nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    





onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara;

onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, herşeyi pahalaştır sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Petrolünü satamıyor, altın ve paralarına el konuluyor, içerideki işbirlikçiler sistemi kilitliyor, ekonomi kötüye gidincede suçlu hükümet, öylemi? Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bazı salaklar erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı. Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya böylesine bir çetenin varlığı neden tespit edilemedi, bunuda bir eleştiri olarak biz bir kenara koyalım. Bu eleştiriyi oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun. Oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın, çünkü siz ondan sorumlusunuz, mahşer günü onlarla haşrolunacaksınız. Şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler. Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı Nankör. 50 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Haram haramı çeker. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Yan gelerek para ödeyerek emekli olma hakkını elde ettiler.

Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 50 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Avrupada hiçbir insan 40 yaşında emeklilik benim hakkımdır demeyi aklına bile getrimezken, bunlar açık açık bunu söyleyebiliyor ve insanlarıda buna inandırtabiliyor. Avrupada birisi 40 yaşında emekli olmak benim hakkım dese tımarhane atılır, burada ise bu söylem alıcı buluyor. Ne hale düştük. Gerçektende utanmadan bunu talep eden insanlar var. Ne yüzsüzlük. Memurluk maaşınız 4000 TL ve bu size yetmiyormu. Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın derdik. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün derdik. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün derdik. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün derdik. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler. Sahillere diktiler kaçak yapıları, yaylalara ormanlara diktiler kaçak villaları, kaçırdılar vergileri, bir de bu ülkede yaşanmaz diye şikayet ediyorlar. Nankörler. Bu milletin omuzundan parayı kazan, sonrada bu mileti aşağıla. Nankörler. Devlet memuru olmak için üniversiteye gidiyorlar. Ufka bakın. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Felsefe şu; devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Mantığa bakarmısınız. İş hayatına atıldığın gün çalışma hayatı başlaması gerekirken bunlar için üniversiteye girdiklerinde başlıyor, üniversite bittiğinde de bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Olmayıncada devleti kötülüyorlar. Üniversite sonrası herkes devlet memuru olup bir emekli gibi rahat etme derdinde. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Taktik hep aynı. Kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Ne kadar vatan haini varsa, hepsini topladı ülkeye. Kendisinden sonrakiler için çok ağır bir miras bıraktı. Birde erdoğandan neden nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl iş bu, bizde anlamadık. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl iş bu? Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Şimdi; gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası. Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? Erdoğan bizi '70 li yıllara götürdü diyorlar. Aşağılık herifler. '70 li yıllarda yokluktan ötürü kuyruk vardı, bugün ise bolluk içinde kuyruk var. 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olması ve fiyatları birlikte belirlemesi. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediklerini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı. Ülkemizde yaşayan bu iki zümre arasındaki fark; kendilerini alim zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halindeler. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. "Alim" ile arif, nankör ile vatansever arasındaki farkı anladınızmı? Nankör olan, arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Sizin bu asil duruşunuz herşeye yetiyor. Sizin irfanınıza hayranım. Kendini alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine sizin başınıza kaldı. Gazi mustafa dün size sığınmış, kurtuluş mücadelesini anadoludan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek size nasip olacak. Kılıcınız keskin yolunuz açık, yardımcınız Allah olsun.

Bu arada, bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Nankörler. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Müslümanların içine fitne sokan münafıklar, sizi. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir yerden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi, onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz müslümansınız, ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile niye aynı safta yer alıyorsunuz? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Bunun aması maması yok. Müslüman Müslümanın kardeşidir, NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar. Nankörler. Anadolu size kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Nasıl işse bu. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Gidin arabistana diyorlar, gerici diye aşağılıyorlar. Teşekkürler erdoğan. Sana çok büyük bir tuzak kurdular, sende yuttun. Sana sabah akşam diktatör dediler, sende bu algıyı yıkmak için her türlü ihanete göz yumdun. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Bu tuzağa düşmemen gerekirdi. Birde utanmadan sana diktatör diyorlar. YÜZSÜZLER. Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Az kaldı ama merak etmeyin, erdoğandan sonra Allahın size çok güzel bir süprizi var. Bekleyin ve görün. Şu kesin ama, Allahın azabı çok çetin olacak. Çok ama çok azdınız. Yeter artık. Erdoğan sizden hesap soracak gibi gözükmüyor, erdoğan altında siz daha çok azıyor daha çok güçleniyorsunuz. Yeter artık. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Özerklik isteyen, şehirlerimizde bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor, bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor, diyecekler. Öyle bir algı oluşturdularki, sanki erdoğan diktatör. Erdoğanda o diktatör söylemini haksız çıkarmak için, bunlara istediklerini yapma izni veriyor.

