nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    






"Kafirler: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız, dediler." (Fussilet Süresi, 26)

Ezanımız okunurken gürültü çıkaran, o ezanı bastırmaya çalışanları gördünüz değilmi? Günümüzde yaşadığımız olayları bu Ayetten daha güzel özetleyen varmı? Aradan neredeyse 1500 yıl geçti, hak ile batıl arasındaki mücadelede zerre kadar birşey değişmedi. "Kutuplaşma" var diyenlerede günaydın; hak ile batılın olduğu yerde her zaman kutuplaşma vardır ve olacaktır. Batıl olan hakkın iktidarına tahammül edemez, hakta batıla boyun eğmez. Bu ikisi aynı ortamda yaşadığı müddet her zaman kutuplaşma, kavga ve gürültü olacak. Malazgirt savaşından beri yaşadığımız sıkıntıların özü bu. Ezanlar bu topraklarda okunmaması gerek. Mesele erdoğan değil, halen ANLAMADINIZMI? Geziden beri yaşadığımız tüm saldırıların özü bu; anadolu yahudilere vaat edilmiş topraklar. Biz asla bu topraklara ayak basmamamız gerekliydi. Ya siyasallaşmış yahudilik yeryüzünden ya da bizler bu topraklardan yok oluncaya kadar bu mücadele devam edecek. Lezbiyenler, mimarlar odası veya chp, pkk ve fetö bunlar birer piyon, asıl düşman bunların arkasındaki güç, yahudiler. Siz piyonlara değil bunları finanse eden, akıl veren organize edenlere odaklanın. Sanmayınki bu piyonlar kendi iradeleri ile hareket ediyor. Sanmayınki günlük ajandalarını, adaylarını ve eylemlerini kendileri belirliyor. Kendilerine ait tek şey kalplerinde size besledikleri nefret. Örneğin; kadın hakları. Konu kadın hakları ise kimse erdoğanın eline su dökemez. Kadını iş hayatına sokmak için, adam neredeyse İslam dinini tekrar yazdıracak. Teşvik paketleri, pozitif ayrımcılık gibi gibi İslama ters ne kadar adım varsa bu adımları attı, kadını aile hayatından alıp iş hayatın içine soktu. İslami açıdan, erdoğan bu konuda bir felaket. Kadın kadın diye diye, ülkemizde ev hanımı yani ANNE olmak isteyen bir genç kız bırakmadı. Aile diye birşey bırakmadı. Bizim mahalle yalakalarla dolu olduğu için onu bu konuda uyaran ilahiyatçılarda yok. Yani feministlerin kadın ile ilgili konularda en son eleştireceği kişi erdoğan. Konu kadınsa, erdoğan gibi bir lideri bunlar başka bir yerde bulamaz. Bunlar eğer kadın hakları altında sokağa dökülüyorsa bilinki mesele erdoğan değil, mesele başka dert başka. Erdoğan, eğer kılıçdaroğlu gibi fetö ile mücadele etmese, dinler arası diyaloğun önünü açsa, suriyede bir kürt devletin oluşumuna karşı çıkmasa, akdenizdeki haklarından feragat etse, kendisine çoktan nobel ödülü verilmişti. Sözcü gazetesi ve odatv onun heykelini çoktan dikmişti. Sorosa bağlı lezbiyenler ve feminist pislikler onu çoktan kutsamıştı. Duymuşsunuzdur, bizim mahalleden bir gurup ezik yeni bir parti kurmak için kolları sıvamış. Bunların eski bir danışmanıda bir tweet ile o heyecanı aktarmaya çalışıyor; "toplumu kutuplaştıran, her türlü değeri kısa vadeli öncelikler için istismar etmekten çekinmeyen bir nobranlığa karşı; herkesin hukukunu koruyan, herkesin acısına duyarlı bir bilinç yeşeriyor. Bizi bu bilinç kurtarır." Bunları böyle okuyunca bu insanlar gerçekmi diye düşünüyoruz. Bunlar hangi dünyada hangi ülkede yaşıyor? Kulağa hoş gelen cümleler ile insanları kandırıyorlar, kendilerini kandırıyorlar. Bakınız; bu topraklar üzerinde birilerin hesabı var ve bunlar o istediklerini elde edinceye kadar rahat durmayacak. Siz, hesabı olanlara laf atmanız gerekirken saldıra altında olana laf çakıyorsunuz. Nankörler. Saldıran erdoğan değilki, erdoğan kutuplaşmaya sebep olsun. Aksine, bu pislikler ile iyi geçinmek için erdoğan her türlü ihanete ve hakarete göz yumuyor. Yapmadığı tek şey, devleti satmıyor. Bu da karşı tarafı çıldırtmak için yetiyor. Davutoğlu veya abdullah gül gelecek ve herkesle iyi geçinecek diyorsanız, o zaman geçmiş olsun ülkemize. Siz bu saldırıların erdoğanın şahsıyla ilgili olduğunumu sanıyorsunuz? Salaklar. Gezi platformun taleplerini ne kadar hızlı unuttunuz. Davutoğlu ve abdullah gül gelseydi, demek sizler toplumsal barış adına üçüncü havalimanından, nüklear santrallerden, üçüncü boğaz köprüsünden vs vs vs vazgeçecektiniz. Onlar çünkü istediklerini elde edinceye kadar yakmak ve yıkmaktan, size saldırmaktan vazgeçmeyecekti. Toplumsal barış için varsayalımki bunları kabul ettiniz, bunların talepleri bunlarla sınırlı kalacağınımı sanıyorsunuz; akdenizde doğal gaz arama, uzay ajansı kurma, suriye müdahale etme, kandile girme, s-400 alma, kendi siha'nı üretme, kendi arabanı üretme gibi talepler hiç bitmeyecekti. Size bu ülkede bir taş üzerine bir taş koydurtmayacaklardı. Sonunda anahtar teslim devleti teslim edecektiniz. Gezizekalılar. Sıkıntı erdoğan değilki, o gittiğinde ülkemize huzur gelsin. Sanki davutoğlu ve gül gelince, batı dünyası türkiye'yi parçalama planlarından vazgeçecek. Salaklar. Siz gelirseniz planları hiçbir aksamaya uğramadan gerçekleşecek. Değerli dostlar; bu film size bir yerden tanıdık geldimi? Aynen, biz bunların aynısını yüz yıl önceside yaşamıştık. Yüzyıl önceside padişahımıza bu ithamlarda bulunuyorlardı. Ülkeyi kutuplaştırıyor diyorlardı. Sonunda padişahımızı tahttan indirdiler. Ne oldu sonrası? Huzur, barış ve kalkınma vaat eden ittihati terakki ne getirdi? 2.5 milyon metrekare olan topraklarımız bir kaç yıl içinde 780 bin metrekareye düşüverdi. Adamlar hep aynı oyunu oynuyor, tuzak hep aynı, akıllanmanız için daha kaç defa darbe yemeniz gerek? Anlayacağınız, mesele erdoğan değil mesele bağımsızlığımız. O yüzden erdoğana değil, bağımsızlığınıza odaklanın.

