nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          
                           

 

işlediğiniz iyilikler ve kötülükler çocuklarınızın kaderini nasıl etkiler


Bir kaç yazı dizimizde insanın başına gelen sıkıntıların kendi eli ile yaptığından dolayı geldiği, başınıza bir hastalık ve musibet geldiyse mutlaka ve mutlaka aynaya bakıp kaynağı kendinizde bulmanız gerektiği, evrende tesadüfler olmadığı, başınıza gelen her sıkıntının altında bir günah yattığını size anlatmaya çalışıyoruz. Bu yazılarımızı okuyan ince düşünceli okurlarımız bu söylemlerimiz üzerine bize doğal olarak şu soruyu yöneltiyor; eğer başımıza gelen sıkıntıların kaynağı günahlarımız ise, çocukların başına gelen kaza ve belaları nereye koymalı? Sonuçta çocukların günah defterleri kapalı. Onlar temiz ve günahsız.


Bu soruya cevabımız şu oluyor; ataların işlediği günahlar çocuklara seriat eder. Çocuklar günahkar olduğundan değil, ataları günahkar olduğundan dolayı sıkıntı yaşar. Bu cevapta dikkatli okurumuzu tatmin etmez ve bize bir sonraki soruyu sorar; Allah, neden masum çocukları, ataların işlediği bir suçtan dolayı cezalandırsın. Bu Allahın adaletine, rahman ve rahim sıfatına yakışırmı? Artı İslam dini her bir bireyin kendi günah cezasını kendisi çekeceğini söylemezmi? Okurlarımızın bu tür sorularını biz bu zamana kadar mail üzerinden kendileri ile iletişime geçip yanıtlıyorduk, ancak bir çok okur bu konu hakkında bize soru yöneltince, teker teker cevaplama yerine, sizlerinde bu bilgilerden yararlanması gerektiğini düşündük ve konuyu yazıya döküp sitemize eklemeye karar verdik. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Not: bu yazı dizimizde size şunu anlatıyoruz, başınıza gelen iyiliklerin Allahtan geldiğini, kötülüklerin ise kendi elinizle işlediğiniz günahlar sonucu geldiği. Bunu nereden çıkarıyoruz? Kur'an-ı Kerimden;
"Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir...." (Nisa Süresi; 79). "Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder" (Şura Süresi; 30). Bu Ayetlerden biz, tartışma söz konusu olmaksızın iyiliğin Allahtan geldiği başınıza gelen kötülüklerin ise kendi elinizle işlediğiniz günahlardan geldiğini anlıyoruz. Bazılarınız "amentü" duasında bizler " hayrın ve şerrin Allahtan olduğuna iman ederim", deriz; o zaman bu yanlışmı sorusunu bize sorar. Yanlış değil; hayır veya şer, bildiğiniz veya bilmediğiniz ne varsa herşeyin yaratıcısı Allah. Herşeyin yaratıcısı Allah ise o zaman "hayır beden şer sizden" Ayetin anlamı nedir? Açıklayalım; hayır veya şer, herhangi birşey yeryüzünde zuhur etmeden, o şey ilk önce gökte bir yerde yoktan yaratılmış olmalı. Yoktan birşeyi var edende ancak Allahtır. O yüzden biz ve Kuran- ı Kerim hayır veya şer, görünen veya görünmeyen  bilinen veya bilinmeyen herşeyin yaratıcısı olarak Allahı işaret ediyoruz. Sonrası o hayır veya şer size isabet etmeden yani yeryüzüne inmeden önce bir kitaba yazılmış olmalı; "Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır." (Hadid Süresi; 22). Bunu yapanda yine Allah. Allahu Teala bir senarist gibi yaşayacağınız olayları bir Kitapta kaleme alır. Allah yazar siz oynarsınız. O yüzden biz yeryüzünde yaşanılan her olayı, hayır veya şer Allahtan geldiğine inanırız. Kitapta yazılı olanda, vakti geldiğinde üzerinize inecek boyuta getirilmeli. Bu nasıl olur? Kitapta yazılı olana (kaderiniz) "ol" denilir ve o şey canlanır ve bir bilgisayara nasıl bir program yükleniyorsa o kitapta yazılan yani kaderiniz size yüklenir. Bu her sabah, kuşluk vaktinde, bir şahit (melek) eşliğinde gerçekleşir. Her sabah o günki rızkınız size yüklenir. Bunu yapanda yine Allah. Allahın izni ve kudreti olmadan bunların hiçbirinin gerçekleşmesi mümkün değil. Yoktan var edilişe, kitaba yazılıştan size inme boyutuna gelinceye kadar başınıza gelen her hayır ve şer ilahi kudrete muhtaç ilahi onaya tabi. O yüzden başınıza gelen herşey Allahtan gelir;".. