nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

       
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             
 

değerli ziyaretçilerimiz;

okurlarımız bizlere sürekli güncel konular hakkında sorular soruyor, güncel konuları ele almamız ve güncel konular hakkında fikir beyan etmemizin bir sebebide bu. Geniş bir okur kitlemiz var ve bu okurlarımız her sabah günlük gazete gibi güncel konular hakkında birşeyler yazıp yazmadığımıza bakıyor. Yazmadığımız zaman bize ulaşıyorlar ve gündemde olan konular hakkında görüşümüzü soruyorlar. Neden? Medyamızın bir kısmı iktidara bir diğer kısmıda batıya yalakalıkla meşgul. Analiz kapasiteleride sıfır. Medyamızda güvenilir kaynak ve analiz olmayınca, güncel konular hakkında okurlarımız bize müracat ediyor. Okurlarımız analiz kapasitemize, olayları farklı bakış açılarından değerlendirişimize ve samimiyetimize güveniyor.
Değerli dostlar, vatan ve millet olmazsa alternatif tıp hakkında bilgi sahibi olmuşsunuz olmamışsınız ne fark eder. Hayatta insanın öncelikleri olması gerek. Bugünler vatan ve millete öncelik vermemiz gerektiği günler. Bugünlerimizde güncel konulara ağırlık veriyoruz, çatışma ortamı bittiğinde de inşallah alternatif tıp konusundaki yazılara öncelik veririz. Alternatif tıp hakkında bir siteye girip güncel konular ile karşılaşıyorsunuz, günümüzün konjonktöründe umarız bunu anlayışla karşılarsınız. Umarız sizde bu yazılarımızdan ilham alır, günümüzde olup bitenleri yazılarımız sayesinde daha iyi anlamanızı sağlarız.



Barış Koridoru- 07.08.2019

AK Parti hakkında ne demiştik, kandırılanlar ve ezikler partisi demiştik. Milli Savunma Bakanlığı bugün bir açıklama yaptı ve Amerika ile güvenli bölge konusunda anlaşıldığını söyledi. Akabinde ABD'den bir açıklama geldi; "kurulumu, tesisi, yönetimi birlikte yapılacak" denildi. En kısa zamanda müşterek hareket merkezi açılacakmış. İnanılır gibi değil demi? Bunu duyduğunuzda sizde ne yapıyor bizimkiler demişsinizdir. ABD bizim eziklere atmadığı kazık kalmadı, bugün de bir yenisini eklediler. İnanılır gibi değil. Amerikalılarda buna inanamadı. Türkiyenin bu kazığı nasıl yediğini kendileride inanamadı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi, bu harekatıda Türkiyenin kendi başına yapacağından o kadar emindilerki kendileride ortaya çıkan bu sonuca şaşırdı. Mutluluktan dört takla atıyorlar. Amerikadan tebrikler üzerine tebrikler geliyor. Halbuki biz biliyoruzki Amerika tebrik ediyorsa oradan hayırlı birşey çıkmaz. Terörü o bölgeye yerleştiren ve besleyini siz bu harekata ortak yapıyorsunuz, bunun mantığını birisi bize açıklasın. Bunun hayırla sonuçlanmayacağı şimdiden çok aşikar. Siz teröristleri yok etmek için oradasınız, onlar ise korumak için bu antlaşmaya evet dedi. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. Sonu hüsran olacağı baştan belli. Bakınız, ABD birşeye engel olamayacaksa ortaklık teklif eder. ABD mutlaka ama mutlaka her oluşumun içinde var olmak ister. O yeni oluşumun içine girdikten sonrada öyle veya böyle ya hileyle ya sabotajla o yeni oluşumu kendi lehine yontar. Şuanda da ABD bize engel olacak pozisyonda değil. Hani diyoruz ya, bizim ezikler ne kadar işleri batırsada sonunda herşey lehlerine dönüyor. Bunun sebebi onların becerisi ve aklından değil. Onlar ne kadar çok başarıları kendilerinden bilsede. Bunun sebebi İslamın yükseliş dönemine girmiş olmamızdan ve bu yükselişin Türkiye üzerinden takdir edilmiş olmasından. Türkiye ne tuzaklar kursalar başarılı olamıyorlar çünkü ilahi takdirat bizim yükselişimizi takdir etti. Anlayacağınız konjonktür bizim lehimize. Örneğin; ABD.

