nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    




Kader nedir;
Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta, size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede, soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde, sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz. 

İstanbul;
nasıl olurda haklı olduğumuz bir yerde, bu kadar haksız konuma düşebiliyoruz? Nasıl olurda yüzyılın kazığını yiyor, bunuda demokrasi diye bizlere yutturabiliyorlar? Nasıl olurda hırsızlık yapan değil, mağdur edilen demokrasiyi hazmedemeyen konumuna düşebiliyor. Bir operasyonla istanbulu çaldılar. Bunuda bize demokrasi diye yutturdular. Nasıl bu hale düşebildik? Çok basit; olaylara verdiğimiz tepkiyle. Değerli dostlar; her bir olay sizin verdiğiniz tepki kadar ilgi çeker. Sizin verdiğiniz tepki orantısında birşeyin büyüklüğü veya o şeye verdiğiniz değer anlaşılır. İnsanlar olayların vahamiyetini sizin verdiğiniz tepki oranında algılar. Siz bir olaya cılız bir tepki verirseniz, insanların olay hakkında algılamasıda o kadar olur. Birileri eğer, ne olmuşki ne varmış diyorlarsa bu sizi şaşırtmasın, bu söylemler sizlerin gösterdiği tepkinin yansımasıdır! Akıl, akıl, akıl, akıl. Onlar bir üst akıl ile hareket ediyor, siz ise bireysel olarak. O yüzden onlar hep kazanıyor, bizede kazık kalıyor.

Onlar ne yaptı;
17- 25 aralığını yaptılar. O günlerde yoktan yüzyıllığın yolsuzluğunu çıkardılar. P
ireyi deve yaptılar. Nasıl yaptılar bunu? Görsel effektler ile! Bir anda her yere baskın düzenlediler. Bunlarıda medya önünde yaptılar. Büyük iş adamlarını ve bürokratları tutukladılar. Tutuklanan kişiler ne kadar büyük mertebeye sahipse yolsuzlukta o kadar büyüktür kanaati var ya, işte o kanaati uyandırmak için büyük iş adam ve bürokratları tutukladılar. Çok sayıda insan tutukladılar. Ne kadar çok insan tutuklanırsa, o kadar büyük bir operasyon yapılıyor algısı var ya, işte o algıyı uyandırmak için yüzlerce kişiyi tutukladılar. Baskın yaptıkları ev ve işyerlerinden kolilerce dosya çıkardılar. Ne kadar bol dosya o kadar çok delil algısı var ya, işte bu izlenimi uyarmak için baskın yaptıkları ev ve iş yerlerinden bol bol dosya taşıdılar. Kameralar önünde büyük bir şov sergilediler ve olmayan şeyleri veya pirelik olayları yüzyılın yolsuzluğu olarak topluma yutturdular. Türkiye'ye büyük bir algı operasyonu çektiler. İşte buna üst akıl denilir. Örneğin itiraz süreçleri devam ederken, nasıl paris belediye başkanı ve yurtdışı medya organları ekrem imamoğlunu tebrik etmeye başladığını gördünüz. Bu işte bir üst akıl hareketidir. Bir vasfı bir kişi ile ne kadar çok özleştirirseniz, akıllarda o kalır. Bir hırsız vasfı değil, belediye başkan vasfı kalır. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, o ünvanı elinden aldığınızda o kadar büyük mağduriyet yaratırsınız. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, toplum nezdinde o kişinin kabülünü o kadar hızlandırırsınız. Topluma, verin adama mazbatasını, bir 5 yılda o yönetsin ne var bunda dedirttirir, yüzyılın hırsızlığını topluma yutturursunuz. Ekremcik boşuna belediye başkanı vasfıyla dolaşmıyor. Hepsi bir üst aklın oyunu. Çok bilinçli ve stratejik hareket ediyorlar. Ya biz, biz ne yapıyoruz?

Gelelim bizim eziklere;
bizim elimizde gerçek bir deve var; il ve ilçe seçim kurumu, chp il ve ilçe teşkilatı, chp' li belediyeler, fetö ve pkk' nın yer aldığı yüzyılın hırsızlığı elimizde var. Onlar 17-25 aralıkta ne yapmıştı, pireden deve çıkarmıştı. Biz ne yaptık? Bizde deveyi pireye dönüştürmeyi başardık. Elimizde yüzyılın hırsızlığı var, hırsızı suçüstü yakalamışız ama sus pusuz. Siz binali yıldırım hiç ortalıkta görüyormusunuz? Binaliye tavsiyemiz; kim sana sessiz kal ve ysk kararını bekle dediyse, onları kov. Sesini çıkarmayan bebeğe mama verilmez. Karşı taraf ne kadar ses çıkarıyorsa, sizde en azından o kadar çıkaracaksınız. Karar verici makam Allahtır. Çaba göstermedende Allaha tevekkül edilmez. Yan gelip yatarak, hakkın size gelmesini bekleyemezsiniz. Karşı tarafın bir olaya nasıl bir akıl ile yaklaştığını gördünüz, bizim mahallede ise böylesine bir akıl yok! 17 yıldır devlet biziz. Üzülerek görüyoruzki, bu süre içinde hiçbir devlet refleksi hiçbir üst akıl geliştirememişiz. Kimin nerede ne yaptığı belli değil. Her kurum birbirinden bağımsız kendi kafasına göre takılıyor. Eğer bir konu hakkında harekete geçilmesi gerekiyorsa, kimse harekete geçmiyor. Herkes diğerine bakıyor. Kimse insiyatifi almıyor. Kimse hareket etmeyincede, erdoğan devreye girmek zorunda kalıyor ve emirle yaptırıyor. Sonrada her yere müdahale eden, kötü olan erdoğan oluyor. Ne gerek var kendini yıpratmaya. Sistemini kur, çarklar kendi kendine işlesin. Maalesef kurmadı. Bu erdoğanın, bu devlete yaptığı en büyük kötülük. 70 yaşına geldi, bir 70 yıl daha yaşayacak değil. Başına bir iş geldiğinde, bu devlet sudan çıkmış balık durumuna düşecek. Akbabalar gibi herkes devletin başına çöreklenecek. Onlar bir üst akıl ile, biz ise akıldan yoksun hareket ettiğimiz içinde, bu kavgada kaybeden biz olacağımız şimdiden çok aşikar. Bin parça olacağız. Erdoğan gittiğinde çok büyük bir koas geride bırakacak, bu çok açık. Maalesef ve maalesef milli ve yerli bir derin devlet oluşturmadı. Kurumlar arası koordinasyonu sağlayan, bir emir beklemeden insiyatif alan, kendinden harekete geçen milli ve yerli bir devlet refleksimiz yok. Örneğin; fetö adında bir örgüt devletin kırmızı kitabına giriyor, merkez yani Ankara ama, il ve ilçelerde fetö ile nasıl mücadelede ediliyor neler yapılıyor bundan bir haberdar değil. Örneğin; sağdan soldan kişileri bakan yaptılar. Gel sen kafana göre milli eğitimi yönet, diğerine gel sen kafana göre şurasını yönet denildi. Böyle olmaz arkadaşlar, bu kafayla siz bir yere varamazsınız. Nasıl olmalıydı, büyük devletler nasıl yapıyor bunu? Yüz yıl sonrası neslinizi ve ülkenizi nerede görmek istiyorsanız, ona göre eğitimde ekonomide veya turizmde bir yol haritası çizersiniz, gelen her kişide o plan dahilinde hareket eder. Kısacası, devlet böyle yönetilmez. Bu neyi gösteriyor? Bir üst akıl yokluğunu. Biz maalesef devletin bekasını ilgilendiren konuları, ilçede çalışan sıradan bir memurun insiyatifine ve niyetine bırakıyoruz. O da, bu benim üzerimde kalır korkusu ile sıradan bir soruşturma ile süreci idare etme boyutuna gidiyor. Ben soruşturmayı açayım, benden sonrakiler ne karar verirse bu onların sorunu olsun deyip sıradan bir soruşturma 5 yıl sürüyor ve halen kapanmıyor. Kimse kendi kariyerini riske atmak istemiyor. Bu da, memur iyi niyetliyse. Dosyalar, art niyetli birine düştüğünde zaten olaylar anında sümenaltı ediliyor ya da anında harekete geçiliyor ve o makamlar birilerine baskı uygulamak için kullanılıyor. Örneğin; mansur yavaş ve ekrem imamoğlu ikisi de dolandırıcılıktan yargılanıyor ve dosyaları yıllardır bir karara bağlanmadı. Kimse dosyalarına dokunmadı. Birileri dosyaları oyaladı, adamlarda geldi belediye başkanı oldu. Şimdi dokunsanız, yani o dosyaları bir karara bağlasanız bir dert, dokunmasanız ayrı bir dert. Daha önce dokunsaydınız cılız ses çıkardı, şimdi ise seçilene dokunduğunuz için dünyayı ayağa kaldırırlar. Ne gerek vardı bu boyuta getirmeye. Devlet dediğin bir virüs programı gibi kurumları ve adliyeleri sürekli tarar. Olayları böylesine çıkmaza gelmesine izin vermez.

