nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                       

                                                                                                                                                                   

                                               
 



aylar ve rızık arasındaki gizem
ilahi düzende hiçbir şey tesadüf hiçbirşey diğerinden bağımsız değil, en basit örneği doğanın kendisi. Ormanlık bir alanda çok küçük ve önemsiz görünen bir böcek türünü yok ettiğiniz an, dengeyi bozuyor diğer canlı ve bitki türlerin yaşamınıda tehlikeye atıyorsunuz. Herşey birbirine bağlı ve uyum içinde varedilmiş. Size inen rızık ve aylarda böylesine bir uyum ve bağlılık içinde. Hani yeni yıl gecesi o yıl içinde kendimize hedefler koyarız, o yılın bizim için daha hayrlı geçmesini ümit ederiz ya; gerçektende size inen rızıklar sizin yeni yılınıza göre indiriliyor. Bunu açalım;

Rızık nedir?
Rızık ektiğinizi biçmektir. Ne ekiyorsanız hasat olarakta onu alıyorsunuz.

Rızkın ayda karşılığı nedir?
Yeni ay ve dolunay. Rızıkta ne ekiyorsanız onu biçiyorsunuz, yeni ayda da yeryüzü mahsülün ekildiği dolunayda da hasatın biçildiği dönemdir. Astrolojide yeni aylar birşeyin başlangıcını sembolize eder. Eğer yeni bir proje yeni bir yatırıma adım atmak istiyorsanız bunun için en uygun zaman yeni ay. Dolunayda yaptığınız yatırımların hasatını alma vaktidir.

Püf nokta nedir?
Altı ay geçmesi gerek. Neden? Yeni ayın ekim dönemi, dolunayda hasat dönemi olduğunu düşünürsek, ektiğiniz hasatı almak için ektiğiniz dönemdeki yeni ay hangi burç kuşağında gerçekleştiyse hasatı alacağınız dönemde yani dolunayda aynı burç kuşağına denk gelmesi gerek. Denk geliyormu? Geliyor. Her altı ayda bir. Örneğin; bugün oluşan bir yeni ay, altı ay sonra aynı burç kuşağında dolunay olarak karşımıza çıkıyor. Bu neden önemli? Eylemlerimiz burçların konumuna göre kayıt altına alınıyor, geri dönüşümüde o doğrultuda yapılıyor. Örneğin; mesai saati içinde bir rapor hazırlarken nasıl saat, gün ve olay yeri adresini yazıyorsunuz, eylemlerinizde böylesine detaylı bir kayıt sürecinden geçiyor. O eylemin bize geri dönüşümüde eylemin yapıldığı burç kuşağında ve zaman diliminde gerçekleşiyor.
Yani her bir yatırımınızın karşılığı altı ay sonra size veriliyor. Örneğin; buğday ekiliş ve hasatıda altı aylık aralıklar ile yapılır. İlahi ilimdeki derinliği görüyormusunuz. Yoksa siz burçları sadece süs olarak yaratıldığınımı sandınız? "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir" (Lokman Süresi; 27).

Bunun İslamla nasıl bir bağlantısı var?
Bir; İslamın yeni yılı muharrem ayı. Mü'minler teker teker ve kalabalık halde hicret ederken, peygamberimiz sav bekletildi. Ona izin çıkmadı. Ne zamana kadar bekletildi? Muharrem ayın birine kadar. Neden? Muharremin üçünde veya on yedisinde değil, recepte veya şabanda yılın herhangi bir tarihinde değil tam muharremin birinci gecesinde hicret emri geldi. Neden? Bunu hiç merak etmedinizmi? Her hareketi ile Müslümanlara örnek olan peygamberimiz sav bekletildi, çünkü yeni yıl ne zaman başlıyor bu hicret ile
Müslümanlar bunu bilsin istenildi.

İki; ne oldu hicrette? Peygamberimiz sav ve müminler sıkıntılardan kurtulup huzura kavuştu. Sadece peygamberimiz sav'mı? Hayır. Bin yıllar içinde gelen peygamberlerin hepsi kendilerine musallat olan sıkıntılardan muharrem ayında kurtuldu. Neden yılın diğer aylarında değilde muharrem ayında?
Bu sizce bir tesadüfmü? Hayır. Muharrem ayı, hristiyanların yeni yıl dilekleri gibi yeni bir başlangıcı, eski defterlerin kapatılışı ve yeni sayfaların açılışını sembolize ediyor.

Üç; sıkıntılardan kurtulmanız için
ilk önce altı ay öncesinden birşeyler ekmeniz gerekiyor. Muharrem ayın altı ay öncesinede ne denk geliyor? Recep ayı. Üç ayların başlangıcı. Yeni ay ve dolunay arasındaki altı ay zaman farkını, biz recep ve muharrem ayı arasında yine görüyoruz. Recep ayı ile muharrem ayı arasında altı ay fark olması, tam altı ay sonrası hicretin ve tüm peygamberlerin sıkıntılarından kurtulması, bu sürecin yeryüzü hasatı ile örtüşmesi, yeni ayda birşeyin ekilmesi ve dolunayda da o hasatın biçilmesi ve bu ikisi arasında da recep ve muharrem gibi yine altı ay fark olması tesadüf değil değerli dostlar. Rızık ve aylar birbiri ile orantılı akıyor.

