• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

biyoenerji giriş yazısı

-2010
Biyoenerji hakkında en kapsamlı bilgiler, bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler......

Biyoenerjiyi fizik tedavi programımıza dâhil etmeye niyetlendiğimizde hekimliğin ana prensibine aykırı bir harekette bulunacağımızı biliyorduk. Bir hekim fizyolojik alt yapısını anlamadığı bir rahatsızlığı tedavi etmez ve bedendeki fizyolojik etkisinin ne olduğunu bilmediği bir tedavi programını uygulamaz. Hastalarımız “hocam ne yapıyorsunuz” dediklerinde onlara yaptığımız uygulamalar hakkında bilimsel ve mantıklı bir cevap verebilmeliydik, fakat biyoenerji veya benzeri enerji yöntemleri hakkında herhangi bir eğitim almamıştık. Elimizdeki pratik yetenekler tesadüfen ortaya çıkmıştı. Ya herhangi bir bilgimiz olmadan biyoenerjiyi hastalarımızda uygulayacaktık, ya da bunun teorik altyapısını çözünceye kadar sabredecektik. Bir insanda ne kadar yetenek olursa olsun uyguladığı yöntemin özünü, bilimsel altyapısını bilmiyorsa o zaman yaptığı uygulamalar karanlıkta bir taş atmaya benzer. Uygulamalar bazen hedefini tutar ve fayda sağlar bazende tutmaz ve karşınızdakine ciddi zarar verirsiniz. Biz hastalarımıza ve hekimliğimize karşı olan saygımız ve sorumluluğumuzdan dolayı hastalarımızın bize emanet ettikleri kutsal bedenlerini ya tutarsa riskine maruz bırakmak istemedik ve ilk önce bu uygulamaların bilimsel altyapısını araştırmaya karar verdik. Bu araştırmalarımızın sonuçlarını sizler ile paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Yazılarımızın içeriği tümüyle kendimize ait, dünyada bir ilktir ve hiç bir yerden alıntı bulunmaz.

Biyoenerji nedir?

Canlı varlıkların ürettiği enerjiye biyoenerji denilir. İnsan bedeni ısı üretirmi? Evet üretir. İşte bunu bir makine değilde canlı bir varlık ürettiği için buna biyo-enerji denilir. İnsan bedeni elektrik üretirmi? Evet üretir. İnsan bedeni 75 km uzunluğunda bir elektrik kablo ağını içinde barındırır. Örneğin; kalp ve beyin grafileri, sinir ölçümleri bu ağın içindeki elektrik akımlar sayesinde elde edilir. İşte bu elektrik akımı bir makine değilde canlı bir varlık ürettiği için bu üretime biyo-enerji denilir. İnsan bedeni manyetik enerji üretirmi? Evet üretir. MR görüntüleri insan bedenin manyetik akımları sayesinde elde edilir. İşte bu manyetik enerjiyi yapay bir makine değilde yaşayan bir varlık ürettiği için bizler bu akımlara biyo-enerji deriz. Yaşayan her canlı bu enerji türlerini üretir, ürettiği içinde her canlıda biyo-enerji var diyebilirsiniz.


Biyoenerji ile klasik tıp (batı tıbbı) arasındaki fark nedir?


Biyoenerji varlıkların enerji boyutu, batı tıbbı ise madde boyutu ile uğraşır. Bu farkı daha iyi anlamanız için sizlere bir örnek verelim; dizüstü bilgisayarı üreten şirketler bilgisayarların sadece madde boyutu ile ilgilenmez, onlar çalışan bir sistemin ısı üreteceğini ve bu ısınında diğer parçalara zarar vereceğini bilir ve ona göre önlemini alır (örneğin; fanlar). Bilgisayar üreticileri ayrıca elektriğin aktığı yerde manyetik bir alanın oluşacağını bilir ve kullanıcıyı bu akımların zararlarına karşıda uyarır. Bilgisayar üreticileri bir ürünü piyasaya sürmeden öncesi bu incelikleri düşünür ve o doğrultuda uyarılarını yapar ve önlemini alır. İnsanı üreten Allah bu incelikleri hesaplamazmı? Yarattığı bir varlığın ısı ve elektromanyetik üretimini dikkate almaz, ona göre önlemler var etmezmi? Elbette dikkate alır ve var eder. Örneğin; şakra tekerlekleri veya akupunktur meridyanları. Tıp ile biyoenerji arasındaki farkta tam bu. Tıp dünyası
sadece parçalara bakar (hardware). Arıza gördüğü zaman söker keser. Dahasını akıl etmez, uğraşmazda. Biyoenerji ise beden dokuların yaşayan birer canlı olduğuna inanır. Arızanında bir yazılımsal sorun olduğunu düşünür (software). Biyoenerji ile o bölgeye yeni bir yazılım yüklenip arızanın giderebileceğine inanır. Birisi parça ile uğraşır diğeri yazılım ile, size hangisi daha güvenilir geliyor, bunlardan hangisine sağlığınızı emanet ederdiniz?

