nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    





onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara;

onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, herşeyi pahalaştır sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Petrolünü satamıyor, altın ve paralarına el konuluyor, içerideki işbirlikçiler sistemi kilitliyor, ekonomi kötüye gidincede suçlu hükümet, öylemi? Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bazı salaklar erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı. Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya böylesine bir çetenin varlığı neden tespit edilemedi, bunuda bir eleştiri olarak biz bir kenara koyalım. Bu eleştiriyi oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun. Oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın, çünkü siz ondan sorumlusunuz, mahşer günü onlarla haşrolunacaksınız. Şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler. Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı Nankör. 50 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Haram haramı çeker. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Yan gelerek para ödeyerek emekli olma hakkını elde ettiler.

Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 50 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Avrupada hiçbir insan 40 yaşında emeklilik benim hakkımdır demeyi aklına bile getrimezken, bunlar açık açık bunu söyleyebiliyor ve insanlarıda buna inandırtabiliyor. Avrupada birisi 40 yaşında emekli olmak benim hakkım dese tımarhane atılır, burada ise bu söylem alıcı buluyor. Ne hale düştük. Gerçektende utanmadan bunu talep eden insanlar var. Ne yüzsüzlük. Memurluk maaşınız 4000 TL ve bu size yetmiyormu. Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın derdik. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün derdik. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün derdik. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün derdik. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler. Sahillere diktiler kaçak yapıları, yaylalara ormanlara diktiler kaçak villaları, kaçırdılar vergileri, bir de bu ülkede yaşanmaz diye şikayet ediyorlar. Nankörler. Bu milletin omuzundan parayı kazan, sonrada bu mileti aşağıla. Nankörler. Devlet memuru olmak için üniversiteye gidiyorlar. Ufka bakın. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Felsefe şu; devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Mantığa bakarmısınız. İş hayatına atıldığın gün çalışma hayatı başlaması gerekirken bunlar için üniversiteye girdiklerinde başlıyor, üniversite bittiğinde de bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Olmayıncada devleti kötülüyorlar. Üniversite sonrası herkes devlet memuru olup bir emekli gibi rahat etme derdinde. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Taktik hep aynı. Kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Ne kadar vatan haini varsa, hepsini topladı ülkeye. Kendisinden sonrakiler için çok ağır bir miras bıraktı. Birde erdoğandan neden nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl iş bu, bizde anlamadık. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl iş bu? Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Şimdi; gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası. Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? Erdoğan bizi '70 li yıllara götürdü diyorlar. Aşağılık herifler. '70 li yıllarda yokluktan ötürü kuyruk vardı, bugün ise bolluk içinde kuyruk var. 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olması ve fiyatları birlikte belirlemesi. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediklerini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı. Ülkemizde yaşayan bu iki zümre arasındaki fark; kendilerini alim zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halindeler. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. "Alim" ile arif, nankör ile vatansever arasındaki farkı anladınızmı? Nankör olan, arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Sizin bu asil duruşunuz herşeye yetiyor. Sizin irfanınıza hayranım. Kendini alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine sizin başınıza kaldı. Gazi mustafa dün size sığınmış, kurtuluş mücadelesini anadoludan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek size nasip olacak. Kılıcınız keskin yolunuz açık, yardımcınız Allah olsun.

