nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

i��ledi��iniz iyilikler ve k



Not: kelimeleri nasıl ve ne niyetle kullanıyorsunuz buna dikkat ediniz. Olayı, masum bir çocuk, anne ve babasının günahını çekiyor olarak aktarırsanız, evet; böyle bir düzen size ne mantıklı gelir, ne de adaletli. Ama olay bu değil. Olay, anne ve baba, çocuğun geleceği hakkında söz sahibi olmalımı olmamalımı? Olmalı derseniz, kendinize bir sonraki soruyu sorun; bu nasıl olacak? Allah buna yaşantınızla belirleneceği kararını vermiş. Kendinize şimdi bir sonraki soruyu sorun; işlediğimiz kötülüklerde yansımalımı? Allah, buna evet demiş. Ne işlerseniz, iyi veya kötü çocuğunuzun geleceğini o belirliyor. Özet: olay, masum bir çocuğun anne ve babasının günahını çekmesi değil, anne ve baba çocuğun kaderi hakkında söz sahibi olmalımı, bu nasıl olmalı ve iyi şeylerin yanında kötülüklerde çocuğa yansımalımı. Olaya bu şekilde derinden bakın. Bu yazımızda bu soruların cevabını sizler için cevaplamaya çalışacağız. Sizlere hayrlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Bir kaç yazı dizimizde insanın başına gelen sıkıntıların kendi eli ile yaptığından dolayı geldiği, başınıza bir hastalık ve musibet geldiyse mutlaka ve mutlaka aynaya bakıp kaynağı kendinizde bulmanız gerektiği, evrende tesadüfler olmadığı, başınıza gelen her sıkıntının altında bir günah yattığını size anlatmaya çalışıyoruz. Bu yazılarımızı okuyan ince düşünceli okurlarımız bu söylemlerimiz üzerine bize doğal olarak şu soruyu yöneltiyor; eğer başımıza gelen sıkıntıların kaynağı günahlarımız ise,

çocukların başına gelen kaza ve belaları nereye koymalı?
Sonuçta çocukların günah defterleri kapalı. Onlar temiz ve günahsız.
Bu soruya cevabımız şu oluyor; ataların işlediği günahlar çocuklara seriat eder. Çocuklar günahkar olduğundan değil, ataları günahkar olduğundan dolayı sıkıntı yaşar. Bu cevapta dikkatli okurumuzu tatmin etmez ve bize bir sonraki soruyu sorar;

Allah, neden masum çocukları, ataların işlediği bir suçtan dolayı cezalandırsın.
Bu Allahın adaletine, rahman ve rahim sıfatına yakışırmı? Artı İslam dini her bir bireyin kendi günah cezasını kendisi çekeceğini söylemezmi? Cevabımız; Allah derki, başınıza gelen iyilikler Allahtan, kötülükler ise kendi elinizle işlediğiniz günahlar sonucu gelir;
"Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir...." (Nisa Süresi; 79). "Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder" (Şura Süresi; 30). Bu Ayetlerden biz, tartışma söz konusu olmaksızın iyiliğin Allahtan geldiği başınıza gelen kötülüklerin ise kendi elinizle işlediğiniz günahlardan geldiğini anlıyoruz. İslam dininie göre ama çocuklar günahsız, onlar neden kaza ve belalara uğrar; işte bu sorunun cevabını bu yazımızda cevaplamaya çalışacağız.