Birisi sabit hat üzerinden iletişim sağlar diğeri ise kablosuz 

Batı tıbbı ile biyoenerji arasındaki farkı cep telefonu ile sabit hat arasındaki farkada benzetebilirsiniz. Birisi gözle görünen sabit hatlara inanır yani bütün yatırımını, eğitim ve çalışmalarını gözle gördüğü anatomik yapılar üzerine kurar biyoenerji uzmanları ise çalışmalarını, eğitim ve araştırmalarını gözle görünmeyen iletişim yolları üzerinden yapar. Birisi ben dokunmadığıma ulaşamam der, diğeri ise canlılar arasındaki iletişimin yani arızalı bir organ veya hücre ie temasın fiziki dokunuşa ihtiyaç duyulmadanda elektromanyetik boyutta gerçekleşebileceğine inanır. Sizce bunların hangisi günümüzün çağına daha çok hitap eder, hangisi günümüzün bilgi ve teknolojisine ayak uydurmaya ve hastalıklara çözüm bulmaya daha yatkın? Birisi at görüşünü takınmış, yüz yıl önceki yöntemlere biat etmiş dinazor bireylerden, kullanım tarihini yitirmiş yöntemlerden oluşur. Diğeri ise enerji dolu, günümüzün çağına ve ihtiyaçlarına hitap eden modern ve ufku açık gençlerden oluşur. Siz bunlardan hangisine sağlığınızı emanet ederdiniz? İnsan bedenin yüzde 50 madde ve yüzde 50 enerjiden oluştuğunu düşünürseniz siz kime sağlığınızı emanet ederdiniz, çıkarları uğruna çözüm yolların yüzde 50' sini görmemezlikten gelenemi, yoksa sizi oluşturan madde ve enerji boyutların tümünü dikkate alanamı? Sizce hangisi şifa bulma yoluna daha yakın, daha yatkın?


Biyoenerji ile hastalıklar tedavi edilebilinirmi?

Biyoenerji olarak adlandırdığımız şey insanın ürettiği ısı ve elektromanyetik akımlar. Biyoenerji ile hastalıklar tedavi edilebilirmi sorusuna bir cevap bulmak istiyorsanız, ilk önce ısı ve elektromanyetik akımların hücreler üzerindeki etkisini araştırmalısınız. Bu araştırmalarınız içinde en güzel başlangıç noktası fizik tedavi alanında yapılan araştırmalar yazılan makaleler.
Siz fizik tedavi merkezlerin ana tedavi metodları ısı (parafin, hotpack, ultrason, masaj, kaplıca, infrared, diatermi vs) ve elektromanyetik enerji (tens, es, russian, nmes, interferential vs) üzerine kurulu olduğunu biliyormuydunuz? Fizik tedavi ile biyoenerji aynı tarz enerji kullanır (ısı, elektrik, elektromanyetik). Birisi tedavisinde makinelerin ürettiği enerjiyi kullanır diğeri ise insan bedenin ürettiği enerjiyi. Fark şu; biyonerji uzmanı enerjisini organlarada yönlendirebilir, fizik tedavi cihazlarını organlara yönlendiremezsiniz. Bir diğer farkta makinelerin ürettiği enerjiyi kontrol edemezsiniz, biyoenerjide üretilen enerji tümüyle kendi kontrolünüzde. Seans esnasında saniyelik enerji yüklemesinde değişiklikler yapabilirsiniz. Birisi doğal enerji kullanır diğeri ise makinelerin ürettiği enerjiyi, sizce bu ikisinden hangisi daha sağlıklı, hangisi mucizevi iyileşmeleri gerçekleştirmeye daha yakın?

