nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    





onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara;

onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, herşeyi pahalaştır sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Petrolünü satamıyor, altın ve paralarına el konuluyor, içerideki işbirlikçiler sistemi kilitliyor, ekonomi kötüye gidincede suçlu hükümet, öylemi? Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bazı salaklar erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı. Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya böylesine bir çetenin varlığı neden tespit edilemedi, bunuda bir eleştiri olarak biz bir kenara koyalım. Bu eleştiriyi oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun. Oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın, çünkü siz ondan sorumlusunuz, mahşer günü onlarla haşrolunacaksınız. Şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler. Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı Nankör. 50 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Haram haramı çeker. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Yan gelerek para ödeyerek emekli olma hakkını elde ettiler.

Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 50 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Avrupada hiçbir insan 40 yaşında emeklilik benim hakkımdır demeyi aklına bile getrimezken, bunlar açık açık bunu söyleyebiliyor ve insanlarıda buna inandırtabiliyor. Avrupada birisi 40 yaşında emekli olmak benim hakkım dese tımarhane atılır, burada ise bu söylem alıcı buluyor. Ne hale düştük. Gerçektende utanmadan bunu talep eden insanlar var. Ne yüzsüzlük. Memurluk maaşınız 4000 TL ve bu size yetmiyormu. Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın derdik. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün derdik. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün derdik. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün derdik. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler. Sahillere diktiler kaçak yapıları, yaylalara ormanlara diktiler kaçak villaları, kaçırdılar vergileri, bir de bu ülkede yaşanmaz diye şikayet ediyorlar. Nankörler. Bu milletin omuzundan parayı kazan, sonrada bu mileti aşağıla. Nankörler. Devlet memuru olmak için üniversiteye gidiyorlar. Ufka bakın. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Felsefe şu; devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Mantığa bakarmısınız. İş hayatına atıldığın gün çalışma hayatı başlaması gerekirken bunlar için üniversiteye girdiklerinde başlıyor, üniversite bittiğinde de bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Olmayıncada devleti kötülüyorlar. Üniversite sonrası herkes devlet memuru olup bir emekli gibi rahat etme derdinde. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Taktik hep aynı. Kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Ne kadar vatan haini varsa, hepsini topladı ülkeye. Kendisinden sonrakiler için çok ağır bir miras bıraktı. Birde erdoğandan neden nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl iş bu, bizde anlamadık. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl iş bu? Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Şimdi; gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası. Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? Erdoğan bizi '70 li yıllara götürdü diyorlar. Aşağılık herifler. '70 li yıllarda yokluktan ötürü kuyruk vardı, bugün ise bolluk içinde kuyruk var. 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olması ve fiyatları birlikte belirlemesi. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediklerini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı. Ülkemizde yaşayan bu iki zümre arasındaki fark; kendilerini alim zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halindeler. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. "Alim" ile arif, nankör ile vatansever arasındaki farkı anladınızmı? Nankör olan, arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Sizin bu asil duruşunuz herşeye yetiyor. Sizin irfanınıza hayranım. Kendini alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine sizin başınıza kaldı. Gazi mustafa dün size sığınmış, kurtuluş mücadelesini anadoludan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek size nasip olacak. Kılıcınız keskin yolunuz açık, yardımcınız Allah olsun.