Milletin tercihine saygı duyacaksınız, seçtiği kişiye saygı duyacaksınız, amenna, buna hiçbir itirazımız yok. Ancaaak, ebeveynlerin çocuklarına karşı nasıl bir sorumluluğu varsa, devletinde milletine karşı bir sorumluluğu var. Siz ebeveyn olarak nasıl zararlı websiteleri veya kanallardan çocuklarınızı uzak tutuyorsunuz, devlette vatandaşlarını zararlı kişilerden uzak tutma sorumluluğuna sahip. Devletimiz maalesef bunu yapmadı. Bizde sorumluluğunu yerine getirmeyen ebeveyne nasıl kızıyorsak devletede o şekilde kızıyoruz. Devlet dediğiniz, iyi bir ebeveyn gibi vatandaşlarını zararlı kişilerden korur, beyinlerinin zehirlenmesine izin vermez. Örneğin; fox, odatv ve sözcü gibi batının operasyonel medya kurumların yayınlarına asla müsade etmemesi gerekirdi. Siz bu tür yayın organlarına müsade ederseniz, toplumun zehirlemesine izin verirseniz, bir kitlenin o uyuşturulmuş beyinler ile sabıkalı kişilere oy vermelerine, pkk ve fetö ile işbirliğine girmelerine engel olamazsınız. Elbette muhalif medya olacak, bunlar ama muhalefet yapmadı. Bunlar sabah akşam yalan haber yayınladı. Kitleleri ayrıştırma ve fitne sokma görevini üstlendiler. Yıllardır bunu yaptılar ve kimsede bunlara dur demedi. Ne devlet ne savcılar harekete geçti. Sonuç; kutuplaşmış bir topluluk ve devletinden nefret eden bir kitleye sahibiz. Sizce bu kendiliğindenmi oldu? Birileri bir kitleyi devletten nefret eder hale getirdi. Devlet olarakta siz bu sürece sadece, seyretmekle yetindiniz. O yüzden bu sabıkalı tipleri seçenler kadar, devlette bu seçilenlerden sorumludur. İlin adamı amerikadan geliyor, sendikaları, meslek odaları ve partileri dezayn ediyorsa, sende dezayn edeceksin. B
en bir kabile devleti değilim diyorsan sende edeceksin. Kıssasa Kıssas. Varlığını her alanda hissettireceksin. Yapmıyorsan sende sorumlusun.

Öyle veya böyle, devlet olarak maalesef ortalıkta yok'uz. Yargıda ve kurumlarda devlet olarak yok'uz. Yok olduğumuz içinde olayların vahamiyetini soruşturmalara yansıtamıyoruz, yansıtamadığımız içinde caydırıcı bir devlet olamıyor haklılığımızı karşı tarafa aktaramıyoruz. Bakınız, dünyanın hiçbir yerinde yargı bağımsız değildir. Yargı, bir devletin kendi varlığını hissettirdiği yegani noktadır. Bir devletin devlet olduğunu yargısından anlarsınız. Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa, bilinki onlar sizin devlet olmanızı istemiyor!! Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa bilinki, onlar orasını çoktan ele geçirdi, kendi derin devletciklerine dokunulmasını istemiyor. Anlayacağınız, birileri bizim eziklere yargının devletten bağımsız olması gerektirdiğini yutturmuş. Hal bu olunca, devlete yapılan yanlışlara karşı yargıyı harekete geçiremiyoruz. Yüzyılın hırsızlığı ile karşı karşıya olmamıza rağmen, bizimkiler o kadar cılız o kadar alttan alan bir ton ile hareket ediyorki, hırsıza verdikleri rahatsızlıktan ötürü özür dileyecek haldeler. İtirazları ile hırsızların mazbatasını geciktirdikleri için özür dileyecek durumdalar. Böylesine ezik ve pasif bir tepki verdiğiniz zamanda, haklı olduğunuz bir konuda haksız duruma düşüyorsunuz. Demokrasiyi hazmedemeyen siz oluyorsunuz. Ne yapılmalıydı? Usülsüzlükler tespit edildiği an, chp ilçe teşkilatları ilçe seçim kurumları, nüfus müdürlüklerine baskınlar düzenlenmeli ve hepsi tutuklanmalıydı. Ne kadar üst düzey kişileri tutuklarsanız ve sayısal olarak ne kadar çok kişiyi tutuklarsanız, olayın vahamiyeti o kadar anlaşılırdı. Bunlarda medyanın önünde yapılmalıydı. Sıra bana gelecek diye herkes tir tir titremeli, tehdit savuranlarda korkudan susmalıydı. Bunların hiçbiri yapılmadı. Neden? Bir üst akıl eksikliğinden ve ürkek ve yalaka tiplerin partiyi ele geçirmesinden, erdoğanın son 20 yıl içinde ikinci üçüncü dördüncü beşinci erdoğanlar çıkaramamasından. Bizim mahallede metin külünk gibi ne kadar şahin varsa hepsi tasfiye edildi, yerlerine ezik ve yalaka tipler getirildi.
Bunlardanda hep cılız ve müzakereci sesler çıktı. Şu söylemi duymuşsunuzdur; erdoğan çok kavgacı! İşte bunlar içimizdeki kripto fetöcülerin söylemi. Bizleri uysal hale dönüştürme projesinin bir parçasıdır. Size ne yapılırsa ses çıkarmayın demenin nazik yoldur. Başımıza ne geldiyse zaten bundan geldi, ses çıkarmadığımızdan bunlara dünyayı başlarına yıkmadığımızdan ötürü geldi. Ne elde ettiysekte saldırdığımızda elde ettik; 15 temmuz, hendek operasyonları, afrin ve fırat kalkanı harekatı! İçimizden birileri ama böylesine proaktif bir boyuta geçememizi istemiyor. Mağduru oynamak, haksızlıkları hazmetmek, bize biçilen rol bu! Bayrağı alıp karşı tarafa saldıran, karşı tarafın pisliklerini masaya döken karşı tarafı defansa zorlayan yok. Siz süleyman soylu dışında savaşan başka birini görüyormusunuz? 20 yıllık bir partide ikinci bir şahin çıkmazmı hiç. Kaldıki süleyman soylu da dışardan geldi. 20 yıl iktidarsınız ve bir tane şavaşçı üretemediniz. Bu topraklar ezikleri kaldırmaz. Herkesin gözü olduğu bu topraklarda şahin olmak zorundasınız. Biz sulh döneminde değiliz. Eğer sulh döneminde olsaydık, her tarafa barış mesajları göndermek bir anlam taşırdı ama, realite bu değil. Bizler savaş dönemindeyiz. İhtiyaç duyduğumuzda savaşçılar. Maalesef, biz kendi içimizden susturulduk. İçimizdeki ezikler kontrolü ele geçirdi. Karşı tarafa ise gün geçtikçe daha çok hırçınlaşma talimatı verildi. Biz sesimizi yükselttiğimizde kutuplaştırıyorsunuz denildi, onlar seslerini yükselttiğinde bu özgürlük ve demokrasi oldu. Bir ihanet ortaya çıktığında bunu haykırmak hainlik edenlere dünyayı dar etmek isteyen şahinler çıktı, ak partili yöneticiler ise müdahale etme ve sessiz kal, sokakları germeyelim diyerek bunları susturdu. İçimizdeki birileri şahinleri sustura sustura sustura bunların her türlü ihanetine, hakaretine, suçuna göz yumar hale geldik. Sonuç; bunlara göz yuma yuma istanbulu çaldılar! Henüz itirazlar sonuçlanmadı ama, bu aşamadan sonra ne olursa olsun, bu hileyi yapabildiler ve ak parti uyuduysa, böylesine büyük bir olaya karşı devlet böylesine ezik bir refleks sergiliyorsa, geçmiş olsun bize. Anında cezaları kesemiyorsan, olayın yaşandığı gün devlet olarak ağırlığını hissettiremiyorsan, geçmiş olsun bize. İstanbul düşmana kaptırılmış, yapanında yanına kar kalacağını hepimiz biliyoruz. Üzücü olanda bu! Mahkeme süresi beş yıl sürecek, sonunda bir kaç kişi bir kaç yıl ceza alıp olay kapanacak.
 
