nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    




Kader nedir;
Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta, size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede, soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde, sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz. 

İstanbul;
nasıl olurda haklı olduğumuz bir yerde, bu kadar haksız konuma düşebiliyoruz? Nasıl olurda yüzyılın kazığını yiyor, bunuda demokrasi diye bizlere yutturabiliyorlar? Nasıl olurda hırsızlık yapan değil, mağdur edilen demokrasiyi hazmedemeyen konumuna düşebiliyor. Bir operasyonla istanbulu çaldılar. Bunuda bize demokrasi diye yutturdular. Nasıl bu hale düşebildik? Çok basit; olaylara verdiğimiz tepkiyle. Değerli dostlar; her bir olay sizin verdiğiniz tepki kadar ilgi çeker. Sizin verdiğiniz tepki orantısında birşeyin büyüklüğü veya o şeye verdiğiniz değer anlaşılır. İnsanlar olayların vahamiyetini sizin verdiğiniz tepki oranında algılar. Siz bir olaya cılız bir tepki verirseniz, insanların olay hakkında algılamasıda o kadar olur. Birileri eğer, ne olmuşki ne varmış diyorlarsa bu sizi şaşırtmasın, bu söylemler sizlerin gösterdiği tepkinin yansımasıdır! Akıl, akıl, akıl, akıl. Onlar bir üst akıl ile hareket ediyor, siz ise bireysel olarak. O yüzden onlar hep kazanıyor, bizede kazık kalıyor.

Onlar ne yaptı;
17- 25 aralığını yaptılar. O günlerde yoktan yüzyıllığın yolsuzluğunu çıkardılar. P
ireyi deve yaptılar. Nasıl yaptılar bunu? Görsel effektler ile! Bir anda her yere baskın düzenlediler. Bunlarıda medya önünde yaptılar. Büyük iş adamlarını ve bürokratları tutukladılar. Tutuklanan kişiler ne kadar büyük mertebeye sahipse yolsuzlukta o kadar büyüktür kanaati var ya, işte o kanaati uyandırmak için büyük iş adam ve bürokratları tutukladılar. Çok sayıda insan tutukladılar. Ne kadar çok insan tutuklanırsa, o kadar büyük bir operasyon yapılıyor algısı var ya, işte o algıyı uyandırmak için yüzlerce kişiyi tutukladılar. Baskın yaptıkları ev ve işyerlerinden kolilerce dosya çıkardılar. Ne kadar bol dosya o kadar çok delil algısı var ya, işte bu izlenimi uyarmak için baskın yaptıkları ev ve iş yerlerinden bol bol dosya taşıdılar. Kameralar önünde büyük bir şov sergilediler ve olmayan şeyleri veya pirelik olayları yüzyılın yolsuzluğu olarak topluma yutturdular. Türkiye'ye büyük bir algı operasyonu çektiler. İşte buna üst akıl denilir. Örneğin itiraz süreçleri devam ederken, nasıl paris belediye başkanı ve yurtdışı medya organları ekrem imamoğlunu tebrik etmeye başladığını gördünüz. Bu işte bir üst akıl hareketidir. Bir vasfı bir kişi ile ne kadar çok özleştirirseniz, akıllarda o kalır. Bir hırsız vasfı değil, belediye başkan vasfı kalır. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, o ünvanı elinden aldığınızda o kadar büyük mağduriyet yaratırsınız. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, toplum nezdinde o kişinin kabülünü o kadar hızlandırırsınız. Topluma, verin adama mazbatasını, bir 5 yılda o yönetsin ne var bunda dedirttirir, yüzyılın hırsızlığını topluma yutturursunuz. Ekremcik boşuna belediye başkanı vasfıyla dolaşmıyor. Hepsi bir üst aklın oyunu. Çok bilinçli ve stratejik hareket ediyorlar. Ya biz, biz ne yapıyoruz?

Gelelim bizim eziklere;
bizim elimizde gerçek bir deve var; il ve ilçe seçim kurumu, chp il ve ilçe teşkilatı, chp' li belediyeler, fetö ve pkk' nın yer aldığı yüzyılın hırsızlığı elimizde var. Onlar 17-25 aralıkta ne yapmıştı, pireden deve çıkarmıştı. Biz ne yaptık? Bizde deveyi pireye dönüştürmeyi başardık. Elimizde yüzyılın hırsızlığı var, hırsızı suçüstü yakalamışız ama sus pusuz. Siz binali yıldırım hiç ortalıkta görüyormusunuz? Binaliye tavsiyemiz; kim sana sessiz kal ve ysk kararını bekle dediyse, onları kov. Sesini çıkarmayan bebeğe mama verilmez. Karşı taraf ne kadar ses çıkarıyorsa, sizde en azından o kadar çıkaracaksınız. Karar verici makam Allahtır. Çaba göstermedende Allaha tevekkül edilmez. Yan gelip yatarak, hakkın size gelmesini bekleyemezsiniz. Karşı tarafın bir olaya nasıl bir akıl ile yaklaştığını gördünüz, bizim mahallede ise böylesine bir akıl yok! 17 yıldır devlet biziz. Üzülerek görüyoruzki, bu süre içinde hiçbir devlet refleksi hiçbir üst akıl geliştirememişiz. Kimin nerede ne yaptığı belli değil. Her kurum birbirinden bağımsız kendi kafasına göre takılıyor. Eğer bir konu hakkında harekete geçilmesi gerekiyorsa, kimse harekete geçmiyor. Herkes diğerine bakıyor. Kimse insiyatifi almıyor. Kimse hareket etmeyincede, erdoğan devreye girmek zorunda kalıyor ve emirle yaptırıyor. Sonrada her yere müdahale eden, kötü olan erdoğan oluyor. Ne gerek var kendini yıpratmaya. Sistemini kur, çarklar kendi kendine işlesin. Maalesef kurmadı. Bu erdoğanın, bu devlete yaptığı en büyük kötülük. 70 yaşına geldi, bir 70 yıl daha yaşayacak değil. Başına bir iş geldiğinde, bu devlet sudan çıkmış balık durumuna düşecek. Akbabalar gibi herkes devletin başına çöreklenecek. Onlar bir üst akıl ile, biz ise akıldan yoksun hareket ettiğimiz içinde, bu kavgada kaybeden biz olacağımız şimdiden çok aşikar. Bin parça olacağız. Erdoğan gittiğinde çok büyük bir koas geride bırakacak, bu çok açık. Maalesef ve maalesef milli ve yerli bir derin devlet oluşturmadı. Kurumlar arası koordinasyonu sağlayan, bir emir beklemeden insiyatif alan, kendinden harekete geçen milli ve yerli bir devlet refleksimiz yok. Örneğin; fetö adında bir örgüt devletin kırmızı kitabına giriyor, merkez yani Ankara ama, il ve ilçelerde fetö ile nasıl mücadelede ediliyor neler yapılıyor bundan bir haberdar değil. Örneğin; sağdan soldan kişileri bakan yaptılar. Gel sen kafana göre milli eğitimi yönet, diğerine gel sen kafana göre şurasını yönet denildi. Böyle olmaz arkadaşlar, bu kafayla siz bir yere varamazsınız. Nasıl olmalıydı, büyük devletler nasıl yapıyor bunu? Yüz yıl sonrası neslinizi ve ülkenizi nerede görmek istiyorsanız, ona göre eğitimde ekonomide veya turizmde bir yol haritası çizersiniz, gelen her kişide o plan dahilinde hareket eder. Kısacası, devlet böyle yönetilmez. Bu neyi gösteriyor? Bir üst akıl yokluğunu. Biz maalesef devletin bekasını ilgilendiren konuları, ilçede çalışan sıradan bir memurun insiyatifine ve niyetine bırakıyoruz. O da, bu benim üzerimde kalır korkusu ile sıradan bir soruşturma ile süreci idare etme boyutuna gidiyor. Ben soruşturmayı açayım, benden sonrakiler ne karar verirse bu onların sorunu olsun deyip sıradan bir soruşturma 5 yıl sürüyor ve halen kapanmıyor. Kimse kendi kariyerini riske atmak istemiyor. Bu da, memur iyi niyetliyse. Dosyalar, art niyetli birine düştüğünde zaten olaylar anında sümenaltı ediliyor ya da anında harekete geçiliyor ve o makamlar birilerine baskı uygulamak için kullanılıyor. Örneğin; mansur yavaş ve ekrem imamoğlu ikisi de dolandırıcılıktan yargılanıyor ve dosyaları yıllardır bir karara bağlanmadı. Kimse dosyalarına dokunmadı. Birileri dosyaları oyaladı, adamlarda geldi belediye başkanı oldu. Şimdi dokunsanız, yani o dosyaları bir karara bağlasanız bir dert, dokunmasanız ayrı bir dert. Daha önce dokunsaydınız cılız ses çıkardı, şimdi ise seçilene dokunduğunuz için dünyayı ayağa kaldırırlar. Ne gerek vardı bu boyuta getirmeye. Devlet dediğin bir virüs programı gibi kurumları ve adliyeleri sürekli tarar. Olayları böylesine çıkmaza gelmesine izin vermez.

