nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          
bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin......  


Zaman nedir ve zamanda yolculuk varmı?

Bu bin yıllardır einstein ve nice bilim adamın peşinde koştuğu bir gizem. Bu yazıyla bu gizemi sizler için çözümleyelim. Çok kompleks, nice nobel ödüllü bilim adamın üzerinde nice makaleler ve ciltlerce kitap yazdığı bir konuyu öz ve kısa tutmaya çalışacağız, amacımız işleyiş hakkında genel bir bilgi edinmeniz. Dünyada bir ilk, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Değerli okurlarımız, size göre zaman nedir? Bilim dünyası gibi, sizde zamanı uzayın dördüncü boyutu olarakmı tanımlayanlardansınız? Üzgünüz yok böyle bir şey. Zaman, size göre içinde bir ileri bir geriye seyehat edilebileceğiniz bir oluşummu? Üzgünüz yine yanılıyorsunuz. Ya da zamanı herşeyden bağımsız kendi halinde hareket eden bir yapı olarak görüyorsanız? Üzgünüz yine yanıldınız. Nedir o zaman, zaman ve zamanda yolculuk varmı? Bu soruların cevabını siz aslında günlük hayatınızda nice defa veriyorsunuz, nasılmı? Günlük hayatınızda siz zamanı nasıl tanımlıyorsunuz, bir; geçmiş olaylar, iki; yaşlanma ve üç; gece ve gündüz, mevsim ve yıllar. Hepimiz için zaman bu değilmi? İşte, zaman nedir, bu evrensel sorunun cevabı bu üç şeyin içinde yatıyor. Bu üç şeyin cevabını verebilirseniz zaman nedir bunuda çözmüş olursunuz.

1. Gece ve gündüz, mevsim ve yıllar nasıl oluşur

dünyanın kendi çevresinde dönmesi gece ve gündüze sebep olur

dünyanın güneşin etrafında dönmesi ise mevsim ve yıllara sebep olur

= gece ve gündüze, mevsim ve yıllara sebep olan dönme kuvveti (tork). zaman için gerekli olan birinci unsur dönme kuvveti

2. yaşlanma

Yaşlanma dört şeye muhtaç;

+ plazma (enerji partikülleri)

+ dönme kuvveti (tork) + merkezkaç kuvveti

+ insan bedenin elektromanyetik enerjisi (Allahın yüklediği + kendi yüklemeniz)

+ sürtünme kuvveti

= evrenin kendisi dönen bir platform. Bu platform enerjiden oluşan bir maddenin içine yerleştirilmiş. Bilim adamları buna plazma der. Biz sürekli dönen bir platform üzerinde yaşıyoruz ve içinde döndürüldüğümüz ortam boş değil, enerji partiküllerinden oluşan bir ortam. Evren dönüyor, biz evrenin içindeyiz. Biz enerji partiküllerinden oluşuyoruz, içinde döndürüldüğümüz ortamda enerji partiküllerinden. Bu ikisi çarpıştığında birisi diğerini alıp götürüyor. Evrenin ve gezegenin dönme kuvveti daha güçlü olduğu için, bu çarpışmada kaybeden biz oluyoruz. Bir rüzgar esintisi düşünün, üzerinizdeki tozu alıp götürüyor; biz bu enerji plazma içinde döndürüldükçe her döndüğümüzde o plazma bizden bir miktar enerji alıp götürüyor. Her götürdüğünde de yaşam enerjimizden bir damla kaybediyoruz, kaybettikçede beden çöküyor (yaşlanıyor). 

soru: doğuştan ölüme kadar bu plazma içinde yaşıyoruz ama hayatımızın bir bölümünde büyüyoruz, bir döneminde yaşlanıyoruz. Bu nasıl mümkün; madem bulunduğumuz ortam enerjimizi alıyor ve yaşlandırıyor, biz doğumdan itibaren yaşlanıyor olmamız gerekmezmi?

cevap:
insan, dolu bir pil ile dünyaya gelir. Bu elektromanyetik pil 33 yaş civarına sabitlenmiş. O çağa kadar içinde bulunduğunuz ortam (dönme kuvveti, sürtünme kuvveti) sizde bir etki yaratmıyor. Tam aksine yeryüzü gıdaları ile beslendikçe bedeniniz büyüyor, filizleniyor. 33 yaşına geldiğinizde, yaşantı tarzınıza göre bu bazılarında daha erken bazılarınızda daha geç olabilir, Allahın size yüklediği şarj bitiyor. Pil bittiğinde ne oluyor? Allahın size yüklediğ şarj bittiğinde, fiziki yani yeryüzü şarjınız devreye giriyor. Birisi elektromanyetik pil, Allah tarafından yüklenmiş diğeri ise besin ve egzersiz ile sizin yeryüzünde bedeninize yüklediğiniz enerji. İlahi şarj sizi yaşlanmaya karşı koruyor, o bittiğinde egzersiz, sağlıklı yaşam, besinler ile o yaşa kadar (33 yaşı) yaptığınız yatırımlar devreye giriyor. Bu enerjide sizi 40 yaş ortalarına kadar taze kalmanızı sağlıyor. Bu sürece duraklama süreci diyoruz. Bu duraklama sürecinde, ne yaşlanıyor ne filizleniyorsunuz bir olgunluk sürecinden geçiriliyorsunuz. Bu süreçte sizi ayakta tutan enerji, gençliğinizden itibaren 33 yaşına kadar bedeninize yüklediğiniz enerji. Atalarımız ne güzel demiş; ne ekersen onu biçersin ya da gençliğinizde yaptığınız yaşlılığınızda karşınıza çıkar. Bu birikimide tükettikten sonra; cildiniz ve kemikleriniz, organlarınız o plazmanın içinde döndürüldükçe, merkezkaç kuvvetine tabi yani santrifüje tabi oldukça enerjiniz bedenden çıkar, yaşam enerjinizi kaybetmeye başlarsınız. Bu enerji kaybını besinler, egzersiz ve gıda ile telafi edemiyorsunuz. Her gün enerjiniz dokulardan alınıp götürülüyor. Dokularınız çöküyor ve sizde bunu yaşlanma olarak net hissetmeye başlıyorsunuz. 

soru: Allahın yüklediği şarj nedir?

cevap: Bunun detaylarını size aktarmamız mümkün değil. Biz bunu burada şarj olarak tanımladık bunu siz bir enerji şablonu olarakta görebilirsiniz. Fiziki bedeninizin bir enerji şablonu. Böyle bir şablona bir ilahi enerji yüklemesine sahip olduğumuz konusunda hiçbir şüphemiz yok. Sadece yaşlanma ile ilgili konuda değil, bu enerji şablonu iki yerde daha karşımıza çıkıyor. Bir ana rahminde ve ikisi kabirden kalktığımızda. İki defa yoktan var ediliyoruz. Bu yoktan var edilme neye göre yapılıyor; bu soruyu hiç kendinize sordunuzmu? Ana rahmindeki hücreler nereye yayılması gerek, ne tür bir organa dönüşmesi gerek, nereye kadar büyümesi gerek, ne tür bir canlı çıkarması gerek bunları siz hormonlar ve sinir sistemi ile açıklayamazsınız çünkü hücreler arası o iletişimi sağlayacak sinir ve hormonlar henüz ortada yok. Geriye tek birşey kalıyor, o da oluşturulacak yeni canlının bir elektromanyetik şablonu orada hazır halde var olması gerek. Nasıl bir 3D yazıcı, bilgisayardaki şablon üzerine birşeyleri yazıyorsa, ana rahmindeki hücrelerde bir şablon doğrultusunda yeni canlıyı var ediyor. Ahiret günü bu şablon tekrar karşımıza çıkıyor. O gün yoktan yine var edilmemiz gerek, yine bir şablona ihtiyaç duyuluyor. Tek fark; bu sefer şablon bebek ebatında değil, 33 yaş ebatında çünkü tekrar diriliş yaşımız 33 olacak. Özetlersek; ana rahmindeki şablon bizimle büyüyor, bizim gelişmemizi ve filizlenmemizi sağlıyor sonrası duraklıyor. Tekrar dirilişte kullanılacak şablonda ana rahmindeki ebat değil, çünkü o artık yok o 33 yaşa kadar bizle büyüdü; tekrar kullanılacak ebat o en son 33'lük hali. Not: tabiki Allah "ol" derse herşey oluverir, ancak o zaman ilim olmazdı. "Herşeyi ilmimle kuşattım" ayetin bir anlamı kalmazdı. Tarikatların ilimle işi olmadığı için, onlar "Allah ol der ve o oluverir", biz bunu sorgulamayız der. Biz onlardan olmadığımız için, biz Allahın yeryüzüne indirdiği ilimleri araştırıyoruz. Sorgulama değil, araştırıyoruz; her şeyin altında bir ilim bir mekanizma bir düzen olduğuna inanıyoruz ve araştırarak bu düzeni anlamaya çalışıyoruz.

