nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...


                                                                                                                                                                                                                                                                 
 








kader ve yaşamın sırrı


Günlük hayatımızda bir çok üzücü haber alıyoruz, birileri mağdur oluyor birileride mağdur ediyor. Bu yazımızda bu işler nasıl çalışır, biri neden mağdur edilir, neden mağdur eder bunu sizin için ele almaya çalışacağız. Değerli okurlarımız, tesadüfler diye birşey yok, ne yaşamanız gerekiyorsa, kader size o acıyı veya mutluluğu yaşatacak birisi ile tanıştırır. Bir kişi hangi konuda mağdur edilmesi gerekiyorsa, o konuda birini mağdur etmesi gereken bir kişi ile, kader tarafından tanıştırılır. Acıyı hissettiğiniz noktasına ve acının şiddetine kadar herşey kader tarafından hesaplanır ve size kesilir. Acı birşey yaşamanız gerekiyorsa sizden daha günahkar birisi ile tanıştırılırsınız, mutlu ve güzel birşey yaşayacaksanız sizden daha hayırlı biri ile tanıştırılırsınız. İyi den kötülük doğmaz kötüden de iyilik doğmaz. Ne yaşamanız gerekiyorsa ne kadar yaşamanız gerekiyorsa siz onun dengi bir insanla karşılaştırılırsınız. Örneğin; evlendiğiniz kişi ile de siz böylesine bir hesaplama sonucu tanıştırılırsınız. Kader, kiminle evleneceğinizi kimlerle tanışacağınızı, hatta sohbetlerinizin içeriğini dahi belirler. Siz ne yaşamanız gerekiyorsa onu size yaşatacak bir kişi ile evlendirilirsiniz veya tanıştırılırsınız. Bir kişi neden mağdur edilmesi gerek, neden o acıları yaşaması gerek?

İlahi düzen, bir bilgisayar yazılıma benzer bir yazılımla çalışır

Tesadüfler, anlık öfke krizleri, kendimi kaybettim veya hatırlamıyorum diye birşey yok; herşey ilahi bir hesaplama sonucu gerçekleşir. İlahi hesaplama neden birini bir suça diğerinide bir acı yaşamaya sürükler? Farklı karakter ve maceralar içeren bir bilgisayar oyununu düşünün, bu oyunun her parçacığı bir yazılımla canlanır. Evrenin kendiside böylesine bir yazılımla çalışır. Bizler bir bilgisayarın içinde birer karakteriz. Yeryüzüne indirildiğimizde, her birimize farklı bir avatar (beden) verildi, her birimize bir hikaye yüklendi, sonrası Allah "başla" tuşuna bastı ve oyun başladı.
Bunu robot üretenlerin, üretim sonrası robota bir yazılım yükleyip o robotu canlandırması hareket ettirmesi ve bir görev tayin etmesi gibide düşünebilirsiniz. Allahu Teala evrenin madde boyutunu
yarattı sonrası buna bir yazılım yükledi. Yazılım yüklendiği anda sistem, tıkır tıkır çalışmaya başladı. İlk anlamanız gereken, windows işletim sistemi gibi büyük bir yazılımın içinde yaşıyor olmamız.


Çağımızın nimeti

Geçmiş alimler "kader" gibi bir çok İslami konuyu çözemezdi, çözmeleri mümkün değildi. Nedeni; yazılımın ne olduğunu bilmiyorsanız, bir avatarın ne olduğunu bilmiyorsanız, bu tür olayların gizemini çözemezsiniz. Biz ilahi sistemi daha iyi anlayabiliyoruz, çünkü günümüzün teknolojisine sahibiz. Ne alaka; insan icat etmez, Allah icat eder.
Gördüğünüz her teknoloji Allahın icatı. Vakti geldiğinde ilham olarak teker teker yeryüzüne indirir. Kendi düzeni anlaşılsın diyede teknolojiyi, evrenin yaratılışına benzer bir düzen üzerine var etmiş. Teknoloji Allahtan geldiği için, teknolojiyi anlarsanız Allahın düzenini anlarsınız. Geçmiş alimler işte bu nimetten mahrumdu. Onların bu tür konuları çözmeleri mümkün değildi. Bazılarınız halen bin yıl önce yaşamış alimlerin peşine takılıyor, yapmayın bunu. Onların bilgileri o dönemin bilgisi kadardı. Onların peşinde takılı kalırsanız, bilginiz bin yıl önceki çağ kadar olur.