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. (Ey Muhammed!) De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!" (Nisa Süresi; 78). "Eğer Allah, insanlara onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakırız." (Yunus Süresi;11). Herşeyin Allahtan geldiğini bilmeniz neden önemli? Batı kültüründe şöyle bir inanç yaygındır, şeytanın Allahtan bağımsız var olduğu ve cehennemi yani yer altı dünyasını kontrol ettiğine inanılır. Böylesine, Allahtan bağımsız olayların veya canlıların var olabileceği düşünce ve inançları oluşmaması için Allahu Teala bir cümle ile noktayı koyar; hayır ve şer, herşey benden der! Şimdi; bir Ayette "hepsi Allahtandır" denilir, bir başka Ayette ise "iyilik benden, kötülük sizden", bu bazılarınızda kafa karışıklığına sebep olmuş. Bir Ayet asla başka bir Ayet ile ters düşmez. Ayetler birbirlerini tamamlayıcı boyutta iner. Örneğin; bir Ayet temelini atar, diğerleri ise sınırlarını ve içeriğini belirler. Burada yaşanılan olayda bu; yoktan var ediliş ve bir yere kadar Allah benden der bir yerden sonrası sizden der. Bu yol ayrımı nerede? Nereye kadar Allahtan, nereden sonrası sizden? Ayrılış noktası; Kitap (levh-i mahfuz)!! Levh-i mahfuz, yol ayrımın oluştuğu nokta. Allah yoktan var eder, iyiliğide var eder kötülüğüde, hangisinin sizin kaderinize yazılacağını siz belirlersiniz. Kitaba yazılan yani kader olarak size yazılan birşeyi değiştirme şansına sahipmisiniz? Evet, o şey canlanıp size inmeden önce, kitapta yazılı olduğu müddet onu değiştirme şansına sahipsiniz; "Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır" (Rad Süresi; 39). Nasıl? Kestiğiniz kurbanlar ve verdiğiniz sadakalar! Tabi Allah dilerse. Buradaki püf nokta; Alah dilerse. İyiliğin size inip inmemesini Allah kendi takdirinde tutmuş. Kötülüğün üzerinize inmesini ise sizin amellerinize bağlı kılmış. O yüzden "iyilik benden", "kötülük sizden" der. Kitap sizin kaderiniz. Başınıza birşey gelmeden o şey bir senaryo olarak kitaba yazılır. O gün geldiğinde Allah "ol" der ve o şey bir uydu alıcıların kendisini güncellemesi gibi gökten size yüklenir. Bu yükleme her sabah vaktinde gerçekleşir. Özet; "başınıza bir kötülük geldiğinde siz ne diyorsunuz; "Allahtan gelen hayrda güzel şerde güzel". Bu yanlış. Allah, ben "şer" yaratırım ama "şerri size indirmem, şerri insan kendisi üzerine çeker" der. Böyle bir dua ile o zaman siz ne yapmış oluyorsunuz, Allahın yapmadığı birşeyi yaptı demeye getiriyorsunuz. Allaha bi nevi iftira atıyorsunuz. Umarız bundan sonrası böyle bir dua yapmazsınız. Başınıza bir kötülük geldiğinde bunu bir nimet olarak görmeyin, ismi üzerine bu bir şer ve Allahta ben o şerri indirmem der. Size bir şer isabet ettiğinde şükretme yerine, kendinizi sorguya çekin. Bu kötülük neden üzerime indi, ben nerede ne günahı işledimde bu belayı üzerime çektim sorusunu kendinize sorun. Başınıza gelen kötülükler şükretmek için değil, kendinizi sorguya çekmek için size iner. Sizi hatalarınızdan günahlarınızdan döndürmek için iner. Cehennem ateşin bir ön uyarıcısı olarak size iner. "Allahtan gelen herşey güzel" derseniz, işte bu doğru olur, çünkü Allah; "başınıza ne iyilik geliyorsa, benden", der!!