Bu arada, bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Nankörler. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Müslümanların içine fitne sokan münafıklar, sizi. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir yerden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi, onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz müslümansınız, ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile niye aynı safta yer alıyorsunuz? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Bunun aması maması yok. Müslüman Müslümanın kardeşidir, NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar. Nankörler. Anadolu size kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Nasıl işse bu. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Gidin arabistana diyorlar, gerici diye aşağılıyorlar. Teşekkürler erdoğan. Sana çok büyük bir tuzak kurdular, sende yuttun. Sana sabah akşam diktatör dediler, sende bu algıyı yıkmak için her türlü ihanete göz yumdun. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Bu tuzağa düşmemen gerekirdi. Birde utanmadan sana diktatör diyorlar. YÜZSÜZLER. Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Az kaldı ama merak etmeyin, erdoğandan sonra Allahın size çok güzel bir süprizi var. Bekleyin ve görün. Şu kesin ama, Allahın azabı çok çetin olacak. Çok ama çok azdınız. Yeter artık. Erdoğan sizden hesap soracak gibi gözükmüyor, erdoğan altında siz daha çok azıyor daha çok güçleniyorsunuz. Yeter artık. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Özerklik isteyen, şehirlerimizde bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor, bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor, diyecekler. Öyle bir algı oluşturdularki, sanki erdoğan diktatör. Erdoğanda o diktatör söylemini haksız çıkarmak için, bunlara istediklerini yapma izni veriyor.

Algı nedir? Kelimeler ile olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, kelimeler ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyorsunuz ve gerçek dünyanın o olduğuna inandırtıyorsunuz. Sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli kelimeleri tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Bittik gittik, suriyelilerin istilasını uğradık, iltica geldi vs vs. Bu insanlarda gerçek türkiyenin bu olduğuna inanıyor. O paralel dünyadan uyanmamaları, gerçekleri görmemeleri içinde diğer haber kaynaklarını kötülüyorlar. Havuz ve yandaş gibi kavramlar boşuna değil yani. Hepsi kendi tabanlarına kurulan bu tuzağın bir parçası. Kendi tabanlarına sanal bir dünya kuruyorlar, uyanmamaları içinde gerçek dünya ile temas içinde olmalarına izin vermiyorlar. Kendileri dışında herkes kötü. Sözcü tayfasıda bunu bal gibi yutuyor. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak bir medya organın okurların zekası bu kadar olur zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Siz pkk'lılara savaş açtığınızda, ne dedi bunlar; pkk'lı teröristleri davul zurna ile karşılayan siz değilmisiniz dediler. Algı böyle birşey işte, algı sizi gerçeklerden koparır, sizleri tezat söylemlere iter. Örneğin; vakti gelir size "özgür medya" diye bağıttırır, vakti gelir yandaş ve havuz gibi kavramlar ile medyayı aşağılamanızı sağlar. Bir yandan medya susturulmaz diye bağırıyorlar, başka bir gün ise yandaş ve havuz medyasını yok edeceğiz diyorlar. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet. Deccaliyet budur; iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız. Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah ve huzur, kalkınmamı geldi? Hayır, savaşlar, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat etmeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyorlar yani kötüyü iyi gösteriyorlar. Deccaliyet bu. Rabbim bu aziz millete yardım etsin.

Sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu, onların ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, şeytanlar sizi. Kim bunlar; chp' nin başını çektiği çete. Şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı verip sonrada utanmadan vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyen şeytanlar sizi.  


Okurlarımıza tavsiyemiz; safhınızı belirleyin. Bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak; suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu, erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin.



kader ve yaşamın sırrı


Günlük hayatımızda bir çok üzücü haber alıyoruz, birileri mağdur oluyor birileride mağdur ediyor. Bu yazımızda bu işler nasıl çalışır, biri neden mağdur edilir, neden mağdur eder bunu sizin için ele almaya çalışacağız. Değerli okurlarımız, tesadüfler diye birşey yok, ne yaşamanız gerekiyorsa, kader size o acıyı veya mutluluğu yaşatacak birisi ile tanıştırır. Bir kişi hangi konuda mağdur edilmesi gerekiyorsa, o konuda birini mağdur etmesi gereken bir kişi ile, kader tarafından tanıştırılır. Acıyı hissettiğiniz noktasına ve acının şiddetine kadar herşey kader tarafından hesaplanır ve size kesilir. Acı birşey yaşamanız gerekiyorsa sizden daha günahkar birisi ile tanıştırılırsınız, mutlu ve güzel birşey yaşayacaksanız sizden daha hayırlı biri ile tanıştırılırsınız. İyi den kötülük doğmaz kötüden de iyilik doğmaz. Ne yaşamanız gerekiyorsa ne kadar yaşamanız gerekiyorsa siz onun dengi bir insanla karşılaştırılırsınız. Örneğin; evlendiğiniz kişi ile de siz böylesine bir hesaplama sonucu tanıştırılırsınız. Kader, kiminle evleneceğinizi kimlerle tanışacağınızı, hatta sohbetlerinizin içeriğini dahi belirler. Siz ne yaşamanız gerekiyorsa onu size yaşatacak bir kişi ile evlendirilirsiniz veya tanıştırılırsınız. Bir kişi neden mağdur edilmesi gerek, neden o acıları yaşaması gerek?