Milletin tercihine saygı duyacaksınız, seçtiği kişiye saygı duyacaksınız, amenna, buna hiçbir itirazımız yok. Ancaaak, ebeveynlerin çocuklarına karşı nasıl bir sorumluluğu varsa, devletinde milletine karşı bir sorumluluğu var. Siz ebeveyn olarak nasıl zararlı websiteleri veya kanallardan çocuklarınızı uzak tutuyorsunuz, devlette vatandaşlarını zararlı kişilerden uzak tutma sorumluluğuna sahip. Devletimiz maalesef bunu yapmadı. Bizde sorumluluğunu yerine getirmeyen ebeveyne nasıl kızıyorsak devletede o şekilde kızıyoruz. Devlet dediğiniz, iyi bir ebeveyn gibi vatandaşlarını zararlı kişilerden korur, beyinlerinin zehirlenmesine izin vermez. Örneğin; fox, odatv ve sözcü gibi batının operasyonel medya kurumların yayınlarına asla müsade etmemesi gerekirdi. Siz bu tür yayın organlarına müsade ederseniz, toplumun zehirlemesine izin verirseniz, bir kitlenin o uyuşturulmuş beyinler ile sabıkalı kişilere oy vermelerine, pkk ve fetö ile işbirliğine girmelerine engel olamazsınız. Elbette muhalif medya olacak, bunlar ama muhalefet yapmadı. Bunlar sabah akşam yalan haber yayınladı. Kitleleri ayrıştırma ve fitne sokma görevini üstlendiler. Yıllardır bunu yaptılar ve kimsede bunlara dur demedi. Ne devlet ne savcılar harekete geçti. Sonuç; kutuplaşmış bir topluluk ve devletinden nefret eden bir kitleye sahibiz. Sizce bu kendiliğindenmi oldu? Birileri bir kitleyi devletten nefret eder hale getirdi. Devlet olarakta siz bu sürece sadece, seyretmekle yetindiniz. O yüzden bu sabıkalı tipleri seçenler kadar, devlette bu seçilenlerden sorumludur. İlin adamı amerikadan geliyor, sendikaları, meslek odaları ve partileri dezayn ediyorsa, sende dezayn edeceksin. B
en bir kabile devleti değilim diyorsan sende edeceksin. Kıssasa Kıssas. Varlığını her alanda hissettireceksin. Yapmıyorsan sende sorumlusun.

Öyle veya böyle, devlet olarak maalesef ortalıkta yok'uz. Yargıda ve kurumlarda devlet olarak yok'uz. Yok olduğumuz içinde olayların vahamiyetini soruşturmalara yansıtamıyoruz, yansıtamadığımız içinde caydırıcı bir devlet olamıyor haklılığımızı karşı tarafa aktaramıyoruz. Bakınız, dünyanın hiçbir yerinde yargı bağımsız değildir. Yargı, bir devletin kendi varlığını hissettirdiği yegani noktadır. Bir devletin devlet olduğunu yargısından anlarsınız. Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa, bilinki onlar sizin devlet olmanızı istemiyor!! Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa bilinki, onlar orasını çoktan ele geçirdi, kendi derin devletciklerine dokunulmasını istemiyor. Anlayacağınız, birileri bizim eziklere yargının devletten bağımsız olması gerektirdiğini yutturmuş. Hal bu olunca, devlete yapılan yanlışlara karşı yargıyı harekete geçiremiyoruz. Yüzyılın hırsızlığı ile karşı karşıya olmamıza rağmen, bizimkiler o kadar cılız o kadar alttan alan bir ton ile hareket ediyorki, hırsıza verdikleri rahatsızlıktan ötürü özür dileyecek haldeler. İtirazları ile hırsızların mazbatasını geciktirdikleri için özür dileyecek durumdalar. Böylesine ezik ve pasif bir tepki verdiğiniz zamanda, haklı olduğunuz bir konuda haksız duruma düşüyorsunuz. Demokrasiyi hazmedemeyen siz oluyorsunuz. Ne yapılmalıydı? Usülsüzlükler tespit edildiği an, chp ilçe teşkilatları ilçe seçim kurumları, nüfus müdürlüklerine baskınlar düzenlenmeli ve hepsi tutuklanmalıydı. Ne kadar üst düzey kişileri tutuklarsanız ve sayısal olarak ne kadar çok kişiyi tutuklarsanız, olayın vahamiyeti o kadar anlaşılırdı. Bunlarda medyanın önünde yapılmalıydı. Sıra bana gelecek diye herkes tir tir titremeli, tehdit savuranlarda korkudan susmalıydı. Bunların hiçbiri yapılmadı. Neden? Bir üst akıl eksikliğinden ve ürkek ve yalaka tiplerin partiyi ele geçirmesinden, erdoğanın son 20 yıl içinde ikinci üçüncü dördüncü beşinci erdoğanlar çıkaramamasından. Bizim mahallede metin külünk gibi ne kadar şahin varsa hepsi tasfiye edildi, yerlerine ezik ve yalaka tipler getirildi.
Bunlardanda hep cılız ve müzakereci sesler çıktı. Şu söylemi duymuşsunuzdur; erdoğan çok kavgacı! İşte bunlar içimizdeki kripto fetöcülerin söylemi. Bizleri uysal hale dönüştürme projesinin bir parçasıdır. Size ne yapılırsa ses çıkarmayın demenin nazik yoldur. Başımıza ne geldiyse zaten bundan geldi, ses çıkarmadığımızdan bunlara dünyayı başlarına yıkmadığımızdan ötürü geldi. Ne elde ettiysekte saldırdığımızda elde ettik; 15 temmuz, hendek operasyonları, afrin ve fırat kalkanı harekatı! İçimizden birileri ama böylesine proaktif bir boyuta geçememizi istemiyor. Mağduru oynamak, haksızlıkları hazmetmek, bize biçilen rol bu! Bayrağı alıp karşı tarafa saldıran, karşı tarafın pisliklerini masaya döken karşı tarafı defansa zorlayan yok. Siz süleyman soylu dışında savaşan başka birini görüyormusunuz? 20 yıllık bir partide ikinci bir şahin çıkmazmı hiç. Kaldıki süleyman soylu da dışardan geldi. 20 yıl iktidarsınız ve bir tane şavaşçı üretemediniz. Bu topraklar ezikleri kaldırmaz. Herkesin gözü olduğu bu topraklarda şahin olmak zorundasınız. Biz sulh döneminde değiliz. Eğer sulh döneminde olsaydık, her tarafa barış mesajları göndermek bir anlam taşırdı ama, realite bu değil. Bizler savaş dönemindeyiz. İhtiyaç duyduğumuzda savaşçılar. Maalesef, biz kendi içimizden susturulduk. İçimizdeki ezikler kontrolü ele geçirdi. Karşı tarafa ise gün geçtikçe daha çok hırçınlaşma talimatı verildi. Biz sesimizi yükselttiğimizde kutuplaştırıyorsunuz denildi, onlar seslerini yükselttiğinde bu özgürlük ve demokrasi oldu. Bir ihanet ortaya çıktığında bunu haykırmak hainlik edenlere dünyayı dar etmek isteyen şahinler çıktı, ak partili yöneticiler ise müdahale etme ve sessiz kal, sokakları germeyelim diyerek bunları susturdu. İçimizdeki birileri şahinleri sustura sustura sustura bunların her türlü ihanetine, hakaretine, suçuna göz yumar hale geldik. Sonuç; bunlara göz yuma yuma istanbulu çaldılar! Henüz itirazlar sonuçlanmadı ama, bu aşamadan sonra ne olursa olsun, bu hileyi yapabildiler ve ak parti uyuduysa, böylesine büyük bir olaya karşı devlet böylesine ezik bir refleks sergiliyorsa, geçmiş olsun bize. Anında cezaları kesemiyorsan, olayın yaşandığı gün devlet olarak ağırlığını hissettiremiyorsan, geçmiş olsun bize. İstanbul düşmana kaptırılmış, yapanında yanına kar kalacağını hepimiz biliyoruz. Üzücü olanda bu! Mahkeme süresi beş yıl sürecek, sonunda bir kaç kişi bir kaç yıl ceza alıp olay kapanacak.
 