Bu arada, bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Nankörler. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Müslümanların içine fitne sokan münafıklar, sizi. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir yerden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi, onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz müslümansınız, ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile niye aynı safta yer alıyorsunuz? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Bunun aması maması yok. Müslüman Müslümanın kardeşidir, NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar. Nankörler. Anadolu size kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Nasıl işse bu. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Gidin arabistana diyorlar, gerici diye aşağılıyorlar. Teşekkürler erdoğan. Sana çok büyük bir tuzak kurdular, sende yuttun. Sana sabah akşam diktatör dediler, sende bu algıyı yıkmak için her türlü ihanete göz yumdun. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Bu tuzağa düşmemen gerekirdi. Birde utanmadan sana diktatör diyorlar. YÜZSÜZLER. Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Az kaldı ama merak etmeyin, erdoğandan sonra Allahın size çok güzel bir süprizi var. Bekleyin ve görün. Şu kesin ama, Allahın azabı çok çetin olacak. Çok ama çok azdınız. Yeter artık. Erdoğan sizden hesap soracak gibi gözükmüyor, erdoğan altında siz daha çok azıyor daha çok güçleniyorsunuz. Yeter artık. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Özerklik isteyen, şehirlerimizde bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor, bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor, diyecekler. Öyle bir algı oluşturdularki, sanki erdoğan diktatör. Erdoğanda o diktatör söylemini haksız çıkarmak için, bunlara istediklerini yapma izni veriyor.

Algı nedir? Kelimeler ile olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, kelimeler ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyorsunuz ve gerçek dünyanın o olduğuna inandırtıyorsunuz. Sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli kelimeleri tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Bittik gittik, suriyelilerin istilasını uğradık, iltica geldi vs vs. Bu insanlarda gerçek türkiyenin bu olduğuna inanıyor. O paralel dünyadan uyanmamaları, gerçekleri görmemeleri içinde diğer haber kaynaklarını kötülüyorlar. Havuz ve yandaş gibi kavramlar boşuna değil yani. Hepsi kendi tabanlarına kurulan bu tuzağın bir parçası. Kendi tabanlarına sanal bir dünya kuruyorlar, uyanmamaları içinde gerçek dünya ile temas içinde olmalarına izin vermiyorlar. Kendileri dışında herkes kötü. Sözcü tayfasıda bunu bal gibi yutuyor. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak bir medya organın okurların zekası bu kadar olur zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Siz pkk'lılara savaş açtığınızda, ne dedi bunlar; pkk'lı teröristleri davul zurna ile karşılayan siz değilmisiniz dediler. Algı böyle birşey işte, algı sizi gerçeklerden koparır, sizleri tezat söylemlere iter. Örneğin; vakti gelir size "özgür medya" diye bağıttırır, vakti gelir yandaş ve havuz gibi kavramlar ile medyayı aşağılamanızı sağlar. Bir yandan medya susturulmaz diye bağırıyorlar, başka bir gün ise yandaş ve havuz medyasını yok edeceğiz diyorlar. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet. Deccaliyet budur; iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız. Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah ve huzur, kalkınmamı geldi? Hayır, savaşlar, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat etmeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyorlar yani kötüyü iyi gösteriyorlar. Deccaliyet bu. Rabbim bu aziz millete yardım etsin.

Sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu, onların ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, şeytanlar sizi. Kim bunlar; chp' nin başını çektiği çete. Şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı verip sonrada utanmadan vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyen şeytanlar sizi.  


Okurlarımıza tavsiyemiz; safhınızı belirleyin. Bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak; suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu, erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin.



i��ledi��iniz iyilikler ve k


Kelimeleri nasıl ve ne niyetle kullanıyorsunuz buna dikkat ediniz. Olayı, masum bir çocuk, anne ve babasının günahını çekiyor olarak aktarırsanız, evet; böyle bir düzen size ne mantıklı gelir, ne de adaletli. Ama olay bu değil. Olay, anne ve baba, çocuğun geleceği hakkında söz sahibi olmalımı olmamalımı? Olmalı derseniz, kendinize bir sonraki soruyu sorun; bu nasıl olacak? Yaşantınızla. Allahu Teala bu soruna, yani çocukların geleceğini, kendi ayakları üzerinde duruncaya kadar ebeveynlerin yaşantısı üzerinden belirleneceğine karar vermiş. Kendinize şimdi bir sonraki soruyu sorun; eğer yaşantımız üzerinden çocuklarımızın geleceği belirlenecekse, işlediğimiz kötülüklerde çocuklarımıza yansımalımı? Allah, buna evet demiş. Ne ekerseniz onu biçersiniz, niyetler akıbetleri belirler kuralları doğrultusunda iyi veya kötü ne işlerseniz çocuğunuzun geleceği o yönde şekillenir. Özet: olay, masum bir çocuğun anne ve babasının günahını çekmesi değil, anne ve baba çocuğun kaderi hakkında söz sahibi olmalımı, bu nasıl olmalı ve iyi şeylerin yanında kötülüklerde çocuğa yansımalımı. Olaya bu şekilde derinden bakın. Bu yazımızda bu soruların cevabını sizler için cevaplamaya çalışacağız. Sizlere hayrlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. 


