nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

kader ve yaşamın sırrı


Günlük hayatımızda bir çok üzücü haber alıyoruz, birileri mağdur oluyor birileride mağdur ediyor. Bu yazımızda bu işler nasıl çalışır, biri neden mağdur edilir, neden mağdur eder bunu sizin için ele almaya çalışacağız. Değerli okurlarımız, tesadüfler diye birşey yok, ne yaşamanız gerekiyorsa, kader size o acıyı veya mutluluğu yaşatacak birisi ile tanıştırır. Bir kişi hangi konuda mağdur edilmesi gerekiyorsa, o konuda birini mağdur etmesi gereken bir kişi ile, kader tarafından tanıştırılır. Acıyı hissettiğiniz noktasına ve acının şiddetine kadar herşey kader tarafından hesaplanır ve size kesilir. Acı birşey yaşamanız gerekiyorsa sizden daha günahkar birisi ile tanıştırılırsınız, mutlu ve güzel birşey yaşayacaksanız sizden daha hayırlı biri ile tanıştırılırsınız. İyi den kötülük doğmaz kötüden de iyilik doğmaz. Ne yaşamanız gerekiyorsa ne kadar yaşamanız gerekiyorsa siz onun dengi bir insanla karşılaştırılırsınız. Örneğin; evlendiğiniz kişi ile de siz böylesine bir hesaplama sonucu tanıştırılırsınız. Kader, kiminle evleneceğinizi kimlerle tanışacağınızı, hatta sohbetlerinizin içeriğini dahi belirler. Siz ne yaşamanız gerekiyorsa onu size yaşatacak bir kişi ile evlendirilirsiniz veya tanıştırılırsınız. Bir kişi neden mağdur edilmesi gerek, neden o acıları yaşaması gerek?

İlahi düzen, bir bilgisayar yazılıma benzer bir yazılımla çalışır

Tesadüfler, anlık öfke krizleri, kendimi kaybettim veya hatırlamıyorum diye birşey yok; herşey ilahi bir hesaplama sonucu gerçekleşir. İlahi hesaplama neden birini bir suça diğerinide bir acı yaşamaya sürükler? Farklı karakter ve maceralar içeren bir bilgisayar oyununu düşünün, bu oyunun her parçacığı bir yazılımla canlanır. Evrenin kendiside böylesine bir yazılımla çalışır. Bizler bir bilgisayarın içinde birer karakteriz. Yeryüzüne indirildiğimizde, her birimize farklı bir avatar (beden) verildi, her birimize bir hikaye yüklendi, sonrası Allah "başla" tuşuna bastı ve oyun başladı.
Bunu robot üretenlerin, üretim sonrası robota bir yazılım yükleyip o robotu canlandırması hareket ettirmesi ve bir görev tayin etmesi gibide düşünebilirsiniz. Allahu Teala evrenin madde boyutunu
yarattı sonrası buna bir yazılım yükledi. Yazılım yüklendiği anda sistem, tıkır tıkır çalışmaya başladı. İlk anlamanız gereken, windows işletim sistemi gibi büyük bir yazılımın içinde yaşıyor olmamız.


Rızık Allahtan geliyorsa, bu rızık neye göre hesaplanır?