ABD bir züper güç ve bizi çok rahat engelleyebilecek güçte ama bugün değil. Niye; seneye seçimler var ve hiçbir amerikan başkanı seçim sürecine amerikan askerlerin cenazeleri ile girmek istemez.
ABD şuan kendi içinde bir iktidar savaşı içinde. Bir tarafta küreselciler (rothschild) diğer tarafta ulusalcılar (hahamların kontrol ettiği evanjelistler). Hahamlar savaş istiyor, küreselciler değil. Kendi içlerindeki bu çatışmada kararlar almalarına engel oluyor. Bunun dışında, ABD şuan ortadoğuda iran'ı önceliğe koymuş durumda ve ne kadar büyük bir züper güç olsada, aynı anda Türkiye ve İran ile karşı karşıya gelemez. Gelirse ortadoğuda taş üstüne taş kalmaz. İsrail diye bir devlette kalmaz. Ortadoğu paramparça olur. Değerli okurlarımız, batının yazdığı kitabın sonunu biliyoruz. Kitabın sonu büyük İsrail devletini kurmak. Bugünki eylemlerinden de biz onların bir tıkanıklık içinde olduğunu ve yeni çatışma alanları oluşturma yerine (Türkiye), çatışmaların gerçekleştiği bölgelerin kontrolünü (lübnan, suriye ve irak) ele geçirmeyi bir öncelik haline getirdiklerini görüyoruz. Çatışmaların gerçekleştiği alanlardan arap nüfusunu göçe zorladılar, İsrail devletin önünü açtılar ama o boşluğu yahudiler değil şiiler doldurdu. Şuanda da ABD, ortadoğuda yeni çatışma alanları oluşturma yerine büyük İsrail coğrafyasına yayılmış şii nüfusunu azaltmayı bir öncelik haline getirmiş görünüyor. Bunun dışında ABD, Çin ile savaşa hazırlanıyor. Bunun dışında ABD, Rusya ile savaşa hazırlanıyor. Çin ve Rusya'yı dizginlemek isteyen ve ortadoğuda iran'ın nüfusunu azaltmak isteyen bir Amerika'da, Türkiye ile savaşamaz. Öncelikleri diğerleri olduğu müddet savaşamaz. Ne zaman biz acilen durdurulması gereken bir güç haline geliriz, o zaman bizleri öncelik ederler ve bize savaş açarlar. O günde gelecek! O gün ama bugün değil. Bugün konjonktür lehimize işliyor. Bugün ABD, Türkiye ne yaparsa alttan almak zorunda. Konjonktör mucizevi bir şekilde lehimize çalışıyor. Pkk/pyd'ye karşı başlattığımız büyük taarruzun tam ABD'deki seçim dönemine denk gelmesi, kendi içlerinde bir çatışma içinde olduğu bir döneme denk gelmesi, ABD'nin Çin ve Rusya ve AB ile ters düştüğü bir döneme denk gelmesi, ortadoğuda İran'a öncelik verdiği bir döneme denk gelmesi tam bizim lehimize işleyen bir süreç. Kendi içlerinde mücadele ederken, bizlerin aradan sıyrılma ve elde etmek istediklerimizi elde etme şansı var. Bu bizlere sunulan bin yıllık bir lütuf. Böyle bir lütfuda siz alıyor ve içine ediyorsunuz. Amerikanın blöflerini yutuyorsunuz. Madem öyle, birlikte hareket edelim diyorsunuz. ABD'de seve seve bu teklife evet dedi. Neden? Fırat'ın doğusunda 50 bin kişilik bir çapulcu ordusunu oluşturdular. Bu, ABD'nin kara ordusu. Ortadoğudaki büyük israil projesini hayata geçirmesini sağlayacak ordu. Bu çapulcu sürüsünün tasfiyeside 5000 yıllık büyük israil projesinin tasfiyesi anlamına gelir. Türkiye ile savaşarak buna bugün engel olamayacaklarsa, hile ve çakallıkla buna engel olmak için elinden geleni yapacaklar. Sizde, ortak harekat merkezin içine onları yerleştirerek onlara bu şansı verdiniz. Hadi geçmiş olsun bize. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. En iyi ihtimal bir kaç hafta bir kaç ay daha bizi oyalarlar sonrası bizim ezikler yine kandırılmışız der ve harekatı kendi başlarına yapar. Bizleri bir iki ay oyalamaları bile ama bizim için bir facia olur. Bir iki ay sonrası yağmur ve kış sezonuna gireceğiz. Harekat bir veya iki ay ertelenirse hava şartlarından dolayı harekatı 2020 baharına ertelemek zorunda kalırız. Bu, bu antlaşmanın en iyi ihtimali. Bu antlaşmanın kötü ihtimalleri ise saymakla bitmez.

En basiti, zamana oynuyorlar. Zaman onlara ne kazandıracak? Plan A; erdoğanı tasfiye etmek için adamlara zaman tanımış oluyorsunuz.
Türkiye'yi dizginlemek için bir adamı tasfiye etmeleri yeterli. Savaş şu bu bunlara hiç gerek yok, bunlar zahmetli işler. Herşey bir adamın tasfiyesine bakıyor. Bir kişinin gitmesiyle ABD'nin ortadoğu ve akdenizdeki tüm projelerin önü açılmış olacak. Bunuda onlar sonuna kadar zorlayacak. Erdoğan bu harekatlarda bekledikçe kendisine suikast hazırlayanlara zaman tanıdığını bilsin. AK partinin eziklerinde bu harekatı yapacak cesaret yok, erdoğan giderse sınır ötesi harekatları unutun. Plan B; birleşik milletlerini devreye sokmak. PYD, BM temsilcisi ile çocuk savaşçıları için buluşmadı, bu bahaneydi. BM tarafından tanınmanın altyapısını hazırlıyorlar. Siz bekledikçede bu girişimlerin hayata geçmesine fırsat tanıyorsunuz. Plan C; akdenizde sizi yunanistanla çatıştırmak. Siz yunanistanla kapışırsanız, suriye bir harekat yapamazsınız. Ne kadar bizim ordumuz iki üç devletle aynı anda savaşacak kapasitede desenizde, iç kamuoyu ve dış kamuoyunu size karşı öyle harekete geçirirlerki sizleri savaş suçlusu ilan ederler. Yunanistan ve pyd mağdur, sizi masum halklara savaş çıkartmakla suçlarlar. Bir düşünün, siz teröristlere karşı mücadele ederken (zeytin dalı harekatı), tabipler odası savaş bir halk sağlığı sorunudur bildirisini yayınladı. Muhalefet partisinin lideri (kılıçdaroğlu), askerlerimize moral desteğine giden sanatçıları bu ziyaretten ötürü yerden yere vurdu. Hendek kazıp doğu illerimizi kurtarılmış topraklar ilan eden pkk'ya siz savaş açtığınızda, türk olduklarını iddia eden akademisyenler teröristleri değil sizi suçladı. Topraklarımızda özgürlük ilan edenleri değil mehmetçiği öldürmek ve katletmekle suçladı. Üstüne ülkenizin en üst yargı makamı, yani avrupa birliği veya amerikanın en üst yargı makamı değil türkiye cumhuriyetin anayasa mahkemesi bu soyu sapı belli olmayan güya akademisyenleri haklı buldu. Siz böylesine içten hainler tarafından kuşatılmışken, hükümetiniz bir eziklik içinde bu hainlere göz yumarken siz aynı anda iki harekatı yapabileceğinizi iddia ediyorsunuz öylemi? Yedirmezler size. Ya akdeniz ya fıratın doğusu birisinden sizi vazgeçmeye zorlarlar. Siz fıratın doğusuna harekat yapmakta bekledikçe akdenizde sizi bir çatışmaya sokmak için onlara zaman tanıyorsunuz, bunu biliniz. O yüzden tezel fıratın doğusuna harekatınızı yapın, akdenizde çatışacaksakta en azından fıratın doğusu cebimizde olsun. Bu antlaşmanın kötü ihtimallerinden biriside, o terör örgütlerini oraya yerleştirenle birlikte ortak bir harekat merkezi kurmanızdan kaynaklanıyor. Yapacağınız her harekatı önceden teröristlere bildirecekler. Birliklerimiz tuzağa düşürelecek ve büyük zaiyatlar vereceğiz. Bu ne anlama geliyor? Askerin ve milletin moralini bozmak anlamına geliyor. Dış dünya'ya Türkleri gözünüzde fazla büyütmeyin, bakın bir avuç pyd'ye karşı çaresizler mesajını vermek anlamına geliyor. Topluca şehitler geldikçe iç kamuoyunu harekete geçirip zaten ak parti aleyhine olan havayı dahada çok kızıştırmak anlamına geliyor. Kahramanlıkları ile övünen bir millete bir hezimet yaşatıp milli gururumuzla oynamak anlamına geliyor. Örneğin; hendek operasyonları. 800'e yakın şehit ve 2000 üzerinde gazi verdik. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatında yani yabancı topraklarda vermediğimiz şehitleri kendi topraklarımızda verdik. Nasıl oldu bu? Fetöcü subayların tüm harekat planlarını pkk'lılara aktarması sonucu oldu. Siz bundan ders çıkarmamışcasına şimdi de kalkıyorsunuz ve fetönün sahibini yani fetöye ihanet et emrini vereni harekat merkezin tam ortasına yerleştiriyorsunuz. Yani yok etmek istediğiniz malın sahibini bu operasyonun kontrol merkezine yerleştiriyorsunuz. Buradan kötü kokular alan tek bizmiyiz? İnanılır gibi değil. Sürekli aynı hatayı yapıp her defasında farklı bir sonuç bekleyenlere ne denir; ya geri zekalı ya da kazık yemeğe aç. Burada yaşadığımız durumda bu. İnsanlık tarihinde bu kadar muktedir olup bu kadar kazık yemeye aç, kazık yemeye meraklı kazık yemeye yatkın tiplerin başka bir örneği yok. Her defasında bu kadarda olmaz dediğimizde, bu ezikler bizleri şaşırtmaya devam ediyor. Rabbim bize yardım etsin. Rabbim bizi bu eziklerin elinden acilen kurtarsın.

