nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    




Kader nedir;
Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta, size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede, soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde, sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz. 

İstanbul;
nasıl olurda haklı olduğumuz bir yerde, bu kadar haksız konuma düşebiliyoruz? Nasıl olurda yüzyılın kazığını yiyor, bunuda demokrasi diye bizlere yutturabiliyorlar? Nasıl olurda hırsızlık yapan değil, mağdur edilen demokrasiyi hazmedemeyen konumuna düşebiliyor. Bir operasyonla istanbulu çaldılar. Bunuda bize demokrasi diye yutturdular. Nasıl bu hale düşebildik? Çok basit; olaylara verdiğimiz tepkiyle. Değerli dostlar; her bir olay sizin verdiğiniz tepki kadar ilgi çeker. Sizin verdiğiniz tepki orantısında birşeyin büyüklüğü veya o şeye verdiğiniz değer anlaşılır. İnsanlar olayların vahamiyetini sizin verdiğiniz tepki oranında algılar. Siz bir olaya cılız bir tepki verirseniz, insanların olay hakkında algılamasıda o kadar olur. Birileri eğer, ne olmuşki ne varmış diyorlarsa bu sizi şaşırtmasın, bu söylemler sizlerin gösterdiği tepkinin yansımasıdır! Akıl, akıl, akıl, akıl. Onlar bir üst akıl ile hareket ediyor, siz ise bireysel olarak. O yüzden onlar hep kazanıyor, bizede kazık kalıyor.

Onlar ne yaptı;
17- 25 aralığını yaptılar. O günlerde yoktan yüzyıllığın yolsuzluğunu çıkardılar. P
ireyi deve yaptılar. Nasıl yaptılar bunu? Görsel effektler ile! Bir anda her yere baskın düzenlediler. Bunlarıda medya önünde yaptılar. Büyük iş adamlarını ve bürokratları tutukladılar. Tutuklanan kişiler ne kadar büyük mertebeye sahipse yolsuzlukta o kadar büyüktür kanaati var ya, işte o kanaati uyandırmak için büyük iş adam ve bürokratları tutukladılar. Çok sayıda insan tutukladılar. Ne kadar çok insan tutuklanırsa, o kadar büyük bir operasyon yapılıyor algısı var ya, işte o algıyı uyandırmak için yüzlerce kişiyi tutukladılar. Baskın yaptıkları ev ve işyerlerinden kolilerce dosya çıkardılar. Ne kadar bol dosya o kadar çok delil algısı var ya, işte bu izlenimi uyarmak için baskın yaptıkları ev ve iş yerlerinden bol bol dosya taşıdılar. Kameralar önünde büyük bir şov sergilediler ve olmayan şeyleri veya pirelik olayları yüzyılın yolsuzluğu olarak topluma yutturdular. Türkiye'ye büyük bir algı operasyonu çektiler. İşte buna üst akıl denilir. Örneğin itiraz süreçleri devam ederken, nasıl paris belediye başkanı ve yurtdışı medya organları ekrem imamoğlunu tebrik etmeye başladığını gördünüz. Bu işte bir üst akıl hareketidir. Bir vasfı bir kişi ile ne kadar çok özleştirirseniz, akıllarda o kalır. Bir hırsız vasfı değil, belediye başkan vasfı kalır. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, o ünvanı elinden aldığınızda o kadar büyük mağduriyet yaratırsınız. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, toplum nezdinde o kişinin kabülünü o kadar hızlandırırsınız. Topluma, verin adama mazbatasını, bir 5 yılda o yönetsin ne var bunda dedirttirir, yüzyılın hırsızlığını topluma yutturursunuz. Ekremcik boşuna belediye başkanı vasfıyla dolaşmıyor. Hepsi bir üst aklın oyunu. Çok bilinçli ve stratejik hareket ediyorlar. Ya biz, biz ne yapıyoruz?

Gelelim bizim eziklere;
bizim elimizde gerçek bir deve var; il ve ilçe seçim kurumu, chp il ve ilçe teşkilatı, chp' li belediyeler, fetö ve pkk' nın yer aldığı yüzyılın hırsızlığı elimizde var. Onlar 17-25 aralıkta ne yapmıştı, pireden deve çıkarmıştı. Biz ne yaptık? Bizde deveyi pireye dönüştürmeyi başardık. Elimizde yüzyılın hırsızlığı var, hırsızı suçüstü yakalamışız ama sus pusuz. Siz binali yıldırım hiç ortalıkta görüyormusunuz? Binaliye tavsiyemiz; kim sana sessiz kal ve ysk kararını bekle dediyse, onları kov. Sesini çıkarmayan bebeğe mama verilmez. Karşı taraf ne kadar ses çıkarıyorsa, sizde en azından o kadar çıkaracaksınız. Karar verici makam Allahtır. Çaba göstermedende Allaha tevekkül edilmez. Yan gelip yatarak, hakkın size gelmesini bekleyemezsiniz. Karşı tarafın bir olaya nasıl bir akıl ile yaklaştığını gördünüz, bizim mahallede ise böylesine bir akıl yok! 17 yıldır devlet biziz. Üzülerek görüyoruzki, bu süre içinde hiçbir devlet refleksi hiçbir üst akıl geliştirememişiz. Kimin nerede ne yaptığı belli değil. Her kurum birbirinden bağımsız kendi kafasına göre takılıyor. Eğer bir konu hakkında harekete geçilmesi gerekiyorsa, kimse harekete geçmiyor. Herkes diğerine bakıyor. Kimse insiyatifi almıyor. Kimse hareket etmeyincede, erdoğan devreye girmek zorunda kalıyor ve emirle yaptırıyor. Sonrada her yere müdahale eden, kötü olan erdoğan oluyor. Ne gerek var kendini yıpratmaya. Sistemini kur, çarklar kendi kendine işlesin. Maalesef kurmadı. Bu erdoğanın, bu devlete yaptığı en büyük kötülük. 70 yaşına geldi, bir 70 yıl daha yaşayacak değil. Başına bir iş geldiğinde, bu devlet sudan çıkmış balık durumuna düşecek. Akbabalar gibi herkes devletin başına çöreklenecek. Onlar bir üst akıl ile, biz ise akıldan yoksun hareket ettiğimiz içinde, bu kavgada kaybeden biz olacağımız şimdiden çok aşikar. Bin parça olacağız. Erdoğan gittiğinde çok büyük bir koas geride bırakacak, bu çok açık. Maalesef ve maalesef milli ve yerli bir derin devlet oluşturmadı. Kurumlar arası koordinasyonu sağlayan, bir emir beklemeden insiyatif alan, kendinden harekete geçen milli ve yerli bir devlet refleksimiz yok. Örneğin; fetö adında bir örgüt devletin kırmızı kitabına giriyor, merkez yani Ankara ama, il ve ilçelerde fetö ile nasıl mücadelede ediliyor neler yapılıyor bundan bir haberdar değil. Örneğin; sağdan soldan kişileri bakan yaptılar. Gel sen kafana göre milli eğitimi yönet, diğerine gel sen kafana göre şurasını yönet denildi. Böyle olmaz arkadaşlar, bu kafayla siz bir yere varamazsınız. Nasıl olmalıydı, büyük devletler nasıl yapıyor bunu? Yüz yıl sonrası neslinizi ve ülkenizi nerede görmek istiyorsanız, ona göre eğitimde ekonomide veya turizmde bir yol haritası çizersiniz, gelen her kişide o plan dahilinde hareket eder. Kısacası, devlet böyle yönetilmez. Bu neyi gösteriyor? Bir üst akıl yokluğunu. Biz maalesef devletin bekasını ilgilendiren konuları, ilçede çalışan sıradan bir memurun insiyatifine ve niyetine bırakıyoruz. O da, bu benim üzerimde kalır korkusu ile sıradan bir soruşturma ile süreci idare etme boyutuna gidiyor. Ben soruşturmayı açayım, benden sonrakiler ne karar verirse bu onların sorunu olsun deyip sıradan bir soruşturma 5 yıl sürüyor ve halen kapanmıyor. Kimse kendi kariyerini riske atmak istemiyor. Bu da, memur iyi niyetliyse. Dosyalar, art niyetli birine düştüğünde zaten olaylar anında sümenaltı ediliyor ya da anında harekete geçiliyor ve o makamlar birilerine baskı uygulamak için kullanılıyor. Örneğin; mansur yavaş ve ekrem imamoğlu ikisi de dolandırıcılıktan yargılanıyor ve dosyaları yıllardır bir karara bağlanmadı. Kimse dosyalarına dokunmadı. Birileri dosyaları oyaladı, adamlarda geldi belediye başkanı oldu. Şimdi dokunsanız, yani o dosyaları bir karara bağlasanız bir dert, dokunmasanız ayrı bir dert. Daha önce dokunsaydınız cılız ses çıkardı, şimdi ise seçilene dokunduğunuz için dünyayı ayağa kaldırırlar. Ne gerek vardı bu boyuta getirmeye. Devlet dediğin bir virüs programı gibi kurumları ve adliyeleri sürekli tarar. Olayları böylesine çıkmaza gelmesine izin vermez.