Arkadaşlar;
burada konu İstanbul konu aya sofya. İstanbul düşerse kudüs düşer, mekke düşer demiyormuyuz? Eeee, adamlar büyük bir hile ile istanbulu çaldılar. Bugün ohal ilan etmiyeceksinizde ne zaman edeceksiniz, bugün fırtına koparmayacaksınızda ne zaman koparacaksınız? Ne hale geldik. Mağdur olan sessiz, hırsız ise ortalıkta dolaşıp çaldığım malı vermezseniz ortalığı yakar yıkarım diyor. Fırtına koparması gereken masa altına saklanmış, sobelenen hırsız ise fırtına koparmakla tehdit ediyor. Ne hale geldik! Bileğin hakkıyla kazanırsın, bizde Rabbim böyle takdir etmiş der yenilgiyi kabul ederiz. Hile ile çalmaya kalkıyorlarsa ama, o zaman bunlara dünyayı dar etmek gerekir. Biz bu şekilde bunlara sürekli prim verir, alttan alır ve bunların suçlarına göz yumarsak bunun bedeli bize çok ağır olur. Oldu da. 15 temmuzda Türkiye' yi 31 martta' da istanbulu çalmaya kalkıştılar. Demek 15 temmuz sonrası biz bunlara anladıkları cevabı verememişiz. Darbecileri kravat takım elbise mahkemeye getirirsen, olacağı buydu. Darbe yapanlara karşı bu kadar layt davranırsan, olacağı buydu. Böylesine pasif ve ezik devlet olursan, her türlü ihanete davetiye çıkarırsın. Nasıl olsa devlet birşey yapmıyor denilerek önüne gelen devlete ihanet etmeye başlar. Yani bunların 15 temmuz sonrası bir darbe girişimi
(istanbul) daha tezgahlayacakları dünden belliydi. O kadar layt bir devletizki, vatana ihanet etmek için resmen davetiyeler dağıtıyoruz. Örneğin; ahmet türk. Terör örgütü üyeliğinden hapis cezası yedi, hasta diye tahliye edildi, sonrada kalktı mardin büyükşehir belediye başkanı oldu. Hapiste yan gelip yatmak için hasta, büyükşehir belediye başkanlığı için sağlıklı. Bu bizim hekimlik mantığımıza yatmıyor, sizin mantığınıza yatıyormu? Şimdi bunun mazbatasını vermezseniz bir sorun, verirseniz başka bir sorun. İşte bu boyuta getirmemeniz gerekliydi. Bu boyuta gelmeden müdahalenizi yapmanız ve önleminizi almanız gerekliydi. Dünyada, olaylar yaşandıktan sonra uyanan ve müdahalesini yapan tek devlet biziz. Rabbim bizi acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Bunlar başta kaldığı müddet biz daha çok kazık yeriz. Daha çok görememişiz, aldatılmışız deriz. Örneğin; kamudan atılanların seçme hakkı olmadığını siz biliyormuydunuz? Biz bilmiyorduk ve bunu yeni öğrendik. Biz bilmiyorduk çünkü, biz sıradan vatandaşıyız. Ya devlet, devlet nerede? Meğerki devletimiz, kurumlardan kovulan fetöcülere yıllardır, sahip olmadıkları bir hakkı tanımış. Eeee, bu kafayla bugünlerimizi ziyadesiyle hak ediyoruz. Biz bu kafayla bu ezik halimiz ile daha çooook kazık yeriz.
 
