nühüm                                                                                                                                              
                           

"dualar ve zikirler hakkında çok soru alıyoruz. şu kadar sayı şu duayı okursan şu olur, şu kadar şunu zikredersen şöyle korunursun gibisine. bu tür zikir ve duaların İslamda yeri varmı? cevabımız kısa ve öz; yok! değerli dostlar, dua ve zikirler belirli kurallara ve sınırlara tabi. örneğin, bir musibet size isabet ettiyse edecekse bu musibet size dua veya zikir eksikliğinden inmez, yaşantınızda günahlar işlediğinizden ötürü iner. eğer musibetler dua ve zikir eksikliğinden inseydi batı dünyası ve müslüman olmayan herkesin üzerine inerdi. size musallat olan sıkıntıların kaynağı zikir ve dua eksikliği değil, dolayısıyla sıkıntılarınıza zikir ve dualar ile kalıcı çözümler bulmanız mümkün değil. nedir sıkıntılarınızın çözümü? eğer kötülüklerden korunmak istiyorsanız bunun doğru yolu kötülüklerden uzak durmak. kötülükleri kötülükler üzerinize çeker. kötülükleri üzerinize çektiğiniz zamanda tövbe etmediğiniz helalleşmediğiniz müddet zikir ve dualar ile, o kötülükleri üzerinizden kaldıramazsınız. bu Allah'ın isimleri dahi olsa sıkıntılarınızın çözümü zikir ve dualar değil, sıkıntılarınızın çözümü günahlardan uzak durmanız tövbe etmeniz ve helalleşmeniz. günahı işle sonra Allah'ın isimlerini zikret ve temizlen, yok öyle yağma. zikir ve dualar, amacı dışında kullanıldığında ne olur? sizi cinler alemine açar. yüzlerce binlerce okunan o cümleler bir sihire bir büyüye dönüşür ve kısa yolda bazı hedeflerinize ulaşmanızı sağlayabilir, üstünüze çektiğiniz bazı olumsuzluklardan kısa yolda sizi koruyor olabilir, ancak bilinki bu çözümler bir ağrı kesici gibi geçici olur, uzun yolda daha büyük felaketleri üzerinize çeker. siz sadece size isabet edecek belayı erteliyor üzerinizde birikmesini sağlıyorsunuz. günlük, küçük ataklarla o belaların gazını alma şansına sahipken, zikir ve dualarla onları biriktiriyor kendinizi daha büyük felaketlere sürüklüyorsunuz. kaderden kaçış yok. eninde sonunda size isabet etmesi gereken isabet eder. eğer bir musibetin size isabet etmesini istemiyorsanız zikirlere sığınmayın, herhangi bir Ayeti çiğneyip çiğnemediğinize bakınız. bir yerde bir Ayeti çiğniyorsanız ve çiğnenen Ayet size o belayı indirdiyse bilinki ettiğiniz dua ve zikirler o Ayetin kestiği cezayı ortadan kaldırmaz. eğer kaldırıyor gibi görünüyorsa o zaman bilinki o dua ve zikirleriniz Allah katından yanıt bulmadı, cinler aleminden buldu. Allahu Teala, bir ayeti çiğnemeniz sonrası size indirdiği bir musibeti, gereğini yerine getirmediğiniz müddet (tövbe, pişmanlık, hellaleşme) zikir çekmenizle kaldırmaz. eğer sıkıntılarınızda bir rahatlık bulduysanız bilinki bu yardım Allah katından değil cinler aleminden geliyor. Ayetleri çiğnemiyorsanız, korunmayada ihtiyacınız yok. rahat olun, her gün onlarca ayetül kürsi çekerek kendinizi gereksiz yere obsesif kompulsif davranışlara sürüklemeyin. yeryüzüne indirilmeden siz Allahu Teala ile bir anlaşma yapıyorsunuz; siz kötülüklerden uzak duracaksınız Allahın ayetlerini çiğnemeyeceksiniz, buna karşılık Allahta yeryüzünde size dokunmayacak sizi cezaladırmayacak. yani bir musibetin size veya ailenize isabet etmesini istemiyorsanız bunun tek yolu Ayetleri çiğnememek. İslamda, şu kadar zikir çekersem şu kadar korunurum şu kadar zikir çekersem şu kadar ay ibadet etmiş olurum şu kadar çekersem şu kadar melek beni korur gibisine şeyler yok. bunlar hurafe, tarikatların İslamın içine soktuğu batıl inançlar. bu dünya ve öbür