Milletin tercihine saygı duyacaksınız, seçtiği kişiye saygı duyacaksınız, amenna, buna hiçbir itirazımız yok. Ancaaak, ebeveynlerin çocuklarına karşı nasıl bir sorumluluğu varsa, devletinde milletine karşı bir sorumluluğu var. Siz ebeveyn olarak nasıl zararlı websiteleri veya kanallardan çocuklarınızı uzak tutuyorsunuz, devlette vatandaşlarını zararlı kişilerden uzak tutma sorumluluğuna sahip. Devletimiz maalesef bunu yapmadı. Bizde sorumluluğunu yerine getirmeyen ebeveyne nasıl kızıyorsak devletede o şekilde kızıyoruz. Devlet dediğiniz, iyi bir ebeveyn gibi vatandaşlarını zararlı kişilerden korur, beyinlerinin zehirlenmesine izin vermez. Örneğin; fox, odatv ve sözcü gibi batının operasyonel medya kurumların yayınlarına asla müsade etmemesi gerekirdi. Siz bu tür yayın organlarına müsade ederseniz, toplumun zehirlemesine izin verirseniz, bir kitlenin o uyuşturulmuş beyinler ile sabıkalı kişilere oy vermelerine, pkk ve fetö ile işbirliğine girmelerine engel olamazsınız. Elbette muhalif medya olacak, bunlar ama muhalefet yapmadı. Bunlar sabah akşam yalan haber yayınladı. Kitleleri ayrıştırma ve fitne sokma görevini üstlendiler. Yıllardır bunu yaptılar ve kimsede bunlara dur demedi. Ne devlet ne savcılar harekete geçti. Sonuç; kutuplaşmış bir topluluk ve devletinden nefret eden bir kitleye sahibiz. Sizce bu kendiliğindenmi oldu? Birileri bir kitleyi devletten nefret eder hale getirdi. Devlet olarakta siz bu sürece sadece, seyretmekle yetindiniz. O yüzden bu sabıkalı tipleri seçenler kadar, devlette bu seçilenlerden sorumludur. İlin adamı amerikadan geliyor, sendikaları, meslek odaları ve partileri dezayn ediyorsa, sende dezayn edeceksin. B
en bir kabile devleti değilim diyorsan sende edeceksin. Kıssasa Kıssas. Varlığını her alanda hissettireceksin. Yapmıyorsan sende sorumlusun.

Öyle veya böyle, devlet olarak maalesef ortalıkta yok'uz. Yargıda ve kurumlarda devlet olarak yok'uz. Yok olduğumuz içinde olayların vahamiyetini soruşturmalara yansıtamıyoruz, yansıtamadığımız içinde caydırıcı bir devlet olamıyor haklılığımızı karşı tarafa aktaramıyoruz. Bakınız, dünyanın hiçbir yerinde yargı bağımsız değildir. Yargı, bir devletin kendi varlığını hissettirdiği yegani noktadır. Bir devletin devlet olduğunu yargısından anlarsınız. Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa, bilinki onlar sizin devlet olmanızı istemiyor!! Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa bilinki, onlar orasını çoktan ele geçirdi, kendi derin devletciklerine dokunulmasını istemiyor. Anlayacağınız, birileri bizim eziklere yargının devletten bağımsız olması gerektirdiğini yutturmuş. Hal bu olunca, devlete yapılan yanlışlara karşı yargıyı harekete geçiremiyoruz. Yüzyılın hırsızlığı ile karşı karşıya olmamıza rağmen, bizimkiler o kadar cılız o kadar alttan alan bir ton ile hareket ediyorki, hırsıza verdikleri rahatsızlıktan ötürü özür dileyecek haldeler. İtirazları ile hırsızların mazbatasını geciktirdikleri için özür dileyecek durumdalar. Böylesine ezik ve pasif bir tepki verdiğiniz zamanda, haklı olduğunuz bir konuda haksız duruma düşüyorsunuz. Demokrasiyi hazmedemeyen siz oluyorsunuz. Ne yapılmalıydı? Usülsüzlükler tespit edildiği an, chp ilçe teşkilatları ilçe seçim kurumları, nüfus müdürlüklerine baskınlar düzenlenmeli ve hepsi tutuklanmalıydı. Ne kadar üst düzey kişileri tutuklarsanız ve sayısal olarak ne kadar çok kişiyi tutuklarsanız, olayın vahamiyeti o kadar anlaşılırdı. Bunlarda medyanın önünde yapılmalıydı. Sıra bana gelecek diye herkes tir tir titremeli, tehdit savuranlarda korkudan susmalıydı. Bunların hiçbiri yapılmadı. Neden? Bir üst akıl eksikliğinden ve ürkek ve yalaka tiplerin partiyi ele geçirmesinden, erdoğanın son 20 yıl içinde ikinci üçüncü dördüncü beşinci erdoğanlar çıkaramamasından. Bizim mahallede metin külünk gibi ne kadar şahin varsa hepsi tasfiye edildi, yerlerine ezik ve yalaka tipler getirildi.
Bunlardanda hep cılız ve müzakereci sesler çıktı. Şu söylemi duymuşsunuzdur; erdoğan çok kavgacı! İşte bunlar içimizdeki kripto fetöcülerin söylemi. Bizleri uysal hale dönüştürme projesinin bir parçasıdır. Size ne yapılırsa ses çıkarmayın demenin nazik yoldur. Başımıza ne geldiyse zaten bundan geldi, ses çıkarmadığımızdan bunlara dünyayı başlarına yıkmadığımızdan ötürü geldi. Ne elde ettiysekte saldırdığımızda elde ettik; 15 temmuz, hendek operasyonları, afrin ve fırat kalkanı harekatı! İçimizden birileri ama böylesine proaktif bir boyuta geçememizi istemiyor. Mağduru oynamak, haksızlıkları hazmetmek, bize biçilen rol bu! Bayrağı alıp karşı tarafa saldıran, karşı tarafın pisliklerini masaya döken karşı tarafı defansa zorlayan yok. Siz süleyman soylu dışında savaşan başka birini görüyormusunuz? 20 yıllık bir partide ikinci bir şahin çıkmazmı hiç. Kaldıki süleyman soylu da dışardan geldi. 20 yıl iktidarsınız ve bir tane şavaşçı üretemediniz. Bu topraklar ezikleri kaldırmaz. Herkesin gözü olduğu bu topraklarda şahin olmak zorundasınız. Biz sulh döneminde değiliz. Eğer sulh döneminde olsaydık, her tarafa barış mesajları göndermek bir anlam taşırdı ama, realite bu değil. Bizler savaş dönemindeyiz. İhtiyaç duyduğumuzda savaşçılar. Maalesef, biz kendi içimizden susturulduk. İçimizdeki ezikler kontrolü ele geçirdi. Karşı tarafa ise gün geçtikçe daha çok hırçınlaşma talimatı verildi. Biz sesimizi yükselttiğimizde kutuplaştırıyorsunuz denildi, onlar seslerini yükselttiğinde bu özgürlük ve demokrasi oldu. Bir ihanet ortaya çıktığında bunu haykırmak hainlik edenlere dünyayı dar etmek isteyen şahinler çıktı, ak partili yöneticiler ise müdahale etme ve sessiz kal, sokakları germeyelim diyerek bunları susturdu. İçimizdeki birileri şahinleri sustura sustura sustura bunların her türlü ihanetine, hakaretine, suçuna göz yumar hale geldik. Sonuç; bunlara göz yuma yuma istanbulu çaldılar! Henüz itirazlar sonuçlanmadı ama, bu aşamadan sonra ne olursa olsun, bu hileyi yapabildiler ve ak parti uyuduysa, böylesine büyük bir olaya karşı devlet böylesine ezik bir refleks sergiliyorsa, geçmiş olsun bize. Anında cezaları kesemiyorsan, olayın yaşandığı gün devlet olarak ağırlığını hissettiremiyorsan, geçmiş olsun bize. İstanbul düşmana kaptırılmış, yapanında yanına kar kalacağını hepimiz biliyoruz. Üzücü olanda bu! Mahkeme süresi beş yıl sürecek, sonunda bir kaç kişi bir kaç yıl ceza alıp olay kapanacak.
 