Algı nedir? Kelimeler ile olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, kelimeler ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyorsunuz ve gerçek dünyanın o olduğuna inandırtıyorsunuz. Sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli kelimeleri tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Bittik gittik, suriyelilerin istilasını uğradık, iltica geldi vs vs. Bu insanlarda gerçek türkiyenin bu olduğuna inanıyor. O paralel dünyadan uyanmamaları, gerçekleri görmemeleri içinde diğer haber kaynaklarını kötülüyorlar. Havuz ve yandaş gibi kavramlar boşuna değil yani. Hepsi kendi tabanlarına kurulan bu tuzağın bir parçası. Kendi tabanlarına sanal bir dünya kuruyorlar, uyanmamaları içinde gerçek dünya ile temas içinde olmalarına izin vermiyorlar. Kendileri dışında herkes kötü. Sözcü tayfasıda bunu bal gibi yutuyor. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak bir medya organın okurların zekası bu kadar olur zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Siz pkk'lılara savaş açtığınızda, ne dedi bunlar; pkk'lı teröristleri davul zurna ile karşılayan siz değilmisiniz dediler. Algı böyle birşey işte, algı sizi gerçeklerden koparır, sizleri tezat söylemlere iter. Örneğin; vakti gelir size "özgür medya" diye bağıttırır, vakti gelir yandaş ve havuz gibi kavramlar ile medyayı aşağılamanızı sağlar. Bir yandan medya susturulmaz diye bağırıyorlar, başka bir gün ise yandaş ve havuz medyasını yok edeceğiz diyorlar. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet. Deccaliyet budur; iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız. Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah ve huzur, kalkınmamı geldi? Hayır, savaşlar, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat etmeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyorlar yani kötüyü iyi gösteriyorlar. Deccaliyet bu. Rabbim bu aziz millete yardım etsin.

Sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu, onların ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, şeytanlar sizi. Kim bunlar; chp' nin başını çektiği çete. Şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı verip sonrada utanmadan vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyen şeytanlar sizi.  


Okurlarımıza tavsiyemiz; safhınızı belirleyin. Bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak; suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu, erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin.



alt��n buza���� hadisesi


Çoğunuz hz. musa'nın sina dağına çıktığında ovada bekleyen israiloğulların ona ihanet ederek altından bir buzağı heykeli yaptığı hikayesini duymuştur. Bu hikayenin altında yatan gerçek nedir, yazımızın konusu bu olacak. Daha önceden hiç açıklanmamış bir gerçeği bu yazı vesilesiyle sizlere aktaracağız. Umarız yazımız beğeninizi kazanır, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. İslam alimleri bu buzağın sıradan bir heykel olduğunu düşünür ve içine onu böğürtmesini sağlayan düzeneklerin sinsice yerleştirildiğine inanır ve Kur'an-ı Kerim tefsir, meallerinide bu yönde yaparlar. Üzülerek sizlere belirtmeliyizki bu tefsir ve mealler maalesef yanlış ve yazımızın sonunda sizlerinde bizlere hak vereceğine eminiz. Sayın okurlarımız bu hadisenin gerçekliği veya ne kadar gerçekliği hakkında bir değerlendirme yaparken bu hadisenin peygamberlerin yeryüzünde yürüdüğü, meleklerin yani cebrail as'ın yeryüzüne indiği, yeryüzünde büyük mucizeler ve büyük imtihanların vukuu bulduğu bir çağda yaşandığını lütfen aklınızdan çıkarmayın.
Bizler bıldırcın etlerin gökten indirildiği, israiloğulların maymuna çevrildiği bir dönemden bahsediyoruz. Eğer İslam alimleri gibi sizde kendi çağınızın şartlarını baz alır ve olaylara kendi mütevazi, küçük dünyanızdan yorum getirir veya getirmeye çalışırsanız hakkani, objektif ve gerçekci davranmamış olur yanlış yorum ve inançlara sebep olursunuz. Sizce sıradan ve o dönemlerde her köşede rastlanan bir heykel israiloğullarını sarhoş edercesine, bir bayram havasına sokarmıydı veya o dönemin mucize ve imtihanlarını gözönünde bulundurduğunuzda Allah sıradan bir heykel ile imtihan edermiydi? Hayır hayır o gerçektende canlıydı ve gerçektende israiloğulları için çok büyük bir imtihan vesilesiydi.