çocuklar ataların günahlarından etkilenir ama- ağrı boyutu farkı
Ataların cezasını çocuklar “çeker” dememek gerek. İslam dininde her birey kendi cezasını kendisi çeker. “Çeker” kelimesi yerine “etkilenir” kelimesi daha doğru olur! Çocuklar ataların işlediği günahlardan etkilenir. G
ünahı tanımlarmısınız diye sorarsanız; günahın bir tanımı "ağrı" hissidir. Ağrı'da bilinç varsa hissedilir. Küçük çocuklar ataların işlediği günahların bedelini yeryüzünde öder, bu doğru ve bu sizlere acımasız gelebilir. Şimdi size bir soru; acı hissinin olmadığı birşey nasıl acımasız olabilir? Çocuklarda bilinç henüz gelişmediği için, onlar yaşadıkları travmaları ağrı olarak algılamaz algılayamaz. Günahkarlığın tanımı ağrı duygusu ve bu acı hissini ya bu dünyada ya öbür dünyada, günahlarınız ölçüsünde mutlaka ve mutlaka tadacaksınız. Çocuklarda ise bu his henüz bilince işlemiş değil. Onlar ağrı hissetmezmi, elbette hisseder; ancak bu bilinçaltı seviyesinde olur. Onlar acı hissettiğinde ağlar ve bedensel tepki gösterir. Bu bilinç boyutunda değil, bilinçaltı boyutunda gerçekleşir. Neden; çünkü ağrı/acı hissi günahınız varsa size hissettirilir. Çocuklar temiz olduğu için onlar bu histen muaf. Onlar bilinçaltı refleksleri ile hareket eder. Onların hafızalarında küçüklük yaşlarında yaşadıkları olaylar sadece bir anı olarak kalır. Bu anıya zevk/acı gibi bir duyguyu yükleme şanslarına sahip değiller. Ne zamana kadar onlar bu histen muaf. Bilinç oluşuncaya kadar, bilinç oluştukça, sevap/günah kitapları açıldıkça acı/zevk duygusuda bütün varlığıyla kendisini hissettirmeye başlar.

çocuklar ataların günahlarından etkilenir ama- zaman ve algılama farkı
Neden? Çocuklar etkilendikçe, anne ve babanın çocuk üzerindeki hakkı azalır. Öyle bir duruma gelirki, artık çocuk, anne ve babaya borçlu olmaktan çıkar, ebeveynler o evlada borçlu olmaya başlar. Gördüğünüz gibi olay hiçte o kadar adaletsiz görünmüyor. Çocuklar çekiyor ama bi yanda ağrı olmadığı için çekmiyor. O acıyı anne ve baba çekiyor. Artı, çocuklar o günahtan etkilendikçe; baba ve anne hakkından kurtulup kendi günahlarını anne ve babaya aktarıyor, Allahın huzuruna tertemiz çıkıyor. Artı, zaman kavramı çocuklarda farklı işler. Bir gece hastanede geçirmek bir çocuk için anlık bir süreç, bir ebeveyn için ama değil. O gece, bir türlü geçmek bilmeyen bir zaman dilimine dönüşüyor. Neden o zaman dilimi ebeveynler için geçmek bilmiyor, çünkü onlar ilahi cezanın hedefinde. Günahkar olan onlar, dolayısıyla o acı onlara doyasıya hissettiriliyor. Bu olaylarda çocuklara ne kadar merhamet edildiğini anlamanız için bir örnek daha verelim; olayları algılama da çocuklarda farklı işler. Onlar yaşadıkları kaza ve belaları bir rüya gibi algılar. Ebeveynler ise çocukların başına gelen olayları canlı, canlı yaşar. Bedenlerin her parçası ile onu yaşar. 


Neden atalara inmez?
Çocuklar, ataların günahlarından etkilenir. Neden? Çocukların başına gelen kaza ve belalar, anne ve babayı terbiye etmek, anne ve babayı bir günahtan caydırmak için iner. Çocuğunuzun başına birşey geldiğinde içiniz bir cız etmiyormu, içiniz kan ağlamıyormu? Ağlıyor. Neden, çünkü çocuğunuza inen sıkıntının asıl hedefi sizsiniz. Madem terbiye edilmek istenen anne ve baba, acılar neden onların bedenine inmez? İner, şeytanlar ilk onların bedenine şeytanlar iner. Şeytanlar onların bedenleri üzerinden çocuklara bulaşır. Kaza ve belalar, neden onların tepesine binmez, o zaman? Ebeveynler evlerin temeli, çatısı ve duvarıdır. Onların başına birşey geldiğinde bütün ev çöker, aile yok olur. Aileyi böyle bir yıkımla yüzleştirmemek için, ebeveynler bir günah işlediğinde, ilk önce evin neşesine (çocuklara) dokunulur. Allahın kutsal olarak tanımladığı aileyi yıkacak taşlara (anne ve baba) dokunulmaz, ilk önce evin huzuruna evin neşesine (çocuklar) dokunulur. Siz o huzuru o neşe ve mutluluğu haketmiyorsunuz denilip, ilk o alınır. Bu aileye ilk uyarı olur. Uyarıları dinlemez ve işledikleri o ağır günahları işlemeye devam ederlerse, o zaman kendilerine dokunulur. Bu son çare, çünkü bununla birlikte aile yıkılır.