Arkadaşlar;
burada konu İstanbul konu aya sofya. İstanbul düşerse kudüs düşer, mekke düşer demiyormuyuz? Eeee, adamlar büyük bir hile ile istanbulu çaldılar. Bugün ohal ilan etmiyeceksinizde ne zaman edeceksiniz, bugün fırtına koparmayacaksınızda ne zaman koparacaksınız? Ne hale geldik. Mağdur olan sessiz, hırsız ise ortalıkta dolaşıp çaldığım malı vermezseniz ortalığı yakar yıkarım diyor. Fırtına koparması gereken masa altına saklanmış, sobelenen hırsız ise fırtına koparmakla tehdit ediyor. Ne hale geldik! Bileğin hakkıyla kazanırsın, bizde Rabbim böyle takdir etmiş der yenilgiyi kabul ederiz. Hile ile çalmaya kalkıyorlarsa ama, o zaman bunlara dünyayı dar etmek gerekir. Biz bu şekilde bunlara sürekli prim verir, alttan alır ve bunların suçlarına göz yumarsak bunun bedeli bize çok ağır olur. Oldu da. 15 temmuzda Türkiye' yi 31 martta' da istanbulu çalmaya kalkıştılar. Demek 15 temmuz sonrası biz bunlara anladıkları cevabı verememişiz. Darbecileri kravat takım elbise mahkemeye getirirsen, olacağı buydu. Darbe yapanlara karşı bu kadar layt davranırsan, olacağı buydu. Böylesine pasif ve ezik devlet olursan, her türlü ihanete davetiye çıkarırsın. Nasıl olsa devlet birşey yapmıyor denilerek önüne gelen devlete ihanet etmeye başlar. Yani bunların 15 temmuz sonrası bir darbe girişimi
(istanbul) daha tezgahlayacakları dünden belliydi. O kadar layt bir devletizki, vatana ihanet etmek için resmen davetiyeler dağıtıyoruz. Örneğin; ahmet türk. Terör örgütü üyeliğinden hapis cezası yedi, hasta diye tahliye edildi, sonrada kalktı mardin büyükşehir belediye başkanı oldu. Hapiste yan gelip yatmak için hasta, büyükşehir belediye başkanlığı için sağlıklı. Bu bizim hekimlik mantığımıza yatmıyor, sizin mantığınıza yatıyormu? Şimdi bunun mazbatasını vermezseniz bir sorun, verirseniz başka bir sorun. İşte bu boyuta getirmemeniz gerekliydi. Bu boyuta gelmeden müdahalenizi yapmanız ve önleminizi almanız gerekliydi. Dünyada, olaylar yaşandıktan sonra uyanan ve müdahalesini yapan tek devlet biziz. Rabbim bizi acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Bunlar başta kaldığı müddet biz daha çok kazık yeriz. Daha çok görememişiz, aldatılmışız deriz. Örneğin; kamudan atılanların seçme hakkı olmadığını siz biliyormuydunuz? Biz bilmiyorduk ve bunu yeni öğrendik. Biz bilmiyorduk çünkü, biz sıradan vatandaşıyız. Ya devlet, devlet nerede? Meğerki devletimiz, kurumlardan kovulan fetöcülere yıllardır, sahip olmadıkları bir hakkı tanımış. Eeee, bu kafayla bugünlerimizi ziyadesiyle hak ediyoruz. Biz bu kafayla bu ezik halimiz ile daha çooook kazık yeriz.
 
Paradoks nedir;
birbirine zıt kavramları bir ifadenin içine sokmaktır. Doğru olan bir ifadenizin içine öyle bir kelime sokuyorsunuzki o ifadenizi kendi içinde çelişkili duruma düşürüyorsunuz. Örneğin; muhalefet. Ne diyorlar; "hukuki dayanağı olmayan süreci durdurmak, Türkiye ve İstanbulun yararına olacaktır". Bu ifade paradoks bir ifade. Hukuktan bahsediyorsunuz, hukuksuzlukla yani
sokak eylemleri ile tehdit ediyorsunuz. Hukuktan bahsediyorsunuz, karşı tarafın hukuki haklarını yok sayıyorsunuz. İşte buna paradoks denir. Örneğin; "seçim sonuçlarını kabul edin", söylemi. Buda paradoks bir söylem. Seçim henüz sonuçlanmamışki sonuçlar kabul edilsin. İtiraz süreci, seçimin bir parçası değilmi? Örneğin; faşizim ve diktaya karşı seçimleri kazandık? Bu da paradoks, kendi içinde çelişkili bir söylem. Diktatörlük ile seçimler kelimesini aynı cümlede kullandığınızda ortaya paradoks bir söylem çıkar. Neden, çünkü faşizim ve diktatörlüğün olduğu bir yerde seçimler olmaz. Seçimler olduğu zamanda faşist ve diktatör olan yüzde 99 oy ile kazanır. Yani diktanın olduğu bir yerde sizlerin seçim kazanması söz konusu olamaz. Bu hırsızların söylemlerine dikkat ederseniz, sürekli bir paradoks içinde olduklarını görürsünüz. Söylemleri kendi içinde çelişki dolu. Neden? Doğru tarafları yokta ondan. O kadar yamuklarki, doğru bir ifadeyi bile yamultmayı yani paradoks bir duruma düşürmeyi beceriyorlar. Sayın okurlarımız, kötünün gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile iyi görünmeye çalışır. Buna deccaliyet diyoruz. Hani demokrasi deyip dünyayı ateşe veren bir üst akıl var ya, işte bunların gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile insanları kandırırlar. Eylemler kötü, söylemler güzel. Demokrasi, hak ve hukuk gibi kelimeler ile iyi görünmeye çalışıyorlar, eylemleri ama kötü olduğu için tehdit etmektende kendilerini alı koyamıyorlar. Sonuç; paradoks söylemler doğuyor. Demokrasi ve tehdidi aynı ifadenin içinde kullanmayı beceriyorlar. Örneğin; bunların nasıl medya patronlarını tehdit ettiğini gördünüz değilmi? Medya özgür olmalı deyip medyayı tehdit etmeyi aynı zamanda başarabiliyorlar. Bundanda ilginç olanı, bunlar gerçekten de bu hileler bu tehditlerle muvaffak olacaklarına inanıyorlar. Her türlü hileyi sahtekarlığı, tuzağı yapıyorlar ve günün sonunda galip olan kendilerin olacağına inanıyorlar. Dünyanın ak partinin ezik ve hain tiplerinden ibaret olduğuna inanıyor, Allahı nedense hesaba katmıyorlar. Bizden tekrar uyarması, sizin bir hesabınız olurda Allah'ın olmazmı. Allahu Teala herşeyi not ediyor. Hilelerinizi ve size oy verenleri not ediyor. Bu fırsatların size tanınmasıda sizin hayrınıza değil, günah yükünüzü artırmak için. Bir yere kadar ama, bir yere kadar bu hainliklerinize bu kötülüklerinize Allah müsaade eder. İstanbulu ele geçirmek için kurduğunuz bu tuzak son damlamıydı, bunu bekleyip göreceğiz. Şu ama kesin, siz erdoğanı mumla arayacaksınız. Yaklaşan yaklaşıyor sizin için!