Ataların günahlarından ilk çocuklar etkilenir

Ataların günahlarından ilk çocuklar etkilenir, neden? Çocukların başına gelen kaza ve belalar, anne ve babayı terbiye etmek, anne ve babayı bir günahtan caydırmak için iner. Çocuğunuzun başına birşey geldiğinde içiniz bir cız etmiyormu, içiniz kan ağlamıyormu? Ağlıyor. Neden, çünkü çocuğunuza inen sıkıntının asıl hedefi sizsiniz. Madem terbiye edilmek istenen anne ve baba, acılar neden onların bedenine inmez? İner, şeytanlar ilk onların bedenine iner. Şeytanlar onların bedenleri üzerinden çocuklara bulaşır. Kaza ve belalar, neden onların tepesine binmez, o zaman? Ebeveynler evlerin temeli, çatısı ve duvarıdır. Onların başına birşey geldiğinde bütün ev çöker, aile yok olur. Aileyi böyle bir yıkımla yüzleştirmemek için, ebeveynler bir günah işlediğinde, ilk önce evin neşesine (çocuklara) dokunulur. Allahın kutsal olarak tanımladığı aileyi yıkacak taşlara (anne ve baba) dokunulmaz, ilk önce evin huzuruna evin neşesine (çocuklar) dokunulur. Siz o huzuru o neşe ve mutluluğu haketmiyorsunuz denilip, ilk o alınır. Bu aileye ilk uyarı olur. Uyarıları dinlemez ve işledikleri o ağır günahları işlemeye devam ederlerse, o zaman kendilerine dokunulur. Bu son çare, çünkü bununla birlikte aile yıkılır.

Not: Allahın adaletini ve merhametini asla sorgulamayın. Allah bunu söylediyse bunun altında mutlaka bir neden vardır deyip, ilahi düzeni sorgulama yerine ilahi düzeni destekleyecek argümanları aramakla zamanınızı harcayın.

Not: Allahu Teala, her çocuğu aynı yazılım (örneğin windows veya android) ile yeryüzüne indirir. Çocuğun iyi veya kötü sıfatlı olmasını siz belirlersiniz. Siz tertemiz bir yazılım ile ürünü alırsınız, ona bir virüs bulaştırıp bulaştırmayacağınız sizin kullanımınıza bırakılmış. Kullanıcı sizsiniz, üretici ise Allah. Allahta kusurlu bir ürünü piyasaya sürmez. Eğer ürün arızalanıyor sürekli sorun çıkarıyorsa, hatayı üreticide değil, kendimizde bulmalıyız. Atalarımız ne güzel demiş; NE EKERSEN ONU BİÇERSİN. Çocukların başına gelen iyi veya kötülüklerin kaynağı anne ve baba, atalardır. 

Ataların işlediği günahları neden çocuklar "çeker" ?

