nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          
bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin......  


Zaman nedir ve zamanda yolculuk varmı?

Bu bin yıllardır einstein ve nice bilim adamın peşinde koştuğu bir gizem. Bu yazıyla bu gizemi sizler için çözümleyelim. Çok kompleks, nice nobel ödüllü bilim adamın üzerinde nice makaleler ve ciltlerce kitap yazdığı bir konuyu öz ve kısa tutmaya çalışacağız, amacımız işleyiş hakkında genel bir bilgi edinmeniz. Dünyada bir ilk, sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Değerli okurlarımız, size göre zaman nedir? Bilim dünyası gibi, sizde zamanı uzayın dördüncü boyutu olarakmı tanımlayanlardansınız? Üzgünüz yok böyle bir şey. Zaman, size göre içinde bir ileri bir geriye seyehat edilebileceğiniz bir oluşummu? Üzgünüz yine yanılıyorsunuz. Ya da zamanı herşeyden bağımsız kendi halinde hareket eden bir yapı olarak görüyorsanız? Üzgünüz yine yanıldınız. Nedir o zaman, zaman ve zamanda yolculuk varmı? Bu soruların cevabını siz aslında günlük hayatınızda nice defa veriyorsunuz, nasılmı? Günlük hayatınızda siz zamanı nasıl tanımlıyorsunuz, bir; geçmiş olaylar, iki; yaşlanma ve üç; gece ve gündüz, mevsim ve yıllar. Hepimiz için zaman bu değilmi? İşte, zaman nedir, bu evrensel sorunun cevabı bu üç şeyin içinde yatıyor. Bu üç şeyin cevabını verebilirseniz zaman nedir bunuda çözmüş olursunuz.

1. Gece ve gündüz, mevsim ve yıllar nasıl oluşur

dünyanın kendi çevresinde dönmesi gece ve gündüze sebep olur

dünyanın güneşin etrafında dönmesi ise mevsim ve yıllara sebep olur

= gece ve gündüze, mevsim ve yıllara sebep olan dönme kuvveti (tork). zaman için gerekli olan birinci unsur dönme kuvveti

2. yaşlanma

Yaşlanma dört şeye muhtaç;

+ plazma (enerji partikülleri)

+ dönme kuvveti (tork) + merkezkaç kuvveti

+ insan bedenin elektromanyetik enerjisi (Allahın yüklediği + kendi yüklemeniz)

+ sürtünme kuvveti

= evrenin kendisi dönen bir platform. Bu platform enerjiden oluşan bir maddenin içine yerleştirilmiş. Bilim adamları buna plazma der. Biz sürekli dönen bir platform üzerinde yaşıyoruz ve içinde döndürüldüğümüz ortam boş değil, enerji partiküllerinden oluşan bir ortam. Evren dönüyor, biz evrenin içindeyiz. Biz enerji partiküllerinden oluşuyoruz, içinde döndürüldüğümüz ortamda enerji partiküllerinden. Bu ikisi çarpıştığında birisi diğerini alıp götürüyor. Evrenin ve gezegenin dönme kuvveti daha güçlü olduğu için, bu çarpışmada kaybeden biz oluyoruz. Bir rüzgar esintisi düşünün, üzerinizdeki tozu alıp götürüyor; biz bu enerji plazma içinde döndürüldükçe her döndüğümüzde o plazma bizden bir miktar enerji alıp götürüyor. Her götürdüğünde de yaşam enerjimizden bir damla kaybediyoruz, kaybettikçede beden çöküyor (yaşlanıyor). 

soru: doğuştan ölüme kadar bu plazma içinde yaşıyoruz ama hayatımızın bir bölümünde büyüyoruz, bir döneminde yaşlanıyoruz. Bu nasıl mümkün; madem bulunduğumuz ortam enerjimizi alıyor ve yaşlandırıyor, biz doğumdan itibaren yaşlanıyor olmamız gerekmezmi?

cevap:
insan, dolu bir pil ile dünyaya gelir. Bu elektromanyetik pil 33 yaş civarına sabitlenmiş. O çağa kadar içinde bulunduğunuz ortam (dönme kuvveti, sürtünme kuvveti) sizde bir etki yaratmıyor. Tam aksine yeryüzü gıdaları ile beslendikçe bedeniniz büyüyor, filizleniyor. 33 yaşına geldiğinizde, yaşantı tarzınıza göre bu bazılarında daha erken bazılarınızda daha geç olabilir, Allahın size yüklediği şarj bitiyor. Pil bittiğinde ne oluyor? Allahın size yüklediğ şarj bittiğinde, fiziki yani yeryüzü şarjınız devreye giriyor. Birisi elektromanyetik pil, Allah tarafından yüklenmiş diğeri ise besin ve egzersiz ile sizin yeryüzünde bedeninize yüklediğiniz enerji. İlahi şarj sizi yaşlanmaya karşı koruyor, o bittiğinde egzersiz, sağlıklı yaşam, besinler ile o yaşa kadar (33 yaşı) yaptığınız yatırımlar devreye giriyor. Bu enerjide sizi 40 yaş ortalarına kadar taze kalmanızı sağlıyor. Bu sürece duraklama süreci diyoruz. Bu duraklama sürecinde, ne yaşlanıyor ne filizleniyorsunuz bir olgunluk sürecinden geçiriliyorsunuz. Bu süreçte sizi ayakta tutan enerji, gençliğinizden itibaren 33 yaşına kadar bedeninize yüklediğiniz enerji. Atalarımız ne güzel demiş; ne ekersen onu biçersin ya da gençliğinizde yaptığınız yaşlılığınızda karşınıza çıkar. Bu birikimide tükettikten sonra; cildiniz ve kemikleriniz, organlarınız o plazmanın içinde döndürüldükçe, merkezkaç kuvvetine tabi yani santrifüje tabi oldukça enerjiniz bedenden çıkar, yaşam enerjinizi kaybetmeye başlarsınız. Bu enerji kaybını besinler, egzersiz ve gıda ile telafi edemiyorsunuz. Her gün enerjiniz dokulardan alınıp götürülüyor. Dokularınız çöküyor ve sizde bunu yaşlanma olarak net hissetmeye başlıyorsunuz. 