İlahi düzen, bir bilgisayar yazılıma benzer bir yazılımla çalışır

Tesadüfler, anlık öfke krizleri, kendimi kaybettim veya hatırlamıyorum diye birşey yok; herşey ilahi bir hesaplama sonucu gerçekleşir. İlahi hesaplama neden birini bir suça diğerinide bir acı yaşamaya sürükler? Farklı karakter ve maceralar içeren bir bilgisayar oyununu düşünün, bu oyunun her parçacığı bir yazılımla canlanır. Evrenin kendiside böylesine bir yazılımla çalışır. Bizler bir bilgisayarın içinde birer karakteriz. Yeryüzüne indirildiğimizde, her birimize farklı bir avatar (beden) verildi, her birimize bir hikaye yüklendi, sonrası Allah "başla" tuşuna bastı ve oyun başladı.
Bunu robot üretenlerin, üretim sonrası robota bir yazılım yükleyip o robotu canlandırması hareket ettirmesi ve bir görev tayin etmesi gibide düşünebilirsiniz. Allahu Teala evrenin madde boyutunu
yarattı sonrası buna bir yazılım yükledi. Yazılım yüklendiği anda sistem, tıkır tıkır çalışmaya başladı. İlk anlamanız gereken, windows işletim sistemi gibi büyük bir yazılımın içinde yaşıyor olmamız.


Çağımızın nimeti

Geçmiş alimler "kader" gibi bir çok İslami konuyu çözemezdi, çözmeleri mümkün değildi. Nedeni; yazılımın ne olduğunu bilmiyorsanız, bir avatarın ne olduğunu bilmiyorsanız, bu tür olayların gizemini çözemezsiniz. Biz ilahi sistemi daha iyi anlayabiliyoruz, çünkü günümüzün teknolojisine sahibiz. Ne alaka; insan icat etmez, Allah icat eder.
Gördüğünüz her teknoloji Allahın icatı. Vakti geldiğinde ilham olarak teker teker yeryüzüne indirir. Kendi düzeni anlaşılsın diyede teknolojiyi, evrenin yaratılışına benzer bir düzen üzerine var etmiş. Teknoloji Allahtan geldiği için, teknolojiyi anlarsanız Allahın düzenini anlarsınız. Geçmiş alimler işte bu nimetten mahrumdu. Onların bu tür konuları çözmeleri mümkün değildi. Bazılarınız halen bin yıl önce yaşamış alimlerin peşine takılıyor, yapmayın bunu. Onların bilgileri o dönemin bilgisi kadardı. Onların peşinde takılı kalırsanız, bilginiz bin yıl önceki çağ kadar olur.

Rızık Allahtan geliyorsa, bu rızık neye göre hesaplanır?