"Alternatif tıpta enerji boyutları ile uğraşan insanlar, olayların ilmi altyapısını bilmez, herşeyi "yaşam enerjisine" bağlar ve geçerler. Biz burada yaşlanmayı ilahi bir enerji ile irtibatlandırırken, öylesine sallamadık. Sallamakta zaten bize yakışmaz. Biz konuyu ilk yaratılıştan tekrar dirilişe kadar bir çok boyuttan ele aldık. İlmi altyapısını doldurduk, beynimizde olayların akışı hakkında genel bir fikir oluşturduk sonrası konuyu kaleme döktük. Olayı çözdükmü? Hayır, ama olayların akışı hakkında temel bir fikir edindik. Bu fikride sizinle paylaşmak istedik. Bu bilgiler çok ilkel bir safhada, neden bu ilkel hali ile sizinle paylaşmaya karar verdik? Yanlış bilgilerin yayıldığı bir çağdayız. İnternet ortamında beyinleriniz binbir çeşit yanlış bilgiler ile bombardıman altında tutuluyor. O hurafe bilgiler beyinlerinizde kalıcı olmadan, olayların temel boyutunu anlar anlamaz sizinle paylaşmak istedik. Şimdi beyninizde alternatif bir teori oluştu. Bu konuda farklı teorileri okurken, referans alabileceğiniz bir nokta oluştu. Görevimizi tamamladık. Bundan ötesini b
aşka beyinler araştırsın. Bilim bir bayrak yarışı. Biz temelini attık, başkalarıda binayı diksin." 

3. geçmiş

İlk önce bu sorunun cevabını verelim; geçmişin tarifi sizin için nedir? Geçmiş sizin için beyine yazılan bytler yani hatıralardan ibaret? Geçmiş sizin için günler ve aylar, yılların sayısı gibi rakamlardanmı ibaret? Yoksa geçmiş sizin için olaylardanmı ibaret? Geçmiş denildiğinde, içinde geriye veya ileriye hareket edebilecek bir oluşumdan bahsedilir. Takvim sayfaların ve beyindeki hatıralar, bunların somut elle tutulur bir yanı bulunmaz. O yüzden biz geçmişi beyine kazılan hatıralar, gece ve gündüz boyutundan ele almayacağız. Geçmişi, geçmişte yaşanan olaylar boyutundan ele alacağız. Geçmişin olay boyutu nedir ve nasıl oluşur;

+ ilahi kayıt altına alma sistemi

+ dönme kuvveti (tork)

+ günlük yaşantınız

+ manyetik enerji (dünyanın magnetic akımı)

= siz her saniye içinde bir yerden başka bir yere hareket ediyorsunuz. Her bir hareket sonrasıda bir saniye önce bulunduğunuz hareketin bir enerji ve bir de ısı izini geride bırakıyorsunuz. Örneğin; istihbarat örgütleri canlıların bıraktığı ısı izini takip ederek, olayların bir kaç saatlik gerisine gidebilir. Fizki anlamda değil, olay yerinde bırakılan ısı izinden orada yaşanılan olaylar hakkında bir tahmin yürütebilir. İnsan ısı izini takip ederek geçmiş hakkında tahmin yürütür. Cinlerde enerji izinizi takip edip geçmişinizi görebiliyor. Dikkat: geçmişinize gidiyor değil, geçmişinizi görüyor. Şuan maddesiniz, bir saniye sonra geçmişte madde kalmıyor, sadece ısı ve enerji izi geride kalıyor. Geçmişte madde kalmadığı için madde boyutunda örneğin bir zaman makinesi ile gitmeniz mümkün değil. Zaman makinesi bir bilim kurgu ürünü. Geçmiş sadece ısı ve elektromanyetik iz geride bırakır. Isı izi, bir kaç saat sonra çevreye yayılıp kaybolur, enerji izine ne olur? Burada dünyanın magnetik gücü ve sürekli dönen bir platformun üzerinde yaşıyor olmamız gerçeği devreye giriyor. Dünya döndükçe bu enerji izi spiral bir enerji hortumuna dönüşür, dünyanın manyetik gücüde bunu alır güney ve kuzey kutubuna taşır. Kuzey yarımküresinde yaşayanlar kuzey kutubuna, güney yarımküresinde yaşayanlar güney kutubuna ve oradanda uzaya, melekler katına ve sonrası Allah katına. Meleklerde dizi izlercesine, günlük yaşantımız açık hava ekranlarında izler. Neden bu kayıt? Mahşeri sorgunuz için. Sağ ve sol omuzunuzdaki melekler yazılı kayıt alır. Görüntülü kaydıda bu oluşum sağlar. Elbette, Allah bir kayıt olmaksızın size geçmişinizi gösterebilir ama o zaman siz mahşeri sorguda itiraz ederdiniz; bu kayıt montaj veya sahte derdiniz, bana karşı önyargılı davranıyor, haksızlık ediyorsunuz derdiniz. Böyle itirazların oluşmaması içinde, içinde yaşadığımız evren, kendi kendini kayıt altına alacak şekilde var edilmiş. Hocam biz yeryüzünde yaşıyoruz, gök ve melekler katı nereden çıktı derseniz; gökten yeryüzüne rızık adında bir enerji iniyor, siz yeryüzünden göğe enerji çıkmadığınımı sanıyorsunuz? Biz enerji boyutunda sürekli gök ile irtibat halindeyiz, örneğin ellerinizi açıp dua etmeniz. Biz yeryüzüne yerleştrildik ancak yeryüzüne yerleştirilmiş olmamız gökten (melekler ve Allah katı) bağımsız yaşadığımız anlamına gelmiyor. "Allah gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra o iş O’na bir günde yükselir. O günün miktarı, sizin saydığınız bin yıl kadardır" (Secde Süresi; 5). Gök ile yeryüzü arasında sürekli veri transferi gerçekleşir ve bu veri transferi sizin günlük yaşantınızıda içerir. Günlük yaşantınız saniye saniyesine ses ve video görüntüsü olarak kayıt altına alınıyor. Mahşer günüde bu kayıtlar önünüze konulacak. O gün geldiğinde ben yapmadım, etmedim deme şansınız yok. Not: NASA tarafından yayınlanan bir fotoğraf, dünyanın magnetik alanı; yeryüzü kayıtları kuzey ve güney kutubuna yönlendirilir oradanda göğe..

                                             


Özetlersek


Z
aman kavramı nedir? Zaman, yeryüzünde sadece gece ve gündüz, hatıralardan ibaret. Gökyüzünde ise sadece bir ses ve video kayıdından. Zaman kavramını, eğer "yaşanmış olaylar" olarak tanımlarsanız, buna farklı bir boyut getirirseniz, üstüne o boyuta girildiğinde ileriye veya geriye seyehat edilebilir derseniz; saçmalarsınız. Yok öyle birşey. Nasıl günlük rızkınız bir enerji akımı olarak gökten size iniyorsa, sizin günlük yaşantınızda bir video kaydı olarak göğe akıyor. Bi nevi uydu kaydı gibi, sizin günlük yaşantınız sadece yazılı değil, görsel olarakta kayıt altına alınıyor. Neden bu kayıt? Allahu Teala herşeyi görür ve bilir. Ancak, Allah'ın huzuruna bir gün çıktığınızda bana haksızlık ediyorsun denilmemesi için, Allahu Teala; düzeni kendi kendine kayıt edecek şekilde var etmiş. Geçmiş sadece, yeryüzünden göğe çıkan bir uydu yayınından ibaret. İçinde seyahet edilebilecek bir geçmiş yok. Olmayan birşeyin içinde de seyehat etmeniz söz konusu olamaz. Işık hızına gelince, hani, zenginin malı fakirin ağızını yorar deriz; ışık hızını zamanla irtibatlandırmakta böyle birşey. İnsan ne bugün ne de yarın ışık hızında hareket edebilecek. Işık hızında hareket edebilmek cinlere mahsus birşey. Olmayan ve hiç olmayacak birşey üzerine binbir çeşit teoriler üretmeniz saçmalık. Sizinle, bir kahvehanede devletleri yıkıp kuran, fabrikalar açıp kapatan arasında bir fark yok. İkinizde palavracısınız. "Bir uzay gemisinde seyehat etsek, ışık hızında hareket etsek, bizde geçen zamanla yeryüzü arasında geçen zaman şöyle olur böyle olur". Soru: sen ışık hızında hareket edebiliyormusun? Cevap: hayır. Soru: ışık hızında hareket ettiğinde zamanın farklı olduğunu nereden biliyorsun? Cevap: bilmiyorum. Soru: ışık hızı ile zamanın birbiri ile bağlantılı olduğunu nereden çıkardın? Cevap: öyle söylüyorlar. Arkadaşlar, bunlar ismi üzerine teori. Einstein bir işe kalkmış, altında kalmış yanılmış, bu kadar basit. Tarikatlar ve cemaatlar, hocalarını ve şıhlarını kutsar, onları hatasız kusursuz bireyler olarak görür, lütfen sizde bu hataya düşmeyin. Onların şıhlarını kutsadığı gibi sizde bilim dünyasını bilim adamlarını kutsamayın, onları hatasız kusursuz görmeyin. Birisi bilim adı altında aklınızı çeliyor diğeri Allah ve Kitap adına. Tarikatların iyilerin elinde olmadığı gibi, bilimde iyilerin elinde değil. Nasıl tarikatların verdiği bir bilgiyi 10 defa kendi aklınızın süzgeçinden geçiriyorsunuz, bilimin her söylediğinide en azından 10 defa aklınızın süzgeçinden geçirin. Her bilgiyi doğru kabul etmeyin. Zamanda yolculuğun nasıl İslami inanca ters olduğunu sizlere örnekleri ile açıklayacağız. Peşinde koştuğunuz ve savunduğunuz şeyler inancınızla çatışıyor. Belki siz bunun farkında değilsiniz ama İslama zıt hareket ediyorsunuz. Gittiğiniz yol, yol değil.