1. Eylem-sonuç faktörü

Her birey kendi günahının cezasını çeker, bu doğru ancak bireysel eylemlerin etkisi o kişi ile sınırlı ve kısıtlı kalmıyor. Bir ebeveynin hatası bir çocuğun hayatını etkilermi? Evet, etkiler. Hatta o çocuğu etkilemekle kalmaz, nice evlere ateş düşürür. Örneğin; savaşlar. Bir avuç insan gizli kapılar arkasında savaş planlarını yapıyor ve bir bakıyorsun milyonlarca insan bir avuç insanın aldığı bu karardan etkileniyor. Olaya ata-çocuk ilişkisi boyutundan değil, eylem-sonuç boyutundan ele alın. Bir birey bir hata (günah) işlediğinde, bu çevresinde mağduriyetler oluşturuyormu oluşturmuyormu? Eğer oluşturuyorsa, çocuklarınızda bundan etkilenir. Kötü bir sözünüzden çevrenizdeki bir bitki bile etkileniyorsa, çocuğunuz kötü bir eyleminizden neden etkilenmesin? Olaya ata- çocuk boyutundan değil, eylem-sonuç boyutundan bakınız.

2. Yetiştirme hakkı

Allah, anne ve babaya bir canlıyı emanet eder. Anne ve babada nice zorluklar altında, o emanetin doğmasını sonrası büyüyüp güzel ve verimli bir ağaç haline gelmesini sağlar. Bu emek sonucu anne ve babanın çocukları üzerinde bir hakkı doğar. Anne ve baba, bi nevi Allahla bir antlaşma yapar; anne ve baba, emanete en iyi şekilde sahip çıkacağını taahhüt eder, karşılık olarakta Allah o çocuğun kaderinde yani geleceğinde anne ve babaya bir söz sahibi vereceğini taahhüt eder. Göbek bağı bu el sıkışmanın sembolik ve fiziki karşılığı. Ana rahminde el sıkışıyorsunuz, doğum sonrasıda herkes taahütlerini yerine getirmek için ayrılıyor. Kaderinizi üç şey belirler, bir; Allah. İki; anne ve babanız (atalarınız) ve üç; kendi iradeniz. Allahın kaderiniz üzerindeki payı şudur; Allah tohumu yaratır, tohumun cinsini ve o tohumun ekileceği yeri ve zamanı belirler. Örneğin; erkekmi kızmı, zengin ailemi fakir ailemi, siyahmı beyazmı, türkmü arapmı, batmanmı istanbulmu, köydemi şehirdemi, 21 yüzyıldamı 9 yüzyıldamı gibisine. Birde size indirilen iyilikler Allahtan gelir. Dua ve ibadetlerinizin karşılığı olarak Allah size iyilik indirir. Bu iyilik sağlık olabilir, zenginlik veya aile huzuru. Allahu Teala sanıldığı gibi kaderinizin detaylarını çizmez. Allahu Teala yeryüzü hayatınızda sadece cinsiyetinizi ve doğacağınız zaman ve mekanı belirler, dua ve ibadetlerinizin karşılığını indirir. Hakkınızda bundan ötesi bir karar vermez. Tohumun cinsi ve ekileceği yer belirlendikten sonrada, kişinin kaderini anne ve babası belirler. Ne zamana kadar? O tohum bir ağaç büyüklüğüne ulaşıp meyve verinceye kadar. Anne ve babanın çocuk üzerindeki hakkı bu süre içinde verilen emekten doğar. Siz, Allahla yaptığınız antlaşmanın ne kadar kendi payınız üzerine düşüne yaparsanız, size o kadar o çocuğun geleceğini belirleme hakkı verilir. Anne ve babası vefat eden, yetim ve öksüz çocukların durumu nedir? Yetim ve öksüz çocukların geleceğini Allah belirler. Anne veya babaları olmadıkları için, onları bi nevi Allah "evlatlık" edinir. Kuran-ı Kerimin farklı Ayetlerinde yetim ve öksüzlerden bahsedilmeside Allah ile onlar arasındaki bu özel bağa dayanır. Yetim ve öksüzlere yapılan her haksızlığı her saldırıyı Allah bizzat kendisine yapılmış sayar. Şimdi; nice emek verdiğiniz bir bireyin geleceği hakkında söz sahibi olmadığınızı düşünün. Herkesin o canlının üzerinde tasarrufu olduğu ama sizin olmadığını düşünün, böyle bir düzen size adaletli gelirmiydi? Elbette gelmezdi. O zaman anne ve baba, taahütlerini yerine getirdiği müddet çocuğun geleceğini belirlemede söz sahibi olmalı, ama nasıl? Allahu Teala buna şöyle bir çözüm yolu takdir etmiş; niyet, söz ve eylem. Allahu Teala sadece sözünüze değil, niyet ve eylemlerinizede bakıyor, sonrası bu doğrultuda çocuğunuzun kaderini çiziyor. Sizin her niyet söz ve eylem çocuğunuzun günlük ve gelecek kaderini belirliyor. İyilik iyiliği kötülükte kötülüğü çeker misali, iyi söz, niyet ve eylemleriniz çocuğunuzun kaderine olumlu yansıyor. Kötü söz, niyet ve eylemlerinizde çocuğunuzun kaderine olumsuzlukların yazılmasına sebep oluyor. 

