nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    





onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara;

onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, herşeyi pahalaştır sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Petrolünü satamıyor, altın ve paralarına el konuluyor, içerideki işbirlikçiler sistemi kilitliyor, ekonomi kötüye gidincede suçlu hükümet, öylemi? Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bazı salaklar erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı. Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya böylesine bir çetenin varlığı neden tespit edilemedi, bunuda bir eleştiri olarak biz bir kenara koyalım. Bu eleştiriyi oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun. Oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın, çünkü siz ondan sorumlusunuz, mahşer günü onlarla haşrolunacaksınız. Şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler. Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı Nankör. 50 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Haram haramı çeker. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Yan gelerek para ödeyerek emekli olma hakkını elde ettiler.

Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 50 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Avrupada hiçbir insan 40 yaşında emeklilik benim hakkımdır demeyi aklına bile getrimezken, bunlar açık açık bunu söyleyebiliyor ve insanlarıda buna inandırtabiliyor. Avrupada birisi 40 yaşında emekli olmak benim hakkım dese tımarhane atılır, burada ise bu söylem alıcı buluyor. Ne hale düştük. Gerçektende utanmadan bunu talep eden insanlar var. Ne yüzsüzlük. Memurluk maaşınız 4000 TL ve bu size yetmiyormu. Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın derdik. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün derdik. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün derdik. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün derdik. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler. Sahillere diktiler kaçak yapıları, yaylalara ormanlara diktiler kaçak villaları, kaçırdılar vergileri, bir de bu ülkede yaşanmaz diye şikayet ediyorlar. Nankörler. Bu milletin omuzundan parayı kazan, sonrada bu mileti aşağıla. Nankörler. Devlet memuru olmak için üniversiteye gidiyorlar. Ufka bakın. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Felsefe şu; devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Mantığa bakarmısınız. İş hayatına atıldığın gün çalışma hayatı başlaması gerekirken bunlar için üniversiteye girdiklerinde başlıyor, üniversite bittiğinde de bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Olmayıncada devleti kötülüyorlar. Üniversite sonrası herkes devlet memuru olup bir emekli gibi rahat etme derdinde. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Taktik hep aynı. Kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Ne kadar vatan haini varsa, hepsini topladı ülkeye. Kendisinden sonrakiler için çok ağır bir miras bıraktı. Birde erdoğandan neden nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl iş bu, bizde anlamadık. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl iş bu? Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Şimdi; gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası. Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? Erdoğan bizi '70 li yıllara götürdü diyorlar. Aşağılık herifler. '70 li yıllarda yokluktan ötürü kuyruk vardı, bugün ise bolluk içinde kuyruk var. 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olması ve fiyatları birlikte belirlemesi. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediklerini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı. Ülkemizde yaşayan bu iki zümre arasındaki fark; kendilerini alim zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halindeler. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. "Alim" ile arif, nankör ile vatansever arasındaki farkı anladınızmı? Nankör olan, arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Sizin bu asil duruşunuz herşeye yetiyor. Sizin irfanınıza hayranım. Kendini alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine sizin başınıza kaldı. Gazi mustafa dün size sığınmış, kurtuluş mücadelesini anadoludan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek size nasip olacak. Kılıcınız keskin yolunuz açık, yardımcınız Allah olsun.

Bu arada, bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Nankörler. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Müslümanların içine fitne sokan münafıklar, sizi. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir yerden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi, onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz müslümansınız, ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile niye aynı safta yer alıyorsunuz? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Bunun aması maması yok. Müslüman Müslümanın kardeşidir, NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar. Nankörler. Anadolu size kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Nasıl işse bu. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Gidin arabistana diyorlar, gerici diye aşağılıyorlar. Teşekkürler erdoğan. Sana çok büyük bir tuzak kurdular, sende yuttun. Sana sabah akşam diktatör dediler, sende bu algıyı yıkmak için her türlü ihanete göz yumdun. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Bu tuzağa düşmemen gerekirdi. Birde utanmadan sana diktatör diyorlar. YÜZSÜZLER. Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Az kaldı ama merak etmeyin, erdoğandan sonra Allahın size çok güzel bir süprizi var. Bekleyin ve görün. Şu kesin ama, Allahın azabı çok çetin olacak. Çok ama çok azdınız. Yeter artık. Erdoğan sizden hesap soracak gibi gözükmüyor, erdoğan altında siz daha çok azıyor daha çok güçleniyorsunuz. Yeter artık. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Özerklik isteyen, şehirlerimizde bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor, bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor, diyecekler. Öyle bir algı oluşturdularki, sanki erdoğan diktatör. Erdoğanda o diktatör söylemini haksız çıkarmak için, bunlara istediklerini yapma izni veriyor.