İslam ve Zamanda Yolculuk

1. Tek yaşam tek sorgulama boyutu

"Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur” (Fatır Süresi; 37). Bu Ayet bizlere hayatta tek bir şansımız olduğunu anlatıyor. İlahi düzende geriye gitme şansınız bulunmuyor. Ne mahşer günü, Rabbim hata yaptım, geri gidip tekrar şans ver deme şansınız var ne de yeryüzünde hata yaptım, geriye gidip düzelteyim deme şansınız var. Eğer yeryüzünde geriye gitme şansı olmuş olsaydı, bu ahiret günü içinde geçerli olurdu. Ahiret hayatında geçerli olmayan birşey, yeryüzünde neden geçerli olsun? Z
amanda geriye gitmeye izin verilseydi, o zaman ilahi düzen, hataları düzeltebilmeye yönelik kurgulanmış olurdu. Bu durumda mahşeri sorguda da size ikinci, üçüncü dördüncü şanslar verilir, sürekli yeryüzüne geri döndürülürdünüz. Yani sizlere sonsuz şanslar verilmesi gerekirdi, bu da kısacası yaşamı ve sorgulama gününü cıvıtırdı.

2. İlahi adalet boyutu

Varsayalımki teknolojiniz o kadar ilerledi ve siz bir zaman makinesi icat ettiniz, geriye gittiniz ve sürekli yanlışlarınızı düzeltiyorsunuz; geçmiş topluluklar sormazmı Allaha, bu şansı bize neden vermedin diye. Eğer ilahi düzende, geriye gidip hataları düzeltmeye yönelik bir zaman tüneli olmuş olsaydı, bunun ilmi insanoğlu yeryüzüne iner inmez verilirdi ve en önemlisi bu ilim doğal afetlerle şunla bunla kaybolmazdı, günümüze kadar gelirdi. Neden? Zamanda yoluluk bir cep telefonu veya bir televizyon gibi o çağın bir nimeti olarak görülemez. Zamanda yolculuk kaderi değiştirmeye yönelik bir icat. Bir çağa bunu siz veriyorsanız, istedikleri gibi geçmişlerini değiştirme şansı veriyorsanız diğer çağlarada vermek zorundasınız. Aksi takdirde mahşeri sorguda biri tek şansla Allahın huzuruna çıkmış olur, diğeri yüz defa geçmişini değiştirmiş düzeltmiş olarak Allahın huzuruna çıkardı. Bu da ilahi adalete ters. 

3. Özgür irade boyutu

Ne güzel size anlatıyorlar, ne güzel kulağa hoş geliyor; zamanda geriye gidiyorsun ve istediğin olaya el atıp olayların akışını değiştiriyorsun. Size bir soru; ya, o olaya karışanlar olayların akışın değiştirilmesini istemiyorsa? Siz olaylara baktığınızda sadece kendinizi görüyorsunuz, ama öyle değil. Her olay birden fazla insan içerir. Belki o insanlar o hayatın akışından gayet memnun ve değiştirilmesini istemiyor. Siz geriye gidip bir olaya el attığınızda sadece kendi hayatınızı değil, başkaların hayatınıda değiştirmiş oluyorsunuz. Bunu onlara sordunuzmu, izin aldınızmı? Zamanda yolculuk etmek, kişilerin kendi hür iradeleri ile oluşturduğu geleceği, onların bilgisi ve onayı olmadan değiştirmek anlamına gelir. Siz böyle birşeye izin verirseniz, o kişileri geleceklerinden sorumlu tutamazsınız yani onları mahşeri sorgudan muaf kılmanız gerekir. Kendisinin sebep olmadığı bir gelecekten kişiyi sorumlu tutamazsınız. Zamanda bir yolculuğun nelere sebep olabileceğini görüyormusunuz? O yüzden ilahi düzende zamanda yolculuk gibi birşey yok.

"Büyüklerimiz kader ve kazayı imana bağlamışlar. Haklı olarak. İman nedir? Bir yaratıcı ve o yaratcının getirdiği düzene inanmaktır. Kaza ve kadere hakim olan tanrıdır. Bilim dünyası bir makine icat etse ve bununla geçmişe gidip sürekli kaza ve kaderi değiştirse, bir sonraki adımı kendisini tanrı ilan etmek olurdu. İmanın diğer şartları ne? Allahın meleklerine ve peygamberlerine inanmak. Allahın kendisine hizmet eden, buyuruğundan çıkmayan melekleri var. Gün gelecek bilim dünyası bizimde robotlarımız var diyecek. Bize hizmet eden, buyruğumuzdan çıkmayan robotlarımız var diyecek. Allahın peygamberleri ve mucizeleri var, onlarda gün gelecek bizim bilim adamlarımız ve insalığın hizmetine sunduğumuz icatlarımız var diyecek. Bilim dünyası şeytanın elinde ve bunların hedefi Allahı andıran herşeyi yeryüzünden silmek. Bilim dünyası önünüze bir teori bir formül bir icat sunduğunda lütfen doğruluğunu kabul etmeden İslamla örtüşüp örtüşmediğine bakın."

4. Kader boyutu

Kader nedir? Kader bir hesaplamadır. Sizin ve atalarınızın yaşantısı ve niyetleri alınır bir hesaplamaya tabi tutulur, buradan sizin neyi hak edip neyi hak etmediğiniz çıkarılır. Hak ettiğinizde size rızık olarak indirilir. Bu hesaplamaya kader denilir. Bilim dünyası böylesine ilahi bir hesaplamaya inanmaz, onlar herşeyin tesadüfen geliştiğine inanır. Örneğin; hitler tesadüfen ortaya çıktı ve siz geriye gidip onu yok ederseniz dünya savaşları ve onca acıyıda ortadan kaldırmış olursunuz. Zaman yolculuğunu savunanlar, olayların böylesine tesadüfen geliştiğini savunur. Olayların bir öncesi ve sonrasına bakmaz. Örneğin; hitler doğmadan önce albert pike tarafından yazılan mektubu bilmez. Bir olay vukuu bulmadan, o olaya niyetlenen tezgahlayan birilerin olduğunu bilmez. Olayı, olay anından ibaret zanneder ve tesadüf der. Allah neden zamanda yolculuğa müsade etmez? Zamanda yolculuk demek Allahın belirlediği kaza ve kadere müdahele etmek demektir. Allahu Teala sizin için bir kazayı takdir ettiğini düşünün, zamanda yolculuk eden birisi buna müdahale etse ne olurdu? Herşeyin Allahın kontrolü altında olmadığı, evrende farklı tanrılar farklı düzenleyiciler olduğu anlamı çıkardı. Bir düzenleyicide diğerin işine mutlaka çomak sokardı;
"Allah evlat edinmemiştir. O’nunla beraber hiçbir İlah da yoktur. Aksi takdirde her İlah kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerine galebe çalardı. Allah onların (inkarcıların) yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir (Mu'minun Süresi; 91). Bir den fazla tanrı düzeni bozardı, birisi sürekli diğerinin işine burnunu sokardı. O yüzden tek tanrımız var. Eğer siz zamanda yolculuk ederseniz kaderi değiştirebilirsiniz. Kaderi değiştirende kaderini değiştirdiği kişilerin sevk ve idaresini yapmaya başlar yani tanrısı olur. Allahu Tealada, bu ayetle böyle birşeyin söz konusu olmadığını olamayacağını bize aktarır. Zamanda yolculuk, masumane bir düşünce gibi görünüyor ama İslami açıdan hiçte masumane değil.

5. Şer gibi görünen altında hayr yatabilir boyutu

Geçmişe geriye gittiğinizi varsayalım ve size şer gibi görünen bir olaya müdahale ettiniz. Belki  bu müdahaleniz daha büyük bir felakete yol açacak? İnsan neyin altında hayr yatıyor neyin altında şer yatıyor bunu, Ayetler açıkca beyan etmediği müddet bilemez. Eğer zamanda yolculuk etme ve geçmişe müdahale etme yetkisi bize verilseydi, neyin daha hayrlı olduğunu bilmediğimiz için zamanda yaptığımız her değişiklik gelecekte bir felakete sebep verirdi. Bizler kendimizi bir felaketten diğerine bir hüsrandan diğerine sürüklerdik. 

6. Günlük hayat boyutu

Zamanda yolcuk imkanı bizlere verilmiş olsaydı, günlük yaşantımız kaosa dönüşür, sağlıklı yaşam diye birşey kalmazdı. Örneğin; birşeyin tadını alırdık, geriye gider onu tekrar tatmaya çalışırdık. Hayatımız belirli olayları bir ileri bir geri sarmaktan ibaret olurdu. Belirli anlar saplantıya dönüşürdü. Her küçük bir olayda geriye gidip onu değiştirmeye kalkışırdık. Birinin değiştirdiği diğerinin hoşuna gitmez, o da zamanda geriye gidip onu değiştirmeye çalışırdı. Hayatımızı, birbirlerimizin sebep olduğu zaman değişikliklerini düzeltmekle geçirirdik. O günü yaşamak ve geleceğe plan yapma yerine geçmişi düşünür geçmişte yaşardık. Bir cep telefonu bile insanda saplantıya dönüştü, insanlar elinden düşüremiyor. Bir de siz insana zamanda yolculuk imkanı sunduğunuzu düşünün, her eve bir makine. Ne yapar sizce insan? İşini gücünü bırakır, saplantı halinde geçmişle uğraşırdı. Böyle bir düzen size mantıklı geliyormu? Gelmiyor, ama yinede zamanda yolculuğa inanmaya devam edeceksiniz.

