nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

       
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             
 

değerli ziyaretçilerimiz;

okurlarımız bizlere sürekli güncel konular hakkında sorular soruyor, güncel konuları ele almamız ve güncel konular hakkında fikir beyan etmemizin bir sebebide bu. Geniş bir okur kitlemiz var ve bu okurlarımız her sabah günlük gazete gibi güncel konular hakkında birşeyler yazıp yazmadığımıza bakıyor. Yazmadığımız zaman bize ulaşıyorlar ve gündemde olan konular hakkında görüşümüzü soruyorlar. Neden? Medyamızın bir kısmı iktidara bir diğer kısmıda batıya yalakalıkla meşgul. Analiz kapasiteleride sıfır. Medyamızda güvenilir kaynak ve analiz olmayınca, güncel konular hakkında okurlarımız bize müracat ediyor. Okurlarımız analiz kapasitemize, olayları farklı bakış açılarından değerlendirişimize ve samimiyetimize güveniyor.
Değerli dostlar, vatan ve millet olmazsa alternatif tıp hakkında bilgi sahibi olmuşsunuz olmamışsınız ne fark eder. Hayatta insanın öncelikleri olması gerek. Bugünler vatan ve millete öncelik vermemiz gerektiği günler. Bugünlerimizde güncel konulara ağırlık veriyoruz, çatışma ortamı bittiğinde de inşallah alternatif tıp konusundaki yazılara öncelik veririz. Alternatif tıp hakkında bir siteye girip güncel konular ile karşılaşıyorsunuz, günümüzün konjonktöründe umarız bunu anlayışla karşılarsınız. Umarız sizde bu yazılarımızdan ilham alır, günümüzde olup bitenleri yazılarımız sayesinde daha iyi anlamanızı sağlarız.



Barış Koridoru- 07.08.2019

AK Parti hakkında ne demiştik, kandırılanlar ve ezikler partisi demiştik. Milli Savunma Bakanlığı bugün bir açıklama yaptı ve Amerika ile güvenli bölge konusunda anlaşıldığını söyledi. Akabinde ABD'den bir açıklama geldi; "kurulumu, tesisi, yönetimi birlikte yapılacak" denildi. En kısa zamanda müşterek hareket merkezi açılacakmış. İnanılır gibi değil demi? Bunu duyduğunuzda sizde ne yapıyor bizimkiler demişsinizdir. ABD bizim eziklere atmadığı kazık kalmadı, bugün de bir yenisini eklediler. İnanılır gibi değil. Amerikalılarda buna inanamadı. Türkiyenin bu kazığı nasıl yediğini kendileride inanamadı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi, bu harekatıda Türkiyenin kendi başına yapacağından o kadar emindilerki kendileride ortaya çıkan bu sonuca şaşırdı. Mutluluktan dört takla atıyorlar. Amerikadan tebrikler üzerine tebrikler geliyor. Halbuki biz biliyoruzki Amerika tebrik ediyorsa oradan hayırlı birşey çıkmaz. Terörü o bölgeye yerleştiren ve besleyini siz bu harekata ortak yapıyorsunuz, bunun mantığını birisi bize açıklasın. Bunun hayırla sonuçlanmayacağı şimdiden çok aşikar. Siz teröristleri yok etmek için oradasınız, onlar ise korumak için bu antlaşmaya evet dedi. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. Sonu hüsran olacağı baştan belli. Bakınız, ABD birşeye engel olamayacaksa ortaklık teklif eder. ABD mutlaka ama mutlaka her oluşumun içinde var olmak ister. O yeni oluşumun içine girdikten sonrada öyle veya böyle ya hileyle ya sabotajla o yeni oluşumu kendi lehine yontar. Şuanda da ABD bize engel olacak pozisyonda değil. Hani diyoruz ya, bizim ezikler ne kadar işleri batırsada sonunda herşey lehlerine dönüyor. Bunun sebebi onların becerisi ve aklından değil. Onlar ne kadar çok başarıları kendilerinden bilsede. Bunun sebebi İslamın yükseliş dönemine girmiş olmamızdan ve bu yükselişin Türkiye üzerinden takdir edilmiş olmasından. Türkiye ne tuzaklar kursalar başarılı olamıyorlar çünkü ilahi takdirat bizim yükselişimizi takdir etti. Anlayacağınız konjonktür bizim lehimize. Örneğin; ABD.