Not: Allahın adaletini ve merhametini asla sorgulamayın. Allah bunu söylediyse bunun altında mutlaka bir neden vardır deyip, ilahi düzeni sorgulama yerine ilahi düzeni destekleyecek argümanları aramakla zamanınızı harcayın.

Not: Allahu Teala, her çocuğu aynı yazılım (örneğin windows veya android) ile yeryüzüne indirir. Çocuğun iyi veya kötü sıfatlı olmasını siz belirlersiniz. Siz tertemiz bir yazılım ile ürünü alırsınız, öğrenen ve kendisini sürekli geliştiren, ona bir virüs bulaştırıp bulaştırmayacağınız sizin kullanımınıza bırakılmış. Kullanıcı sizsiniz, üretici ise Allah. Allahta kusurlu bir ürünü piyasaya sürmez. Eğer ürün arızalanıyor sürekli sorun çıkarıyorsa, hatayı üreticide değil, kendimizde bulmalıyız. Atalarımız ne güzel demiş; NE EKERSEN ONU BİÇERSİN. Çocukların başına gelen iyi veya kötülüklerin kaynağı anne ve baba, atalardır. 

Ataların işlediği günahları neden çocuklar "çeker" ?

1. Eylem-sonuç faktörü

Her birey kendi günahının cezasını çeker, bu doğru ancak bireysel eylemlerin etkisi o kişi ile sınırlı ve kısıtlı kalmıyor. Bir ebeveynin hatası bir çocuğun hayatını etkilermi? Evet, etkiler. Hatta o çocuğu etkilemekle kalmaz, nice evlere ateş düşürür. Örneğin; araba kazaları. Örneğin; savaşlar. Bir avuç insan gizli kapılar arkasında savaş planlarını yapıyor ve bir bakıyorsun milyonlarca insan bir avuç insanın aldığı bu karardan etkileniyor. Olaya ata-çocuk ilişkisi boyutundan değil, eylem-sonuç boyutundan ele alın. Bir birey bir hata (günah) işlediğinde, bu çevresinde mağduriyetler oluşturuyormu oluşturmuyormu? Eğer oluşturuyorsa o zaman, bu hatalardan kendi çocuklarınında etkilenmesi sizi şaşırtmamalı. Hatalarınız başka aileleri etkiliyorsa, kendi ailenizide etkilemesi gayet doğal, olayın tabiatına uygun.