Algı nedir? Kelimeler ile olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, kelimeler ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyorsunuz ve gerçek dünyanın o olduğuna inandırtıyorsunuz. Sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli kelimeleri tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Bittik gittik, suriyelilerin istilasını uğradık, iltica geldi vs vs. Bu insanlarda gerçek türkiyenin bu olduğuna inanıyor. O paralel dünyadan uyanmamaları, gerçekleri görmemeleri içinde diğer haber kaynaklarını kötülüyorlar. Havuz ve yandaş gibi kavramlar boşuna değil yani. Hepsi kendi tabanlarına kurulan bu tuzağın bir parçası. Kendi tabanlarına sanal bir dünya kuruyorlar, uyanmamaları içinde gerçek dünya ile temas içinde olmalarına izin vermiyorlar. Kendileri dışında herkes kötü. Sözcü tayfasıda bunu bal gibi yutuyor. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak bir medya organın okurların zekası bu kadar olur zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Siz pkk'lılara savaş açtığınızda, ne dedi bunlar; pkk'lı teröristleri davul zurna ile karşılayan siz değilmisiniz dediler. Algı böyle birşey işte, algı sizi gerçeklerden koparır, sizleri tezat söylemlere iter. Örneğin; vakti gelir size "özgür medya" diye bağıttırır, vakti gelir yandaş ve havuz gibi kavramlar ile medyayı aşağılamanızı sağlar. Bir yandan medya susturulmaz diye bağırıyorlar, başka bir gün ise yandaş ve havuz medyasını yok edeceğiz diyorlar. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet. Deccaliyet budur; iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız. Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah ve huzur, kalkınmamı geldi? Hayır, savaşlar, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat etmeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyorlar yani kötüyü iyi gösteriyorlar. Deccaliyet bu. Rabbim bu aziz millete yardım etsin.

Sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu, onların ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, şeytanlar sizi. Kim bunlar; chp' nin başını çektiği çete. Şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı verip sonrada utanmadan vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyen şeytanlar sizi.  


Okurlarımıza tavsiyemiz; safhınızı belirleyin. Bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak; suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu, erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin.



kutuplaşma altında yatan ilahi hikmet


Günümüzde insanların farklı kutuplara çekildiğini ve birbirlerinden nefret eder derecede ayrıştığını görüyoruz. Bunu siz muhafazakarlar kötü birşeymiş gibi algılıyor ve karşı tarafa sürekli barış mesajları, birlik mesajları gönderme ihtiyacı hissediyorsunuz. Siz karşı tarafa birlik ve beraberlik mesajları, hoş görü gösterdikçede onların daha saldırgan ve çirkef bir hale büründüğünü görüyorsunuz. Sizler şuan ülkenizin geleceği hakkında bir endişeye sahipsiniz ve bugün yaşananları anlamakta zorlanıyorsunuz. Biz bu yazıyı bu endişelerinizi gidermek için kaleme aldık, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz...