dünya hesabınız, Kuran Ayetlerine ne kadar riayet ettiniz bunun üzerine hesaplanacak yani yaşantınız, niyetleriniz ve eylemleriniz üzerine günlük yaşantınız ve ahiret hayatınız belirleniyor, bir kelime veya cümleyi ne kadar tekrarladığınız üzerine değil. başınızda bir musibet var ama kendinizde bir suç görmüyorsanız, atalarınıza bakın. Gelelim ikinci konumuza; başınıza gelen musibetler günahlarınızdan ötürü geliyor dediğimizde bir çok okurumuz paniğe kapılıyor ve hayatlarında bir sevgili edindiklerinden ötürümü Allah kendilerini cezalandırıyor sorusunu bize yöneltiyorlar, çünkü kendilerinde başka bir hata görmüyorlar. burada bunada bir yanıt verelim; Allah nezdinde kıssasa kıssas kuralına göre hareket edilir. örneğin; içki içiyor zina işliyorsanız bu günahlarınızdan ötürü rızkınız veya kısmetiniz kapatılmaz. size ancak o günahla ilgili bir ceza indirilir. örneğin siz zina işliyorsanız çocuklarınızda bir gün zinaya düşkün olur veya bir gün evlendiğinizde eşinize sadık kalmakta zorlanırsınız veya günah işlediğiniz o organda bir rahatsızlık zuhur eder. eğer üzerinizde kısmetsizlik veya ruhsal sıkıntı gibi bir sıkıntı görüyorsanız, bu zina veya içki gibi günahlardan gelmez, lanet beddua ah gibi günahlardan gelir. Siz kendiniz birinin ahını bedduasını üzerine çekmediyseniz atalarınıza bakın. özet: zikirler ile gününüzü kurtarma cinlerden medet umma yerine, yaşantınıza dikkat edin ve Ayetler ile kalıcı çözümler peşinde koşun! doğru dua ve zikir nasıl yapılır: dua etmeden önce o işin gereğini yerine getirin sonrası o konu hakkında Allahtan bir talepte bulunun. örneğin; kendi iş yerinizde para kazanamıyorsanız bunu dua ve zikirler ile değiştirmeye kalkışmayın. yaparsanız yardımınıza Allah değil cinler gelir. Allah zikirlere bakmaz, o işte başarılı olmak veya ayakta kalmak için gereğini yapıyormusunuz ona bakar. dua ederken dualarınız kopya, başkaların duası olmasın. kendi o aciz halinizle Allaha dua edin. bir alim bir duayı zikredinceye kadar onun bedeni ve ruhu bir ömür o duaya hazırlandı. bir çoğunuz geçmiş alimlerin dualarını okuyorsunuz, biz bunu tavsiye etmiyoruz. sizin bedeniniz ruhunuz o duaya henüz hazır olmayabilir, kendi duanız sizin için her zaman daha hayırlıdır. zikirler ise daha hassas bir konu. zikirleri Allahı anmak Allaha yakınlaşmak Allahı yüceltmek için yapın, asla kaderinizi değiştirmek, Allahtan belirli taleplerde bulunmak için yapmayın. yaparsanız kendinizi cinler alemine açar daha büyük sıkıntılar ile yüzleşirsiniz. zikrin kuralları: zikir yaparken kendinizden geçmeyin. bilincin olmadığı yerde ibadet olmaz. iki; zikir çekerken bir oturuşta bir cümle veya duayı 99 defadan fazla tekrarlamayın. eğer 99 dan fazla olacaksa bunu gün içine yayın. "onlar için 70 kez bağışlanma istesende Allah onları asla affetmeyecek tir" (tevbe süresi, 80). bu Ayet bize zikir ve duaların üst sınırını aktarır. bir duanızı Allah 70 tekrarlama da kabul etmediyse etmeyecekse bilinki 70 bin defa söylesenizde etmeyecektir. İslam zorluk değil kolaylık dinidir. kendinizi zorlamayın. Allahu Teala yaşantıda da ibadette de sadeliği sever. eğer ne kadar fazla o kadar iyi altında bir hikmet olsaydı Allah kendi vasıflarını 99 ile sınırlamazdı! üç; farklı ritüeller eşliğinde zikir çekmeyin. İslami ritüeller farz ibadetleri ile sınırlandırılmış (namaz, haç ve kurban). bunun dışında yapılan her ritüel (semazen, kafa ve beden sallamalar) batıldır, İslam dışıdır. mutlaka ve mutlaka bir gün hesaba çekileceğiniz konulardır. sadelik, farz ibadetler ve Ayetler size yeter, dahası şeytandan gelir ve üzerinize büyük vebal indirir."