Rızık Allahtan geliyorsa, bu rızık neye göre hesaplanır?

Rızkınız niyetinize göre hesaplanır. Kişinin özgür iradesine verilen tek nokta insanın kalbi. Bedendeki tek özgür nokta insanın kalbidir. Fiziki anlamda da öyle, bedenin her noktası beynin emri doğrultsunda çalışır, kalbin ise kendi uyarı merkezi bulunur. Allahu Teala, insan yaratmış ama özgürlük vermemiş. Tek özgür noktamız kalbimiz, kalplede niyet ötesine geçemiyorsunuz. Neden kalbe özgürlük verilmiş; kalbi duygular ile çevreye zarar veremiyorsunuzda ondan. Allahu Teala bizi yaratmış ama bizlere özgür hareket etme nimetini vermemiş. Bizler birer robotuz. Düşünceler dahil, bizlere ne yüklenirse biz ancak o kadar hareket etmeye muktediriz. " Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz" (Tekvir Süresi; 29). Örneğin; siz birşeyi yapmaya niyet ediyorsunuz, bu sizin hür iradeniz. O niyet doğrultusunda geleceğiniz hesaplanıyor, sonrası size bir senaryo yazılıyor ve o senaryo doğrultusunda aklınıza düşünceler doğuyor ve sonrası fiili söz ve eylemler nasip oluyor. Niyet sizden, düşünce ve eylem boyutu ise külli irade, yani Allahtan.

Bilgisayar ve klavye modeli
 
Allahu Teala ilk önce her bir niyetin yeryüzünde ve ahiret hayatında ne tür bir karşılığı olması gerektiğine karar verdi, sonrası bunu bir bilgisayar programına benzer bir yazılıma döktü. Herşeyin başlangıcı niyet. Bu programa levh-i mahfuz denilir.
Levh-i mahfuz Allah katında bir Kitap. Bu Kitabı, kaderinizi hesaplayan bir bilgisayar programı gibide düşünebilirsiniz. Bu kitap niyetinizi algılar, sonrası o niyetler o kitabın içindeki yazılımda nelere programlandıysa, Kitap o doğrultuda size bir gelecek yazar. Bir senaristin her bir karakter için yazdığı senaryo gibi. Niyetler ile bu kitap arasındaki bağ kurulduktan sonrada, her yeni doğan canlı bu kitaba bağlanır. Anne ile bebeği arasındaki göbek kordon bağı gibi, kul ile kitap arasında da doğum sonrasından vefatına kadar uzanan bir bağ oluşturulur. Siz yeryüzünde klavyesiniz, kitap ise kaderinizi hesaplayan program. Siz yeryüzünde hangi tuşlara basarsanız, o tuşlar o programda neye programlandıysa bir sonraki günleriniz ve geleceğiniz ona göre hesaplanıyor. Siz yeryüzünde sadece niyet ediyorsunuz, düşünceleri mekanları tanışacağınız insanları, söz ve eylemleri ise bu kitap hesaplıyor ve bir sonraki günler önünüze yaşantı olarak geliyor. Niyetlerimizin ne tür sonuçlara sebep olacağı, levh-i mahfuzda neye eş değer olduğunu bize bildirildimi? Evet, bildirildi. Bu düzen kurulduktan sonra, peygamberler ve Kitaplar üzerinden Allahu Teala bizlere hangi niyetlerin ne tür sonuçlara gebe kalacağını anlattı. Eğer kutsal kitaplar indirilmeseydi, yani uyarı ve bildiri olmasaydı, niyetlerimizden sorumlu tutulmada olmazdı. Örneğin, yasalarımız. Bir konu hakkında yasa yoksa, o konu hakkında cezada kesilmez. Allahu Teala altyapıyı kurar, yeryüzüne indirilen her canlıyı bu sisteme bağlar, sonrası peygamberler ve kitaplar üzerinden bu altyapıyı kullarına anlatır. Doğruların ve yanlışların nelere sebep olacağını bize anlatır. Bunu anlamamız içinde bize bir zaman tanır. Buna buluğ çağı diyoruz. Doğar doğmaz insanı yanlışlarından hesaba çekmeye başlamaz. Doğru ve yanlışları öğrenmesi için ergenlik dönemine kadar bir zaman tanır. Bu süre içinde hal ve hareketlerinizden bize hesap kesilmez. Bu süre içinde günlük kaderiniz anne ve babanızın hesabı doğrultusunda belirlenir. O yüzden bir çocuğun başına birşey geldiğinde, biz anne ve babaya bakarız. Kaderinizi hesaplayan bu sistem, dıştan bağımsız çalışır. Sistem tamamıyla sizin eylemleriniz doğrultusunda geleceğinizi belirler. Eğer Allahu Teala, kaderinize merhameti gereği müdahale etme ihtiyacı duyarsa, sadece iyi’ye yönelik müdahale yapar (Nisa Süresi, 79).

