nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

çocuklarımız, gelecek nesillerimiz için neden oruç tutmalıyız


İ
nsanın üzerinde iki tür günah bulunur. Birisi kendisinin işlediği günah diğeri ise atalarından gelen günah. Her ikiside şeytanları o günahın işlendiği azaya veya organa musallat eder. Kişi kendi günahları için tövbe etmesi yeter. Samimi bir tövbe o kişiyi o günahlardan ve o günahlar üzerinden bedene musallat olan şeytanlardan arındırır. Atalardan gelen günahları ve şeytanları ise kişi bir tövbe ile üzerinden atamaz. Rabbim dilerse o farklı tabiki. Neden kişi o günahları üzerinden atamaz? Atalardan gelen günahlar bir haram bir kul hakkı yeme sonucu çocuk ve torunlara musallat olur. Kul hakkıda bir tövbe ile halledilecek bir husus değil. Kul hakkından kurtulmak istiyorsanız mağdur ile helalleşmeniz gerek. Ya eğer mağduru ve mağduriyetin boyutunu bilmiyorsanız? O zaman Allaha bir bedel göndereceksiniz, Allahta o bedeli atalarınızın mağdur ettiği kişilere onların çocuk ve torunlarına yönlendirecek.

Atalardan bize ne tür günahlar seriyat eder?
Anne veya babanız veya onların ataları birinin lanet veya beddua, ah veya intizarını kendi üzerlerine çekmiş olabilir. Birine zulmetmiş birine haksızlık etmiş olabilir. Birine söz veripte (Allah dahil) yerine getirmemiş olabilir. Bu tür günahları bir ebeveyn işlediyse bu günahlar nesillere aktarılır.

Üzerinizde böyle bir lanet beddua ah intizar bir haram bir zulüm yükü olduğunu nasıl anlarsınız?
Hayatta sürekli yanlış kararlar veriyor yanlış insanlar ile karşılıyorsanız, ruhsal sıkıntılar yaşıyor, sinirli iseniz veya işleriniz bir türlü rast gitmiyorsa bilinki üzerinizde ataların işlediği bir günah yükü var. Çocuklarınız hiperaktif ve asabi ise, sürekli yaramazlık yapıyor ve söz dinlemiyor,sa yanlış kişiler ile oturup kalkıyor ve sürekli hastalanıyorsa bilinki o yavrucağın üzerinde bir günah yükü var.

Ne yapılmalı?
Oruç kelimesinin geçtiği ayetleri kuranı kerimde incelerseniz, bir hak yeme söz konusu olduğunda Allahu Teala üç çözüm öneriyor, bir; köle azad et, imkanın yoksa iki; fakirleri doyur, imkanın yoksa üç; arka arkaya oruç tut. Biz nedenmi arka arkaya oruç tutuyoruz; Allahın bir emri olduğu için tutuyoruz; nedenmi tutuyoruz; Allahın rızasını kazanmak için tutuyoruz, nedenmi tutuyoruz; temizlenmek günahlardan arınmak için tutuyoruz, nedenmi tutuyoruz; atalarımızın açıklarını kapatıp onların kabirde ve ahiret hayatında huzur bulması için tutuyoruz, nedenmi tutuyoruz; temiz bir nesil için tutuyoruz. Ataların yükünü biz çektik ve çekiyoruz, çocuklarımızın çekmemesi için tutuyoruz. nedenmi tutuyoruz; atalarımızın işlediği günahların cezasını biz çektik ve çekiyoruz artık çekmemek bu yükten kurtulmak için tutuyoruz. Allah ataların işlediği günahların çocuklara ve torunlara seriyat etmesine izin vermiş ancak bizlere yani çocuk ve torunlara buna kayıtsız kalın buna razı olun dememiş. Bir çözüm yolu göstermiş. Bu çözüm yollardan biriside arka arkaya belirli sayıda oruç tutmak. Çözüm yolunu bilip buna kayıtsız kalmayın. Çözümü bilmenize rağmen, yaşadığınız acı ve kederlere, kader değip boyun eğmeyin. Fakirleri doyurun ve arka arkaya oruç tutun.  

Sağlık nedeniyle oruç tutamayan ne yapsın?
Eğer sağlık sebeplerinden dolayı oruç tutamıyorsanız, o zaman fakirleri doyurun. Kaç fakiri doyurmanız gerek? Kur'an-ı Kerimde, 3 gün orucun karşılığı 10 fakiri doyurmak. Eğer 30 gün oruç tutacaksanız bunun karşılığı 100 fakiri doyurmak. "Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz" (Maide Süresi; 89).


Çocuklarınızın üzerinde bir günah yükü olduğunu nerden anlarsınız?