alt��n buza���� hadisesi


Çoğunuz hz. musa'nın sina dağına çıktığında ovada bekleyen israiloğulların ona ihanet ederek altından bir buzağı heykeli yaptığı hikayesini duymuştur. Bu hikayenin altında yatan gerçek nedir, yazımızın konusu bu olacak. Daha önceden hiç açıklanmamış bir gerçeği bu yazı vesilesiyle sizlere aktaracağız. Umarız yazımız beğeninizi kazanır, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. İslam alimleri bu buzağın sıradan bir heykel olduğunu düşünür ve içine onu böğürtmesini sağlayan düzeneklerin sinsice yerleştirildiğine inanır ve Kur'an-ı Kerim tefsir, meallerinide bu yönde yaparlar. Üzülerek sizlere belirtmeliyizki bu tefsir ve mealler maalesef yanlış ve yazımızın sonunda sizlerinde bizlere hak vereceğine eminiz. Sayın okurlarımız bu hadisenin gerçekliği veya ne kadar gerçekliği hakkında bir değerlendirme yaparken bu hadisenin peygamberlerin yeryüzünde yürüdüğü, meleklerin yani cebrail as'ın yeryüzüne indiği, yeryüzünde büyük mucizeler ve büyük imtihanların vukuu bulduğu bir çağda yaşandığını lütfen aklınızdan çıkarmayın.
Bizler bıldırcın etlerin gökten indirildiği, israiloğulların maymuna çevrildiği bir dönemden bahsediyoruz. Eğer İslam alimleri gibi sizde kendi çağınızın şartlarını baz alır ve olaylara kendi mütevazi, küçük dünyanızdan yorum getirir veya getirmeye çalışırsanız hakkani, objektif ve gerçekci davranmamış olur yanlış yorum ve inançlara sebep olursunuz. Sizce sıradan ve o dönemlerde her köşede rastlanan bir heykel israiloğullarını sarhoş edercesine, bir bayram havasına sokarmıydı veya o dönemin mucize ve imtihanlarını gözönünde bulundurduğunuzda Allah sıradan bir heykel ile imtihan edermiydi? Hayır hayır o gerçektende canlıydı ve gerçektende israiloğulları için çok büyük bir imtihan vesilesiydi.

Olayın özgeçmişini hatırlayalım

   - putlara tapan kavim

İsrailoğulları mısırdan çıktıklarında bir vadiye ulaşır ve orada putlara tapan bir kavim görür; "ve İsrailoğullarına denizi atlattık. Derken, bir kavme vardılar, toplanmış kendilerine mahsus bir takım putlara tapıyorlardı. Dediler ki: «Ey Musa, bunların birçok ilahları olduğu gibi sen de bize ilah yap!» Dedi ki: «Siz gerçekten cahillik ediyorsunuz. Çünkü o gördüklerinizin içinde bulundukları din, yok olmaya mahkumdur ve bütün yaptıkları batıldır!" (Araf Süresi, 138-139). Allah onları firavunun zulmünden kurtarır, başlarındaki peygamberler onları putlara tapılmaması konusunda sürekli uyarır ama İsrailoğulları hiç uslanmazcasına hiç akıllanmazcasına yapacakları ihaneti yine yapar. Onlar o zulümden kurtarılır kurtarılmaz başka tanrılar edinme, putlara tapma arzusu içine girer. Bu hadise bizlere israiloğulların firavunun zulmünden kurtulmak için hz. musanın peşine takıldığını, Allaha inanma gibi dert veya niyetleri olmadıklarını anlatır. Nice mucizeler kendilerine göstertilmesine rağmen halen Allaha iman etmemeleri, putlar peşinde koşmaları tabiri caize bardağı taşırır ve Allah; "siz putmu istiyorsunuz, ben sizi öyle imtihan edeceğim, size öyle bir put yaptıracağımki, kim ona taparsa onu helak edeceğim", der. 