Paradoks nedir;
birbirine zıt kavramları bir ifadenin içine sokmaktır. Doğru olan bir ifadenizin içine öyle bir kelime sokuyorsunuzki o ifadenizi kendi içinde çelişkili duruma düşürüyorsunuz. Örneğin; muhalefet. Ne diyorlar; "hukuki dayanağı olmayan süreci durdurmak, Türkiye ve İstanbulun yararına olacaktır". Bu ifade paradoks bir ifade. Hukuktan bahsediyorsunuz, hukuksuzlukla yani
sokak eylemleri ile tehdit ediyorsunuz. Hukuktan bahsediyorsunuz, karşı tarafın hukuki haklarını yok sayıyorsunuz. İşte buna paradoks denir. Örneğin; "seçim sonuçlarını kabul edin", söylemi. Buda paradoks bir söylem. Seçim henüz sonuçlanmamışki sonuçlar kabul edilsin. İtiraz süreci, seçimin bir parçası değilmi? Örneğin; faşizim ve diktaya karşı seçimleri kazandık? Bu da paradoks, kendi içinde çelişkili bir söylem. Diktatörlük ile seçimler kelimesini aynı cümlede kullandığınızda ortaya paradoks bir söylem çıkar. Neden, çünkü faşizim ve diktatörlüğün olduğu bir yerde seçimler olmaz. Seçimler olduğu zamanda faşist ve diktatör olan yüzde 99 oy ile kazanır. Yani diktanın olduğu bir yerde sizlerin seçim kazanması söz konusu olamaz. Bu hırsızların söylemlerine dikkat ederseniz, sürekli bir paradoks içinde olduklarını görürsünüz. Söylemleri kendi içinde çelişki dolu. Neden? Doğru tarafları yokta ondan. O kadar yamuklarki, doğru bir ifadeyi bile yamultmayı yani paradoks bir duruma düşürmeyi beceriyorlar. Sayın okurlarımız, kötünün gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile iyi görünmeye çalışır. Buna deccaliyet diyoruz. Hani demokrasi deyip dünyayı ateşe veren bir üst akıl var ya, işte bunların gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile insanları kandırırlar. Eylemler kötü, söylemler güzel. Demokrasi, hak ve hukuk gibi kelimeler ile iyi görünmeye çalışıyorlar, eylemleri ama kötü olduğu için tehdit etmektende kendilerini alı koyamıyorlar. Sonuç; paradoks söylemler doğuyor. Demokrasi ve tehdidi aynı ifadenin içinde kullanmayı beceriyorlar. Örneğin; bunların nasıl medya patronlarını tehdit ettiğini gördünüz değilmi? Medya özgür olmalı deyip medyayı tehdit etmeyi aynı zamanda başarabiliyorlar. Bundanda ilginç olanı, bunlar gerçekten de bu hileler bu tehditlerle muvaffak olacaklarına inanıyorlar. Her türlü hileyi sahtekarlığı, tuzağı yapıyorlar ve günün sonunda galip olan kendilerin olacağına inanıyorlar. Dünyanın ak partinin ezik ve hain tiplerinden ibaret olduğuna inanıyor, Allahı nedense hesaba katmıyorlar. Bizden tekrar uyarması, sizin bir hesabınız olurda Allah'ın olmazmı. Allahu Teala herşeyi not ediyor. Hilelerinizi ve size oy verenleri not ediyor. Bu fırsatların size tanınmasıda sizin hayrınıza değil, günah yükünüzü artırmak için. Bir yere kadar ama, bir yere kadar bu hainliklerinize bu kötülüklerinize Allah müsaade eder. İstanbulu ele geçirmek için kurduğunuz bu tuzak son damlamıydı, bunu bekleyip göreceğiz. Şu ama kesin, siz erdoğanı mumla arayacaksınız. Yaklaşan yaklaşıyor sizin için!

Ne büyüksün rabbim; bizlere hırsızlık iftirasını atmışlardı. Şimdi yüzyılın hırsızlığı ile kendileri sobelendi.

gelelim büyükçekmeceye;
büyükçekmece üzerinde ciddi bir şekilde durulması gerek. Devletin tüm güvenlik bürokrasisi büyükçekmeceyi mercek altına alması gerek. Seçimlerde yapılan usülsüzlükten ötürü değil, daha büyük bir sorundan ötürü. Öyle gözükiyorki, bir üst akıl kamu kurumlarından kovulan fetöcülere yeni bir hedef belirlemiş; belediyeler. Belediyeler, fetöcüler için yeniden örgütlenme ve büyüme yeri olarak seçilmiş. Büyükçekmecede bu projenin pilot bir ilçesi. Devamı başka belediyelerden gelecek. Örneğin; tunç soyer ve izmir. Türkiye yeni bir tehdit ile karşı karşıya. Chp, hdp ve ip belediyeleri üzerinden fetö tekrar canlandırılacak. Zaten hiç yok olmamışlardı. Acilen, fetöcülere kalıcı bir çözüm getirilmezse (vatandaşlıktan çıkarmak) bunlar bir beka sorunu olmaya devam edecek. Örneğin; müebbet yiyenlerin aileleri hainliğe devam ediyor, geri kalan on binlerde bir kaç yıl içinde hapisten çıkacak ve büyük bir öç alma hırsı ile çıkacak, onlara ek birde devlet kurumlarından atılan yüzbinler ülkemizde dolaşıyor, birde yurtdışından paketleyip getirdikleriniz var, şimdi; siz bunların bu ülkede rahat duracağınımı sanıyorsunuz? Bunları bu ülkede tutarak ne amaca hizmet ediyorsunuz? Muhalefet kadar olamadınız, onlar masum suriyelileri ülkeden atma cüretini gösterebiliyor, siz ise teröristleri vatandaşlıktan yani ülkeden atacak cesareti gösteremiyorsunuz. Ezikler sizi. O yüzden hep muhalefetin borusu ötüyor, bizede kazık kalıyor. Dünyanın fetöcülerini ülkemizde topladık, avrupadaki pkk'lılar da gelsin diyoruz. Ülkemizi teröristler hanına dönüştürdünüz. Fetö, pkk, deaş, dhkp-c vs vs vs, ne kadar terörist varsa ülkemize soktuk ve besliyoruz. Kötü tarafı şu; dün imkan yoktu, ne emniyet ne askeriye ne istihbarat ne de yargı elinizdeydi, yani dün bir mezaretiniz vardı. 15 temmuz gecesi ama Allah size lütfunu indirdi. Bir gecede sizleri hakim konuma getirdi. 15 temmuz sonrası, Allahu Teala hiçbir mezaretinizi kabul etmeyecektir. Herşeyi Allahtan bekleyemezsiniz. Artık kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız kendi kaderinizi kendiniz çizmeniz gerekir. Yüzyıl boyunca mağdur edildiniz. O mağdur sıfatına kendinizi o kadar kaptırmışsınız, ezilmeye kendinizi o kadar alıştırmışsınızki, kontrolün artık sizin elinizde olduğuna bir türlü inanmak istemiyorsunuz. O güçle ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Allah bizleri acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Belediye konusunda da uyarımızı tekrar yapalım; belediyelere ciddi kafa yorun, belediyeleri kontrol eden şehirleri ve nüfusu kontrol eder. Büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız, bizden uyarması. Fetöcüler bir araya geldiği zamanda ne yapar? Yaptıkları en iyi şeyi; devlete ihanet, hırsızlık, usulsüzlük ve hile. O açıdan büyükçekmecedeki usülsüzlükler bizleri hiç şaşırtmadı!