Bu yazılım nasıl çalışır?

Yeryüzü niyetleriniz göğe çıkar ve levh-i mahfuzda neye programlandıysa o doğrultuda geleceğinizi belirler. "Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır. (Hadid Süresi; 22). Biz yeryüzünde niyet ederiz, lehv-i mahfuzda bu niyet doğrultusunda hayat senaryomuzu yazar. Kiminle tanışacağız, o gün hangi mekanları dolaşacağız, ne yiyeceğiz ne tür eylemler içinde bulunuacağız vs. Örneğin; siz bir hırsızsınız ve birisinin arabasını çalmaya niyetlendiniz. Niyetiniz sizin özgür iradeniz. Kimin arabasını çalmayı, nerede çalmayı hangi gün çalmayı ise Lehv-imahfuz belirler. Kim arabasına haram bulaştırdıysa yani kimin malı çalınmayı hak ediyorsa, levh-i mahfuz hırsızı oraya yönlendirir. Kitap, kim ne yaşayacaksa onu kendisine yaşatacak insanlar ile karşılaştırır. O yüzden mağdur yok diyoruz o yüzden tesadüfler yok diyoruz. Kim ne yaşaması gerekiyorsa, ne bir gram az ne bir gram fazla onu yaşıyor. Siz niyet edersiniz, levh-i mahfuzda size bir gelecek yazar. Her günün olayları ayrı bir sayfada yer alır.
O gün geldiğinde Allah "ol" der ve sayfanın içeriği canlanır ve yeryüzüne ışınlanır. Bu ışınlar sabah namazı civarı yeryüzüne ulaşır ve bir meleğin şahitliğinde kişiye göbek bağından yüklenir. Nasıl ana rahminde, o noktadan size rızık aktarıldıysa doğum sonrasıda aktarılmaya devam edilir. Bunu, bir uydu alıcısının uydu çanağı üzerinden kendisini güncellemesi gibide düşünebilirsiniz. Bu yükleme bizim kaderimizi nasıl belirler? Bu yükleme en basitinden size düşünce yükler. Düşünce demekte yaşam demek. Düşünceleriniz sayesinde yer ve yaşarsınız. Herşey bir düşünce ile başlar, örneğin; ne yiyeceğinizi düşünüyorsunuzki yiyorsunuz, birşeyi yapmak aklınıza düşüyorki onu yapıyorsunuz. Düşünce yoksa eylem ve hayat olmaz. "İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!" (Kıyamet Süresi; 36). Eylemlerimizde hür değiliz, düşüncelerimiz dahil tüm eylemlerimiz levh-i mahfuzun kontrolünde. İnsan zannederki, kendisi bu dünyada istediğini yapar ve kimse kendisine engel olamaz. Günaydın, bizler birer koyunuz birer robotuz. Bizler yeryüzüne salıverilmişiz ama başı boş bırakılmamışız.