2. Yetiştirme hakkı

Allah, anne ve babaya bir canlıyı emanet eder. Anne ve babada nice zorluklar altında, o emanetin doğmasını sonrası büyüyüp güzel ve verimli bir ağaç haline gelmesini sağlar. Bu emek sonucu anne ve babanın çocukları üzerinde bir hakkı doğar. Anne ve baba, bi nevi Allahla bir antlaşma yapar; anne ve baba, emanete en iyi şekilde sahip çıkacağını taahhüt eder, karşılık olarakta Allah o çocuğun kaderinde yani geleceğinde anne ve babaya bir söz sahibi vereceğini taahhüt eder. Göbek bağı bu el sıkışmanın sembolik ve fiziki karşılığı. Ana rahminde el sıkışıyorsunuz, doğum sonrasıda herkes taahütlerini yerine getirmek için ayrılıyor. Kaderinizi üç şey belirler, bir; Allah. İki; anne ve babanız (atalarınız) ve üç; kendi iradeniz. Allahın kaderiniz üzerindeki payı şudur; Allah tohumu yaratır, tohumun cinsini ve o tohumun ekileceği yeri ve zamanı belirler. Örneğin; erkekmi kızmı, zengin ailemi fakir ailemi, siyahmı beyazmı, türkmü arapmı, batmanmı istanbulmu, köydemi şehirdemi, 21 yüzyıldamı 9 yüzyıldamı gibisine. Birde size indirilen iyilikler Allahtan gelir. Dua ve ibadetlerinizin karşılığı olarak Allah size iyilik indirir. Bu iyilik sağlık olabilir, zenginlik veya aile huzuru. Allahu Teala sanıldığı gibi kaderinizn detaylarını çizmez. Allahu Teala yeryüzü hayatınızda sadece cinsiyetinizi ve doğacağınız zaman ve mekanı belirler, dua ve ibadetlerinizin karşılığını indirir. Hakkınızda bundan ötesi bir karar vermez. Tohumun cinsi ve ekileceği yer belirlendikten sonrada, kişinin kaderini anne ve babası belirler. Ne zamana kadar? O tohum bir ağaç büyüklüğüne ulaşıp meyve verinceye kadar. Anne ve babanın çocuk üzerindeki hakkı bu süre içinde verilen emekten doğar. Siz, Allahla yaptığınız antlaşmanın ne kadar kendi payınız üzerine düşüne yaparsanız, size o kadar o çocuğun geleceğini belirleme hakkı verilir. Anne ve babası vefat eden, yetim ve öksüz çocukların durumu nedir? Yetim ve öksüz çocukların geleceğini Allah belirler. Anne veya babaları olmadıkları için, onları bi nevi Allah "evlatlık" edinir. Kuran-ı Kerimin farklı Ayetlerinde yetim ve öksüzlerden bahsedilmeside Allah ile onlar arasındaki bu özel bağa dayanır. Yetim ve öksüzlere yapılan her haksızlığı her saldırıyı Allah bizzat kendisine yapılmış sayar. Şimdi; nice emek verdiğiniz bir bireyin geleceği hakkında söz sahibi olmadığınızı düşünün. Herkesin o canlının üzerinde tasarrufu olduğu ama sizin olmadığını düşünün, böyle bir düzen size adaletli gelirmiydi? Elbette gelmezdi. O zaman anne ve baba, taahütlerini yerine getirdiği müddet çocuğun geleceğini belirlemede söz sahibi olmalı, ama nasıl? Allahu Teala buna şöyle bir çözüm yolu takdir etmiş; niyet, söz ve eylem. Allahu Teala sadece sözünüze değil, niyet ve eylemlerinizede bakıyor, sonrası bu doğrultuda çocuğunuzun kaderini çiziyor. Sizin her niyet söz ve eylem çocuğunuzun günlük ve gelecek kaderini belirliyor. İyilik iyiliği kötülükte kötülüğü çeker misali, iyi söz, niyet ve eylemleriniz çocuğunuzun kaderine olumlu yansıyor. Kötü söz, niyet ve eylemlerinizde çocuğunuzun kaderine olumsuzlukların yazılmasına sebep oluyor. 