gelelim bizim medyaya;
Şunu baştan belirtelim, tarafsız medya diye birşey yok. Kimse kimseyi kandırmasın. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini savunan kişiler ile birlikte olur. Bizler birilerin birşeylerin yandaşı olmasını yadırgamıyoruz. Olayın tabiatı bunu gerektirir ancak, yandaşlığın ölçüsü, tanımı ve kriteri ne olmalı? Bize göre yandaşlık kavramı, tarafı olduğun şeyi daha iyi bir insan daha iyi bir yönetici yapma girişimin bir adıdır. Bize göre yandaşlık, hatalara ve yanlışlara göz yummak değil, yandaş olduğun tarafı daha iyi ve daha doğru yola iletmenin bir yoludur. Yandaş olmak, aynı değerleri paylaştığın kişi ile bir yolculuğa çıkıp o yolda o kişiye destek olmak, göremediklerini göstermek, hatalara karşı uyarmak ve o yoldan şaşmasına karşı onu korumaktır. Bizim medyada maalesef bu konuda sınıfta kaldı. Yandaşlığı, şartsız kayıtsız desteklemek olarak algıladılar. Yoldaşlarına yani erdoğana çok büyük bir kötülük yaptılar. Hepimiz biliyoruzki, erdoğanın etrafı kuşatıldı ve bir çok mesele kendisine ulaştırılmıyor. Lideriniz böylesine bir kuşatma altında olduğunda, medya üzerinden o kuşatma bypass edilip hakikatlar lidere ulaştırılması gerekiyordu. Bizim tarafın medyası bunu maalesef yapmadı. Ezik yöneticiler ve yalaka bir medya, bizim mahallenin kaderide bu. Birileri bizim medyaya geldi ve birlik ve beraberliğimizi bozmayalım dedi, fitne çıkarmayalım dedi ve susturdu. Şeytan insanı nasıl kandırır biliyormusunuz? Kötülükle değil, iyilikle kandırır. Bunu unutmayın, aklınızın bir yerine not edin. Şeytan, iyi birşey yaptığınızı söyleyerek sizi kötülüğe iter. Sizce fetöcüler kötülük yaptıklarınımı sanıyor, hayır. Onlar vatan ve din adına iyilik yaptıklarına inanıyorlar. Birileride bizim medya'yı iyilik adında kötülüğe itti. Medyanın görevi bilgilendirme ve uyarmadır. Medya susunca, liderimiz uyutuldu. Ülkede yaşanılan olaylardan habersiz hale getirildi. Bugünlerimizde yaşadığımız her olay, yıllar öncesinden gümbür gümbür geliyorum dedi. Örneğin; chp. Dün mahmut tanal ve sezgin tanrıkulu gibi bireyler hainlik içindeydi. Bugün ise tüm teşkilat hainlik içinde. Dün bireylere dokunmadın, bugün ise tüm teşkilatı kapatmakla karşı karşıyasın. Dün dokunsaydın bir kaç cılız ses çıkar, olaylar kapanırdı. Bugün dokunmaya kalksan bir kaç vekille yetinemezsin hepsine dokunman gerekecek. Bunlarda tam bunu yapmanı bekliyor. Sokakları ve dünyaya ayağa kaldırmak için tamda bunu bekliyor. Dokunsan bir yana dokunmasan bir yana. Nasıl bu duruma düştük? Vaktinde müdahale etmediğimiz için.
Bugün yaşadıklarımızın her biri dünden belliydi, gümbür gümbür geliyorum diyordu. Bizim medya ama sen şöyle züpersin sen şöyle muhteşemsin, içimize fitne sokmayalım, liderimizi zayıflatmayalım diye diye bu gerçekleri sürekli sümenaltı etti. Ülkemizde ne kadar sorun varsa, bu soruna sebep olanlar kadar yandaş medyada bundan sorumlu. Karşı taraf sabah akşam yalan söylüyor. Onlar zaten bir çöplük. Siz belki onlar gibi yalan söylemiyorsunuz ama doğrularıda aktarmıyorsunuz. Yanlışları dile getiremiyorsanız, onlardan ne farkınız var? Biz rahatız, neden? Biz bu eleştirilerimizi ve uyarılarımızı kazandığımız günlerde de yapıyorduk. Yıllardır bu uyarılarımızı yapıyoruz. Biz, yenilgiye uğradığımız günde ortaya çıkanlardan değiliz.

gelelim ak partiye;
bu kaçıncı kazık be kardeşim! A
kıllanmamız için daha kaç kazık yemeniz gerekiyor? Fetö, devletin kırmızı kitabına gireli 5 yıl oldu ve halen böylesine organize hareket edebiliyorlarsa, geçmiş olsun bize. Biz halen fetö ve ulusalcı kemalistlerin yargıda egemen oldukları dönemlerin yargı katliamlarını bugünlerimizde yaşıyorsak, geçmiş olsun bize. Nasıl olurda il ve ilçe seçim kurulu başkanları fetöden tutuklanır ama il ve ilçe seçim kurulu üyelerine dokunulmaz? Bu olaylar bizlere bir kaç şeyi gösteriyor, birisi üst aklın önemini ve ikincisi ak partinin çöküş dönemine girdiğini. Bir kaç yıldır, Allahın ak partinin ipini çektiğini söylüyoruz. Son seçimler bunun sahaya yansıması oldu. Çoğunluk bozulduğunda Allah orasını darmaduman eder. Ak parti de bozuldu. Parti içinde hasbi duygulara sahip olanlar azaldı, menfi çıkarlar çoğaldı. Çoğunluk bozulduğu zamanda Allah orasını helak eder. Son bir kaç yıldır erdoğan, her seçim sonrası teşkilatları yenileyerek bu yobazlaşmanın önüne geçmeye çalıştı. İşe yaradımı? Yaramadı. Neden? Görevden alınanları ailenin bir parçası olarak görmeye devam etti. Onları partiden dışlamadı. Örneğin; abdullah gül. Daha düne kadar onu, partinin her türlü organizasyonuna davet ettiler. Siz bunu yaparsanız, yani çürük elmaları ailenin bir parçası olarak görmeye devam ederseniz, Allahta sizi bir aile olarak görmeye devam eder ve bir bütün olarak hesabı size keser. Erdoğana tavsiyemiz; parti teşkilatların tümünü lağv et. Millet oyunu sana veriyor, partiye değil. Teşkilatı küstürmeyeyim diye toplumu kendine küstürüyorsun. Teşkilatları lağv edipte seçimlere girsen, her ilçeye kafadan adaylar koysan, hiçbir miting yapmasan, inan bugünlerden çok daha fazla oy alırsın. Bundan sonra milletimle yola devam edeceğim der, daha fazla insanın gönlünü alırsın. Ak parti il ve ilçe yönetimlerin dava diye bir derdi yok, onlar çıkarları uğruna orada. Onlar sana ve davana bir yük. Sana zerre kadar faydaları yok. Tüm teşkilatı, myk dahil lağv et. Askeri okullar gibi lağv et. Başka türlü, seni çevreleyen o ezik o hain tiplerden kurtulamazsın. Temizlemezsen, onların pisliklerine sende ortak olursun. Çöküş başladı, ne yapsan artık ak partiyi kurtaramazsın. Tek çaren partiyi lağv edip kendini kurtarmak. Hatamıydı ak partiye oy vermek? Hayır. Ne kadar çok yerel seçim olsada, siz partiye değil lidere oy veriyorsunuz. Biliyorsunuzki yerelde bir sıkıntı olduğunda lider buna kayıtısız kalmaz müdahalesini yapar. Bu güveni size diğer partiler vermiyor. Örneğin; chp. Yerel bazda bunların arasından usulsüzlük yapan çıksa, biliyorsunuzki baştakilerde bu işin içinde. Yani diğerlerinde balık baştan kokuyor. Erdoğan ve bahçeli, şükür bu konuda bunlarda bir sıkıntı yok. Bu ikisi davalarında samimi. Devlete ve millete ihanet içinde değil. Sadece, teşkilatlanma devrin sona geldiğini siz ve erdoğan bilin. 

 



işlediğiniz iyilikler ve kötülükler çocuklarınızın kaderini nasıl etkiler


Kelimeleri nasıl ve ne niyetle kullanıyorsunuz buna dikkat ediniz. Olayı, masum bir çocuk, anne ve babasının günahını çekiyor olarak aktarırsanız, evet; böyle bir düzen size ne mantıklı gelir, ne de adaletli. Ama olay bu değil. Olay, anne ve baba, çocuğun geleceği hakkında söz sahibi olmalımı olmamalımı? Olmalı derseniz, kendinize bir sonraki soruyu sorun; bu nasıl olacak? Yaşantınızla. Allahu Teala bu soruna, yani çocukların geleceğini, kendi ayakları üzerinde duruncaya kadar ebeveynlerin yaşantısı üzerinden belirleneceğine karar vermiş. Kendinize şimdi bir sonraki soruyu sorun; eğer yaşantımız üzerinden çocuklarımızın geleceği belirlenecekse, işlediğimiz kötülüklerde çocuklarımıza yansımalımı? Allah, buna evet demiş. Ne ekerseniz onu biçersiniz, niyetler akıbetleri belirler kuralları doğrultusunda iyi veya kötü ne işlerseniz çocuğunuzun geleceği o yönde şekillenir. Özet: olay, masum bir çocuğun anne ve babasının günahını çekmesi değil, anne ve baba çocuğun kaderi hakkında söz sahibi olmalımı, bu nasıl olmalı ve iyi şeylerin yanında kötülüklerde çocuğa yansımalımı. Olaya bu şekilde derinden bakın. Bu yazımızda bu soruların cevabını sizler için cevaplamaya çalışacağız. Sizlere hayrlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. 