Not: Hani konjonktör lehimize işliyor diyoruz ya, bunu anlamanız için sizlere bir örnek daha verelim. Allahu Tealanın onları nasıl oyaladığını anlamanız açısından bir örnek daha verelim. ABD'yi frenleyen ve bize karşı sürekli alttan almasını sağlayan bir unsürde ne biliyormusunuz; ak partinin istanbul seçimlerini 10 puan farkla kaybetmesi. Bu ne yaptı biliyormusunuz? Onları ümitlendirdi. Türkiye ile savaşmayın, bir sonraki seçimlerde nasıl olsa cumhurbaşkanlığı bizim elimizde dedirtti. 15 temmuzda elde edemediğimizi seçimler ile elde ederiz, 15 Temmuzda rafa koyduğumuz ortadoğu projelerimizi bıraktığımızda yerden sürdürürüz ümidini getirtti. Türkler pyd'yi yok ederse etsin, seçimler ile biz geldiğimizde ortadoğu projelerimiz için Türk askerini Türk ordusunu kullanırız dedirtti. Şer gibi görünenin altında hayr yatabilir deriz, istanbul ve ankaranın kaybedilişide böyle birşey oldu. Onları ümitlendirdi. Daha doğrusu onları bir oyalama sürecine soktu. Onlar bizi oyaladıkları gibi, seçim sonuçlarıda onları oyalıyor. Onlar bir sonraki seçimlerin hayalleri içinde süzülürken, bugünlerde bize yapmak istediğimiz harekatları yapma fırsatı doğdu. Bu büyük bir ilahi lütuf. Allahu Teala onları 4 yıl sonraki seçimlerin hayali ile oyalarak bugünlerimizde bize dokunmalarına engel oluyor. Bir sonraki seçimlerde Türkiye nasıl olsa bizim olacak, Türkiye savaş açarak Türk milletini karşımıza almayalım. Türkler milliyetçidir, savaş açarsak erdoğana prim kazandırırz dedirtti. Yani muhalefetin istanbulu kazanması bize fırat'ın doğusunu, akdenizi ve kandil'i kazandırttı.
Erdoğanın batıya karşı direnci değil, erdoğanın istanbul ve ankaradaki beceriksizlikleri bu fırsatları doğurdu. Anladınız! Biz istanbul ve ankarayı kazansaydık, ak parti kendi içinde ve tabanında hiçbir zaafiyet göstermeseydi ve bir sonraki seçimlerde muhalefetin hiçbir kazanma şansı olmasaydı inanın bugün karşımızda çok farklı bir batı görürdük. Seçimleri kaybetmemiz onları ümitlendirdi. Savaş zahmetli ve sonu açık bir şey. Seçimler ile Türkiye'yi kazanmak varken, bir dört yıl daha sabredeceklerdir. Artık onlardan şöyle sesler duyar olduk; Türkiye'yi düşman etmeyelim, erdoğan sonrasına odaklanalım. Seçim çalışmalarına şimdiden başladılar bile, imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişiler ile bol bol yan yana getirmeye çalışıyorlar. Kendi tabanlarını zaten konsolide etmiş durumdalar, şimdide ak parti tabanın sempatisini kazanma derdindeler. Bunuda imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişilerle yan yana getirerek elde etmeye çalışıyorlar (örneğin; selçuk bayraktar). Bizim taraf eziklerden oluştuğu için bu tuzağa severek düşüyorlar. Halbuki, sen bir hainsin benden uzak dur demeleri gerekirdi. İmamoğlu gibi sahtekar bir fetöcü hainin toplum nezdinde kabulün önünü açmamaları buna katkıda bulunmamaları gerekirdi. İmamoğlu randevu istediği her defasında 15 temmuz gecesinde imamoğlu çiftin brükselden attığı twitler imamoğlun önüne koyulup, sen bizden değilsin, ulusalcıları kandırabilirsin ama bizi değil deyip onun randevuları geri çevrilmeliydi. Asla onunla yan yana poz verilmemeliydi. İmamoğlun toplum nezdinde kabülüne hardal tanesi kadar katkı veren herkes bundan hesaba çekilecek.