Arkadaşlar;
burada konu İstanbul konu aya sofya. İstanbul düşerse kudüs düşer, mekke düşer demiyormuyuz? Eeee, adamlar büyük bir hile ile istanbulu çaldılar. Bugün ohal ilan etmiyeceksinizde ne zaman edeceksiniz, bugün fırtına koparmayacaksınızda ne zaman koparacaksınız? Ne hale geldik. Mağdur olan sessiz, hırsız ise ortalıkta dolaşıp çaldığım malı vermezseniz ortalığı yakar yıkarım diyor. Fırtına koparması gereken masa altına saklanmış, sobelenen hırsız ise fırtına koparmakla tehdit ediyor. Ne hale geldik! Bileğin hakkıyla kazanırsın, bizde Rabbim böyle takdir etmiş der yenilgiyi kabul ederiz. Hile ile çalmaya kalkıyorlarsa ama, o zaman bunlara dünyayı dar etmek gerekir. Biz bu şekilde bunlara sürekli prim verir, alttan alır ve bunların suçlarına göz yumarsak bunun bedeli bize çok ağır olur. Oldu da. 15 temmuzda Türkiye' yi 31 martta' da istanbulu çalmaya kalkıştılar. Demek 15 temmuz sonrası biz bunlara anladıkları cevabı verememişiz. Darbecileri kravat takım elbise mahkemeye getirirsen, olacağı buydu. Darbe yapanlara karşı bu kadar layt davranırsan, olacağı buydu. Böylesine pasif ve ezik devlet olursan, her türlü ihanete davetiye çıkarırsın. Nasıl olsa devlet birşey yapmıyor denilerek önüne gelen devlete ihanet etmeye başlar. Yani bunların 15 temmuz sonrası bir darbe girişimi
(istanbul) daha tezgahlayacakları dünden belliydi. O kadar layt bir devletizki, vatana ihanet etmek için resmen davetiyeler dağıtıyoruz. Örneğin; ahmet türk. Terör örgütü üyeliğinden hapis cezası yedi, hasta diye tahliye edildi, sonrada kalktı mardin büyükşehir belediye başkanı oldu. Hapiste yan gelip yatmak için hasta, büyükşehir belediye başkanlığı için sağlıklı. Bu bizim hekimlik mantığımıza yatmıyor, sizin mantığınıza yatıyormu? Şimdi bunun mazbatasını vermezseniz bir sorun, verirseniz başka bir sorun. İşte bu boyuta getirmemeniz gerekliydi. Bu boyuta gelmeden müdahalenizi yapmanız ve önleminizi almanız gerekliydi. Dünyada, olaylar yaşandıktan sonra uyanan ve müdahalesini yapan tek devlet biziz. Rabbim bizi acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Bunlar başta kaldığı müddet biz daha çok kazık yeriz. Daha çok görememişiz, aldatılmışız deriz. Örneğin; kamudan atılanların seçme hakkı olmadığını siz biliyormuydunuz? Biz bilmiyorduk ve bunu yeni öğrendik. Biz bilmiyorduk çünkü, biz sıradan vatandaşıyız. Ya devlet, devlet nerede? Meğerki devletimiz, kurumlardan kovulan fetöcülere yıllardır, sahip olmadıkları bir hakkı tanımış. Eeee, bu kafayla bugünlerimizi ziyadesiyle hak ediyoruz. Biz bu kafayla bu ezik halimiz ile daha çooook kazık yeriz.
 