Rızkınız niyetinize göre hesaplanır. Kişinin özgür iradesine verilen tek nokta insanın kalbi. Bedendeki tek özgür nokta insanın kalbidir. Fiziki anlamda da öyle, bedenin her noktası beynin emri doğrultsunda çalışır, kalbin ise kendi uyarı merkezi bulunur. Allahu Teala, insan yaratmış ama özgürlük vermemiş. Tek özgür noktamız kalbimiz, kalplede niyet ötesine geçemiyorsunuz. Neden kalbe özgürlük verilmiş; kalbi duygular ile çevreye zarar veremiyorsunuzda ondan. Allahu Teala bizi yaratmış ama bizlere özgür hareket etme nimetini vermemiş. Bizler birer robotuz. Düşünceler dahil, bizlere ne yüklenirse biz ancak o kadar hareket etmeye muktediriz. " Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz" (Tekvir Süresi; 29). Örneğin; siz birşeyi yapmaya niyet ediyorsunuz, bu sizin hür iradeniz. O niyet doğrultusunda geleceğiniz hesaplanıyor, sonrası size bir senaryo yazılıyor ve o senaryo doğrultusunda aklınıza düşünceler doğuyor ve sonrası fiili söz ve eylemler nasip oluyor. Niyet sizden, düşünce ve eylem boyutu ise külli irade, yani Allahtan.

Bilgisayar ve klavye modeli
 
Allahu Teala ilk önce her bir niyetin yeryüzünde ve ahiret hayatında ne tür bir karşılığı olması gerektiğine karar verdi, sonrası bunu bir bilgisayar programına benzer bir yazılıma döktü. Herşeyin başlangıcı niyet. Bu programa levh-i mahfuz denilir.
Levh-i mahfuz Allah katında bir Kitap. Bu Kitabı, kaderinizi hesaplayan bir bilgisayar programı gibide düşünebilirsiniz. Bu kitap niyetinizi algılar, sonrası o niyetler o kitabın içindeki yazılımda nelere programlandıysa, Kitap o doğrultuda size bir gelecek yazar. Bir senaristin her bir karakter için yazdığı senaryo gibi. Niyetler ile bu kitap arasındaki bağ kurulduktan sonrada, her yeni doğan canlı bu kitaba bağlanır. Anne ile bebeği arasındaki göbek kordon bağı gibi, kul ile kitap arasında da doğum sonrasından vefatına kadar uzanan bir bağ oluşturulur. Siz yeryüzünde klavyesiniz, kitap ise kaderinizi hesaplayan program. Siz yeryüzünde hangi tuşlara basarsanız, o tuşlar o programda neye programlandıysa bir sonraki günleriniz ve geleceğiniz ona göre hesaplanıyor. Siz yeryüzünde sadece niyet ediyorsunuz, düşünceleri mekanları tanışacağınız insanları, söz ve eylemleri ise bu kitap hesaplıyor ve bir sonraki günler önünüze yaşantı olarak geliyor. Niyetlerimizin ne tür sonuçlara sebep olacağı, levh-i mahfuzda neye eş değer olduğunu bize bildirildimi? Evet, bildirildi. Bu düzen kurulduktan sonra, peygamberler ve Kitaplar üzerinden Allahu Teala bizlere hangi niyetlerin ne tür sonuçlara gebe kalacağını anlattı. Eğer kutsal kitaplar indirilmeseydi, yani uyarı ve bildiri olmasaydı, niyetlerimizden sorumlu tutulmada olmazdı. Örneğin, yasalarımız. Bir konu hakkında yasa yoksa, o konu hakkında cezada kesilmez. Allahu Teala altyapıyı kurar, yeryüzüne indirilen her canlıyı bu sisteme bağlar, sonrası peygamberler ve kitaplar üzerinden bu altyapıyı kullarına anlatır. Doğruların ve yanlışların nelere sebep olacağını bize anlatır. Bunu anlamamız içinde bize bir zaman tanır. Buna buluğ çağı diyoruz. Doğar doğmaz insanı yanlışlarından hesaba çekmeye başlamaz. Doğru ve yanlışları öğrenmesi için ergenlik dönemine kadar bir zaman tanır. Bu süre içinde hal ve hareketlerinizden bize hesap kesilmez. Bu süre içinde günlük kaderiniz anne ve babanızın hesabı doğrultusunda belirlenir. O yüzden bir çocuğun başına birşey geldiğinde, biz anne ve babaya bakarız. Kaderinizi hesaplayan bu sistem, dıştan bağımsız çalışır. Sistem tamamıyla sizin eylemleriniz doğrultusunda geleceğinizi belirler. Eğer Allahu Teala, kaderinize merhameti gereği müdahale etme ihtiyacı duyarsa, sadece iyi’ye yönelik müdahale yapar (Nisa Süresi, 79).