Sayın okurlarımız;

insan bedeni bir bilgisayar gibi ısı üretir ve ısı artışı bir dizüstü bilgisayarını nasıl çökertiyorsa hasta bölgedeki ısı artışıda o bedeni çökertir. Siz o hastaya ne kadar ilaç verirseniz verin siz o ısıyı o bölgeden uzaklaştırmadığınız müddet, biyoenerji uzmanlarıda bunu yapar siz o hastalığı iyileştiremezsiniz. İki; bir bilgisayar nasıl elektromanyetik akım üretiyor ve bu da insan sağlığı için bir zarar teşkil ediyorsa 75 km uzunluğa sahip bir sinir sistemi ağın ürettiği elektromanyetik akımlarda uzaklaştırılmadığı müddet insan bedeni için bir zarar teşkil ediyor. Siz bu elektromanyetik yoğunlukları hasta bölgelerden uzaklaştırmadığınız sürece, biyoenerji uzmanlarıda bunu yapar siz hastanıza ne kadar ilaç verirseniz verin o hastalığı iyileştiremezsiniz. Batı tıbbı bütün bedene yayılmış bir ısı artışını zorunluluktan dolayı dikkate alır ama bölgesel bir ısı artışını almaz ve bölgesel bir ısı artışını nasıl gidereceğinide bilmez. Bütün bedene yayılmış bir ısı artışı o bedeni iflasa sürükleyebiliyorda, bölgesel bir ısı artışı o organı o hücreleri iflasa sürükleyemezmi? Özetlersek; batı tıbbı cep telefonların yaydığı elektromanyetik akımların insan bedenin hücrelerine zararlı olduğunu kabul eder ama insan bedenin ürettiği manyetik akımları ve bu akımların hasta bölgede üzerindeki etkisini dikkate almaz. Batı tıbbı ne bölgesel ısı artışını dikkate alır ne de hasta bölgelerde biriken elektromanyetik enerjiyi (elektrosmog).
Biyoenerji uzmanları ise ısının ve elektromanyetik birikimlerin hücreler üzerindeki etkisini bilir. Biyoenerji uzmanları hasta bölgelerdeki ısı ve elektromanyetik birikimi o bölgeden uzaklaştırarak hastalığı ile mücadele eden hücrelerin rahat nefes almasını, kendi iç sorunlarına odaklanmasını sağlar yani iyileşme sürecine katkıda bulunur. Biyoenerji uzmanları iyileştirmez, biyoenerji uzmanları iyileşme için ihtiyaç duyulan ortamı sağlar.

Hasta bir milletiz, lütfen en büyük değerimize yani vatandaşımızın sağlığına sahip çıkalım. Bu rakamlar 2010 yılına ait. 2010 yılında durumumuz bu ise gününüzdeki durumu artık siz düşünün.

  • 20 milyon obez

  • 15 milyon tansiyon hastası

  • 15 milyon psikiyatri hastası (bunun 7.5 milyonu suç potansiyeli taşımakta)

  • 8.5 milyon özürlü insan

  • 7 milyondan fazla şeker hastası (bu sayıya her yıl 250 bin kişi eklenmekte)

  • 8 milyon böbrek hastası

  • 3 milyon kalp hastası

  • 1 milyon kronik hepatit c ve 3.5 milyon hepatit b hastası

  • 600-700 bin arası şizofren hastası

  • 1.5 milyon kanser hastası (bu sayıya her yıl 100 bin kişi eklenmekte). Not: bir kaç yıl önce sitemizi kurduğumuzda yıllık yeni kanser vakaların sayısı 100 bin'di, bu rakam bu yıl 159 bin oldu!

Siz geçmişiniz ile yeraltı zenginliğiniz ile veya genç nüfusunuzla ne kadar övünürseniz övünün hasta bir milletin geleceği olmaz. Bu 50 milyon hasta Türk vatandaşın tedavisi ilaçlar ile mümkün değil; bir şeker hastasını, böbrek hastasını, depresyon veya kalp hastasını kullandığı ilaçlar tedavi etmez, aldığınız ilaçlar sadece hastalığınızla bir müddet yaşamanıza müsaade eder. Ne zamana kadar? İlaçlar ve hastalığınız vücudun başka yerlerini tahrip edinceye kadar ve bir gün bir bakarsınız buzdolaplarınız küçük eczanelere ve sizlerde yaşayan ölülere dönüşmüşsünüz. Kendinizi ve sevdiklerinizi bu hale düşürmeyin, hayattan tat almayan bireylere ve buzdolaplarınızın küçük eczanelere dönüşmesine izin vermeyin. Bir ilaç şirketi için en iyi hasta kendisine bir ömür bağımlı olan, bir ömür ilacını satın alan, kendisine ömür boyu abone olan hastadır. Ne hastaların ölümüne izin verilmeli ne de iyileşmesine, en iyi hasta hastalığı ile sürünen ve her gün ilaç alan hastadır!




kelimelerden türemiş hurafeler