soru: Allahın yüklediği şarj nedir?

cevap: Bunun detaylarını size aktarmamız mümkün değil. Biz bunu burada şarj olarak tanımladık bunu siz bir enerji şablonu olarakta görebilirsiniz. Fiziki bedeninizin bir enerji şablonu. Böyle bir şablona bir ilahi enerji yüklemesine sahip olduğumuz konusunda hiçbir şüphemiz yok. Sadece yaşlanma ile ilgili konuda değil, bu enerji şablonu iki yerde daha karşımıza çıkıyor. Bir ana rahminde ve ikisi kabirden kalktığımızda. İki defa yoktan var ediliyoruz. Bu yoktan var edilme neye göre yapılıyor; bu soruyu hiç kendinize sordunuzmu? Ana rahmindeki hücreler nereye yayılması gerek, ne tür bir organa dönüşmesi gerek, nereye kadar büyümesi gerek, ne tür bir canlı çıkarması gerek bunları siz hormonlar ve sinir sistemi ile açıklayamazsınız çünkü hücreler arası o iletişimi sağlayacak sinir ve hormonlar henüz ortada yok. Geriye tek birşey kalıyor, o da oluşturulacak yeni canlının bir elektromanyetik şablonu orada hazır halde var olması gerek. Nasıl bir 3D yazıcı, bilgisayardaki şablon üzerine birşeyleri yazıyorsa, ana rahmindeki hücrelerde bir şablon doğrultusunda yeni canlıyı var ediyor. Ahiret günü bu şablon tekrar karşımıza çıkıyor. O gün yoktan yine var edilmemiz gerek, yine bir şablona ihtiyaç duyuluyor. Tek fark; bu sefer şablon bebek ebatında değil, 33 yaş ebatında çünkü tekrar diriliş yaşımız 33 olacak. Özetlersek; ana rahmindeki şablon bizimle büyüyor, bizim gelişmemizi ve filizlenmemizi sağlıyor sonrası duraklıyor. Tekrar dirilişte kullanılacak şablonda ana rahmindeki ebat değil, çünkü o artık yok o 33 yaşa kadar bizle büyüdü; tekrar kullanılacak ebat o en son 33'lük hali. Not: tabiki Allah "ol" derse herşey oluverir, ancak o zaman ilim olmazdı. "Herşeyi ilmimle kuşattım" ayetin bir anlamı kalmazdı. Tarikatların ilimle işi olmadığı için, onlar "Allah ol der ve o oluverir", biz bunu sorgulamayız der. Biz onlardan olmadığımız için, biz Allahın yeryüzüne indirdiği ilimleri araştırıyoruz. Sorgulama değil, araştırıyoruz; her şeyin altında bir ilim bir mekanizma bir düzen olduğuna inanıyoruz ve araştırarak bu düzeni anlamaya çalışıyoruz.

"Alternatif tıpta enerji boyutları ile uğraşan insanlar, olayların ilmi altyapısını bilmez, herşeyi "yaşam enerjisine" bağlar ve geçerler. Biz burada yaşlanmayı ilahi bir enerji ile irtibatlandırırken, öylesine sallamadık. Sallamakta zaten bize yakışmaz. Biz konuyu ilk yaratılıştan tekrar dirilişe kadar bir çok boyuttan ele aldık. İlmi altyapısını doldurduk, beynimizde olayların akışı hakkında genel bir fikir oluşturduk sonrası konuyu kaleme döktük. Olayı çözdükmü? Hayır, ama olayların akışı hakkında temel bir fikir edindik. Bu fikride sizinle paylaşmak istedik. Bu bilgiler çok ilkel bir safhada, neden bu ilkel hali ile sizinle paylaşmaya karar verdik? Yanlış bilgilerin yayıldığı bir çağdayız. İnternet ortamında beyinleriniz binbir çeşit yanlış bilgiler ile bombardıman altında tutuluyor. O hurafe bilgiler beyinlerinizde kalıcı olmadan, olayların temel boyutunu anlar anlamaz sizinle paylaşmak istedik. Şimdi beyninizde alternatif bir teori oluştu. Bu konuda farklı teorileri okurken, referans alabileceğiniz bir nokta oluştu. Görevimizi tamamladık. Bundan ötesini b
aşka beyinler araştırsın. Bilim bir bayrak yarışı. Biz temelini attık, başkalarıda binayı diksin." 