Sonuç;
Dönüm noktamız muharrem ayı. Muharrem ayı bir yılın kapanışı, yeni bir sayfanında açılışını sembolize eder. Allahu Teala kaderimizi değiştirmemiz için bizlere her yıl yeni bir fırsat verir. Muharrem ayıda bunun dönüm noktası, eski defterlerin kapatıldığı yeni sayfanın açıldığı ay. Hristiyanlar dört gözle 31 aralığı bekler, biz müslümanlar ise dört gözle zilhicce ayın 30'unu beklememiz gerekiyor. Hristiyanlar ocak 1 ile hayatlarında birşeylerin değişmesini ümit eder, bizler ise muharrem 1 ile ümit etmemiz gerekiyor. Nasılmı? O yıl ektiğinizi siz, bu gerek hayr tohumları gerek şer tohumları olsun, muharrem ayın başlangıcı ile almaya başlıyorsunuz. O tohumları ekmenin en uygun zaman dilimide muharrem ayın 6 ay öncesi (üç aylar). Neden altı ay? Yeni ay ve dolunay arasında nasıl altı aylık bir bağlantı varsa, ektiğiniz ile onun karşılığını almak arasında da altı aylık bir fark var. Bir eyleminizin karşılığını bulmadan önce bu Allah katında bekletiliyor. Levh-i mahfuzda bi' nevi bir olgunluk sürecine sokuluyor. Örneğin; belki tövbe edersiniz. Rızkınız günlük ve yıllık iner. Rızkınızın ince detayları günlük, ölüm, kaza, doğum ve evlilik gibi genel hatları ise yıllık yazılıyor. Kaderinizin ince detaylarını değiştirmek, kaderinizde ufak tefek retuşlar yapmak için günlük ibadetleriniz, genel hatlarını değiştirmek içinde son tarih zilhicce ayın 30. Kaderinizin genel hatlarını değiştirmek sizin elinizde, o yılın son altı ayıda sizin son şansınız. Eğer o son altı ayı kaçırır ve muharrem ayın birinde o yılın rızkı size kesilirse, siz o yıl ne yaparsanız yapın o yılın kaza ve ölümlerine müdahale edemezsiniz. Neden altı ay öncesi? Allahu Teala bizlerin tüm yılı ibadetle geçiremeyeceğini bildiği için, muharremin altı ay öncesine yoğunlaşın demiş. Bu manevi süreç recep ayı ile başlıyor, ramazanla devam ediyor ve kurban, hac ibadeti ile bitiyor. Manevi yolculuğumuz recep ayı ile başlıyor haç ile zirve yapıyor. Bu süre içinde her bir ibadetiniz sizi bir kirden arındırıyor. Ramazan ayı üzerinizdeki istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti kaza ve belalardan, hac ibadeti de günahlarınızdan. Kul hakkından kan borcuna ve günahlarınıza kadar, yılın son altı ayında teferruatlı bir arınma sürecinden geçiriliyorsunuz. Öğretim yılı gibi, bir yıl kapanıyor diğer yılada tertemiz sıfırdan başlama şansı bizlere sunuluyor. Bu büyük bir lütuf çünkü, yıllık arınmadan geçiriliyoruz. İslami ibadetleri yapmayanları bir düşünün, onlar 80 yılın günah birikimi ile Allahın huzuruna çıkacak. Biz ise, her yıl arındığımızı varsayarsak biz Müslümanlar son yılımızın günah yükü ile Allahın huzuruna çıkacağız. Bu çok büyük bir lütuf. Allahu Teala namaz dışında tüm ibadetleri yılın son altı ayına sıkıştırmış. Neden acaba, bunu hiç düşündünüzmü? Müslümansanız düşünmek zorundasınız. Neden, çünkü herşeyin atında bir hikmet var, bizde bu hikmeti araştırmakla mükellefiz. Yılın ilk altı ayında Allahu Teala bir önceki yılın mahsülünü yememize müsade ediyor, bi' nevi gece yarısı gibi manevi istirahata sokuyor. Yılın ikinci yarısında da çalışmamızı (manevi) bir sonraki yılın hasatını ekmemizi bekliyor. Muhteşem değilmi? Gece ve gündüz, dinlenmek ve çalışmak, yeni ay ve dolunay gibi Allahu Teala yıllarıda bizim için ikiye ayırmış. İlk altı ay bir evvelki yıl ektiğinizin tadını çıkarın, dinlenin diyor. Yılın ikinci altı ayında da bol bol hayır işleri yaparak bir sonraki yılın rızkını ekin diyor. Muhteşem. Soruyoruz, başka hangi inançta bu incelikler var?