Kaderin üstünde bir kader var

Bu sözü bir çok yerde duymuşsunuzdur, bunun anlamı ne? Bizler bireyler olarak yeryüzüne indirilmişiz ancak kaderlerimiz değil. Bizler birey olarak hayatlarımızı belki sürdürebiliyoruz, ancak kaderlerimiz değil. Kaderlerimiz içinde yaşadığımız toplumun ve mensup olduğumuz inancın kaderi ile "doğru ortantılı" bir ilişkiye sahip. İçinde yaşadığımız toplumun kaderi yükselişe çıkarsa, kendi kaderlerimizde o orantıda yükselişe geçiyor. İçinde yaşadığımız toplumun kaderi çöküşe girecekse, kendi kaderlerimizde o orantıda çöküşe geçiyor. O yüzden bana ne, devlet batarsa batsın gibi cümle ve eylemlerden uzak durmalıyız. Sizin kaderiniz içinde yaşadığınız toplumun kaderine bağlı. Ülkeyi terk ederekte bundan kaçamazsınız. Ülkenizin çöküşü, siz nereye giderseniz gidin sizi yakalar ve aynı akıbeti size yaşatır. Hatta kaçtığınız için daha beterini size yaşatır. İnsanlar, eğer kendi kaderlerin ülkeleri ve ait oldukları inancın kaderi ile doğru orantılı bir ilişki içinde olduğunu bilseydiler, eminiz ülkelerine ve inançlarına yapılan onca saldırılara bu kadar duyarsız kalmazlardı. Bu haksızlık değilmi, bir birey olarak toplumun kaderini neden çekmek zorundayım? Haksızlık değil. Ne kadar çok o toplumdan nemalanıyorsanız o kadar etkilenirsiniz. O toplum üzerinden para kazanınca güzel, o toprakların nimetlerinden faydalanınca güzel, toplumun derdine ortak olmaya gelince, ben yokum, öylemi? Şimdi; insanın kaderi üstünde milletin kaderi, bir milletin kaderi üstünde bir ümmetin kaderi bir ümmetin kaderi üstünde de insanlığın kaderi vardır. Bunlardan herhangi birisi lehte veya aleyhte kaderi ile yüzleşmesi gerekiyorsa, ona bağlı bütün bireylerin kaderi ona boyun eğer. Bireylerin yatırımları ve hayat planları dikkate alınmaz, toplum ne yaşaması gerekiyorsa onu yaşarlar. Bir millet yükselecekmi çökecekmi, bu neye göre belirlenir? Çoğunluğa göre. Eğer bir milletin bir inancın veya insanlığın çoğunluğu yoldan şaşarsa ait olduğu yer çöküşe geçer. Yükseliş nasıl gerçekleşir? Sıkıntılı bir dönem yaşayan birisi ne yapar; Allahı hatırlar. Başına musibet inen birisi Allahı hatırlar ve bol dua eder. Allahta merhameti gereği o duaları kabul eder ve o toplumun üzerindeki sıkıntıyı kaldırır. Çöküş dönemleri çoğunluğun haktan sapması ile yaşanır. Yükseliş dönemleride Allahın bir merhameti sonucu gerçekleşir. Bunun toplumsal kutuplaşma ile ilgisi ne? Allah toplumsal kutuplaşmaları iki yol üzerinden gerçekleştirir, birisi baatılın önünü açarak diğeri ise hakkın önünü açarak. Kutuplaşmalar hak ile baatılın birbirinden ayrışmasından kaynaklanır. İlk kutuplaşma geçen yüz yıl yaşandı. Yüzyıllardır osmanlıda tek bir kutup görünüyordu. Geçen yüz yıl bir kutup daha zuhur etti. İttihati terakki altında bir cephe oluştu. Bunlar yüzyıllardır hakkın şemsiyesi altında gizlendi, vakti geldiğinde de ortaya çıktılar ve toplumda ikinci bir kutbu oluşturdular. Allah, geçen yüzyıl hakkın çöküşünü onların çıkışını takdir etmişti. Dolayısıyla iktidara geldiler ve bir kötü ne yapması gerekiyorsa onu yaptılar. Haktan bir emare bırakmadılar. Geçen yüz yıl tek bir kutup vardı çünkü, hakkın cephesi sindirilmişti. Kendi inançları kendi örf ve adetlerini günlük yaşantısına yansıtamıyor, yansıtmasına izin verilmiyordu. Ortalıkta sadece tek tip insan görüyordunuz. Örneğin şapka devrimi veya düne kadar varolan başörtüsü yasağı. Bu zamana kadar kutuplaşma yoktu çünkü siz, siz ahlaklı ve iffetli insanlar gizleniyor ortalıkta görünmüyordunuz. Siz sindirilmiştiniz, ses sadece ahlaksız tiplerden çıkıyordu. Sadece onların sesi çıktığı için, ortalıkta tek bir kutup görünüyordu. Ne zamana kadar? Bir lider ortaya çıkıncaya kadar.