Paradoks nedir;
birbirine zıt kavramları bir ifadenin içine sokmaktır. Doğru olan bir ifadenizin içine öyle bir kelime sokuyorsunuzki o ifadenizi kendi içinde çelişkili duruma düşürüyorsunuz. Örneğin; muhalefet. Ne diyorlar; "hukuki dayanağı olmayan süreci durdurmak, Türkiye ve İstanbulun yararına olacaktır". Bu ifade paradoks bir ifade. Hukuktan bahsediyorsunuz, hukuksuzlukla yani
sokak eylemleri ile tehdit ediyorsunuz. Hukuktan bahsediyorsunuz, karşı tarafın hukuki haklarını yok sayıyorsunuz. İşte buna paradoks denir. Örneğin; "seçim sonuçlarını kabul edin", söylemi. Buda paradoks bir söylem. Seçim henüz sonuçlanmamışki sonuçlar kabul edilsin. İtiraz süreci, seçimin bir parçası değilmi? Örneğin; faşizim ve diktaya karşı seçimleri kazandık? Bu da paradoks, kendi içinde çelişkili bir söylem. Diktatörlük ile seçimler kelimesini aynı cümlede kullandığınızda ortaya paradoks bir söylem çıkar. Neden, çünkü faşizim ve diktatörlüğün olduğu bir yerde seçimler olmaz. Seçimler olduğu zamanda faşist ve diktatör olan yüzde 99 oy ile kazanır. Yani diktanın olduğu bir yerde sizlerin seçim kazanması söz konusu olamaz. Bu hırsızların söylemlerine dikkat ederseniz, sürekli bir paradoks içinde olduklarını görürsünüz. Söylemleri kendi içinde çelişki dolu. Neden? Doğru tarafları yokta ondan. O kadar yamuklarki, doğru bir ifadeyi bile yamultmayı yani paradoks bir duruma düşürmeyi beceriyorlar. Sayın okurlarımız, kötünün gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile iyi görünmeye çalışır. Buna deccaliyet diyoruz. Hani demokrasi deyip dünyayı ateşe veren bir üst akıl var ya, işte bunların gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile insanları kandırırlar. Eylemler kötü, söylemler güzel. Demokrasi, hak ve hukuk gibi kelimeler ile iyi görünmeye çalışıyorlar, eylemleri ama kötü olduğu için tehdit etmektende kendilerini alı koyamıyorlar. Sonuç; paradoks söylemler doğuyor. Demokrasi ve tehdidi aynı ifadenin içinde kullanmayı beceriyorlar. Örneğin; bunların nasıl medya patronlarını tehdit ettiğini gördünüz değilmi? Medya özgür olmalı deyip medyayı tehdit etmeyi aynı zamanda başarabiliyorlar. Bundanda ilginç olanı, bunlar gerçekten de bu hileler bu tehditlerle muvaffak olacaklarına inanıyorlar. Her türlü hileyi sahtekarlığı, tuzağı yapıyorlar ve günün sonunda galip olan kendilerin olacağına inanıyorlar. Dünyanın ak partinin ezik ve hain tiplerinden ibaret olduğuna inanıyor, Allahı nedense hesaba katmıyorlar. Bizden tekrar uyarması, sizin bir hesabınız olurda Allah'ın olmazmı. Allahu Teala herşeyi not ediyor. Hilelerinizi ve size oy verenleri not ediyor. Bu fırsatların size tanınmasıda sizin hayrınıza değil, günah yükünüzü artırmak için. Bir yere kadar ama, bir yere kadar bu hainliklerinize bu kötülüklerinize Allah müsaade eder. İstanbulu ele geçirmek için kurduğunuz bu tuzak son damlamıydı, bunu bekleyip göreceğiz. Şu ama kesin, siz erdoğanı mumla arayacaksınız. Yaklaşan yaklaşıyor sizin için!

Ne büyüksün rabbim; bizlere hırsızlık iftirasını atmışlardı. Şimdi yüzyılın hırsızlığı ile kendileri sobelendi.

gelelim büyükçekmeceye;
büyükçekmece üzerinde ciddi bir şekilde durulması gerek. Devletin tüm güvenlik bürokrasisi büyükçekmeceyi mercek altına alması gerek. Seçimlerde yapılan usülsüzlükten ötürü değil, daha büyük bir sorundan ötürü. Öyle gözükiyorki, bir üst akıl kamu kurumlarından kovulan fetöcülere yeni bir hedef belirlemiş; belediyeler. Belediyeler, fetöcüler için yeniden örgütlenme ve büyüme yeri olarak seçilmiş. Büyükçekmecede bu projenin pilot bir ilçesi. Devamı başka belediyelerden gelecek. Örneğin; tunç soyer ve izmir. Türkiye yeni bir tehdit ile karşı karşıya. Chp, hdp ve ip belediyeleri üzerinden fetö tekrar canlandırılacak. Zaten hiç yok olmamışlardı. Acilen, fetöcülere kalıcı bir çözüm getirilmezse (vatandaşlıktan çıkarmak) bunlar bir beka sorunu olmaya devam edecek. Örneğin; müebbet yiyenlerin aileleri hainliğe devam ediyor, geri kalan on binlerde bir kaç yıl içinde hapisten çıkacak ve büyük bir öç alma hırsı ile çıkacak, onlara ek birde devlet kurumlarından atılan yüzbinler ülkemizde dolaşıyor, birde yurtdışından paketleyip getirdikleriniz var, şimdi; siz bunların bu ülkede rahat duracağınımı sanıyorsunuz? Bunları bu ülkede tutarak ne amaca hizmet ediyorsunuz? Muhalefet kadar olamadınız, onlar masum suriyelileri ülkeden atma cüretini gösterebiliyor, siz ise teröristleri vatandaşlıktan yani ülkeden atacak cesareti gösteremiyorsunuz. Ezikler sizi. O yüzden hep muhalefetin borusu ötüyor, bizede kazık kalıyor. Dünyanın fetöcülerini ülkemizde topladık, avrupadaki pkk'lılar da gelsin diyoruz. Ülkemizi teröristler hanına dönüştürdünüz. Fetö, pkk, deaş, dhkp-c vs vs vs, ne kadar terörist varsa ülkemize soktuk ve besliyoruz. Kötü tarafı şu; dün imkan yoktu, ne emniyet ne askeriye ne istihbarat ne de yargı elinizdeydi, yani dün bir mezaretiniz vardı. 15 temmuz gecesi ama Allah size lütfunu indirdi. Bir gecede sizleri hakim konuma getirdi. 15 temmuz sonrası, Allahu Teala hiçbir mezaretinizi kabul etmeyecektir. Herşeyi Allahtan bekleyemezsiniz. Artık kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız kendi kaderinizi kendiniz çizmeniz gerekir. Yüzyıl boyunca mağdur edildiniz. O mağdur sıfatına kendinizi o kadar kaptırmışsınız, ezilmeye kendinizi o kadar alıştırmışsınızki, kontrolün artık sizin elinizde olduğuna bir türlü inanmak istemiyorsunuz. O güçle ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Allah bizleri acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Belediye konusunda da uyarımızı tekrar yapalım; belediyelere ciddi kafa yorun, belediyeleri kontrol eden şehirleri ve nüfusu kontrol eder. Büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız, bizden uyarması. Fetöcüler bir araya geldiği zamanda ne yapar? Yaptıkları en iyi şeyi; devlete ihanet, hırsızlık, usulsüzlük ve hile. O açıdan büyükçekmecedeki usülsüzlükler bizleri hiç şaşırtmadı!