1. Fıtrat yapısı ve tavırlarına bakın

Çocukları Allah tertemiz, iyi huylu yaratır. Üretici Allah olunca, Allahu Teala hiç kusurlu, bozuk bir malı piyasaya sürermi; elbette sürmez. Eğer çocuklarınız asabi, yaramaz, hiperaktif, sinirli gibi tasvip edilmeyen davranışlar sergiliyorsa bilinki çocuğunuzun içinde birden fazla şeytan var. Nasıl virüs kapan bir bilgisayar, istem dışı hareketler sergilemeye başlıyorsa, şeytanın bulaştığı bir çocukta toplumun tasvip etmediği davranışlar sergilemeye başlar. Yani Allahın size emanet ettiği ürüne, virüs bulaştırmışsınız. Bu şeytanlar ya sizin ya atalarınızın işlediği günahlardan o bedene girdi. Kimden olduğunu merak ediyorsanız, çocuğunuzun fiziki yapısı ve karakteri kime çekti ona bakınız. Babaya çekiyorsa, o çocuğun içindeki şeytanlar babadan veya onun atalarından geliyor, anneye çektiyse anneden veya onun atalarından geliyor. Çözüm: 40 gün oruç. Niyet:
"Rabbim, ben ve atalarım kime zulmettiysek kime haksızlık ettiysek kimin malına canına tecavüz ettiysek, kimin lanet ve bedduasını, ah ve intizarını, nazar ve sihrini üzerimize çektiysek bunların benim ve çocuklarımın üzerinden kalkması niyetine, niyet ettim 40 gün oruç tutmaya". Tabiki bu duanın ve o orucun kabul olmasının önşartı, kendinizi büyük günahlardan arındırmış olmanız. Siz masumsanız, siz başkaların günahını çekiyorsanız bu duanız bu orucunuz kabul olunur. Eğer günahkar olan atalarınız değilde sizseniz, o zaman sizin oruç tutmanıza gerek yok. Bu durumda tövbe etmeniz, o günahları tekrar işlememe niyetiyle samimi bir tövbe etmeniz ve 120 fakiri doyurmanız yeterli.

2. Çocuğunuzun başına gelan hastalıklar veya kazalar

Çocuklarınızın üzerinde bir günah yükün var olup olmadığını anlamanın en güzel yollarından biriside çocuğunuza musallat olan hastalıklar ve kazalar. Çocuğunuz hastalıklıysa, kazalar ile yüzleştirildiyse bilinki siz veya atalarınız bir yerde bir yanlış yaptı veya halen yapıyor. Çocuğunuz kıl payı bir kazadan kurtulduysa bilinki siz büyük bir yanlış içindesiniz ve o yoldan dönmeniz için uyarılıyorsunuz. Tesadüf, imtihan ve kader deyip
başınıza gelen olaylardan sıyırmaya, suçu başkalarına atmaya çalışmayın. Yaşadığınız herşey işlediğiniz iyi ve kötülüklerin sonucudur. İyilikler ve kötülükler klavyenin tuşları, kaderinizde bilgisayarın kendisi. Hangi tuşa basarsanız bilgisayarda yani kaderinizde karşınıza o çıkar. Sürekli "M" tuşuna basıp bilgisayar ekranında "N" çıkmasını beklemeyin. 

3. Tikler ve korkular

Çocuğunuz tırnak veya toprak yeme gibi alışkanlık sergiliyorsa ve belirli şeylerden korkuyorsa bilinki içinde şeytanlar var. Çözüm: çocuğunuz hangi ebeveyne çektiyse onun oruç tutması. Üstte yazdığımız şekilde niyetlensin.
Not: eğer ebeveynlerin biri aktif günah içinde ise, örneğin haram yemek, örneğin fetö gibi gizli saklı işler ile meşgul olmak, örneğin haksız yere başkaların arkasından konuşmak, iftira ve yalan atmak. Bu durumda o ebeveyn ilk önce tövbe etmesi gerekir. Böyle bir durumda oruç çocuğunuzu kurtarmaz. Çocuğunuzun ne zaman o alışkanlığa başladığına bakınız, bilinki siz o dönemde bir günah işlediniz. Ebeveynler otursun ve kimin o dönem ne yaptığını araştırsın.

