teala biz hz ademi nasıl yarattıysak hz isa'yıda o şekilde yarattık der. İkiside sıfırdan yaratılır, birisi gökte bir yetişken ebatta diğeri ise ana rahminde bir nutfe ebatında; "doğrusu Allah katında İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı sonra da ona: «Ol!» dedi. O da hemen oluverdi." (Al-i İmran, 59). İkiside sıfırdan ve topraktan yaratılmasına rağmen, aralarında çok önemli bir fark bulunur;

   - hz isa ile hz. adem arasındaki fark

İkisinin bedenide topraktan sıfır yaratılır ama ruhları aynı yaratılmaz. Hz adem ile hz isa arasındaki fark ruhta yatar. Allahu Teala, hz adem ve insanoğluna ruhundan bahşederken ona azami görevi yerine getirebilecek güçte bir ruh bahşeder; "sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!" (Secde Süresi, 9). Hz. isa ise ademoğulları ile aynı ruhu paylaşmaz. Ademoğulları ile isa as arasındaki fark bu! Meryem anamız kavminden uzak bir yerde yalnız yaşarken cebrail as bir erkek görünümünde ve bütün organları yerinde karşısına çıkar; "meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü." (Meryem Süresi, 17)

   - hz isa'nın ruhu cebrail as'dan gelir

Allahu Teala adem as'ı topraktan yaratır ve ona ruhundan üfler ve adem as canlanır. İsa as'a ise cebrail as kendi ruhundan üfler; "(yine inananlara) ırzını ve iffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem'i de Allah örnek verdi. Biz, onun içine (rahmine) ruhumuzdan üfledik ve Meryem Rabbinin sözlerini ve vahyettiklerinin doğruluğunu kabul etti ve (Rabbine) gönülden bağlananlardan oldu." (Tahrim Süresi, 12).

   - Neden?

"Meryem oğlu İsa'ya da deliller verdik. Ve onu, Rûhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik." (Bakara Süresi, 87/253). Bizler Allahın bizlere verdiği asgari bir ruh ile hayatlarımızı idam ederken isa as'a cebrail as'ın ruhu ile hayat buldu ve hayatını yaşadı. Neden? Allah bir kulundan neler bekliyorsa onu o doğrultuda donatır. İsa as cebrail as'ın ruhu ile donatılıyorsa demek birşeyleri canlandırmak ondan beklenecek. İsa as'ın hayatına baktığınızda da bunun böyle olduğunu görürsünüz.
Hz isa as'da görülen mucizelere bir bakınız, bunlar size cebrail as'ın toprağa basıp toprağın canlanmasını andırıyormu; "o, İsrailoğullarına bir elçi olacak (ve onlara şöyle diyecek:) Size Rabbinizden bir mucize getirdim: Size çamurdan bir kuş sureti yapar, ona üflerim ve Allah'ın izni ile o kuş oluverir. Yine Allah'ın izni ile körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim. Ayrıca evlerinizde ne yeyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz, bunda sizin için bir ibret vardır." (Al-i İmran Süresi, 49).

   - isa as'ın evlenmeyişin sırrıda ruhun özelliğinde yatar

Biz ademoğulların ruhları sıradan özellikler taşır, isa as ruhu ama değil. O, çok ama çok üstün bir meleğin ruhunu taşır (cebrail as). Eğer isa as e
vlense ve çocukları olsaydı o zaman çocuklarıda o üstün ruhun parçasından ve mucizelerinden birşeyler kapacaktı. Bu da ademoğulları ile isaoğulları arasında haksız bir rekabet oluştururdu. Not: isa as yeryüzüne geri döndüğünde kendisine bir aile kurmak ve normal bir hayat düzeni kurmak nasip olacak ancak bu, yeni bir ruh yani bu sefer insani bir ruh ile yeryüzüne geleceği için mümkün olacak. Bu da onun elinden mucizelerin alınması, yeryüzüne bir sonraki ayak başısında sıradan bir insan olarak geleceği anlamına gelir. Gördüğünüz gibi ilahi kaderde herşeyin altında bir hikmet yatar, boş ve tesadüflere yer bulunmaz. İnsanların kaderi yazılır, o alın yazılarını gerçekleştirebilmeleri içinde kendilerine gerekli donanım verilir.