gelelim bizim medyaya;
Şunu baştan belirtelim, tarafsız medya diye birşey yok. Kimse kimseyi kandırmasın. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini savunan kişiler ile birlikte olur. Bizler birilerin birşeylerin yandaşı olmasını yadırgamıyoruz. Olayın tabiatı bunu gerektirir ancak, yandaşlığın ölçüsü, tanımı ve kriteri ne olmalı? Bize göre yandaşlık kavramı, tarafı olduğun şeyi daha iyi bir insan daha iyi bir yönetici yapma girişimin bir adıdır. Bize göre yandaşlık, hatalara ve yanlışlara göz yummak değil, yandaş olduğun tarafı daha iyi ve daha doğru yola iletmenin bir yoludur. Yandaş olmak, aynı değerleri paylaştığın kişi ile bir yolculuğa çıkıp o yolda o kişiye destek olmak, göremediklerini göstermek, hatalara karşı uyarmak ve o yoldan şaşmasına karşı onu korumaktır. Bizim medyada maalesef bu konuda sınıfta kaldı. Yandaşlığı, şartsız kayıtsız desteklemek olarak algıladılar. Yoldaşlarına yani erdoğana çok büyük bir kötülük yaptılar. Hepimiz biliyoruzki, erdoğanın etrafı kuşatıldı ve bir çok mesele kendisine ulaştırılmıyor. Lideriniz böylesine bir kuşatma altında olduğunda, medya üzerinden o kuşatma bypass edilip hakikatlar lidere ulaştırılması gerekiyordu. Bizim tarafın medyası bunu maalesef yapmadı. Ezik yöneticiler ve yalaka bir medya, bizim mahallenin kaderide bu. Birileri bizim medyaya geldi ve birlik ve beraberliğimizi bozmayalım dedi, fitne çıkarmayalım dedi ve susturdu. Şeytan insanı nasıl kandırır biliyormusunuz? Kötülükle değil, iyilikle kandırır. Bunu unutmayın, aklınızın bir yerine not edin. Şeytan, iyi birşey yaptığınızı söyleyerek sizi kötülüğe iter. Sizce fetöcüler kötülük yaptıklarınımı sanıyor, hayır. Onlar vatan ve din adına iyilik yaptıklarına inanıyorlar. Birileride bizim medya'yı iyilik adında kötülüğe itti. Medyanın görevi bilgilendirme ve uyarmadır. Medya susunca, liderimiz uyutuldu. Ülkede yaşanılan olaylardan habersiz hale getirildi. Bugünlerimizde yaşadığımız her olay, yıllar öncesinden gümbür gümbür geliyorum dedi. Örneğin; chp. Dün mahmut tanal ve sezgin tanrıkulu gibi bireyler hainlik içindeydi. Bugün ise tüm teşkilat hainlik içinde. Dün bireylere dokunmadın, bugün ise tüm teşkilatı kapatmakla karşı karşıyasın. Dün dokunsaydın bir kaç cılız ses çıkar, olaylar kapanırdı. Bugün dokunmaya kalksan bir kaç vekille yetinemezsin hepsine dokunman gerekecek. Bunlarda tam bunu yapmanı bekliyor. Sokakları ve dünyaya ayağa kaldırmak için tamda bunu bekliyor. Dokunsan bir yana dokunmasan bir yana. Nasıl bu duruma düştük? Vaktinde müdahale etmediğimiz için.
Bugün yaşadıklarımızın her biri dünden belliydi, gümbür gümbür geliyorum diyordu. Bizim medya ama sen şöyle züpersin sen şöyle muhteşemsin, içimize fitne sokmayalım, liderimizi zayıflatmayalım diye diye bu gerçekleri sürekli sümenaltı etti. Ülkemizde ne kadar sorun varsa, bu soruna sebep olanlar kadar yandaş medyada bundan sorumlu. Karşı taraf sabah akşam yalan söylüyor. Onlar zaten bir çöplük. Siz belki onlar gibi yalan söylemiyorsunuz ama doğrularıda aktarmıyorsunuz. Yanlışları dile getiremiyorsanız, onlardan ne farkınız var? Biz rahatız, neden? Biz bu eleştirilerimizi ve uyarılarımızı kazandığımız günlerde de yapıyorduk. Yıllardır bu uyarılarımızı yapıyoruz. Biz, yenilgiye uğradığımız günde ortaya çıkanlardan değiliz.

gelelim ak partiye;
bu kaçıncı kazık be kardeşim! A
kıllanmamız için daha kaç kazık yemeniz gerekiyor? Fetö, devletin kırmızı kitabına gireli 5 yıl oldu ve halen böylesine organize hareket edebiliyorlarsa, geçmiş olsun bize. Biz halen fetö ve ulusalcı kemalistlerin yargıda egemen oldukları dönemlerin yargı katliamlarını bugünlerimizde yaşıyorsak, geçmiş olsun bize. Nasıl olurda il ve ilçe seçim kurulu başkanları fetöden tutuklanır ama il ve ilçe seçim kurulu üyelerine dokunulmaz? Bu olaylar bizlere bir kaç şeyi gösteriyor, birisi üst aklın önemini ve ikincisi ak partinin çöküş dönemine girdiğini. Bir kaç yıldır, Allahın ak partinin ipini çektiğini söylüyoruz. Son seçimler bunun sahaya yansıması oldu. Çoğunluk bozulduğunda Allah orasını darmaduman eder. Ak parti de bozuldu. Parti içinde hasbi duygulara sahip olanlar azaldı, menfi çıkarlar çoğaldı. Çoğunluk bozulduğu zamanda Allah orasını helak eder. Son bir kaç yıldır erdoğan, her seçim sonrası teşkilatları yenileyerek bu yobazlaşmanın önüne geçmeye çalıştı. İşe yaradımı? Yaramadı. Neden? Görevden alınanları ailenin bir parçası olarak görmeye devam etti. Onları partiden dışlamadı. Örneğin; abdullah gül. Daha düne kadar onu, partinin her türlü organizasyonuna davet ettiler. Siz bunu yaparsanız, yani çürük elmaları ailenin bir parçası olarak görmeye devam ederseniz, Allahta sizi bir aile olarak görmeye devam eder ve bir bütün olarak hesabı size keser. Erdoğana tavsiyemiz; parti teşkilatların tümünü lağv et. Millet oyunu sana veriyor, partiye değil. Teşkilatı küstürmeyeyim diye toplumu kendine küstürüyorsun. Teşkilatları lağv edipte seçimlere girsen, her ilçeye kafadan adaylar koysan, hiçbir miting yapmasan, inan bugünlerden çok daha fazla oy alırsın. Bundan sonra milletimle yola devam edeceğim der, daha fazla insanın gönlünü alırsın. Ak parti il ve ilçe yönetimlerin dava diye bir derdi yok, onlar çıkarları uğruna orada. Onlar sana ve davana bir yük. Sana zerre kadar faydaları yok. Tüm teşkilatı, myk dahil lağv et. Askeri okullar gibi lağv et. Başka türlü, seni çevreleyen o ezik o hain tiplerden kurtulamazsın. Temizlemezsen, onların pisliklerine sende ortak olursun. Çöküş başladı, ne yapsan artık ak partiyi kurtaramazsın. Tek çaren partiyi lağv edip kendini kurtarmak. Hatamıydı ak partiye oy vermek? Hayır. Ne kadar çok yerel seçim olsada, siz partiye değil lidere oy veriyorsunuz. Biliyorsunuzki yerelde bir sıkıntı olduğunda lider buna kayıtısız kalmaz müdahalesini yapar. Bu güveni size diğer partiler vermiyor. Örneğin; chp. Yerel bazda bunların arasından usulsüzlük yapan çıksa, biliyorsunuzki baştakilerde bu işin içinde. Yani diğerlerinde balık baştan kokuyor. Erdoğan ve bahçeli, şükür bu konuda bunlarda bir sıkıntı yok. Bu ikisi davalarında samimi. Devlete ve millete ihanet içinde değil. Sadece, teşkilatlanma devrin sona geldiğini siz ve erdoğan bilin. 

 



kader ve yaşamın sırrı


Günlük hayatımızda bir çok üzücü haber alıyoruz, birileri mağdur oluyor birileride mağdur ediyor. Bu yazımızda bu işler nasıl çalışır, biri neden mağdur edilir, neden mağdur eder bunu sizin için ele almaya çalışacağız. Değerli okurlarımız, tesadüfler diye birşey yok, ne yaşamanız gerekiyorsa, kader size o acıyı veya mutluluğu yaşatacak birisi ile tanıştırır. Bir kişi hangi konuda mağdur edilmesi gerekiyorsa, o konuda birini mağdur etmesi gereken bir kişi ile, kader tarafından tanıştırılır. Acıyı hissettiğiniz noktasına ve acının şiddetine kadar herşey kader tarafından hesaplanır ve size kesilir. Acı birşey yaşamanız gerekiyorsa sizden daha günahkar birisi ile tanıştırılırsınız, mutlu ve güzel birşey yaşayacaksanız sizden daha hayırlı biri ile tanıştırılırsınız. İyi den kötülük doğmaz kötüden de iyilik doğmaz. Ne yaşamanız gerekiyorsa ne kadar yaşamanız gerekiyorsa siz onun dengi bir insanla karşılaştırılırsınız. Örneğin; evlendiğiniz kişi ile de siz böylesine bir hesaplama sonucu tanıştırılırsınız. Kader, kiminle evleneceğinizi kimlerle tanışacağınızı, hatta sohbetlerinizin içeriğini dahi belirler. Siz ne yaşamanız gerekiyorsa onu size yaşatacak bir kişi ile evlendirilirsiniz veya tanıştırılırsınız. Bir kişi neden mağdur edilmesi gerek, neden o acıları yaşaması gerek?