4. Çocuklarınızın hayatlarında verdikleri kararlar
ve karşılarına çıktığı insanlar

Çocuğunuz ataların günahını çekiyormu, bunu anlamanın en güzel yollarından biriside çocuğunuzun hayatında verdiği kararlar
ve karşısına çıkan insanlar. Eğer çocuğunuz sürekli yanlış kararlar veriyor sürekli yanlış kişiler karşısına çıkıyorsa, bilinki çocuğunuz sizin veya atalarınızın işlediği bir günahın cezasını çekiyor. İşlediğiniz günahlar sonrası çocuklarınızın üzerine sadece şeytanlar inmez, üzerinize çektiğiniz beddua ve lanet, ah ve intizar gibi canlı olmayan negatif enerjilerde çocuklarınızın üzerine iner. Canlı ve cansız enerji arasındaki farkı nasıl anlarsınız? Canlı enerji size vesvese verir ve sizde hastalıklara sebep olur. Lanet ve beddua gibi cansız enerjiler ise sizi farklı yoldan etkiler. Bu tür cansız enerji boyutları sizleri büyüler. Cansız ve canlı enerji arasındaki fark; birisi hür iradenize dokunmaz diğeri ise dokunur. Bir kişinin büyülendiğini yani bir ah, intizar veya laneti yaşadığını nerden anlarsınız? O kişinin sağlıklı kararlar veremediğini, onunla konuştuğunuzda kendinizi bir duvara karşı konuştuğunuzu hissedersiniz. Hayatta bir yol tuttuklarını, bu yolun çok zararlı olduğunu görürsünüz. Onlara ne anlatsanız bir türlü kendinizi işittiremediğinizi görür, kendinizi sanki bir duvara konuşuyormuş gibi hissedersiniz. Bu kişilerin üzerinde bir lanet, beddua veya ah, intizar var ve siz ne yapsanız boş. Üzerlerine inen lanet ve beddualar, o ah ve intizarlar neler içeriyorsa bunu aynen yaşamak zorundalar. Onlar büyülenmiş bir halde kendilerini bir yanlış kişiden diğerine bir yanlış karardan diğerine sürükler. Eğer çocuğunuzun yanlış arkadaşlıklar kurduğunu hayatta kendisini mahvedecek kararlar verdiğini görüyorsanız, bilinki evladınız ya sizin ya da bir atanın aldığı bir beddua bir intizarın bedelini ödüyor. O Lanet ve beddualar bir sihir bir büyü gibi çocuğunuzun kulak, göz ve kalbini perdeler, artık o ne işitir ne duyar ne de ilahi ilham alır. O, şeytanları dışında kimseyi dinlemez, kendisini bir yanlıştan diğerine sürükler. Bazılarınız böyle durumda hacı hocalara başvurur. Onlarda size, mağdur edildiğinizi size büyü yapıldığını söyler. Halbuki suçlu olan siz veya atalarınız. Hatayı kendinizde değilde başkalarında aramaya başladığınızda ne oluyor? Siz başkalarını suçlamaya başkaları hakkında kötü zan beslemeye başladıkça iftira boyutuna giriyorsunuz. Üzerinizdeki negatif enerjilerinden kurtulmak isterken daha fazla negatif enerjileri üzerinize çekiyorsunuz.
Siz hacı hocalarda lanet ve bedduadan kurtulmak isterken daha fazla lanet ve bedduayı üzerinize çekiyorsunuz. Eğer evladınızın üzerinde sihir veya büyü olduğunu düşünüyorsanız, hacı hocaya gitmeyin, muska yazdırmayın. Evladınızı suçlamayın, hatta onunla hatalarını konuşmayı bile denemeyin. Üzerindeki perdeler var olduğu müddet o sizi işitemez. Gereksiz yere kendinizi ve onu yormayın, üzmeyin. Ne yapın? Siz veya atalarınız bir yerde birine haksızlık etti. Bunu gidermeye çalışın. Nasılmı? 1. tövbe 2. kime haksızlık ettiyseniz hellaleşmek ve 3. 40 gün oruç. 