ABD bir züper güç ve bizi çok rahat engelleyebilecek güçte ama bugün değil. Niye; seneye seçimler var ve hiçbir amerikan başkanı seçim sürecine amerikan askerlerin cenazeleri ile girmek istemez.
ABD şuan kendi içinde bir iktidar savaşı içinde. Bir tarafta küreselciler (rothschild) diğer tarafta ulusalcılar (hahamların kontrol ettiği evanjelistler). Hahamlar savaş istiyor, küreselciler değil. Kendi içlerindeki bu çatışmada kararlar almalarına engel oluyor. Bunun dışında, ABD şuan ortadoğuda iran'ı önceliğe koymuş durumda ve ne kadar büyük bir züper güç olsada, aynı anda Türkiye ve İran ile karşı karşıya gelemez. Gelirse ortadoğuda taş üstüne taş kalmaz. İsrail diye bir devlette kalmaz. Ortadoğu paramparça olur. Değerli okurlarımız, batının yazdığı kitabın sonunu biliyoruz. Kitabın sonu büyük İsrail devletini kurmak. Bugünki eylemlerinden de biz onların bir tıkanıklık içinde olduğunu ve yeni çatışma alanları oluşturma yerine (Türkiye), çatışmaların gerçekleştiği bölgelerin kontrolünü (lübnan, suriye ve irak) ele geçirmeyi bir öncelik haline getirdiklerini görüyoruz. Çatışmaların gerçekleştiği alanlardan arap nüfusunu göçe zorladılar, İsrail devletin önünü açtılar ama o boşluğu yahudiler değil şiiler doldurdu. Şuanda da ABD, ortadoğuda yeni çatışma alanları oluşturma yerine büyük İsrail coğrafyasına yayılmış şii nüfusunu azaltmayı bir öncelik haline getirmiş görünüyor. Bunun dışında ABD, Çin ile savaşa hazırlanıyor. Bunun dışında ABD, Rusya ile savaşa hazırlanıyor. Çin ve Rusya'yı dizginlemek isteyen ve ortadoğuda iran'ın nüfusunu azaltmak isteyen bir Amerika'da, Türkiye ile savaşamaz. Öncelikleri diğerleri olduğu müddet savaşamaz. Ne zaman biz acilen durdurulması gereken bir güç haline geliriz, o zaman bizleri öncelik ederler ve bize savaş açarlar. O günde gelecek! O gün ama bugün değil. Bugün konjonktür lehimize işliyor. Bugün ABD, Türkiye ne yaparsa alttan almak zorunda. Konjonktör mucizevi bir şekilde lehimize çalışıyor. Pkk/pyd'ye karşı başlattığımız büyük taarruzun tam ABD'deki seçim dönemine denk gelmesi, kendi içlerinde bir çatışma içinde olduğu bir döneme denk gelmesi, ABD'nin Çin ve Rusya ve AB ile ters düştüğü bir döneme denk gelmesi, ortadoğuda İran'a öncelik verdiği bir döneme denk gelmesi tam bizim lehimize işleyen bir süreç. Kendi içlerinde mücadele ederken, bizlerin aradan sıyrılma ve elde etmek istediklerimizi elde etme şansı var. Bu bizlere sunulan bin yıllık bir lütuf. Böyle bir lütfuda siz alıyor ve içine ediyorsunuz. Amerikanın blöflerini yutuyorsunuz. Madem öyle, birlikte hareket edelim diyorsunuz. ABD'de seve seve bu teklife evet dedi. Neden? Fırat'ın doğusunda 50 bin kişilik bir çapulcu ordusunu oluşturdular. Bu, ABD'nin kara ordusu. Ortadoğudaki büyük israil projesini hayata geçirmesini sağlayacak ordu. Bu çapulcu sürüsünün tasfiyeside 5000 yıllık büyük israil projesinin tasfiyesi anlamına gelir. Türkiye ile savaşarak buna bugün engel olamayacaklarsa, hile ve çakallıkla buna engel olmak için elinden geleni yapacaklar. Sizde, ortak harekat merkezin içine onları yerleştirerek onlara bu şansı verdiniz. Hadi geçmiş olsun bize. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. En iyi ihtimal bir kaç hafta bir kaç ay daha bizi oyalarlar sonrası bizim ezikler yine kandırılmışız der ve harekatı kendi başlarına yapar. Bizleri bir iki ay oyalamaları bile ama bizim için bir facia olur. Bir iki ay sonrası yağmur ve kış sezonuna gireceğiz. Harekat bir veya iki ay ertelenirse hava şartlarından dolayı harekatı 2020 baharına ertelemek zorunda kalırız. Bu, bu antlaşmanın en iyi ihtimali. Bu antlaşmanın kötü ihtimalleri ise saymakla bitmez.

En basiti, zamana oynuyorlar. Zaman onlara ne kazandıracak? Plan A; erdoğanı tasfiye etmek için adamlara zaman tanımış oluyorsunuz.
Türkiye'yi dizginlemek için bir adamı tasfiye etmeleri yeterli. Savaş şu bu bunlara hiç gerek yok, bunlar zahmetli işler. Herşey bir adamın tasfiyesine bakıyor. Bir kişinin gitmesiyle ABD'nin ortadoğu ve akdenizdeki tüm projelerin önü açılmış olacak. Bunuda onlar sonuna kadar zorlayacak. Erdoğan bu harekatlarda bekledikçe kendisine suikast hazırlayanlara zaman tanıdığını bilsin. AK partinin eziklerinde bu harekatı yapacak cesaret yok, erdoğan giderse sınır ötesi harekatları unutun. Plan B; birleşik milletlerini devreye sokmak. PYD, BM temsilcisi ile çocuk savaşçıları için buluşmadı, bu bahaneydi. BM tarafından tanınmanın altyapısını hazırlıyorlar. Siz bekledikçede bu girişimlerin hayata geçmesine fırsat tanıyorsunuz. Plan C; akdenizde sizi yunanistanla çatıştırmak. Siz yunanistanla kapışırsanız, suriye bir harekat yapamazsınız. Ne kadar bizim ordumuz iki üç devletle aynı anda savaşacak kapasitede desenizde, iç kamuoyu ve dış kamuoyunu size karşı öyle harekete geçirirlerki sizleri savaş suçlusu ilan ederler. Yunanistan ve pyd mağdur, sizi masum halklara savaş çıkartmakla suçlarlar. Bir düşünün, siz teröristlere karşı mücadele ederken (zeytin dalı harekatı), tabipler odası savaş bir halk sağlığı sorunudur bildirisini yayınladı. Muhalefet partisinin lideri (kılıçdaroğlu), askerlerimize moral desteğine giden sanatçıları bu ziyaretten ötürü yerden yere vurdu. Hendek kazıp doğu illerimizi kurtarılmış topraklar ilan eden pkk'ya siz savaş açtığınızda, türk olduklarını iddia eden akademisyenler teröristleri değil sizi suçladı. Topraklarımızda özgürlük ilan edenleri değil mehmetçiği öldürmek ve katletmekle suçladı. Üstüne ülkenizin en üst yargı makamı, yani avrupa birliği veya amerikanın en üst yargı makamı değil türkiye cumhuriyetin anayasa mahkemesi bu soyu sapı belli olmayan güya akademisyenleri haklı buldu. Siz böylesine içten hainler tarafından kuşatılmışken, hükümetiniz bir eziklik içinde bu hainlere göz yumarken siz aynı anda iki harekatı yapabileceğinizi iddia ediyorsunuz öylemi? Yedirmezler size. Ya akdeniz ya fıratın doğusu birisinden sizi vazgeçmeye zorlarlar. Siz fıratın doğusuna harekat yapmakta bekledikçe akdenizde sizi bir çatışmaya sokmak için onlara zaman tanıyorsunuz, bunu biliniz. O yüzden tezel fıratın doğusuna harekatınızı yapın, akdenizde çatışacaksakta en azından fıratın doğusu cebimizde olsun. Bu antlaşmanın kötü ihtimallerinden biriside, o terör örgütlerini oraya yerleştirenle birlikte ortak bir harekat merkezi kurmanızdan kaynaklanıyor. Yapacağınız her harekatı önceden teröristlere bildirecekler. Birliklerimiz tuzağa düşürelecek ve büyük zaiyatlar vereceğiz. Bu ne anlama geliyor? Askerin ve milletin moralini bozmak anlamına geliyor. Dış dünya'ya Türkleri gözünüzde fazla büyütmeyin, bakın bir avuç pyd'ye karşı çaresizler mesajını vermek anlamına geliyor. Topluca şehitler geldikçe iç kamuoyunu harekete geçirip zaten ak parti aleyhine olan havayı dahada çok kızıştırmak anlamına geliyor. Kahramanlıkları ile övünen bir millete bir hezimet yaşatıp milli gururumuzla oynamak anlamına geliyor. Örneğin; hendek operasyonları. 800'e yakın şehit ve 2000 üzerinde gazi verdik. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatında yani yabancı topraklarda vermediğimiz şehitleri kendi topraklarımızda verdik. Nasıl oldu bu? Fetöcü subayların tüm harekat planlarını pkk'lılara aktarması sonucu oldu. Siz bundan ders çıkarmamışcasına şimdi de kalkıyorsunuz ve fetönün sahibini yani fetöye ihanet et emrini vereni harekat merkezin tam ortasına yerleştiriyorsunuz. Yani yok etmek istediğiniz malın sahibini bu operasyonun kontrol merkezine yerleştiriyorsunuz. Buradan kötü kokular alan tek bizmiyiz? İnanılır gibi değil. Sürekli aynı hatayı yapıp her defasında farklı bir sonuç bekleyenlere ne denir; ya geri zekalı ya da kazık yemeğe aç. Burada yaşadığımız durumda bu. İnsanlık tarihinde bu kadar muktedir olup bu kadar kazık yemeye aç, kazık yemeye meraklı kazık yemeye yatkın tiplerin başka bir örneği yok. Her defasında bu kadarda olmaz dediğimizde, bu ezikler bizleri şaşırtmaya devam ediyor. Rabbim bize yardım etsin. Rabbim bizi bu eziklerin elinden acilen kurtarsın.