Ne büyüksün rabbim; bizlere hırsızlık iftirasını atmışlardı. Şimdi yüzyılın hırsızlığı ile kendileri sobelendi.

gelelim büyükçekmeceye;
büyükçekmece üzerinde ciddi bir şekilde durulması gerek. Devletin tüm güvenlik bürokrasisi büyükçekmeceyi mercek altına alması gerek. Seçimlerde yapılan usülsüzlükten ötürü değil, daha büyük bir sorundan ötürü. Öyle gözükiyorki, bir üst akıl kamu kurumlarından kovulan fetöcülere yeni bir hedef belirlemiş; belediyeler. Belediyeler, fetöcüler için yeniden örgütlenme ve büyüme yeri olarak seçilmiş. Büyükçekmecede bu projenin pilot bir ilçesi. Devamı başka belediyelerden gelecek. Örneğin; tunç soyer ve izmir. Türkiye yeni bir tehdit ile karşı karşıya. Chp, hdp ve ip belediyeleri üzerinden fetö tekrar canlandırılacak. Zaten hiç yok olmamışlardı. Acilen, fetöcülere kalıcı bir çözüm getirilmezse (vatandaşlıktan çıkarmak) bunlar bir beka sorunu olmaya devam edecek. Örneğin; müebbet yiyenlerin aileleri hainliğe devam ediyor, geri kalan on binlerde bir kaç yıl içinde hapisten çıkacak ve büyük bir öç alma hırsı ile çıkacak, onlara ek birde devlet kurumlarından atılan yüzbinler ülkemizde dolaşıyor, birde yurtdışından paketleyip getirdikleriniz var, şimdi; siz bunların bu ülkede rahat duracağınımı sanıyorsunuz? Bunları bu ülkede tutarak ne amaca hizmet ediyorsunuz? Muhalefet kadar olamadınız, onlar masum suriyelileri ülkeden atma cüretini gösterebiliyor, siz ise teröristleri vatandaşlıktan yani ülkeden atacak cesareti gösteremiyorsunuz. Ezikler sizi. O yüzden hep muhalefetin borusu ötüyor, bizede kazık kalıyor. Dünyanın fetöcülerini ülkemizde topladık, avrupadaki pkk'lılar da gelsin diyoruz. Ülkemizi teröristler hanına dönüştürdünüz. Fetö, pkk, deaş, dhkp-c vs vs vs, ne kadar terörist varsa ülkemize soktuk ve besliyoruz. Kötü tarafı şu; dün imkan yoktu, ne emniyet ne askeriye ne istihbarat ne de yargı elinizdeydi, yani dün bir mezaretiniz vardı. 15 temmuz gecesi ama Allah size lütfunu indirdi. Bir gecede sizleri hakim konuma getirdi. 15 temmuz sonrası, Allahu Teala hiçbir mezaretinizi kabul etmeyecektir. Herşeyi Allahtan bekleyemezsiniz. Artık kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız kendi kaderinizi kendiniz çizmeniz gerekir. Yüzyıl boyunca mağdur edildiniz. O mağdur sıfatına kendinizi o kadar kaptırmışsınız, ezilmeye kendinizi o kadar alıştırmışsınızki, kontrolün artık sizin elinizde olduğuna bir türlü inanmak istemiyorsunuz. O güçle ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Allah bizleri acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Belediye konusunda da uyarımızı tekrar yapalım; belediyelere ciddi kafa yorun, belediyeleri kontrol eden şehirleri ve nüfusu kontrol eder. Büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız, bizden uyarması. Fetöcüler bir araya geldiği zamanda ne yapar? Yaptıkları en iyi şeyi; devlete ihanet, hırsızlık, usulsüzlük ve hile. O açıdan büyükçekmecedeki usülsüzlükler bizleri hiç şaşırtmadı!

gelelim bizim medyaya;
Şunu baştan belirtelim, tarafsız medya diye birşey yok. Kimse kimseyi kandırmasın. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini savunan kişiler ile birlikte olur. Bizler birilerin birşeylerin yandaşı olmasını yadırgamıyoruz. Olayın tabiatı bunu gerektirir ancak, yandaşlığın ölçüsü, tanımı ve kriteri ne olmalı? Bize göre yandaşlık kavramı, tarafı olduğun şeyi daha iyi bir insan daha iyi bir yönetici yapma girişimin bir adıdır. Bize göre yandaşlık, hatalara ve yanlışlara göz yummak değil, yandaş olduğun tarafı daha iyi ve daha doğru yola iletmenin bir yoludur. Yandaş olmak, aynı değerleri paylaştığın kişi ile bir yolculuğa çıkıp o yolda o kişiye destek olmak, göremediklerini göstermek, hatalara karşı uyarmak ve o yoldan şaşmasına karşı onu korumaktır. Bizim medyada maalesef bu konuda sınıfta kaldı. Yandaşlığı, şartsız kayıtsız desteklemek olarak algıladılar. Yoldaşlarına yani erdoğana çok büyük bir kötülük yaptılar. Hepimiz biliyoruzki, erdoğanın etrafı kuşatıldı ve bir çok mesele kendisine ulaştırılmıyor. Lideriniz böylesine bir kuşatma altında olduğunda, medya üzerinden o kuşatma bypass edilip hakikatlar lidere ulaştırılması gerekiyordu. Bizim tarafın medyası bunu maalesef yapmadı. Ezik yöneticiler ve yalaka bir medya, bizim mahallenin kaderide bu. Birileri bizim medyaya geldi ve birlik ve beraberliğimizi bozmayalım dedi, fitne çıkarmayalım dedi ve susturdu. Şeytan insanı nasıl kandırır biliyormusunuz? Kötülükle değil, iyilikle kandırır. Bunu unutmayın, aklınızın bir yerine not edin. Şeytan, iyi birşey yaptığınızı söyleyerek sizi kötülüğe iter. Sizce fetöcüler kötülük yaptıklarınımı sanıyor, hayır. Onlar vatan ve din adına iyilik yaptıklarına inanıyorlar. Birileride bizim medya'yı iyilik adında kötülüğe itti. Medyanın görevi bilgilendirme ve uyarmadır. Medya susunca, liderimiz uyutuldu. Ülkede yaşanılan olaylardan habersiz hale getirildi. Bugünlerimizde yaşadığımız her olay, yıllar öncesinden gümbür gümbür geliyorum dedi. Örneğin; chp. Dün mahmut tanal ve sezgin tanrıkulu gibi bireyler hainlik içindeydi. Bugün ise tüm teşkilat hainlik içinde. Dün bireylere dokunmadın, bugün ise tüm teşkilatı kapatmakla karşı karşıyasın. Dün dokunsaydın bir kaç cılız ses çıkar, olaylar kapanırdı. Bugün dokunmaya kalksan bir kaç vekille yetinemezsin hepsine dokunman gerekecek. Bunlarda tam bunu yapmanı bekliyor. Sokakları ve dünyaya ayağa kaldırmak için tamda bunu bekliyor. Dokunsan bir yana dokunmasan bir yana. Nasıl bu duruma düştük? Vaktinde müdahale etmediğimiz için.
Bugün yaşadıklarımızın her biri dünden belliydi, gümbür gümbür geliyorum diyordu. Bizim medya ama sen şöyle züpersin sen şöyle muhteşemsin, içimize fitne sokmayalım, liderimizi zayıflatmayalım diye diye bu gerçekleri sürekli sümenaltı etti. Ülkemizde ne kadar sorun varsa, bu soruna sebep olanlar kadar yandaş medyada bundan sorumlu. Karşı taraf sabah akşam yalan söylüyor. Onlar zaten bir çöplük. Siz belki onlar gibi yalan söylemiyorsunuz ama doğrularıda aktarmıyorsunuz. Yanlışları dile getiremiyorsanız, onlardan ne farkınız var? Biz rahatız, neden? Biz bu eleştirilerimizi ve uyarılarımızı kazandığımız günlerde de yapıyorduk. Yıllardır bu uyarılarımızı yapıyoruz. Biz, yenilgiye uğradığımız günde ortaya çıkanlardan değiliz.