   - Musa as ile Allahın ile sözleşesi

Musa as kavimini kızıldenizden geçirdikten sonra cebrail as gelir ve Allahın kendisi ile sina dağında sözleşeceği mesajını iletir. Bunun üstüne hz musa israiloğullarını hz. haruna emanet eder ve koşarak sina dağına çıkar; "musa ile otuz geceliğine sözleştik, buna on gece daha ekledik, böylece Rabbinin belirlediği buluşma süresi kırk geceye ulaştı. Musa, kardeşi Harun'a şöyle dedi: Kavmim içinde benim yerime geç, ıslaha çalış ve bozguncuların yolundan gitme!" (Araf Süresi, 142).

   - samiri adında bir heykel ustası

Musa as'ın sina dağına çağrılmasın bir boyutu musa as ile ilgliyken bunun bir başka boyutuda israiloğulları ile ilgili. Musa as kendisine verilen görevi laiki ile yerine getirdiği için bu sözleşi ile ödüllendirilir, israiloğulları ise o kötü niyetlerinden dolayı imtihana tabi tutulurlar. Hz. Musa aralarından çekilip alınır ve onlar o büyük imtihan ile yüzleştirilir. Ne olur? Hz Musa aralarından ayrıldıktan sonra samiri adında bir heykel ustası önderliğinde şu söylemler ortaya atılır; musa tanrısını görmeye gitti. Biz musa'nın tanrısın heykelini yapalım bizde onu ziyaret eder ona hürmet gösteririz, o da bize yol gösterir. Bu fikir çoğunlukta kabul görücede getirdikleri zinet eşyalarından altından ve böğürebilen bir buzağı heykelini yaparlar. "Musa'nın arkasından kavmi, zinet takımlarından, böğürebilen bir buzağı heykelini (tanrı) edindiler. Görmediler mi ki o, onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor? Onu (tanrı olarak) benimsediler ve zalimler oldular." (Araf Süresi, 148).

   - olayın sırrı bu Ayette saklı

Musa as sina dağından döndüğünde ve onların o sapkın halini gördüğünde sinirden ilk önce hz harun'un yakasına yapışır, neden buna engel olmadın diye. Sonrası samiri'ye döner; "Ve bu kez Samiri'ye döndü: "Ey Samiri, ya senin maksadın nedir?" (Samiri), "Ben dedi, onların görmediklerini gördüm; elçinin ayak bastığı yerden bir avuç (toprak) aldım, onu (eritilmiş mücevherlerin içine) attım. Nefsim bana böyle yapmayı hoş gösterdi." (Musa), "Defol git dedi. Artık hayat boyunca sen 'bana dokunmayın' diyeceksin. (Ahirette de) sana vaadedilen bir ceza var ki, ondan asla kaçamayacaksın. Şimdi durup tanrına bak; biz onu yakacağız, sonra onu ufalayıp denize savuracağız" (Taha, 95-97).

Cebrail as gerçekleri

Bir üst bölümdeki püf noktayı çıkarabildinizmi, çıkaramadıysanız size yardımcı olalım; olayın sırrı musa as'ı ziyaret eden elçide yatar. Kim bu elçi? Bu elçi cebrail as! Cebrail as dönem, dönem insan kılıfında musa as'ı ziyaret ederdi ve bu ziyaretlerin birisinde samiri, onun ayak bastığı kuru bir toprağın yeşerdiğini görür ve o topraktan bir avuç alır. Cebrail as demekki birşeyleri canlandırma gücüne sahip. Bunu aklınıza not edin. Şimdi buradan isa as'a geçiyoruz. Ne alaka derseniz. Kur'an-ı Kerimde anlatılan kıssaların ne kadar gizem içerdiğini, sizlere görünen ötesinde bilgi aktardığını anlamanız ve görmeniz için bu yazı vesilesiyle isa as'ın farkını, yaratılış sırrınada bir açıklık getirelim.