Not: sefer bizden sonuç Allahtan. Eğer istanbulu ve ankarayı kaybedişimiz lehimize işliyorsa, 15 temmuz gibi maruz kaldığımız her saldırı lehimize dönüyorsa bilinki bu bizden değil Allahtan. Allahtan gelenede bize sevap ve övünme düşmez. Biz Allahtan gelenden değil bizlerin sebep olduğundan hesaba çekileceğiz. Yani beceriksizliklerimizin ve başarısızlıklarımızın hesabını vereceğiz bunu biliniz. İyiki 15 temmuz oldu, böylece fetöyü tsk'dan tasfiye ettik diye birşey yok. 15 temmuzda Allah bizzat devreye girip olayı lehimize dönüştürdü. Allahın devreye girdiği bir konuda'da bize sevap düşmez. Tam aksi 15 temmuz darbe girişimine engel olamadığımız öngöremediğimiz önceden
önlemimizi alamadığımız için hesaba çekileceğiz. AK Parti maalesef olayları ve tarihi tersten okuyor. Sonuçlar üzerinden hayatı okuyor. Sonuçlar öyle veya böyle hep lehine dönüştüğü için (İslamın yükselişi dönemine denk gelmesi), sonuçları kendisinden biliyor. Örneğin; barış süreci. Barış süreci felaket yönetildi. Sonuç ama Türkiye lehine geliştiği için süreci bir başarı bildiler ve bir iç muhakemeye gitmediler. Gitmediklerini nereden biliyoruz? Süreci yönetenler tasfiye edilmedi, tam aksi ödüllendirildi (yalçın akdoğan). Dünyanın neresinde olursanız olun, başarısız olduğunuzda tasfiye edilirsiniz. AK parti hariç. AK Parti kendisini kurumsal bir parti olarak değil bir aile olarak görüyor. Aile olarak gördüğü içinde ihanet etmediğiniz müddet ne kadar başarısız olursanız olun, size sahipleniyor. Sonuç; ak parti bir "looser" topluluğuna dönüştü. El attıkları her yeri batıran bir ezikler topluluğu. Bu ezikler köşe başlarını tuttuğu için, iş yapmak isteyenlerede engel oluyorlar. Hani memurlar arasında çalışkan kişilere bizi kötü gösteriyorsun deyip mobbing uygulanır ve dışlanırlar ya, öyle birşey işte. Belki erdoğan, bunların her biri benim bilgim dahilinde hareket etti biz hep birlikte karar veririz diyor ve belki o yüzden başarısız yöneticilere sahip çıkıyor. Bu durumda ama bilsinki, ilk tasfiye edilecek ve hesaba çekilecek olan kendisi. Siz kendiniz başarısız yönetime dur demezseniz Allah dur der. 15 temmuz gecesi gibi Allah bizzat devreye girer, sizi tasfiye eder ve başınıza başka birilerini getirir. Bizim tavsiyemiz; ya kurumsallaşırsınız ya tasfiye olursunuz. Allah devreye girmeden başarısızlığın hesabını kendinizden ve çevrenizden sorun. Siz sormazsanız hesabı Allaha bırakırsınız, Allahın hesabıda çok çetin olur. Siz eğer istanbulu ve ankarayı kaybedenlerden, çukur operasyonlarında yüzlerce şehit binlerce gazi vermemize sebep olanlardan, üniversite hocaların bildirimine dur diyemeyenlerden, bildiriye destek çıkan ana yasa mahkemesi üyelerini sorguya çekemeyenlerden, merkez bankası başkanını görevden alma şansı varken almayıp milleti yıllardır yüksek faize maruz bırakanlardan hesap soramıyorsanız, o zaman ilk sorguya çekilecek sizlerin olduğunu bilin. Unutmayın, biz İslamın yükseliş dönemindeyiz. Sizden sonrası muhalefet yani kötü olanlar iktidara gelmeyecek. Onlar hayal etmeye devam etsin. Sizden sonrası iyi olan gelecek. Siz bugünün yanlışların hesabını sormazsanız, yarın siz hesaba çekilirsiniz. Değerli dostlar, anlamadığımız şey ne biliyormusunuz; milletvekili ve bakan olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, bilmiyorlarmı ülkede yaşanılan her olaydan hesaba çekileceklerini? Bakan ve milletvekili, belediye başkanı olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, inanılır gibi değil. Böyle bir sorumluluğun altına girmekten biz Allaha sığınıyoruz, onlar ise rüşvet dahil yapmadıkları şey kalmıyor. Gerçektende insan çok cahil (Ahzap Süresi; 72)!



Karınca Misali Sizde Tarafınızı Belli Edin

kutuplaşma altında yatan ilahi hikmet


Günümüzde insanların farklı kutuplara çekildiğini ve birbirlerinden nefret eder derecede ayrıştığını görüyoruz. Bunu siz muhafazakarlar kötü birşeymiş gibi algılıyor ve karşı tarafa sürekli barış mesajları, birlik mesajları gönderme ihtiyacı hissediyorsunuz. Siz karşı tarafa birlik ve beraberlik mesajları, hoş görü gösterdikçede onların daha saldırgan ve çirkef bir hale büründüğünü görüyorsunuz. Sizler şuan ülkenizin geleceği hakkında bir endişeye sahipsiniz ve bugün yaşananları anlamakta zorlanıyorsunuz. Biz bu yazıyı bu endişelerinizi gidermek için kaleme aldık, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz...