Not: Hani konjonktör lehimize işliyor diyoruz ya, bunu anlamanız için sizlere bir örnek daha verelim. Allahu Tealanın onları nasıl oyaladığını anlamanız açısından bir örnek daha verelim. ABD'yi frenleyen ve bize karşı sürekli alttan almasını sağlayan bir unsürde ne biliyormusunuz; ak partinin istanbul seçimlerini 10 puan farkla kaybetmesi. Bu ne yaptı biliyormusunuz? Onları ümitlendirdi. Türkiye ile savaşmayın, bir sonraki seçimlerde nasıl olsa cumhurbaşkanlığı bizim elimizde dedirtti. 15 temmuzda elde edemediğimizi seçimler ile elde ederiz, 15 Temmuzda rafa koyduğumuz ortadoğu projelerimizi bıraktığımızda yerden sürdürürüz ümidini getirtti. Türkler pyd'yi yok ederse etsin, seçimler ile biz geldiğimizde ortadoğu projelerimiz için Türk askerini Türk ordusunu kullanırız dedirtti. Şer gibi görünenin altında hayr yatabilir deriz, istanbul ve ankaranın kaybedilişide böyle birşey oldu. Onları ümitlendirdi. Daha doğrusu onları bir oyalama sürecine soktu. Onlar bizi oyaladıkları gibi, seçim sonuçlarıda onları oyalıyor. Onlar bir sonraki seçimlerin hayalleri içinde süzülürken, bugünlerde bize yapmak istediğimiz harekatları yapma fırsatı doğdu. Bu büyük bir ilahi lütuf. Allahu Teala onları 4 yıl sonraki seçimlerin hayali ile oyalarak bugünlerimizde bize dokunmalarına engel oluyor. Bir sonraki seçimlerde Türkiye nasıl olsa bizim olacak, Türkiye savaş açarak Türk milletini karşımıza almayalım. Türkler milliyetçidir, savaş açarsak erdoğana prim kazandırırz dedirtti. Yani muhalefetin istanbulu kazanması bize fırat'ın doğusunu, akdenizi ve kandil'i kazandırttı.
Erdoğanın batıya karşı direnci değil, erdoğanın istanbul ve ankaradaki beceriksizlikleri bu fırsatları doğurdu. Anladınız! Biz istanbul ve ankarayı kazansaydık, ak parti kendi içinde ve tabanında hiçbir zaafiyet göstermeseydi ve bir sonraki seçimlerde muhalefetin hiçbir kazanma şansı olmasaydı inanın bugün karşımızda çok farklı bir batı görürdük. Seçimleri kaybetmemiz onları ümitlendirdi. Savaş zahmetli ve sonu açık bir şey. Seçimler ile Türkiye'yi kazanmak varken, bir dört yıl daha sabredeceklerdir. Artık onlardan şöyle sesler duyar olduk; Türkiye'yi düşman etmeyelim, erdoğan sonrasına odaklanalım. Seçim çalışmalarına şimdiden başladılar bile, imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişiler ile bol bol yan yana getirmeye çalışıyorlar. Kendi tabanlarını zaten konsolide etmiş durumdalar, şimdide ak parti tabanın sempatisini kazanma derdindeler. Bunuda imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişilerle yan yana getirerek elde etmeye çalışıyorlar (örneğin; selçuk bayraktar). Bizim taraf eziklerden oluştuğu için bu tuzağa severek düşüyorlar. Halbuki, sen bir hainsin benden uzak dur demeleri gerekirdi. İmamoğlu gibi sahtekar bir fetöcü hainin toplum nezdinde kabulün önünü açmamaları buna katkıda bulunmamaları gerekirdi. İmamoğlu randevu istediği her defasında 15 temmuz gecesinde imamoğlu çiftin brükselden attığı twitler imamoğlun önüne koyulup, sen bizden değilsin, ulusalcıları kandırabilirsin ama bizi değil deyip onun randevuları geri çevrilmeliydi. Asla onunla yan yana poz verilmemeliydi. İmamoğlun toplum nezdinde kabülüne hardal tanesi kadar katkı veren herkes bundan hesaba çekilecek.