3. Genetik-karakter faktörü

Çocuklarınızın fiziki yapıları atalarına çekiyor, ya huyu? Fiziki yapınızın çekmesini genetik ile izah edebilirsiniz, ya huyunuzu? Huy, karakter gibi şeyler, soyut boyutta olan şeyler, bunları DNA ile açıklama şansınız yok. Bir düzen düşününki bu düzen içinde, fiziki yapınızı gelecek soylara aktarma şansına sahipsiniz ama örneğin; vatan sevgisi, Allah sevgisi, cömertlik, harama karşı hassasiyet gibi sıfatları aktarma şansına sahip değilsiniz. Böyle bir düzen size eksik gelmezmiydi? Elbette gelirdi. Allah eksik yaratmayacağına göre, düzen öyle kurulmuşki bu düzende sadece fiziki yapınızı değil, karakterinizide çocuklarınıza aktarma nimetine sahipsiniz. Yaşantımızda da biz buna her gün şahit oluyoruz; demiyormuyuz o dedesine çekmiş o büyük annesine vs. Fiziki yapımız genetiğimiz üzerinden bir sonraki nesillere aktarılıyorsa, karakter ve huyumuz ne üzerinden gelecek nesillere aktarılıyor? Bu sorunun cevabını bu yazı vesilesiyle size verelim; işlediğiniz iyilikler ve kötülükler üzerinden! Hayat tecrübesi bizlere, çocukların ataların huylarını aldığını net gösteriyor. Bu zamana kadar bilinmeyen, bunun hangi yol üzerinden gerçekleştiği ve bizlerin bunu değiştirme şansı olup olmadığıydı. İşte biz size bu yazı ile bu bilinmeyeni açıklıyoruz; iyi huylar ataların işlediği iyiliklerden gelir, kötü huylar ise işlenen bir kötülükten. Atanız bir kötülük işlediğinde o kötülüğü temsilen bir şeytan bedeninize girer. O şeytan ve soyu sizle kalır ve sizde o kötü vasfı canlı tutar. İyilik işlediğiniz zamanda o iyilik kalbinize nakşedilir ve çocuklarınızdan torunlarınıza aktarılır. İçimize sinen kötü bir vasfı (şeytanı) yok etme şansımız varmı? Evet, var. "Allah beni böyle yarattı, can çıkar huy çıkmaz", söylemi İslama sokulan en büyük yalanlardan birisi. Siz, içinizdeki o negatif enerjiyi temizleyebilirsiniz. Çözümüde çok basit; o vasıf hangi günah üzerinden size bulaştıysa o günahın üzerinizden kalkması niyetine 40 gün arka arkaya oruç tutun. O kötü enerji, hem sizden hem çocuklarınızdan Allahın izniyle temizlenir. Tabi o günahları işlememeniz şartıyla ve iki, eğer atalarınızın sabıkası kabarık ise o zaman o 40 gün arka arkaya tutulması gereken orucu yılda bir kaç defa tekrarlayın. Her defasında üzerinizde pozitif değişimler olacağından emin olabilirsiniz. Hepimiz, atalardan çocuklara birşeylerin sindiğini net görüyoruz, bunun için bir bilim adamı olmanız gerekmiyor. Sıkıntı şurada; herkes sadece iyiye sahipleniyor, kötüye değil. Bir çocuk iyi bir vasıf sergilediğinde, ataların her biri benden aldı der. Bi nevi atadan çocuğa birşeyin sindiğini kabul eder. Ataların günahını çocuklar çekmez, bu saçmalık diyenler, aslında atalardan çocuklara birşeylerin geçtiğini kabul eder. Kabul edemedikleri şey, çocuktaki kötülük. Kabul edemedikleri şey çocuğun başına gelen kaza ve belalar. Çocuk ödül kazansa herkes bana çekmiş diyecek. Kötülükte ise kimse ortada görünmüyor. Neden? Kimse günahla ilişkilendirilmek istenmiyor. Allah böyle takdir etti, bu da bizim imtihanımız deyip geçiyor. Sizler, çocuklarınızın başına gelen iyilikleri kendinizden biliyor, kötülükleri ise Allahtan. Günaydın diyelim sizlere, gerçekler bunun tersi; başınıza gelen kötülük sizden gelir, iyilikler ise Allahtan.