Kaderin üstünde bir kader var

Bu sözü bir çok yerde duymuşsunuzdur, bunun anlamı ne? Bizler bireyler olarak yeryüzüne indirilmişiz ancak kaderlerimiz değil. Bizler birey olarak hayatlarımızı belki sürdürebiliyoruz, ancak kaderlerimiz değil. Kaderlerimiz içinde yaşadığımız toplumun ve mensup olduğumuz inancın kaderi ile "doğru ortantılı" bir ilişkiye sahip. İçinde yaşadığımız toplumun kaderi yükselişe çıkarsa, kendi kaderlerimizde o orantıda yükselişe geçiyor. İçinde yaşadığımız toplumun kaderi çöküşe girecekse, kendi kaderlerimizde o orantıda çöküşe geçiyor. O yüzden bana ne, devlet batarsa batsın gibi cümle ve eylemlerden uzak durmalıyız. Sizin kaderiniz içinde yaşadığınız toplumun kaderine bağlı. Ülkeyi terk ederekte bundan kaçamazsınız. Ülkenizin çöküşü, siz nereye giderseniz gidin sizi yakalar ve aynı akıbeti size yaşatır. Hatta kaçtığınız için daha beterini size yaşatır. İnsanlar, eğer kendi kaderlerin ülkeleri ve ait oldukları inancın kaderi ile doğru orantılı bir ilişki içinde olduğunu bilseydiler, eminiz ülkelerine ve inançlarına yapılan onca saldırılara bu kadar duyarsız kalmazlardı. Bu haksızlık değilmi, bir birey olarak toplumun kaderini neden çekmek zorundayım? Haksızlık değil. Ne kadar çok o toplumdan nemalanıyorsanız o kadar etkilenirsiniz. O toplum üzerinden para kazanınca güzel, o toprakların nimetlerinden faydalanınca güzel, toplumun derdine ortak olmaya gelince, ben yokum, öylemi? Şimdi; insanın kaderi üstünde milletin kaderi, bir milletin kaderi üstünde bir ümmetin kaderi bir ümmetin kaderi üstünde de insanlığın kaderi vardır. Bunlardan herhangi birisi lehte veya aleyhte kaderi ile yüzleşmesi gerekiyorsa, ona bağlı bütün bireylerin kaderi ona boyun eğer. Bireylerin yatırımları ve hayat planları dikkate alınmaz, toplum ne yaşaması gerekiyorsa onu yaşarlar. Bir millet yükselecekmi çökecekmi, bu neye göre belirlenir? Çoğunluğa göre. Eğer bir milletin bir inancın veya insanlığın çoğunluğu yoldan şaşarsa ait olduğu yer çöküşe geçer. Yükseliş nasıl gerçekleşir? Sıkıntılı bir dönem yaşayan birisi ne yapar; Allahı hatırlar. Başına musibet inen birisi Allahı hatırlar ve bol dua eder. Allahta merhameti gereği o duaları kabul eder ve o toplumun üzerindeki sıkıntıyı kaldırır. Çöküş dönemleri çoğunluğun haktan sapması ile yaşanır. Yükseliş dönemleride Allahın bir merhameti sonucu gerçekleşir. Bunun toplumsal kutuplaşma ile ilgisi ne? Allah toplumsal kutuplaşmaları iki yol üzerinden gerçekleştirir, birisi baatılın önünü açarak diğeri ise hakkın önünü açarak. Kutuplaşmalar hak ile baatılın birbirinden ayrışmasından kaynaklanır. İlk kutuplaşma geçen yüz yıl yaşandı. Yüzyıllardır osmanlıda tek bir kutup görünüyordu. Geçen yüz yıl bir kutup daha zuhur etti. İttihati terakki altında bir cephe oluştu. Bunlar yüzyıllardır hakkın şemsiyesi altında gizlendi, vakti geldiğinde de ortaya çıktılar ve toplumda ikinci bir kutbu oluşturdular. Allah, geçen yüzyıl hakkın çöküşünü onların çıkışını takdir etmişti. Dolayısıyla iktidara geldiler ve bir kötü ne yapması gerekiyorsa onu yaptılar. Haktan bir emare bırakmadılar. Geçen yüz yıl tek bir kutup vardı çünkü, hakkın cephesi sindirilmişti. Kendi inançları kendi örf ve adetlerini günlük yaşantısına yansıtamıyor, yansıtmasına izin verilmiyordu. Ortalıkta sadece tek tip insan görüyordunuz. Örneğin şapka devrimi veya düne kadar varolan başörtüsü yasağı. Bu zamana kadar kutuplaşma yoktu çünkü siz, siz ahlaklı ve iffetli insanlar gizleniyor ortalıkta görünmüyordunuz. Siz sindirilmiştiniz, ses sadece ahlaksız tiplerden çıkıyordu. Sadece onların sesi çıktığı için, ortalıkta tek bir kutup görünüyordu. Ne zamana kadar? Bir lider ortaya çıkıncaya kadar.


Lider faktörü

Allah, hakkı baatılın prangalarından koparıp tekrar dirilişini takdir ettiğinde bir lider ortaya çıkarır ve o lider üzerinden yeni dirilişi başlatır. Yeni doğuşlar her zaman bir lider ile gerçekleşir, bu gerek baatıl gerek hak olsun. Hakkın doğuş vakti geldiğinde Allah Müslümanların arasından
bir lider çıkarır ve o lider musa as gibi müminleri baatılın zulmünden kurtarıp aydınlığa, yeni bir cepheye taşır. O aydınlık o karanlıktan çıktığı zamanda, o toplulukta ikinci bir kutup zuhur eder. Sizlerin kutuplaşma olarak gördüğü olay, aslında peygamberimizin doğuşu ile iranlıların tapınaklarında bin yıllardır yanan ateşin sönmesi gibi hayrlı birşeydir. Baatılın karşısına yeni bir cephenin doğmasıdır. Baatıl olan kutup bir kara delik gibi herşeyi kendi içine çeker herkesin kendisine boyun eğmesini ister. Hiçbir cazibeliği bulunmaz. Tek tip görüş tek tip insan ve yüzde yüz kontrol amaçlar. Sefillik ve yolsuzluk hakim olur. Hakkın temsil edildiği kutup ise nur gibi parlar, çevresini aydınlatır. Gören onun cazibeliğine kapılır. Toplum orada adalet, eşitlik, tatlı dil ve güler yüz, özgürlük, kalkınma, refah gibi daha önce hiç görmediği güzellikleri görür. Günümüzde yaşanılan kutuplaşmanın birinci nedeni bu; bir liderin ortaya çıkıp hakkı batılın prangalarından koparması. Bizim ülkemizde hakkın bu uyanışı menderes ile başladı. Özal ile devam etti, sonrası erdoğan. Hak doğmaya başladığında, baatıl hiç boş dururmu? Elbette durmaz, buna direnir!