Bu yazılım nasıl çalışır?

Yeryüzü niyetleriniz göğe çıkar ve levh-i mahfuzda neye programlandıysa o doğrultuda geleceğinizi belirler. "Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır. (Hadid Süresi; 22). Biz yeryüzünde niyet ederiz, lehv-i mahfuzda bu niyet doğrultusunda hayat senaryomuzu yazar. Kiminle tanışacağız, o gün hangi mekanları dolaşacağız, ne yiyeceğiz ne tür eylemler içinde bulunuacağız vs. Örneğin; siz bir hırsızsınız ve birisinin arabasını çalmaya niyetlendiniz. Niyetiniz sizin özgür iradeniz. Kimin arabasını çalmayı, nerede çalmayı hangi gün çalmayı ise Lehv-imahfuz belirler. Kim arabasına haram bulaştırdıysa yani kimin malı çalınmayı hak ediyorsa, levh-i mahfuz hırsızı oraya yönlendirir. Kitap, kim ne yaşayacaksa onu kendisine yaşatacak insanlar ile karşılaştırır. O yüzden mağdur yok diyoruz o yüzden tesadüfler yok diyoruz. Kim ne yaşaması gerekiyorsa, ne bir gram az ne bir gram fazla onu yaşıyor. Siz niyet edersiniz, levh-i mahfuzda size bir gelecek yazar. Her günün olayları ayrı bir sayfada yer alır.
O gün geldiğinde Allah "ol" der ve sayfanın içeriği canlanır ve yeryüzüne ışınlanır. Bu ışınlar sabah namazı civarı yeryüzüne ulaşır ve bir meleğin şahitliğinde kişiye göbek bağından yüklenir. Nasıl ana rahminde, o noktadan size rızık aktarıldıysa doğum sonrasıda aktarılmaya devam edilir. Bunu, bir uydu alıcısının uydu çanağı üzerinden kendisini güncellemesi gibide düşünebilirsiniz. Bu yükleme bizim kaderimizi nasıl belirler? Bu yükleme en basitinden size düşünce yükler. Düşünce demekte yaşam demek. Düşünceleriniz sayesinde yer ve yaşarsınız. Herşey bir düşünce ile başlar, örneğin; ne yiyeceğinizi düşünüyorsunuzki yiyorsunuz, birşeyi yapmak aklınıza düşüyorki onu yapıyorsunuz. Düşünce yoksa eylem ve hayat olmaz. "İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!" (Kıyamet Süresi; 36). Eylemlerimizde hür değiliz, düşüncelerimiz dahil tüm eylemlerimiz levh-i mahfuzun kontrolünde. İnsan zannederki, kendisi bu dünyada istediğini yapar ve kimse kendisine engel olamaz. Günaydın, bizler birer koyunuz birer robotuz. Bizler yeryüzüne salıverilmişiz ama başı boş bırakılmamışız.

Terimleri anlayalım

Cüzi irade nedir; insanın niyeti.
Külli irade nedir; levh-i mahfuzun hesapladığı düşünce ve eylemlerinizdir.
Mutlak irade nedir; Allahın iradesinde olan, doğum öncesi belirlenen kaderiniz. Örneğin; ten renginiz, cinsiniz, eşiniz, atalarınız, doğduğunuz ve öleceğininiz mekan ve yıl. Artı başınıza gelen her iyilik Allahtan gelir.
Özetlersek; İnsanın eline bırakılmış tek şey niyeti. Allah bizleri yaratmış ama güvenmemiş. Buna cüzi irade diyoruz. Düşünce ve eylemlerimiz ise levh-i mahfuza bırakmış, buna külli irade diyoruz. Geri kalanda mutlak kadere giriyor yani Allahın kendi tasarrufuna. 