4. Hak-batıl ayrımı

Atalar ne işlerse bu çocuklara ve torunlar yansır. Her nesil bu teraziye kendi yaşantısıyla katkıda bulunur. Günahlar eğer o topluluk için kaldıralamayacak boyuta gelirse, o zaman Allah savaşlar zuhur ettirir veya doğal afetler çıkarır. Bunlar o günahkar nesli yok eder, gelecek nesillere temiz bir sayfa açma şansı verir. Savaşların altında bile böylesine bir hikmet var. Ataların işlediği iyilik ve kötülükler neden çocuklara seriyat eder? Size bir soru soralım o zaman; güzel bir ahlakınız var, bu güzel ahlakınızın çocuk ve torunlarınıza seriyat etmesini istemezmisiniz? Elbette istersiniz. Yahut, iyi bir aile olduğunuzu düşünün, çocuklarınızdan birisi davranışları ile sizi mahçup etse, toplum nezdinde sizi rezil etse, bu ailenizin huzurunu bozarmıydı? Elbette bozardı. İşte, böyle bir sorun ile karşılaşmamanız için çocuklar atalarına çeker. Ailelerin huzuru bozulmaması, çürük elmaların bir sülaleye karışmaması için çocuk ataya çeker. Ata iyiyse, iyilik o ailede kalır, kötüyse kötülük o ailede kalır. Bunu eğer, Allahu Teala böylesine bir düzenleme getirmeseydi, o zaman her yeni doğan, şapkadan ne çıkarsa varine dönüşürdü. Ailenin şansına olurdu. İyi bir aile huysuz, kötü bir aileyede, iyi huylu çocuk doğardı. Kötü çocuk, iyi aileyi peişan eder, iyi çocukta kötü ataların haramları ile zehirlenirdi. Siz böyle bir düzeni mantıklı görürmüsünüz? Böyle bir düzen aileleri birbirinden koparır, ilahi adaletin sorgulanmasına sebep olurdu. Eğer, ben ve eşim iyi insanlarız ama çocuğumuz kötü, diyorsanız o zaman çocuğunuzun fiziki yapısı atalarınızın hangisine çekti buna bakınız, günahkar olan o atanız! Değerli okurlar, hak ile batıl mahşeri sorgulamada ve ahiret hayatında, cennetlik ve cehennemlik olarak nasıl iki farklı mekana ayrıştırıldıysa, bu ayrışma yeryüzünde de olması gerekliydi ve öylede. Hak ile batıl aynı mekanı paylaşamaz. Eğer iyilikler ve kötülükler nesilden nesile geçmemiş olsaydı, o zaman hakkın bulunduğu mekanda kötülük doğar, kötülüğün bulunduğu mekanda da iyilik doğar, aileler darma duman olurdu. Allah isterki iyilik ve kötülükler soy içinde kalsın. İyi işlerle meşgul olanlar hayrlı çocuklar doğurur ve o çocuklar o iyilikleri bir yüz yıl daha ayakta tutar. Kötü işler ile meşgul olanlarda kötü nesiller büyütür, o kötü çocuklarda kötülükleri bir yüz yıl daha ayakta tutar. Ataların işlemiş olduğu iyilikleri ve kötülükleri Allah, çocuklara yansıtarak hem o işlerin bir yüz yıl daha devamını sağlar, hem hak ile batılı birbirine karışmadan farklı cephelerde tutar.