Baatılın direnişi

Hak uyanmaya başladığında, baatıl buna direnir ve bu uyanışı baskılamaya çalışır. Örneğin; siz kendi değerleriniz ile buluşmaya başladığınızda, atalarınızın (osmanlı) değerlerini öğrenmeye başladığınızda, inancınızı daha bilinçli yaşamaya başladığınızda, kendi araba ve uçağınızı üretmeye kalkıştığınızda baatıl cephe ne yaptı; sizinle dalga geçti sizi aşağıladı, size iftiralar attı, sizlere her ortamda hakaretler yağdırdı, size karşı kurulan tuzaklara ortak oldu, sizin önünüzü kesmek için ellerinden geleni yaptı. İşte hak kendi benliğine kavuşmaya başladığı an baatıl bunu yapar, baatıl buna direnir. Allah eğer hakkın yükselişini takdir ettiyse neden baatılı hakkın üzerine salıverir? Allah bununla iki şeyi amaçlar, bir; baatılın bize saldırmasına izin vererek bizleri bir cihada zorlamak ister. Allah isterki uyanalım ve hakkın direnişine katkıda bulunalım. İsterki baatılı
kendi elimizle biz yok edelim, o sevabı biz kazanalım. İki; içinizdeki çürükleri elemek için saldırtır. Baatıl saldırıya geçtiği an, kendi içinizden birileri onlar ile iş tutacaktır. Allah, içinizdeki bu hainleri görmeniz için baatılı saldırtır. Bu saldırılar hayırlıdır çünkü, herkesin gerçek yüzünü açığa çıkartır. Üç; Allah, baatılı üzerimize salarak isterki saflarımızı sıklaştıralım ve tarafımızı belirleyelim. O yeni oluşumu benimsemenizi ve o yeni oluşumun etrafında tek güç olmanızı ister. Liderleriniz yalnız başına bir yere kadar sizi taşır. Siz rehavet içinde olur ve bütün yükü liderinizin omuzuna yüklerseniz, o zaman hem hakkın bu dirilişinden sevap payınızı kaçırırsınız hem hakkı yarı yolda bırakmış olursunuz. Örneğin; bir mitinge katılmak size küçük birşeymiş gibi gelebilir ama bunlar liderlerinize inanılmaz bir enerji verir, liderlerinizin inancını ve motivasyonunu hep üst düzeyde tutar. Liderlerinize bu desteği sağlamanız, hakkın uyanışından sevap payınızı almanız içinde Allah, baatılı kudurmuş, ağızlarından salya akan köpekler gibi üzerinize salıverir. Bunlar her yerden size saldırınca milli duygularınız ve dini hassasiyetleriniz uyanır, sizler ayağa kalkar ve bende varım demeye başlarsınız. 

Liderlerin kutuplaşma üzerindeki etkisi

Hak ve baatıl çok samimi olmaya çok içli ve dışlı yaşamaya başlarsa Allah o topluluğu bir çatışma ortamına sürükler ve insanları taraf tutmaya zorlar. Liderler bu ayrışmada mıknatıs rolü alır. Artı ve eksi yönü olan güçlü bir mıknatıs gibi, o mıknatısı ortaya attığınız an birbirine girmiş nesneleri anında eksi ve artıya göre birbirinden ayırır. Her birini olması gereken kutuba sürükler. Mıknatıslar liderlerdir. Allah liderleri ortaya atar ve o liderler bir mıknatıs gibi pozitif olanları kendisine çeker, diğerlerini zıt kutuba iter. Örneğin; sizler abdullah gül gibilerin, saadet partisi veya gülen örgütü mensupların tutumundan şaşırıyorsunuz değilmi, işte Allahın ortaya çıkardığı liderler bunu yapar, içinize karışmış negatifleri alır ve onları ait olduğu noktaya iter. Bir toplumda kutuplaşmalar olduğu an, siz su bardağın boş olan bölümüne odaklanmayın, dolu olan bölüme odaklanın. Nedir dolu tarafı? Aramızdaki hainler açığa çıkıyor. Kimin dost kimin düşman olduğunu görüyoruz. Örneğin; saadetin bugünki halini kim hayal edebilirdi? Hakkın doğuşu gerçekleşirken, bizleri üzen şey sizlerin ürkekliği. Bizim sizlere tavsiyemiz;

Eziklik psikolojinizi üzerinizden atın

Allah yüz yıl sonra sizleri tekrar türkiye üzerinde iktidar olmanızı takdir etmiş, siz buna şükretmeniz gerekirken ne yapıyorsunuz, siz bir eziklik psikolojisi bir kölelik ruhu içinde beyaz efendilerinize yalakalık üzerine yalakalık çekiyorsunuz. Allah yükselişinizi takdir ettiği ve sizi iktidara taşıdığı için nerdeyse utanıyor beyaz efendilerinizden özür dileyecek haldesiniz. Neden hep bir arada mutlu ve huzur içinde geçinemiyoruz diye feryatlar ediniyor, beyaz efendilerinize verdiğiniz rahatsızlıklardan dolayı pişmanlık duyuyorsunuz. Yüz yıl sonra baatılın prangalarından kurtarılmış benliğinize kavuşmuşsunuz, şükretmeniz gerekirken neden farklı bir cephe oluştu, hep bir arada mutluca yaşasak olmazmı diyorsunuz. Yaptığınız bu iş tutunduğunuz bu tavır çok yanlış, bunu biliniz. Bu ezikliğinizi atalarınız görseydi sizlerin yüzlerine tükürürdü. Bu toprakların efendisi sizsiniz, artık üzerinizdeki o kölelik ruhunu atın ve efendi gibi davranmaya başlayın. Bugün şahin olma günü. Bugün anlaşma ve her yere gülücük dağıtma günü değil. Bugün kılıçları kuşanma günü. Hep birlikte yaşayamazmıyız? Yaşayamazsınız;