Her eylem, iyi veya kötü bir karşılığı olması gerek. Allahu Teala ilk önce her bir eylemin yeryüzünde ve ahiret hayatında ne tür bir karşılığı olması gerektiğine karar verdi, sonrası bunu bir bilgisayar programına benzer bir yazılıma döktü. Her bir eyleminizi algılayan, bundan geleceğinizi hesaplayan, bunu kayıt altına alan bu programa levh-i mahfuz denilir.
Levh-i mahfuz Allah katında bir Kitap. Bu Kitabı, kaderinizi hesaplayan bir bilgisayar programı gibide düşünebilirsiniz. Bu altyapı hazırlandıktan sonra, her yeni doğan canlı bu sisteme bağlanır. Anne ile bebeği arasındaki göbek kordon bağı gibi, kul ile kitap arasında da doğum sonrasından vefatına kadar uzanan bir bağ oluşturulur. Siz yeryüzünde klavyesiniz, kitap ise kaderinizi hesaplayan program. Siz yeryüzünde hangi tuşlara basarsanız, o tuşlar o programda neye programlandıysa bir sonraki günleriniz ve geleceğiniz ona göre hesaplanıyor. Hangi eylememizin ne tür sonuçlara sebep olacağı, levh-i mahfuzda neye eş değer olduğu bize bildirildimi? Evet, bildirildi. Sistem ve altyapı kurulduktan sonra, yeryüzüne indirilen peygamberler ve Kitaplar üzerinden Allahu Teala bizlere hangi eylemlerin ne tür sonuçlara gebe kalacağını anlattı. Eğer kutsal kitaplar indirilmeseydi, yani uyarı ve bildiri olmasaydı, yeryüzü eylemlerimizden sorumlu tutulmada olmazdı. Örneğin, yasalarımız. Bir konu hakkında yasa yoksa, o konu hakkında cezada kesilmez. Allahu Teala altyapıyı kurar, yeryüzüne indirilen her canlıyı bu sisteme bağlar, sonrası peygamberler ve kitaplar üzerinden bu altyapıyı kullarına anlatır. Bu doğru ve yanlışları öğrenmeniz içinde size bir zaman tanır. Buna buluğ çağı diyoruz. Doğar doğmaz insanı yanlışlarından hesaba çekmeye başlamaz. Doğru ve yanlışları öğrenmesi için ergenlik dönemine kadar bir zaman tanır. Bu süre içinde hal ve hareketlerinizden size hesap kesilmez. Bu süre içinde günlük kaderiniz anne ve babanızın hesabı doğrultusunda belirlenir. O yüzden bir çocuğun başına birşey geldiğinde, biz anne ve babaya bakarız. Kaderinizi hesaplayan bu sistem, dıştan bağımsız çalışır. Sistem tamamıyla sizin eylemleriniz doğrultusunda geleceğinizi belirler. Eğer Allahu Teala, kaderinize merhameti gereği müdahale etme ihtiyacı duyarsa, sadece iyi’ye yönelik müdahale yapar (Nisa Süresi, 79).

Bu yazılım nasıl çalışır

Yeryüzü eylemleriniz göğe çıkar ve levh-i mahfuzda neye programlandıysa o doğrultuda geleceğinizi belirler. Her gün ayrı bir sayfada yer alır.
O gün geldiğinde Allah "ol" der ve sayfanın içeriği canlanır ve yeryüzüne ışınlanır. Bu ışınlar sabah namazı civarı yeryüzüne ulaşır ve bir meleğin şahitliğinde kişiye göbek bağından yüklenir. Nasıl ana rahminde, o noktadan size rızık aktarıldıysa doğum sonrasıda aktarılmaya devam edilir. Bu rızık yiyeceğiniz gıdalardan yaşayacağınız olaylara, tanışacağınız insanlardan bulunacağınız mekanlara, düşüncelerinizden eylemlerinize kadar herşeyi kapsar. Bunu, bir uydu alıcısının uydu çanağı üzerinden kendisini güncellemesi gibide düşünebilirsiniz. Ana sistem ile sizin beden arasındaki bağlantı noktası göbek çukurunuz. Bu yükleme bizde ne yapar, nasıl bize mutluluk veya üzüntü verir? Bu yükleme en basitinden size düşünce yükler. Düşünce demekte hayat demek. Düşünceleriniz sayesinde yer ve yaşarsınız. Herşey bir düşünce ile başlar, örneğin; ne yiyeceğinizi düşünüyorsunuzki yiyorsunuz, birşeyi yapmak aklınıza düşüyorki onu yapıyorsunuz. Düşünce yoksa eylem ve hayat olmaz.