Not: sefer bizden sonuç Allahtan. Eğer istanbulu ve ankarayı kaybedişimiz lehimize işliyorsa, 15 temmuz gibi maruz kaldığımız her saldırı lehimize dönüyorsa bilinki bu bizden değil Allahtan. Allahtan gelenede bize sevap ve övünme düşmez. Biz Allahtan gelenden değil bizlerin sebep olduğundan hesaba çekileceğiz. Yani beceriksizliklerimizin ve başarısızlıklarımızın hesabını vereceğiz bunu biliniz. İyiki 15 temmuz oldu, böylece fetöyü tsk'dan tasfiye ettik diye birşey yok. 15 temmuzda Allah bizzat devreye girip olayı lehimize dönüştürdü. Allahın devreye girdiği bir konuda'da bize sevap düşmez. Tam aksi 15 temmuz darbe girişimine engel olamadığımız öngöremediğimiz önceden
önlemimizi alamadığımız için hesaba çekileceğiz. AK Parti maalesef olayları ve tarihi tersten okuyor. Sonuçlar üzerinden hayatı okuyor. Sonuçlar öyle veya böyle hep lehine dönüştüğü için (İslamın yükselişi dönemine denk gelmesi), sonuçları kendisinden biliyor. Örneğin; barış süreci. Barış süreci felaket yönetildi. Sonuç ama Türkiye lehine geliştiği için süreci bir başarı bildiler ve bir iç muhakemeye gitmediler. Gitmediklerini nereden biliyoruz? Süreci yönetenler tasfiye edilmedi, tam aksi ödüllendirildi (yalçın akdoğan). Dünyanın neresinde olursanız olun, başarısız olduğunuzda tasfiye edilirsiniz. AK parti hariç. AK Parti kendisini kurumsal bir parti olarak değil bir aile olarak görüyor. Aile olarak gördüğü içinde ihanet etmediğiniz müddet ne kadar başarısız olursanız olun, size sahipleniyor. Sonuç; ak parti bir "looser" topluluğuna dönüştü. El attıkları her yeri batıran bir ezikler topluluğu. Bu ezikler köşe başlarını tuttuğu için, iş yapmak isteyenlerede engel oluyorlar. Hani memurlar arasında çalışkan kişilere bizi kötü gösteriyorsun deyip mobbing uygulanır ve dışlanırlar ya, öyle birşey işte. Belki erdoğan, bunların her biri benim bilgim dahilinde hareket etti biz hep birlikte karar veririz diyor ve belki o yüzden başarısız yöneticilere sahip çıkıyor. Bu durumda ama bilsinki, ilk tasfiye edilecek ve hesaba çekilecek olan kendisi. Siz kendiniz başarısız yönetime dur demezseniz Allah dur der. 15 temmuz gecesi gibi Allah bizzat devreye girer, sizi tasfiye eder ve başınıza başka birilerini getirir. Bizim tavsiyemiz; ya kurumsallaşırsınız ya tasfiye olursunuz. Allah devreye girmeden başarısızlığın hesabını kendinizden ve çevrenizden sorun. Siz sormazsanız hesabı Allaha bırakırsınız, Allahın hesabıda çok çetin olur. Siz eğer istanbulu ve ankarayı kaybedenlerden, çukur operasyonlarında yüzlerce şehit binlerce gazi vermemize sebep olanlardan, üniversite hocaların bildirimine dur diyemeyenlerden, bildiriye destek çıkan ana yasa mahkemesi üyelerini sorguya çekemeyenlerden, merkez bankası başkanını görevden alma şansı varken almayıp milleti yıllardır yüksek faize maruz bırakanlardan hesap soramıyorsanız, o zaman ilk sorguya çekilecek sizlerin olduğunu bilin. Unutmayın, biz İslamın yükseliş dönemindeyiz. Sizden sonrası muhalefet yani kötü olanlar iktidara gelmeyecek. Onlar hayal etmeye devam etsin. Sizden sonrası iyi olan gelecek. Siz bugünün yanlışların hesabını sormazsanız, yarın siz hesaba çekilirsiniz. Değerli dostlar, anlamadığımız şey ne biliyormusunuz; milletvekili ve bakan olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, bilmiyorlarmı ülkede yaşanılan her olaydan hesaba çekileceklerini? Bakan ve milletvekili, belediye başkanı olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, inanılır gibi değil. Böyle bir sorumluluğun altına girmekten biz Allaha sığınıyoruz, onlar ise rüşvet dahil yapmadıkları şey kalmıyor. Gerçektende insan çok cahil (Ahzap Süresi; 72)!



Karınca Misali Sizde Tarafınızı Belli Edin

dua ve zikrin kuralları



Dualar ve zikirler hakkında çok soru alıyoruz. şu kadar sayı şu duayı okursan şu olur, şu kadar şunu zikredersen şöyle korunursun gibisine. Bu tür zikir ve duaların İslamda yeri varmı? Cevabımız kısa ve öz; yok!