3. Genetik-karakter faktörü

Çocuklarınızın fiziki yapıları atalarına çekiyor, ya huyu? Fiziki yapınızın çekmesini genetik ile izah edebilirsiniz, ya huyunuzu? Huy, karakter gibi şeyler, soyut boyutta olan şeyler, bunları DNA ile açıklama şansınız yok. Bir düzen düşününki bu düzen içinde, fiziki yapınızı gelecek soylara aktarma şansına sahipsiniz ama örneğin; vatan sevgisi, Allah sevgisi, cömertlik, harama karşı hassasiyet gibi sıfatları aktarma şansına sahip değilsiniz. Böyle bir düzen size eksik gelmezmiydi? Elbette gelirdi. Allah eksik yaratmayacağına göre, düzen öyle kurulmuşki bu düzende sadece fiziki yapınızı değil, karakterinizide çocuklarınıza aktarma nimetine sahipsiniz. Yaşantımızda da biz buna her gün şahit oluyoruz; demiyormuyuz o dedesine çekmiş o büyük annesine vs. Fiziki yapımız genetiğimiz üzerinden bir sonraki nesillere aktarılıyorsa, karakter ve huyumuz ne üzerinden gelecek nesillere aktarılıyor? Bu sorunun cevabını bu yazı vesilesiyle size verelim; işlediğiniz iyilikler ve kötülükler üzerinden! Hayat tecrübesi bizlere, çocukların ataların huylarınıda aldığını net gösteriyor. Bu zamana kadar bilinmeyen, bunun hangi yol üzerinden gerçekleştiği ve bizlerin bunu değiştirme şansı olup olmadığıydı. İşte biz size bu yazı ile bu bilinmeyeni açıklıyoruz; iyi huylar ataların işlediği iyiliklerden gelir, kötü huylar ise işlenen bir kötülükten. Atanız bir kötülük işlediğinde o kötülüğü temsilen bir şeytan bedeninize girer. O şeytan ve soyu sizle kalır ve sizde o kötü vasfı canlı tutar. İyilik işlediğiniz zamanda o iyilik kalbinize nakşedilir ve çocuklarınızdan torunlarınıza aktarılır. İçimize sinen kötü bir vasfı (şeytanı) yok etme şansımız varmı? Evet, var. "Allah beni böyle yarattı, can çıkar huy çıkmaz", söylemi İslama sokulan en büyük yalanlardan birisi. Siz, içinizdeki o negatif enerjiyi temizleyebilirsiniz. Çözümüde çok basit; o vasıf hangi günah üzerinden size bulaştıysa o günahın üzerinizden kalkması niyetine 40 gün arka arkaya oruç tutun. O kötü enerji, hem sizden hem çocuklarınızdan temizlenir. Hepimiz, atalardan çocuklara birşeylerin sindiğini net görüyoruz, bunun için bir bilim adamı olmanız gerekmiyor. Sıkıntı şurada; herkes sadece iyiye sahipleniyor, kötüye değil. Bir çocuk iyi bir vasıf sergilediğinde, ataların her biri benden aldı der. Bi nevi atadan çocuğa birşeyin sindiğini kabul eder. Ataların günahını çocuklar çekmez, bu saçmalık diyenler, aslında atalardan çocuklara birşeylerin geçtiğini kabul eder. Kabul edemedikleri şey, çocuktaki kötülük. Kabul edemedikleri şey çocuğun başına gelen kaza ve belalar. Çocuk ödül kazansa herkes bana çekmiş diyecek. Kötülükte ise kimse ortada görünmüyor. Neden? Kimse günahla ilişkilendirilmek istenmiyor. Allah böyle takdir etti, bu da bizim imtihanımız deyip geçiyor. Sizler, çocuklarınızın başına gelen iyilikleri kendinizden biliyor, kötülükleri ise Allahtan. Günaydın diyelim sizlere, gerçekler bunun tersi; başınıza gelen kötülük sizden gelir, iyilikler ise Allahtan.