Ek bilgi
Oruç bizi istemdışı kul hakkından arındırıyor, kurban ibadeti bize can hakkı kazandırıyor, haç ibadetide günahlardan arınmamızı sağlıyor. Namaz ne için var? Namazda bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyor. O yüzden namaz her gün farz, diğer ibadetler ise yılın belirli döneminde. Namaz bizi şeytanın vesvesesine karşı koruyorsa, neden bir çok namaz kılan kişi günahlar içinde? Sebebi şu; iki tür vesvese var birisi bedenin içinden gelen diğeri ise dışından gelen. Namaz bizleri bedenlerimizin dışındaki şeytanların vesvesesine karşı koruyor, içimizde olanlara karşı ama değil! Kalenin dışında olana karşı koruyor, kalenin içine sindiyse değil. Neden? Şeytanın bedenin içine sinmesi için bir kul hakkı yenmiş olmalı, namazda kul haklarını örtmüyor. Düşülen hatada burası. Gündüz namaz kılıyorlar, gece namaz kılıyorlar ama o manevi iç huzur bir türlü yakalayamıyor, başları sıkıntılardan bir türlü kurtulmuyor. Neden, çünkü namaz iç huzuru yakalamak için indirilmemiş. İç huzur için indirilen ibadet oruç. Siz bir ibadeti amaç dışı kullanmaya çalıştığınızda da ne olur? Hem işleriniz ters gider hem amaç dışı kullanım aleyhinize kayıt edilir. Değerli dostlar, şeytan bizleri nasıl sünnetle kandırıp farzlardan alıkoyuyorsa veya farzla kandırıp sünnetlerden uzak tutuyorsa, namazlada bizleri maalesef kandırıp bizi bir çok şeyden uzak tutuyor. Namaz maalesef günümüzün tarikatları ve cemaatleri tarafından amaç dışına çıkartıldı, olduğundan çok farklı bir yere saptırıldı. Öyle anlatıyorlarki sanki namaz her derde deva sanki namaz dinin direği, İslamın en önemli parçası. Yok öyle birşey. Siz namaza olduğundan bir gram fazla önem atfederseniz bilinki oruçtan bir gram hak çaldınız, zekatın bir gram hakkını yediniz. O yüzden lütfen bir ibadeti evrensel çözüm noktası olarak görmeyin, merkeze oturtmayın. Her biri eşit değere sahip. Binanın dört kolonu gibi hepsi eşit değere sahip. Eğer namazın önemini anlatacaksanız ne amaç doğrultusunda indirildiyse o doğrultuda anlatın.
İslami ibadetler birer amaç doğrultusunda var edilmiş, o görev ne ise sizde lütfen o doğrultuda anlatın. Bağlamından çıkarıp kendisine ayrı bir önem atfetmeyin. İslamın merkezinde Allah var, her derde deva olan tek şeyde Allah. Namaz içinizdeki huzuru getirmez çünkü içinizdeki huzursuzluğa sebep olan şeytan, şeytanda bir kul hakkı yemeniz sonrası içinize yerleşti, o şeytanı oradan yok etmenin kıssasıda namaz değil oruç. Anladınız. Bakınız, Rabbim bile kendisine bir kıssas koymuş, benim konumuma başka birini oturtursanız (şirk) benden birşey beklemeyin demiş. Allahu Teala bile kıssas kuralına göre hareket ederken, siz nasıl olurda namazı bundan muaf tutar namazı herşeye deva olarak görürsünüz? Herşey kıssasa bağlı. Kul hakkın kıssasıda namaz değil. Kul hakkın kıssası köle azad etmek, fakirleri doyurmak veyahut oruç tutmak. Mağdur edilen kişinin ruhuna gitmesi niyetine. Örneğin; hiç merak etmedinizmi namaz neden vahiyden 12 yıl sonra farz kılındı. Neden peygamberlik iner inmez Müslümanlara farz kılınmadı. Herkes maalesef ezbere bir yol tutmuş ve at bakışla o yolda ilerliyor. Bilmiyorlarki, namaz farz kılınmadan önce müslümanlar bir arınma ve tövbe sürecinden geçirildi, en basiti kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldular ve geçmiş günahlarından arındırıldılar. Bilmiyorlarki namazında bu temiz hali tutmaları için indirildiğini. Günah işlenirse şeytan beden siner. Allahta günah işlememeleri, o bedenleri tekrar şeytanlar ile kirletmemek için namazı indirdi. Namaz, o abdestli haliniz dıştan gelen vesveseye karşı bi nevi bir koruma kalkanı görevi yapıyor. İç ama kirliyse, dışını su ile temizlemişsiniz fayda etmiyor. Anladınız. O dönemin insanı ile bizim aramızdaki fark, biz 99 sülalemizin günah yükünü üzerimizde taşıyor, bedenlerimiz şeytan kaynıyor. Günümüzdeki insanları namaz kötülüklerden alıkoymuyor çünkü bu insanların içi pislik dolu. İçten gelen vesveseyede namaz dur diyemiyor. Günümüzde namaz kılıp günah işleyen kişiler maalesef bir arınma bir tövbe ve hellaleşme sürecinden geçmeden namaza başlamış. Birileri bunlara namaz ile herşeyi kapatabileceklerine inandırtmış. Halbuki kul hakkı ile ilgili ayetler namazdan bahsetmez, fakirleri doyurmak ve oruçtan bahseder. Örneğin; bu insanlar teheccüd namazına kalkar, halbuki Allah onu farz kılmaz kul hakkından arınmayı farz kılar. Şeytan bu insanları gereksiz işler ile meşgul kılarak hem o bedenlerde yaşamayı garantiye alır hem o kişileri o kul hakları ile öbür dünyaya sürükler. Keşke gece vakti kalkıp namaz kılıp zikir çekeceklerine, üzerlerindeki hakların kalkması niyetine gündüz vakti fakir doyursalar oruç tutsalar bu onlar için çok daha hayırlı olurdu. Hem gece namazına kalkıp hem gündüz vakti oruç tutup fakirleri doyırabiliyorlarsa, aynı anda yapabiliyorlarsa, o ayrı. Ne mutlu onlara. Eğer yapamıyorsanız o zaman ilk önce farz olanlara odaklanın.

Not:
teheccüd namazına kalkan kişilere bakıyoruz, bedenleri şeytan kaynıyor. Bir işletme düşünün, girişte hayvanlar giremez yazısı asılı ama içerisi çoktan hayvan barınağına dönüşmüş. Gece ibadeti yapanları biz böylesine bir çelişki, garabet içinde görüyoruz. Peygamberimiz sav'da sahabilerde gece namazına kalkıyordu diyorsanız, arkadaşlar peygamberimiz sav gece ibadetlerine başlamadan henüz sabiyken şeytanlarını öldürdü. Sahabilerde müslümanlığa geçtiği an şeytanlarını öldürdü. Namaz, kalenin şeytanlar tarafından fethedilmesine karşı korur, kale ama çoktan şeytanların işgaline uğradıysa bu durumda çözüm yolu namaz değil başka ibadetler. Kaleniz temizse buyurun kalkın gece ibadetine. Temiz değilse ama o zaman bizim nacizane tavsiyemiz, yeni şeytanların bulaşmasına engel olmak için farz olan beş vakit namaza sadık kalın, içinize bulaşanlara karşıda farklı kürler uygulayın (oruç, fakirleri doyurmak).
Lütfen, teheccüd size farz değil gece namazı size farz değil, içinizdeki şeytanları öldürmek size farz. Bunun yoluda namaz değil. Devam edelim konumuza;