Aman dikkat; şeytan, olayları şahsileştirir. Kişiye olan pati veya antipatinizle kararlar vermenizi sağlar. Bu tuzağa düşmeyin. Kişilere değil, olayın özüne odaklanın. Ya bağımsız olacağız, yüz yıl öncesi yarıda kalan kurtuluş savaşın final mücadelesini vereceğiz, ya da bu topraklardan yok olup gideceğiz. Bir tarafta avrupa, kandil, abd, lezbiyenler, ataistler, fetö, chp/ ip/ hdp ve saadet; diğer tarafta ak parti ve mhp. Ortaya oynamayın. Herşey apaçık ortada. Söze gerek kaldımı? Ben bilmiyordum görmedim duymadım deme şansınız yok, herşey aleni ortada. Tarafınızı belirleyin. Bu topraklar daha fazla bu aşağılanmayı bu ihanetleri ve hakaretleri kaldıramaz. Ya onlar ya da biz, birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Bir chpli kalkıyor ppk'dan oy istiyor diğeri kalkıyor ezanla dalga geçiyor,
bombalı saldırı faili bir teröristte başka
bir yerde aday gösteriliyor ve bunlarıda artık gizli saklı yapmaya ihtiyaç duymuyorlar. Halen görmüyorsanız, o zaman sizde helaklıksınız. Şu hale bakarmısınız; yaşam tarzımıza müdahale ediliyor diye sokağa çıkıyorlar, sokağa çıktıklarında yaptıkları ilk iş başkaların yaşam tarzına saldırmak (ezan). Bunun İslamda adı nedir; deccaliyet. Kötüyü iyi, iyiyide kötü göstermeye deccaliyet denir. Bunlar kötü, ama laflarına baktığınızda kadın haklarından bahsederler özgürlükten ve insanlıktan bahsederler. Söyledikleri kulağınıza hoş gelir. Evrensel ve herkesin kabul edebileceği cümleleri kullanırlar. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde sadece kötülük görürsünüz. Kadın haklarından bahsederler başörtülü kadınlara saldırırlar. Özgürlük derler, çarşaf giyeni arabistana kovmaya kalkarlar. bunların yaşantıları ve giyim tarzlarına baktığınızda hoşunuza gider, konuştuklarında güzel konuşurlar, iç dünyalarını görebilseydiniz ama sadece karanlık ve pislik görürdünüz. O gece yaşananlar bunların ilk vukuatı değil. Örneğin; 15 temmuz geceside bunlar sela okuyanlara saldırdılar. Ne oldu saldıranlara? Mahkeme salıverdi. Bunların yüz yıllık tarihi ezana ve İslama, müslümanlara saldırı ve hakaretler ile dolu. Bunlara dokunan da yok. İçleri pislik dolu, kendilerini dinlediğinizde ama size insanlık dersi verirler. İşte bunlar birer deccal. Özü ve niyeti kötü olup, kamera (tek göz) önünde iyi görünene deccal denilir. Ahir zamanda beklenen deccal bir şahıs değil, bu lezbiyenleri örgütleyen fetöyü kuran, natoyu işleten bir üst akıl var ya, doların üzerindeki tek göz sembolü var ya, "demokrasi" deyip dünyayı ateşe veren batı dünyası var ya işte bu örgütlenmenin adı deccaldır. Sizlere deccalın bir şahis olduğuna inandırttılar. Bu doğru değil. Deccal, dünya hakimiyeti peşinde koşan üst akla verilen İslami addır. Siz bir şahıs beklerken deccal "demokrasi" altında çoktan malı götürüyor. Örneğin; bu üst akla bağlı örgüt temsilcileri veya politikacılar kameraların önüne çıktığında demokrasi ve özgürlükten bahseder, kalkınma ve insan haklarından bahseder ama eylemlerine baktığınızda sadece zulüm ve kötülük görürsünüz. İyi olanlarada ne yaparlar; mursi gibilerine terörist derler, erdoğan gibilerinede hırsız. Deccal dediğimiz bu örgütlenme kendisini iyi gibi gösterir, iyi olanıda kötü. Bu tuzağa düşmemek içinde cümlelere kanmayın, kişilerin eylemlerine bakın. Ezanı ıslıklayan o pisliklerin arasında bulunan başörtülü saadetli, fetölü "ablalara"da diyeceğimiz; bu büyük günaha ortak olmak size müstehak. Sizler, "Bir kadının yoksa parası, A......dır Kumbarası", "Sabahlara kadar içsek, A...... Soğumaz", "Namusumu kirletmeden Duramam" pankartların içeriği ile damgalandınız. Allah nezdinde sizler artık birer O......sunuz. Geçmiş olsun size. İblis, adem as nefreti yüzünden şeytan oldu. Bunlarda erdoğan nefreti yüzünden birer o...... birer deccal oldu. Allah bunları eşcinsellerin, ezandan ve Allahtan nefret edenlerin ortasına attı, pkk'lılar ile ortaklığa itti, yüz yıldır bu topraklara zulüm edenler ile işbirliğine itti, namus kavramı olmayanlar ile birlikte sokağa itti ve halen içine atıldıkları cehennem çukuruğun farkında değiller. Neden? Kin ve nefret. Davalarını şahsileştirdiler. Birşeyi şahsileştirdiğiniz anda şeytanın tuzağına düşersiniz. Geçmiş olsun.

Ezanı ıslıklayanlarada tavsiyemiz; sıkıysa bunu avrupada yapın. Çanlar çalmaya başladığında biz çanmı dinlemek zorundayız deyin ve bunu ıslıklarla protesto edin. Edinde görelim bakalım ne yapıyorlar size. Yahut, hristiyanlığın ve yahudiliğin çıkış noktasıda orta doğu, onlarda bir arabın (peygamberimiz sav- atası ismail as) kuzenlerine inanıyor (isa as ve musa as- ataları ishak as), hadi sıkıyorsa avrupalı bir hristiyana veya yahudiye alın peygamberlerinizi ve nereden geldiyseniz oraya gidin, deyin. Var ya, siz sabah akşam şükredin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, o gittiğinde de sizle hesaplaşırız. Az kaldı. O zaman size diktatörlük neymiş gösteririz. Siz harbi sopalıksınız. Kendi ülkemizde aşağılanıyoruz. Kendi ülkemizde, bir azınlık istediği gibi manevi değerlerimize saldırabiliyor, hakaretler yağdırabiliyor ve bunlara dokunan yok. Nerede görülmüş böyle birşey. Ne hale geldik?

Gelelim asıl konumuza; onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara!

Onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, kurduğun gıda kartelleri üzerinden herşeyi pahalaştır, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bu boyutta bir kontrolü nasıl elde edebildiler? Çok basit, örgüt olarak bir merkezden hareket ederek bunları başarıyorlar. Siz bireyler olarak hayatınızı yaşıyorsunuz, onlar karınca gibi sürü halinde yaşıyorlar. Bir merkezden aynı hedef doğrultusunda hareket edenlerde, bireyler olarak hareket eden ve yaşam sürdürenlere her zaman üstün gelir. Bazı salaklar bu market zincirlerin erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Ette halen bu milleti kazıklamaya devam ediyor. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı veya halen önlem alamıyor? Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya halen edilemiyor? Bu eleştirileride oy vermediğiniz partiye değil, oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun ve oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın. Siz bunlardan sorumlusunuz bunlarla mahşer günü haşrolunacaksınız.