Ne günahı işlerseniz karşılığı dengi olur

Allahu Teala yazılımı yazdı, eylem- sonuç arasındaki bağı kurdu sonrası sistemi kendi haline bıraktı. Bu yazılımda ne ekerseniz onu biçersiniz. Haksızlığa uğrama şansınız yok. Android işletim sistemi yüklü bir telefon gibi, ister ataist ister Müslüman olun fark etmez, herkes aynı işletim sistemine tabi. Her bir kutsal kitap indiğinde de bu yazılım bir güncellemeye tabi tutuldu. Eski yasalar kaldırıldı, yenileri getirildi. Cep telefonlarınızın işletim sistemin sürekli güncellenmesi gibi. En son ve nihai güncelleme Kuran-ı Kerimin inmesi ile gerçekleşti. Bu sistemin özeti; etme bulma. Ne ekerseniz onu biçiyorsunuz. Kıssasa kıssas, başkasına ne yaşatıyorsanız sizde aynısını veya eş değerini yaşıyorsunuz. Örneğin; yüzünüzü kezzapmı döküldü demek büyük yüzsüzlükler yaptınız. Elinizmi kırıldı demek o el ile harama dokundunuz. Midenizdenmi bıçaklandınız demek o mideye haram soktunuz. Kulağınızmı çınlıyor demek fazla goy gıybet yaptınız. Göğüs sorunlarımı yaşıyorsunuz demek lanet ve beddua üzerinize çektiniz. Kıssasa kıssas, nefesle ilgili günahlar (lanet, beddua) nefes borusundan girer, madde boyutunda yenilen haklar yemek borusundan. Nerenize bir acı bir ağrı dokunursa bilinki oraya bir günah soktunuz. Siz sokmadıysanız atalarınıza bakın. Özet; mağdur diye birşey yok, herkes hak ettiğinin karşılığını alıyor.

Mağdur edilmek istemiyorsanız kimseyi mağdur etmeyin

bir yanlış gördüğünüz zaman ilenmeyin, Rabbim merhamet etsin Rabbim islah etsin deyin. O ilenmeniz hem karşı tarafı o kötülüğün içine daha çok sürüklüyor, hem ilenmeniz ile o günahı kendi nesillerinize bulaştırıyorsunuz. Eğer ilenmeniz sonucu o kişiyi bir gram artı günaha sürüklerseniz, o artı bir gram bir gün çocuklarınızdan çıkar. Bir gün çocuklarınız veya torunlarınızdan birisininde o günaha itilmesine sebep olursunuz. İki; atalarınız günahkar ise siz daha çok Allaha, Rabbimin merhametine sarılın. Bol dua edin. Sadece Allahın merhameti yaşamanız gereken bir belayı üzerinizden def edebilir. Allaha sığınarak belki atalarınızdan size isabet edecek bir çok şeyi berteraf edebilirsiniz. Üç; birilerini mağdur ettiyseniz mutlaka ama mutlaka siz veya çocuklarınız bir gün o mağduriyete eş değer bir mağduriyet yaşarsınız. Çözüm; helalleşme yollarını arayın. Helalleşme yollarını bulamıyorsanız o zaman mağdur ettiklerinizin adına fakirleri doyurun. Onuda yapamıyorsanız arka arkaya 40+ gün oruç tutun. Mağduriyetler mağduriyetleri doğurur. Geçmişten gelen hesapları kapatın, bir gün mağdur edilmekten kurtulun!!! "

bakalım yazımızı anladınızmı;
Vaka çalışması

soru: bir kadın bir hipnozcuya gider, neden karşı cinsiyet ile ilişki kuramadığını öğrenmek ister. hipnozcu, bilinçaltına ulaşır ve kadının küçüklüğünde komşusu tarafından tacize uğradığı ve o bilinçaltı travmadan ötürü kendisinin bu cinsel sorunları yaşadığını öğrenir.