Ne günahı işlerseniz karşılığı dengi olur

Allahu Teala bizleri bir yazılımın içine yerleştirdi. Bu yazılıma doğanın yasaları yani fizik kanunları diyoruz. Sonrası bu yazılımın içine canlıları yerleştirdi ve bunları imtihan etmeye karar verdi. Bu imtihanın ve işleyişin şu şekilde olmasını takdir etti; canlılar niyet kurar, levh-i mahfuzda bundan geleceği hesaplar. Niyet sizden, sonuç levh-i mahfuzdan. Bu, niyet- sonuç ilişkisinde Allahu Teala kendisini devre dışı bırakmayı takdir etmiş. Her tür niyetin ne tür sonuçlara gebe olacağını bir yazılıma dökmüş, uyarısını peygamberler ve kitaplar üzerinden kullarına yapmış, sonrası işleyişi kendi haline bırakmış. Neden? Kimse bana haksızlık edildi, şunlara kayrıldı yani ayrıcalık tanındı denilmemesi için. Bu yazılımda kimseye haksızlık edilmez. Android işletim sistemi yüklü bir telefon gibi, ister ataist ister Müslüman olun fark etmez, herkes aynı işletim sistemine tabi. "Ben Allaha inanmadığım için Allah bana bunları yaşatıyor", dememeniz için, kader olayında Allahu Teala kendisini saf dışı bırakmış. Külli irade denilen olay bile Allahtan gelmiyor, levh-i mahfuz yani bir yazılım belirliyor. Her bir kutsal kitap indiğinde de bu yazılım bir güncellemeye tabi tutuldu. Eski yasalar kaldırıldı, yenileri getirildi. Cep telefonlarınızın işletim sistemin sürekli güncellenmesi gibi. En son ve nihai güncelleme Kuran-ı Kerimin inmesi ile gerçekleşti. Bu sistemin özeti; ne ekerseniz onu biçiyorsunuz. Kıssasa kıssas. Başkasına ne yaşatıyorsanız, levh-i mahfuz size ona eş değer bir olayı kaderinize işliyor. Örneğin; siz bir olayı yaşamanız gerekiyor, başka birisinin kaderinde de o olayı birine yaşatmak var, işte levh-i mahfuz bu iki kaderi belirli bir gün belirli bir saniyede belirli bir mekanda bir araya getiriyor ve yaşamaları gerekenleri yaşatıyor. Yani tesadüfen onunla karşılaştım, tesadüfen oradan geçtim ve yaşadım diye birşey yok. Özet; mağdur diye birşey yok, herkes hak ettiğinin karşılığını alıyor.

Kitapta yazılı olan kaderimizi değiştirme şansımız varmı?