Serbest piyasa kavramı;
bugünlerde "serbest" piyasa kavramı çok popüler oldu. Bu kavram bizim mahalleyede yutturulmuş. Bizim mahallede bu kavramı sık kullanır ve savunur halde. Bu kavramada bir açıklık getirmek bir zorunluluk oldu. Bakınız; şeytanın yeryüzüne yaydığı en büyük yalan var olmadığını insana inandırtmak. Birileride bizim tarafa piyasanın serbest olduğuna inandırtmış. Bizim taraf zaten herşeye inanmaya çok müsait. Ne kadar korkak, ezik ve yalaka tipler varsa hepsi bizim mahallede toplanmış ve bizim mahalleye önderlik ediyor. Bu kadar ezik tipler tarafından yönetilincede, karşı taraf karşısında sürekli aciz, yenik, haksız ve yetersiz görünmemiz bizleri şaşırtmıyor. İktidar biziz, biz karşı tarafa sopa atmamız gerekirken, her gün sopa yiyen taraf biz oluyoruz. Biz iktidarız ama, iktidardaymış gibi özgüven içinde hareket eden onlar. Bizim taraf, her yere maydonoz olursam beni sürgün ederler anlayışına sahip memur tiplerinden, yalaka ve ezik tiplerden ibaret. Örneğin; adalet bakanına bir bakın. Eziklik, yetersizlik ve korkaklık her yerinden akıyor. Böyle birisinin başında olduğu bir yargı caimasından ne beklersiniz; her türlü ihaneti her türlü korkaklığı. Birde içişleri bakanına bakın. Süleyman soylu. Her yerinden cesaret ve asalet akıyor. Bu da onun altında olan emniyete ve jandarmaya seriyat ediyor. Babalar gibi mücadele ediyorlar. Gelelim serbest piyasa kavramına; doğa asla boşluğu kabul etmez. Bu, bir fizik prensibidir. Bir yerde bir boşluk varsa birisi gelir ve onu doldurur. Doğada hiçbirşey kendi haline bırakılmaz. En basiti, o şeyi kuran akıl orasını kontrol eder. Bir şey eğer bir gücü temsil ediyorsa bilinki orası onu kuran akıl tarafından işletilir ya da o güce tapan, daha üstün bir aklın işgaline uğrar. Serbest ve bağımsız diye birşey yok. Birileri eğer serbest piyasadan bahsediyorsa bilinki onlar orasını çoktan kontrol ediyor. Anladınız. Serbest piyasa veya bağımsız yargı/ sanat/ merkez bankası diye birşey yok. Bu tür kavramları kullananlar kendi hakimiyet alanlarını gizlemek için bu terimleri kullanır. Kendilerin kontrol ettiği bir alanda, bu kontrolü kamufle etmek için kullanır. Mesela, siz gerçektende merkez bankasının bağımsız olduğunamı inanıyorsunuz? Koskocaman ekonomistler çıkıp merkez bankasının bağımsızlığından bahsediyor. Salaklar. Milletin aklıyla dalga geçiyorlar. Bir ülkenin para politikasını, faizini, ekonomisini belirleyen, parasını basan bir kurum, orada çalışan memurların kendi insiyatifinde olacak, öylemi? Salaklar. Yok, öyle birşey. Bağımsız değilse, kime bağımlı? Kim kurduysa, ilk kurulduğu yıllarda kim paramızı bastıysa oraya bağlı. Merkez bankası başkanların görev süresi bittikten sonra, kim onları işe alıyorsa oraya bağlı. Siz kendinize bağlamaya çalışın, en çok ses kimden çıkıyorsa bilinki merkez bankanız oraya bağlı (londra). Anadolu olarak siz bir yere el atmaya çalıştığınızda, eğer birileri serbest ve bağımsız gibi kavramlar ile buna engel olmak istiyorsa, bilinki onlar oraya çoktan çöreklendi. Sizin müdahalenizi engellemek içinde bağımsız kavramını kullanıyor, anladınız. Biz buraya ilk geldik, burası bize ait derlerse o makamın evrenselliğine gölge düşürürler, kendilerini ifşa ederler. O yüzden bağımsız kavramına sarılıyorlar. Örneğin; dolar, swift sistemi, dünya altın ticareti, imf ve merkez bankaları, petrol ticareti, dünya ticaret örgütü, dünyanın en büyük 50 şirketi gibi ekonominin en temel taşların hepsi bir zihniyet tarafından kontrol ediliyorsa, bu sistem nasıl "serbest" ve "bağımsız" 
oluyor? Adamlar istedikleri gibi kurlar ve faizler ile oynuyor, istedikleri zaman gıdayı pahalaştırıyor, ülkelere ambargo ve yaptırımlar uyguluyor, sonrada insanın aklıyla dalga geçercesine piyasanın serbest olduğunu anlatıyorsunuz. Yazık. Bu kadar aptallık olmaz. Bu kafayla biz daha çok kazık yeriz.

Aramızdaki nankörler;
şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler.
Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Dilencilerin, çalışanlardan daha varlıklı olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Varmı bunun dünyada başka bir örneği? Bir de kalkıp battık diyorsunuz, nankörler.
Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı. Kendi kulübüne gelince, negatif söylem geliştirenleri kulüpten uzaklaştır, herkesin yapıcı söylem geliştirmesini iste, konu ama devlet olunca olumsuz söylem geliştirenlerin öncüsü ol, piyasa kötü batıyoruz de. Hainler. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Bir memur 4000tl maaş alıyor, halen mırıldanıyor. Nankör. 4000 TL ve bu size yetmiyormu? Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün. Nankörler. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler.

Emeklilikte yaşa takılan hainler;
40 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Ancak haram haramda ısrar eder. Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 40 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Utanmadan birde suriyelilere harcanan parayı örnek veriyorlar. Karnı geniş tipler sizi. Bir milletin verdiği zekata göz dikecek kadar aşağılık herifler sizi.

Devlet memuru olmak için üniversiteye giden ufku dar olanlara;
Ufka bakın; memur olmak için okuyorlar. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Asıl hayat ve çalışma, iş hayatına atıldıkları gün başlaması gerekirken, bunlar memurluğa adım attıklarında zor günlerin geride kaldığı, rahat etme dönemine girdiklerine inanıyor. Onlar için çalışma hayatı üniversiteye girdiklerinde başlıyor, memur olduklarında da bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Günlerini boş geçirerek maaş alıyorlar. Memur olamadıkları zamanda devleti kötülüyorlar. Nankörler. Sanki devletin görevi onlara iş vermek. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Yandaş ve havuz medya diye bağıran devletisiz tiplere;
taktik hep aynı, kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Devletsiz tipler sizi. Siz devletinin yanında durmaktan ne anlarsınız. Soyunuzda devlet kurmak yokki, devletin ne olduğunu bilesiniz. Tarihi devlet kurmakla dolu milletler ancak, devletin ne olduğunu, külliyenin ne olduğunu bilir ve devletinin arkasında durur. Soyu sapı belli olmayan tipler, sizi. Siz kimsiniz, devlet kim. Her yüz yıl bir yerlerden kovulan aşağılık tipler sizi. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Siz sabah akşam dua edin, erdoğan başta kalsın. Salaklar. Birde erdoğan gitsin diye sabah akşam tuzak kuruyorlar. Salaklar. Gezizekalılar. Erdoğan gittiğinde gelecek olanın sizin hayrınıza çıkacağını nereden biliyorsunuz? Siz tuzak kuruyorsunuz, Allah boşmu duruyor sanıyorsunuz? Salaklar. Birde erdoğandan nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, bizde anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl bir iş bu, bizde anlamadık. Böylesine ezik bir adalet bakanın olduğu yerde, şaşırdıkmı; hayır. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar ise takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl bir iş bu? Bunlar bizleri idam etti, hapihanelerde her türlü işkenceyi yaptı, uyduruk iddianameler ile bizleri yıllarca zindanlara mahkum etti, biz ise bunları salıveriyoruz. Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Gelenler gidenleri aratırmış, bunu unutmayın. Her yeni gelen sizin lehinize çıkacak değil ya!