Değerli dostlar, bir musibet size isabet ettiyse veya edecekse bu musibet size zikir çekmediğinizden ötürü inmez, birşey yaptığınızdan ötürü iner; "Başınıza gelen her musibet, sizin ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Bununla beraber Allah, kusurlarınızın pek çoğunu da affeder" Şura Süresi; 30). Musibetlerin kaynağı zikir eksikliği değil, dolayısıyla zikirler ile bunların üstesinden gelebileceğinizi sanmayın. Müsibetler günahlardan gelir, nerede ne günahı işlediniz bunu
araştırıp telafi etmenin, düzeltmenin yollarını arayın. "Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik. Şahit olarak da Allah yeter" (Nisa Süresi; 79). Ayetler yoruma açık değil, ayetler çok net ve açık; başınıza ne sıkıntısı geliyorsa veya gelecekse, işlediğiniz günahlardan gelir. Sıkıntıya düştüğünüz zamanda yapmanız gereken zikirlere sarılmak değil, nerede ne hatası yaptınız onu araştırmak. Zikirlere yönelenler tamda bundan mahrum olur; zikirler anaya bakmanıza engel olur, hatalarınız ile yüzleşmenize engel olur, hatayı hep başkalarında aramanıza sebep olur, tövbe etmenize engel olur. Özetlersek: eğer kötülüklerden korunmak istiyorsanız bunun tek yolu, kötülüklerden uzak durmak. Kötülükleri kötülükler üzerinize çeker. Kötülükleri üzerinize çektiğiniz zamanda tövbe etmediğiniz helalleşmediğiniz müddet zikir ve dualar ile, o kötülükleri üzerinizden kaldıramazsınız. Örneğin; birisi size bir yanlış yaptığında Allah o kişiye, hatasından dönmesi için 24 saat mühlet verir. Dönmezse kişiye cezayı indirir. Siz bu cezayı görmesinizde o kişinin ruhsal dünyasında, aile ve iş hayatında aksaklıklar çıkmaya başlar. Bu ilahi ceza, o kişi yanlışından dönmediği müddet üzerinden kaldırılmaz. Zikirlere sığınanlar bu cezaların tövbe etmeden kaldırılabileceğine inanır. Onların inancına göre, cezadan kıytırabilirsiniz. Adliye gidip hakim ve savcıyı satın alıp cezadan kurtulmak gibi. 

Amaç dışı kullanılan zikir ve dualar kişiyi şeytanlar alemine iter
Herşeyin bir usul ve kaidesi var, usule sadık kalın. Usulun dışına çıkar sistemde açıklar aramaya kalkışırsanız, bu sizin hayrınıza olmaz. Örneğin; musibetlerden korunmak istiyorsanız günahlardan uzak duracaksınız veya; yeryüzü malı istiyorsanız çok çalışacaksınız veya; sağlıklı yaşamak istiyorsanız sağlığa zararlı yaşantıdan ve gıdalardan uzak duracaksınız, veya; belirli bir makamı arzuluyorsanız yıllarca üniversitelerde ter dökeceksiniz veya; yoğurt yapmak istiyorsanız süt kullanacaksınız vs vs vs. Allahu Teala, her bir rızka birşeyleri vesile kılmış. Siz o rızkı veya makamı Allahın rızası ile elde etmek istiyorsanız, Allahın takdir ettiği yollar üzerinden ilerlemek zorundasınız. Zikirlere başvuran kişiler, işte bu kaidelere inanmaz. Onlar sistemi nasıl manipüle ederim onun üzerinde kafa yorar. Örneğin; musibetlerden kurtulmak istiyorsan günahlarınla yüzleşmene gerek yok, şu duayı okursan bin melek seni korur veya; sınavlara çalışmana gerek yok, şu duaları okursan sana yardımcı olunur veya; sağlıklı kalmak için sağlıklı yaşamana gerek yok, şu zikirleri yapman yeterli gibisine gibisine gibisine.
Herkes sisteme tabi olurken, onlar sistemin açığını yakalamaya çalışır. Kısa yoldan çalışmadan emek sarfetmeden aynaya bakmadan hedefe ulaşmaya çalışır. Bu düzembazlığın onlara hayırlı bir geri dönüşü olurmu; olmaz. Olmuyorda zaten. Sonuç; ruhsal sıkıntılar artıyor. Neden? Şeytanlar tepelerine biniyor.