Terimleri anlayalım

Cüzi irade nedir; insanın niyeti.
Külli irade nedir; levh-i mahfuzun hesapladığı düşünce ve eylemlerinizdir.
Mutlak irade nedir; Allahın iradesinde olan, doğum öncesi belirlenen kaderiniz. Örneğin; ten renginiz, cinsiniz, eşiniz, atalarınız, doğduğunuz ve öleceğininiz mekan ve yıl. Artı başınıza gelen her iyilik Allahtan gelir.
Özetlersek; İnsanın eline bırakılmış tek şey niyeti. Allah bizleri yaratmış ama güvenmemiş. Buna cüzi irade diyoruz. Düşünce ve eylemlerimiz ise levh-i mahfuza bırakmış, buna külli irade diyoruz. Geri kalanda mutlak kadere giriyor yani Allahın kendi tasarrufuna. 


Ne günahı işlerseniz karşılığı dengi olur

Allahu Teala bizleri bir yazılımın içine yerleştirdi. Bu yazılıma doğanın yasaları yani fizik kanunları diyoruz. Sonrası bu yazılımın içine canlıları yerleştirdi ve bunları imtihan etmeye karar verdi. Bu imtihanın ve işleyişin şu şekilde olmasını takdir etti; canlılar niyet kurar, levh-i mahfuzda bundan geleceği hesaplar. Niyet sizden, sonuç levh-i mahfuzdan. Bu, niyet- sonuç ilişkisinde Allahu Teala kendisini devre dışı bırakmayı takdir etmiş. Her tür niyetin ne tür sonuçlara gebe olacağını bir yazılıma dökmüş, uyarısını peygamberler ve kitaplar üzerinden kullarına yapmış, sonrası işleyişi kendi haline bırakmış. Neden? Kimse bana haksızlık edildi, şunlara kayrıldı yani ayrıcalık tanındı denilmemesi için. Bu yazılımda kimseye haksızlık edilmez. Android işletim sistemi yüklü bir telefon gibi, ister ataist ister Müslüman olun fark etmez, herkes aynı işletim sistemine tabi. "Ben Allaha inanmadığım için Allah bana bunları yaşatıyor", dememeniz için, kader olayında Allahu Teala kendisini saf dışı bırakmış. Külli irade denilen olay bile Allahtan gelmiyor, levh-i mahfuz yani bir yazılım belirliyor. Her bir kutsal kitap indiğinde de bu yazılım bir güncellemeye tabi tutuldu. Eski yasalar kaldırıldı, yenileri getirildi. Cep telefonlarınızın işletim sistemin sürekli güncellenmesi gibi. En son ve nihai güncelleme Kuran-ı Kerimin inmesi ile gerçekleşti. Bu sistemin özeti; ne ekerseniz onu biçiyorsunuz. Kıssasa kıssas. Başkasına ne yaşatıyorsanız, levh-i mahfuz size ona eş değer bir olayı kaderinize işliyor. Örneğin; siz bir olayı yaşamanız gerekiyor, başka birisinin kaderinde de o olayı birine yaşatmak var, işte levh-i mahfuz bu iki kaderi belirli bir gün belirli bir saniyede belirli bir mekanda bir araya getiriyor ve yaşamaları gerekenleri yaşatıyor. Yani tesadüfen onunla karşılaştım, tesadüfen oradan geçtim ve yaşadım diye birşey yok. Özet; mağdur diye birşey yok, herkes hak ettiğinin karşılığını alıyor.

Kitapta yazılı olan kaderimizi değiştirme şansımız varmı?