Devletini ve milletini satmayan birinin arkasında bu millet durur;
Bu milletin erdoğana teveccühü nereden geliyor, gezizekalılar onun sırrınıda size verelim; devleti satmıyor, millete ihanet etmiyor ve milletin manevi değerlerine saygı gösteriyor. Bunuda yapmaçıktan değil, samimi duygularla yapıyor. Bu topraklarda iktidar olmanın sırrı bu. İktidarmı olmak istiyorsunuz, formülü çok basit; millete ihanet etmeyin, vatanı satmayın ve bu toprakların manevi değerlerine saygı gösterin. Siz ama satmadan ihanet etmeden, milletin manevi değerlerini aşağılamadan yapamayacağınız için, siz gezizekalıların bu topraklarda iktidar olma şansı sıfır. Bu toprakları satmak bu millete ihanet etmek için, resmen birbirinizle yarış içindesiniz. Siz gerçekten helaklık bir topluluksunuz. Bu millet, vatanı ve milletini satmayan, milletin değerleri ile dalga geçmeyen, batıya karşı dik duran birine o kadar hasret kalmışki hatalarına ve kapasitesine bile bakmıyor. Birde samimiyeti görüyorsa ölümüne o siyasetçinin arkasında duruyor. Siz ile bu millet arasındaki fark, siz gezizekalılar siz erdoğanın hatalarına odaklanıyorsunuz. Siz detaylarla uğraşıyorsunuz. Bu millet ise hatalara değil büyük fotoğrafa bakıyor. Hatasız bir kul olmaz diyor, kişinin samimiyetine, vatan ve millete olan sadakatına bakıyor. Örneğin; erbakan 28 şubatta dik duramadığı için bu millet ona sırtını döndü ve erdoğanı iktidara getirdi. Kişinin oyu namustur, erbakan milletin kendisine emanet ettiği o namusa sahip çıkamadığı için bu millet ona sırtını döndü. Bugün erdoğan bu millete ihanet ederse, bu millet erdoğanada sırtını döner. Anap ve refaha sırtını dönen bu millet, ak partiyemi acıyacak? Bu millet 20 yılda bir, bir partiyi devirdi. Bu millet ak partiyemi acıyacak. Siz ise 80 yıldır mal gibi aynı partiye oy verip duruyorsunuz. O hırsızlık ve yolsuzluk iftiraların bedelide size çok ağır olacak, bizden söylemesi. Masum insanlara çok ama çok büyük bir iftira attınız. İslam dini yalanı ispatlanmışların şahitliğini kabul etmeyin, sözlerine inanmayın der (Nur Süresi; 4). Yolsuzluk iftiralarını ortaya atanlar fetöcü hakim ve savcılardı, yani sahte deliller ve kumpaslarla balyoz, ergenekon, askeri casusluk gibi davalarda analarınızı ağlatanlar bu iddiaları ortaya attı. Kendiniz olunca bu hakim ve savcılar kumpascı oluyor, hedefte erdoğan olunca demokrasi kahramanları öylemi? Gerçekten helaklık bir topluluksunuz. Sabah akşam hırsız ve yolsuz diye bağırıyorsunuz, sanki bundan hesaba çekilmeyeceksiniz (Nur Süresi; 11-17).

Gıda kartelin varlığı apaçık ortaya çıktı;
gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Yerli olanda korkak olduğu, ezik olduğu için, memurluk zihniyeti ile çalıştığı yani her yere maydonoz olmayayım, sürgün edilirim gibisine menfii kaygılar ile hareket ettiği için hiçbir halt olmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası.
Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Çok fena sobelendiler. Şimdi de oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olduğunu ve fiyatları birlikte belirlediğini gizlemeye çalışıyorlar. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediğini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı.

Arif ile "alimler" arasındaki fark;
kendilerini alim ve aydın zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halinde. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. Arif ile güya aydın ve alim arasındaki farkı anladınızmı? "Aydın ve alim" olan, Arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Senin bu asil duruşun herşeye yetiyor. Senin irfanına ferasetine hayranım. K
endini aydın ve alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine senin başına kaldı. Gazi mustafa dün sana sığınmış, kurtuluş mücadelesini senin (anadolu) omuzundan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek sana nasip olacak. Kılıcın keskin yolun açık, yardımcın Allah olsun.

Suriyeli kardeşlerimize laf çakan nankörlere;
bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Kendileri birer kaçak, bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Biz anadolu, topraklarımızı terk etmedik, can pahasına savaştık. Siz niye savaşmadınız, neden kaçtınız? Birde utanmadan suriyelilere laf atıyorlar. Yüzsüzler. Her birinin atası bir savaş kaçağı, başkalarına laf atıyorlar. Utanmazlar. Savaştan kaçan birinin dramını en iyi onlar anlaması gerekirken, geri gönderin diye haykırıyorlar. Kendilerine kucak açıldı, kendileri ise kovuyor. Kendilerine merhamet gösterildi kendileri ise zulmediyor. Hain Nankörler. Örneğin; dağ 2 filmi. Orada rol alan gezici bir ablamız, kendisini kurtarmaya gelen devlete ve askere saydırıyor, yerel halkıda buradan çıkarın burada katledilecek diye feryat ediyor, yani güya bizim askere ve devlete insanlık dersi veriyor. Realite ne? Gerçek hayatta devlet kurtarıyor, bunlar ise buna karşı geliyor. Kurtarılanlarıda katliam bölgelerine geri göndermeye çalışıyor. Kendi dünyalarında bunlar insan, bizde hayvanız. Gerçek dünyada ise bunlar birer hayvan. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir bölgeden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Şuayp, lut, salih ve hud peygamberlerde inananlarla birlikte zulümden zalimlerden kaçanlar arasında. İnsanlık ve İslam tarihi zulümden kaçan peygamber ve müslümanlarla dolu. Siz ise, bu tarihi reddedercesine zulümden kaçanlara laf atıyorsunuz. Sizi uyarıyoruz, cahillerden olmayın. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz nasıl bu tuzağa düşersiniz? Siz müslümansınız, siz nasıl olurda ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile aynı safta yer alırsınız? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. 1500 yıl öncesinin mekkesinde müslümanlar zulüm görürken kahkaha atıyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Yazıklar olsun size. Müslüman Müslümanın kardeşidir. NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Örneğin; 3 milyon türk almanyada yaşıyor. Hoşuna gidermi sizin, bir kaç türkün yaptığı pisliğin tüm türklere mal edilmesi? Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar, bizim tarafıda gazlıyorlar. Nankörler. Anadolu bunlara kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Utanmadan birde gazi mustafayı kullanıyorlar. Hainler.

Kim kimi denize dökmüş, kim gazinin askeri;
Gazi mustafa size değil, anadoluya komutanlık etti, gezizekalılar. Siz bugün olduğu gibi geçen yüz yılda düşmanı alkışlarla karşıladınız. Siz ne geçen yüz yıl gazinin askerleriydiniz ne de bugün gazinin askerlerisiniz. Sloganlarla milliyetçilik taslayan korkaklar, sizi. Bir tank gördüğünde eve saklanan, atm kuyruklarına giren KORKAKLAR, sizi. Sizden bir halt olmayacağı yüz yıl öncesi belliydi. O yüzden gazi mustafa size değil, bize sığındı BİZE. Korkaklar sizi. Düşmanı denize döken siz değil biz anadoluyuz, BİZİZ. Siz, chp'ye oy veren o sahil illerimiz siz, siz işgal altındayken gazi mustafa anadoluya sığındı ve anadolu insanından yardım talep etti. Nankörler. Denize döken biziz, yunanın elinden sizi kurtaran biziz, BİZ. Bir de gelmişsiniz bizi denize dökmekle tehdit ediyorsunuz. Siz kim denize dökmek kim. Biz anadolu topraklarına savaşarak geldik, feth ede ede geldik. Siz ise kaça kaça geldiniz. Kalkmışsınız birde bizi denize dökmekle tehdit ediyorsunuz. Savaştan kaçan korkaklar sizi. Siz kim denize dökmek kim. 500 yıl önce kaçtınız, 300 yıl önce kaçtınız, 100 yıl önce yine kaçtınız. Vatansızlar sizi. Siz kim devlet ve vatan aşkı kim. Bizde şehit verdik hocam; verdiyseniz şehitleriniz kadar sesiniz çıksın. Şehitlerin yüzde 1, 5' lik payınız ile yüzde 99' luk paya sahip anadoluya ayar çekmeye kalkışmayın. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Ne hale geldik. Biz 21 yüzyılda yaşıyor uzaya gitmeye çalışıyoruz, onlar halen 1923de takılı kalmış. Gerici ama biz, çağdaşta onlar oluyor. Yerim sizin çağdaşlığınızı. Teşekkürler erdoğan.