Rızık ve aylar ile ilgili bu zamana kadar inanılan şuydu;
Allahu Tealanın tüm şeyleri berat gecesinde takdir ettiği, kadir gecesinde de bunları sahiplerine teslim ettiği. Bu zamana kadar bizlere anlatılan buydu. Bu söylenenler ama bizim mantığımıza yatmadı çünkü, kurban ve hac ibadetini beklemeden kişiler hakkında hüküm kesilemez. Berat gecesinde eceller ve kazalar takdir edilir diyeceksiniz, sonrada kurban ibadetin kazalardan belalardan koruduğunu iddia edeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem berat gecesinde kazalar belli oluyor, berat kandilinden 3.5 ay sonra kurban kesmeye ne gerek kaldı? Nasıl olsa berat gecesinde kaza ve belalar takdir edildi. Siz herhalde kurban ibadetin öylesine, her hangi bir sebep olmaksızın sadece ibrahim as'ın anısına kesildiğini düşünmüyorsunuzdur. Örneğin; kadir gecesinde o yılın hayır ve bereketin takdir edildiğini söyleyeceksiniz, sonra kalkıp kadir gecesinden üç ay sonra gelen hac ibadetin insanları nasıl temize çıkardığından bahsedeceksiniz. İşte bu mantıklı değil. Madem hayır ve bereket kadir gecesinde tamamlanıyor, hac ibadetine ne gerek kaldı o zaman? Kısacası, siz recep ayı ile insanları bir arınma sürecine sokacaksınız ama kurban ve hac ibadetin tamamlanmasını beklemeden haklarında hüküm vereceksiniz, bunu bizim mantığımız almadı. İki; eğer iddia edildiği gibi kararlar kişilere kadir gecesinde indirilmiş olsaydı o zaman tüm peygamberler huzura muharrem ayında değil kadir gecesi yani ramazan ayında kavuşurdu. Kadir gecesi ne için var o zaman? Güzel bir soru. Hiçbir fikrimiz yok. Bu konu hakkında kafa yormadık. Kafa yormadığımız konular hakkında da zanla yaklaşmak bize yakışmaz. Değerli okurlarımız biz bir konuyu kaleme aldığımızda bize göre size göreler ile değil, veriler doğrultusunda kaleme alıyoruz. Ay, yörünge, hadis, ayet, tarih vs, bir çok şeyi göz önünde bulunduruyor, konuyla ilgili beynimizdeki tüm soru işaretlerini gideriyor sonra kaleme alıyoruz. Beynimizde birşey netleşmediği müddette konuları websayfamıza eklemiyoruz. Örneğin; size aktarmak istediğimiz o kadar bilgi var, bunlar ama beynimizde netleşmediği için size aktarmıyoruz. Yapboz oyunu gibi, parçacıkların bir çoğu yerine otursada bir nokta eksikse o bilgiyi sizinle paylaşmıyoruz. Yanlış bilgilerin vebalin farkındayız. Berat ve kadir geceleri altında yatan hikmet hakkında da gerçekten hiçbir fikrimiz yok. Biz herşeyi bildiğimizi iddia etmiyoruz. Bilmediğimiz konuları açık açık söylüyoruz. Eğer zamanımız olur ve bu konu hakkında da bir araştırma yapar, bir sonuca ulaşırsak bunuda seve seve sizinle paylaşırız.

Ek bilgi
Kadir gecesi hakkında bir parantez açmadan olmaz, çünkü kadir gecesi diğer mübarek gecelerin aksine Kur'an-ı Kerimde anılan anılmaklada yetinmeyip, kendi ismi ile bir Süre'ye sahip bir gece. Kadir gecesi hakkında bildiklerimiz, ilk vahiyin bu gece gerçekleşmiş olması, bu gecenin bin aydan daha hayırlı olması ve meleklerin bu gece her iş için yeryüzüne inme iznine sahip olmaları. Bu bilgiler bize yeter hocam diyorsanız, kadir gecesi hakkında bu bilgilere sahibiz. Bu bilgiyi ama biz kendimiz için yeterli bulmuyoruz. Bizler perde arkasını merak ediyoruz, örneğin; melekler indiğinde ne yapıyor, neden bin aydan daha hayırlı neden bin rakamı vs. Allahu Teala öylesine rakamlar ortaya atmaz. Bazılarınız çoğunluğu ifade etmek için bin rakamı kullanıldı deyip kendisini tatmin edebilir. Biz değil. Biz biliyoruzki Allahu Teala bir rakam veya bir harf kullandığında altında bir hikmet yatıyor. Bizde bu hikmetin peşindeyiz. Şuana kadarda bu konuların perde arkası hakkında bir fikrimiz yok. Şöyle bir düşünce aklımızdan dolaşmıyor değil; kadir gecesini o gece belirli kararların verildiği gece olarak görme yerine, kadir gecesinde bizler yılın son altı ayın tam ortasındayız, o gece bizler mübarek üç ayları bitirip yılın son üç ayına girmek üzere oluyoruz. Belkide bizler o gece ilk üç aydaki ibadetlerimizin notunu alıyoruz. Bi' nevi üniversitelerdeki arasınav dönemi. Final sınav ve not zilhicca ayın 30'unda veriliyorsa, belkide kadir gecesi arasınav yani vize sonuçların dağıtıldığı gecedir. O ana kadar başarılı olanların ödüllendirildiği bir gecedir. Kadir gecesi ve diğer mübarek geceler hakkında beynimizde dolaşan bu bilgiler bizi tatmin ediyormu, etmiyor. Biz ve okurlarımız bundan ötesi detaylar bizden bekliyor. O yüzden bu konulara şimdilik girmemeyi tercih ediyoruz.

Üzücü olan;
kaderimizin dönüm noktası muharrem ayı, ülkemizde ama kimse muharrem ayın ne zaman olduğunu bilmiyor. Bilenlerde muharrem ayını aşure yemek veya dağıtmaktan ibaret olduğunu sanıyor. Ne kadar üzücü birşey bu. İslam alemin içinde bulunduğu hal gerçekten içler acısı. Bu örnek bizlere toplumu aydınlatması gerekenlerin, "alimler" ve "hocalar" ilahi düzeni anlamaktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Tarikatlar kafa sallamakla meşgul, cemaatler devleti ele geçirmekle meşgul, diyanetçiler memur olmakla meşgul, ilahiyat fakülteleride İslamı özünden koparmakla meşgul.  Böyle bir ortamda cahil kalmanız ve sapıtmanız kaçınılmaz.
Allah sonumuz hayr eylesin.

Değerli dostlar;
Bu zamana kadar hep üç aylardan bahsediliyordu, bu üç ayda yaptığımız hasatın ama muharrem ayında alındığını kimse bize bu zamana kadar anlatmadı. Muharrem ayı ile mübarek üç aylar arasında bir bağ olduğunu kimse bize kurmadı. İki; bizler muharrem ayın yılın başlangıcı olarak biliyorduk ama o yılki rızkında başlangıcı olduğunu bilmiyorduk. O yıl ekilenin yılın sonunda muharrem ayın başlangıcı ile alınmaya başlandığını bilmiyorduk. Biz ektiğimizi hemen alacağımızı düşünüyorduk, böylesine büyük bir hesabın parçasına tabi olduğumuzu bilmiyorduk. Üç; biz muharrem ayında peygamberlerin huzura kavuştuğunu biliyorduk ama bunu istisnai o peygamberlere has bir olay olarak görüyorduk. Bunun altında bir düzen olduğunu bilmiyorduk. Muharrem ayının eski defterlerin kapatıldığı ay yeni bir başlangıca adım atıldğı ay olduğunu bilmiyorduk. Artık biliyorsunuz. Batının yeni yılında değil, İslamın yeni yılında iyi dileklerde bulunun. Rızık çünkü batının yeni yılına göre değil Allahın yeni yılına göre indiriliyor. Allahın yeni yılıda muharrem ayı ile başlıyor. Siz her yıl bir evvelki yılın hasatını yiyorsunuz. Dönüm noktası muharrem ayı. Bu yıl güzel işler yapın, bir sonraki muharrem ayına yani yılına girdiğinizde de bu emeklerinizin karşılığı size insin. Bilhassa altı öncesinden (mübarek üç aylar) ibadetlere yoğunlaşın.