Lider faktörü

Allah, hakkı baatılın prangalarından koparıp tekrar dirilişini takdir ettiğinde bir lider ortaya çıkarır ve o lider üzerinden yeni dirilişi başlatır. Yeni doğuşlar her zaman bir lider ile gerçekleşir, bu gerek baatıl gerek hak olsun. Hakkın doğuş vakti geldiğinde Allah Müslümanların arasından
bir lider çıkarır ve o lider musa as gibi müminleri baatılın zulmünden kurtarıp aydınlığa, yeni bir cepheye taşır. O aydınlık o karanlıktan çıktığı zamanda, o toplulukta ikinci bir kutup zuhur eder. Sizlerin kutuplaşma olarak gördüğü olay, aslında peygamberimizin doğuşu ile iranlıların tapınaklarında bin yıllardır yanan ateşin sönmesi gibi hayrlı birşeydir. Baatılın karşısına yeni bir cephenin doğmasıdır. Baatıl olan kutup bir kara delik gibi herşeyi kendi içine çeker herkesin kendisine boyun eğmesini ister. Hiçbir cazibeliği bulunmaz. Tek tip görüş tek tip insan ve yüzde yüz kontrol amaçlar. Sefillik ve yolsuzluk hakim olur. Hakkın temsil edildiği kutup ise nur gibi parlar, çevresini aydınlatır. Gören onun cazibeliğine kapılır. Toplum orada adalet, eşitlik, tatlı dil ve güler yüz, özgürlük, kalkınma, refah gibi daha önce hiç görmediği güzellikleri görür. Günümüzde yaşanılan kutuplaşmanın birinci nedeni bu; bir liderin ortaya çıkıp hakkı batılın prangalarından koparması. Bizim ülkemizde hakkın bu uyanışı menderes ile başladı. Özal ile devam etti, sonrası erdoğan. Hak doğmaya başladığında, baatıl hiç boş dururmu? Elbette durmaz, buna direnir!

Baatılın direnişi

Hak uyanmaya başladığında, baatıl buna direnir ve bu uyanışı baskılamaya çalışır. Örneğin; siz kendi değerleriniz ile buluşmaya başladığınızda, atalarınızın (osmanlı) değerlerini öğrenmeye başladığınızda, inancınızı daha bilinçli yaşamaya başladığınızda, kendi araba ve uçağınızı üretmeye kalkıştığınızda baatıl cephe ne yaptı; sizinle dalga geçti sizi aşağıladı, size iftiralar attı, sizlere her ortamda hakaretler yağdırdı, size karşı kurulan tuzaklara ortak oldu, sizin önünüzü kesmek için ellerinden geleni yaptı. İşte hak kendi benliğine kavuşmaya başladığı an baatıl bunu yapar, baatıl buna direnir. Allah eğer hakkın yükselişini takdir ettiyse neden baatılı hakkın üzerine salıverir? Allah bununla iki şeyi amaçlar, bir; baatılın bize saldırmasına izin vererek bizleri bir cihada zorlamak ister. Allah isterki uyanalım ve hakkın direnişine katkıda bulunalım. İsterki baatılı
kendi elimizle biz yok edelim, o sevabı biz kazanalım. İki; içinizdeki çürükleri elemek için saldırtır. Baatıl saldırıya geçtiği an, kendi içinizden birileri onlar ile iş tutacaktır. Allah, içinizdeki bu hainleri görmeniz için baatılı saldırtır. Bu saldırılar hayırlıdır çünkü, herkesin gerçek yüzünü açığa çıkartır. Üç; Allah, baatılı üzerimize salarak isterki saflarımızı sıklaştıralım ve tarafımızı belirleyelim. O yeni oluşumu benimsemenizi ve o yeni oluşumun etrafında tek güç olmanızı ister. Liderleriniz yalnız başına bir yere kadar sizi taşır. Siz rehavet içinde olur ve bütün yükü liderinizin omuzuna yüklerseniz, o zaman hem hakkın bu dirilişinden sevap payınızı kaçırırsınız hem hakkı yarı yolda bırakmış olursunuz. Örneğin; bir mitinge katılmak size küçük birşeymiş gibi gelebilir ama bunlar liderlerinize inanılmaz bir enerji verir, liderlerinizin inancını ve motivasyonunu hep üst düzeyde tutar. Liderlerinize bu desteği sağlamanız, hakkın uyanışından sevap payınızı almanız içinde Allah, baatılı kudurmuş, ağızlarından salya akan köpekler gibi üzerinize salıverir. Bunlar her yerden size saldırınca milli duygularınız ve dini hassasiyetleriniz uyanır, sizler ayağa kalkar ve bende varım demeye başlarsınız. 