7. Büyü boyutu

Büyüler neden haram, büyük bir günah biliyormusunuz? Bir büyüde iki şey yapıyorsunuz, bir; kişiye rızkı siz tayin ediyorsunuz ve iki; kişinin hür iradesini elinden alıyorsunuz. Rızık nedir? Kişinin Allah tarafından o günkü nasibidir. Yiyeceği yaşayacağı olaylar, teneffüs edeceği hava vs. Bunlar bir hesaplama sonrası belirlenir ve Allah katından kişiye iner. Büyü bu ilahi sisteme el atar, kişiye kendisi rızkı tayin etmeye kalkışır. Bu da ne anlama geliyor? Tanrıcılık oynamak. Zamanda yolculukta böylesine bir tanrıcılık oynamak. Sürekli insanların hayatlarına müdahale eder, olayların akışını siz belirlerdiniz. İnsanlar hak ettiği yaşamı değil, sizin takdir ettiğiniz yaşamı alırdı. Büyü ve zamanda yolculuk, ikiside hür iradeye ve ilahi rızık dağıtımına el atıyor. Vebal açısından birbirine benzer. Birisine ilahi düzen izin veriyor diğerine değil. Büyü var olan rızık yollarını kullanıyor, bir virüs gibi kendisini ilahi rızık sisteminin içine atıyor ve düzeni manipüle ediyor. Büyü neye programlandıysa kişinin rızkını o yönde değiştiriyor. Zaman makinesinin ise böyle bir şansı yok. İlahi düzende rızık yolları var ama zamanın bir güzergahı veya boyutu yok. Evrende, zaman diye birşey yok zaten. Zaman, insanların güneşin doğması ve batması sonrası kendi kendisine belirlediği bir ölçüm mekanizması, doğaya has birşey değil. Yani ilahi düzende, rızıkta olduğu gibi zaman makinesinin kullanabileceği bir güzergah bir boyut yok. Olmadığı içinde zamanda yolculuk mümkün değil.

8. Mahrem boyutu

Geçmişin bir mahremiyeti vardır, herkesin saklı kalmasını istediği özel bir hayatı var. Geçmişte bir yolculuk işte bu mahremiyet ortadan kaldırırdı. Siz istediğiniz zaman ve ortama yolculuk etmiş olsaydınız, insanları sürekli mahrem ortamlarda yakalardınız. Kişilerin yatak odalarına girer gizli saklı insanları gözetlerdiniz. Bu gizli saklı gözetlemeye karşı Allah bizi uyarır;
"...O ve taraftarları, sizin kendilerini göremediğiniz yerden sizi görmektedirler..." (Araf Süresi; 27). Uyardığı bir konuyuda Allahu Teala kendi düzenin, yani evrenin işleyişinin içine yerleştirmez.

9. Sağ ve sol omuzunuzdaki yazıcılar boyutu

"Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki katip melek, onun yaptıklarını alıp kaydetmektedir" (Kaf Süresi; 17). Omuzlarınızdaki melekler her söz ve eyleminizi kayıt altına alıyor. Varsayalımki siz zamanda yolculuk yapıyorsunuz ve sürekli olayların akışını değiştiriyorsunuz. Bu durumda sizin ve yaşantısını değiştirdiğiniz insanların omuzundaki melekler, yazdıklarını sürekli yırtıp yeniden yazması gerekirdi. Bu size mantıklı geliyormu? Değerli okurlarımız, bu tür teorileri ortaya atanlar kadere inanmaz, sağ ve sol omuzunuzdaki yazıcılara inanmaz, mahşeri sorguya inanmaz; inanmadıkları için bu tür teorileri ve ötesini rahat düşünüp savunabiliyor. Siz böyle birşeye inandığınızda, geçmiş olsun size. Siz dininizi çöpe atabilirsiniz. Bu tür teorilerin zerre kadar gerçekliği olsaydı, merak etmeyin bunu ilk savunan İslam dinin kendisi olurdu.

Soru: ashab-ı kehf (yedi uyurlar) zaman yolculuğumu yaptı?

Cevap: hayır. Zamanda yolculuk olarak adlandırılan şey, diğer insanlar zamanın normal akışına tabi iken, sizin o sürece bir anda varmanız. Burada durum böyle değil. Mağarada uyuyan bu Allah dostu zatlar, 309 yılın tamamını diğer insanlar gibi yaşayarak geçiriyor. Kendi zamanlarından bir anda 309 yıl ilerisine gitmiş olsalardı, o zaman buna zamanda yolculuk derdik. Gitmiyorlar ama, her canlı gibi, onlarda o süreci yaşaya, yaşaya geçiriyorlar. O dönemi yaşayanlar ile aralarındaki fark, dönemin insanları günlük hayatları var, bu yedi Allah dostu o süreci uykuda geçiriyor. Mucize nerede? Hiç yaşlanmıyor olmaları ve 309 yılı uyanmadan yemeden geçirmiş olmaları. Orada bir zaman yolculuğu olmadığını nereden anlıyoruz? Onlar uykuda iken melekler onları dönem dönem sağa ve sola çeviriyor. Buradan biz onların bir zaman sıçraması yaşamadığını o süreci yaşayarak geçirdiğini anlıyoruz. Yatalak bir hastaya sahip olanlar yatan birinin neden döndürüldüğünü bilir. Uzun süredir yatalak olan birisinde, basıncın oluştuğu noktalarda çürümeler yaralar oluşmaya başlar. Mağarada uyuyanlar zaman sıçraması yaşayıp bir anda 309 yıl ileriye gitseydi, döndürülmelerine gerek kalmazdı ama döndürülüyorlar. Kim döndürülür; uzun süre yatalak olanlar. Demek zaman sıçraması yaşamadılar, 309 yıllık süreci uykuda geçirdiler. 


Bilim ve Zamanda Yolculuk


1. Işık

Zaman, bir video kaydı ve beyine kazılan hatıralardan ibaret. Fizikçiler zamanı ışık ile irtibatlandırır. Bu doğru değil. Işık, eşit şekilde her yere yayılır. Zaman, eğer ışık bağlantılı birşey olsaydı zaman bütünlüğünü koruyamazdı. Işık yayılır, bir bütünlüğe sahip değil. Kendi içinde bir bütünlüğüde muhafaz edemez. Burada bütünlüğü koruyan ve evrenin her yerinde var olan bir güç olması gerek. O da evrenin her köşesinde var olan, gezegenlerin dönme ve manyetik gücü. Mantıkta dönme ve manyetik kuvvetine işaret ediyor. 

2. Zaman makinesi

Bu bir bilim kurgu ürünü. Bilim adamları mekan ve insanların zaman içinde yerlerini koruduklarına inanır, yani siz bir zaman makinası icat etseniz ve beş gün önceye gitseniz, beş gün öncesi o mekanda bulunan insanları halen o mekanda bulabileceğine inanır. Bu tabiki fiziki anlamda mümkün değil. Siz öyle bir makine icat etsenizde, geçmişe gittiğinizde siz orada geçmişe ait hiçbir iz bulamazsınız. Ne elektromanyetik boyutta ne ısı boyutunda ne de fiziki. Bıraktığınız ısı izi, rüzgar gibi faktörlere maruz kalıp dağılıp gider, bıraktığınız elektromanyetik kayıt dünyanın elektromanyetik gücüne tabi olur ve oradan kaybolur gider. Fiziki olarakta (madde, gas, sıvı) birşey bulamazsınız. Her bir madde ya oradan ayrılmış olur ya da zamanın etkisi ile değişime uğramıştır. Siz zaman makinesi ile geçmişe gitseniz bile bilimsel açıdan geçmişe ait bir iz bulamazsınız. Olmayan bir geçmişe gitmiş olursunuz.

3. Zaman

Zamanı siz nasıl belirliyorsunuz; günler ve aylar, yılların kaydını tutarak. Doğa nasıl belirliyor? Belirlemiyor! Evren için zaman yok. Sizin zaman olarak tanımladığınız güneşin doğması ve batmasından ibaret. Evren için bu, dönen bir platformun üzerinde birşeyin sürekli tekrarlanmasından ibaret. Siz zamanı tutuyorsunuz, evren tutmuyor. Evrende zamanda diye birşey yok. Zaman makinesi ile olmayan bir zaman dilimine nasıl gitmeyi düşünüyorsunuz?
Zaman kavramı insani bir kavram, evren için geçerli değil. Zamanın hesabını tutmak insancıl bir davranış, gezegenler için geçerli değil. Zamanda yolculuk makinesi icat ettiğinizi ve belirli tarihi o makineye tuşladığınızı varsayın; tuşladığınız o tarihe nasıl gideceksiniz? Evrende o tarihe kayıtlı bir gün yokki!! Örneğin; mesainiz başlamadan veya bittiğinde parmak izinizi tuşlayıp işyerinize girip çıkıyorsunuz. Her gününüz kayıt altına alınıyor. Güneş her doğduğunda her battığında bir kayıt almıyor. Evrende olmayan bir zaman dilimini, icat ettiğiniz makine ile nasıl bulacaksınız? Nasıl olacak bu? Yani uyutuluyoruz; karşınıza öyle fiziki formül, teoriler ve kavramlarla çıkıyorlarki, sizde "vay be", adamlar ilimde baya yol katetmiş izlenimi uyandırıyor. Bu tür teorilerle uğraşmak fizikte gelebileceğiniz en yüksek mertebeler, dolayısıyla bu tür teorilerle uğraşanlar kedilerine yüksek bir statü atıyor, çok bilge izlenimi çevreye yayıyor. Halbuki teorilerin içi boş ve saçma. Birbirinden bağımsız olaylar harmanlanmış ve insanlar bununla uyutuluyor. Neden uyutuluyoruz? Bizim bilim adamları ve araştırmacılar bu saçmalıklar ile oyalanırken onlar saçma olmayan şeyleri araştırıyor ve icat ediyor. Bizim bilim adamı ve araştırmacılar sabah akşam bu teorilere kafa yoruyor, onlar ise günlerini elle tutulur işlere harcıyor. O yüzden onlar icat ediyor biz değil! Onca prof onca bilim adamı, hocam bu kadarda küçümsemeyin bilim dünyasını derseniz; bakın arkadaşlar, maymundan türediğine inanan bir camiadan bahsediyoruz! Maymundan türediğine inanan bir beyinde ben akıl aramam, onun her söylediğine inanmadan doğruluğunu beş defa, on defa kendi aklıma danışırım.