İlahi düzen, bir bilgisayar yazılıma benzer bir yazılımla çalışır

Tesadüfler, anlık öfke krizleri, kendimi kaybettim veya hatırlamıyorum diye birşey yok; herşey ilahi bir hesaplama sonucu gerçekleşir. İlahi hesaplama neden birini bir suça diğerinide bir acı yaşamaya sürükler? Farklı karakter ve maceralar içeren bir bilgisayar oyununu düşünün, bu oyunun her parçacığı bir yazılımla canlanır. Evrenin kendiside böylesine bir yazılımla çalışır. Bizler bir bilgisayarın içinde birer karakteriz. Yeryüzüne indirildiğimizde, her birimize farklı bir avatar (beden) verildi, her birimize bir hikaye yüklendi, sonrası Allah "başla" tuşuna bastı ve oyun başladı.
Bunu robot üretenlerin, üretim sonrası robota bir yazılım yükleyip o robotu canlandırması hareket ettirmesi ve bir görev tayin etmesi gibide düşünebilirsiniz. Allahu Teala evrenin madde boyutunu
yarattı sonrası buna bir yazılım yükledi. Yazılım yüklendiği anda sistem, tıkır tıkır çalışmaya başladı. İlk anlamanız gereken, windows işletim sistemi gibi büyük bir yazılımın içinde yaşıyor olmamız.


Çağımızın nimeti

Geçmiş alimler "kader" gibi bir çok İslami konuyu çözemezdi, çözmeleri mümkün değildi. Nedeni; yazılımın ne olduğunu bilmiyorsanız, bir avatarın ne olduğunu bilmiyorsanız, bu tür olayların gizemini çözemezsiniz. Biz ilahi sistemi daha iyi anlayabiliyoruz, çünkü günümüzün teknolojisine sahibiz. Ne alaka; insan icat etmez, Allah icat eder.
Gördüğünüz her teknoloji Allahın icatı. Vakti geldiğinde ilham olarak teker teker yeryüzüne indirir. Kendi düzeni anlaşılsın diyede teknolojiyi, evrenin yaratılışına benzer bir düzen üzerine var etmiş. Teknoloji Allahtan geldiği için, teknolojiyi anlarsanız Allahın düzenini anlarsınız. Geçmiş alimler işte bu nimetten mahrumdu. Onların bu tür konuları çözmeleri mümkün değildi. Bazılarınız halen bin yıl önce yaşamış alimlerin peşine takılıyor, yapmayın bunu. Onların bilgileri o dönemin bilgisi kadardı. Onların peşinde takılı kalırsanız, bilginiz bin yıl önceki çağ kadar olur.

Rızık Allahtan geliyorsa, bu rızık neye göre hesaplanır?

Rızkınız niyetinize göre hesaplanır. Kişinin özgür iradesine verilen tek nokta insanın kalbi. Bedendeki tek özgür nokta insanın kalbidir. Fiziki anlamda da öyle, bedenin her noktası beynin emri doğrultsunda çalışır, kalbin ise kendi uyarı merkezi bulunur. Allahu Teala, insan yaratmış ama özgürlük vermemiş. Tek özgür noktamız kalbimiz, kalplede niyet ötesine geçemiyorsunuz. Neden kalbe özgürlük verilmiş; kalbi duygular ile çevreye zarar veremiyorsunuzda ondan. Allahu Teala bizi yaratmış ama bizlere özgür hareket etme nimetini vermemiş. Bizler birer robotuz. Düşünceler dahil, bizlere ne yüklenirse biz ancak o kadar hareket etmeye muktediriz. " Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz" (Tekvir Süresi; 29). Örneğin; siz birşeyi yapmaya niyet ediyorsunuz, bu sizin hür iradeniz. O niyet doğrultusunda geleceğiniz hesaplanıyor, sonrası size bir senaryo yazılıyor ve o senaryo doğrultusunda aklınıza düşünceler doğuyor ve sonrası fiili söz ve eylemler nasip oluyor. Niyet sizden, düşünce ve eylem boyutu ise külli irade, yani Allahtan.

Bilgisayar ve klavye modeli
 
Allahu Teala ilk önce her bir niyetin yeryüzünde ve ahiret hayatında ne tür bir karşılığı olması gerektiğine karar verdi, sonrası bunu bir bilgisayar programına benzer bir yazılıma döktü. Herşeyin başlangıcı niyet. Bu programa levh-i mahfuz denilir.
Levh-i mahfuz Allah katında bir Kitap. Bu Kitabı, kaderinizi hesaplayan bir bilgisayar programı gibide düşünebilirsiniz. Bu kitap niyetinizi algılar, sonrası o niyetler o kitabın içindeki yazılımda nelere programlandıysa, Kitap o doğrultuda size bir gelecek yazar. Bir senaristin her bir karakter için yazdığı senaryo gibi. Niyetler ile bu kitap arasındaki bağ kurulduktan sonrada, her yeni doğan canlı bu kitaba bağlanır. Anne ile bebeği arasındaki göbek kordon bağı gibi, kul ile kitap arasında da doğum sonrasından vefatına kadar uzanan bir bağ oluşturulur. Siz yeryüzünde klavyesiniz, kitap ise kaderinizi hesaplayan program. Siz yeryüzünde hangi tuşlara basarsanız, o tuşlar o programda neye programlandıysa bir sonraki günleriniz ve geleceğiniz ona göre hesaplanıyor. Siz yeryüzünde sadece niyet ediyorsunuz, düşünceleri mekanları tanışacağınız insanları, söz ve eylemleri ise bu kitap hesaplıyor ve bir sonraki günler önünüze yaşantı olarak geliyor. Niyetlerimizin ne tür sonuçlara sebep olacağı, levh-i mahfuzda neye eş değer olduğunu bize bildirildimi? Evet, bildirildi. Bu düzen kurulduktan sonra, peygamberler ve Kitaplar üzerinden Allahu Teala bizlere hangi niyetlerin ne tür sonuçlara gebe kalacağını anlattı. Eğer kutsal kitaplar indirilmeseydi, yani uyarı ve bildiri olmasaydı, niyetlerimizden sorumlu tutulmada olmazdı. Örneğin, yasalarımız. Bir konu hakkında yasa yoksa, o konu hakkında cezada kesilmez. Allahu Teala altyapıyı kurar, yeryüzüne indirilen her canlıyı bu sisteme bağlar, sonrası peygamberler ve kitaplar üzerinden bu altyapıyı kullarına anlatır. Doğruların ve yanlışların nelere sebep olacağını bize anlatır. Bunu anlamamız içinde bize bir zaman tanır. Buna buluğ çağı diyoruz. Doğar doğmaz insanı yanlışlarından hesaba çekmeye başlamaz. Doğru ve yanlışları öğrenmesi için ergenlik dönemine kadar bir zaman tanır. Bu süre içinde hal ve hareketlerinizden bize hesap kesilmez. Bu süre içinde günlük kaderiniz anne ve babanızın hesabı doğrultusunda belirlenir. O yüzden bir çocuğun başına birşey geldiğinde, biz anne ve babaya bakarız. Kaderinizi hesaplayan bu sistem, dıştan bağımsız çalışır. Sistem tamamıyla sizin eylemleriniz doğrultusunda geleceğinizi belirler. Eğer Allahu Teala, kaderinize merhameti gereği müdahale etme ihtiyacı duyarsa, sadece iyi’ye yönelik müdahale yapar (Nisa Süresi, 79).