Ataların günahlarından ilk çocuklar etkilenir

Ataların günahlarından ilk çocuklar etkilenir, neden? Çocukların başına gelen kaza ve belalar, anne ve babayı terbiye etmek, anne ve babayı bir günahtan caydırmak için iner. Çocuğunuzun başına birşey geldiğinde içiniz bir cız etmiyormu, içiniz kan ağlamıyormu? Ağlıyor. Neden, çünkü çocuğunuza inen sıkıntının asıl hedefi sizsiniz. Madem terbiye edilmek istenen anne ve baba, acılar neden onların bedenine inmez? İner, şeytanlar ilk onların bedenine iner. Şeytanlar onların bedenleri üzerinden çocuklara bulaşır. Kaza ve belalar, neden onların tepesine binmez, o zaman? Ebeveynler evlerin temeli, çatısı ve duvarıdır. Onların başına birşey geldiğinde bütün ev çöker, aile yok olur. Aileyi böyle bir yıkımla yüzleştirmemek için, ebeveynler bir günah işlediğinde, ilk önce evin neşesine (çocuklara) dokunulur. Allahın kutsal olarak tanımladığı aileyi yıkacak taşlara (anne ve baba) dokunulmaz, ilk önce evin huzuruna evin neşesine (çocuklar) dokunulur. Siz o huzuru o neşe ve mutluluğu haketmiyorsunuz denilip, ilk o alınır. Bu aileye ilk uyarı olur. Uyarıları dinlemez ve işledikleri o ağır günahları işlemeye devam ederlerse, o zaman kendilerine dokunulur. Bu son çare, çünkü bununla birlikte aile yıkılır.

Not: Allahın adaletini ve merhametini asla sorgulamayın. Allah bunu söylediyse bunun altında mutlaka bir neden vardır deyip, ilahi düzeni sorgulama yerine ilahi düzeni destekleyecek argümanları aramakla zamanınızı harcayın.

Not: Allahu Teala, her çocuğu aynı yazılım (örneğin windows veya android) ile yeryüzüne indirir. Çocuğun iyi veya kötü sıfatlı olmasını siz belirlersiniz. Siz tertemiz bir yazılım ile ürünü alırsınız, ona bir virüs bulaştırıp bulaştırmayacağınız sizin kullanımınıza bırakılmış. Kullanıcı sizsiniz, üretici ise Allah. Allahta kusurlu bir ürünü piyasaya sürmez. Eğer ürün arızalanıyor sürekli sorun çıkarıyorsa, hatayı üreticide değil, kendimizde bulmalıyız. Atalarımız ne güzel demiş; NE EKERSEN ONU BİÇERSİN. Çocukların başına gelen iyi veya kötülüklerin kaynağı anne ve baba, atalardır. 

Ataların işlediği günahları neden çocuklar "çeker" ?

1. Eylem-sonuç faktörü

Her birey kendi günahının cezasını çeker, bu doğru ancak bireysel eylemlerin etkisi o kişi ile sınırlı ve kısıtlı kalmıyor. Bir ebeveynin hatası bir çocuğun hayatını etkilermi? Evet, etkiler. Hatta o çocuğu etkilemekle kalmaz, nice evlere ateş düşürür. Örneğin; savaşlar. Bir avuç insan gizli kapılar arkasında savaş planlarını yapıyor ve bir bakıyorsun milyonlarca insan bir avuç insanın aldığı bu karardan etkileniyor. Olaya ata-çocuk ilişkisi boyutundan değil, eylem-sonuç boyutundan ele alın. Bir birey bir hata (günah) işlediğinde, bu çevresinde mağduriyetler oluşturuyormu oluşturmuyormu? Eğer oluşturuyorsa, çocuklarınızda bundan etkilenir. Kötü bir sözünüzden çevrenizdeki bir bitki bile etkileniyorsa, çocuğunuz kötü bir eyleminizden neden etkilenmesin? Olaya ata- çocuk boyutundan değil, eylem-sonuç boyutundan bakınız.

2. Yetiştirme hakkı

Allah, anne ve babaya bir canlıyı emanet eder. Anne ve babada nice zorluklar altında, o emanetin doğmasını sonrası büyüyüp güzel ve verimli bir ağaç haline gelmesini sağlar. Bu emek sonucu anne ve babanın çocukları üzerinde bir hakkı doğar. Anne ve baba, bi nevi Allahla bir antlaşma yapar; anne ve baba, emanete en iyi şekilde sahip çıkacağını taahhüt eder, karşılık olarakta Allah o çocuğun kaderinde yani geleceğinde anne ve babaya bir söz sahibi vereceğini taahhüt eder. Göbek bağı bu el sıkışmanın sembolik ve fiziki karşılığı. Ana rahminde el sıkışıyorsunuz, doğum sonrasıda herkes taahütlerini yerine getirmek için ayrılıyor. Kaderinizi üç şey belirler, bir; Allah. İki; anne ve babanız (atalarınız) ve üç; kendi iradeniz. Allahın kaderiniz üzerindeki payı şudur; Allah tohumu yaratır, tohumun cinsini ve o tohumun ekileceği yeri ve zamanı belirler. Örneğin; erkekmi kızmı, zengin ailemi fakir ailemi, siyahmı beyazmı, türkmü arapmı, batmanmı istanbulmu, köydemi şehirdemi, 21 yüzyıldamı 9 yüzyıldamı gibisine. Birde size indirilen iyilikler Allahtan gelir. Dua ve ibadetlerinizin karşılığı olarak Allah size iyilik indirir. Bu iyilik sağlık olabilir, zenginlik veya aile huzuru. Allahu Teala sanıldığı gibi kaderinizin detaylarını çizmez. Allahu Teala yeryüzü hayatınızda sadece cinsiyetinizi ve doğacağınız zaman ve mekanı belirler, dua ve ibadetlerinizin karşılığını indirir. Hakkınızda bundan ötesi bir karar vermez. Tohumun cinsi ve ekileceği yer belirlendikten sonrada, kişinin kaderini anne ve babası belirler. Ne zamana kadar? O tohum bir ağaç büyüklüğüne ulaşıp meyve verinceye kadar. Anne ve babanın çocuk üzerindeki hakkı bu süre içinde verilen emekten doğar. Siz, Allahla yaptığınız antlaşmanın ne kadar kendi payınız üzerine düşüne yaparsanız, size o kadar o çocuğun geleceğini belirleme hakkı verilir. Anne ve babası vefat eden, yetim ve öksüz çocukların durumu nedir? Yetim ve öksüz çocukların geleceğini Allah belirler. Anne veya babaları olmadıkları için, onları bi nevi Allah "evlatlık" edinir. Kuran-ı Kerimin farklı Ayetlerinde yetim ve öksüzlerden bahsedilmeside Allah ile onlar arasındaki bu özel bağa dayanır. Yetim ve öksüzlere yapılan her haksızlığı her saldırıyı Allah bizzat kendisine yapılmış sayar. Şimdi; nice emek verdiğiniz bir bireyin geleceği hakkında söz sahibi olmadığınızı düşünün. Herkesin o canlının üzerinde tasarrufu olduğu ama sizin olmadığını düşünün, böyle bir düzen size adaletli gelirmiydi? Elbette gelmezdi. O zaman anne ve baba, taahütlerini yerine getirdiği müddet çocuğun geleceğini belirlemede söz sahibi olmalı, ama nasıl? Allahu Teala buna şöyle bir çözüm yolu takdir etmiş; niyet, söz ve eylem. Allahu Teala sadece sözünüze değil, niyet ve eylemlerinizede bakıyor, sonrası bu doğrultuda çocuğunuzun kaderini çiziyor. Sizin her niyet söz ve eylem çocuğunuzun günlük ve gelecek kaderini belirliyor. İyilik iyiliği kötülükte kötülüğü çeker misali, iyi söz, niyet ve eylemleriniz çocuğunuzun kaderine olumlu yansıyor. Kötü söz, niyet ve eylemlerinizde çocuğunuzun kaderine olumsuzlukların yazılmasına sebep oluyor. 