"Bu tür teorilerin peşinde koşanlar hayatın tesadüflerden ibaret olduğuna inanır. Kaza ve kadere inanmaz. Hayat denilen şeyin ilahi bir tasarrufun altında olduğuna inanmaz. İnanmadığı için kendisine anlatılan her teori makbul gelir. Biz Müslümanlar ama bu tür teorileri dinlediğimizde ilk önce İslami değerlerimizle çatışıp çatışmadığına sonrası yeryüzü bilimlerimizle çatışıp çatışmadığına bakmalıyız. Zamanda yolculuk hem İslami inançlarımızla çatışıyor hem yeryüzü ilimleri ile. O yüzden bu teoriyi reddediyoruz. Eğer Allah zaman yolculuğunu isteseydi, düzeni ona göre kurardı. Örneğin; zamanı güneşten bağımsız var ederdi. Zamanı, güneşin doğuşu ve batışı gibi kendisini her gün tekrarlayan bir düzen üzerine inşa etmezdi."


Ahiret ve Zaman


1. "Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O’na yükselir" (Secde Süresi; 5).

2. "Melekler ve ruh, O’na, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir" (Mearic Süresi; 4).

-
Ahiret hayatı ve zaman, bu konuda üç ayet dikkatimizi çekiyor. Ataistler ve Allah düşmanları güya kendi kafalarınca Kur'an-ı Kerimi çürütmek istediklerinde, bu iki ayetide örnek gösterirler. Bir Ayette "bin yıl" denilir, diğer Ayette "elli bin"; bakın görüyormusunuz Kur'an-ı Kerimin çelişkilerini diye kendi kafalarınca açıklamalar yaparlar. Biz bu gezizekalıları Allaha havale edelim. Onlar kendi haline biz kendi halimize; bu iki ayet aslında çok açık ve net, iki farklı rakamın söylenmesi bir çelişki değil tam aksine olması gereken. Bir ayet, rızık gibi işlemlerden bahseder diğer ayet melek ve ruh gibi canlıları kasteder. Birisi bin yılda Allah katına yükselir diğeri elli bin yılda. Buradan biz rızık gibi can içermeyen enerji akımların, can içeren enerjiden çok daha hızlı hareket edebildiğini anlıyoruz. Örneğin; can sahibi enerji şekilleri (melek ve ruh) ışık hızında bir mesafeyi katediyorsa, can içermeyen enerjiler ışık hızından 50 kat daha hızlı hareket ediyor. Mantıkta zaten, canlı ve cansız enerji formları arasında bu hız farkın olması gerektiğini söylüyor. Neden? Rızık sadece insana inmez meleklerede iner. Rızkın iniş ve yükseliş hızı meleklerin hızı ile aynı olursa, rızık meleklerin hızına yetişemezdi. İki farkla rakamla karşı kaşıyayız, bunda bir çelişki yok birisi yaşayan enerji formları için geçerli diğeri cansız enerjiler. Birisi bin yılda göğe yükseliyor (cansız) diğeri elli bin yılda (melek ve ruh).

3. "Ve azabı senden acele istiyorlar. Ve Allah, asla vaadinden dönmez. Ve
Rabbinin katındaki bir gün, sizin saydığınız bin sene gibidir" (Hac Süresi; 47). 

Soru: ahiret hayatında gece varmı?
Cevap: Hac Süresinde "Allah katında bir gün" denilir. "Bir gün" tanımını yapabilmek için gün başlayıp bitmesi gerek. Bir başlangıç (sabah) bir kapanış (akşam) olması gerek. Demek gece ve gündüz var. Allah katında gece ve gündüz varsa, Melekler katı olarak tanımladığımız cennette de var olması gerek. Burada geceyi zifiri karanlık olarak düşünmeyin, Allah katı da melekler katı da aşırılık içermez. Gecelerin loş bir ortamda geçeceğini varsayın. Bunun yeryüzünde bir örneği varmı? Var. Kutuplarda 6 ay gündüz ve 6 ay gece yaşanır. Kutuplardaki 6 ay gündüz cenneti temsil eder. Gündüzleri aydın, akşamları loş. 6 ay gecede cehennemi temsil eder. Hiç aydınlık görmeyen, akşam karanlığından zifiri karanlığa kadar giden bir ortam. 

Ahiret ve Mekan

Bazılarınız, hocamız gaypten bilgilermi alıyor, bu bilgileri nereden akıl ediniyor sorusunu kendisine sormuş olabilir. İçiniz rahat olsun, gayptan bilgi almıyoruz.
Rabbime şükür bizlerin cinlerle işi olmaz, meleklerle irtibata geçecek manevi mertebe ve temizliğede sahip değiliz. O zaman nereden geliyor bu bilgiler? Çok basit, yeryüzü ilimlerinden. Allah insanı gizemde bırakmaz, ahiret hayatın bir muadili yeryüzünde vardır. Biz muadilini araştırıyoruz, oradan diğeri hakkında yorum getiriyoruz. Örneğin; bundan beş yüz yıl öncesi cevizin laboratuvar analizi mümkün değildi, ama yinede siz bundan 500 yıl öncesi cevizin neye faydalı olduğunu rahatlıkla çıkarabilirdiniz. Sadece çevizin içini açıp görünümünden bunun insan beyini için var edildiğini çıkarırdınız. Bizde bunu yapıyoruz, her bir gizemin gözle görülür muadili vardır. Biz gözle görünen muadilini araştırıyor, oradan diğeri hakkında yorumlar getiriyoruz. Gayba, gizeme gerek yok, herşey gözümüzün önünde. Yeryüzü, cennet ve cehennemin gizemide insan beyninde yatıyor. İnsan beynin anatomisini incelerseniz, diğer boyutun gizeminide çözersiniz. Örneğin;
Üst beyin- gök katları, orta beyin- yeryüzü, alt beyinde- cehennem.

soru:
orta beyin ile üst beyin arasında farklı iletişim hatları var. Yeryüzü ve gök arasındaki yollarda buna benzer olabilirmi?
cevap: siz verin...

soru: beynin üst katı, orta beyni bir kavis gibi sarıyor. Şuan cennet katlarıda yeryüzünü öylesine sarıyor olabilirmi?
cevap: siz verin...

soru: mahşer günü, yeryüzü yerle bir edildiğinde, yeryüzünü kavis gibi saran gök katları acaba ana rahmindeki embriyonun ilk yaratılış safhalarında olduğu gibi düz bir şekilmi alacak?
cevap: siz verin...

soru: orta beyin ile üst beyin arasında bir sıvı var, yeryüzü ile gök katı arası, o boşlukta da sıvı, bir deniz deryası olabilirmi?
cevap: siz verin...

soru: binaların kolonları gibi orta beyin ile alt beyin arasında büyük kolonlar var. Alt beyin cehennem, orta beyinde yeryüzü ise; bu ikisi arasında devasa melekler olabilirmi. Yeryüzünü omuzlayan devasa melekler?
cevap: sizi verin..

               

Değerli okurlarımız, cennet ve cehennem yeryüzü gibi var edilmiş. Şuan var, hazır halde bizi bekliyor. Hz adem ve hava anamız içinde yaşamış. Sonrası yeryüzüne sürgün edilmişiz. Yaratılış hakkında genel bir fikir edinmeniz için bu çizimi sizin için hazırladık.

yazının devamı gelecek...