Liderlerin kutuplaşma üzerindeki etkisi

Hak ve baatıl çok samimi olmaya çok içli ve dışlı yaşamaya başlarsa Allah o topluluğu bir çatışma ortamına sürükler ve insanları taraf tutmaya zorlar. Liderler bu ayrışmada mıknatıs rolü alır. Artı ve eksi yönü olan güçlü bir mıknatıs gibi, o mıknatısı ortaya attığınız an birbirine girmiş nesneleri anında eksi ve artıya göre birbirinden ayırır. Her birini olması gereken kutuba sürükler. Mıknatıslar liderlerdir. Allah liderleri ortaya atar ve o liderler bir mıknatıs gibi pozitif olanları kendisine çeker, diğerlerini zıt kutuba iter. Örneğin; sizler abdullah gül gibilerin, saadet partisi veya gülen örgütü mensupların tutumundan şaşırıyorsunuz değilmi, işte Allahın ortaya çıkardığı liderler bunu yapar, içinize karışmış negatifleri alır ve onları ait olduğu noktaya iter. Bir toplumda kutuplaşmalar olduğu an, siz su bardağın boş olan bölümüne odaklanmayın, dolu olan bölüme odaklanın. Nedir dolu tarafı? Aramızdaki hainler açığa çıkıyor. Kimin dost kimin düşman olduğunu görüyoruz. Örneğin; saadetin bugünki halini kim hayal edebilirdi? Hakkın doğuşu gerçekleşirken, bizleri üzen şey sizlerin ürkekliği. Bizim sizlere tavsiyemiz;

Eziklik psikolojinizi üzerinizden atın

Allah yüz yıl sonra sizleri tekrar türkiye üzerinde iktidar olmanızı takdir etmiş, siz buna şükretmeniz gerekirken ne yapıyorsunuz, siz bir eziklik psikolojisi bir kölelik ruhu içinde beyaz efendilerinize yalakalık üzerine yalakalık çekiyorsunuz. Allah yükselişinizi takdir ettiği ve sizi iktidara taşıdığı için nerdeyse utanıyor beyaz efendilerinizden özür dileyecek haldesiniz. Neden hep bir arada mutlu ve huzur içinde geçinemiyoruz diye feryatlar ediniyor, beyaz efendilerinize verdiğiniz rahatsızlıklardan dolayı pişmanlık duyuyorsunuz. Yüz yıl sonra baatılın prangalarından kurtarılmış benliğinize kavuşmuşsunuz, şükretmeniz gerekirken neden farklı bir cephe oluştu, hep bir arada mutluca yaşasak olmazmı diyorsunuz. Yaptığınız bu iş tutunduğunuz bu tavır çok yanlış, bunu biliniz. Bu ezikliğinizi atalarınız görseydi sizlerin yüzlerine tükürürdü. Bu toprakların efendisi sizsiniz, artık üzerinizdeki o kölelik ruhunu atın ve efendi gibi davranmaya başlayın. Bugün şahin olma günü. Bugün anlaşma ve her yere gülücük dağıtma günü değil. Bugün kılıçları kuşanma günü. Hep birlikte yaşayamazmıyız? Yaşayamazsınız;