Not:
biz bu yazıları bir hobi olarak yazıyoruz. Kafamıza birşey takıldığında bunu kaleme alıyoruz. Biz bu konuların detaylarını İslam alimi olma yolunda ilerleyen kardeşlerimize bırakıyor onların bu konuların detaylarını araştırmasını bekliyoruz. Bizi bir rehber bir yol gösterici olarak görün. O yolun inceliklerini araştırmak zaman açısından bizi aşar. Örneğin; haram aylar. Haram aylarında bu rızık dağıtımı ile ilgisi var. Bunun detaylarını araştırmayıda siz değerli okurlarımıza bırakıyoruz.







orucun altında yatan hikmet


bu yazıyı çok farklı nedenlerden dolayı kaleme almayı gerekli gördük. bir; mübarek üç aylara gireceğiz ve neden oruç tutuyoruz, orucun altında yatan hikmet nedir bunu bilmeniz gerektiğine inanıyoruz. oruç ibadetini daha bilinçli yapmanız, oruç ibadetinden daha büyük feyz almanız için bu sorunun cevabını bilmelisiniz. iki; sağlığa kavuşmak istiyorsanız oruç tutmalısınız. oruç ile hastalıklar arasındaki bağ nedir, bu ve dahasını önümüzdeki yazı dizilerinde sizlerle paylaşma niyetindeyiz. konumuza girmeden, cemaat ve tarikatlara bir kaç sözümüz olacak. iyi kulak verin. sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.


düşünce nasıl yasaklanır 

kimse kalkıp düşünce ve fikir üretmek burada yasaktır demez. bunu çok sinsi yaparlar. çok sinsi yoldan sizi sustururlar. nasılmı? "sen arapça biliyormusun", "bu ilim çok karmaşık sen anlamazsın", "sen kaç eser kaleme aldın" veya "sen kaç ilim biliyorsun",  "senin yaşın daha neki" gibi kavramlar kullanırlar. işte bu kavramlar sayın okurlarımız karşı tarafı susturmanın, bir düşünce ve bir fikre karşı gelmenin, başkalarını kendi düşüncelerinize boyun eğdirmenin sinsi bir yoludur. hocam ama en basiti arapça bilmek gerekmiyormu? bakın arkadaşlar, herkes herşeyi bilemez eğer bilmeye ve öğrenmeye kalkışırsa bir konuda sivrilemez. sonuçta bir konuya ayırması gereken zamanı farklı konulara harcamış oluyor. bunun en güzel örneği tıp ilmidir. tıp ilmin kullandığı dil latince ve eski yunancadır, siz ama dünyanın hiçbir yerinde latince ve eski yunanca konuşan uzman hekimler bulamazsınız. sistemi nasıl kurmuşlar? görev dağıtımı yapmışlar! tıp ilmi farklı parçacıklardan oluşur (latin dili, biyokimya, anatomi, fizyoloji, patoloji vs) ve adamlar bu alanların her birinde uzman yetiştirmiş. bunların hiçbiride kalkıp herşeyi öğrenmeye kalkışmıyor, her biri kendi alanında nasıl en yükseğe ulaşabilirim (nobel ödülleri) bunun hesabını yapıyor. yani batı dünyasının başarı sırrı, görev dağıtımında yatıyor! siz ise bir kişinin her dalda her konuda uzman olmasını bekliyorsunuz. sonuç? çocuk hayatını ezberle geçiriyor. yaşamını düşünme ve üretmekten yoksun bir şekilde geçiriyor. örneğin; birileri arapça üzerinde ihtisas yapmış, onların meallerinden faydalanmak varken, neden 5-10 yılımı arapça dilini öğrenmekle geçireyim? zamanın varsa bunu yap, ama çözmen gereken sorular varsa birşeyleri üretmen gerekiyorsa, dünya seninle yarışıyorsa o zaman buna ayıracak zamanımız yok. bırakın herkes en iyi yapabildiği işi yapsın, birileri dil öğrenmede iyidir başkaları pozitif bilimlerde başkalarıda analitik düşüncede. örneğin; elmalılı hamdi yazır arapça dilinde uzamanlaşmış, bende pozitif bilimlerde uzmanım. onun sahip olduğu bilgi bende yok, benim sahip olduğum ilimde onda yok. ne yapmalıyız o zaman? herkes diğerin ilmini öğrenip yalnız başına dünya ya meydan okuma yerine, akıl derki; işbirlği yapın. gücünüzü ve ilminizi birleştirin. yani gücünüzü birleştirin, karşı tarafa kendi bilgilerinizi şart koşmayın. ortak üretime odaklanın!!! ben mesela ne yapıyorum; elmalılı hamdi yazarın o temel kuran- kerim mealini alıyorum, bende olan ilimle o meali bir üst safhaya taşımaya çalışıyorum. ben elmalılı hamdi yazır ile rekabet etmiyorum, onun ilmini yok saymıyorum, ondaki ilmin üzerine nasıl katkıda bulunabilirm bunun hesabını yapıyorum. doğru yol ve yaklaşım budur. bu noktada bazılarınızın aklına bir kaç dalda ilim bilen eski alimler gelebilir. eğer geliyorsa unutun o alimleri. o alimler bizlere sağlıklı örnekler teşkil etmiyor. neden? o alimler belki bir kaç farklı dalda ilim bilmiş olabilir ama bu alimler bu ilimlerin ya hiçbirinde sivrilememiş ya da sadece ve sadece bir dalda sivrilmiş diğer daldaki ihtisasları zaman kaybından ötesine geçememiştir. bize her telden orta şeker çalan ve anlayan kişilere değil, bir dalda sivrilen, ilmi ile dünya ile rekabet edecek kişilere muhtacız. özeti; "şunuda bilmen gerek" şunuda bilmezseniz bunu yapamazsanız" "benim gibi arapça bilmeden yapamazsın" deme yerine, "ben bu alanda çalışma yaptım, ben sana nasıl yardımcı olabilirim" "zaman kaybetmeme açısından benim bilgi ve çalışmalarımdan da faydalanabilirsin" demeniz ümmet için daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır. 