gelelim ak partiye;
bu kaçıncı kazık be kardeşim! A
kıllanmamız için daha kaç kazık yemeniz gerekiyor? Fetö, devletin kırmızı kitabına gireli 5 yıl oldu ve halen böylesine organize hareket edebiliyorlarsa, geçmiş olsun bize. Biz halen fetö ve ulusalcı kemalistlerin yargıda egemen oldukları dönemlerin yargı katliamlarını bugünlerimizde yaşıyorsak, geçmiş olsun bize. Nasıl olurda il ve ilçe seçim kurulu başkanları fetöden tutuklanır ama il ve ilçe seçim kurulu üyelerine dokunulmaz? Bu olaylar bizlere bir kaç şeyi gösteriyor, birisi üst aklın önemini ve ikincisi ak partinin çöküş dönemine girdiğini. Bir kaç yıldır, Allahın ak partinin ipini çektiğini söylüyoruz. Son seçimler bunun sahaya yansıması oldu. Çoğunluk bozulduğunda Allah orasını darmaduman eder. Ak parti de bozuldu. Parti içinde hasbi duygulara sahip olanlar azaldı, menfi çıkarlar çoğaldı. Çoğunluk bozulduğu zamanda Allah orasını helak eder. Son bir kaç yıldır erdoğan, her seçim sonrası teşkilatları yenileyerek bu yobazlaşmanın önüne geçmeye çalıştı. İşe yaradımı? Yaramadı. Neden? Görevden alınanları ailenin bir parçası olarak görmeye devam etti. Onları partiden dışlamadı. Örneğin; abdullah gül. Daha düne kadar onu, partinin her türlü organizasyonuna davet ettiler. Siz bunu yaparsanız, yani çürük elmaları ailenin bir parçası olarak görmeye devam ederseniz, Allahta sizi bir aile olarak görmeye devam eder ve bir bütün olarak hesabı size keser. Erdoğana tavsiyemiz; parti teşkilatların tümünü lağv et. Millet oyunu sana veriyor, partiye değil. Teşkilatı küstürmeyeyim diye toplumu kendine küstürüyorsun. Teşkilatları lağv edipte seçimlere girsen, her ilçeye kafadan adaylar koysan, hiçbir miting yapmasan, inan bugünlerden çok daha fazla oy alırsın. Bundan sonra milletimle yola devam edeceğim der, daha fazla insanın gönlünü alırsın. Ak parti il ve ilçe yönetimlerin dava diye bir derdi yok, onlar çıkarları uğruna orada. Onlar sana ve davana bir yük. Sana zerre kadar faydaları yok. Tüm teşkilatı, myk dahil lağv et. Askeri okullar gibi lağv et. Başka türlü, seni çevreleyen o ezik o hain tiplerden kurtulamazsın. Temizlemezsen, onların pisliklerine sende ortak olursun. Çöküş başladı, ne yapsan artık ak partiyi kurtaramazsın. Tek çaren partiyi lağv edip kendini kurtarmak. Hatamıydı ak partiye oy vermek? Hayır. Ne kadar çok yerel seçim olsada, siz partiye değil lidere oy veriyorsunuz. Biliyorsunuzki yerelde bir sıkıntı olduğunda lider buna kayıtısız kalmaz müdahalesini yapar. Bu güveni size diğer partiler vermiyor. Örneğin; chp. Yerel bazda bunların arasından usulsüzlük yapan çıksa, biliyorsunuzki baştakilerde bu işin içinde. Yani diğerlerinde balık baştan kokuyor. Erdoğan ve bahçeli, şükür bu konuda bunlarda bir sıkıntı yok. Bu ikisi davalarında samimi. Devlete ve millete ihanet içinde değil. Sadece, teşkilatlanma devrin sona geldiğini siz ve erdoğan bilin. 

 



kutuplaşma altında yatan ilahi hikmet


Günümüzde insanların farklı kutuplara çekildiğini ve birbirlerinden nefret eder derecede ayrıştığını görüyoruz. Bunu siz muhafazakarlar kötü birşeymiş gibi algılıyor ve karşı tarafa sürekli barış mesajları, birlik mesajları gönderme ihtiyacı hissediyorsunuz. Siz karşı tarafa birlik ve beraberlik mesajları, hoş görü gösterdikçede onların daha saldırgan ve çirkef bir hale büründüğünü görüyorsunuz. Sizler şuan ülkenizin geleceği hakkında bir endişeye sahipsiniz ve bugün yaşananları anlamakta zorlanıyorsunuz. Biz bu yazıyı bu endişelerinizi gidermek için kaleme aldık, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz...