Not: ataların cezasını çocuklar “çeker” dememek gerekiyor, İslam dininde her birey kendi cezasını kendisi çeker. “Çeker” kelimesi yerine “etkilenir” kelimesi daha doğru olur! Çocuklar ataların işlediği günahlardan etkilenir. Günahı tanımlarmısınız diye sorarsanız; günahın bir tanımı "ağrı/acı" hissidir. Ağrı/acı'da bilinç varsa hissedilir. Küçük çocuklar ataların işlediği günahların bedelini yeryüzünde öder, bu doğru ve bu sizlere acımasız gelebilir. Şimdi size bir soru; acı hissinin olmadığı birşey nasıl acımasız olabilir? Çocuklarda bilinç henüz gelişmediği için, onlar yaşadıkları travmaları ağrı/acı olarak algılamaz algılayamaz. Günahkarlığın tanımı ağrı/acı duygusu ve bu acı hissini ya bu dünyada ya öbür dünyada, günahlarınız ölçüsünde mutlaka ve mutlaka tadacaksınız. Çocuklarda ise bu his henüz bilince işlemiş değil. Onlar ağrı hissetmezmi, elbette hisseder; ancak bu bilinçaltı seviyesinde olur. Onlar acı hissettiğinde ağlar ve bedensel tepki gösterir, bunlar ama bilinç boyutunda değil, bilinçaltı boyutunda gerçekleşir. Neden; çünkü ağrı/acı hissi günahınız varsa size hissettirilir. Çocuklar temiz olduğu için onlar bu histen muaf. Onlar bilinçaltı refleksleri ile hareket eder. Onların hafızalarında küçüklük yaşlarında yaşadıkları olaylar sadece bir anı olarak kalır. Bu anıya zevk/acı gibi bir duyguyu yükleme şanslarına sahip değiller. Ne zamana kadar onlar bu histen muaf. Bilinç oluşuncaya kadar, bilinç oluştukça, sevap/günah kitapları açıldıkça acı/zevk duygusuda bütün varlığıyla kendisini hissettirmeye başlar. Çocuklar bilinç boyutunda hissetmiyorsa o acılar kime iniyor? Anne ve babaya iniyor. Neden? O kaza ve belalar anne ve babayı terbiye etmek, anne ve babayı cezalandırmak, anne ve babayı bir günahtan caydırmak için iniyor. Çocuğunuzun başına birşey geldiğinde içiniz bir cız etmiyormu, içiniz kan ağlamıyormu? Ağlıyor, çünkü çocuğunuza inen sıkıntının asıl hedefi sizsiniz. Madem terbiye edilmek istenen anne ve baba, acılar neden onların bedenlerine inmiyor, neden masum çocuklar hedefte? Bir; ebeveynler evlerin temeli, çatısı ve duvarıdır. Onların başına birşey geldiğinde bütün ev çöker. Aileyi böyle bir yıkımla yüzleştirmemek için, ebeveynler bir günah işlediğinde ilk önce evin neşesine (çocuklara) dokunulur. Allahın kutsal olarak tanımladığı aileyi yıkacak taşlara (anne ve baba) dokunulmaz, ilk önce evin huzuruna evin neşesine (çocuklar) dokunulur. Siz o huzuru o neşe ve mutluluğu haketmiyorsunuz denilip, ilk o alınır. Bu aileye ilk uyarı olur. Uyarıları dinlemez ve işledikleri o ağır günahları işlemeye devam ederlerse o zaman kendilerine dokunulur. İki; çocuklar, ataların günahlarından etkileniyor olması ne kadar çok adaletsizlik gibi görünsede aslen öyle değildir. Neden? Çocuklar etkilendikçe, anne ve babanın çocuk üzerindeki hakkı azalır. Öyle bir duruma gelirki, artık çocuk, anne ve babaya borçlu olmaktan çıkar, ebeveynler o evlada borçlu olmaya başlar. Gördüğünüz gibi olay hiçte o kadar adaletsiz görünmüyor. Çocuklar çekiyor ama bi yanda ağrı olmadığı için çekmiyor, anne ve baba çekiyor. Artı, çocuklar o günahtan etkilendikçe; baba ve anne hakkından kurtulup kendi günahlarını anne ve babaya aktarıyor, Allahın huzuruna tertemiz çıkıyorlar. Artı, zaman kavramı çocuklarda farklı işler. Bir gece hastanede geçirmek bir çocuk için anlık bir süreç, bir ebeveyn için ama o gece bir türlü geçmek bilmeyen bir zaman dilimi. Neden zaman ebeveynler için geçmek bilmiyor, çünkü onlar ilahi cezanın hedefinde. Çocukların başına gelen sıkıntılarda, ebeveynler için zaman bi nevi durar. O acı onlara doyasıya hissettirilir. Neden, çünkü suçlu olan onlar. Bu olaylarda çocuklara ne kadar merhamet edildiğini anlamanız için bir örnek daha verelim; olayları algılama da çocuklarda farklı işler. Onlar yaşadıkları kaza ve belaları bir rüya gibi algılar. Ebeveynler ise çocukların başına gelen olayları canlı, canlı yaşar, bedenlerin her parçası ile onu yaşar. Özet: gördüğünüz gibi, çocuklar ataların günahlarından etkilenir ama bilinç boyutunda etkilenmemeleri için Allah engeller koymuş. Engel koymadığı kişiler ise Ebeveynler. Çocukların başına bir musibet geldiğinde, ebeveynler bunu canlı canlı, iliklerine kadar hissetmeleri için Allah bir nevi zamanı durdurmuş, acı hissini doruğa çıkartmış. Neden, çünkü suçlu olan onlar, çünkü çocuğun yaşadığı olayların asıl hedefi onlar!