evet, eski zaman bir İslam alimi ömrünü medreselerde kitap okumak ve öğrenmekle geçirdi. belki bundan dolayı onların eserlerini sorgulamaya veya onların eserlerinin üstüne birşey koymaya kendinizi laik görmüyorsunuz. ama arkadaşlar biraz kendinize güvenin. o alim bir konuyu öğrenmek için bağdat, şam ve mekke arasında belki yıllarca gidip geldi. siz o alimin 10 yılda öğrendiği bir bilgiyi, google amca sayesinde beş dakikada öğreniyorsunuz. biraz kendinize ve günümüzün ilmine güvenin. eski alimleri kutsallaştırmayın ve gözünüzde büyütmeyin. sevgi ve saygı duyun ama kutsallaştırmayın. onların hataları ve eksikleri ile birer beşer olduğu, kaleme aldıkları eserlerinde Allah kelamı Kuranı Kerim olmadığını lütfen unutmayın. sorgulanamayacak ve üstüne birşey konulamayacak tek eser Kuranı Kerimdir, diğer herşey beşeridir yani kusurlu ve eksiktir, tamamlanmaya ve düzeltmeye muhtaçtır. o yüzden hiçbir beşeri ve beşeri eseri gözünüzde büyütmeyin, büyütürseniz o şahsın ilmi üzerine bir gram ilim koyamazsınız. ilim bir bayrak yarışıdır ve sizde bu bayrağı bir sonraki seviyeye taşımalısınız. ilmin sınırı yok, ne bugünün ne de yüz yıl önceki ilmin seviyesiyle yetinin. yetinirseniz başkaları çağ atlar siz geri kalır, onların kulu kölesi olursunuz. onların akıttığı kanı yaydığı adaletsizliğe ve işledikleri zulme dur diyemezsiniz. devletinize, milletinize ve ümmetinize yapılan saldırıları engelleyemezsiniz. İslamın ilk emri "ikra- oku". ikra emrini yerine getirebilmeniz içinde ilk önce hür olmalısınız. hür olabilmeniz içinde ilk önce kendi aklınızı kullanmalısınız. kendi aklını bir cemaate bir tarikata veya herhangi bir guruba emanet eden biri hür değildir, hür olmayanda ikra emrini yerine getiremez. siz ne kadar çok kitap okusanız ve ezberlesenizde bunları kendi hür iradeniz kendi akıl tercihiniz ile yapmadığınız için siz içi boş bir kütüksünüz, sırtında kitap taşıyan bir merkepsiniz, dahası değil. içi boş bir kütük olmak istemiyorsanız, sırtında kitap taşıyan bir merkebe dönüşmek istemiyorsanız başkaların tezi ile değil kendi aklınızla doğrularınızı savunun, başkaların emriyle değil kendi hür iradenizle okuyun ve üretin. eğer bugünki yaşantınızı, okuduğunuz kitapları kaleme alan geçmiş alimler görseydi; "siz halen benim eserlerimimi okutuyorsunuz, aradan yüz veya bin yıl geçti, benim araştırma ve eserlerimin üzerine birşey koyamadınızmı", deyip "yazıklar olsun size" diyecek olan ilk onlar olurdu bunuda biliniz.

oruç ibadetin altında yatan ilmi derinlik nedir?


kısa ve öz; insanlar gün içinde sürekli birbirinin hakkını yer. bu hak yemeler bazen bilmeyerek, istem dışı gerçekleşir, bazende bilerek ve isteyerek. istemdışı gercekleşen hak yemeler günlük hayatımızın kaçınılmaz bir parçası. örneğin; torunlarınızın gürültüsü komşuyu rahatsız eder veya arabanızı kaldırıma park eder ve yayaları rahatsız edersiniz veya moraliniz bozulur bunu cevrenize hisettirirsiniz vs. hak yemeler bazende bilerek ve isteyerek gerçekleşir. özet: iki tür hak yeme var. birisi istemdışı, günlük hayatın bir parçası olarak gerçekleşir. diğer hak yeme ise bilerek ve isteyerek gerçekleşir. ikisininde çözümü var. birinci çözüm yolu o kişiler ile helalleşmek ve onların gönlünü almak. kul hakkından kurtulmanın bir diğer yolu ise oruç tutmak. çok ilginçtirki oruç bizi bu hak yemelerden temize çıkarıyor, üstüne bunu hakkını yediğimiz kişiler ile muhatap olmadan yapıyor. oruç bunu nasıl yapıyor bizi nasıl temize çıkarıyor, bu yazımızın konusu bu.

1. bilmeyerek işlenen kul haklarından oruç bizi nasıl kurtarır?

hayatın şartları bizleri, istemdışı hak yemelere itiyor. örneğin trafikte birinin önüne arabanız ile dalıyorsunuz veya işyerinde müşteriye asık süratla hizmet ediyorsunuz. bunların her biri birer kul hakkı yemedir. hayatın akışında siz sürekli hak yiyorsunuz ve hakkını yediğiniz insanların bir çoğunu ne tanıyorsunuz ne de onları bir daha görme şansına sahipsiniz. tanımadığın ve tekrar görme şansın olmadığı insanlar ile nasıl helalleşebilirsin? ramazan orucu ile! nasılmı? Allahu Teala, insana günlük rızkını gece ve gündüz olarak iki öğün indirir. ramazan orucunda siz, bir öğünden feragat ediyorsunuz ve bunu Allah için yapıyorsunuz. ramazan ayında siz Allah rızası Allahın gönlünü kazanmak için, gündüz öğününden feragat ettiğinizi Allaha söylüyorsunuz. Allah, sizlerin kendisinin rızasını kazanmak için bir öğünden feragat ettiğinizi görünce, o rızkı sizden esirgemiyor o rızkı sizin için daha hayırlı birşeye dönüştürüyor. Allahu Teala o gün size indireceği rızkı alıyor ve sizin adınıza bir hesap açıyor ve rızkınızı o hesaba yatırıyor. otuz gün boyunca oruç tutuyorsunuz ve her günün rızkı o hesapta birikiyor. bunu bir ailenin yeni doğan bir çocukları için banka hesabı açıp her ay oraya belirli bir miktar para yatırmasına benzetebilirsiniz. o çocuk üniversite veya evlilik çağına geldiğinde bir birikimi olsun niyetiyle açılmış bir banka hesabı. çocuğunuza açtığınız hesap bir gün çocuğunuza döner veya siz dilediğiniz zaman kendiniz içinde kullanabilirsiniz. Allah nezdinde size bir oruç hesabı açıldığında ise o birikim size geri dönmez. siz bisefer o rızıktan feragat ettiniz. hesapta biriken rızıkımız ile Allah ne yapıyor o zaman? çok basit; ramazan ayında siz bir ay boyunca rızkınızdan feragat ediyorsunuz. bu birikiminize Allah, sizin samimiyet ve niyetiniz oranında kendi merhamet ve lütfunu ekliyor. sonrası kime istemdışı haksızlık ettiyseniz o mağdur ruhlara o birikimleri dağıtıyor. bu sayede Allah sizi o yılki istemdışı kul haklarından temize cıkarıyor. mağdurlar arasında huzur arayana o oruç huzur olarak iniyor, rızık arayana rızık, şifa arayana şifa olarak iniyor vs. şimdi bir düşünün; hardal tanesi kadar suçlardan hesaba çekileceğimiz bir günde, ramazan orucu sayesinde ne kadar büyük bir hesaptan kurtulduğumuzu görebiliyormusunuz? bir de ramazan orucunu tutmayanların mahşer günündeki hesaplarını bir düşünün. siz oruç tutarken bazıları yer ve içer. siz oruç ile o yıl temize çıkarılıyorsunuz, onların ise her yıl günahları birikiyor ve onlar o günah yükü ile öbür hayata intikal ediyor. siz oruç tutarken onlar bu dünyada sizle dalga geçiyor, öbür dünyada da siz onlar ile dalga geçeceksiniz.