Kaderin üstünde bir kader var

Bu sözü bir çok yerde duymuşsunuzdur, bunun anlamı ne? Bizler bireyler olarak yeryüzüne indirilmişiz ancak kaderlerimiz değil. Bizler birey olarak hayatlarımızı belki sürdürebiliyoruz, ancak kaderlerimiz değil. Kaderlerimiz içinde yaşadığımız toplumun ve mensup olduğumuz inancın kaderi ile "doğru ortantılı" bir ilişkiye sahip. İçinde yaşadığımız toplumun kaderi yükselişe çıkarsa, kendi kaderlerimizde o orantıda yükselişe geçiyor. İçinde yaşadığımız toplumun kaderi çöküşe girecekse, kendi kaderlerimizde o orantıda çöküşe geçiyor. O yüzden bana ne, devlet batarsa batsın gibi cümle ve eylemlerden uzak durmalıyız. Sizin kaderiniz içinde yaşadığınız toplumun kaderine bağlı. Ülkeyi terk ederekte bundan kaçamazsınız. Ülkenizin çöküşü, siz nereye giderseniz gidin sizi yakalar ve aynı akıbeti size yaşatır. Hatta kaçtığınız için daha beterini size yaşatır. İnsanlar, eğer kendi kaderlerin ülkeleri ve ait oldukları inancın kaderi ile doğru orantılı bir ilişki içinde olduğunu bilseydiler, eminiz ülkelerine ve inançlarına yapılan onca saldırılara bu kadar duyarsız kalmazlardı. Bu haksızlık değilmi, bir birey olarak toplumun kaderini neden çekmek zorundayım? Haksızlık değil. Ne kadar çok o toplumdan nemalanıyorsanız o kadar etkilenirsiniz. O toplum üzerinden para kazanınca güzel, o toprakların nimetlerinden faydalanınca güzel, toplumun derdine ortak olmaya gelince, ben yokum, öylemi? Şimdi; insanın kaderi üstünde milletin kaderi, bir milletin kaderi üstünde bir ümmetin kaderi bir ümmetin kaderi üstünde de insanlığın kaderi vardır. Bunlardan herhangi birisi lehte veya aleyhte kaderi ile yüzleşmesi gerekiyorsa, ona bağlı bütün bireylerin kaderi ona boyun eğer. Bireylerin yatırımları ve hayat planları dikkate alınmaz, toplum ne yaşaması gerekiyorsa onu yaşarlar. Bir millet yükselecekmi çökecekmi, bu neye göre belirlenir? Çoğunluğa göre. Eğer bir milletin bir inancın veya insanlığın çoğunluğu yoldan şaşarsa ait olduğu yer çöküşe geçer. Yükseliş nasıl gerçekleşir? Sıkıntılı bir dönem yaşayan birisi ne yapar; Allahı hatırlar. Başına musibet inen birisi Allahı hatırlar ve bol dua eder. Allahta merhameti gereği o duaları kabul eder ve o toplumun üzerindeki sıkıntıyı kaldırır. Çöküş dönemleri çoğunluğun haktan sapması ile yaşanır. Yükseliş dönemleride Allahın bir merhameti sonucu gerçekleşir. Bunun toplumsal kutuplaşma ile ilgisi ne? Allah toplumsal kutuplaşmaları iki yol üzerinden gerçekleştirir, birisi baatılın önünü açarak diğeri ise hakkın önünü açarak. Kutuplaşmalar hak ile baatılın birbirinden ayrışmasından kaynaklanır. İlk kutuplaşma geçen yüz yıl yaşandı. Yüzyıllardır osmanlıda tek bir kutup görünüyordu. Geçen yüz yıl bir kutup daha zuhur etti. İttihati terakki altında bir cephe oluştu. Bunlar yüzyıllardır hakkın şemsiyesi altında gizlendi, vakti geldiğinde de ortaya çıktılar ve toplumda ikinci bir kutbu oluşturdular. Allah, geçen yüzyıl hakkın çöküşünü onların çıkışını takdir etmişti. Dolayısıyla iktidara geldiler ve bir kötü ne yapması gerekiyorsa onu yaptılar. Haktan bir emare bırakmadılar. Geçen yüz yıl tek bir kutup vardı çünkü, hakkın cephesi sindirilmişti. Kendi inançları kendi örf ve adetlerini günlük yaşantısına yansıtamıyor, yansıtmasına izin verilmiyordu. Ortalıkta sadece tek tip insan görüyordunuz. Örneğin şapka devrimi veya düne kadar varolan başörtüsü yasağı. Bu zamana kadar kutuplaşma yoktu çünkü siz, siz ahlaklı ve iffetli insanlar gizleniyor ortalıkta görünmüyordunuz. Siz sindirilmiştiniz, ses sadece ahlaksız tiplerden çıkıyordu. Sadece onların sesi çıktığı için, ortalıkta tek bir kutup görünüyordu. Ne zamana kadar? Bir lider ortaya çıkıncaya kadar.


Lider faktörü

Allah, hakkı baatılın prangalarından koparıp tekrar dirilişini takdir ettiğinde bir lider ortaya çıkarır ve o lider üzerinden yeni dirilişi başlatır. Yeni doğuşlar her zaman bir lider ile gerçekleşir, bu gerek baatıl gerek hak olsun. Hakkın doğuş vakti geldiğinde Allah Müslümanların arasından
bir lider çıkarır ve o lider musa as gibi müminleri baatılın zulmünden kurtarıp aydınlığa, yeni bir cepheye taşır. O aydınlık o karanlıktan çıktığı zamanda, o toplulukta ikinci bir kutup zuhur eder. Sizlerin kutuplaşma olarak gördüğü olay, aslında peygamberimizin doğuşu ile iranlıların tapınaklarında bin yıllardır yanan ateşin sönmesi gibi hayrlı birşeydir. Baatılın karşısına yeni bir cephenin doğmasıdır. Baatıl olan kutup bir kara delik gibi herşeyi kendi içine çeker herkesin kendisine boyun eğmesini ister. Hiçbir cazibeliği bulunmaz. Tek tip görüş tek tip insan ve yüzde yüz kontrol amaçlar. Sefillik ve yolsuzluk hakim olur. Hakkın temsil edildiği kutup ise nur gibi parlar, çevresini aydınlatır. Gören onun cazibeliğine kapılır. Toplum orada adalet, eşitlik, tatlı dil ve güler yüz, özgürlük, kalkınma, refah gibi daha önce hiç görmediği güzellikleri görür. Günümüzde yaşanılan kutuplaşmanın birinci nedeni bu; bir liderin ortaya çıkıp hakkı batılın prangalarından koparması. Bizim ülkemizde hakkın bu uyanışı menderes ile başladı. Özal ile devam etti, sonrası erdoğan. Hak doğmaya başladığında, baatıl hiç boş dururmu? Elbette durmaz, buna direnir!

Baatılın direnişi

Hak uyanmaya başladığında, baatıl buna direnir ve bu uyanışı baskılamaya çalışır. Örneğin; siz kendi değerleriniz ile buluşmaya başladığınızda, atalarınızın (osmanlı) değerlerini öğrenmeye başladığınızda, inancınızı daha bilinçli yaşamaya başladığınızda, kendi araba ve uçağınızı üretmeye kalkıştığınızda baatıl cephe ne yaptı; sizinle dalga geçti sizi aşağıladı, size iftiralar attı, sizlere her ortamda hakaretler yağdırdı, size karşı kurulan tuzaklara ortak oldu, sizin önünüzü kesmek için ellerinden geleni yaptı. İşte hak kendi benliğine kavuşmaya başladığı an baatıl bunu yapar, baatıl buna direnir. Allah eğer hakkın yükselişini takdir ettiyse neden baatılı hakkın üzerine salıverir? Allah bununla iki şeyi amaçlar, bir; baatılın bize saldırmasına izin vererek bizleri bir cihada zorlamak ister. Allah isterki uyanalım ve hakkın direnişine katkıda bulunalım. İsterki baatılı
kendi elimizle biz yok edelim, o sevabı biz kazanalım. İki; içinizdeki çürükleri elemek için saldırtır. Baatıl saldırıya geçtiği an, kendi içinizden birileri onlar ile iş tutacaktır. Allah, içinizdeki bu hainleri görmeniz için baatılı saldırtır. Bu saldırılar hayırlıdır çünkü, herkesin gerçek yüzünü açığa çıkartır. Üç; Allah, baatılı üzerimize salarak isterki saflarımızı sıklaştıralım ve tarafımızı belirleyelim. O yeni oluşumu benimsemenizi ve o yeni oluşumun etrafında tek güç olmanızı ister. Liderleriniz yalnız başına bir yere kadar sizi taşır. Siz rehavet içinde olur ve bütün yükü liderinizin omuzuna yüklerseniz, o zaman hem hakkın bu dirilişinden sevap payınızı kaçırırsınız hem hakkı yarı yolda bırakmış olursunuz. Örneğin; bir mitinge katılmak size küçük birşeymiş gibi gelebilir ama bunlar liderlerinize inanılmaz bir enerji verir, liderlerinizin inancını ve motivasyonunu hep üst düzeyde tutar. Liderlerinize bu desteği sağlamanız, hakkın uyanışından sevap payınızı almanız içinde Allah, baatılı kudurmuş, ağızlarından salya akan köpekler gibi üzerinize salıverir. Bunlar her yerden size saldırınca milli duygularınız ve dini hassasiyetleriniz uyanır, sizler ayağa kalkar ve bende varım demeye başlarsınız. 