N
ot: günümüzün erkek çocukları, kızları evlilik vaadi ile kandırır, bir müddet gönül eğlerler sonrası terkederler. Bu kızların ahı, intizarı tutar. Kimde tutar? O oğlanlar bir gün evlendiğinde, kendi çocuklarında. Evli bir bayan ile ilişki kuruyorsanız, bilinki bir gün sizin kızınızda sizin oğlunuzda eşlerini aldatacak. Bir yerde çalışıyor ve işinizi dürüst yapmıyorsanız, bilinki o hak gani gani çocuklarınızdan ve torunlarınızdan çıkacak. Büyük anneler oturuyor ve mahallenin kızları hakkında bel altı söylemlerinde bulunuyor, bilinki o bel altı iddialar kendi torunlarında çıkacak. Birisine sapıkmı diyorsunuz, eğer haklıysanız o sapıklık o kişi ile sınırlı kalmayacak, çocuklarınada seriyat edecek, haksızsanız o sapıklık kendi çocuk veya torunlarınızı vuracak. Ortalıkta çokmu sapık dolaşıyor, bilinki o sapıklar atalarının sapkınlıklarını yaşıyorlar. Sizlere anlatmak istediğimiz şu; ağzınızdan çıkan her söylem, bu dünyayı ya bir gram iyiye ya da kötüye
sürükleyecek. Her kötü sözünüz yeryüzüne atılan bir kötülük tohumudur. Bir gün o tohum yeşerecek ve bir kötülüğe sebep olacak. İki; sabır sabır sabır. Başınıza kötü birşey geliyorsa sabredin. Eğer lanet ve beddua okursanız, bilinki bu ahınız yeryüzünde karşılığını bulacak ve bilinki size yapılan haksızlığın karşılığını siz o ah, lanet ve beddua ile yeryüzünde alıyorsunuz. Siz eğer, size yapılan yanlışın karşılığını bu dünyada alırsanız, öbür dünyada alamazsınız. Allah nezdinde çifte cezalandırma yok. Birilerin bu dünyada ettikleri kötülüklerin karşılığını görmesini istiyorsanız, öbür dünyada bu haktan vazgeçtiğinizi bilmelisiniz. O yüzden sabredin, hesabı kendiniz çekmeye çalışmayın, hesabı Allaha bırakın. Üç; bir kötülüğün karşılığı bir kötülüktür. Eğer lanet ve beddualarınızda bu sınırı aşarsanız, o beddualar size geri döner. Bir günlük beddua hakkınız varken, yüz gün beddua ederseniz, o 99 günün bedduası size geri döner. Hayatta huzur bulamazsınız. O size borçluyken siz ona borçlu duruma düşersiniz. 

5. Ruhsal sıkıntılar

Çocuğunuza bir şeytanın bulaşıp bulaşmadığının en güzel göstergelerinden biriside ruhsal sıkıntılar. Eğer çocuğunuzda simetri, temizlik gibi takıntı tarzı sıkıntı varsa, fobi ve panik atak gibi bir sorunu varsa, şizofreni ve diğer ruhsal sıkıntılardan birini yaşıyorsa bilinki çocuğunuzun içinde şeytanlar var. Çözüm; oruç ve tabiki tövbe etmeniz.

Bakınız: bir tıp hekimi bir araştırmacı olarak size şunu net söyleyebilirim, insan beyinin bu tür hastalıkları ortaya çıkarması mümkün değil. İnsan beyini bilgisayarın hafızası gibidir. İnsan beyini (üst beyin) sadece göz ve kulak gibi duyu organlarından gelen bilgileri depolar ve siz arzu ettiğinizde; siz derken alt beyini kastediyorum, bunlara erişmenizi sağlar. Bir bilgisayarın tikler ve fobiler sergilemesi nasıl bilim dışı ise insan beyninde yaşaması bilimsel açıdan mümkün değil! Bilim dünyası o zaman neden bunun mümkün olduğunu söyler? Ellerinde bilimsel bir veri olduğundan değil, çaresiz olduklarından. Bilim dünyası gözle görmediği göremeyeceği birşeye inanmaz, inanmadığı için karşılaştığı her vakayı madde boyutundan yani gözle görülür boyuttan izah etmeye çalışır. Bu da doğal olarak çoğu zaman çok saçma teorilere sebep olmakta. Neden enerji boyutlarını yok sayıyorlar? Maymundan türediğine inanan bir camianın şeytan ve günahlara inanmasını bekleyemezsiniz. Önünüzde iki şık var; birisi Kur'an-ı Kerim diğeri nobel ödüllerini dağıtan bilim dünyası. Hangisini kendinize rehber seçersiniz? Bilim dünyası cinler ve şeytanlara inanmaz. Onların yolunu takip ederseniz, onlar size asla şeytanlardan ve günahlardan bahsetmeyecek. Onlar size bir kutu ilaç verip hem bu dünyanızı size zehir edecekler, hem o günah yükü ile sizi ahirete postalayacaklar. Kur'an-ı Kerim yolunu ama seçerseniz, yani bir tövbe ve 40 gün arka arkaya oruç tutarsanız, hem bu dünyada hem ahiret hayatında huzura kavuşursunuz. Hangisi size daha mantıklı daha az yan etkili geliyor? En azından günahlarınızdan arınma niyetine 40 gün arka arkaya oruç tutmanız size ne kaybettirir? En azından güzel bir diet yapmış olursunuz, organlarınızı detoks yaparsınız.

Not: eğer oruca karar verirseniz, lütfen gelişmeler hakkında bizi bilgilendirin. Üyelik bölümünden bizimle iletişime geçin. Biz size geri dönüş sağlarız. Bu arınma sürecinde size destek olmak, araştırma ve tezlerimizin doğruluğu veya eksiğini tespit etme açısından üzerinizdeki gelişmeleri not etmek isteriz.