Bu yazılım nasıl çalışır?

Yeryüzü niyetleriniz göğe çıkar ve levh-i mahfuzda neye programlandıysa o doğrultuda geleceğinizi belirler. "Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır. (Hadid Süresi; 22). Biz yeryüzünde niyet ederiz, lehv-i mahfuzda bu niyet doğrultusunda hayat senaryomuzu yazar. Kiminle tanışacağız, o gün hangi mekanları dolaşacağız, ne yiyeceğiz ne tür eylemler içinde bulunuacağız vs. Örneğin; siz bir hırsızsınız ve birisinin arabasını çalmaya niyetlendiniz. Niyetiniz sizin özgür iradeniz. Kimin arabasını çalmayı, nerede çalmayı hangi gün çalmayı ise Lehv-imahfuz belirler. Kim arabasına haram bulaştırdıysa yani kimin malı çalınmayı hak ediyorsa, levh-i mahfuz hırsızı oraya yönlendirir. Kitap, kim ne yaşayacaksa onu kendisine yaşatacak insanlar ile karşılaştırır. O yüzden mağdur yok diyoruz o yüzden tesadüfler yok diyoruz. Kim ne yaşaması gerekiyorsa, ne bir gram az ne bir gram fazla onu yaşıyor. Siz niyet edersiniz, levh-i mahfuzda size bir gelecek yazar. Her günün olayları ayrı bir sayfada yer alır.
O gün geldiğinde Allah "ol" der ve sayfanın içeriği canlanır ve yeryüzüne ışınlanır. Bu ışınlar sabah namazı civarı yeryüzüne ulaşır ve bir meleğin şahitliğinde kişiye göbek bağından yüklenir. Nasıl ana rahminde, o noktadan size rızık aktarıldıysa doğum sonrasıda aktarılmaya devam edilir. Bunu, bir uydu alıcısının uydu çanağı üzerinden kendisini güncellemesi gibide düşünebilirsiniz. Bu yükleme bizim kaderimizi nasıl belirler? Bu yükleme en basitinden size düşünce yükler. Düşünce demekte yaşam demek. Düşünceleriniz sayesinde yer ve yaşarsınız. Herşey bir düşünce ile başlar, örneğin; ne yiyeceğinizi düşünüyorsunuzki yiyorsunuz, birşeyi yapmak aklınıza düşüyorki onu yapıyorsunuz. Düşünce yoksa eylem ve hayat olmaz. "İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!" (Kıyamet Süresi; 36). Eylemlerimizde hür değiliz, düşüncelerimiz dahil tüm eylemlerimiz levh-i mahfuzun kontrolünde. İnsan zannederki, kendisi bu dünyada istediğini yapar ve kimse kendisine engel olamaz. Günaydın, bizler birer koyunuz birer robotuz. Bizler yeryüzüne salıverilmişiz ama başı boş bırakılmamışız.

Terimleri anlayalım

Cüzi irade nedir; insanın niyeti.
Külli irade nedir; levh-i mahfuzun hesapladığı düşünce ve eylemlerinizdir.
Mutlak irade nedir; Allahın iradesinde olan, doğum öncesi belirlenen kaderiniz. Örneğin; ten renginiz, cinsiniz, eşiniz, atalarınız, doğduğunuz ve öleceğininiz mekan ve yıl. Artı başınıza gelen her iyilik Allahtan gelir.
Özetlersek; İnsanın eline bırakılmış tek şey niyeti. Allah bizleri yaratmış ama güvenmemiş. Buna cüzi irade diyoruz. Düşünce ve eylemlerimiz ise levh-i mahfuza bırakmış, buna külli irade diyoruz. Geri kalanda mutlak kadere giriyor yani Allahın kendi tasarrufuna. 


Ne günahı işlerseniz karşılığı dengi olur

Allahu Teala bizleri bir yazılımın içine yerleştirdi. Bu yazılıma doğanın yasaları yani fizik kanunları diyoruz. Sonrası bu yazılımın içine canlıları yerleştirdi ve bunları imtihan etmeye karar verdi. Bu imtihanın ve işleyişin şu şekilde olmasını takdir etti; canlılar niyet kurar, levh-i mahfuzda bundan geleceği hesaplar. Niyet sizden, sonuç levh-i mahfuzdan. Bu, niyet- sonuç ilişkisinde Allahu Teala kendisini devre dışı bırakmayı takdir etmiş. Her tür niyetin ne tür sonuçlara gebe olacağını bir yazılıma dökmüş, uyarısını peygamberler ve kitaplar üzerinden kullarına yapmış, sonrası işleyişi kendi haline bırakmış. Neden? Kimse bana haksızlık edildi, şunlara kayrıldı yani ayrıcalık tanındı denilmemesi için. Bu yazılımda kimseye haksızlık edilmez. Android işletim sistemi yüklü bir telefon gibi, ister ataist ister Müslüman olun fark etmez, herkes aynı işletim sistemine tabi. "Ben Allaha inanmadığım için Allah bana bunları yaşatıyor", dememeniz için, kader olayında Allahu Teala kendisini saf dışı bırakmış. Külli irade denilen olay bile Allahtan gelmiyor, levh-i mahfuz yani bir yazılım belirliyor. Her bir kutsal kitap indiğinde de bu yazılım bir güncellemeye tabi tutuldu. Eski yasalar kaldırıldı, yenileri getirildi. Cep telefonlarınızın işletim sistemin sürekli güncellenmesi gibi. En son ve nihai güncelleme Kuran-ı Kerimin inmesi ile gerçekleşti. Bu sistemin özeti; ne ekerseniz onu biçiyorsunuz. Kıssasa kıssas. Başkasına ne yaşatıyorsanız, levh-i mahfuz size ona eş değer bir olayı kaderinize işliyor. Örneğin; siz bir olayı yaşamanız gerekiyor, başka birisinin kaderinde de o olayı birine yaşatmak var, işte levh-i mahfuz bu iki kaderi belirli bir gün belirli bir saniyede belirli bir mekanda bir araya getiriyor ve yaşamaları gerekenleri yaşatıyor. Yani tesadüfen onunla karşılaştım, tesadüfen oradan geçtim ve yaşadım diye birşey yok. Özet; mağdur diye birşey yok, herkes hak ettiğinin karşılığını alıyor.

Kitapta yazılı olan kaderimizi değiştirme şansımız varmı?

Var. Varsayalımki, kötü niyetler beslediniz ve bu kötü niyetleriniz üzerinden levh-i mahfuz size günah dolu bir gelecek yazdı. Siz tövbe ettiğiniz zaman, Allahın merhameti devreye girer ve hakkınızda yazılan kötü gelecek, iyiye çevrilir. K
itapta yazılı olanı Allahu Teala dilediği takdirde siler, dilediğinide sabit bırakır. "Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Kitab'ın anası (Ana Kitap) O'nun katındadır. (Rad Süresi; 39). İki; Allahu Teala levh-i mahfuza olumsuz anlamda müdahale etmez, sisteme müdahale etme ihtiyacı hissedersede bunu olumlu yönde müdahale eder. Merhameti gereği, kullarının tövbe zekat ve kurban ibadetlerin karşılığı olarak müdahale eder. "Sana ne iyilik gelse Allah'tan gelir, sana ne kötülük gelse senden kaynaklanır (Nisa Süresi; 79). Özetlersek; dönüm noktası güneşin doğmadan önceki seher vakti. Sehervaktine kadar kaderiniz kitapta yazılı kalır. Kitapta yazılı kaldığı müddette, o gün başınıza gelecekleri değiştirme şansına sahipsiniz. Bununda iki yolu var; birisi ibadetler diğeri ise büyüler. Büyüler insanı helak götürür, siz dua ve ibadetlere odaklanın. Seher vakti geldiğinde, Allah "ol" der ve o günki rızkınız kitaptan canlanıp yeryüzüne ışınlanır. Kaderiniz kitaptan çıktığı ve yeryüzüne ışınlandığı zamanda artık geç kaldınız, o gün yaşamanız gerekenleri değiştirme şansınız yok.