İsa as gerçekleri

Allahu Teala biz hz ademi nasıl yarattıysak hz isa'yıda o şekilde yarattık der. İkiside sıfırdan yaratılır, birisi gökte bir yetişken ebatta diğeri ise ana rahminde bir nutfe ebatında; "doğrusu Allah katında İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı sonra da ona: «Ol!» dedi. O da hemen oluverdi." (Al-i İmran, 59). İkiside sıfırdan ve topraktan yaratılmasına rağmen, aralarında çok önemli bir fark bulunur;

   - hz isa ile hz. adem arasındaki fark

İkisinin bedenide topraktan sıfır yaratılır ama ruhları aynı yaratılmaz. Hz adem ile hz isa arasındaki fark ruhta yatar. Allahu Teala, hz adem ve insanoğluna ruhundan bahşederken ona azami görevi yerine getirebilecek güçte bir ruh bahşeder; "sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!" (Secde Süresi, 9). Hz. isa ise ademoğulları ile aynı ruhu paylaşmaz. Ademoğulları ile isa as arasındaki fark bu! Meryem anamız kavminden uzak bir yerde yalnız yaşarken cebrail as bir erkek görünümünde ve bütün organları yerinde karşısına çıkar; "meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü." (Meryem Süresi, 17)

   - hz isa'nın ruhu cebrail as'dan gelir

Allahu Teala adem as'ı topraktan yaratır ve ona ruhundan üfler ve adem as canlanır. İsa as'a ise cebrail as kendi ruhundan üfler; "(yine inananlara) ırzını ve iffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem'i de Allah örnek verdi. Biz, onun içine (rahmine) ruhumuzdan üfledik ve Meryem Rabbinin sözlerini ve vahyettiklerinin doğruluğunu kabul etti ve (Rabbine) gönülden bağlananlardan oldu." (Tahrim Süresi, 12).

   - Neden?

"Meryem oğlu İsa'ya da deliller verdik. Ve onu, Rûhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik." (Bakara Süresi, 87/253). Bizler Allahın bizlere verdiği asgari bir ruh ile hayatlarımızı idam ederken isa as'a cebrail as'ın ruhu ile hayat buldu ve hayatını yaşadı. Neden? Allah bir kulundan neler bekliyorsa onu o doğrultuda donatır. İsa as cebrail as'ın ruhu ile donatılıyorsa demek birşeyleri canlandırmak ondan beklenecek. İsa as'ın hayatına baktığınızda da bunun böyle olduğunu görürsünüz.
Hz isa as'da görülen mucizelere bir bakınız, bunlar size cebrail as'ın toprağa basıp toprağın canlanmasını andırıyormu; "o, İsrailoğullarına bir elçi olacak (ve onlara şöyle diyecek:) Size Rabbinizden bir mucize getirdim: Size çamurdan bir kuş sureti yapar, ona üflerim ve Allah'ın izni ile o kuş oluverir. Yine Allah'ın izni ile körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim. Ayrıca evlerinizde ne yeyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz, bunda sizin için bir ibret vardır." (Al-i İmran Süresi, 49).

   - isa as'ın evlenmeyişin sırrıda ruhun özelliğinde yatar

Biz ademoğulların ruhları sıradan özellikler taşır, isa as ruhu ama değil. O, çok ama çok üstün bir meleğin ruhunu taşır (cebrail as). Eğer isa as e
vlense ve çocukları olsaydı o zaman çocuklarıda o üstün ruhun parçasından ve mucizelerinden birşeyler kapacaktı. Bu da ademoğulları ile isaoğulları arasında haksız bir rekabet oluştururdu. Not: isa as yeryüzüne geri döndüğünde kendisine bir aile kurmak ve normal bir hayat düzeni kurmak nasip olacak ancak bu, yeni bir ruh yani bu sefer insani bir ruh ile yeryüzüne geleceği için mümkün olacak. Bu da onun elinden mucizelerin alınması, yeryüzüne bir sonraki ayak başısında sıradan bir insan olarak geleceği anlamına gelir. Gördüğünüz gibi ilahi kaderde herşeyin altında bir hikmet yatar, boş ve tesadüflere yer bulunmaz. İnsanların kaderi yazılır, o alın yazılarını gerçekleştirebilmeleri içinde kendilerine gerekli donanım verilir.