şeytanlar insan bedenine girebilir mi


Şeytanlar insan bedenine girermi, yazımızın konusu bu; sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Sayın okurlarımız, yazılarımızı ele aldığımızda bilinmeyenler üzerinde durmaya çalışıyoruz. Yazılarımız ile bilinmeyenleri sizin için bilinir ve anlaşılır hale getirmek istiyoruz. Bir günah işlediğinizde bu bir mıknatıs gibi bir şeytanı size çekermi? Günahkar bir yaşantı sizin iç ve dış dünyanızı şeytanların yerleşkesi haline getirirmi? Şeytanın yapısal formu, sizin bedeninizin yapısal formu, yani birisinin diğerinin içine girmesi teknik ve manevi açıdan mümkünmü? Evet, mümkün evet girer! Neden bu konuya bu zamana kadar bir açıklık getirmedik? Neden, çünkü bu İslamda bilinen bir şey. Günah işleyen birine şeytanların indiği, İslamın en temel inançlarından birisi. Biz bu zamana kadar bunu zaten biliyorsunuz varsayımı ile hareket ettik. Çalışmalarımızda daha çok bilinmeyenlere, perde arkasına zaman ayırdık. Örneğin; hangi günah hangi şeytanı çeker, bu şeytanlar bedenin hangi bölgelerine yerleşir, nasıl bunlardan kurutulabiliriz gibisine. Bilinmeyenleri sizler için deşifre etmeye çalışırken, bize gelen soru ve yanıtlardan gördük ki
bazılarınız şeytanların insan bedenine girdiğine girebileceğine inanmıyor. Referans olarakta bizlere bazı ilahiyatçaların söz ve söylemleri gösteriliyor. Kendi küçük kısır dünyalarından İslamı yorumlamaya çalışan ilahiyatçıları aydınlatma vakti geldi, yazımızın tadını çıkarın;

Şeytanlar insan bedenine girermi, girebilirmi?

Bu yazı dizilerimizin konusu günah, şeytan ve hastalıklar olduğu için, açıklamalarımıza Kur'an-ı Kerim, akıl ve mantık ile kısa bir başlangıç yapalım sonrası konuya hastalıklar ile ilgilenen ilim dalları (batı tıbbı- doğu tıbbı) ile devam edelim,

1. Kur'an-ı Kerim

Şeytanlar insan bedenine girermi girmezmi; her iddia elbette araştırılmaya bir yazıya konu almaya değer değil. Herkes kendi kafasınca birşeyleri ortaya atıp ortaya çok sapık ve sakıncalı düşünceler çıkabilir. Herşeyi dikkate almak zorunda değiliz. Bir iddianın araştırmaya değer olup olmadığının kriteri nedir o zaman; Kur'an-ı Kerim. Biz Müslümanların kılavuzu Kur'an-ı Kerimdir. Bir iddia eğer Kur'an-ı Kerim ile örtüşüyorsa o bilgi dikkate almaya değer, eğer örtüşmüyorsa kendinizi
boşuna zaman kaybına uğramatmayın çünkü siz araştırmalarınız ile Allahın sözünü haşa çürütemezsiniz. Kendinizin hayrı için Ayetlere ters düşen iddialardan elinizi çekin. Neden şeytanların insanların bedenlerine girebildiği bilgisinin arkasında duruyoruz? Şeytanların insana bulaştığı bilgisi İslamla örtüşen, Kur'an-ı Kerimin bize aktardığı bir bilgi. Google' da "şeytan, ayet" kelimelerini yazın, farklı sitelerde şeytanların geçtiği ayetlerin sıralandığını göreceksiniz. Bu Ayetler şeytanın vesvesesinden bahseder, şeytanın sizin düşmanınız olduğundan bahseder şeytanları dost edenlerden bahseder. Bu ayetlerden biz şeytanların insan ile iletişime geçebildiğini net görüyoruz. Şimdi soru şu; ş
eytan ile insan arasındaki bu etkileşim (vesvese, şer) dış dünyamız ilemi kısıtlı, tenimizlemi yoksa iç dünyamızda bu etkileşime dahilmi? Bu detayı Allahu Teala Ayetlerinde bize aktarmamış. Neden aktarmamış? Bir; o tespitleri bizim yapmamızı istemiş ve iki; etkileşim içten ve dıştan gerçekleştiği için Kur'an-ı Kerim genel bir tabir kullanmış, iç veya dış ayrımı yapma ihtiyacı hissetmemiş. Örneğin; Kur'an-ı Kerimde davut as'a güzel konuşma verildiği söylenir (Sad Süresi; 20). Genelde Müslümanlar davut as'ı güzel sesi ile bilir. Ayet ise "güzel ses" demez "güzel konuşma" (hitap etme) verildi der. Fark ne? Güzel ses derseniz ses ile kısıtlarsınız, güzel konuşma derseniz bunun içine diksiyon, üslup, hakkı konuşma, kelime zenginliği gibi bir çok şey girer. Neden detaylar verilmez? Bir çok nedeni var, bunlardan en başta gelenide Allahu Teala herşeyi detayıyla açıklasaydı kutsal kitabımız bir kitap değil, onlarca hatta yüzlerce kitap uzunluğunda olur, sizde detaylarda kendinizi kaybederdiniz. Böyle birşey olmaması için, Allahu Teala kısa ve öz tutar, bir kelime ile bir çok şeyi aynı anda kasteder. Örneğin; "Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler" (Şuara Süresi; 221-222). "İnme" kelimesi böylesine kapsayıcı bir terim. "İner" kelimesi ile iç ve dış dünyanız herşey kapsanıyor. "Kim" kelimesi bir bütünü temsil eder. Siz içiniz ve dışınız ile bir bütünsünüz, bir "kimsiniz". Bu Ayetten biz şeytanların insana indiği, iç veya dış ayrımı yapmaksızın indiğini anlıyoruz. Bu şeytanlar bazı insanların bedenlerini çevreliyor, bazıların omuzların üstüne çıkıyor bazılarında içine giriyor! Kendimize şimdi bir sonraki soruyu soralım; hangi şartlarda çevremizi kuşatıyor hangi şartlarda omuzlarımıza tepemize biniyor hangi şartlarda içimize giriyor? İslami açıdan buradaki püf nokta ağzınız. Bir şeytanın bedenin dışında kalma veya içinize girme ağzınıza bağlı yani haram lokmaya. Bedeninizin neresine şeytan ineceğini merak ediyorsanız, cevabı; neresi ile suç işlerseniz şeytan oraya iner. Eğer boğazınızdan haram geçirirseniz şeytan mide bağırsak içinize girer, uzuvlarınızla suç işlerseniz oralarına yerleşir.

not: "vesvese" nedir, vesvese elektromanyetik bir akımmı yoksa bir ses dalgasımı? Bedenin içindemi gerçekleşir yoksa dışındamı? Dışında ise neden o vesveseyi sadece siz duyuyorsunuz? Vesvese bedeninizin içinden geliyorsa, bedeninizin içindeki şeytanın orada ne işi var? "Karin" şeytanına inanıyormusunuz? İnanıyorsanız demek şeytanlar bedenlerin içine girebiliyor. Eğer inanmıyorsanız peygamberimizin gençliğinde yaşadığı göğsünü açma hadisesini nereye oturtacaksınız? İnancınızdan önemsiz gibi görünen birşeyi sildiğiniz an bu inançsızlık nasıl inancınızın her köşesini sorguya açtığını görüyormusunuz? Şeytan, cin, vesvese, cennet ve cehennem bunlar İslamın temel taşlarıdır. Temelden bir taşı çıkardığınızda üzerine inşa ettiğiniz herşey çöker, yani inanmadığınız konu ile bağlantılı herşey inancınızdan silinir. Şeytanlar insan bedenine girermi konusu böylesine hassas bir konu. Siz, hayır giremez dediğiniz an bu inançsızlık şeytan, cin, vesvese, ahiret hayatı, hatta adem/hava ve iblis kıssası yani yaratılış ile ilgili inancı bile yok eder, çünkü bunların hepsi birbiri ile bağlantılı. Gün gelir bir bakmışsınız, elinizde Allah inancı dışında hiçbir şey kalmamış, ne melek ne ahiret hayatı ne peygamberler vs. Lütfen kendinizi bu tuzağa düşürmeyin. "Şeytan insan bedenine giremez" diyen kişiler inanın vesveseyede inanmaz. Vesvesenin kendi aklınızın bir ürünü olduğunu söyler. Değerli dostlar; her konunun temel taşları vardır, bir kişinin bir konu hakkında bir sözünü dinlemeden önce, o kişi o konunun diğer temel taşları hakkında ne düşünüyor bunuda araştırın. Örneğin; bir temel taşı kabul eder diğerini yok sayarsa bilinki o bir kafa karışıklığı yaşıyor. O kişinin bir anlattığı diğer anlattığına ters düşer. Vesveseye inanıp, şeytanın insan bedenine giremediği iddiası böyle bir tezatlık. Eğer bütün temel taşları yok sayıyorsa, yok böyle şeyler diyorsa o zaman bilinki o sizi temelsiz, içi boş bir inanca sürüklemek istiyor, lütfen ondanda uzak durunuz. Konumuza devam edelim; şeytanların bedeninizin içine girdiği iç dünyanızı kirlettiğinin en güzel kanıtlarından birisi huyunuz, yaşadığınız asabilik cimrilik ve öfke krizleridir. Neden? "Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir.." (Nisa Süresi; 79). Allah yaratırsa güzel yaratır. Kötü vasıflarınız Allahtan gelmez, kötü huylarınız doğal yaratılışınızın bir parçası değildir. İçinizdeki o asabilik o kötü huylar Allahtan gelmiyorsa nereden geliyor o zaman? Şeytandan geliyor. Şeytanın varlığın en büyük kanıtlarından birisi içinizdeki kötülük içinizdeki kötü vasıflar. O vasıflar nefisten gelemezmi? Nefsi Allah yarattı, eğer nefisten gelir dediğiniz an yine kötülüğün ucunu Allaha dokundurmuş oluyorsunuz. Evet, nefis asabilik inatçılık ve cimrilik gibi vasıfları bir bilgisayar yazılımı gibi içinde barındırıyor ancak bu yazılımları Allah denge içinde nefsinize yüklemiş. Örneğin; nefsinize cömertliğide yüklemiş cimriliğide ve ikisini dengeli bir halde size yüklemiş. Eğer kötü bir vasıf sizde ön plana çıkıyorsa bilinki birisi ayarınızı bozdu. İşte bu doğal ayarınızı bozan içinize sinen şeytanlar. Hani bir anda bağışıklık sisteminiz bedeninizin belirli bölgelerini yabancı görmeye başlar ve saldırır, işte bu saldırıların sebebi içinizdeki şeytanlar. Şeytan nereye yerleşirse o bölgenin mayasını değiştirir ve o bölge bir anda bedene yabancılaşır. Şeytanlar insan bedenine girebilirmi; evet, girer ve bunun en güzel kanıtı sizin asabiliğiniz cimriliğiniz huysuzluğunuz, yaşadığınız alerjik hastalıklar, yaşadığınız bağışıklık sistemi hastalıkları. Şeytanlar insan bedenine giremez dediğiniz an ne olur; o zaman günlük hayatınızda karşılaştığınız bir çok olayı anlamakta zorlanır, yaşadığınız bütün olumsuzlukların kaynağını Allahta bulmaya başlarsınız. Sınav ve imtihan edilmek, Allah sevdiği kula çektirirmiş gibi masallar ile kendinizi avutmaya başlarsınız. Bakın arkadaşlar, bir tez bir iddia ortaya attığınızda bu teziniz açık vermemeli. Şeytanların insanların bedenlerine girmediği teziniz ise her yerden açık veriyor. Bir soruyu yanıtlıyorsunuz ama cevabınız farklı sorulara sebep oluyor. Örneğin; size göre şeytan insan bedenine giremez ve bunu dediğiniz an huy nereden gelir bu sorunun cevabını sorguya açıyorsunuz. Örneğin; bize göre şeytan insan bedenine girer ve biz bu cevap ile huy nereden gelir sorusunuda çözümlemiş oluyoruz. Biz bir cevap ile bir kaç soruya netlik kazandırıyoruz. Cevapladıkça "şimdi bunuda anladık bunu anladık" demelere sebep oluyoruz. Ya siz, siz cevapladıkça insanların aklını karıştırıyor daha fazla soruların oluşmasına sebep oluyorsunuz.