3. Genetik-karakter faktörü

Çocuklarınızın fiziki yapıları atalarına çekiyor, ya huyu? Fiziki yapınızın çekmesini genetik ile izah edebilirsiniz, ya huyunuzu? Huy, karakter gibi şeyler, soyut boyutta olan şeyler, bunları DNA ile açıklama şansınız yok. Bir düzen düşününki bu düzen içinde, fiziki yapınızı gelecek soylara aktarma şansına sahipsiniz ama örneğin; vatan sevgisi, Allah sevgisi, cömertlik, harama karşı hassasiyet gibi sıfatları aktarma şansına sahip değilsiniz. Böyle bir düzen size eksik gelmezmiydi? Elbette gelirdi. Allah eksik yaratmayacağına göre, düzen öyle kurulmuşki bu düzende sadece fiziki yapınızı değil, karakterinizide çocuklarınıza aktarma nimetine sahipsiniz. Yaşantımızda da biz buna her gün şahit oluyoruz; demiyormuyuz o dedesine çekmiş o büyük annesine vs. Fiziki yapımız genetiğimiz üzerinden bir sonraki nesillere aktarılıyorsa, karakter ve huyumuz ne üzerinden gelecek nesillere aktarılıyor? Bu sorunun cevabını bu yazı vesilesiyle size verelim; işlediğiniz iyilikler ve kötülükler üzerinden! Hayat tecrübesi bizlere, çocukların ataların huylarını aldığını net gösteriyor. Bu zamana kadar bilinmeyen, bunun hangi yol üzerinden gerçekleştiği ve bizlerin bunu değiştirme şansı olup olmadığıydı. İşte biz size bu yazı ile bu bilinmeyeni açıklıyoruz; iyi huylar ataların işlediği iyiliklerden gelir, kötü huylar ise işlenen bir kötülükten. Atanız bir kötülük işlediğinde o kötülüğü temsilen bir şeytan bedeninize girer. O şeytan ve soyu sizle kalır ve sizde o kötü vasfı canlı tutar. İyilik işlediğiniz zamanda o iyilik kalbinize nakşedilir ve çocuklarınızdan torunlarınıza aktarılır. İçimize sinen kötü bir vasfı (şeytanı) yok etme şansımız varmı? Evet, var. "Allah beni böyle yarattı, can çıkar huy çıkmaz", söylemi İslama sokulan en büyük yalanlardan birisi. Siz, içinizdeki o negatif enerjiyi temizleyebilirsiniz. Çözümüde çok basit; o vasıf hangi günah üzerinden size bulaştıysa o günahın üzerinizden kalkması niyetine 40 gün arka arkaya oruç tutun. O kötü enerji, hem sizden hem çocuklarınızdan Allahın izniyle temizlenir. Tabi o günahları işlememeniz şartıyla ve iki, eğer atalarınızın sabıkası kabarık ise o zaman o 40 gün arka arkaya tutulması gereken orucu yılda bir kaç defa tekrarlayın. Her defasında üzerinizde pozitif değişimler olacağından emin olabilirsiniz. Hepimiz, atalardan çocuklara birşeylerin sindiğini net görüyoruz, bunun için bir bilim adamı olmanız gerekmiyor. Sıkıntı şurada; herkes sadece iyiye sahipleniyor, kötüye değil. Bir çocuk iyi bir vasıf sergilediğinde, ataların her biri benden aldı der. Bi nevi atadan çocuğa birşeyin sindiğini kabul eder. Ataların günahını çocuklar çekmez, bu saçmalık diyenler, aslında atalardan çocuklara birşeylerin geçtiğini kabul eder. Kabul edemedikleri şey, çocuktaki kötülük. Kabul edemedikleri şey çocuğun başına gelen kaza ve belalar. Çocuk ödül kazansa herkes bana çekmiş diyecek. Kötülükte ise kimse ortada görünmüyor. Neden? Kimse günahla ilişkilendirilmek istenmiyor. Allah böyle takdir etti, bu da bizim imtihanımız deyip geçiyor. Sizler, çocuklarınızın başına gelen iyilikleri kendinizden biliyor, kötülükleri ise Allahtan. Günaydın diyelim sizlere, gerçekler bunun tersi; başınıza gelen kötülük sizden gelir, iyilikler ise Allahtan.

4. Hak-batıl ayrımı

Atalar ne işlerse bu çocuklara ve torunlar yansır. Her nesil bu teraziye kendi yaşantısıyla katkıda bulunur. Günahlar eğer o topluluk için kaldıralamayacak boyuta gelirse, o zaman Allah savaşlar zuhur ettirir veya doğal afetler çıkarır. Bunlar o günahkar nesli yok eder, gelecek nesillere temiz bir sayfa açma şansı verir. Savaşların altında bile böylesine bir hikmet var. Ataların işlediği iyilik ve kötülükler neden çocuklara seriyat eder? Size bir soru soralım o zaman; güzel bir ahlakınız var, bu güzel ahlakınızın çocuk ve torunlarınıza seriyat etmesini istemezmisiniz? Elbette istersiniz. Yahut, iyi bir aile olduğunuzu düşünün, çocuklarınızdan birisi davranışları ile sizi mahçup etse, toplum nezdinde sizi rezil etse, bu ailenizin huzurunu bozarmıydı? Elbette bozardı. İşte, böyle bir sorun ile karşılaşmamanız için çocuklar atalarına çeker. Ailelerin huzuru bozulmaması, çürük elmaların bir sülaleye karışmaması için çocuk ataya çeker. Ata iyiyse, iyilik o ailede kalır, kötüyse kötülük o ailede kalır. Bunu eğer, Allahu Teala böylesine bir düzenleme getirmeseydi, o zaman her yeni doğan, şapkadan ne çıkarsa varine dönüşürdü. Ailenin şansına olurdu. İyi bir aile huysuz, kötü bir aileyede, iyi huylu çocuk doğardı. Kötü çocuk, iyi aileyi peişan eder, iyi çocukta kötü ataların haramları ile zehirlenirdi. Siz böyle bir düzeni mantıklı görürmüsünüz? Böyle bir düzen aileleri birbirinden koparır, ilahi adaletin sorgulanmasına sebep olurdu. Eğer, ben ve eşim iyi insanlarız ama çocuğumuz kötü, diyorsanız o zaman çocuğunuzun fiziki yapısı atalarınızın hangisine çekti buna bakınız, günahkar olan o atanız! Değerli okurlar, hak ile batıl mahşeri sorgulamada ve ahiret hayatında, cennetlik ve cehennemlik olarak nasıl iki farklı mekana ayrıştırıldıysa, bu ayrışma yeryüzünde de olması gerekliydi ve öylede. Hak ile batıl aynı mekanı paylaşamaz. Eğer iyilikler ve kötülükler nesilden nesile geçmemiş olsaydı, o zaman hakkın bulunduğu mekanda kötülük doğar, kötülüğün bulunduğu mekanda da iyilik doğar, aileler darma duman olurdu. Allah isterki iyilik ve kötülükler soy içinde kalsın. İyi işlerle meşgul olanlar hayrlı çocuklar doğurur ve o çocuklar o iyilikleri bir yüz yıl daha ayakta tutar. Kötü işler ile meşgul olanlarda kötü nesiller büyütür, o kötü çocuklarda kötülükleri bir yüz yıl daha ayakta tutar. Ataların işlemiş olduğu iyilikleri ve kötülükleri Allah, çocuklara yansıtarak hem o işlerin bir yüz yıl daha devamını sağlar, hem hak ile batılı birbirine karışmadan farklı cephelerde tutar.