4. Hak-batıl ayrımı

Atalar ne işlerse bu çocuklara ve torunlar yansır. Her nesil bu teraziye kendi yaşantısıyla katkıda bulunur. Günahlar eğer o topluluk için kaldıralamayacak boyuta gelirse, o zaman Allah savaşlar zuhur ettirir veya doğal afetler çıkarır. Bunlar o günahkar nesli yok eder, gelecek nesillere temiz bir sayfa açma şansı verir. Savaşların altında bile böylesine bir hikmet var. Ataların işlediği iyilik ve kötülükler neden çocuklara seriyat eder? Size bir soru soralım o zaman; güzel bir ahlakınız var, bu güzel ahlakınızın çocuk ve torunlarınıza seriyat etmesini istemezmisiniz? Elbette istersiniz. Yahut, iyi bir aile olduğunuzu düşünün, çocuklarınızdan birisi davranışları ile sizi mahçup etse, toplum nezdinde sizi rezil etse, bu ailenizin huzurunu bozarmıydı? Elbette bozardı. İşte, böyle bir sorun ile karşılaşmamanız için çocuklar atalarına çeker. Ailelerin huzuru bozulmaması, çürük elmaların bir sülaleye karışmaması için çocuk ataya çeker. Ata iyiyse, iyilik o ailede kalır, kötüyse kötülük o ailede kalır. Bunu eğer, Allahu Teala böylesine bir düzenleme getirmeseydi, o zaman her yeni doğan, şapkadan ne çıkarsa varine dönüşürdü. Ailenin şansına olurdu. İyi bir aile huysuz, kötü bir aileyede, iyi huylu çocuk doğardı. Kötü çocuk, iyi aileyi peişan eder, iyi çocukta kötü ataların haramları ile zehirlenirdi. Siz böyle bir düzeni mantıklı görürmüsünüz? Böyle bir düzen aileleri birbirinden koparır, ilahi adaletin sorgulanmasına sebep olurdu. Eğer, ben ve eşim iyi insanlarız ama çocuğumuz kötü, diyorsanız o zaman çocuğunuzun fiziki yapısı atalarınızın hangisine çekti buna bakınız, günahkar olan o atanız! Değerli okurlar, hak ile batıl mahşeri sorgulamada ve ahiret hayatında, cennetlik ve cehennemlik olarak nasıl iki farklı mekana ayrıştırıldıysa, bu ayrışma yeryüzünde de olması gerekliydi ve öylede. Hak ile batıl aynı mekanı paylaşamaz. Eğer iyilikler ve kötülükler nesilden nesile geçmemiş olsaydı, o zaman hakkın bulunduğu mekanda kötülük doğar, kötülüğün bulunduğu mekanda da iyilik doğar, aileler darma duman olurdu. Allah isterki iyilik ve kötülükler soy içinde kalsın. İyi işlerle meşgul olanlar hayrlı çocuklar doğurur ve o çocuklar o iyilikleri bir yüz yıl daha ayakta tutar. Kötü işler ile meşgul olanlarda kötü nesiller büyütür, o kötü çocuklarda kötülükleri bir yüz yıl daha ayakta tutar. Ataların işlemiş olduğu iyilikleri ve kötülükleri Allah, çocuklara yansıtarak hem o işlerin bir yüz yıl daha devamını sağlar, hem hak ile batılı birbirine karışmadan farklı cephelerde tutar.

5. Ataları terbiye etme boyutu

Çocuklar, ataların işlediği günahların bedelini yeryüzünde öder, öbür dünyada ise atalar öder. Herkes kendi günah yükünü çeker ayeti kerimesi, mahşeri sorgulama için geçerli yerüyüzü için değil. Çevrenize bir bakınız; birisi bir suç işliyor bedelinide başkaları ödüyor. Neden Allah buna izin verir, bir ebeveynin işlediği bir günah neden çocuktan çıkar? Bunun farklı nedenleri var ve biz bu nedenleri sizlere sıralamaya çalışıyoruz, bu nedenlerden biriside; ataları günahlarından vazgeçirme boyutu. Bir ebeveyn bir günah işlediğinde o günah anında çocuğa bir musibet olarak döner. Neden? O ebeveyni o günahtan vazgeçirmek için! Ebeveynin gözleri önünde evlat bir sıkıntıdan diğerine sürüklenir. İlahi amaç, baba ve annenin merhamet duygularını uyandırıp, “bak bizim hatalarımız çocuklarımızın başına ne tür belalar getirdi”, demelerini sağlamak. Allah, insanların yeryüzünde tövbe etmesini yeryüzünde yanlışlarından dönmesini ister. Çocuklarınızın başına gelen olaylar aslen Allahın merhameti sonucu gelir. Çocuklarınızın başına gelen kötülükler sizi uyarmak, sizi cehennem azabından uzak kılmak içindir. Siz tövbe ettiğiniz, hatanızdan döndüğünüz anda, Allah çocuğunuzun üzerinden o sıkıntıyı kaldırır. Biz ama ne yapıyoruz, çocuğumuzun başına bir sıkıntı geldiğinde; doktordan doktora koçuşturuyoruz, Rabbim bizi sınıyor deyip durumu kabulleniyoruz. Örneğin; çocuğu tecavüze uğruyor sonrası katlediliyor. Biz ne yapıyoruz; aile için üzülüyoruz. Halbuki Allahın bizden beklentisi ne: aileyi kınamak, aileyi uyarmak. Anne ve baba ne günahı işlemiş olmalıki, çocukları hem tecavüze uğruyor hem öldürülüyor. Allah bizden bu soruları sormamızı bekliyor. Biz bu soruları sorarsak, insanlar bir daha suç işlermi? Müslümanlar maalesef, çocuklarının başına bir kötülük geldiğinde bunun kendi hatalarından dolayı geldiğini bilmiyor. Bilmediği içinde kimse ne tövbe ediyor ne hallerini düzeltiyor. Ömürlerini çocuklarını bir hekimden diğerine bir psikiyatristen diğerine sürüklemekle geçiriyor. Ne yazık ve üzücü...