Erdoğana kurulan tuzak;
erdoğan bunları şımarta şımarta, bunlar devlete ihanet etmeyi, millete hakaret etmeyi, hatta erdoğanı ipte sallandırmayı açık açık yapar ve söyler hale geldiler. Nasıl bu hale düştük? Basit bir algı operasyonu ile. Bunlar sabah akşam diktatör kelimesini tekrarladı, erdoğanda bu algıyı yıkmak, böyle bir şeyin olmadığını göstermek için her türlü ihanet ve şımarıklığa göz yumdu. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Erdoğan bunu yutmaması gerekiyordu. Yuttuda, bunlara yaranabildimi? Hayır. Her türlü ihanete şımarıklığa göz yumdu, yine de onların gözünde diktatör. Halbuki, yapması gerekenleri yapsaydı chp ve hdp tabanı bile erdoğana teşekkür ederdi. Biz bunlardan kurtulamadık, sen kurtardın derlerdi.

Şükretsinler erdoğan var;
Erdoğanın şöyle bir huyu var, erdoğan herkesle iyi geçinmek herkes kendisini sevsin istiyor. Yok böyle bir dünya. Trump senin dostun değil, putin senin dostun değil. Uluslararası ilişkilerde yok böyle birşey. Erdoğanın bu yumuşak huyuda maalesef günümüzün şartlarına uygun değil. Biz barış dönemi yaşamıyoruz, biz savaş dönemindeyiz. Savaş döneminde de böylesine bir huy, olaylara sürekli geç müdahale etmenize sebep olur. İyi geçineyim, dost olayım derken hep kandırılır hep kazık yersin. Erdoğan, batı veya muhalefet ile iyi geçinme çabalarını bırakıp yapması gerekenleri yapmalı. Örneğin; amerika ile sıcak bir çatışmaya gireceğimiz çok açık. Geçmiş ticaretlerimizden dolayı bizleri yargılıyorlar (halkbank), ambargo uyguluyorlar, ekonomini mahvederiz tehdidini açık açık savuruyorlar sende kalkıyorsun bunlarla ticaret hacmini artırmaya çalışıyorsun; hangi danışmanın aklından çıktı bu fikir? İşte, günümüzün şartları bu yumuşak huyluğu kaldırmaz. Elde ettiği büyük kazanımlarıda gözünü kararttığı günler elde etti; el bab ve afrin. Elbette belirli dengeler korunması gerek, elbette herşeyi bir anda kesip atamazsın, ancak sıcak bir çatışmaya gireceğin bir ülkeylede kalkıp ticareti artırmaya kalkışmassın. Var olan ilişkileri askıya alır, oyalama taktiğine girersin. Günümüz yumuşak huylulara değil, şahinlere muhtaç. Erdoğan bir şahin değil, bunu bilesiniz. Batının saldırılarına karşı boyun eğmemek, dik durmak şahin olmak değildir. Şahin olmak 15 temmuz sonrası idam cezasını getirmek, ab ile müzakereleri durdurmak, geçici olarak incirliği kapatmaktır. Erdoğan şahin birisi değil. Nokta. Erdoğan yumuşak huylu, herkesle iyi geçinmek isteyen birisi. O yüzden bunlar sabah akşam şükretsin erdoğan gibi bir lider bu ülkeyi yönetiyor. Bilsinlerki, erdoğanın tabanı erdoğan gibi layt tiplerden ibaret değil. Bilsinlerki erdoğanın tabanı kelle istiyor kelle. Bu kelleleride erdoğan bize vermiyor. O yüzdende erdoğanın günleri sayılı. Örgütlenen tek siz değilsiniz ya. Erdoğanın başta kalması için s
abah akşam dua edin. Bu hainliklerinize başka kimse göz yummaz. Erdoğan gittiği gün, kelleler düşmeye başlar. Salaklar. Erdoğanı devirmek için tuzak üzerine tuzak kuruyorlar. Bilmiyorlarki erdoğan gittiğinde kendi sonları gelecek. O yüzden, ne yapın edin erdoğanı başta tutun. Başka kim size bu özgürlükleri verir? Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor. Bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor.

Algı nedir?
Yalanlar ile var olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, yalanlar ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyor, gerçek dünyanında o olduğuna inandırtıyorsunuz. Örneğin; sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli yalanları tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Örneğin; suriyelilere bedava üniversite, suriyelilere bedava maaş, suriyeliler türk vatandaşlığına geçiyor, suriyeliler ülkede kalacak vs vs. Örneğin; anketlerde şu kadar öndeyiz, bu sefer kesin kazanacağız vs. Gerçek ne? Adam yenmişte yenmiş, her seçimde bir değil otuz puan fark atmış. Kendilerine sunulan o yalan dünyada ama hep onlar önde. Acı gerçekle yüzleştikleri zamanda şizofreni boyutuna geçiyorlar, oylar çalındı, hırsızlar gibi söylemlere sarılıyorlar. Yani daha fazla yalan daha fazla iftiraya sürükleniyorlar. Allah bunları günah bataklığı içine sokmuş, çırpındıkça daha çok batıyorlar. Diyorsun; madem ak parti oy çalmakta maharetli, neden izmir ve eskişehir, diyarbakarda çalamıyor? Yanıt yok. Kişi ne ise karşısında da onu görürmüş. Kendileride söylediklerinin saçma olduğunu biliyor ama, kendi medyası ve yöneticileri tarafından kandırıldığını kabullenmektense, karşı tarafa saldırmak nefse daha kolay geliyor. Ne kadar acınacak bir haldeler. Yalanlar üzerinden muhalefete bir türkiye geleceği ve ortamı çizilmiş, bunlarda bunu her gün yutuyor. Bir depresyon hastası gibi, gerçek dünyaya uyanmamak için her gün o yalan hapını yutuyorlar. Ne zavallılar. Her bir yalan, oluşturulan o yeni dünyanın bir tuğlası. O inşa süreci tamamlanıncaya kadarda bu insanlar gerçeklerden uzak tutulmamalı. Nasıl? Yandaş ve havuz gibi kavramlar ile kendilerinden olmayan medya guruplarını şeytanlaştırarak. Yalan bir dünya inşa etmek kolay değil. Bunun için, o kişinin tek bilgi kaynağı siz olmalısınız. İnsanlar gerçekleri öğrenirse, inşa ettiğiniz o yalan tuğlaları teker teker yıkılır. Kurulan o sanal dünya yıkılır. O yüzden ne pahasına olursa olsun, bu insanları diğer medya guruplarından uzak tutmanız gerek. Örneğin; deaş elemanları küçük yaşta alınır ve kamplarda eğitilir. Bu kamplarda da dış dünya ile her türlü iletişim yasaklanır. Neden? Kendilerine anlatılanların gerçek olmadığını öğrenirlerse, o beyin yıkama süreci aksamaya uğrar. Dikkat ederseniz, hiçbir kitle bunlar kadar bir medyaya veya gezeteye bağımlı değil. Kutsadıkları bir iki medya gurubu var (odatv, sözcü, cumhuriyet, karar gazetesi ve t24), onların dışında herkes kötü herkes şeytan. Bir kişinin ufku, bilgi hazinesi bu kadar dar olduğu zamanda onu kontrol etmek kolay oluyor. Sözcü tayfası böylesine rahat kontrol edilen, kendisiyle top gibi oynanan bir tayfa. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık bir medyanın okurlarından, fazla birşey beklemekte hata olurdu zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet.