5. Ataları terbiye etme boyutu

Çocuklar, ataların işlediği günahların bedelini yeryüzünde öder, öbür dünyada ise atalar öder. Herkes kendi günah yükünü çeker ayeti kerimesi, mahşeri sorgulama için geçerli yerüyüzü için değil. Çevrenize bir bakınız; birisi bir suç işliyor bedelinide başkaları ödüyor. Neden Allah buna izin verir, bir ebeveynin işlediği bir günah neden çocuktan çıkar? Bunun farklı nedenleri var ve biz bu nedenleri sizlere sıralamaya çalışıyoruz, bu nedenlerden biriside; ataları günahlarından vazgeçirme boyutu. Bir ebeveyn bir günah işlediğinde o günah anında çocuğa bir musibet olarak döner. Neden? O ebeveyni o günahtan vazgeçirmek için! Ebeveynin gözleri önünde evlat bir sıkıntıdan diğerine sürüklenir. İlahi amaç, baba ve annenin merhamet duygularını uyandırıp, “bak bizim hatalarımız çocuklarımızın başına ne tür belalar getirdi”, demelerini sağlamak. Allah, insanların yeryüzünde tövbe etmesini yeryüzünde yanlışlarından dönmesini ister. Çocuklarınızın başına gelen olaylar aslen Allahın merhameti sonucu gelir. Çocuklarınızın başına gelen kötülükler sizi uyarmak, sizi cehennem azabından uzak kılmak içindir. Siz tövbe ettiğiniz, hatanızdan döndüğünüz anda, Allah çocuğunuzun üzerinden o sıkıntıyı kaldırır. Biz ama ne yapıyoruz, çocuğumuzun başına bir sıkıntı geldiğinde; doktordan doktora koçuşturuyoruz, Rabbim bizi sınıyor deyip durumu kabulleniyoruz. Örneğin; çocuğu tecavüze uğruyor sonrası katlediliyor. Biz ne yapıyoruz; aile için üzülüyoruz. Halbuki Allahın bizden beklentisi ne: aileyi kınamak, aileyi uyarmak. Anne ve baba ne günahı işlemiş olmalıki, çocukları hem tecavüze uğruyor hem öldürülüyor. Allah bizden bu soruları sormamızı bekliyor. Biz bu soruları sorarsak, insanlar bir daha suç işlermi? Müslümanlar maalesef, çocuklarının başına bir kötülük geldiğinde bunun kendi hatalarından dolayı geldiğini bilmiyor. Bilmediği içinde kimse ne tövbe ediyor ne hallerini düzeltiyor. Ömürlerini çocuklarını bir hekimden diğerine bir psikiyatristen diğerine sürüklemekle geçiriyor. Ne yazık ve üzücü...

6. Kötüyü açığa çıkarmak

Kalplerin özünü ancak Allah bilir, ancak Allah kötünün kim olduğunu kendisine saklı bırakmaz. Eğer böyle olmuş olsaydı kötünün kimliği Allahta kalır, o kötülükte kötülük işledikçe çevresine zarar verdikçe, insanlar uyarılmadıkça vebal haşa Allahın omuzuna binerdi. Böyle birşey olmaması için, Allah öyle bir düzen kurmuşki insanların içinde beslediği kötülük yaşantılarına yansıyor. Nasılmı? O insanların başına hastalıklar, kaza ve belalar musibet ederek. Yani hastalık ve belalar birer lütuf değil, sizi cezalandırmak ve sizin ne mal olduğunuzu çevreye göstermek için iner. Allah isterki, birisinin başına bir kaza bir bela geldiğinde insanlar o kişiye acımasın, onu mağdur olarak görmesin, isterki o aile ve çevresi utansın ve yanlışlarından dönsün. Bakın bunların başına bir bela geldi, demek bunlar büyük bir günah işledi, denilsin diye günahlarımız yaşantımıza yansıtılır. Allah isterki bu utanç sizi tövbeye ve halinizi düzeltmeye sevk etsin. Bir günah işlediğinizde bunun yaşantınıza yansıdığını bilirseniz ve çevrenizdeki insanlarda başınıza gelen olayın bir günahla ilintili olduğunu anlarsa, herhalde toplumun önünde rezil olmamak için günah işlemez, yanlışlarınızdan dönersiniz. Ataların işlediği günahlar nedenmi çocuklarda açığa çıkar; çevrenizdeki iyi ve kötünün kim olduğunu bilmeniz için. Neden bu önemli; kötünün kim olduğunu bilirseniz ondan uzak durursunuz, Allahta bu şekilde vebalden kurtulur. 


7. Adalet boyutu

Bir kişinin işlediği günah nesillere aktarılır mı sorusuna yanıt ararken, olaya bir de şu boyuttan bakınız; mağdur edilenlerin çocukları ve torunları etkilenecekse, ilahi adalet doğrultusunda mağdur edeninde etkilenmesi gerekmezmi. Bu kadar net ve basit!  Örneğin; dedenizin haksız miras elde ettiğini düşünün. Miras paylaşımında diğer kardeşlerine baskın geldiğini varsayalım. O haksız kazançtan mağdur edenin çocukları ve torunları faydalanacakmı? Evet, faydalanacaklar. O miras onlara kalacak ve onlar maddi açıdan rahat bir yaşantı içinde olacak. Mağdur olan kardeşler ve onların çocuk ve torunları bundan etkilenecekmi? Evet, etkilenecek. Onlar o mülkten mahrum kaldığı için maddi açıdan sıkıntı dolu bir yaşantı içinde olacaklar. Güzel bir ev güzel bir araba satın alamayacaklar. Güzel okullarda çocuklarını okutamayacak, ailelerini tatile çıkaramayacaklar. Birini mağdur ettiğinizde bilinki o mağduriyet o kişi ile kalmıyor. O kişi bir gram daha az eve rızık götürüyor, bir gram daha az neşe ve huzur eve götürüyor bir gram daha az çocuklarına miras bırakıyor. Bilinki mağduriyet mağdur ettiğiniz kişi ile asla kısıtlı kalmıyor. O yüzden ilahi adalet der ki, eğer birini mağdur ediyorsanız o mağduriyetten o kişinin ailesi ve çocukları ne kadar etkileniyorsa, mağdur eden kişinin çocuk ve torunlarıda o orantıda etkilenir. Bir de beddua yerlerse, hatta daha fazla etkilenirler. Özet: mağduriyet bir aileyi ne kadar etkiliyorsa, mağdur edenin aileside en azından o kadar etkilenir. Etkilenmeside gerek, aksi takdirde ilahi adaleti sorgulardık!!