Var. Varsayalımki, kötü niyetler beslediniz ve bu kötü niyetleriniz üzerinden levh-i mahfuz size günah dolu bir gelecek yazdı. Siz tövbe ettiğiniz zaman, Allahın merhameti devreye girer ve hakkınızda yazılan kötü gelecek, iyiye çevrilir. K
itapta yazılı olanı Allahu Teala dilediği takdirde siler, dilediğinide sabit bırakır. "Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Kitab'ın anası (Ana Kitap) O'nun katındadır. (Rad Süresi; 39). İki; Allahu Teala levh-i mahfuza olumsuz anlamda müdahale etmez, sisteme müdahale etme ihtiyacı hissedersede bunu olumlu yönde müdahale eder. Merhameti gereği, kullarının tövbe zekat ve kurban ibadetlerin karşılığı olarak müdahale eder. "Sana ne iyilik gelse Allah'tan gelir, sana ne kötülük gelse senden kaynaklanır (Nisa Süresi; 79). Özetlersek; dönüm noktası güneşin doğmadan önceki seher vakti. Sehervaktine kadar kaderiniz kitapta yazılı kalır. Kitapta yazılı kaldığı müddette, o gün başınıza gelecekleri değiştirme şansına sahipsiniz. Bununda iki yolu var; birisi ibadetler diğeri ise büyüler. Büyüler insanı helak götürür, siz dua ve ibadetlere odaklanın. Seher vakti geldiğinde, Allah "ol" der ve o günki rızkınız kitaptan canlanıp yeryüzüne ışınlanır. Kaderiniz kitaptan çıktığı ve yeryüzüne ışınlandığı zamanda artık geç kaldınız, o gün yaşamanız gerekenleri değiştirme şansınız yok.

Pozitif olanı

Rızkımız haftalık veya aylık yüklenmez, günlük yüklenir. Her gün, bir sonraki günü değiştirmek için şansımız var. Bir seher vaktinden diğerine kadar, bir sonraki günü değiştirme şansımız var. Tövbeler, hellaleşmeler ve sadakalar ile bunu değerlendirelim.

Vaka Çalışmaları

Soru: bazı insanlar sabah evden çıktığında ayetel kürsi okuyor veya gün içinde korunmak için bol dualar okuyor ve zikir çekiyorlar. Bu dualar o kişiyi o gün korurmu?

Cevap: Korumaz. Neden; çünkü rızık gün içinde saniye saniye inmez, günlük iner. Seher vaktınde, tüm gün için iner. Siz seher vaktine kadar yaptınız yaptınız, seher vaktinden sonra, o rızık göbek bağınızdan size yüklendikten sonra bunu değiştirme şansınız yok. Değiştirme kaidesi, kitap için geçerli. Kitapta yazılı olduğu müddet değiştirebilirsiniz. Kitaptan çıktıktan sonra değil. Gün içinde korunmak istiyorsanız, bunun yatırımını o gün değil, en geç bir gün evveli yapın. Yani bugün tohum ekip bugün mahsül beklemeyin. Neyi istiyorsanız, en geç bir gün önce bunun tohumunu ekin, örneğin; zikir dualarınızı yapın, o gün geldiğinde de nasibinize katlanın.


Soru: bir kadın bir hipnozcuya gider, neden karşı cinsiyet ile ilişki kuramadığını öğrenmek ister. hipnozcu, bilinçaltına ulaşır ve kadının küçüklüğünde komşusu tarafından tacize uğradığı ve o bilinçaltı travmadan ötürü kendisinin bu cinsel sorunları yaşadığını öğrenir. Kader hakkında bu zamana kadar öğrendiklerinizden, sizce kadının bugünlerde yaşadıkları geçmiş bir travma kaynaklı olabilirmi?