Dua ve zikirler nasıl çalışır bunu açalım;
Duanız bir dilekçe formudur. Bu dilekçe göğe vardığında gök kapısında bekletilir ve içeriğine bakılır; dilekçe ne niyetle yazılmış, kimin için yazılmış, dilekçede eksik ve noksan yerler varmı, talep ettiğiniz şeyin altına dolduruyormusunuz gibisine içeriğine bakılır. Kabül görürse girişe izin verilir, değilse duanız size geri döner. Usulünden içeriğine kadar incelenir.
Her duanın gökten içeriye girebildiğini sanmayın. Sadece hak, gök kapısından içeri girer. Örneğin; zikir çekerken kıbleye değilde şıhınızamı yöneldiniz, Allahı değilde şıhınızımı düşündünüz, kafamı sallıyorsunuz, kendinizdenmi geçiyorsunuz, bunlar direk usulden elenir. Örneğin; gün içinde ailenize zulüm ediyor gecede zikirmi çekiyorsunuz, gün içinde anne ve babaya saygı yok ama cemaatle zikirmi çekiyorsunuz, gün içinde haram yiyor akşamda zikirmi çekiyorsunuz, bunlarda niyetten elenir. Örneğin; ettiğiniz zikirler Allahın hangi vasıflarını taşıyor, siz bu vasıflara laik bir yaşantı sürdürüyormusunuz. Duanız hangi talepleri içeriyor, siz o duayı hak ediyormusunuz, bunlarda içerikten elenir. Niyetten usule ve içeriğe kadar herşey incelenir. Hadi zikir çekelim, nasıl olsa Allahı anıyoruz, bundan ne zararı gelir demeyin, usul ve kaidenin dışına çıkarsanız büyük zarara uğrarsınız. Örneğin; siz şıhınızın huzuruna çıktığınızda kafa sallaya sallaya, şuuru kaybetmiş haldemi çıkarsanız? Hayır, çok huşu ve saygı içinde çıkarsanız. Allahın huzuruna ama rock konserlerini anımsatan görüntüler ile çıkıyorsunuz. Allah sizi dikkate alırmı; almaz. Ne yapar? İndirin bunların üzerine şeytanları der. Size olanda bu; her zikriniz gökten geri dönüyor, sizin üzerinize geri dönüyor. Ne olarak geri dönüyor? Sihir olarak. Bunu açalım; zikirler ve dualar bir dilekçe formu. Neyin dilekçesi? Kaderinizi değiştirme dilekçesi. Duanız kabul olursa kaderinizi değiştirecek bir sihir ortaya çıkar. Kabul olmazsa, ilahi onaydan yoksun bir sihir ortaya çıkar. Yeryüzünde de kim bu enerjiyi kullanır? Şeytanlar. Okuduğunuz yüzlerce binlerce zikir, birer dilekçe formu olarak göğe çıkar. Gökte kabul görürse, bir sihre dönüşür ve kendi dualarınız ile kendi geleceğinizi şekillendirme nimetine kavuşursunuz. Kabul görmezse o dilekçeler size geri döner, şeytanların eline geçer ve onlar o dilekçeleri hayatınıza müdahale etmek için kullanır. Dualar ve zikirler hayatınızın hangi alanlarını kapsıyorsa o alanlara şeytanlar müdahale etmeye başlar. Sıkıntılarınıza yardım edildiğini görürsünüz. Siz kendinize yardım edildiğini gördükçe daha fazla zikir çekersiniz. Daha fazla zikirde daha fazla şeytanların hayatınıza müdahale anlamına geliyor. Bu kendinden beslenen bir döngü. Sizi içine aldığında sizi bağımlı kılan, çıkmanıza izin vermeyen bir döngü. Tarikatlar bunu kullanır. Zikirler ile sizi transta tutar. Keni aklınızı kullanmanıza mani olur. Ne kadar çok zikir, o kadar çok robotlaşırsınız. Bu zikirler üstünüze çektiğiniz bazı olumsuzluklardan sizi koruyor gibi görünsede, bilinki bu çözümler bir ağrı kesici gibi geçici olur. Uzun yolda daha büyük felaketleri üzerinize çekersiniz. Siz sadece size isabet edecek belayı erteliyor üzerinizde birikmesini sağlıyorsunuz. Günlük, küçük ataklarla o belaların gazını alma şansına sahipken, zikir ve dualarla onları biriktiriyor kendinizi daha büyük felaketlere sürüklüyorsunuz. Kendinizi o zikirler ile bir transa sokuyor, gerçeği görmekten uzak tutuluyorsunuz. Ayetleri çiğnemiyorsanız, korunmayada ihtiyacınız yok. Rahat olun, her gün onlarca ayetül kürsi çekerek kendinizi gereksiz yere obsesif kompulsif davranışlara sürüklemeyin.

Allah ile yapılan taahhütname
Yeryüzüne indirilmeden siz Allahu Teala ile bir anlaşma yapıyorsunuz; siz kötülüklerden uzak duracaksınız Allahın ayetlerini çiğnemeyeceksiniz, buna karşılık Allahta yeryüzünde size dokunmayacak sizi cezalandırmayacak. Antlaşma basit: iyiliğe karşı iyilik, kötülüğe karşılıkta kötülük. Taahhütnamenin özeti bu. Tarikatlar ama israrlı bir şekilde kötülüklerin Allahtan geldiği inancını yaymaya çalışır. Onlara göre musibetler Allahtan gelir, onlara göre bu yeryüzü imtihanın bir parçası. Ayetler çok açık olmasına rağmen, benden size kötülük inmez, başınıza bir kötülük geliyorsa aynaya bakın demesine rağmen, tarikatlar bu gerçeği kabullenmez. Musibetlerin Allahtan geldiğine inanır. Musibetler Allahtanmı geliyor, kişinin kendisindenmi? Küçük bir detay gibi görünsede, tedavide izlediğiniz yollar birbirinden çok farklı olur. Allahtan geldiğine inanan birisi, sorunlarını dua ve zikirler ile çözmeye çalışır. Kaynağı Allah gördüğü için, Allaha bol zikir çekersem belki Allahı ikna eder bana indirdiği sıkıntıları kaldırır, düşüncesinde olur. Kendisinden geldiğine inanan birisi ise tövbe ve hellaleşmeye odaklanır. Başına gelen sıkıntıların kendi hatalarından geldiğine inandığı için, kendi hatalarına ve kusurlarına odaklanır. Size hangi yol daha mantıklı ve hayrlı geliyor? Özetlersek;
İslamda, şu kadar zikir çekersem şu kadar korunurum, şu kadar zikir çekersem şu kadar ay ibadet etmiş olurum, şu kadar çekersem şu kadar melek beni korur gibisine şeyler yok. Bunlar tarikat ve masonların İslamın içine soktuğu batıl inançlar. Bu dünya ve öbür dünya hesabınız, Kuran Ayetlerine ne kadar riayet ettiniz bunun üzerine hesaplanacak, bir kelime veya cümleyi ne kadar tekrarladığınız üzerine değil. Kaderiniz yani gelecekte yaşayacağınız güzellikler veya belalar, ayetlere ne kadar riayet ediyorsunuz bunun üzerinden hesaplanıyor, bir şeyi ne kadar çok okuduğunuz veya zikrettiğiniz üzerinden değil. Bu tür zikirler üzerinden düzen kurmaya çalışanlar, ayetleri saf dışı bırakmak ister. İlahi düzenin ayetlere ne kadar riayet etmeniz üzerine değil, kendilerine kendi şıhlarına ne kadar riayet ediyorsunuz, onun üzerine kurulu olduğunu size aşılamaya çalışır. 