Liderlerin kutuplaşma üzerindeki etkisi

Hak ve baatıl çok samimi olmaya çok içli ve dışlı yaşamaya başlarsa Allah o topluluğu bir çatışma ortamına sürükler ve insanları taraf tutmaya zorlar. Liderler bu ayrışmada mıknatıs rolü alır. Artı ve eksi yönü olan güçlü bir mıknatıs gibi, o mıknatısı ortaya attığınız an birbirine girmiş nesneleri anında eksi ve artıya göre birbirinden ayırır. Her birini olması gereken kutuba sürükler. Mıknatıslar liderlerdir. Allah liderleri ortaya atar ve o liderler bir mıknatıs gibi pozitif olanları kendisine çeker, diğerlerini zıt kutuba iter. Örneğin; sizler abdullah gül gibilerin, saadet partisi veya gülen örgütü mensupların tutumundan şaşırıyorsunuz değilmi, işte Allahın ortaya çıkardığı liderler bunu yapar, içinize karışmış negatifleri alır ve onları ait olduğu noktaya iter. Bir toplumda kutuplaşmalar olduğu an, siz su bardağın boş olan bölümüne odaklanmayın, dolu olan bölüme odaklanın. Nedir dolu tarafı? Aramızdaki hainler açığa çıkıyor. Kimin dost kimin düşman olduğunu görüyoruz. Örneğin; saadetin bugünki halini kim hayal edebilirdi? Hakkın doğuşu gerçekleşirken, bizleri üzen şey sizlerin ürkekliği. Bizim sizlere tavsiyemiz;

Eziklik psikolojinizi üzerinizden atın

Allah yüz yıl sonra sizleri tekrar türkiye üzerinde iktidar olmanızı takdir etmiş, siz buna şükretmeniz gerekirken ne yapıyorsunuz, siz bir eziklik psikolojisi bir kölelik ruhu içinde beyaz efendilerinize yalakalık üzerine yalakalık çekiyorsunuz. Allah yükselişinizi takdir ettiği ve sizi iktidara taşıdığı için nerdeyse utanıyor beyaz efendilerinizden özür dileyecek haldesiniz. Neden hep bir arada mutlu ve huzur içinde geçinemiyoruz diye feryatlar ediniyor, beyaz efendilerinize verdiğiniz rahatsızlıklardan dolayı pişmanlık duyuyorsunuz. Yüz yıl sonra baatılın prangalarından kurtarılmış benliğinize kavuşmuşsunuz, şükretmeniz gerekirken neden farklı bir cephe oluştu, hep bir arada mutluca yaşasak olmazmı diyorsunuz. Yaptığınız bu iş tutunduğunuz bu tavır çok yanlış, bunu biliniz. Bu ezikliğinizi atalarınız görseydi sizlerin yüzlerine tükürürdü. Bu toprakların efendisi sizsiniz, artık üzerinizdeki o kölelik ruhunu atın ve efendi gibi davranmaya başlayın. Bugün şahin olma günü. Bugün anlaşma ve her yere gülücük dağıtma günü değil. Bugün kılıçları kuşanma günü. Hep birlikte yaşayamazmıyız? Yaşayamazsınız;

Baatıl ile birlikte olmanıza Allah izin vermez

Allahu Teala sizleri baatıl ile ortaklıklar kurmanızı istemez. Kurduğunuz anda bu hayırla sonuçlanmaz. Neden?
Baatılın temsil ettiği cephe fuhuş, içki ve ahlaksız yaşam tarzını yaşantıların merkezine oturtur. Onların bu yaşantısı nefse cazip geldiği için, siz eğer onlar ile içli dışlı olursanız onların bu yaşantısı zaman dilimi içinde sizinde içinize siner. Allahta buna izin veremez. Aranızdaki bazı bireylerin bozulmasına belki izin verir ama, çoğunluğun bozulmasına değil. Çoğunluk bozulursa, ilahi düzene göre kıyamet kopması gerek. Kıyametinde henüz vakti gelmediği için, Allah çoğunluğun kötü ile iş tutmasına izin vermez. Eğer iş tutarsanız ya iş tutan liderlerinizin başına birşey gelir ya da millet olarak sizin başınıza. İki; baatıl, iktidarını ihanetler üzerine kurar. Bu ihanetler hem Allaha hem yaşadıkları topraklara hem o toprağın milletine yönelik olur. Siz baatıl ile ortak bir işe giriştiğiniz an mutlaka ve mutlaka birisine ihanet etmek zorunda kalırsınız. Ya dininize, ya milletinize ya da yaşadığınız topraklara ihanet etmeye itilirsiniz. Örneğin; fetö mensupları. Hayatlarını çalıştıkları kurumlara ihanet etmekle geçirdiler. Üç; baatıl cephe hak ve hukuktan yani Allahtan nefret eder. Kendisinde bir Allah alerjisi bulunur. Siz baatıl ile bir ortaklığa atıldığınız an hak ve hukuktan vazgeçmek zorunda kalırsınız. Haksızlık ve hukuksuzluklara göz yummak zorunda bırakılırsınız. Örneğin; nato. Nato bir şer ittifakı. Türkiye olarakta siz bu şer ittifakına ortak oldunuz ve ister istemez onun tüm kötülüklerine göz yummak zorunda kalıyorsunuz. Kötü ile iş tuttuğumuzda da ne oluyordu bize? Başımıza bir iş geliyordu, Allah bizlere tokadı yapıştırıyordu. Ülkemizde yaşanılan her darbe bir nato darbesi olduğuna göre, aslında her 10 yılda bir Allah bize bir tokat yapıştırıyor. "Bunlardan size hayır gelmez, siz haksınız onlar baatıl, onları içinde barındırmanız sizin hayrınıza değil" diyor Allahu Teala, ama dinleyen maalesef yok. O zaman tokat yemeye devam.


Allah batıl ile samimi olmanızı istemez

"Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez." (Maide Süresi, 51)
"Ey inananlar! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar, size gelen gerçeği inkar etmişken, onlara sevgi gösteriyorsunuz; oysa onlar, Rabbiniz olan Allah'a inandığınızdan ötürü sizi ve Peygamberi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer sizler Benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Ben, sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. İçinizden onlara sevgi gösteren kimse, şüphesiz doğru yoldan sapmıştır" (Mümtehine Süresi, 1)

Allah sizlerin batıl ile fazla samimi olmanızı istemez ve izinde vermez, bunu bir yerinize not edin. Sizlerin hoşgörü gösterdiği ve sürekli barış mesajları gönderdiği tayfa Allah katında lanetlenmiş bir zümredir. Onların yaşantıları onların benimsediği değerler Allah katında pislik olarak görülür. Siz işte Allahın pislik olarak gördüğü bu kitle ile çok içli dışlı olmaya başladınız. Kendi değerlerinizi İslami yaşantınızı unutmaya, onlar gibi görünmeye onlar gibi pislik içinde yaşamaya başladınız. Allahta buna izin veremezdi. Ne yaptı? Baatılı üzerinize sürekli salıverdi. Gezi olayları, 17-25 aralık ve 15 temmuz darbe girşimi. Bunların her biri sizi silkeledi, saflarınızı sıklaştırmanızı, baatıldan kopmanızı sağladı. Eğer onlar ile çok içli dışlı olmaya başlarsanız, Allah işte bunu yapar, Allah bir iç çatışma zuhur ettirir. Dost olarak gördüğünüz gayrimüslimlerin gerçek yüzünü size gösterir. Dost olarak gördüğünüz ve yüz yıllardır birlikte yaşadığınız kişilerin aslen dostunuz olmadığı gerçeğini, neden onlardan uzak durmanız gerektiğini sizlere hatırlatır. Örneğin; bosna halkı son yüz yıl içinde sırplar ile çok içli dışlı olmuştu. Kendi değerlerini unutmuş kafirler gibi hayat yaşamaya başlamıştı. Allahta srebrenitsa katliamı ile onları uyandırdı. Onlara dostu düşmanı hatırlattı, özlerine geri döndürdü. Ya da hocalı katliamı ya da kıbrısta yaşanılan katliamlar. ÖZETİ; kafirlerden uzak durun, onlar ile ortak iş yapmayın, onlara açık ve de gizli muhabbet beslemeyin. Eğer onlara yakınlık ve muhabbet gösterirseniz Allah sizi tasfiye eder, çoğunluğun başına başka liderler getirir.  