Olayın özgeçmişini hatırlayalım

   - putlara tapan kavim

İsrailoğulları mısırdan çıktıklarında bir vadiye ulaşır ve orada putlara tapan bir kavim görür; "ve İsrailoğullarına denizi atlattık. Derken, bir kavme vardılar, toplanmış kendilerine mahsus bir takım putlara tapıyorlardı. Dediler ki: «Ey Musa, bunların birçok ilahları olduğu gibi sen de bize ilah yap!» Dedi ki: «Siz gerçekten cahillik ediyorsunuz. Çünkü o gördüklerinizin içinde bulundukları din, yok olmaya mahkumdur ve bütün yaptıkları batıldır!" (Araf Süresi, 138-139). Allah onları firavunun zulmünden kurtarır, başlarındaki peygamberler onları putlara tapılmaması konusunda sürekli uyarır ama İsrailoğulları hiç uslanmazcasına hiç akıllanmazcasına yapacakları ihaneti yine yapar. Onlar o zulümden kurtarılır kurtarılmaz başka tanrılar edinme, putlara tapma arzusu içine girer. Bu hadise bizlere israiloğulların firavunun zulmünden kurtulmak için hz. musanın peşine takıldığını, Allaha inanma gibi dert veya niyetleri olmadıklarını anlatır. Nice mucizeler kendilerine göstertilmesine rağmen halen Allaha iman etmemeleri, putlar peşinde koşmaları tabiri caize bardağı taşırır ve Allah; "siz putmu istiyorsunuz, ben sizi öyle imtihan edeceğim, size öyle bir put yaptıracağımki, kim ona taparsa onu helak edeceğim", der. 

   - Musa as ile Allahın ile sözleşesi

Musa as kavimini kızıldenizden geçirdikten sonra cebrail as gelir ve Allahın kendisi ile sina dağında sözleşeceği mesajını iletir. Bunun üstüne hz musa israiloğullarını hz. haruna emanet eder ve koşarak sina dağına çıkar; "musa ile otuz geceliğine sözleştik, buna on gece daha ekledik, böylece Rabbinin belirlediği buluşma süresi kırk geceye ulaştı. Musa, kardeşi Harun'a şöyle dedi: Kavmim içinde benim yerime geç, ıslaha çalış ve bozguncuların yolundan gitme!" (Araf Süresi, 142).

   - samiri adında bir heykel ustası

Musa as'ın sina dağına çağrılmasın bir boyutu musa as ile ilgliyken bunun bir başka boyutuda israiloğulları ile ilgili. Musa as kendisine verilen görevi laiki ile yerine getirdiği için bu sözleşi ile ödüllendirilir, israiloğulları ise o kötü niyetlerinden dolayı imtihana tabi tutulurlar. Hz. Musa aralarından çekilip alınır ve onlar o büyük imtihan ile yüzleştirilir. Ne olur? Hz Musa aralarından ayrıldıktan sonra samiri adında bir heykel ustası önderliğinde şu söylemler ortaya atılır; musa tanrısını görmeye gitti. Biz musa'nın tanrısın heykelini yapalım bizde onu ziyaret eder ona hürmet gösteririz, o da bize yol gösterir. Bu fikir çoğunlukta kabul görücede getirdikleri zinet eşyalarından altından ve böğürebilen bir buzağı heykelini yaparlar. "Musa'nın arkasından kavmi, zinet takımlarından, böğürebilen bir buzağı heykelini (tanrı) edindiler. Görmediler mi ki o, onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor? Onu (tanrı olarak) benimsediler ve zalimler oldular." (Araf Süresi, 148).

   - olayın sırrı bu Ayette saklı

Musa as sina dağından döndüğünde ve onların o sapkın halini gördüğünde sinirden ilk önce hz harun'un yakasına yapışır, neden buna engel olmadın diye. Sonrası samiri'ye döner; "Ve bu kez Samiri'ye döndü: "Ey Samiri, ya senin maksadın nedir?" (Samiri), "Ben dedi, onların görmediklerini gördüm; elçinin ayak bastığı yerden bir avuç (toprak) aldım, onu (eritilmiş mücevherlerin içine) attım. Nefsim bana böyle yapmayı hoş gösterdi." (Musa), "Defol git dedi. Artık hayat boyunca sen 'bana dokunmayın' diyeceksin. (Ahirette de) sana vaadedilen bir ceza var ki, ondan asla kaçamayacaksın. Şimdi durup tanrına bak; biz onu yakacağız, sonra onu ufalayıp denize savuracağız" (Taha, 95-97).