Baatıl ile birlikte olmanıza Allah izin vermez

Allahu Teala sizleri baatıl ile ortaklıklar kurmanızı istemez. Kurduğunuz anda bu hayırla sonuçlanmaz. Neden?
Baatılın temsil ettiği cephe fuhuş, içki ve ahlaksız yaşam tarzını yaşantıların merkezine oturtur. Onların bu yaşantısı nefse cazip geldiği için, siz eğer onlar ile içli dışlı olursanız onların bu yaşantısı zaman dilimi içinde sizinde içinize siner. Allahta buna izin veremez. Aranızdaki bazı bireylerin bozulmasına belki izin verir ama, çoğunluğun bozulmasına değil. Çoğunluk bozulursa, ilahi düzene göre kıyamet kopması gerek. Kıyametinde henüz vakti gelmediği için, Allah çoğunluğun kötü ile iş tutmasına izin vermez. Eğer iş tutarsanız ya iş tutan liderlerinizin başına birşey gelir ya da millet olarak sizin başınıza. İki; baatıl, iktidarını ihanetler üzerine kurar. Bu ihanetler hem Allaha hem yaşadıkları topraklara hem o toprağın milletine yönelik olur. Siz baatıl ile ortak bir işe giriştiğiniz an mutlaka ve mutlaka birisine ihanet etmek zorunda kalırsınız. Ya dininize, ya milletinize ya da yaşadığınız topraklara ihanet etmeye itilirsiniz. Örneğin; fetö mensupları. Hayatlarını çalıştıkları kurumlara ihanet etmekle geçirdiler. Üç; baatıl cephe hak ve hukuktan yani Allahtan nefret eder. Kendisinde bir Allah alerjisi bulunur. Siz baatıl ile bir ortaklığa atıldığınız an hak ve hukuktan vazgeçmek zorunda kalırsınız. Haksızlık ve hukuksuzluklara göz yummak zorunda bırakılırsınız. Örneğin; nato. Nato bir şer ittifakı. Türkiye olarakta siz bu şer ittifakına ortak oldunuz ve ister istemez onun tüm kötülüklerine göz yummak zorunda kalıyorsunuz. Kötü ile iş tuttuğumuzda da ne oluyordu bize? Başımıza bir iş geliyordu, Allah bizlere tokadı yapıştırıyordu. Ülkemizde yaşanılan her darbe bir nato darbesi olduğuna göre, aslında her 10 yılda bir Allah bize bir tokat yapıştırıyor. "Bunlardan size hayır gelmez, siz haksınız onlar baatıl, onları içinde barındırmanız sizin hayrınıza değil" diyor Allahu Teala, ama dinleyen maalesef yok. O zaman tokat yemeye devam.


Allah batıl ile samimi olmanızı istemez

"Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez." (Maide Süresi, 51)
"Ey inananlar! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar, size gelen gerçeği inkar etmişken, onlara sevgi gösteriyorsunuz; oysa onlar, Rabbiniz olan Allah'a inandığınızdan ötürü sizi ve Peygamberi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer sizler Benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Ben, sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. İçinizden onlara sevgi gösteren kimse, şüphesiz doğru yoldan sapmıştır" (Mümtehine Süresi, 1)

Allah sizlerin batıl ile fazla samimi olmanızı istemez ve izinde vermez, bunu bir yerinize not edin. Sizlerin hoşgörü gösterdiği ve sürekli barış mesajları gönderdiği tayfa Allah katında lanetlenmiş bir zümredir. Onların yaşantıları onların benimsediği değerler Allah katında pislik olarak görülür. Siz işte Allahın pislik olarak gördüğü bu kitle ile çok içli dışlı olmaya başladınız. Kendi değerlerinizi İslami yaşantınızı unutmaya, onlar gibi görünmeye onlar gibi pislik içinde yaşamaya başladınız. Allahta buna izin veremezdi. Ne yaptı? Baatılı üzerinize sürekli salıverdi. Gezi olayları, 17-25 aralık ve 15 temmuz darbe girşimi. Bunların her biri sizi silkeledi, saflarınızı sıklaştırmanızı, baatıldan kopmanızı sağladı. Eğer onlar ile çok içli dışlı olmaya başlarsanız, Allah işte bunu yapar, Allah bir iç çatışma zuhur ettirir. Dost olarak gördüğünüz gayrimüslimlerin gerçek yüzünü size gösterir. Dost olarak gördüğünüz ve yüz yıllardır birlikte yaşadığınız kişilerin aslen dostunuz olmadığı gerçeğini, neden onlardan uzak durmanız gerektiğini sizlere hatırlatır. Örneğin; bosna halkı son yüz yıl içinde sırplar ile çok içli dışlı olmuştu. Kendi değerlerini unutmuş kafirler gibi hayat yaşamaya başlamıştı. Allahta srebrenitsa katliamı ile onları uyandırdı. Onlara dostu düşmanı hatırlattı, özlerine geri döndürdü. Ya da hocalı katliamı ya da kıbrısta yaşanılan katliamlar. ÖZETİ; kafirlerden uzak durun, onlar ile ortak iş yapmayın, onlara açık ve de gizli muhabbet beslemeyin. Eğer onlara yakınlık ve muhabbet gösterirseniz Allah sizi tasfiye eder, çoğunluğun başına başka liderler getirir.  