Not: Allahın adaletini ve merhametini asla sorgulamayın. Allah bunu söylediyse bunun altında mutlaka bir neden vardır deyip, ilahi düzeni sorgulama yerine ilahi düzeni destekleyecek argümanları aramakla zamanınızı harcayın.

Not: günahlar size acı çektirir! günahlar bu dünyada ve öbür dünyada acı hissi olarak açığa çıkar. Acı hissinide değerli dostlar zor ve sıkıntılı bir hayat ile karıştırmayın. Peygamberler zor ve sıkıntı dolu hayat geçirdi, yetim ve yoksul kaldı, hakkı savunmalarından dolayı saldırıya uğradı, onlar acı çekmedi. Neden acı çekmedi, çünkü onlar günahsız. Hayat zorluklarıda günahlardan ötürü gelmez, manevi mertebinizi yükseltmek için size iner. Bazılarınız hz eyyub, bazılarınız hz yunus bazılarınızda peygamberimiz sav'dan bahseder. Bakınız; yunus as duasında nefsime zulmettim, der. Eyup as şeytan üzerime bir ağırlık getirdi, der. Hiçbiri, Rabbim senden gelen güzel, demez. Onlar başlarına gelen kötülüğü Allahtan bulmaz, siz neden buluyorsunuz? Lütfen, başınıza bir musibet geliyorsa buna imtihan adı koyup bunu Allahtan bulmayın. Başınıza gelen iyilikleri Allahtan bulacaksınız, kötülükleri ise kendinizden. Bu iki büyük peygamberin yaptığı gibi. Yunus as bir yanlış yaptı, nefsime zulmettim cümlesi ile de bunu itiraf etti. Eyüp as ise şeytanın nazarına geldi. O da kendi duasında bunu itiraf etti. Demek eyüp as şükretme konusunda fazla göze battı, demek batmaması gerekiyordu. Değerli dostlar Allahın verdiği bir lütufla fazla göze batmayacaksınız, çevrenizde dostunuz olduğu gibi düşmanınızda var olduğunu unutmayacaksınız. Kem, haset gözle bakanın nazarı dokunur, bunu unutmayın. Eyüp as kıssasından çıkarılacak derslerden birisi bu, eğer bir nimet size veriliyorsa bunu gizleyin fazla insanların gözüne sokmayın. Özet; peygamberler bir musibetle karşılaştığında Rabbime şükür demediler, senden gelen hayrada şerrede razıyız demediler, aynaya baktılar ve hatalarını itiraf ettiler. Acizliklerini pişmanlıklarını dile getirdiler ve Allahtan bağışlanma dilediler. Başınıza bir musibet geldiğinde örnek almanız gereken davranış bu. Başınıza bir bela geldiğinde şükretmeyin, şükür Allahtan gelen birşeye söylenir. Musibetler ise Allahtan gelmez, günahlarınızdan gelir. Şükür böyle bir durumda yersiz. Allahtan gelmeyen birşey için neden Rabbime şükrediyorsunuz? Kendi elinizle bu belayı başınıza musallat ettiğinizi itiraf etmek nefsinize ağır geldiği içinmi acaba? Günahlarla yüzleşmek zor değilmi, Allah böyle takdir etti demek daha kolay demi? Hocam, ama biz böyle biliyoruz; o zaman yanlış biliyorsunuz! Hocam, ama büyüklerimiz hocalarımız bize böyle öğretti; o zaman yanlış öğretti. Hocam, yüz yıllardır hocadan hocaya, nesilden nesile aktarılan bilgiler yanlış olamaz; demek yanlış olabiliyor. "Onlara, 'Gelin Allah'ın indirdiği Kitap'a ve peygambere uyun' dendiğinde, 'Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter' derler; ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?" (Maide Süresi; 104). Birşey bu zamana kadar kuşaktan kuşağa gelmeyi başardıysa, bu o şeyin doğru ve hak olduğu anlamına gelmez. İslama bir bakınız, Müslümanların haline bir bakınız; birşeyler doğru gidiyor gibi gözüküyormu size? Gözükmüyor, İslamı çöküş içinde Müslümanlar sefil halde, demek inançta bir sıkıntı var demek bilgilerde ve bilgileri aktaranlarda bir sıkıntı var. Bizemi kaldı bunu düzeltmek; evet bize kaldı. Yüz veya beş yüzyıldır tarikatlarınız ve şıhlarınızın öğretileri ayakta, bu İslama ve Müslümanlara sahip çıkmanız için yeterli bir zaman değilmiydi? Önüne gelen bu millete operasyon çekti, örneğn fetö; siz neredeydiniz? Başkaları teknoloji üretirken siz ne yaptınız neler ile uğraştınız? Yüz veya beş yüz yıl yeterli değilmiydi birşeyleri değiştirmeniz veya mani olmanız için. Kısacası birşeyleri doğru yapıyor olsaydınız, bizlere bu yazıları kaleme almak nasip olmazdı, bu yazılara ihtiyaç duyulmazdı. En basiti; hastalığı bir nimet olarak gören bir topluma sahibiz. Bu sizin eseriniz, daha ne diyelim. O yüzden, işleri düzeltmek bizemi kaldı; evet, bize kaldı!! Eğer başınıza bir musibet geliyorsa ya nazara geldiniz ya bir günah işlediniz, herhalukarda şükretmeyin, bu iki peygamber gibi pişmanlığınızı dile getirin ve bağışlanma dileyin. Peygamberimiz sav ise, evet; vefat ederken biraz sancı yaşadı, ama bu günahkar olduğundan değil. Kendisi daha önceden zehirlenmişti. O zehir vefat zamanı geldiğinde açığa çıktı. Allahu Teala neden zehirlenmesine izin verdi? Allahu Teala peygamberimizi şehit olarak katına çekmeyi arzulamış. Müslümanlar başsız kalmasın ve peygamberimizin şahsiyetine leke düşmesin diye bunuda savaş meydanında değil, hayatın akışında kötü bir kadının kendisini zehirlemesi üzerine nasip etmiş. Bu zehir dönem dönem mide bölgesinde kendisini rahatsız ederdi, vefat zamanı geldiği zamanda bütün tesiriyle açığa çıktı. Peygamberimizin yakacağı bir günah olmadığı içinde, peygamberimiz sadece bir kaç gün o zehirin etkisi altında kaldı ve vefat etti, daha uzun değil. Yazımızın konusu; ataların günahları çocuklardan çıkar. Bu bilgi üzerinden hareket edersek peygamberlerin hayırsız evlatların kaynağı kim? Adem as'ın oğlu kabil kötü idi. O kötülük kimden geldi? Havva anamızdan. Nuh as'ın oğlu kötü idi.O kötülük kimden geldi? Nuh as'ın eşinden! Özet: günah eşittir acı. Peygamberler acı çekmemiştir ne yunus as yaşadığı musibette acı çekti ne eyüp as yaşadığı hastalıkta acı çekti. Cildi çürüdü ve koktu ama acı çekmedi ve iki; peygamberlerin hayırsız evlatların kaynağı eşleridir.

Ataların işlediği günahları neden çocuklar "çeker" ?

1. Eylem-sonuç faktörü

Her birey kendi günahının cezasını çeker, bu doğru ancak bireysel eylemlerin etkisi o kişi ile sınırlı ve kısıtlı kalmıyor. Bir ebeveynin hatası bir çocuğun hayatını etkilermi? Evet, etkiler. Hatta o çocuğu etkilemekle kalmaz, nice evlere ateş düşürür. Örneğin; araba kazaları. Örneğin; savaşlar. Bir avuç insan gizli kapılar arkasında savaş planlarını yapıyor ve bir bakıyorsun milyonlarca insan bir avuç insanın aldığı bu karardan etkileniyor. Olaya ata-çocuk ilişkisi boyutundan değil, eylem-sonuç boyutundan ele alın. Bir birey bir hata (günah) işlediğinde bu çevresindeki insanlarda mağduriyetler oluşturuyormu oluşturmuyormu? Eğer oluşturuyorsa o zaman, bu hatalardan kendi çocuklarınında etkilenmesi sizi şaşırtmamalı. Hatalarınız başka aileleri etkiliyorsa kendi ailenizide etkilemesi gayet doğal, olayın tabiatına uygun.