Deccaliyet budur;
iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız.
Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete; barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah, huzur ve kalkınma mı geldi? Hayır; savaş, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat edip onları ateşe sürüklemeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyen bir zihniyet var yani kötüyü iyi gösterenler var. İşte buna deccaliyet denir. Kötüyü size iyi, iyiyide kötü gösterir. Bakınız; bir gurup insan eğer bir merkezden kontrol ediliyor ve hep birlikte aynı anda aynı şeyi yapıyor (gıda zammı) ve söylüyorsa buna bir isim konulur. O gurubu kontrol eden merkez Allahsa (kur'an-ı kerim) buna "hak" denilir, kontrolün merkezi kötü ise buna "deccal" denilir. Deccal bir şahis değil, bir üst akla konulan isimdir. Bunlar sizleri bir şahsa odaklamışlar, siz o şahsı beklerken var olan deccaliyeti gözden kaçırıyorsunuz. Kötülük her yüz yıl örgütlendi, neden ahir zamanda olana deccal denilir? Ahir zamanda olan kötü, uydu üzerinden tüm dünya' yı gözetliyor ve dinliyor. Geçmişte kötülük yerdeydi, belirli yörelerdeydi, şimdi ise göğe çıktı, gökten bizi izler ve işitir oldu, tek göz üzerinden (TV, cep telefonu, bilgisayar) evlerimizin içine girdi ve yeryüzüne yayıldı, ışık hızı ile iletişime geçer hale geldi. Kötülük ne zaman göğe çıkıp gökten bizi görür ve işitir oldu, bize istediği şeyleri gösterme boyutuna geldi (film, diziler, haberler) işte o zaman "deccal" kelimesini hak eder oldu. Hadislerde deccal bir şahıs olarak gösterilir, bu hadisler hurafe. Deccal bir şahıs değil, dünya hakimiyeti peşinde koşan örgütlenmenin adı. Buna ister illuminati deyin ister başka bir isim. Fetö gibi chp ve ip gibi, pkk, tüsiad gibi bu üst akla hizmet eden herkes deccaldır. İyilik bin yıllardır peygamberler ve kutsal kitaplar üzerinden örgütlendi, kötülükte kendi değerleri üzerinden böylesine bir örgütlnemeye gitti. Ne zaman ama göğü aşıp uzaya adım attılar, işte o zaman deccal kavramını hak eder oldular. Deccal denilen şey; tek göz üzerinden (TV, bilgisayar ve cep telefonu) kötüyü size iyi, iyiyide kötü göstermesidir. Bu tuzağa düşmemeniz içinde sözlere değil eylemlere bakın. Örneğin; sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu. Ülkemiz böylesine bir beka mücadelesi vermişken, şehit ve gazilerimizin ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, kim oldu? Chp' nin başını çektiği çete. Bu çete şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı veriyor, sonrada ne diyor? Vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyor. Sözler vatan diyor, eylemler ise hainlik dolu. Deccaliyet işte bu. Deccalı size bir şahıs olarak göstermek isterler. Bu bir tuzak. Size sağdan gösterip soldan malı götürüyorlar. Bu tuzağa düşmeyin. Doların üstündeki tek göz sembolü var ya, işte bu sembolün altında bir araya gelen masonlar ve bunlarla birlikte dünyayı dezayn eden ve yöneten merkeze deccal denir. Deccal, demokrasi ve özgürlük adı altında dünyayı zulme ve adaletsizliğe, ahlaksızlığa boğan çetenin adıdır. Şahıs değil, bir örgütlenmedir. Bunların tuzağına düşmemek içinde kişinin söylem ve eylem arasındaki çelişkilere odaklanın. Örneğin; erdoğanın bir kaç konuşmasından bir kaç cümleyi cımbızlıyorlar ve niyet okuması yaparak ülkeyi bölecek satacak diyorlar. Söylemin bu olduğunu varsayalım, şimdi birde erdoğanın eylemlerine bakalım; ülkemizin sınırlarına duvar örüyor. Ülkesini bölmek isteyen biri sınırına duvar örermi? Kandil ve afrine harekat yaparmı? Bir harekatta 5000 pkk'lıyı öldürürmü? Şimdi; bir yanda sınıra duvar ören ve sınırdışı operasyonları düzenleyen var, diğer tarafta kandilde ne işimiz var, afrine girmeyelim, pyd bize saldırmaz diyen (chp) var. Hangisi ülkenin bütünlüğünü korumakta samimi sizce? Umarım olayı anlamışsınızıdır. Youtube, twitter deccallerine kanmamak için söze değil, kişinin eylemlerine bakın.


Değerli okurlarımız; safhınızı belirleyin;
bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak;
suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu. Erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin. Nasılmı? ABD, nasıl VW milyar dolar ceza kestiyse sizde bu market zincirlerine kesin. Çok basit. Suç ortada, amerikanın ve fetönün yaptığı gibi suç uydurmanızada gerek yok. Milyar tl cezaları kesin. Bunların bunu ödeyemeyeceği aşikar olduğu içinde kayyum atar, millet adına bu hain nankörlerin mallarına el koyarsınız.



çocuklarımız, gelecek nesillerimiz için neden oruç


İ
nsanın üzerinde iki tür günah bulunur. Birisi kendisinin işlediği günah diğeri ise atalarından gelen günah. Her ikiside şeytanları o günahın işlendiği azaya veya organa musallat eder. Kişi kendi günahları için tövbe etmesi yeter. Samimi bir tövbe o kişiyi o günahlardan ve o günahlar üzerinden bedene musallat olan şeytanlardan arındırır. Atalardan gelen günahları ve şeytanları ise kişi bir tövbe ile üzerinden atamaz. Rabbim dilerse o farklı tabiki. Neden kişi o günahları üzerinden atamaz? Atalardan gelen günahlar bir haram bir kul hakkı yeme sonucu çocuk ve torunlara musallat olur. Kul hakkıda bir tövbe ile halledilecek bir husus değil. Kul hakkından kurtulmak istiyorsanız mağdur ile helalleşmeniz gerek. Ya eğer mağduru ve mağduriyetin boyutunu bilmiyorsanız? O zaman Allaha bir bedel göndereceksiniz, Allahta o bedeli atalarınızın mağdur ettiği kişilere onların çocuk ve torunlarına yönlendirecek.

Atalardan bize ne tür günahlar seriyat eder?
Anne veya babanız veya onların ataları birinin lanet veya beddua, ah veya intizarını kendi üzerlerine çekmiş olabilir. Birine zulmetmiş birine haksızlık etmiş olabilir. Birine söz veripte (Allah dahil) yerine getirmemiş olabilir. Bu tür günahları bir ebeveyn işlediyse bu günahlar nesillere aktarılır.

Üzerinizde böyle bir lanet beddua ah intizar bir haram bir zulüm yükü olduğunu nasıl anlarsınız?
Hayatta sürekli yanlış kararlar veriyor yanlış insanlar ile karşılıyorsanız, ruhsal sıkıntılar yaşıyor, sinirli iseniz veya işleriniz bir türlü rast gitmiyorsa bilinki üzerinizde ataların işlediği bir günah yükü var. Çocuklarınız hiperaktif ve asabi ise, sürekli yaramazlık yapıyor ve söz dinlemiyor,sa yanlış kişiler ile oturup kalkıyor ve sürekli hastalanıyorsa bilinki o yavrucağın üzerinde bir günah yükü var.