o yıl başınıza güzel birşey geldiğinde, kimbilir belki bunun sebebi komuşunuzun o yıl tuttuğu oruçtur ;)

   - istemdışı kul hakkı gaspı fıtratsal bir alışkanlık haline gelirse

bazı insanların günlük hal ve hareketleri alışkanlık, fıtratsal yapıların bir parçası haline dönüşmüş. kabalık, asabilik ve zorbalık doğal yapıların bir parçasına dönüşmüş. bunlar isteyerek kötülük yapmasada, o halleri ile çevrelerine her gün zulüm ediyorlar ve bir çoğuda bunun farkında bile değil. bu insanları tabiki ramazan orucu temize çıkarmaz. onlar arınmak için ramazan orucu dışında, ekstra oruç tutmaları gerek. ramazan orucu sıradan şeyleri temizler, bunların yükü artık sıradışı haline gelmiş. bu durumda bu kişiler fıtratlarını temize çıkarmak ve insanlara ettikleri zulümün bedelini ödemek için ilk önce içten bir tövbe sonrası ramazan orucu dışında 40 gün arka arkaya oruç tutmaya niyet etmeleri gerek ve bunu üç yıl arka arkaya tekrarlamalılar. üç yıl sonrası belki hem o kul hakkı yeme yükünden, hem fıtratını kirleten o negatif enerjilerden arınabilirler.

    - kul hakkı ödenebiliyormu?


"Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür." (Nisa Süresi, 116). toplumda şöyle bir yanlış algı var; Allahın herşeyi bağışladığı, tek bağışlamadığı şeyin kul hakkı olduğu. bu yanlış! Allahın tek bağışlamadığı şey kendisine şirk koşulması. diğer bütün günahları Allah kişinin samimiyeti, niyeti, tövbesi ve kendi lütuf ve merhameti doğrultusunda bağışlar. istemdışı gerçekleşen kul hak gasplarıda Allahın lütuf ve merhameti kapsamına girer. bu merhameti nasıl elde ederiz bunun yollarınıda ayetleri ile bize aktarmış. örneğin; kul hakkından kurtulmak için fakirleri doyurun ya da oruç tutun denilmesi gibi. oruç tutarak borcumuzu neden Allaha havale ediyoruz? değerli okurlarımız, siz kime nerede ne kadar ne yaptığınızı çoğu zaman bilmiyorsunuz veya helalleşmek için o kişilerin nerede yaşadığını bilmiyorsunuz veya hayatlarında neye muhtaç olduklarını, tür sıkıntı ve istekler içinde olduklarını bilmiyorsunuz. bunların hepsini ama Allah biliyor. bütün hesaplar Allah katında tutulur. örneğin, siz oruç tutarak kumbaranıza parayı yatırıyorsunuz, dağıtımın miktarı, adresini ve şeklinide Allaha bırakıyorsunuz. eğer bakiyeniz yetmezse, o zaman Allah sizin arınma ve temizlenme cabanız, oruç ibadetine gösterdiğiniz muhabbet, tövbenizdeki samimiyet oranında merhamet ve lütfundan hesabınıza ekliyor ve sizin adınıza ödenmesi gereken borçları ödüyor. bunu banka hesabınızdan yapılan ödemelerde yeterince bakiye olmadığında bankanın sizin adına, bankaya geri ödemeksizin o ödemeleri yapması gibide düşünebilirsiniz. ne güzel bir banka ne güzel bir hesap tutucu!!!

2. isteyerek ve bilerek kul hakkı yemek

kul hakkı Allahu Tealanın bağışlayacağı günahlardan birisi. ancak Allahu Teala bu bağışlanmaya önşartlar koymuş, örneğin; Allahın adaleti. Allahu Teala kalkıp bir mağdurun arkasından bir suçlu ile iş çevirmez. kul hakkı ile Allaha başvurduğunuzda Allah, adil sıfatı gereği mağdura ödenecek bir bedel sizden ister. bir başka önşart ise; niyetiniz. eğer kul hakkın bağışlanması için Allaha başvurursanız, Allahu Teala ilk önce tövbenizdeki samimiyete, o suçu halen işleyip işlemediğinize bakar. kul hakkı ile Allaha başvurduğunuzda ilk önce tövbeniz ve niyetinizdeki samimiyete bakılır. eğer bu basamağı geçerseniz yani tövbeniz samimi görülürse, o zaman Allahın adil vasfı devreye girer ve ilahi adalet doğrultusunda sizden bir bedel istenir. kendi günahlarınız için tövbe etmeniz yeterli. ama bilerek ve isteyerek bir kul hakkı yediyseniz mağdura yani sahibine gidecek bir bedel ödemeniz gerek. bu bedel ne olmalı, bunu Kur'an-ı Kerim açıklar. Oruçla ilgili ayetleri gözden geçirirseniz, bir hak yeme durumu söz konusu olduğunda Allahu Teala ilk önce fakirleri doyurun, imkanınız yoksa oruç tutun der. Oruç kelimesinin geçtiği ayetleri incelediğimizde Allah ilk önce kendi elimizle temize çıkmamızı yani fakirleri bizzat kendimiz doyurmamızı istiyor. eğer buna imkanımız yoksa o zaman oruç tutup borcu kendisine havale etmemizi istiyor.