2. Yetiştirme hakkı

Allah, anne ve babaya bir canlıyı emanet ediyor. Anne ve baba da nice zorluklar altında o emanetin doğmasını sonrası büyüyüp güzel ve verimli bir ağaç haline gelmesini sağlıyor. Bu emek sonucu anne ve babanın çocukları üzerinde bir hakkı doğuyor. Anne ve baba, bi nevi Allahla bir antlaşma yapıyor, anne ve baba en iyi şekilde emanete sahip çıkacağını taahhüt ediyor, karşılık olarakta Allah o çocuğun kaderinde yani geleceğinde anne ve babaya bir söz sahibi vereceğini taahhüt ediyor. Göbek bağı bu el sıkışmanın sembolik ve fiziki karşılığı. Ana rahminde el sıkışıyorsunuz, doğum sonrasıda herkes taahütlerini yerine getirmek için ayrılıyor. Kaderinizi üç şey belirler, bir; Allah. İki; anne ve babanız (atalarınız) ve üç; kendi iradeniz. Allahın kaderiniz üzerindeki payı şudur; Allah tohumu yaratır, tohumun cinsini ve o tohumun ekileceği yeri ve zamanı belirler. Örneğin; erkekmi kızmı, zengin ailemi fakir ailemi, siyahmı beyazmı, türkmü arapmı, batmanmı istanbulmu, köydemi şehirdemi, 21 yüzyıldamı 9 yüzyıldamı gibisine. Birde size indirilen iyilikler Allahtan gelir, dua ve ibadetlerinizin karşılığı olarak. Allahu Teala sanıldığı gibi kaderinizn detaylarını çizmez. Allahu Teala yeryüzü hayatınızda sadece cinsiyetinizi ve doğacağınız zaman ve mekanı belirler, dua ve ibadetlerinizin karşılığını indirir. Hakkınızda bundan ötesi bir karar vermez. Bazı insanlar başlarına gelen herşeyi Allaha bağlar, bu yanlış. Allahu Teala kulu yaratır, yeryüzüne indirir, yasaklarını kurallarını bildirir sonrası kulu kendi haline bırakır kulun yaşantısına müdahale etmez. Müdahale etme ihtiyacı duyduğu anda ceza (helak) o kul veya topluluğun üzerine iner. O yüzden kullar kendi kendilerini idare etmeyi bilmeli, Allahı müdahale etmeye zorunlu bırakmamalı. Allah müdahale etmek zorunda kalırsa bu insan için hiç hayırlı olmaz. Tohumun cinsi ve ekileceği yer belirlendikten sonrada, kişinin kaderini anne ve babası belirler. Ne zamana kadar? O tohum bir ağaç büyüklüğüne ulaşıp meyve verinceye kadar. Anne ve babanın çocuk üzerindeki hakkı bu süre içinde verilen emekten doğar. Siz, Allahla yaptığınız antlaşmanın ne kadar kendi payınız üzerine düşüne yaparsanız size o kadar o çocuğun geleceğini belirleme hakkı verilir. Anne ve babası vefat eden yetim ve öksüz çocukların durumu nedir. Kendi ayakları üzerinde duruncaya kadar onların kaderini kim belirler? Yetim ve öksüz çocukların geleceğini Allah belirler. Anne veya babaları olmadıkları için, onları bi nevi Allah "evlatlık" edinir. Kuran-ı Kerimin farklı Ayetlerinde yetim ve öksüzlerden bahsedilmeside Allah ile onlar arasındaki bu özel bağa dayanır. Örneğin; farklı Ayetlerde Allahu Teala onlara haksızlık yapılmamasını, bunun cezasının çok büyük olduğunu söyler. Yetim ve öksüzlere yapılan her haksızlığı her saldırıyı Allah bizzat kendisine yapılmış sayar. Neden, çünkü onların "koruma ailesi" Allah. Mesela o yüzden peygamberimiz yetim ve öksüz kaldı. Allahu Teala, anne ve babasını vefat ettirerek peygamberimizin geleceğini tümüyle kendi tasarrufu altına aldı. Başka birinin hakkı geçmesine izin vermedi. Neden, çünkü hak geçerse geleceğini belirleme hakkı, hakkı geçene doğar. Şimdi; nice emek verdiğiniz bir bireyin geleceği hakkında söz sahibi olmadığınızı düşünün. Herkesin o canlılının üzerinde tasarrufu olduğu ama sizin olmadığını düşünün, böyle bir düzen size adaletli gelirmiydi? Elbette gelmezdi. O zaman anne ve baba, taahütlerini yerine getirdiği müddet çocuğun geleceğini belirlemede söz sahibi olmalı, ama nasıl? Evladımız için dua etmek yeterlimi, çocuğun üzerine verilen emekmi burada ölçü olacak, kısacası çocuğumuzun geleceğini hangi yol üzerinden belirleyebileceğiz. Bir ebeveynin çocuğun geleceği hakkında söz sahibi olması gerektiği konusunda hem fikiriz, ama bunun kriterleri ne olmalı ve hangi yol üzerinden bu etkileşim sağlanacak? Allahu Teala buna şöyle bir çözüm yolu takdir etmiş; niyet, söz ve eylem. Allahu Teala sadece sözünüze değil, niyet ve eylemlerinizede bakıyor sonrası bu doğrultuda çocuğunuzun kaderini çiziyor. Sizin her niyet söz ve eylem çocuğunuzun günlük ve gelecek kaderini belirliyor. İyilik iyiliği kötülükte kötülüğü çeker misali, iyi söz, niyet ve eylemleriniz çocuğunuzun kaderine olumlu yansıyor; kötü söz, niyet ve eylemlerinizde çocuğunuzun kaderine olumsuzlukların yazılmasına sebep oluyor. Ne zamana kadar bir çocuk ataların etkisi altında kalır ne zaman kendi kaderini kendisi belirlemeye başlar? O ağaç ne zaman kendisi meyve vermeye başlar, kendisi çevreye tohum dökmeye başlar, o zaman o tohum (birey) kendi kaderini kendisi çizmeye başlar.