Cebrail as gerçekleri

Bir üst bölümdeki püf noktayı çıkarabildinizmi, çıkaramadıysanız size yardımcı olalım; olayın sırrı musa as'ı ziyaret eden elçide yatar. Kim bu elçi? Bu elçi cebrail as! Cebrail as dönem, dönem insan kılıfında musa as'ı ziyaret ederdi ve bu ziyaretlerin birisinde samiri, onun ayak bastığı kuru bir toprağın yeşerdiğini görür ve o topraktan bir avuç alır. Cebrail as demekki birşeyleri canlandırma gücüne sahip. Bunu aklınıza not edin. Şimdi buradan isa as'a geçiyoruz. Ne alaka derseniz. Kur'an-ı Kerimde anlatılan kıssaların ne kadar gizem içerdiğini, sizlere görünen ötesinde bilgi aktardığını anlamanız ve görmeniz için bu yazı vesilesiyle isa as'ın farkını, yaratılış sırrınada bir açıklık getirelim.

İsa as gerçekleri

Allahu Teala biz hz ademi nasıl yarattıysak hz isa'yıda o şekilde yarattık der. İkiside sıfırdan yaratılır, birisi gökte bir yetişken ebatta diğeri ise ana rahminde bir nutfe ebatında; "doğrusu Allah katında İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı sonra da ona: «Ol!» dedi. O da hemen oluverdi." (Al-i İmran, 59). İkiside sıfırdan ve topraktan yaratılmasına rağmen, aralarında çok önemli bir fark bulunur;

   - hz isa ile hz. adem arasındaki fark

İkisinin bedenide topraktan sıfır yaratılır ama ruhları aynı yaratılmaz. Hz adem ile hz isa arasındaki fark ruhta yatar. Allahu Teala, hz adem ve insanoğluna ruhundan bahşederken ona azami görevi yerine getirebilecek güçte bir ruh bahşeder; "sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!" (Secde Süresi, 9). Hz. isa ise ademoğulları ile aynı ruhu paylaşmaz. Ademoğulları ile isa as arasındaki fark bu! Meryem anamız kavminden uzak bir yerde yalnız yaşarken cebrail as bir erkek görünümünde ve bütün organları yerinde karşısına çıkar; "meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü." (Meryem Süresi, 17)

   - hz isa'nın ruhu cebrail as'dan gelir

Allahu Teala adem as'ı topraktan yaratır ve ona ruhundan üfler ve adem as canlanır. İsa as'a ise cebrail as kendi ruhundan üfler; "(yine inananlara) ırzını ve iffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem'i de Allah örnek verdi. Biz, onun içine (rahmine) ruhumuzdan üfledik ve Meryem Rabbinin sözlerini ve vahyettiklerinin doğruluğunu kabul etti ve (Rabbine) gönülden bağlananlardan oldu." (Tahrim Süresi, 12).

   - Neden?

"Meryem oğlu İsa'ya da deliller verdik. Ve onu, Rûhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik." (Bakara Süresi, 87/253). Bizler Allahın bizlere verdiği asgari bir ruh ile hayatlarımızı idam ederken isa as'a cebrail as'ın ruhu ile hayat buldu ve hayatını yaşadı. Neden? Allah bir kulundan neler bekliyorsa onu o doğrultuda donatır. İsa as cebrail as'ın ruhu ile donatılıyorsa demek birşeyleri canlandırmak ondan beklenecek. İsa as'ın hayatına baktığınızda da bunun böyle olduğunu görürsünüz.
Hz isa as'da görülen mucizelere bir bakınız, bunlar size cebrail as'ın toprağa basıp toprağın canlanmasını andırıyormu; "o, İsrailoğullarına bir elçi olacak (ve onlara şöyle diyecek:) Size Rabbinizden bir mucize getirdim: Size çamurdan bir kuş sureti yapar, ona üflerim ve Allah'ın izni ile o kuş oluverir. Yine Allah'ın izni ile körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim. Ayrıca evlerinizde ne yeyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz, bunda sizin için bir ibret vardır." (Al-i İmran Süresi, 49).