Tarikatlar bu taahhütnameye neden inanmaz
Nedeni çok basit; bunların hayatlarını incelediğinizde kendilerin ve ailelerin başına sürekli musibetler indiğini görürsünüz. Musibet denildiğinde ilk akla tarikatlar gelir. Bunun büyük ölçekteki örneği, ülkeler. İslam ülkerine şöyle bir bakınız, hangi ülkede tarikatlar yaygınsa, o ülkenin başına her türlü musibetin geldiğini görürsünüz. Siz eğer musibet eşittir günah derseniz, musibetle karşılaşan her kişi günahkar olduğu anlamı çıkar. Onlar topluma günahlardan arınmış, Allaha adanmış bir topluluk izlenimi vermeye çalışır. Siz eğer musibet eşittir günah derseniz, Allah dostu gibi görünen birinin başına birşey geldiğinde onun aslen temiz olmadığı, günahkar olduğu anlaşılacak. İçinizdeki kötülüğün dışa döküldüğü bilinirse, ne mal olduğunuzu saklama şansınız kalmaz. insanlar, yaşadığınız musibetlerden gerçek kimliğinizi rahatlıkla çıkarabilir. Yaşadıklarınız iç dünyanızın bir aynası. Tarikatlar, bu gerçeğin bilinmesini istemez. Bilinirse, takiyyeler düşer, kel görünür. Bu maskenin düşmemesi içinde tarikatlar, olayı tersine yorumlar; musibetler günahkarlara değil, iyilere indiğini iddia eder. B
aşlarına gelen musibetleri kamufle etmek için peygamberlerede musibetler indi, Allah sevdiği kullarına sıkıntı verir deyip tüm olayı tersine çevirmeye çalışırlar. Yanıldıkları nokta şu; Allah ahiret hayatında iyilere bela indirmiyorki, yeryüzünde indirsin. Şunada bir izah getirelim; kendi başlarına gelenleri örtbaz etmek için peygamberleri kullanırlar, peygamberlerin başına gelenler musibetmiydi neydi?

Peygamberlerin yaşadıkları musibetmiydi
İlk önce musibet ile, peygamber veya sıradan insanların hayatlarında çektiği zorluklar arasındaki farkı size izah edelim.
Musibet nedir; kaza ve bela. Zorluk nedir; yetim ve öksüz kalmak, fakir olmak, haksızlığa uğramak gibi kaza ve bela içermeyen bir hayat. Birisi günahlarınızı yakar, diğeri ise manevi mertebenizi artırır. Bu ikisi çok farklı şeyler. Birisi negatif diğeri pozitif. Bunu biraz daha açalım; musibetler yeryüzünde hayrla sonuçlanmaz, peygamberlerin yaşadığı her zorluk ama yeryüzünde hayrla sonuçlandı. Musibetler sevap içermez, peygamberlerin çektiği zorluklar ise sevap içerdi. Musibette günah yakarsınız, zorluklarda ise sevap kazanırsınız. Musibetler can ve mal'a zarar verir, peygamberlerin çektiği zorluklar ise can ve mal'a zarar vermedi. Musibetler ağrı duygusu içerir, peygamberlerin başına gelen zorluklar ağrı duygusunu içermedi. Musibetler kişinin nefsi duyguları peşinden koşmasından gelir, peygamberlerin başına gelen zorluklar ise nefislerinden değil, Allah adına bir mücadele vermekten ötürü geldi. Örneğin; eyüp as. "(Rasul’üm!) Kulumuz Eyyub’u da an. O, Rab’bine; Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi, diye seslenmişti" (Sad Süresi; 41). Eyüp as bu belayı günahkar olduğu için değil, peygamber olduğu için yaşadı. Başına gelen musibeti nefsiyle günah işlediğinden değil, bir peygamber vasfının (sabır) şeytanın gözüne battığından ötürü yaşadı. Kendi nefsiyle günah işlemediği, yakılacak bir günahı olmadığı içinde, bu zorlu süreç içinde acı çekmedi. Allah adına çektiği içinde, elinden alınan herşey kendisine daha güzeli ile, yeryüzünde geri verildi. O yüzden eyüp as, size örnek değil. Sizin başınıza bir musibet geldiğinde bu kendi nefsinizden gelir. Yunus as ise, o kendi nefsine zulmetti; "Zünnun’u da (Yunus’u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti. Bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde senden başka hiçbir İlah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben nefsine zulmedenlerden oldum diye niyaz etti". (Enbiya Süresi; 87). Ayrılmaması gereken bir bölgeden ayrıldı, sonrası kendisine belirli zorluklar yaşatıldı. Anacak bu sıkıntıların hiçbirinde acı hissi kendisine yaşatılmadı. Neden, çünkü yakacak günahı yok. Özetlersek; peygamberlerde hastalandı onlarda sorun yaşadı deyip kendi günahkar yaşantınıza kılıf aramayın. Siz kimsiniz peygamberler kim. Musibet eşittir günah. Üzerinizde bir günah yükü varsa bilinki canınız yanacak. Bilinki sonuçları hayrlı olmayacak ve bilinki, o yaşadıklarınızdan sevap kazanmayacaksınız.  

İslamın kıssas kuralı
Başınıza gelen musibetler günahlarınızdan ötürü geliyor dediğimizde bir çok okurumuz paniğe kapılır ve hayatlarında bir sevgili edindiklerinden ötürümü Allah kendilerini cezalandırıyor sorusunu bize yöneltir, çünkü kendilerinde başka bir hata görmez. Burada bunada bir yanıt verelim; Allah nezdinde kıssasa kıssas kuralına göre hareket edilir. Örneğin; içki içiyor veya zina işliyorsanız, kısmetiniz bu günahlarınızdan ötürü kapatılmaz. Size ancak o günahla ilgili bir ceza indirilir. Örneğin; zina işliyorsanız çocuklarınızda bir gün zinaya düşkün olur veya bir gün evlendiğinizde eşinize sadık kalmakta zorlanırsınız veya günah işlediğiniz o organda bir rahatsızlık zuhur eder. Siz hangi organla günah işliyorsanız, ceza o bölgeye iner. Eğer üzerinizde kısmetsizlik veya ruhsal bir sıkıntı görüyorsanız, birinin lanet ve bedduasını, ahını üzerinize çekmişsinizdir. Birisine bir haksızlık yaptınızmı, bunun üzerinde durun. Siz yapmadıysanız, atalarınızın geçmişine bakın. 