Var. Varsayalımki, kötü niyetler beslediniz ve bu kötü niyetleriniz üzerinden levh-i mahfuz size günah dolu bir gelecek yazdı. Siz tövbe ettiğiniz zaman, Allahın merhameti devreye girer ve hakkınızda yazılan kötü gelecek, iyiye çevrilir. K
itapta yazılı olanı Allahu Teala dilediği takdirde siler, dilediğinide sabit bırakır. "Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Kitab'ın anası (Ana Kitap) O'nun katındadır. (Rad Süresi; 39). İki; Allahu Teala levh-i mahfuza olumsuz anlamda müdahale etmez, sisteme müdahale etme ihtiyacı hissedersede bunu olumlu yönde müdahale eder. Merhameti gereği, kullarının tövbe zekat ve kurban ibadetlerin karşılığı olarak müdahale eder. "Sana ne iyilik gelse Allah'tan gelir, sana ne kötülük gelse senden kaynaklanır (Nisa Süresi; 79). Özetlersek; dönüm noktası güneşin doğmadan önceki seher vakti. Sehervaktine kadar kaderiniz kitapta yazılı kalır. Kitapta yazılı kaldığı müddette, o gün başınıza gelecekleri değiştirme şansına sahipsiniz. Bununda iki yolu var; birisi ibadetler diğeri ise büyüler. Büyüler insanı helak götürür, siz dua ve ibadetlere odaklanın. Seher vakti geldiğinde, Allah "ol" der ve o günki rızkınız kitaptan canlanıp yeryüzüne ışınlanır. Kaderiniz kitaptan çıktığı ve yeryüzüne ışınlandığı zamanda artık geç kaldınız, o gün yaşamanız gerekenleri değiştirme şansınız yok.

Pozitif olanı

Rızkımız haftalık veya aylık yüklenmez, günlük yüklenir. Her gün, bir sonraki günü değiştirmek için şansımız var. Bir seher vaktinden diğerine kadar, bir sonraki günü değiştirme şansımız var. Tövbeler, hellaleşmeler ve sadakalar ile bunu değerlendirelim.

Vaka Çalışmaları

Soru: bazı insanlar sabah evden çıktığında ayetel kürsi okuyor veya gün içinde korunmak için bol dualar okuyor ve zikir çekiyorlar. Bu dualar o kişiyi o gün korurmu?

Cevap: Korumaz. Neden; çünkü rızık gün içinde saniye saniye inmez, günlük iner. Seher vaktınde, tüm gün için iner. Siz seher vaktine kadar yaptınız yaptınız, seher vaktinden sonra, o rızık göbek bağınızdan size yüklendikten sonra bunu değiştirme şansınız yok. Değiştirme kaidesi, kitap için geçerli. Kitapta yazılı olduğu müddet değiştirebilirsiniz. Kitaptan çıktıktan sonra değil. Gün içinde korunmak istiyorsanız, bunun yatırımını o gün değil, en geç bir gün evveli yapın. Yani bugün tohum ekip bugün mahsül beklemeyin. Neyi istiyorsanız, en geç bir gün önce bunun tohumunu ekin, örneğin; zikir dualarınızı yapın, o gün geldiğinde de nasibinize katlanın.


Soru: bir kadın bir hipnozcuya gider, neden karşı cinsiyet ile ilişki kuramadığını öğrenmek ister. hipnozcu, bilinçaltına ulaşır ve kadının küçüklüğünde komşusu tarafından tacize uğradığı ve o bilinçaltı travmadan ötürü kendisinin bu cinsel sorunları yaşadığını öğrenir. Kader hakkında bu zamana kadar öğrendiklerinizden, sizce kadının bugünlerde yaşadıkları geçmiş bir travma kaynaklı olabilirmi?