Cevap: olamaz. Neden? İlahi cezalar suçluysanız size iner mağdursanız değil. Geçmiş olayda suçlu sizseniz, size hayatınızın farklı bir döneminde dengi bir ceza iner. Geçmiş bir olayda siz ama mağdur edildiyseniz, hayatınızın hiçbir anında o olaydan ötürü size ceza kesilmez. Tam aksine o konuda bereketiniz açılır. O bayanın günümüzde yaşadığı sıkıntı geçmiş travma ile ilgili olamaz, çünkü geçmiş sıkıntıda kendisi bir mağdur. O konu ile ilgili birisi bir sıkıntı yaşayacaksa, bunu mağdur değil suçlu yaşar. Cinsel ilişkiye girememesinin sebebi ne o zaman? islamda kıssasa kıssas kuralına göre hareket edilir. Cinsel sorunlar yaşıyorsanız o bölge ile ne günahları işlediniz, ilk ona bakacaksınız. Bu hanımefendi eğer cinsel ilişkiye giremiyorsa, o zaman ilk önce o organ ile ilgili ne günahları işledi ona bakacak. Örneğin; fazla kişiylemi ilişkiye girdi, fazla evli erkeklemi beraber oldu, hangi evli veya bekar kadın veya erkeklerin bedduasını üzerine çekti vs. Değerli okurlarımız, hastalıklar negatif enerjilerin dokulara sinmesi sonrası ortaya çıkar. Bir dokununda negatif enerji hacmi yani kaldırabileceği negatif enerji yükü kısıtlıdır. O hacmi açtığınızda o doku arızalanır. Bu bayanın
gerçektende, küçüklüğünde bir taciz olayını yaşadığını varsayalım, bu bize atadan o bölgeye yönelik bir negatif enerji yüklendiğini gösteriyor. Küçüklükte birşey yaşıyorsanız, kime bakacaksınız? Anne ve babaya. Atadan böylesine bir negatif enerji yükü o bölgeye sindiğini varsayalım, bu bölgeye bir de siz gayrimeşru ilişkileriniz ile negatif enerji yüklerseniz, o bölgedeki dokular bir müddet sonra o negatif enerji yükün altında iflas eder. Her günah bir şeytanı size musallat eder. 10 kişi ile yatarsanız 10 şeytan cinsel bölgelerinize siner. Dahasını artık siz düşünün. İlişki yaşamak size çok büyük mutluluk verebilir ama gayrimeşru bunu yaparsanız hangi bedele bunu yaptığınızı lütfen bilin.

not: bilinçaltı konuşmaz arkadaşlar!! hipnoz esnasında dile gelen ve konuşan sizin bilinçaltınız değil, konuşan şeytan. onun aktardığı bilgilerede şüpheyle bakmak gerekir. beş doğru verir ve güveninizi kazanır, altıncıda ise size yalan bir bilgi aktarıp komşunuza veya başkalarına kötü zan içinde bulunmanızı, hatta iftira atmanıza sebep olur ve en önemlisi suçu oraya buraya atarak olayın gerçek nedenini öğrenmenize engel olur. siz komşularla uğraşırken hatayı başka yerlerde ararken aynaya bakmayı, yaşantınızı sorguya çekmeyi yani tövbe etmeyi unutursunuz. esas şifadan alıkonulursunuz. 

Özet

bir yanlış gördüğünüz zaman ilenmeyin, Rabbim merhamet etsin Rabbim islah etsin deyin. O ilenmeniz hem karşı tarafı o kötülüğün içine daha çok sürüklüyor, hem ilenmeniz ile o günahı kendi nesillerinize bulaştırıyorsunuz. Eğer ilenmeniz sonucu o kişiyi bir gram artı günaha sürüklerseniz, o artı bir gram bir gün çocuklarınızdan çıkar. Bir gün çocuklarınız veya torunlarınızdan birisininde o günaha itilmesine sebep olursunuz. İki; atalarınız günahkar ise siz daha çok Allaha, Rabbimin merhametine sarılın. Bol dua edin. Sadece Allahın merhameti yaşamanız gereken bir belayı üzerinizden def edebilir. Allaha sığınarak belki atalarınızdan size isabet edecek bir çok şeyi berteraf edebilirsiniz. Üç; birilerini mağdur ettiyseniz mutlaka ama mutlaka siz veya çocuklarınız bir gün o mağduriyete eş değer bir mağduriyet yaşarsınız. Çözüm; helalleşme yollarını arayın. Helalleşme yollarını bulamıyorsanız o zaman mağdur ettiklerinizin adına fakirleri doyurun. Onuda yapamıyorsanız arka arkaya 40+ gün oruç tutun. Mağduriyetler mağduriyetleri doğurur. Geçmişten gelen hesapları kapatın, bir gün mağdur edilmekten kurtulun!!!