Not: kelimeleri nasıl ve ne niyetle kullanıyorsunuz buna dikkat ediniz. Olayı, "masum bir çocuk anne ve babasının günahını çekiyor" cümleleri ile aktarırsanız, evet; böyle bir düzen size ne mantıklı gelir ne de adaletli. Ama olay bu değil. Olay, ebeveynler çocukların geleceği ve günlük kaderleri üzerinde söz sahibi olmalımı olmamalımı? Olmalı derseniz, kendinize bir sonraki soruyu sorun; çocukların kaderi nasıl değiştire ve belirlenebilir? Bu sorunun cevabıda çok basit; yaşantıları ile! Ebeveynler iyi işler yaparsa bu çocuğun kaderine olumlu yansır, kötü işler ile uğraşırlarsa bu çocuğun kaderine kötü yansır. Olay bu kadar basit.

3. Genetik-karakter faktörü

Sizin ve atalarınızın fiziki görünüşü çocuklarınızda tezahür ediyor, ya huyunuz? Karakter nasıl oluşuyor, bir atanın huyu nasıl bizde tezahür ediyor bu sorunun cevabını hiç merak edip kendinize sordunuzmu? Karakter, genetik ile belirlenen bir oluşum değil. Karakteri siz, dna'da olduğu gibi bir labarotuvarda mikroskop altında analiz edemezsiniz. Bir düzen düşününki, bu düzen içinde siz fiziki yapınızı gelecek soylara aktarma şansına sahipsiniz ama örneğin; vatan sevgisi, Allah sevgisi, namaz ve oruç sevgisi, güzel ahlak, hayırseverlilik, harama karşı hassasiyet gibi sıfatları aktarma şansına sahip değilsiniz. Böyle bir düzen size eksik gelmezmiydi? Elbette gelirdi. Allah eksik yaratmayacağına göre, düzen öyle kurulmuşki bu düzende sadece fiziki yapınızı değil karakterinizide çocuklarınıza aktarma nimetine sahipsiniz. Hepimiz buna şahidiz; demiyormuyuz o dedesine çekmiş o büyük annesine vs. Fiziki yapımız genetiğimiz üzerinden bir sonraki nesillere aktarılıyorsa, karakter ve huyumuz ne üzerinden gelecek nesillere aktarılıyor? İşlediğiniz iyilikler ve kötülükler üzerinden! Hayat tecrübesi bize her gün, bütün çıplaklığıyla çocuklarımızın huyları atalarımıza çektiğini net gösteriyor. Bu zamana kadar bilinmeyen, bunun hangi yol üzerinden getçekleştiği ve bizlerin bunu değiştirme şansı olup olmadığıydı. İşte biz size bu yazı ile bu bilinmeyeni açıklıyoruz. İyi huylar ataların işlediği iyiliklerden gelir, kötü huylar ise işlenen bir kötülükten. Bunu değiştirme şansına sahipmisiniz? Evet, değiştirebilirsiniz. "Allah beni böyle yarattı, can çıkar huy çıkmaz", söylemi İslama sokulan en büyük yalanlardan birisi. Siz, içinizdeki o negatif vasfı temizleyebilirsiniz. Çözümüde çok basit; o vasıf hangi günah üzerinden size bulaştıysa o günahın üzerinizden kalkması niyetine 40 gün oruç tutun. Sıkıntı şurada; çocuğunuzda sizin iyi bir vasfınız tezahür ettiğinde bununla gurur duyuyorsunuz, kendinizden biliyorsunuz ama kötü huy veya olayda, bunu benimsemiyor bunu Allahtan biliyorsunuz, Allah böyle takdir etti diyorsunuz. Değerli dostlar burada sormamız gereken soru, çocuklarımızın kaderlerini belirleyici konumda olup olmadığımız değil, hepimiz kendi iç dünyamız ile baş başa kaldığımızda eylemlerimizin çocuklarımızı etkilediğini net biliyoruz. O zaman bu yazının derdi ne? Siz, çocuklarınızın başına gelen sadece iyilikleri kendinizden biliyorsunuz, yaşadıkları kötülükleri değil. Sıkıntı, bir olumsuzluk ile karşılaştığınızda bunu kendinizden bilmiyor olmanız. Başınıza iyi bir iş geldiğinde bunu kendinizden biliyorsunuz, kötü bir iş geldiğinde de başkalarından ve Allahtan. Örneğin; çocuğunuz iyi bir vasıf iyi bir eylem ile gündeme geldiği, takdir topladığı zaman “ben yaptım, ettim" deyip sahipleniyorsunuz yani eylemlerinizin çocuğunuzun kaderini etkilediğini kabul ediyorsunuz ve bununla övünüyorsunuz. Çocuğunuz kötü bir iş yaptığı, başına kötü bir iş geldiği zaman ama, "benim eylemim çocuğumu nasıl etkilesin, bu saçmalık, yok böyle bişey" deyip geçiştiriyorsunuz. "Allah böyle takdir etti, Allah bizi sınıyor" deyip suçu Allaha atıyorsunuz. Yapmayın bunu. Gerçekler ile yüzleşme vaktiniz geldi. Gerçekler bu zamana kadar inandığınızın tam tersi: sizin ve çocuklarınızın başına gelen kötülük sizden gelir, başınıza gelen iyilikler ise Allahtan.