Özet: ilk önce şunda hem fikir olmalıyız; kötü vasıflar Allahtan gelmez. Eğer geldiğini iddia ederseniz bir çok şeyin sorgulanmasına sebep olursunuz, örneğin; ilahi adaleti. "Allah onu neden iyi huylu beni asabi yarattı, onu neden cömert beni cimri yarattı, benim ne suçum var" gibisine Allahı sorgulamanın önüne geçemezsiniz. Allahu Tealada zaten böyle sorgulamaların önüne geçmek için, Ayetlerinde net belirtmiş; kötülük benden gelmez, eğer üzerinizde kötü bir vasıf varsa başınıza kötü birşey geldiyse bilinki bu sizden. Bir bilgisayar üreticisi ayarı bozuk bir bilgisayarı size teslim etmiyorsa, Allahında ayarı bozuk bir bebeği
size teslim etmesini bir kulu yaratmasını beklemeyin. Bu konuda hem fikir olduktan sonra, şeytanlar nasıl huyumuzu bozar? İnsan nasıl bozuyorsa şeytanda o şekilde bozar. Örneğin; depresyon ilaçları. Laboratuvarda geliştirilen onca ilaç ruh halinizi iyi veya kötü yöne nasıl etkiliyorsa, elektromanyetik cihazlar nasıl ruh halinizi iyi veya kötüye değiştirebiliyorsa, şeytanlarda aynı hatlar aynı hormon ve hücreler üzerinden sizi etkiler. Nasıl etkiler sorusuna bir cevap arıyorsanız, insan şeytanlarına bakın. Onlar labotuvarlarda geliştirdikleri maddeler cihazlar ile nasıl etkiliyorsa cin şeytanlarıda aynı yöntem aynı hatlar üzerinden sizi etkiler. Birileri etkileyemez derse, sizde insan etkiliyor şeytan neden etkileyemesin dersiniz! Bilimsel açıdan da biz bunu teyit edebiliyoruz, nasılmı? Bir tez ortaya atıyoruz; kötü bir huyunuz şeytandan gelir, şeytanda günahtan. Kötü bir vasıf ile günah arasında bir bağ kuruyoruz. Bu bağın doğru olup olmadığını test etmek içinde o kişiyi 40 günlük oruca tabi tutuyoruz. Ataları ve kendisinin işlediği günahlardan arınma niyetine bir oruç. 40 gün sonrası bakıyorsunuzki o kişi o kötü vasıftan arınmış. İstisnasız her kişide. Bu bir bilimsel çalışmadır ve bu bilimsel çalışmalarda bizlere doğru bir tez üzerinde hareket ettiğimizi gösteriyor.

2.
Mantık ve İslamın kıssas kuralı

Şeytanlar insanın bedenine girermi, mantık bize girmesi gerektiğini söylüyor. Neden? “Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık” (En'Am Süresi; 112). Şeytan denildiğinde insanın aklına insan ve cinlerden farklı bir yaratık geliyor, halbuki hal öyle değil. Şeytan bir lakaptır. Allah karşıtı eylem içinde bulunan herkes Allah nezdinde birer şeytandır. Yani Kur'an-ı Kerimde kullanılan şeytan kavramı hem insan hem cinler için geçerli. Cin tayfasından şeytanlar çıkabiliyorsa insan tayfasından da çıkıyor. Bir şeytanın bedeninizin içine girip girmeme sorusunu kendinize sormadan önce, kendinizi ilk şu soruyu sorun; şeytan bir insana bulaşırmı? Bu sorunun cevabını bulursanız bir sonraki sorunun cevabı kendiliğinden gelir. Eğer bulaşamaz derseniz, yakınınıza yanaşamayan biriside zaten içinize giremez. Eğer bulaşır derseniz, o zaman sizin teninize, üstünüze her yerinize bulaşan bir mikrop neden içinizede sinemesin? Mantık ürete ürete sonuca varmaya çalışın. Cevaplamamız gereken ilk soru şu; şeytanlar size bulaşırmı? Elbette bulaşır. Neden bu kadar emin konuşuyoruz? Gözle gördüğümüz buna her birimiz her gün şahit olduğumuz için bu kadar emin konuşuyoruz. Bunu açalım; iki tür şeytan var, insan ve cin. İnsan şeytanları bizlere bulaşıyormu, bulaşıyor demek şeytanlar bize bulaşabiliyormuş. Örneğin, şeytan vasfını koyabileceğiniz bir çok insan vardır çevrenizde, bu insanlar size bulaşabiliyormu, bulaşabiliyor. Bu sorunun cevabı çok kısa oldu, çünkü siz her gün kötü insanların birilerine bulaştığını görüyorsunuz. Kendinize şimdi bir sonraki soruyu sorun; insan şeytanları bedeninizin içine giremez, bunun için o şeytan cin tayfasından gelmesi gerek. Neden? İnsan fiziki yapısını bozamaz, bedenini bir enerji kütlesine dönüştüremez, cinler ama dönüştürebilir. Sadece cin tayfasından olan şeytanlar insan bedenine girebilir. Cin tayfasından gelen şeytanlar insana bulaşırmı? Bu sorunun cevabıda çok basit; evet, bulaşırlar. Neden bu kadar emin konuşuyoruz? Mantığımızı kullanıyoruz arkadaşlar, mantığımızı!!! Allah ve koruma melekleriniz insan şeytanların size bulaşmasına engel olmuyorsa, cin tayfasından olan şeytanlara neden engel olsun? Allah nezdinde şeytan, şeytandır. Allah, insan ve cin ayrımı yapmaz. Birisine engel olunmuyorsa, diğerine engel olunduğunu diğerinin bulaşmadığını nereden çıkarıyorsunuz? Mantık, bize şeytanların insana bulaşacağını söyler. Eğer kötü isanlar hayatlarımızı alt üst edebilme imkanına sahip ise cin şeytanlarıda bu imkana sahip olmalı. Bu şeytanların bize bulaşmasına Allah neden engel olmaz? Kötünün size bulaşmasına engel olunmuyorsa, aynaya bakacaksınız, demek günahkarsınız. Siz Allaha karşı taahütlerinizi yerine getirmeniz gerekki Allahta size verdiği sözleri yerine getirsin. Allah, emirlerini yerine getirme şartıyla sizleri insan ve cin şeytanlarına karşı koruyacağını taahhüt eder. Emirlerini yerine getirmezseniz, ne kadar üşkağıtçı, kötü insan ve cin varsa hepsi sizi bulur. 