   - isa as'ın evlenmeyişin sırrıda ruhun özelliğinde yatar

Biz ademoğulların ruhları sıradan özellikler taşır, isa as ruhu ama değil. O, çok ama çok üstün bir meleğin ruhunu taşır (cebrail as). Eğer isa as e
vlense ve çocukları olsaydı o zaman çocuklarıda o üstün ruhun parçasından ve mucizelerinden birşeyler kapacaktı. Bu da ademoğulları ile isaoğulları arasında haksız bir rekabet oluştururdu. Not: isa as yeryüzüne geri döndüğünde kendisine bir aile kurmak ve normal bir hayat düzeni kurmak nasip olacak ancak bu, yeni bir ruh yani bu sefer insani bir ruh ile yeryüzüne geleceği için mümkün olacak. Bu da onun elinden mucizelerin alınması, yeryüzüne bir sonraki ayak başısında sıradan bir insan olarak geleceği anlamına gelir. Gördüğünüz gibi ilahi kaderde herşeyin altında bir hikmet yatar, boş ve tesadüflere yer bulunmaz. İnsanların kaderi yazılır, o alın yazılarını gerçekleştirebilmeleri içinde kendilerine gerekli donanım verilir.

Altın buzağı hadisesi

Cebrail as'ın ayak bastığı toprağın canlandığını, birşeyi canlandırma enerjisinin o toprağa sindiğini samiri görür ve o topraktan alır. Musa as ayrıldıktan sonrada zinet eşyalarından bir buzağı heykelini yapar. O toprak hakkındaki tahminide samiri'yi yanıltmaz, elçinin (cebrail as) ayak bastığı toprağı o erimiş mücevheratın içine katarak gerçektende o heykelin canlanmasını sağlar. Bir; heykelin yapımında bir meleğin enerjisinden yararlandığını samiri, israiloğullarına söylemez. İsrailoğulları hayatlarında ve insanlık tarihinde ilk defa bir heykelin canlandığına tanık olunca tanrının yeryüzüne indiğine inanır ve bayram havasına girer. İki; işler ama samirinin tahmin ettiği gibi gitmez, samiri bir sorun ile karşılaşır, hesaplayamadığı bir sorun ile. Buzağı canlanır ancak buzağı hareket etmez. Buzağının ne dili ne de azaları hareket eder. Araf Süresi 148'de buna dikkat çeker, o buzağı ne konuşmaktaydı ne de onlara yol göstermekteydi der. Canlandıysa neden onlar ile konuşamadı, onlara yol gösteremedi yani dört nal üzerinde oraya buraya koşturmadı, yürümedi? samirinin hesap edemediği daha doğrusu Allahın hesap ettirmediği ve onu gafil avladığı nokta, samiri o heykeli altından yaptı. Buradaki sıkıntı o buzağı toprak değilde bir metalden yapmış olması. Bizim alemde yaşayan canlıların özü toprak metal değil. O buzağının hareket edebilmesi için özü toprak olması gerekiyordu. Eğer o heykeli topraktan yapmış olsaydı o heykel isa as'ın topraktan yaptığı heykeller gibi hareket edebilir bir canlı olacaktı. Altından yaptığı, kabuğu sert bir metalden olduğu için ne azaları hareket edebildi ne de dili. Dilsiz bir yaratık gibi sadece böğürdü. Yazının özeti sayın okurlarımız; o buzağın böğürmesi içine bir hava boşluğu konulmasından değil, Ayetin bahsettiği böğürme bildiğiniz dilsiz kişilerin böğürmesi. Bu hadise ile Allahu Teala samiri ve şaşmış israiloğullarına bir ders verdi. Bu hadise ile onlara sizler dilsiz birer malsınız, hatta maldanda daha sapıksınız mesajı verilmiş olundu!