kader hakkında bu zamana kadar öğrendiklerinizden, sizce kadının bugünlerde yaşadıkları geçmiş bir travma kaynaklı olabilirmi?

cevap: olamaz. neden? ilahi cezalar suçluysanız size iner mağdursanız değil. geçmiş olayda suçlu sizseniz, size hayatınızın farklı bir döneminde dengi bir ceza iner. geçmiş bir olayda siz ama mağdur edildiyseniz, hayatınızın hiçbir anında o olaydan ötürü size ceza kesilmez. tam aksine o konuda bereketiniz açılır. o bayanın günümüzde yaşadığı sıkıntı geçmiş travma ile ilgili olamaz, çünkü geçmiş sıkıntıda kendisi bir mağdur. o konu ile ilgili birisi bir sıkıntı yaşayacaksa, bunu mağdur değil suçlu yaşar. iki; ilahi düzende bir konu hakkında çifte cezalandırma olmaz. hem tecavüze uğra hem sonrasında cinsel sorunlar yaşa, böyle birşey yok. eğer olacaksada farklı tarihlerde olmaz. eğer o kadının kaderine tacizle birlikte cinsel sorunlar sorunu yaşaması yazıldıysa, o zaman bunu tacizden itibaren yaşardı. yani yaşadığı o tacizden itibaren cinsel sorunlar yaşardı, belirli bir yaşa geldikten sonra değil. cinsel ilişkiye girememesinin sebebi ne o zaman? islamda kıssasa kıssas kuralına göre hareket edilir. cinsel sorunlar yaşıyorsanız o bölge ile ne günahları işlediniz, ilk ona bakacaksınız. fazla kişiylemi ilişkiye girdiniz, fazla evli erkeklemi beraber oldunuz, hangi evli veya bekar kadın veya erkeklerin bedduasını üzerinize çektiniz vs. bizim tavsiyemiz, bu hanımefendi başka yerlere değil aynaya baksın.

değerli okurlarımız, hastalıklar negatif enerjilerin dokulara sinmesi sonrası ortaya çıkar. bir dokununda negatif enerji hacmi yani kaldırabileceği negatif enerji yükü kısıtlıdır. o hacmi açtığınızda o doku arızalanır. bu bayanın
gerçektende, küçüklüğünde bir taciz olayını yaşadığını varsayalım, bu bize atadan o bölgeye yönelik bir negatif enerji yüklendiğini gösteriyor. küçüklükte birşey yaşıyorsanız, kime bakacaksınız? anne ve babaya. atadan böylesine bir negatif enerji yükü o bölgeye sindiğini varsayalım, bu bölgeye bir de siz gayrimeşru ilişkileriniz ile negatif enerji yüklerseniz, o bölgedeki dokular bir müddet sonra o negatif enerji yükün altında iflas eder. her günah bir şeytanı size musallat eder. 10 kişi ile yatarsanız 10 şeytan cinsel bölgelerinize siner. dahasını artık siz düşünün. ilişki yaşamak size çok büyük mutluluk verebilir ama gayrimeşru bunu yaparsanız hangi bedele bunu yaptığınızı lütfen bilin. not: bilinçaltı konuşmaz arkadaşlar!! hipnoz esnasında dile gelen ve konuşan sizin bilinçaltınız değil, konuşan şeytan. onun aktardığı bilgilerede şüpheyle bakmak gerekir. beş doğru verir ve güveninizi kazanır, altıncıda ise size yalan bir bilgi aktarıp komşunuza veya başkalarına kötü zan içinde bulunmanızı, hatta iftira atmanıza sebep olur ve en önemlisi suçu oraya buraya atarak olayın gerçek nedenini öğrenmenize engel olur. siz komşularla uğraşırken hatayı başka yerlerde ararken aynaya bakmayı, yaşantınızı sorguya çekmeyi yani tövbe etmeyi unutursunuz. esas şifadan alıkonulursunuz.