“sana ne iyilik gelirse Allahtandır, sana ne kötülük gelirse kendindendir” (Nisa Süresi, 79)


4. Hak-batıl ayrımı

Ataların işlediği hayır ve günahlar çocukların kaderlerini belirler, çocukların karakterlerini şekillendirir. Bu sizlere ne kadar çok adaletsizlik gibi görünsede, bu hak ile batılın ayrı cephelerde kalması, hak olanın batılın etkisi altında kalmaması adına ilahi düzenin olmazsa olmazı. Bir düşünün, iyi ebeveynlerden kötü bir evlat çıktı, kötü ebeveynlerden iyi bir evlat çıktı. Böyle bir düzen aileleri geçimsizliğe iter, baba/anne- evlat sürekli kavga eder sonrası anne/baba verilen emeğin karşılığını alamadıkları içinde ilahi adaleti sorgulamaya başlardı. Böyle bir düzen aileleri birbirinden koparır, ilahi adaletin sorgulanmasına sebep olurdu. Bilhassa hak ile batıl birbirine girer, bu iki cephenin nerede olduğu kimler hak kimler batıl bu ayırt edilemez hale gelirdi. Bu da yeryüzü düzenini kaosa sürüklerdi. "Ben ve eşim iyi insanlarız ama çocuğumuz kötü" diyorsanız, o zaman çocuğunuzun fiziki yapısı atalarınızın hangisine çekti buna bakınız, günahkar olan o! Siz temizsiniz belki ama o atanız değildi. "Atalarımızın birisi bir halt işlemiş, biz neden onun cezasını çekiyoruz" diyorsanız, size bir önerimiz; hadi sıkıysa atalarınızın bıraktığı mirastan vazgeçin. Yok öyle yağma, ataların bıraktığı mirasın üzerine çuvallanmak için birbirinize her türlü çirkinliği yapacaksınız, o malın günah yüküne gelince o atalarımızda kalsın diyeceksiniz. Yok öyle bir hayat. Atalarınızın maddi birikimini seve seve kabul ediyorsanız manevi birikiminide kabullenmek zorundasınız. İki, atalarımızın işlediği günah neden çocuklarımızdan çıkıyor, bunu daha iyi anlamak istiyorsanız, yazımızın son bölümünü, adalet bölümünü okuyunuz. Değerli okurlar, hak ile batıl mahşeri sorgulamada ve ahiret hayatında cennetlik ve cehennemlikler olarak nasıl iki farklı mekana ayrıştırıldıysa, bu ayrışma yeryüzünde de olması gerekliydi ve öylede. Hak ile batıl aynı mekanı paylaşamaz. Eğer iyilikler ve kötülükler nesilden nesile geçmemiş olsaydı, o zaman hakkın bulunduğu mekanda kötülük doğar, kötülüğün bulunduğu mekanda da iyilik doğar, aileler darma duman olurdu. Örneğin; iyi anne ve babaya kötü bir çocuk. Bunun o aileyi nasıl perişan ettiğinede hepimiz çevremizdeki örneklerden şahidiz. Böylesi bir kaotik ortam yeryüzüne yayılmaması, sadece istisnalar ile kalması için, Allahu Teala çok basit bir uygulamayı devreye sokar; her çocuğu aynı yazılım (örneğin windows veya android) ile yeryüzüne indirir, çocuğun iyi veya kötü sıfatlı olmasını ise emaneti alan anne ve babanın, ataların insiyatifine bırakır. Siz tertemiz bir yazılım ile ürünü alırsınız, öğrenen ve kendisini sürekli geliştiren o bilgisayara (evlat) bir virüs (negatif enerji) bulaşıp bulaşmayacağı kendi kullanımınıza bağlı bırakılır. Kullanıcı sizsiniz, üretici ise Allah. Allahta kusurlu bir ürünü piyasaya sürmez. Eğer ürün arızalanıyor sürekli sorun çıkarıyorsa, hatayı üreticide değil, kendimizde bulmalıyız. Atalarımız ne güzel demiş; NE EKERSEN ONU BİÇERSİN. Çocukların başına gelen iyi veya kötülüklerin kaynağı anne ve baba, atalardır. Allah isterki iyilik ve kötülükler soy içinde kalsın. İyi işlerle meşgul olanlar hayrlı çocuklar doğurur ve o çocuklar o iyilikleri bir yüz yıl daha ayakta tutar. Kötü işler ile meşgul olanlarda kötü nesiller büyütür, o kötü çocuklarda kötülükleri bir yüz yıl daha ayakta tutar. Ataların işlemiş olduğu iyilikleri ve kötülükleri Allah, çocuklara yansıtarak hem o işlerin bir yüz yıl daha devamını hem hak ile batılın birbirine karışmadan farklı cephelerde kalmasını sağlar.