Altın buzağı hadisesi

Cebrail as'ın ayak bastığı toprağın canlandığını, birşeyi canlandırma enerjisinin o toprağa sindiğini samiri görür ve o topraktan alır. Musa as ayrıldıktan sonrada zinet eşyalarından bir buzağı heykelini yapar. O toprak hakkındaki tahminide samiri'yi yanıltmaz, elçinin (cebrail as) ayak bastığı toprağı o erimiş mücevheratın içine katarak gerçektende o heykelin canlanmasını sağlar. Bir; heykelin yapımında bir meleğin enerjisinden yararlandığını samiri, israiloğullarına söylemez. İsrailoğulları hayatlarında ve insanlık tarihinde ilk defa bir heykelin canlandığına tanık olunca tanrının yeryüzüne indiğine inanır ve bayram havasına girer. İki; işler ama samirinin tahmin ettiği gibi gitmez, samiri bir sorun ile karşılaşır, hesaplayamadığı bir sorun ile. Buzağı canlanır ancak buzağı hareket etmez. Buzağının ne dili ne de azaları hareket eder. Araf Süresi 148'de buna dikkat çeker, o buzağı ne konuşmaktaydı ne de onlara yol göstermekteydi der. Canlandıysa neden onlar ile konuşamadı, onlara yol gösteremedi yani dört nal üzerinde oraya buraya koşturmadı, yürümedi? samirinin hesap edemediği daha doğrusu Allahın hesap ettirmediği ve onu gafil avladığı nokta, samiri o heykeli altından yaptı. Buradaki sıkıntı o buzağı toprak değilde bir metalden yapmış olması. Bizim alemde yaşayan canlıların özü toprak metal değil. O buzağının hareket edebilmesi için özü toprak olması gerekiyordu. Eğer o heykeli topraktan yapmış olsaydı o heykel isa as'ın topraktan yaptığı heykeller gibi hareket edebilir bir canlı olacaktı. Altından yaptığı, kabuğu sert bir metalden olduğu için ne azaları hareket edebildi ne de dili. Dilsiz bir yaratık gibi sadece böğürdü. Yazının özeti sayın okurlarımız; o buzağın böğürmesi içine bir hava boşluğu konulmasından değil, Ayetin bahsettiği böğürme bildiğiniz dilsiz kişilerin böğürmesi. Bu hadise ile Allahu Teala samiri ve şaşmış israiloğullarına bir ders verdi. Bu hadise ile onlara sizler dilsiz birer malsınız, hatta maldanda daha sapıksınız mesajı verilmiş olundu!