Altın buzağı hadisesi

Cebrail as'ın ayak bastığı toprağın canlandığını, birşeyi canlandırma enerjisinin o toprağa sindiğini samiri görür ve o topraktan alır. Musa as ayrıldıktan sonrada zinet eşyalarından bir buzağı heykelini yapar. O toprak hakkındaki tahminide samiri'yi yanıltmaz, elçinin (cebrail as) ayak bastığı toprağı o erimiş mücevheratın içine katarak gerçektende o heykelin canlanmasını sağlar. Bir; heykelin yapımında bir meleğin enerjisinden yararlandığını samiri, israiloğullarına söylemez. İsrailoğulları hayatlarında ve insanlık tarihinde ilk defa bir heykelin canlandığına tanık olunca tanrının yeryüzüne indiğine inanır ve bayram havasına girer. İki; işler ama samirinin tahmin ettiği gibi gitmez, samiri bir sorun ile karşılaşır, hesaplayamadığı bir sorun ile. Buzağı canlanır ancak buzağı hareket etmez. Buzağının ne dili ne de azaları hareket eder. Araf Süresi 148'de buna dikkat çeker, o buzağı ne konuşmaktaydı ne de onlara yol göstermekteydi der. Canlandıysa neden onlar ile konuşamadı, onlara yol gösteremedi yani dört nal üzerinde oraya buraya koşturmadı, yürümedi? samirinin hesap edemediği daha doğrusu Allahın hesap ettirmediği ve onu gafil avladığı nokta, samiri o heykeli altından yaptı. Buradaki sıkıntı o buzağı toprak değilde bir metalden yapmış olması. Bizim alemde yaşayan canlıların özü toprak metal değil. O buzağının hareket edebilmesi için özü toprak olması gerekiyordu. Eğer o heykeli topraktan yapmış olsaydı o heykel isa as'ın topraktan yaptığı heykeller gibi hareket edebilir bir canlı olacaktı. Altından yaptığı, kabuğu sert bir metalden olduğu için ne azaları hareket edebildi ne de dili. Dilsiz bir yaratık gibi sadece böğürdü. Yazının özeti sayın okurlarımız; o buzağın böğürmesi içine bir hava boşluğu konulmasından değil, Ayetin bahsettiği böğürme bildiğiniz dilsiz kişilerin böğürmesi. Bu hadise ile Allahu Teala samiri ve şaşmış israiloğullarına bir ders verdi. Bu hadise ile onlara sizler dilsiz birer malsınız, hatta maldanda daha sapıksınız mesajı verilmiş olundu!