5. Ataları terbiye etme boyutu

Çocuklar, ataların işlediği günahların bedelini yeryüzünde öder, öbür dünyada ise atalar öder. Herkes kendi günah yükünü çeker ayeti kerimesi, mahşeri sorgulama için geçerli yerüyüzü için değil. Çevrenize bir bakınız; birisi bir suç işliyor bedelinide başkaları ödüyor. Neden Allah buna izin verir, bir ebeveynin işlediği bir günah neden çocuktan çıkar? Bunun farklı nedenleri var ve biz bu nedenleri sizlere sıralamaya çalışıyoruz, bu nedenlerden biriside; ataları günahlarından vazgeçirme boyutu. Bir ebeveyn bir günah işlediğinde o günah anında çocuğa bir musibet olarak döner. Neden? O ebeveyni o günahtan vazgeçirmek için! Ebeveynin gözleri önünde evlat bir sıkıntıdan diğerine sürüklenir. İlahi amaç, baba ve annenin merhamet duygularını uyandırıp, “bak bizim hatalarımız çocuklarımızın başına ne tür belalar getirdi”, demelerini sağlamak. Allah, insanların yeryüzünde tövbe etmesini yeryüzünde yanlışlarından dönmesini ister. Çocuklarınızın başına gelen olaylar aslen Allahın merhameti sonucu gelir. Çocuklarınızın başına gelen kötülükler sizi uyarmak, sizi cehennem azabından uzak kılmak içindir. Siz tövbe ettiğiniz, hatanızdan döndüğünüz anda, Allah çocuğunuzun üzerinden o sıkıntıyı kaldırır. Biz ama ne yapıyoruz, çocuğumuzun başına bir sıkıntı geldiğinde; doktordan doktora koçuşturuyoruz, Rabbim bizi sınıyor deyip durumu kabulleniyoruz. Örneğin; çocuğu tecavüze uğruyor sonrası katlediliyor. Biz ne yapıyoruz; aile için üzülüyoruz. Halbuki Allahın bizden beklentisi ne: aileyi kınamak, aileyi uyarmak. Anne ve baba ne günahı işlemiş olmalıki, çocukları hem tecavüze uğruyor hem öldürülüyor. Allah bizden bu soruları sormamızı bekliyor. Biz bu soruları sorarsak, insanlar bir daha suç işlermi? Müslümanlar maalesef, çocuklarının başına bir kötülük geldiğinde bunun kendi hatalarından dolayı geldiğini bilmiyor. Bilmediği içinde kimse ne tövbe ediyor ne hallerini düzeltiyor. Ömürlerini çocuklarını bir hekimden diğerine bir psikiyatristen diğerine sürüklemekle geçiriyor. Ne yazık ve üzücü...