  - günümüzün İslam alimleri

Kuran-ı Kerimi incelediğinizde eğer bir olayda hile varsa Ayetlerde bunun bir tuzak ve hile olduğunu söylendiğini görürsünüz. Demek bir işin içinde bir hile veya tuzak olduğunda Allah bunu bizlere bunu direk söylüyor. Buzağı hadisesini anlatan Ayetlerde ise tuzak ve hileden bahsedilmez. Allahu Teala sadece konuşamadı ve hareket edemedi der. Ayetin hiçbir yerinde tuzaktan ve hileden bahsedilmez, siz Ayetin hangi kelimesinden bunun bir hile olduğunu çıkarıyor ve o doğrultuda meal ve tefsirler kaleme alıyorsunuz? Hatta ve hatta bunun gerçekliği hakkında sizlere çok ama çok önemli bir tüyo verilir. Elçinin bastığı yerden toprak alındığı ve o toprağın heykel yapımında kullanıldığı tüyosu verilir. Bu bir hile olsaydı Allah sizlere bu detayları aktarma ihtiyacı hissedermiydi? Maalesef günümüzün meal ve tefsirlerine baktığımızda bunların ya art niyetli kaleme alındığını ya da ilahi ilhamlardan uzak yazıldığını görüyoruz. Sayın okurlarımız, herşeyi bilmeniz mümkün değil. Eğer birşeyi bilmiyorsanız bunu söylemenizde bir sakınca yok. Bu sizi küçültmez tam aksine dürüstlüğünüz size çok şey kazandırır. Bilmediğiniz, emin olmadığınız konular hakkında neden kanaat getiriyor ve o yanlışları topluma yayıyorsunuz? Ayetlerde buzağın yapımında sıradışı bir malzeme kullanıldığı belirtilmesine rağmen, Ayetlerde hileden bahsedilmemesine rağmen, o dönemin israiloğullarına gökten bıldırcın eti ve kudret helvası inridildiği, firavuna onca mucizenin gösterildiği bilinmesine rağmen yani o dönemin israiloğulları neredeyse her gün Allahın bir mucizesi ile karşılaştığı bilinmesine rağmen, o dönemin israiloğulların bir kısmı maymuna çevrildiği ve cumartesi avlanma yasakları konulduğu yani o dönemin israiloğulları büyük imtihan ve cezalandırmalara tabi tutulduğu bilinmesine rağmen nedense hiçbir İslam alimin aklına bu altın buzağı hadisesininde gerçek olabileceği aklına gelmez. İnanın, günümüzün İslam alimleri o dönemde yaşamış olsaydı ve bir peygamber bir mucize ile gelseydi bu bir sihirbaz hilesidir, bu bir göz boyamasıdır diyen ve ilk kafir olan onlar olurdu.

Bu israiloğulları için çok büyük bir imtihandı

Yaşanılan her senaryoyu Allah yazar ve herkes bu senaryoda hak ettiği rolü alır ve bunu oynar. İsrailoğulları demek böyle bir imtihandan geçirilmesi gerekiyormuş ve o büyük günaha öncülük etmekte samiriye müstehakmış. Sayın okurlarımız, Ayetler ile sizlere çok karmaşık bir olayı anlaşılır hale getirmeye çalıştık. Umarız sizler için yeterince aydınlatıcı olmuştur. Cebrail as'ın altın buzağı ile bağlantılı olduğu bu zamana kadar keşfedilmemiş olması İslam alimlerin ayıbı. Bu zamana kadar bunun çözümlenememiş olması gerçekten çok üzücü ve dinimizin ne kadar yobaz bir hale geldiğinin güzel bir kanıtı. Bizlerin acizane tavsiyesi, günümüzün İslam alimlerine fazla kulak asmayın, dini konularda tarihte olmadığı kadar kendi aklınızı kullanın. Ayetleri incelerkende şu tavsiyemize uyun; Kur'an-ı Kerim bir yemek tarifi Kitabı gibidir. Size yemeğin katkı maddelerinden, yapılış şekline kadar her türlü bilgiyi verir. Ancak bunu bir Ayete değil bunu Kur'an-ı Kerimin içine yayar. Bir Ayet doğrultusunda yorum getirmeye çalışırsanız, yemeğin bir katkı maddesinden o yemeğin diğer katkı maddelerini tahmin etmiş gibi olursunuz. Bu da sizin yanılma payınızı artırır. Yani bir konu hakkındaki değerlendirmenizi bir Ayet doğrultusunda yapma yerine Ayetlerin tümü doğrultusunda yapın. Örneğin; cebrail as'ın meryem anamıza üflemesi ile altın buzağın bağlantılı olacağı kimin aklına gelirdi değilmi? Lütfen biraz kendi aklınızı kullanın ve biraz araştırmacı olun. Belki doğruları bulmak sizlerede nasip olur. Yazımızın özeti; o buzağı heykelin bir hile ile böğürtüldü diyen veya bunu sıradan bir hadiseymiş gibi geçiştiren İslam alimlerine itibar etmeyin. Bu söylemler onların cehaletinden kaynaklanır. Bu olay israiloğulları için sıradan bir hadise değildi, o buzağı gerçektende canlandı ve bu hadise gerçektende israiloğulları için çok büyük bir imtihan vesilesiydi!