Ba
atıl olan erdoğan ve onun cephesi olamazmı?

Bu sizin inancınıza ve hayat felsefenize bağlı. Siz eğer anıtkabiri kabeniz olarak tanımlıyorsanız, örtünmeyi geri kalmışlığın bir simgesi olarak görüyorsanız, içki içmeyi aydın olmanın olmazsa olmazı olarak sayıyorsanız, mini eteği kültürünüzün bir parçası olarak görüyorsanız, tarihinizin başlangıcını 1923 olarak görüyorsanız, osmanlıdan nefret ediyorsanız, okullarda peygamberimizin hayatın okutulmasına karşı çıkıyorsanız, başörtünün kamuda yeri yoktur diyorsanız veya siz değilde bulunduğunuz cephe bunları söylüyor ve savunuyorsa, o zaman evet size göre erdoğan baatıl olabilir. Biz ise baatıl tanımlamasını Kur'an-ı Kerime göre yapıyoruz. Kur'an-ı Kerime görede ateistler, gayrimüslimler, teröristler, eşçinseller, peygamberimizle dalga geçenler, başörtülü kardeşlerimize laf atanlar, ezanımızdan tiksinenler, şımarık zenginler, üstünlük besleyen aydınlar ve masonik yapılanmaların bulunduğu cepheye baatıl denilir. Erdoğan hak cephemi? İlk önce ortada kaç cephe var ona bir bakalım; ortada sadece iki cephe var. Birisi cumhur ittifakı diğeri ise millet ittifakı. Ortalıkta üçüncü bir cephe yok. İttifaklar bu iki cephe etrafında kurulmuş. Size bir milyonluk soru; hangi cephe hak cephe olabilir? Bir yanda erdoğan, diğer tarafta gayrimüslimler, batı dünyası, ataistler, sabah akşam peygamberimize ve ezanımıza sövenler, bu ülkede 40 yıldır terör estiren terör örgütleri. Sizce kim hak cephe olabilir? Zekanızı fazla zorlamayın arkadaşlar, herşey bu kadar açık olmasına rağmen, halen yanlış cephede bulunuyorsanız, mahşer günü bunun izahatını yapamazsınız bizden söylemesi. Hak, İlla bir cephede olmak zorundamı? Zorunda. Her kavgada illa birisi diğerinden daha haktır. Siz maalesef insanlara olan duygularınıza göre kararlarınızı veriyorsunuz. İslam dini ise bizi bundan men eder. İslam dini kişilere göre değil, olaya göre kararlar vermemizi ister. Şu konuda şu haklıdır bunda şu gibisine. Örneğin; bana göre erdoğan, menderes ve özalla kıyasladığımda aralarında en beceriksiz en yetersiz olanı. Tek farkı, onlardan daha cesur olması. Demek günümüzde akıllı olan değil, cesur olan müslümanların başına geçmesi gerekiyormuş. Örneğin; akıllı birisi başınızda olsaydı tüm tuzakları önden görür ve önlemini alırdı. Ama, o zamanda aranızdaki hainler topluca açığa çıkmaz, sizlerede 15 temmuz gecesi gibi kahramanlıkları yazmak nasip olmazdı. Hakkın baatıldan ayrılması bakımından, sizlerin sevap kazanması ve herkesin tarafını belirtmesi açısından demek böyle bir lider başınızda olması gerekiyormuş. Ne diyoruz, Rabbim böyle takdir ettiyse bildiği birşey vardır.
Artı, konu kişiler değil, konu olayların içeriği. Her olayın haklı ve haksız olan tarafı vardır, sizde kişiye bakmaksızın hak olan tarafı seçmek ve savunmak zorundasınız; "Ey iman edenler, Allah için hakki ayakta tutanlar ve adaletle sahitlik yapanlar olunuz. Ve bir topluluğa karşı olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adalet edin. Bu, takvaya daha yakındır. Ve Allah´tan korkun. Muhakkak ki Allah; işlediklerinizden haberdardır" (Maide Süresi; 8). Her olayın bir haklı birde haksız tarafı vardır. Seçiminizi yaparken kişiye göre değil, adalet duygunuza göre yapın. Kim haklıysa onun savunun.
 