6. Kötüyü açığa çıkarmak

Kalplerin özünü ancak Allah bilir, ancak Allah kötünün kim olduğunu kendisine saklı bırakmaz. Eğer böyle olmuş olsaydı kötünün kimliği Allahta kalır, o kötülükte kötülük işledikçe çevresine zarar verdikçe, insanlar uyarılmadıkça vebal haşa Allahın omuzuna binerdi. Böyle birşey olmaması için, Allah öyle bir düzen kurmuşki insanların içinde beslediği kötülük yaşantılarına yansıyor. Nasılmı? O insanların başına hastalıklar, kaza ve belalar musibet ederek. Yani hastalık ve belalar birer lütuf değil, sizi cezalandırmak ve sizin ne mal olduğunuzu çevreye göstermek için iner. Allah isterki, birisinin başına bir kaza bir bela geldiğinde insanlar o kişiye acımasın, onu mağdur olarak görmesin, isterki o aile ve çevresi utansın ve yanlışlarından dönsün. Bakın bunların başına bir bela geldi, demek bunlar büyük bir günah işledi, denilsin diye günahlarımız yaşantımıza yansıtılır. Allah isterki bu utanç sizi tövbeye ve halinizi düzeltmeye sevk etsin. Bir günah işlediğinizde bunun yaşantınıza yansıdığını bilirseniz ve çevrenizdeki insanlarda başınıza gelen olayın bir günahla ilintili olduğunu anlarsa, herhalde toplumun önünde rezil olmamak için günah işlemez, yanlışlarınızdan dönersiniz. Ataların işlediği günahlar nedenmi çocuklarda açığa çıkar; çevrenizdeki iyi ve kötünün kim olduğunu bilmeniz için. Neden bu önemli; kötünün kim olduğunu bilirseniz ondan uzak durursunuz, Allahta bu şekilde vebalden kurtulur. 


7. Adalet boyutu

Bir kişinin işlediği günah nesillere aktarılır mı sorusuna yanıt ararken, olaya bir de şu boyuttan bakınız; mağdur edilenlerin çocukları ve torunları etkilenecekse, ilahi adalet doğrultusunda mağdur edeninde etkilenmesi gerekmezmi. Bu kadar net ve basit!  Örneğin; dedenizin haksız miras elde ettiğini düşünün. Miras paylaşımında diğer kardeşlerine baskın geldiğini varsayalım. O haksız kazançtan mağdur edenin çocukları ve torunları faydalanacakmı? Evet, faydalanacaklar. O miras onlara kalacak ve onlar maddi açıdan rahat bir yaşantı içinde olacak. Mağdur olan kardeşler ve onların çocuk ve torunları bundan etkilenecekmi? Evet, etkilenecek. Onlar o mülkten mahrum kaldığı için maddi açıdan sıkıntı dolu bir yaşantı içinde olacaklar. Güzel bir ev güzel bir araba satın alamayacaklar. Güzel okullarda çocuklarını okutamayacak, ailelerini tatile çıkaramayacaklar. Birini mağdur ettiğinizde bilinki o mağduriyet o kişi ile kalmıyor. O kişi bir gram daha az eve rızık götürüyor, bir gram daha az neşe ve huzur eve götürüyor bir gram daha az çocuklarına miras bırakıyor. Bilinki mağduriyet mağdur ettiğiniz kişi ile asla kısıtlı kalmıyor. O yüzden ilahi adalet der ki, eğer birini mağdur ediyorsanız o mağduriyetten o kişinin ailesi ve çocukları ne kadar etkileniyorsa, mağdur eden kişinin çocuk ve torunlarıda o orantıda etkilenir. Bir de beddua yerlerse, hatta daha fazla etkilenirler. Özet: mağduriyet bir aileyi ne kadar etkiliyorsa, mağdur edenin aileside en azından o kadar etkilenir. Etkilenmeside gerek, aksi takdirde ilahi adaleti sorgulardık!!