Ne yapılmalı?
Oruç kelimesinin geçtiği ayetleri kuranı kerimde incelerseniz, bir hak yeme söz konusu olduğunda Allahu Teala üç çözüm öneriyor, bir; köle azad et, imkanın yoksa iki; fakirleri doyur, imkanın yoksa üç; arka arkaya oruç tut. Biz nedenmi arka arkaya oruç tutuyoruz; Allahın bir emri olduğu için tutuyoruz; nedenmi tutuyoruz; Allahın rızasını kazanmak için tutuyoruz, nedenmi tutuyoruz; temizlenmek günahlardan arınmak için tutuyoruz, nedenmi tutuyoruz; atalarımızın açıklarını kapatıp onların kabirde ve ahiret hayatında huzur bulması için tutuyoruz, nedenmi tutuyoruz; temiz bir nesil için tutuyoruz. Ataların yükünü biz çektik ve çekiyoruz, çocuklarımızın çekmemesi için tutuyoruz. nedenmi tutuyoruz; atalarımızın işlediği günahların cezasını biz çektik ve çekiyoruz artık çekmemek bu yükten kurtulmak için tutuyoruz. Allah ataların işlediği günahların çocuklara ve torunlara seriyat etmesine izin vermiş ancak bizlere yani çocuk ve torunlara buna kayıtsız kalın buna razı olun dememiş. Bir çözüm yolu göstermiş. Bu çözüm yollardan biriside arka arkaya belirli sayıda oruç tutmak. Çözüm yolunu bilip buna kayıtsız kalmayın. Çözümü bilmenize rağmen, yaşadığınız acı ve kederlere, kader değip boyun eğmeyin. Fakirleri doyurun ve arka arkaya oruç tutun.  

Sağlık nedeniyle oruç tutamayan ne yapsın?
Eğer sağlık sebeplerinden dolayı oruç tutamıyorsanız, o zaman fakirleri doyurun. Kaç fakiri doyurmanız gerek? Kur'an-ı Kerimde, 3 gün orucun karşılığı 10 fakiri doyurmak. Eğer 30 gün oruç tutacaksanız bunun karşılığı 100 fakiri doyurmak. "Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz" (Maide Süresi; 89).


Çocuklarınızın üzerinde bir günah yükü olduğunu nerden anlarsınız?

1. Fıtrat yapısı ve tavırlarına bakın

Çocukları Allah tertemiz, iyi huylu yaratır. Üretici Allah olunca, Allahu Teala hiç kusurlu, bozuk bir malı piyasaya sürermi; elbette sürmez. Eğer çocuklarınız asabi, yaramaz, hiperaktif, sinirli gibi tasvip edilmeyen davranışlar sergiliyorsa bilinki çocuğunuzun içinde birden fazla şeytan var. Nasıl virüs kapan bir bilgisayar, istem dışı hareketler sergilemeye başlıyorsa, şeytanın bulaştığı bir çocukta toplumun tasvip etmediği davranışlar sergilemeye başlar. Yani Allahın size emanet ettiği ürüne, virüs bulaştırmışsınız. Bu şeytanlar ya sizin ya atalarınızın işlediği günahlardan o bedene girdi. Kimden olduğunu merak ediyorsanız, çocuğunuzun fiziki yapısı ve karakteri kime çekti ona bakınız. Babaya çekiyorsa, o çocuğun içindeki şeytanlar babadan veya onun atalarından geliyor, anneye çektiyse anneden veya onun atalarından geliyor. Çözüm: 40 gün oruç. Niyet:
"Rabbim, ben ve atalarım kime zulmettiysek kime haksızlık ettiysek kimin malına canına tecavüz ettiysek, kimin lanet ve bedduasını, ah ve intizarını, nazar ve sihrini üzerimize çektiysek bunların benim ve çocuklarımın üzerinden kalkması niyetine, niyet ettim 40 gün oruç tutmaya". Tabiki bu duanın ve o orucun kabul olmasının önşartı, kendinizi büyük günahlardan arındırmış olmanız. Siz masumsanız, siz başkaların günahını çekiyorsanız bu duanız bu orucunuz kabul olunur. Eğer günahkar olan atalarınız değilde sizseniz, o zaman sizin oruç tutmanıza gerek yok. Bu durumda tövbe etmeniz, o günahları tekrar işlememe niyetiyle samimi bir tövbe etmeniz ve 120 fakiri doyurmanız yeterli.

2. Çocuğunuzun başına gelan hastalıklar veya kazalar

Çocuklarınızın üzerinde bir günah yükün var olup olmadığını anlamanın en güzel yollarından biriside çocuğunuza musallat olan hastalıklar ve kazalar. Çocuğunuz hastalıklıysa, kazalar ile yüzleştirildiyse bilinki siz veya atalarınız bir yerde bir yanlış yaptı veya halen yapıyor. Çocuğunuz kıl payı bir kazadan kurtulduysa bilinki siz büyük bir yanlış içindesiniz ve o yoldan dönmeniz için uyarılıyorsunuz. Tesadüf, imtihan ve kader deyip
başınıza gelen olaylardan sıyırmaya, suçu başkalarına atmaya çalışmayın. Yaşadığınız herşey işlediğiniz iyi ve kötülüklerin sonucudur. İyilikler ve kötülükler klavyenin tuşları, kaderinizde bilgisayarın kendisi. Hangi tuşa basarsanız bilgisayarda yani kaderinizde karşınıza o çıkar. Sürekli "M" tuşuna basıp bilgisayar ekranında "N" çıkmasını beklemeyin. 

3. Tikler ve korkular

Çocuğunuz tırnak veya toprak yeme gibi alışkanlık sergiliyorsa ve belirli şeylerden korkuyorsa bilinki içinde şeytanlar var. Çözüm: çocuğunuz hangi ebeveyne çektiyse onun oruç tutması. Üstte yazdığımız şekilde niyetlensin.
Not: eğer ebeveynlerin biri aktif günah içinde ise, örneğin haram yemek, örneğin fetö gibi gizli saklı işler ile meşgul olmak, örneğin haksız yere başkaların arkasından konuşmak, iftira ve yalan atmak. Bu durumda o ebeveyn ilk önce tövbe etmesi gerekir. Böyle bir durumda oruç çocuğunuzu kurtarmaz. Çocuğunuzun ne zaman o alışkanlığa başladığına bakınız, bilinki siz o dönemde bir günah işlediniz. Ebeveynler otursun ve kimin o dönem ne yaptığını araştırsın.

4. Çocuklarınızın hayatlarında verdikleri kararlar
ve karşılarına çıktığı insanlar