Özetleyelim;

Kutuplaşmalar hak ile baatılın arasındaki çatışmadan kaynaklanır. Bu ikisi bir arada olduğunda ister istemez tartışmalar ve savaşlar olur. Herkes kendi değerini savunur ve diğerinden nefret eder. Hak olan mini eteklerden, içkiden, haram ortamlardan, ahlaksız dizilerden, vatan hainlerinden nefret eder. Baatıl olanda ezandan Allahtan, örtünmeden, peygamberimizden, örf ve adetlerimizden, atalarımızdan nefret eder. Bu ikisinin bir araya gelmesi ilahi düzene ters. O yüzden bu ikisi aynı topraklarda yaşadığı müddet kutuplaşma olacaktır. Düne kadar ülkenizde kutuplaşma yoktu çünkü, osmanlı yani hak olan baatılı bastırmıştı. Cumhuriyet döneminde de baatıl olan hakkı yutmuş, tek tip insan ortaya çıkarmıştı. Günümüzde siz bir kutuplaşma yaşıyorsanız, bu sizi mutlu etmeli çünkü, bu hakkın artık baatılın prangalarından kopup kendi benliğine kavuşmasına işaret eder.
Sayın okurlarımız; eğer kutuplaşmalar hakkın hükümdarlığı döneminde gerçekleşiyorsa bu kötü birşeye işaret eder. Bu baatılın doğuşuna ve egemenliğine işaret eder. Eğer ama baatılın hüküm sürdüğü bir dönemde bu kutuplaşma gerçekleşiyorsa, o zaman bu hayra alamet. Bu hakkın çıkışına, yükselişine işaret eder. Allah baatılın çıkmasını istediği an bunun önüne geçemezsiniz, hakkın çıkışını takdir ettiği anda buna engel olunamaz. Engel olamadıklarıda zaten ortada. Ne kadar yalan ve iftiralara başvursalar, ne kadar suikast ve darbe girişimlerinde bulunsalar erdoğanı bir türlü indiremediler. Çareyi sınırlarımıza dünyanın ordularını yığmakta ve bizi birinci dünya savaşına benzer bir savaşa sürüklemekte bulacaklarını sanıyorlar. Planları tutarmı? Hayır çünkü biz hakkın doğuş safhasındayız. İlahi düzeni bilmedikleri için bir hesaplama hatası yapıyorlar. Planları birinci dünya savaşında tuttu çünkü, Allah o dönemde baatılın çıkışını takdir etmişti. Gnümüzde ise hakkın doğuşunu takdir ediyor. Yani ne kadar çok savaş gemilerini sınırımıza yığsalarda, bu sefer işler planladıkları gibi gitmeyecek. Onlar planlar kuruyorsa, Rabbimde onlara bir kaç süpriz hazırlıyor; "Hani kâfirler seni tutuklamak, öldürmek ya da Mekke´den sürmek amacı ile aleyhinde tuzak kurmuşlardı. Onlar tuzak kurarken Allah da tuzak kuruyordu. Hiç kuşkusuz Allah tuzak kuranlarınların en hayırlısıdır" (Enfal Süresi; 30).