Cevap: olamaz. Neden? İlahi cezalar suçluysanız size iner mağdursanız değil. Geçmiş olayda suçlu sizseniz, size hayatınızın farklı bir döneminde dengi bir ceza iner. Geçmiş bir olayda siz ama mağdur edildiyseniz, hayatınızın hiçbir anında o olaydan ötürü size ceza kesilmez. Tam aksine o konuda bereketiniz açılır. O bayanın günümüzde yaşadığı sıkıntı geçmiş travma ile ilgili olamaz, çünkü geçmiş sıkıntıda kendisi bir mağdur. O konu ile ilgili birisi bir sıkıntı yaşayacaksa, bunu mağdur değil suçlu yaşar. Cinsel ilişkiye girememesinin sebebi ne o zaman? islamda kıssasa kıssas kuralına göre hareket edilir. Cinsel sorunlar yaşıyorsanız o bölge ile ne günahları işlediniz, ilk ona bakacaksınız. Bu hanımefendi eğer cinsel ilişkiye giremiyorsa, o zaman ilk önce o organ ile ilgili ne günahları işledi ona bakacak. Örneğin; fazla kişiylemi ilişkiye girdi, fazla evli erkeklemi beraber oldu, hangi evli veya bekar kadın veya erkeklerin bedduasını üzerine çekti vs. Değerli okurlarımız, hastalıklar negatif enerjilerin dokulara sinmesi sonrası ortaya çıkar. Bir dokununda negatif enerji hacmi yani kaldırabileceği negatif enerji yükü kısıtlıdır. O hacmi açtığınızda o doku arızalanır. Bu bayanın
gerçektende, küçüklüğünde bir taciz olayını yaşadığını varsayalım, bu bize atadan o bölgeye yönelik bir negatif enerji yüklendiğini gösteriyor. Küçüklükte birşey yaşıyorsanız, kime bakacaksınız? Anne ve babaya. Atadan böylesine bir negatif enerji yükü o bölgeye sindiğini varsayalım, bu bölgeye bir de siz gayrimeşru ilişkileriniz ile negatif enerji yüklerseniz, o bölgedeki dokular bir müddet sonra o negatif enerji yükün altında iflas eder. Her günah bir şeytanı size musallat eder. 10 kişi ile yatarsanız 10 şeytan cinsel bölgelerinize siner. Dahasını artık siz düşünün. İlişki yaşamak size çok büyük mutluluk verebilir ama gayrimeşru bunu yaparsanız hangi bedele bunu yaptığınızı lütfen bilin.

not: bilinçaltı konuşmaz arkadaşlar!! hipnoz esnasında dile gelen ve konuşan sizin bilinçaltınız değil, konuşan şeytan. onun aktardığı bilgilerede şüpheyle bakmak gerekir. beş doğru verir ve güveninizi kazanır, altıncıda ise size yalan bir bilgi aktarıp komşunuza veya başkalarına kötü zan içinde bulunmanızı, hatta iftira atmanıza sebep olur ve en önemlisi suçu oraya buraya atarak olayın gerçek nedenini öğrenmenize engel olur. siz komşularla uğraşırken hatayı başka yerlerde ararken aynaya bakmayı, yaşantınızı sorguya çekmeyi yani tövbe etmeyi unutursunuz. esas şifadan alıkonulursunuz. 

Özet

bir yanlış gördüğünüz zaman ilenmeyin, Rabbim merhamet etsin Rabbim islah etsin deyin. O ilenmeniz hem karşı tarafı o kötülüğün içine daha çok sürüklüyor, hem ilenmeniz ile o günahı kendi nesillerinize bulaştırıyorsunuz. Eğer ilenmeniz sonucu o kişiyi bir gram artı günaha sürüklerseniz, o artı bir gram bir gün çocuklarınızdan çıkar. Bir gün çocuklarınız veya torunlarınızdan birisininde o günaha itilmesine sebep olursunuz. İki; atalarınız günahkar ise siz daha çok Allaha, Rabbimin merhametine sarılın. Bol dua edin. Sadece Allahın merhameti yaşamanız gereken bir belayı üzerinizden def edebilir. Allaha sığınarak belki atalarınızdan size isabet edecek bir çok şeyi berteraf edebilirsiniz. Üç; birilerini mağdur ettiyseniz mutlaka ama mutlaka siz veya çocuklarınız bir gün o mağduriyete eş değer bir mağduriyet yaşarsınız. Çözüm; helalleşme yollarını arayın. Helalleşme yollarını bulamıyorsanız o zaman mağdur ettiklerinizin adına fakirleri doyurun. Onuda yapamıyorsanız arka arkaya 40+ gün oruç tutun. Mağduriyetler mağduriyetleri doğurur. Geçmişten gelen hesapları kapatın, bir gün mağdur edilmekten kurtulun!!!