Baatıl ile birlikte olmanıza Allah izin vermez

Allahu Teala sizleri baatıl ile ortaklıklar kurmanızı istemez. Kurduğunuz anda bu hayırla sonuçlanmaz. Neden?
Baatılın temsil ettiği cephe fuhuş, içki ve ahlaksız yaşam tarzını yaşantıların merkezine oturtur. Onların bu yaşantısı nefse cazip geldiği için, siz eğer onlar ile içli dışlı olursanız onların bu yaşantısı zaman dilimi içinde sizinde içinize siner. Allahta buna izin veremez. Aranızdaki bazı bireylerin bozulmasına belki izin verir ama, çoğunluğun bozulmasına değil. Çoğunluk bozulursa, ilahi düzene göre kıyamet kopması gerek. Kıyametinde henüz vakti gelmediği için, Allah çoğunluğun kötü ile iş tutmasına izin vermez. Eğer iş tutarsanız ya iş tutan liderlerinizin başına birşey gelir ya da millet olarak sizin başınıza. İki; baatıl, iktidarını ihanetler üzerine kurar. Bu ihanetler hem Allaha hem yaşadıkları topraklara hem o toprağın milletine yönelik olur. Siz baatıl ile ortak bir işe giriştiğiniz an mutlaka ve mutlaka birisine ihanet etmek zorunda kalırsınız. Ya dininize, ya milletinize ya da yaşadığınız topraklara ihanet etmeye itilirsiniz. Örneğin; fetö mensupları. Hayatlarını çalıştıkları kurumlara ihanet etmekle geçirdiler. Üç; baatıl cephe hak ve hukuktan yani Allahtan nefret eder. Kendisinde bir Allah alerjisi bulunur. Siz baatıl ile bir ortaklığa atıldığınız an hak ve hukuktan vazgeçmek zorunda kalırsınız. Haksızlık ve hukuksuzluklara göz yummak zorunda bırakılırsınız. Örneğin; nato. Nato bir şer ittifakı. Türkiye olarakta siz bu şer ittifakına ortak oldunuz ve ister istemez onun tüm kötülüklerine göz yummak zorunda kalıyorsunuz. Kötü ile iş tuttuğumuzda da ne oluyordu bize? Başımıza bir iş geliyordu, Allah bizlere tokadı yapıştırıyordu. Ülkemizde yaşanılan her darbe bir nato darbesi olduğuna göre, aslında her 10 yılda bir Allah bize bir tokat yapıştırıyor. "Bunlardan size hayır gelmez, siz haksınız onlar baatıl, onları içinde barındırmanız sizin hayrınıza değil" diyor Allahu Teala, ama dinleyen maalesef yok. O zaman tokat yemeye devam.


Allah batıl ile samimi olmanızı istemez

"Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez." (Maide Süresi, 51)
"Ey inananlar! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar, size gelen gerçeği inkar etmişken, onlara sevgi gösteriyorsunuz; oysa onlar, Rabbiniz olan Allah'a inandığınızdan ötürü sizi ve Peygamberi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer sizler Benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Ben, sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. İçinizden onlara sevgi gösteren kimse, şüphesiz doğru yoldan sapmıştır" (Mümtehine Süresi, 1)

Allah sizlerin batıl ile fazla samimi olmanızı istemez ve izinde vermez, bunu bir yerinize not edin. Sizlerin hoşgörü gösterdiği ve sürekli barış mesajları gönderdiği tayfa Allah katında lanetlenmiş bir zümredir. Onların yaşantıları onların benimsediği değerler Allah katında pislik olarak görülür. Siz işte Allahın pislik olarak gördüğü bu kitle ile çok içli dışlı olmaya başladınız. Kendi değerlerinizi İslami yaşantınızı unutmaya, onlar gibi görünmeye onlar gibi pislik içinde yaşamaya başladınız. Allahta buna izin veremezdi. Ne yaptı? Baatılı üzerinize sürekli salıverdi. Gezi olayları, 17-25 aralık ve 15 temmuz darbe girşimi. Bunların her biri sizi silkeledi, saflarınızı sıklaştırmanızı, baatıldan kopmanızı sağladı. Eğer onlar ile çok içli dışlı olmaya başlarsanız, Allah işte bunu yapar, Allah bir iç çatışma zuhur ettirir. Dost olarak gördüğünüz gayrimüslimlerin gerçek yüzünü size gösterir. Dost olarak gördüğünüz ve yüz yıllardır birlikte yaşadığınız kişilerin aslen dostunuz olmadığı gerçeğini, neden onlardan uzak durmanız gerektiğini sizlere hatırlatır. Örneğin; bosna halkı son yüz yıl içinde sırplar ile çok içli dışlı olmuştu. Kendi değerlerini unutmuş kafirler gibi hayat yaşamaya başlamıştı. Allahta srebrenitsa katliamı ile onları uyandırdı. Onlara dostu düşmanı hatırlattı, özlerine geri döndürdü. Ya da hocalı katliamı ya da kıbrısta yaşanılan katliamlar. ÖZETİ; kafirlerden uzak durun, onlar ile ortak iş yapmayın, onlara açık ve de gizli muhabbet beslemeyin. Eğer onlara yakınlık ve muhabbet gösterirseniz Allah sizi tasfiye eder, çoğunluğun başına başka liderler getirir.  

Ba
atıl olan erdoğan ve onun cephesi olamazmı?