  - günümüzün İslam alimleri

Kuran-ı Kerimi incelediğinizde eğer bir olayda hile varsa Ayetlerde bunun bir tuzak ve hile olduğunu söylendiğini görürsünüz. Demek bir işin içinde bir hile veya tuzak olduğunda Allah bunu bizlere bunu direk söylüyor. Buzağı hadisesini anlatan Ayetlerde ise tuzak ve hileden bahsedilmez. Allahu Teala sadece konuşamadı ve hareket edemedi der. Ayetin hiçbir yerinde tuzaktan ve hileden bahsedilmez, siz Ayetin hangi kelimesinden bunun bir hile olduğunu çıkarıyor ve o doğrultuda meal ve tefsirler kaleme alıyorsunuz? Hatta ve hatta bunun gerçekliği hakkında sizlere çok ama çok önemli bir tüyo verilir. Elçinin bastığı yerden toprak alındığı ve o toprağın heykel yapımında kullanıldığı tüyosu verilir. Bu bir hile olsaydı Allah sizlere bu detayları aktarma ihtiyacı hissedermiydi? Maalesef günümüzün meal ve tefsirlerine baktığımızda bunların ya art niyetli kaleme alındığını ya da ilahi ilhamlardan uzak yazıldığını görüyoruz. Sayın okurlarımız, herşeyi bilmeniz mümkün değil. Eğer birşeyi bilmiyorsanız bunu söylemenizde bir sakınca yok. Bu sizi küçültmez tam aksine dürüstlüğünüz size çok şey kazandırır. Bilmediğiniz, emin olmadığınız konular hakkında neden kanaat getiriyor ve o yanlışları topluma yayıyorsunuz? Ayetlerde buzağın yapımında sıradışı bir malzeme kullanıldığı belirtilmesine rağmen, Ayetlerde hileden bahsedilmemesine rağmen, o dönemin israiloğullarına gökten bıldırcın eti ve kudret helvası inridildiği, firavuna onca mucizenin gösterildiği bilinmesine rağmen yani o dönemin israiloğulları neredeyse her gün Allahın bir mucizesi ile karşılaştığı bilinmesine rağmen, o dönemin israiloğulların bir kısmı maymuna çevrildiği ve cumartesi avlanma yasakları konulduğu yani o dönemin israiloğulları büyük imtihan ve cezalandırmalara tabi tutulduğu bilinmesine rağmen nedense hiçbir İslam alimin aklına bu altın buzağı hadisesininde gerçek olabileceği aklına gelmez. İnanın, günümüzün İslam alimleri o dönemde yaşamış olsaydı ve bir peygamber bir mucize ile gelseydi bu bir sihirbaz hilesidir, bu bir göz boyamasıdır diyen ve ilk kafir olan onlar olurdu.

Bu israiloğulları için çok büyük bir imtihandı

Yaşanılan her senaryoyu Allah yazar ve herkes bu senaryoda hak ettiği rolü alır ve bunu oynar. İsrailoğulları demek böyle bir imtihandan geçirilmesi gerekiyormuş ve o büyük günaha öncülük etmekte samiriye müstehakmış. Sayın okurlarımız, Ayetler ile sizlere çok karmaşık bir olayı anlaşılır hale getirmeye çalıştık. Umarız sizler için yeterince aydınlatıcı olmuştur. Cebrail as'ın altın buzağı ile bağlantılı olduğu bu zamana kadar keşfedilmemiş olması İslam alimlerin ayıbı. Bu zamana kadar bunun çözümlenememiş olması gerçekten çok üzücü ve dinimizin ne kadar yobaz bir hale geldiğinin güzel bir kanıtı. Bizlerin acizane tavsiyesi, günümüzün İslam alimlerine fazla kulak asmayın, dini konularda tarihte olmadığı kadar kendi aklınızı kullanın. Ayetleri incelerkende şu tavsiyemize uyun; Kur'an-ı Kerim bir yemek tarifi Kitabı gibidir. Size yemeğin katkı maddelerinden, yapılış şekline kadar her türlü bilgiyi verir. Ancak bunu bir Ayete değil bunu Kur'an-ı Kerimin içine yayar. Bir Ayet doğrultusunda yorum getirmeye çalışırsanız, yemeğin bir katkı maddesinden o yemeğin diğer katkı maddelerini tahmin etmiş gibi olursunuz. Bu da sizin yanılma payınızı artırır. Yani bir konu hakkındaki değerlendirmenizi bir Ayet doğrultusunda yapma yerine Ayetlerin tümü doğrultusunda yapın. Örneğin; cebrail as'ın meryem anamıza üflemesi ile altın buzağın bağlantılı olacağı kimin aklına gelirdi değilmi? Lütfen biraz kendi aklınızı kullanın ve biraz araştırmacı olun. Belki doğruları bulmak sizlerede nasip olur. Yazımızın özeti; o buzağı heykelin bir hile ile böğürtüldü diyen veya bunu sıradan bir hadiseymiş gibi geçiştiren İslam alimlerine itibar etmeyin. Bu söylemler onların cehaletinden kaynaklanır. Bu olay israiloğulları için sıradan bir hadise değildi, o buzağı gerçektende canlandı ve bu hadise gerçektende israiloğulları için çok büyük bir imtihan vesilesiydi!