Ba
atıl olan erdoğan ve onun cephesi olamazmı?

Bu sizin inancınıza ve hayat felsefenize bağlı. Siz eğer anıtkabiri kabeniz olarak tanımlıyorsanız, örtünmeyi geri kalmışlığın bir simgesi olarak görüyorsanız, içki içmeyi aydın olmanın olmazsa olmazı olarak sayıyorsanız, mini eteği kültürünüzün bir parçası olarak görüyorsanız, tarihinizin başlangıcını 1923 olarak görüyorsanız, osmanlıdan nefret ediyorsanız, okullarda peygamberimizin hayatın okutulmasına karşı çıkıyorsanız, başörtünün kamuda yeri yoktur diyorsanız veya siz değilde bulunduğunuz cephe bunları söylüyor ve savunuyorsa, o zaman evet size göre erdoğan baatıl olabilir. Biz ise baatıl tanımlamasını Kur'an-ı Kerime göre yapıyoruz. Kur'an-ı Kerime görede ateistler, gayrimüslimler, teröristler, eşçinseller, peygamberimizle dalga geçenler, başörtülü kardeşlerimize laf atanlar, ezanımızdan tiksinenler, şımarık zenginler, üstünlük besleyen aydınlar ve masonik yapılanmaların bulunduğu cepheye baatıl denilir. Erdoğan hak cephemi? İlk önce ortada kaç cephe var ona bir bakalım; ortada sadece iki cephe var. Birisi cumhur ittifakı diğeri ise millet ittifakı. Ortalıkta üçüncü bir cephe yok. İttifaklar bu iki cephe etrafında kurulmuş. Size bir milyonluk soru; hangi cephe hak cephe olabilir? Bir yanda erdoğan, diğer tarafta gayrimüslimler, batı dünyası, ataistler, sabah akşam peygamberimize ve ezanımıza sövenler, bu ülkede 40 yıldır terör estiren terör örgütleri. Sizce kim hak cephe olabilir? Zekanızı fazla zorlamayın arkadaşlar, herşey bu kadar açık olmasına rağmen, halen yanlış cephede bulunuyorsanız, mahşer günü bunun izahatını yapamazsınız bizden söylemesi. Hak, İlla bir cephede olmak zorundamı? Zorunda. Her kavgada illa birisi diğerinden daha haktır. Siz maalesef insanlara olan duygularınıza göre kararlarınızı veriyorsunuz. İslam dini ise bizi bundan men eder. İslam dini kişilere göre değil, olaya göre kararlar vermemizi ister. Şu konuda şu haklıdır bunda şu gibisine. Örneğin; bana göre erdoğan, menderes ve özalla kıyasladığımda aralarında en beceriksiz en yetersiz olanı. Tek farkı, onlardan daha cesur olması. Demek günümüzde akıllı olan değil, cesur olan müslümanların başına geçmesi gerekiyormuş. Örneğin; akıllı birisi başınızda olsaydı tüm tuzakları önden görür ve önlemini alırdı. Ama, o zamanda aranızdaki hainler topluca açığa çıkmaz, sizlerede 15 temmuz gecesi gibi kahramanlıkları yazmak nasip olmazdı. Hakkın baatıldan ayrılması bakımından, sizlerin sevap kazanması ve herkesin tarafını belirtmesi açısından demek böyle bir lider başınızda olması gerekiyormuş. Ne diyoruz, Rabbim böyle takdir ettiyse bildiği birşey vardır.
Artı, konu kişiler değil, konu olayların içeriği. Her olayın haklı ve haksız olan tarafı vardır, sizde kişiye bakmaksızın hak olan tarafı seçmek ve savunmak zorundasınız; "Ey iman edenler, Allah için hakki ayakta tutanlar ve adaletle sahitlik yapanlar olunuz. Ve bir topluluğa karşı olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adalet edin. Bu, takvaya daha yakındır. Ve Allah´tan korkun. Muhakkak ki Allah; işlediklerinizden haberdardır" (Maide Süresi; 8). Her olayın bir haklı birde haksız tarafı vardır. Seçiminizi yaparken kişiye göre değil, adalet duygunuza göre yapın. Kim haklıysa onun savunun.
 

Özetleyelim;

Kutuplaşmalar hak ile baatılın arasındaki çatışmadan kaynaklanır. Bu ikisi bir arada olduğunda ister istemez tartışmalar ve savaşlar olur. Herkes kendi değerini savunur ve diğerinden nefret eder. Hak olan mini eteklerden, içkiden, haram ortamlardan, ahlaksız dizilerden, vatan hainlerinden nefret eder. Baatıl olanda ezandan Allahtan, örtünmeden, peygamberimizden, örf ve adetlerimizden, atalarımızdan nefret eder. Bu ikisinin bir araya gelmesi ilahi düzene ters. O yüzden bu ikisi aynı topraklarda yaşadığı müddet kutuplaşma olacaktır. Düne kadar ülkenizde kutuplaşma yoktu çünkü, osmanlı yani hak olan baatılı bastırmıştı. Cumhuriyet döneminde de baatıl olan hakkı yutmuş, tek tip insan ortaya çıkarmıştı. Günümüzde siz bir kutuplaşma yaşıyorsanız, bu sizi mutlu etmeli çünkü, bu hakkın artık baatılın prangalarından kopup kendi benliğine kavuşmasına işaret eder.
Sayın okurlarımız; eğer kutuplaşmalar hakkın hükümdarlığı döneminde gerçekleşiyorsa bu kötü birşeye işaret eder. Bu baatılın doğuşuna ve egemenliğine işaret eder. Eğer ama baatılın hüküm sürdüğü bir dönemde bu kutuplaşma gerçekleşiyorsa, o zaman bu hayra alamet. Bu hakkın çıkışına, yükselişine işaret eder. Allah baatılın çıkmasını istediği an bunun önüne geçemezsiniz, hakkın çıkışını takdir ettiği anda buna engel olunamaz. Engel olamadıklarıda zaten ortada. Ne kadar yalan ve iftiralara başvursalar, ne kadar suikast ve darbe girişimlerinde bulunsalar erdoğanı bir türlü indiremediler. Çareyi sınırlarımıza dünyanın ordularını yığmakta ve bizi birinci dünya savaşına benzer bir savaşa sürüklemekte bulacaklarını sanıyorlar. Planları tutarmı? Hayır çünkü biz hakkın doğuş safhasındayız. İlahi düzeni bilmedikleri için bir hesaplama hatası yapıyorlar. Planları birinci dünya savaşında tuttu çünkü, Allah o dönemde baatılın çıkışını takdir etmişti. Gnümüzde ise hakkın doğuşunu takdir ediyor. Yani ne kadar çok savaş gemilerini sınırımıza yığsalarda, bu sefer işler planladıkları gibi gitmeyecek. Onlar planlar kuruyorsa, Rabbimde onlara bir kaç süpriz hazırlıyor; "Hani kâfirler seni tutuklamak, öldürmek ya da Mekke´den sürmek amacı ile aleyhinde tuzak kurmuşlardı. Onlar tuzak kurarken Allah da tuzak kuruyordu. Hiç kuşkusuz Allah tuzak kuranlarınların en hayırlısıdır" (Enfal Süresi; 30).