Doğru dua ve zikir nasıl yapılır
Dualar haksa göğe girer. Dua ederken haklı olduğunuz hak ettiğinize emin olduğunuz konular hakkında dualar edin. Örneğin; kendi iş yerinizde para kazanamıyorsanız veya aile huzurunuz yoksa bunu dua ve zikirler ile değiştirmeye kalkışmayın. Yaparsanız yardımınıza Allah değil cinler gelir. Allah zikirlere bakmaz, zikirler usul ve kaidesine uygun yapıldımı ona bakar. Örneğin; market açıyorsunuz ama konumu yanlış yerde, kira yükü fazla gibisine yanlış hesaplar yapmışsınız. Müşteri gelmeyince ve siz maddi açıdan sıkışıncada ne yapıyorsunuz; kapının önünce okunmuş su döküyorsunuz. Duanız kabul olurmu; olmaz. Neden? İş hayatında başarılı olmanın gereğini yerine getirmediniz. Ne olur o duanıza? O dua gök kapılarından size geri döner ve şeytanlar tarafından kullanılır. Kim sizlere bu aklı veriyor? Tarikatlar. Şu duayı şu kadar okursan bereketin açılır şu duayı şu kadar okursan mülkün çoğalır gibisine, o işin gereğini yerine getirmeden, kolay yoldan zengin olmayı, çalışmadan mülk sahibi olmayı tarikatlar topluma aşılıyor. Örneğin; marketinizin önüne okunmuş suyu döktünüz, önünden geçen biriside sizin o büyünüze kapılıp marketinize girdi ve
hiçbirşeye ihtiyaç duymamasına rağmen birşey alıp çıktı. Ne yaptınız şimdi? İş hayatınızda verdiğiniz yanlış bir kararı, başka bir yanlışla telafi etmeye kalkıştınız. Yanlış hesap ile başladınız, büyü ile yola devam ettiniz. Kendinizi nasıl bir boyuta ittiğinizin farkındamısınız? Özetlersek; zikir ve dualar sorun çözmek için yapılmaz, Allaha yakınlaşmak için yapılır. Dua ve zikirleri amacı dışında kullandığınızda bunlara Allah cevap vermez, cinler cevap verir. Zikirlere takılı kalmanın en büyük götürüsü, zikirler; yanlışlarınızı görmenize mani olur. Başınıza ne geliyorsa hep başkalarını suçlar duruma gelirsiniz. Kendinizi asla sorguya çekmezsiniz. Çekmeyincede tövbe edemeden o günah yükü ile öbür hayata boylarsınız. 

   - Duanın kuralı
Dua ederken dualarınız kopya, başkaların duası olmasın. Kendi o aciz halinizle Allaha dua edin. Bir çoğunuz geçmiş alimlerin dualarını okur, biz bunu tavsiye etmiyoruz. Bir alim bir duayı kalbiyle diliyle zikredinceye kadar onun bedeni ve ruhu bir ömür bir olgunlaşma safhasından geçti. Siz yirmi yaşınız ile veya elli yaşa kadar günahkar bir yaşantınız ile o duayı dilinize alamazsınız. Alırsanız, bu dengenizi bozar. Beden, ruh ve akıl bunlardan birisi buna hazır değilse dengeniz bozulur. Başkaların duasına bedeniniz ve ruhunuz henüz hazır olmayabilir. O yüzden kendi duanız kendi aciz haliniz ile Allaha yönelmeniz sizin için her zaman daha hayırlıdır. Zikirler ise daha hassas bir konu. Zikirleri Allahı anmak Allaha yakınlaşmak Allahı yüceltmek için yapın, asla kaderinizi değiştirmek, Allahtan belirli taleplerde bulunmak için yapmayın. Yaparsanız kendinizi cinler alemine açar daha büyük sıkıntılar ile yüzleşirsiniz.

   - Zikrin kuralı
Zikir yaparken kendinizden geçmeyin. Bilincin olmadığı yerde ibadet olmaz. İki; zikir çekerken bir oturuşta bir cümle veya duayı 99 defadan fazla tekrarlamayın. Eğer 99 dan fazla olacaksa bunu gün içine yayın. "Onlar için 70 kez bağışlanma istesende Allah onları asla affetmeyecek tir" (Tevbe Süresi; 80). Bu Ayet bize zikir ve duaların üst sınırını aktarır. Bir duanız göğe çıktı ve varsayalımki siz duanızda haklısınız ve bu haktan dolayı duanız gök kapısından içeriye girdi, bilinki; haklıysanız 70'den fazla birşeyi tekrarlamaya gerek yok, haksızsanız 70 değil 70 bin defa tekrarlasanız gök kapılarından içeriye giremez. İslam zorluk değil kolaylık dinidir. Kendinizi zorlamayın. Allahu Teala yaşantıda da ibadette de sadeliği sever. Davanızda haklıysanız maksimum 70 de kabul olur. Haksızsanız hiç kendinizi zorlamayın, kıçınızı yırtsanız kabul olunmaz. Eğer ne kadar fazla o kadar iyi altında bir hikmet olsaydı Allah kendi vasıflarını 99 ile sınırlamazdı! Üç; farklı ritüeller eşliğinde zikir çekmeyin. İslami ritüeller farz ibadetleri ile sınırlandırılmış (namaz, haç ve kurban). Bunun dışında yapılan her ritüel (semazen, kafa ve beden sallamalar) batıldır, İslam dışıdır. Mutlaka ve mutlaka bir gün hesaba çekileceğiniz konulardır. Sadelik, farz ibadetler ve Ayetler size yeter, dahası şeytandan gelir ve üzerinize büyük vebal indirir.