  - günümüzün İslam alimleri

Kuran-ı Kerimi incelediğinizde eğer bir olayda hile varsa Ayetlerde bunun bir tuzak ve hile olduğunu söylendiğini görürsünüz. Demek bir işin içinde bir hile veya tuzak olduğunda Allah bunu bizlere bunu direk söylüyor. Buzağı hadisesini anlatan Ayetlerde ise tuzak ve hileden bahsedilmez. Allahu Teala sadece konuşamadı ve hareket edemedi der. Ayetin hiçbir yerinde tuzaktan ve hileden bahsedilmez, siz Ayetin hangi kelimesinden bunun bir hile olduğunu çıkarıyor ve o doğrultuda meal ve tefsirler kaleme alıyorsunuz? Hatta ve hatta bunun gerçekliği hakkında sizlere çok ama çok önemli bir tüyo verilir. Elçinin bastığı yerden toprak alındığı ve o toprağın heykel yapımında kullanıldığı tüyosu verilir. Bu bir hile olsaydı Allah sizlere bu detayları aktarma ihtiyacı hissedermiydi? Maalesef günümüzün meal ve tefsirlerine baktığımızda bunların ya art niyetli kaleme alındığını ya da ilahi ilhamlardan uzak yazıldığını görüyoruz. Sayın okurlarımız, herşeyi bilmeniz mümkün değil. Eğer birşeyi bilmiyorsanız bunu söylemenizde bir sakınca yok. Bu sizi küçültmez tam aksine dürüstlüğünüz size çok şey kazandırır. Bilmediğiniz, emin olmadığınız konular hakkında neden kanaat getiriyor ve o yanlışları topluma yayıyorsunuz? Ayetlerde buzağın yapımında sıradışı bir malzeme kullanıldığı belirtilmesine rağmen, Ayetlerde hileden bahsedilmemesine rağmen, o dönemin israiloğullarına gökten bıldırcın eti ve kudret helvası inridildiği, firavuna onca mucizenin gösterildiği bilinmesine rağmen yani o dönemin israiloğulları neredeyse her gün Allahın bir mucizesi ile karşılaştığı bilinmesine rağmen, o dönemin israiloğulların bir kısmı maymuna çevrildiği ve cumartesi avlanma yasakları konulduğu yani o dönemin israiloğulları büyük imtihan ve cezalandırmalara tabi tutulduğu bilinmesine rağmen nedense hiçbir İslam alimin aklına bu altın buzağı hadisesininde gerçek olabileceği aklına gelmez. İnanın, günümüzün İslam alimleri o dönemde yaşamış olsaydı ve bir peygamber bir mucize ile gelseydi bu bir sihirbaz hilesidir, bu bir göz boyamasıdır diyen ve ilk kafir olan onlar olurdu.

Bu israiloğulları için çok büyük bir imtihandı

Yaşanılan her senaryoyu Allah yazar ve herkes bu senaryoda hak ettiği rolü alır ve bunu oynar. İsrailoğulları demek böyle bir imtihandan geçirilmesi gerekiyormuş ve o büyük günaha öncülük etmekte samiriye müstehakmış. Sayın okurlarımız, Ayetler ile sizlere çok karmaşık bir olayı anlaşılır hale getirmeye çalıştık. Umarız sizler için yeterince aydınlatıcı olmuştur. Cebrail as'ın altın buzağı ile bağlantılı olduğu bu zamana kadar keşfedilmemiş olması İslam alimlerin ayıbı. Bu zamana kadar bunun çözümlenememiş olması gerçekten çok üzücü ve dinimizin ne kadar yobaz bir hale geldiğinin güzel bir kanıtı. Bizlerin acizane tavsiyesi, günümüzün İslam alimlerine fazla kulak asmayın, dini konularda tarihte olmadığı kadar kendi aklınızı kullanın. Ayetleri incelerkende şu tavsiyemize uyun; Kur'an-ı Kerim bir yemek tarifi Kitabı gibidir. Size yemeğin katkı maddelerinden, yapılış şekline kadar her türlü bilgiyi verir. Ancak bunu bir Ayete değil bunu Kur'an-ı Kerimin içine yayar. Bir Ayet doğrultusunda yorum getirmeye çalışırsanız, yemeğin bir katkı maddesinden o yemeğin diğer katkı maddelerini tahmin etmiş gibi olursunuz. Bu da sizin yanılma payınızı artırır. Yani bir konu hakkındaki değerlendirmenizi bir Ayet doğrultusunda yapma yerine Ayetlerin tümü doğrultusunda yapın. Örneğin; cebrail as'ın meryem anamıza üflemesi ile altın buzağın bağlantılı olacağı kimin aklına gelirdi değilmi? Lütfen biraz kendi aklınızı kullanın ve biraz araştırmacı olun. Belki doğruları bulmak sizlerede nasip olur. Yazımızın özeti; o buzağı heykelin bir hile ile böğürtüldü diyen veya bunu sıradan bir hadiseymiş gibi geçiştiren İslam alimlerine itibar etmeyin. Bu söylemler onların cehaletinden kaynaklanır. Bu olay israiloğulları için sıradan bir hadise değildi, o buzağı gerçektende canlandı ve bu hadise gerçektende israiloğulları için çok büyük bir imtihan vesilesiydi!