6. Kötüyü açığa çıkarmak

Kalplerin özünü ancak Allah bilir, ancak Allah kötünün kim olduğunu kendisine saklı bırakmaz. Eğer böyle olmuş olsaydı kötünün kimliği Allahta kalır, o kötülükte kötülük işledikçe çevresine zarar verdikçe, insanlar uyarılmadıkça vebal haşa Allahın omuzuna binerdi. Böyle birşey olmaması için, Allah öyle bir düzen kurmuşki insanların içinde beslediği kötülük yaşantılarına yansıyor. Nasılmı? O insanların başına hastalıklar, kaza ve belalar musibet ederek. Yani hastalık ve belalar birer lütuf değil, sizi cezalandırmak ve sizin ne mal olduğunuzu çevreye göstermek için iner. Allah isterki, birisinin başına bir kaza bir bela geldiğinde insanlar o kişiye acımasın, onu mağdur olarak görmesin, isterki o aile ve çevresi utansın ve yanlışlarından dönsün. Bakın bunların başına bir bela geldi, demek bunlar büyük bir günah işledi, denilsin diye günahlarımız yaşantımıza yansıtılır. Allah isterki bu utanç sizi tövbeye ve halinizi düzeltmeye sevk etsin. Bir günah işlediğinizde bunun yaşantınıza yansıdığını bilirseniz ve çevrenizdeki insanlarda başınıza gelen olayın bir günahla ilintili olduğunu anlarsa, herhalde toplumun önünde rezil olmamak için günah işlemez, yanlışlarınızdan dönersiniz. Ataların işlediği günahlar nedenmi çocuklarda açığa çıkar; çevrenizdeki iyi ve kötünün kim olduğunu bilmeniz için. Neden bu önemli; kötünün kim olduğunu bilirseniz ondan uzak durursunuz, Allahta bu şekilde vebalden kurtulur. 


7. Adalet boyutu

Bir kişinin işlediği günah nesillere aktarılır mı sorusuna yanıt ararken, olaya bir de şu boyuttan bakınız; mağdur edilenlerin çocukları ve torunları etkilenecekse, ilahi adalet doğrultusunda mağdur edeninde etkilenmesi gerekmezmi. Bu kadar net ve basit!  Örneğin; dedenizin haksız miras elde ettiğini düşünün. Miras paylaşımında diğer kardeşlerine baskın geldiğini varsayalım. O haksız kazançtan mağdur edenin çocukları ve torunları faydalanacakmı? Evet, faydalanacaklar. O miras onlara kalacak ve onlar maddi açıdan rahat bir yaşantı içinde olacak. Mağdur olan kardeşler ve onların çocuk ve torunları bundan etkilenecekmi? Evet, etkilenecek. Onlar o mülkten mahrum kaldığı için maddi açıdan sıkıntı dolu bir yaşantı içinde olacaklar. Güzel bir ev güzel bir araba satın alamayacaklar. Güzel okullarda çocuklarını okutamayacak, ailelerini tatile çıkaramayacaklar. Birini mağdur ettiğinizde bilinki o mağduriyet o kişi ile kalmıyor. O kişi bir gram daha az eve rızık götürüyor, bir gram daha az neşe ve huzur eve götürüyor bir gram daha az çocuklarına miras bırakıyor. Bilinki mağduriyet mağdur ettiğiniz kişi ile asla kısıtlı kalmıyor. O yüzden ilahi adalet der ki, eğer birini mağdur ediyorsanız o mağduriyetten o kişinin ailesi ve çocukları ne kadar etkileniyorsa, mağdur eden kişinin çocuk ve torunlarıda o orantıda etkilenir. Bir de beddua yerlerse, hatta daha fazla etkilenirler. Özet: mağduriyet bir aileyi ne kadar etkiliyorsa, mağdur edenin aileside en azından o kadar etkilenir. Etkilenmeside gerek, aksi takdirde ilahi adaleti sorgulardık!!