Pozitif olanı

Rızkımız haftalık veya aylık yüklenmez, günlük yüklenir. Her gün, bir sonraki günü değiştirmek için şansımız var. Bir seher vaktinden diğerine kadar, bir sonraki günü değiştirme şansımız var. Tövbeler, hellaleşmeler ve sadakalar ile bunu değerlendirelim.

Vaka Çalışmaları

Soru: bazı insanlar sabah evden çıktığında ayetel kürsi okuyor veya gün içinde korunmak için bol dualar okuyor ve zikir çekiyorlar. Bu dualar o kişiyi o gün korurmu?

Cevap: Korumaz. Neden; çünkü rızık gün içinde saniye saniye inmez, günlük iner. Seher vaktınde, tüm gün için iner. Siz seher vaktine kadar yaptınız yaptınız, seher vaktinden sonra, o rızık göbek bağınızdan size yüklendikten sonra bunu değiştirme şansınız yok. Değiştirme kaidesi, kitap için geçerli. Kitapta yazılı olduğu müddet değiştirebilirsiniz. Kitaptan çıktıktan sonra değil. Gün içinde korunmak istiyorsanız, bunun yatırımını o gün değil, en geç bir gün evveli yapın. Yani bugün tohum ekip bugün mahsül beklemeyin. Neyi istiyorsanız, en geç bir gün önce bunun tohumunu ekin, örneğin; zikir dualarınızı yapın, o gün geldiğinde de nasibinize katlanın.


Soru: bir kadın bir hipnozcuya gider, neden karşı cinsiyet ile ilişki kuramadığını öğrenmek ister. hipnozcu, bilinçaltına ulaşır ve kadının küçüklüğünde komşusu tarafından tacize uğradığı ve o bilinçaltı travmadan ötürü kendisinin bu cinsel sorunları yaşadığını öğrenir. Kader hakkında bu zamana kadar öğrendiklerinizden, sizce kadının bugünlerde yaşadıkları geçmiş bir travma kaynaklı olabilirmi?

Cevap: olamaz. Neden? İlahi cezalar suçluysanız size iner mağdursanız değil. Geçmiş olayda suçlu sizseniz, size hayatınızın farklı bir döneminde dengi bir ceza iner. Geçmiş bir olayda siz ama mağdur edildiyseniz, hayatınızın hiçbir anında o olaydan ötürü size ceza kesilmez. Tam aksine o konuda bereketiniz açılır. O bayanın günümüzde yaşadığı sıkıntı geçmiş travma ile ilgili olamaz, çünkü geçmiş sıkıntıda kendisi bir mağdur. O konu ile ilgili birisi bir sıkıntı yaşayacaksa, bunu mağdur değil suçlu yaşar. Cinsel ilişkiye girememesinin sebebi ne o zaman? islamda kıssasa kıssas kuralına göre hareket edilir. Cinsel sorunlar yaşıyorsanız o bölge ile ne günahları işlediniz, ilk ona bakacaksınız. Bu hanımefendi eğer cinsel ilişkiye giremiyorsa, o zaman ilk önce o organ ile ilgili ne günahları işledi ona bakacak. Örneğin; fazla kişiylemi ilişkiye girdi, fazla evli erkeklemi beraber oldu, hangi evli veya bekar kadın veya erkeklerin bedduasını üzerine çekti vs. Değerli okurlarımız, hastalıklar negatif enerjilerin dokulara sinmesi sonrası ortaya çıkar. Bir dokununda negatif enerji hacmi yani kaldırabileceği negatif enerji yükü kısıtlıdır. O hacmi açtığınızda o doku arızalanır. Bu bayanın
gerçektende, küçüklüğünde bir taciz olayını yaşadığını varsayalım, bu bize atadan o bölgeye yönelik bir negatif enerji yüklendiğini gösteriyor. Küçüklükte birşey yaşıyorsanız, kime bakacaksınız? Anne ve babaya. Atadan böylesine bir negatif enerji yükü o bölgeye sindiğini varsayalım, bu bölgeye bir de siz gayrimeşru ilişkileriniz ile negatif enerji yüklerseniz, o bölgedeki dokular bir müddet sonra o negatif enerji yükün altında iflas eder. Her günah bir şeytanı size musallat eder. 10 kişi ile yatarsanız 10 şeytan cinsel bölgelerinize siner. Dahasını artık siz düşünün. İlişki yaşamak size çok büyük mutluluk verebilir ama gayrimeşru bunu yaparsanız hangi bedele bunu yaptığınızı lütfen bilin.

not: bilinçaltı konuşmaz arkadaşlar!! hipnoz esnasında dile gelen ve konuşan sizin bilinçaltınız değil, konuşan şeytan. onun aktardığı bilgilerede şüpheyle bakmak gerekir. beş doğru verir ve güveninizi kazanır, altıncıda ise size yalan bir bilgi aktarıp komşunuza veya başkalarına kötü zan içinde bulunmanızı, hatta iftira atmanıza sebep olur ve en önemlisi suçu oraya buraya atarak olayın gerçek nedenini öğrenmenize engel olur. siz komşularla uğraşırken hatayı başka yerlerde ararken aynaya bakmayı, yaşantınızı sorguya çekmeyi yani tövbe etmeyi unutursunuz. esas şifadan alıkonulursunuz. 

Özet

bir yanlış gördüğünüz zaman ilenmeyin, Rabbim merhamet etsin Rabbim islah etsin deyin. O ilenmeniz hem karşı tarafı o kötülüğün içine daha çok sürüklüyor, hem ilenmeniz ile o günahı kendi nesillerinize bulaştırıyorsunuz. Eğer ilenmeniz sonucu o kişiyi bir gram artı günaha sürüklerseniz, o artı bir gram bir gün çocuklarınızdan çıkar. Bir gün çocuklarınız veya torunlarınızdan birisininde o günaha itilmesine sebep olursunuz. İki; atalarınız günahkar ise siz daha çok Allaha, Rabbimin merhametine sarılın. Bol dua edin. Sadece Allahın merhameti yaşamanız gereken bir belayı üzerinizden def edebilir. Allaha sığınarak belki atalarınızdan size isabet edecek bir çok şeyi berteraf edebilirsiniz. Üç; birilerini mağdur ettiyseniz mutlaka ama mutlaka siz veya çocuklarınız bir gün o mağduriyete eş değer bir mağduriyet yaşarsınız. Çözüm; helalleşme yollarını arayın. Helalleşme yollarını bulamıyorsanız o zaman mağdur ettiklerinizin adına fakirleri doyurun. Onuda yapamıyorsanız arka arkaya 40+ gün oruç tutun. Mağduriyetler mağduriyetleri doğurur. Geçmişten gelen hesapları kapatın, bir gün mağdur edilmekten kurtulun!!!