not: bizim açıdan konu o kadar netki, biz bu konu hakkında hadisleri bile anmaya ihtiyaç duymuyoruz. Şu güzel hadiseyi ama bilmeniz gerektiğine inanıyoruz, bir günah bedenin içine nasıl girer ve nasıl bedenin ayarını bozar, bunu bir de İslam alimlerin ağzından dinleyin; "İstanbul’un fethinden sonra İstanbul’a yerleşen evliyanın büyüklerinden Vefa Baba, İstanbul’un şimdiki vefa semtine yerleşir ve o semte de onun adı verilir. Vefa babanın çok afacan bir oğlu vardı ki mahalleye gelen su satıcısı sakanın su kırbalarını çuvaldız ile delik deşik ederek kaçardı. O zamanki su kırbaları malum sığır derisinden yapıldığı için bir daha tamiri de mümkün değildi. Saka Vefa Babaya hürmeten bu duruma sesini çıkarmaz olup bitenleri hep sineye çekerdi. Günlerden bir gün artık bu duruma tahammül edemeyip çocuğu Vefa Babaya şikayet etti. Vefa Baba durumu sükûnetle karşılayıp sakanın zararını hemen ödedi. Ancak onun kafasına takılan şey başkaydı. Zira ona göre bu çocuğun bu yaramazlığı yapması sebepsiz değildi. hemen hanımını çağırdı:
-” Hanım sen bu oğlana hamileyken herhangi bir haram lokma yedin mi ? Zira bu çocuk her gün sakanın su kırbalarını delmekteymiş. Bu çocuk mutlaka bir haram lokma yemiş olmalı ki bu işi yapmakta.” dedi .
Vefa Babanın hanımı biraz düşündükten sonra:
-” Hayır efendi. Ben öyle bir şey yaptığımı hatırlamıyorum ama bir de siz düşünün.” dedi.
Vefa Baba:
-” Hanım ben çok düşündüm ama boğazımdan hiç haram lokma geçmedi sen bir kez daha düşün.” dedi.
Hanımı tekrar düşündükten sonra :
-” Buldum Efendi. Ben bu çocuğa hamileyken komşuya gitmiştim. Tabağın üzerinde portakallar gördüm. Canım çekti ama isteyemedim de. Malum hamile canının istediğini yiyemezse göğsü şişermiş derler. Ben de buna istinaden evin sahibesinden su istedim . O su almaya gidince yakamdaki iğneyi çıkardım portakal sapladım ve onun suyunu ağzıma dokundurdum.” dedi.
Vefa Baba:
-” Hanım; komşunun portakalının suyu çoğaldı sakanın su kırbası oldu. O çuvaldız da bizim oğlanın elinde bir suç aleti olup sakanın su kırbalarını delmeye başladı desene” dedi."

Özet: şeytanlar insan ve cin tayfasından çıkar ve bu ikiside insana bulaşır. Günlük hayatlarımızda biz nice defa bunu tecrübe edindik. Mantık bize şeytanların insana musallat olabileceğini ve olduğunu gösteriyor. Kendimize şimdi bir sonraki soruyu soralım; bu şeytanlar insan bedenin içine girermi? Evet girer. Bunun kanıtlarından birisinide bize Allahın kıssas kuralları sunar! Kıssas kuralı nedir? İlahi kurala göre herşey dengine göre cezalandırılır. Örneğin; hangi organ ile günah işliyorsanız kıssas o organa iner yani şeytan o organa musallat olur. Herşey dengi denginedir. Elinizle işliyorsanız elinize iner, kalbinizle işliyorsanız kalbinize. İlahi kurala göre hangi organı bir günah ile kirletiyorsanız şeytan o bölgeye iner. İç organlara bir şeytan inermi? Bir haramı boğazınızdan sokuyorsanız, evet iner!! Olay bu kadar basit. Allahu Tealanın Ayetlerinden biz herşeyin dengine göre cezalandırıldığını görüyoruz, ne bir gram az ne de bir gram fazla; "..Hüre hür, köleye köle, dişiye dişi.." (Bakara Süresi; 178). Neden şeytanlar insan bedenine girmesi gerek? Eğer bir günah işlediğinizde bir şeytan size iniyorsa, o zaman Allahın kıssas kurallarına göre o şeytan işlenen uzuva inmesi gerek. Bu el ise el'e, bu mide ise mideye cinsel organ ise cinsel organa. İnsan bedenine şeytanlar giremez diyenler ne ilahi kıssaslardan haberi var ne şeytan kelimesinin anlamından bi haberler ne de insan bedenin içindeki enerji güzergahların varlığını biliyor ne de tıbbın genetik ve huy hakkındaki yorum ve tahminlerinden bi haberdar. Bunlar Ayetlerde bahsedilen “vesvese”, “inme”, “şerrinden sana sığınırım” kavramlarını bile anlamaktan, etüt etmekten aciz. Lütfen herkesin dini yorumlarına itibar etmeyin.


3. doğu tıbbı- yin yang

hiç akupuntur meridyan haritalarını gördünüz mü?


                  

İnsan bedeni enerji otoyolları ile döşeli. Kendinize şimdi şu soruyu sorun; ne için? Allah boş birşeyi yaratırmı, elbette yaratmaz. Damalarınızın içinde kan dolaşıyor ya o enerji yollarından ne dolaşıyor? Yoksa hayatın maddeden ibaret olduğu, enerji diye birşeyin olmadığınımı düşünüyorsunuz. Elbette bunu düşünmüyorsunuz, eğer düşünmüş olsanız ilk kullandığınız teknolojiyi reddetmiş olurdunuz. Nasıl cep telefonların bir madde boyutu bir de enerji boyutu varsa İnsan bedenin de gözle görünür bir madde boyutu bir de enerji boyutu var. O enerji boyutlarını uzak doğu uzmanları bin yıllardır araştırmış ve bin yıllardır o teroik bilgilerini başarılı bir şekilde pratiğe dökmüş. Yazımızın konusu şeytanlar insan bedenine girermi, biz ne yapıyoruz biz konuya akupunktur meridyanlarından giriyoruz. Neden? Çok ilginç, yazımızın konusuna en büyük kanıtı uzak doğu ilimleri yani İslamdan en uzak felsefi akım sunar. Değerli okurlar, bu tür dini sorulara bir cevap aramaya kalkıştığınızda kendinize sorular soruyorsunuz, bi nevi sorular ile kendinizi çürütmeye çalışıyor kendinizi köşeye sıkıştırmaya çalışıyorsunuz. Şeytanlar insan bedenine girermi sorusunu ele alırkende kendimize sorular soruyoruz ve sorduğumuz sorulardan biriside; insan bedeni yabani bir enerjiyi içinde barındırmaya müsaitmi? İnsan bedenine şeytanları sokuyorsanız veya girebildiğini iddia ediyorsanız o zaman insan bedeni şeytanları ağırlamaya müsaitmi, yapısal olarak buna uygun yaratılmışmı buna bakmalısınız. Bu sorunun cevabınıda biz uzak doğu ilimlerinde bulduk. Şeytanlar insan bedenine girebilmeleri için enerji hüzmesine dönüşmeleri gerek, enerji hüzmesine dönüştükleri anda insan bedeninde hareket edebilecek alanlar olması gerek, yani enerji otoyolları. Uzak doğu tıbbı işte bu enerji otoyolları ile ilgilenir. Bin yıllardır doğu tıbbı uzmanların "güzergahta blokaj oluşmuş" deyip sizi tedavi altına aldığı o enerji güzergahları var ya, işte şeytanların dolaştığı ve mesken kurduğu hatlar bunlar.

not: batı kaynaklı bir akım, farklı isimler altında; "alternatif kişisel gelişim ve nefes çalışmaları", "duygusal arınma tekniği" gibisine, bedendeki enerji otoyollarındaki enerji blokajları açtıklarını iddia eder. Bu, batı merkezli bir akımdır. Uzak doğu ilmin sunduğu haritaları alırlar ve kendi felsefelerini ekleyip size süfle ederler. Yapılan yanlışmı? Hayır, sadece dikkat etmeniz gereken şu; onlar blokajtan bahseder, siz eğer Müslüman bir uygulayıcı iseniz siz günahtan bahsetmelisiniz. Bu tür uygulamalar sizlere geçici fayda verir, bir ağrı kesici gibi. Bu tür çalışmalar ile sorunun özünü çözemezsiniz. Üstüne hastayı zaman kaybına uğratır, hastayı ölüm ansızın yakaladığında hastayı o günah yükü ile öbür hayata postalarsınız. Böyle bir vebal altına girmemek için, geçici çözümler üzerine odaklanmayın, sorunun özüne inin. Sorunun özü nedir; o günahtan arınmak, tövbe etmek ve ataların işlediği günahlar için oruç tutmak.

Özet: şeytanlar insan bedenin içine girermi; evet girer. Bunun en büyük kanıtınıda uzak doğu tıbbı sunar. Uzak doğu tıbbın çizdiği enerji haritaları şeytanların dolaştığı otoyollar ve meskenlerdir. Uzak doğu tıbbın bahsettiği enerji blokajları, şeytanların yerleştiği alanlardır. Uzak doğu tıbbın bahsettiği "yin ve yang" kavramı yani uzak doğu tıbbın insan bedeninde dolaştığını söylediği o iyi ve kötü enerjiler, insan bedenindeki şeytanlardır! Onlar bu tür enerjiler ile karşılaştığında buna kozmik enerji der, biz hamdolsun Müslümanız bizler Allah tarafından uyarılmış bir topluluğuz, biz böyle enerjiler ile karşılaştığımızda biz bunun şeytan olduğunu biliyoruz. Eğer şeytanlar insan bedenine giremez dediğiniz an, uzak doğu tıbbını yok saymış olursunuz, çünkü uzak doğu tıbbın temeli o meridyanlara dayanır. "Hocam, onlar batıl. Onların inancı hurafe", derseniz; inançları batıl olabilir ama ilimleri batıl olmak zorunda değil. İlim ile inanç arasındaki dengeyi iyi tutturmalısınız. Felsefi boyutu es geçin, uyguladıkları ilmi araştırın!

4. batı tıbbı- genetik ve karakter