    - eğer kazancınıza ve malınıza haram karıştırdıysanız

haram kazanç ve mal ile siz hayır yapamazsınız. nokta!!! bırakın fakirleri doyurmayı, size ait olmayan mal ile siz Allah adına hiçbir şey yapamazsınız. o mal size ait değil veyahut o mala haram karıştırdınız, öyle veya böyle o süt artık beyaz değil. süt lekelendiğinde ve o leke o süt ile tamamen karıştığında, artık süt ile lekeyi ayırtedemez, birbirinden ayrıştıramazsınız. helal malınıza haram karıştırdığınızda da durum budur. yediğiniz haramdan temizlenmek için helal elde ettiğinizdende feragat etmek zorundasınız. başka çareniz yok. ne kadar haram ile haşır neşir olursanız, helal mal ve haram mal o kadar iç içe girer. gün geçtikçe birini diğerinden ayrıştırmanız imkansız olur. tek çareniz elinizden herşeyi çıkarıp yokluk içinde kalmanız. ne kadar haram o kadar kendinizi yokluğa atacaksınız. sizin ödemeniz gereken bedel bu. siz o haksız kazancın getirdiği rahat yaşamı yaşamaya devam edeceksiniz, sonrada cami yapıp, fakirleri doyurup veya oruç tutup ben temizlendim diyeceksiniz, öylemi? yok öyle birşey. siz o haksız kazancın getirdiği yaşam tarzından feragat etmediğiniz müddet, hiçbir hayır hiçbir oruç, ramazan orucu dahil sizi temize çıkarmaz.


kendi günahlarınızdan arınmak için samimi bir tövbe etmeniz yeterli. istemdışı kul haklarından arınmak istiyorsanız size ramazan orucu yeterli. isteyerek ve bilerek kul hakkı yediyseniz o zaman samimi tövbenin ötesinde bir bedel ödemeniz gerek. bu bedelinde ne olduğunu kur'an-ı kerim bize anlatır. ilk önce o kişiler ile hellaleşme yolunu aramalısınız, buna imkanınız yoksa o zaman mağdurların adına fakirleri doyurmalısınız, bunada imkanınız yoksa mağdurların adına, ramazan orucu dışında ekstra oruç tutacaksınız. ettiğiniz haksızlık soyut boyut değilde haksız kazanç gibi somut boyutta ise o zaman o haksız kazancınızı karşılıksız elinizden çıkaracaksınız sonrası oruç ile temizlenmeye çalışacaksınız. Allahın bizlere gösterdiği yol bu!!!

özet

günlük hayatımızda bizler sürekli birbirimizin hakkına gireriz. bir gram o senin, bir gram sen onun vesai. Allahu Tealada bizleri bu tür küçük ve ince işlerden dolayı mahşeri sorguda hesaba çekmek istemez. eğer çekse, o küçük hesapların hesabı bizleri belki onlarca yüzlerce yıl sorguda kalmamıza sebep olacak. Allahu Teala müslümanlara olan merhameti gereği bizleri bu eziyetten bu derin ve detaylı sorgulamadan muaf tutmak ister ve muaf kalmanın yollarını bize gösterir. bu yollar müslümanlara indirilen ibadetler. hangi konu bizleri mahşeri sorguda sıkıntıya sokacaksa o konuda Allah bir ibadet şekli indirmiş. hatta o ibadetleri merhameti gereği zorunlu, farz kılmış. bir ibadet eğer farz kılınmış ise bu Allahın haşa zorba olmasından dolayı değil, Allahın bizi çok sevdiği için. ebeveynlerin çocuklarına okula gitmeyi yemek yemeyi zorunlu kılması gibi. çocuklarımıza faydalı olduğuna inandığımız birşeyi biz ne yapıyoruz; çocuklara tercih hakkı bırakmaksızın o şeyi yaptırıyoruz. bizlere farz kılınan ibadetlerede bu gözle bakmanızda yarar var. farz kılınan ibadetler sınanmamız veya bize sevap kazandırsın diye farz kılınmamış, o ibadetler günahlardan arınalım, mahşer günü kıçımızı kurtaralım diye farz kılınmış!!! Ramazan orucu işte böylesine indirilen ve farz kılınan bir ibadet. Ramazan orucu ile siz o yıl istemdışı kul haklarından arındırılıyorsunuz. Ramazan orucun Allah nezdindeki karşılığı bu. nefsi terbiye, fakirler ile empati, beden detoksu gibi boyutlarda, orucun yeryüzü ile kısıtlı artıları. şimdi, bir de oruç tutmayan insanların hallerini o mahşeri sorgulamada hayal edin. her ince detaydan hesaba cekildiği, bu sorgulamanın yıllarca sürdüğü ve sevapları ile borçlarını ödemek zorunda kaldığı, sevapları kalmayıncada hardal tanesi kadar yediği hakları o kişilerin günahlarını üstlenerek ödediği, o mahşeri sorgulama anını bi hayal edin. cok korkunç değilmi? o yüzden aman orucunuzu ihmal etmeyin. farz kılınan ibadetlerin hiçbirini kaçırmayın!!

namaz ve oruç, bizlere farz kılınmış iki büyük ibadet. aralarındaki en büyük fark; namazı kaçırdığınızda onun kazası size farz değil ama bir gün orucu kaçırırsanız onun kazası size farz kılınmış. namazı asla ve asla kaçırmamanıza cok önem verilir. orucuda asla ve asla kaçırmamanız tavsiye edilir. birisini kaçırdığınızda ama yapacağınız bişey yok, diğerini kaçırdığınızda onun kazasını tutma zorunluluğu var. bu sizlere Allahın oruca ne kadar değer verdiğini göstermeli. kendi hayrınız için oruçlarınızı kaçırmayın. belirli sebeplerden dolayı kaçırırsanız lütfen ve lütfen onun kazasını yapın.