Çocuğunuz ataların günahını çekiyormu, bunu anlamanın en güzel yollarından biriside çocuğunuzun hayatında verdiği kararlar
ve karşısına çıkan insanlar. Eğer çocuğunuz sürekli yanlış kararlar veriyor sürekli yanlış kişiler karşısına çıkıyorsa, bilinki çocuğunuz sizin veya atalarınızın işlediği bir günahın cezasını çekiyor. İşlediğiniz günahlar sonrası çocuklarınızın üzerine sadece şeytanlar inmez, üzerinize çektiğiniz beddua ve lanet, ah ve intizar gibi canlı olmayan negatif enerjilerde çocuklarınızın üzerine iner. Canlı ve cansız enerji arasındaki farkı nasıl anlarsınız? Canlı enerji size vesvese verir ve sizde hastalıklara sebep olur. Lanet ve beddua gibi cansız enerjiler ise sizi farklı yoldan etkiler. Bu tür cansız enerji boyutları sizleri büyüler. Cansız ve canlı enerji arasındaki fark; birisi hür iradenize dokunmaz diğeri ise dokunur. Bir kişinin büyülendiğini yani bir ah, intizar veya laneti yaşadığını nerden anlarsınız? O kişinin sağlıklı kararlar veremediğini, onunla konuştuğunuzda kendinizi bir duvara karşı konuştuğunuzu hissedersiniz. Hayatta bir yol tuttuklarını, bu yolun çok zararlı olduğunu görürsünüz. Onlara ne anlatsanız bir türlü kendinizi işittiremediğinizi görür, kendinizi sanki bir duvara konuşuyormuş gibi hissedersiniz. Bu kişilerin üzerinde bir lanet, beddua veya ah, intizar var ve siz ne yapsanız boş. Üzerlerine inen lanet ve beddualar, o ah ve intizarlar neler içeriyorsa bunu aynen yaşamak zorundalar. Onlar büyülenmiş bir halde kendilerini bir yanlış kişiden diğerine bir yanlış karardan diğerine sürükler. Eğer çocuğunuzun yanlış arkadaşlıklar kurduğunu hayatta kendisini mahvedecek kararlar verdiğini görüyorsanız, bilinki evladınız ya sizin ya da bir atanın aldığı bir beddua bir intizarın bedelini ödüyor. O Lanet ve beddualar bir sihir bir büyü gibi çocuğunuzun kulak, göz ve kalbini perdeler, artık o ne işitir ne duyar ne de ilahi ilham alır. O, şeytanları dışında kimseyi dinlemez, kendisini bir yanlıştan diğerine sürükler. Bazılarınız böyle durumda hacı hocalara başvurur. Onlarda size, mağdur edildiğinizi size büyü yapıldığını söyler. Halbuki suçlu olan siz veya atalarınız. Hatayı kendinizde değilde başkalarında aramaya başladığınızda ne oluyor? Siz başkalarını suçlamaya başkaları hakkında kötü zan beslemeye başladıkça iftira boyutuna giriyorsunuz. Üzerinizdeki negatif enerjilerinden kurtulmak isterken daha fazla negatif enerjileri üzerinize çekiyorsunuz.
Siz hacı hocalarda lanet ve bedduadan kurtulmak isterken daha fazla lanet ve bedduayı üzerinize çekiyorsunuz. Eğer evladınızın üzerinde sihir veya büyü olduğunu düşünüyorsanız, hacı hocaya gitmeyin, muska yazdırmayın. Evladınızı suçlamayın, hatta onunla hatalarını konuşmayı bile denemeyin. Üzerindeki perdeler var olduğu müddet o sizi işitemez. Gereksiz yere kendinizi ve onu yormayın, üzmeyin. Ne yapın? Siz veya atalarınız bir yerde birine haksızlık etti. Bunu gidermeye çalışın. Nasılmı? 1. tövbe 2. kime haksızlık ettiyseniz hellaleşmek ve 3. 40 gün oruç. 

N
ot: günümüzün erkek çocukları, kızları evlilik vaadi ile kandırır, bir müddet gönül eğlerler sonrası terkederler. Bu kızların ahı, intizarı tutar. Kimde tutar? O oğlanlar bir gün evlendiğinde, kendi çocuklarında. Evli bir bayan ile ilişki kuruyorsanız, bilinki bir gün sizin kızınızda sizin oğlunuzda eşlerini aldatacak. Bir yerde çalışıyor ve işinizi dürüst yapmıyorsanız, bilinki o hak gani gani çocuklarınızdan ve torunlarınızdan çıkacak. Büyük anneler oturuyor ve mahallenin kızları hakkında bel altı söylemlerinde bulunuyor, bilinki o bel altı iddialar kendi torunlarında çıkacak. Birisine sapıkmı diyorsunuz, eğer haklıysanız o sapıklık o kişi ile sınırlı kalmayacak, çocuklarınada seriyat edecek, haksızsanız o sapıklık kendi çocuk veya torunlarınızı vuracak. Ortalıkta çokmu sapık dolaşıyor, bilinki o sapıklar atalarının sapkınlıklarını yaşıyorlar. Sizlere anlatmak istediğimiz şu; ağzınızdan çıkan her söylem, bu dünyayı ya bir gram iyiye ya da kötüye
sürükleyecek. Her kötü sözünüz yeryüzüne atılan bir kötülük tohumudur. Bir gün o tohum yeşerecek ve bir kötülüğe sebep olacak. İki; sabır sabır sabır. Başınıza kötü birşey geliyorsa sabredin. Eğer lanet ve beddua okursanız, bilinki bu ahınız yeryüzünde karşılığını bulacak ve bilinki size yapılan haksızlığın karşılığını siz o ah, lanet ve beddua ile yeryüzünde alıyorsunuz. Siz eğer, size yapılan yanlışın karşılığını bu dünyada alırsanız, öbür dünyada alamazsınız. Allah nezdinde çifte cezalandırma yok. Birilerin bu dünyada ettikleri kötülüklerin karşılığını görmesini istiyorsanız, öbür dünyada bu haktan vazgeçtiğinizi bilmelisiniz. O yüzden sabredin, hesabı kendiniz çekmeye çalışmayın, hesabı Allaha bırakın. Üç; bir kötülüğün karşılığı bir kötülüktür. Eğer lanet ve beddualarınızda bu sınırı aşarsanız, o beddualar size geri döner. Bir günlük beddua hakkınız varken, yüz gün beddua ederseniz, o 99 günün bedduası size geri döner. Hayatta huzur bulamazsınız. O size borçluyken siz ona borçlu duruma düşersiniz. 

5. Ruhsal sıkıntılar

Çocuğunuza bir şeytanın bulaşıp bulaşmadığının en güzel göstergelerinden biriside ruhsal sıkıntılar. Eğer çocuğunuzda simetri, temizlik gibi takıntı tarzı sıkıntı varsa, fobi ve panik atak gibi bir sorunu varsa, şizofreni ve diğer ruhsal sıkıntılardan birini yaşıyorsa bilinki çocuğunuzun içinde şeytanlar var. Çözüm; oruç ve tabiki tövbe etmeniz.

Bakınız: bir tıp hekimi bir araştırmacı olarak size şunu net söyleyebilirim, insan beyinin bu tür hastalıkları ortaya çıkarması mümkün değil. İnsan beyini bilgisayarın hafızası gibidir. İnsan beyini (üst beyin) sadece göz ve kulak gibi duyu organlarından gelen bilgileri depolar ve siz arzu ettiğinizde; siz derken alt beyini kastediyorum, bunlara erişmenizi sağlar. Bir bilgisayarın tikler ve fobiler sergilemesi nasıl bilim dışı ise insan beyninde yaşaması bilimsel açıdan mümkün değil! Bilim dünyası o zaman neden bunun mümkün olduğunu söyler? Ellerinde bilimsel bir veri olduğundan değil, çaresiz olduklarından. Bilim dünyası gözle görmediği göremeyeceği birşeye inanmaz, inanmadığı için karşılaştığı her vakayı madde boyutundan yani gözle görülür boyuttan izah etmeye çalışır. Bu da doğal olarak çoğu zaman çok saçma teorilere sebep olmakta. Neden enerji boyutlarını yok sayıyorlar? Maymundan türediğine inanan bir camianın şeytan ve günahlara inanmasını bekleyemezsiniz. Önünüzde iki şık var; birisi Kur'an-ı Kerim diğeri nobel ödüllerini dağıtan bilim dünyası. Hangisini kendinize rehber seçersiniz? Bilim dünyası cinler ve şeytanlara inanmaz. Onların yolunu takip ederseniz, onlar size asla şeytanlardan ve günahlardan bahsetmeyecek. Onlar size bir kutu ilaç verip hem bu dünyanızı size zehir edecekler, hem o günah yükü ile sizi ahirete postalayacaklar. Kur'an-ı Kerim yolunu ama seçerseniz, yani bir tövbe ve 40 gün arka arkaya oruç tutarsanız, hem bu dünyada hem ahiret hayatında huzura kavuşursunuz. Hangisi size daha mantıklı daha az yan etkili geliyor? En azından günahlarınızdan arınma niyetine 40 gün arka arkaya oruç tutmanız size ne kaybettirir? En azından güzel bir diet yapmış olursunuz, organlarınızı detoks yaparsınız.

Not: eğer oruca karar verirseniz, lütfen gelişmeler hakkında bizi bilgilendirin. Üyelik bölümünden bizimle iletişime geçin. Biz size geri dönüş sağlarız. Bu arınma sürecinde size destek olmak, araştırma ve tezlerimizin doğruluğu veya eksiğini tespit etme açısından üzerinizdeki gelişmeleri not etmek isteriz.