5. Ataları terbiye etme boyutu

Çocuklar, ataların işlediği günahların bedelini yeryüzünde öder, öbür dünyada ise atalar öder. Herkes kendi günah yükünü çeker ayeti kerimesi, mahşeri sorgulama için geçerli yerüyüzü için değil. Çevrenize bir bakınız; birisi bir suç işliyor bunun bedelini başkaları ödüyor. Neden Allah buna izin verir, bir ebeveynin işlediği bir günah neden çocuktan çıkar? Bunun farklı nedenleri var ve biz bu nedenleri sizlere sıralamaya çalışıyoruz, bu nedenlerinden biriside; ataları günahlarından vazgeçirme boyutu. Bir ebeveyn bir günah işlediğinde o günah anında çocuğa bir musibet olarak döner. Neden? O ebeveyni o günahtan vazgeçirmek için! Ebeveynin gözleri önünde evlat bir sıkıntıdan diğerine sürüklenir. Buradaki ilahi amaç, baba ve annenin merhamet duygularını uyandırıp, “bak bizim hatalarımız çocuklarımızın başına ne tür belalar getirdi”, demelerini sağlamak. Allah, insanların yeryüzünde tövbe etmesini yeryüzünde yanlışlarından dönmesini ister. Çocuklarınızın başına gelen olaylar aslen Allahın merhameti sonucu gelir. Çocuklarınızın başına gelen kötülükler sizi uyarmak, sizi cehennem azabından uzak kılmak içindir. Siz tövbe ettiğiniz, hatanızdan döndüğünüz anda, Allah çocuğunuzun üzerinden o sıkıntıyı kaldırır. Biz ne yapıyoruz, çocuğumuzun başına bir sıkıntı geldiğinde doktordan doktora koçuşturuyoruz, Rabbim bizi sınıyor deyip durumu kabulleniyoruz. Halbuki, Allah durumu kabullenmemizi istemiyor, neden o sıkıntı çocuğunuza indi bunun analizini yapıp hatanızdan dönmenizi istiyor. Neden bu analizi yapmıyoruz, çünkü maalesef halkımız, kısacası müslümanlar çocuklarının başına bir kötülük geldiğinde bunun kendi hatalarından dolayı geldiğini bilmiyor. Bilmediği içinde kimse ne tövbe ediyor ne hallerini düzeltiyor, ömürlerini çocuklarını bir hekimden diğerine bir psikiyatristen diğerine sürüklemekle geçiriyor. Ne yazık ve üzücü...

6. Kötüyü açığa çıkarmak

Kalplerin özünü ancak Allah bilir, ancak Allah kötünün kim olduğunu kendisine saklı bırakmaz. Eğer böyle olmuş olsaydı kötünün kimliği Allahta kalır, o kötülükte kötülük işledikçe çevresine zarar verdikçe, insanlar uyarılmadıkça vebal haşa Allahın omuzuna binerdi. Böyle birşey olmaması için, Allah öyle bir düzen kurmuşki insanların içinde beslediği kötülük yaşantılarına yansıyor. Nasılmı? O insanların başına hastalıklar, kaza ve belalar musibet ederek. Yani hastalık ve belalar birer lütuf değil, sizi cezalandırmak ve sizin ne mal olduğunuzu çevreye göstermek için iner. İnsanlar, "bakın bunların başına ne geldi, demek bunlar bir günah işledi" söylemi çevrenizde yayılsın ve siz rezil olasınız diye günahları yaşantınıza yansıtılır. Allah isterki bu utanç siz tövbeye ve halinizi düzeltmeye sevk etsin. Bir günah işlediğinizde bunun yaşantınıza yansıdığını bilirseniz ve çevrenizdeki insanlarda başınıza gelen olayın bir günahla ilintili olduğunu anlarsa herhalde toplumun önünde rezil olmamak için, göründüğünüz gibi temiz olmadığınız anlaşılmaması için kolay kolay bir günah işlemezsiniz. Ataların işlediği günahlar nedenmi çocuklarda açığa çıkar; çevrenizdeki iyi ve kötünün kim olduğunu bilmeniz için. Neden bu önemli; kötünün kim olduğunu bilirseniz ondan uzak durursunuz, Allahta bu şekilde vebalden kurtulur, iki; toplum günah- hastalık/bela  ilişkisini bilirse kişi gerçek kimliğini, içindeki kötülüğü saklayamayacağını anlaması, utanç duygularını uyandırması ve hatasını düzeltmesi için.


7. Adalet boyutu

Bir kişinin işlediği günah nesillere aktarılır mı sorusuna yanıt ararken, olaya bir de şu boyuttan bakınız; mağdur edilenlerin çocukları ve torunları etkilenecekse, ilahi adalet doğrultusunda mağdur edeninde etkilenmesi gerek. Bu kadar net ve basit!  Örneğin; dedenizin haksız miras elde ettiğini düşünün. Miras paylaşımında diğer kardeşlerine baskın geldiğini varsayalım. O haksız kazançtan mağdur edenin çocukları ve torunları faydalanacakmı? Evet, faydalanacaklar. O miras onlara kalacak ve onlar maddi açıdan rahat bir yaşantı içinde olacak. Mağdur edilen kardeşler ve onların çocuk ve torunları bundan etkilenecekmi? Evet, etkilenecek. Onlar o mülkten mahrum kaldığı için maddi açıdan sıkıntı dolu bir yaşantı içinde olacaklar. Güzel bir ev güzel bir araba satın alamayacaklar. Güzel okullarda çocuklarını okutamayacak, ailelerini tatile çıkaramayacaklar. Birini mağdur ettiğinizde bilinki o mağduriyet o kişi ile kalmıyor, o kişi bir gram daha az eve rızık götürüyor, bir gram daha az neşe ve huzur eve götürüyor bir gram daha az çocuklarına miras bırakıyor. Bilinki mağduriyet mağdur ettiğiniz kişi ile asla kısıtlı kalmıyor. O yüzden ilahi adalet der ki, eğer birini mağdur ediyorsanız o mağduriyetten o kişinin ailesi ve çocukları ne kadar etkileniyorsa mağdur edenin çocuk ve torunlarınıda o orantıda ve hatta daha fazlası etkilenir. O mağduriyet o ailenin huzurunu bir gram bozduysa bilinki mağdur edenin art niyetine göre bir gramdan yüz grama kadar onun aile huzuruda bozulacak. Özet: mağduriyet bir aileyi ne kadar etkiliyorsa, mağdur edenin aileside en azından o kadar etkilenir. Etkilenmeside gerek, aksi takdirde ilahi adaleti sorgulardık!!