Bu sizin inancınıza ve hayat felsefenize bağlı. Siz eğer anıtkabiri kabeniz olarak tanımlıyorsanız, örtünmeyi geri kalmışlığın bir simgesi olarak görüyorsanız, içki içmeyi aydın olmanın olmazsa olmazı olarak sayıyorsanız, mini eteği kültürünüzün bir parçası olarak görüyorsanız, tarihinizin başlangıcını 1923 olarak görüyorsanız, osmanlıdan nefret ediyorsanız, okullarda peygamberimizin hayatın okutulmasına karşı çıkıyorsanız, başörtünün kamuda yeri yoktur diyorsanız veya siz değilde bulunduğunuz cephe bunları söylüyor ve savunuyorsa, o zaman evet size göre erdoğan baatıl olabilir. Biz ise baatıl tanımlamasını Kur'an-ı Kerime göre yapıyoruz. Kur'an-ı Kerime görede ateistler, gayrimüslimler, teröristler, eşçinseller, peygamberimizle dalga geçenler, başörtülü kardeşlerimize laf atanlar, ezanımızdan tiksinenler, şımarık zenginler, üstünlük besleyen aydınlar ve masonik yapılanmaların bulunduğu cepheye baatıl denilir. Erdoğan hak cephemi? İlk önce ortada kaç cephe var ona bir bakalım; ortada sadece iki cephe var. Birisi cumhur ittifakı diğeri ise millet ittifakı. Ortalıkta üçüncü bir cephe yok. İttifaklar bu iki cephe etrafında kurulmuş. Size bir milyonluk soru; hangi cephe hak cephe olabilir? Bir yanda erdoğan, diğer tarafta gayrimüslimler, batı dünyası, ataistler, sabah akşam peygamberimize ve ezanımıza sövenler, bu ülkede 40 yıldır terör estiren terör örgütleri. Sizce kim hak cephe olabilir? Zekanızı fazla zorlamayın arkadaşlar, herşey bu kadar açık olmasına rağmen, halen yanlış cephede bulunuyorsanız, mahşer günü bunun izahatını yapamazsınız bizden söylemesi. Hak, İlla bir cephede olmak zorundamı? Zorunda. Her kavgada illa birisi diğerinden daha haktır. Siz maalesef insanlara olan duygularınıza göre kararlarınızı veriyorsunuz. İslam dini ise bizi bundan men eder. İslam dini kişilere göre değil, olaya göre kararlar vermemizi ister. Şu konuda şu haklıdır bunda şu gibisine. Örneğin; bana göre erdoğan, menderes ve özalla kıyasladığımda aralarında en beceriksiz en yetersiz olanı. Tek farkı, onlardan daha cesur olması. Demek günümüzde akıllı olan değil, cesur olan müslümanların başına geçmesi gerekiyormuş. Örneğin; akıllı birisi başınızda olsaydı tüm tuzakları önden görür ve önlemini alırdı. Ama, o zamanda aranızdaki hainler topluca açığa çıkmaz, sizlerede 15 temmuz gecesi gibi kahramanlıkları yazmak nasip olmazdı. Hakkın baatıldan ayrılması bakımından, sizlerin sevap kazanması ve herkesin tarafını belirtmesi açısından demek böyle bir lider başınızda olması gerekiyormuş. Ne diyoruz, Rabbim böyle takdir ettiyse bildiği birşey vardır.
Artı, konu kişiler değil, konu olayların içeriği. Her olayın haklı ve haksız olan tarafı vardır, sizde kişiye bakmaksızın hak olan tarafı seçmek ve savunmak zorundasınız; "Ey iman edenler, Allah için hakki ayakta tutanlar ve adaletle sahitlik yapanlar olunuz. Ve bir topluluğa karşı olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adalet edin. Bu, takvaya daha yakındır. Ve Allah´tan korkun. Muhakkak ki Allah; işlediklerinizden haberdardır" (Maide Süresi; 8). Her olayın bir haklı birde haksız tarafı vardır. Seçiminizi yaparken kişiye göre değil, adalet duygunuza göre yapın. Kim haklıysa onun savunun.
 

Özetleyelim;

Kutuplaşmalar hak ile baatılın arasındaki çatışmadan kaynaklanır. Bu ikisi bir arada olduğunda ister istemez tartışmalar ve savaşlar olur. Herkes kendi değerini savunur ve diğerinden nefret eder. Hak olan mini eteklerden, içkiden, haram ortamlardan, ahlaksız dizilerden, vatan hainlerinden nefret eder. Baatıl olanda ezandan Allahtan, örtünmeden, peygamberimizden, örf ve adetlerimizden, atalarımızdan nefret eder. Bu ikisinin bir araya gelmesi ilahi düzene ters. O yüzden bu ikisi aynı topraklarda yaşadığı müddet kutuplaşma olacaktır. Düne kadar ülkenizde kutuplaşma yoktu çünkü, osmanlı yani hak olan baatılı bastırmıştı. Cumhuriyet döneminde de baatıl olan hakkı yutmuş, tek tip insan ortaya çıkarmıştı. Günümüzde siz bir kutuplaşma yaşıyorsanız, bu sizi mutlu etmeli çünkü, bu hakkın artık baatılın prangalarından kopup kendi benliğine kavuşmasına işaret eder.
Sayın okurlarımız; eğer kutuplaşmalar hakkın hükümdarlığı döneminde gerçekleşiyorsa bu kötü birşeye işaret eder. Bu baatılın doğuşuna ve egemenliğine işaret eder. Eğer ama baatılın hüküm sürdüğü bir dönemde bu kutuplaşma gerçekleşiyorsa, o zaman bu hayra alamet. Bu hakkın çıkışına, yükselişine işaret eder. Allah baatılın çıkmasını istediği an bunun önüne geçemezsiniz, hakkın çıkışını takdir ettiği anda buna engel olunamaz. Engel olamadıklarıda zaten ortada. Ne kadar yalan ve iftiralara başvursalar, ne kadar suikast ve darbe girişimlerinde bulunsalar erdoğanı bir türlü indiremediler. Çareyi sınırlarımıza dünyanın ordularını yığmakta ve bizi birinci dünya savaşına benzer bir savaşa sürüklemekte bulacaklarını sanıyorlar. Planları tutarmı? Hayır çünkü biz hakkın doğuş safhasındayız. İlahi düzeni bilmedikleri için bir hesaplama hatası yapıyorlar. Planları birinci dünya savaşında tuttu çünkü, Allah o dönemde baatılın çıkışını takdir etmişti. Gnümüzde ise hakkın doğuşunu takdir ediyor. Yani ne kadar çok savaş gemilerini sınırımıza yığsalarda, bu sefer işler planladıkları gibi gitmeyecek. Onlar planlar kuruyorsa, Rabbimde onlara bir kaç süpriz hazırlıyor; "Hani kâfirler seni tutuklamak, öldürmek ya da Mekke´den sürmek amacı ile aleyhinde tuzak kurmuşlardı. Onlar tuzak kurarken Allah da tuzak kuruyordu. Hiç kuşkusuz Allah tuzak kuranlarınların en hayırlısıdır" (Enfal Süresi; 30).