3. geçmiş

İlk önce bu sorunun cevabını verelim; geçmişin tarifi sizin için nedir? Geçmiş sizin için beyine yazılan bytler yani hatıralardan ibaret? Geçmiş sizin için günler ve aylar, yılların sayısı gibi rakamlardanmı ibaret? Yoksa geçmiş sizin için olaylardanmı ibaret? Geçmiş denildiğinde, içinde geriye veya ileriye hareket edebilecek bir oluşumdan bahsedilir. Takvim sayfaların ve beyindeki hatıralar, bunların somut elle tutulur bir yanı bulunmaz. O yüzden biz geçmişi beyine kazılan hatıralar, gece ve gündüz boyutundan ele almayacağız. Geçmişi, geçmişte yaşanan olaylar boyutundan ele alacağız. Geçmişin olay boyutu nedir ve nasıl oluşur;

+ ilahi kayıt altına alma sistemi

+ dönme kuvveti (tork)

+ günlük yaşantınız

+ manyetik enerji (dünyanın magnetic akımı)

= siz her saniye içinde bir yerden başka bir yere hareket ediyorsunuz. Her bir hareket sonrasıda bir saniye önce bulunduğunuz hareketin bir enerji ve bir de ısı izini geride bırakıyorsunuz. Örneğin; istihbarat örgütleri canlıların bıraktığı ısı izini takip ederek, olayların bir kaç saatlik gerisine gidebilir. Fizki anlamda değil, olay yerinde bırakılan ısı izinden orada yaşanılan olaylar hakkında bir tahmin yürütebilir. İnsan ısı izini takip ederek geçmiş hakkında tahmin yürütür. Cinlerde enerji izinizi takip edip geçmişinizi görebiliyor. Dikkat: geçmişinize gidiyor değil, geçmişinizi görüyor. Şuan maddesiniz, bir saniye sonra geçmişte madde kalmıyor, sadece ısı ve enerji izi geride kalıyor. Geçmişte madde kalmadığı için madde boyutunda örneğin bir zaman makinesi ile gitmeniz mümkün değil. Zaman makinesi bir bilim kurgu ürünü. Geçmiş sadece ısı ve elektromanyetik iz geride bırakır. Isı izi, bir kaç saat sonra çevreye yayılıp kaybolur, enerji izine ne olur? Burada dünyanın magnetik gücü ve sürekli dönen bir platformun üzerinde yaşıyor olmamız gerçeği devreye giriyor. Dünya döndükçe bu enerji izi spiral bir enerji hortumuna dönüşür, dünyanın manyetik gücüde bunu alır güney ve kuzey kutubuna taşır. Kuzey yarımküresinde yaşayanlar kuzey kutubuna, güney yarımküresinde yaşayanlar güney kutubuna ve oradanda uzaya, melekler katına ve sonrası Allah katına. Meleklerde dizi izlercesine, günlük yaşantımız açık hava ekranlarında izler. Neden bu kayıt? Mahşeri sorgunuz için. Sağ ve sol omuzunuzdaki melekler yazılı kayıt alır. Görüntülü kaydıda bu oluşum sağlar. Elbette, Allah bir kayıt olmaksızın size geçmişinizi gösterebilir ama o zaman siz mahşeri sorguda itiraz ederdiniz; bu kayıt montaj veya sahte derdiniz, bana karşı önyargılı davranıyor, haksızlık ediyorsunuz derdiniz. Böyle itirazların oluşmaması içinde, içinde yaşadığımız evren, kendi kendini kayıt altına alacak şekilde var edilmiş. Hocam biz yeryüzünde yaşıyoruz, gök ve melekler katı nereden çıktı derseniz; gökten yeryüzüne rızık adında bir enerji iniyor, siz yeryüzünden göğe enerji çıkmadığınımı sanıyorsunuz? Biz enerji boyutunda sürekli gök ile irtibat halindeyiz, örneğin ellerinizi açıp dua etmeniz. Biz yeryüzüne yerleştrildik ancak yeryüzüne yerleştirilmiş olmamız gökten (melekler ve Allah katı) bağımsız yaşadığımız anlamına gelmiyor. "Allah gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra o iş O’na bir günde yükselir. O günün miktarı, sizin saydığınız bin yıl kadardır" (Secde Süresi; 5). Gök ile yeryüzü arasında sürekli veri transferi gerçekleşir ve bu veri transferi sizin günlük yaşantınızıda içerir. Günlük yaşantınız saniye saniyesine ses ve video görüntüsü olarak kayıt altına alınıyor. Mahşer günüde bu kayıtlar önünüze konulacak. O gün geldiğinde ben yapmadım, etmedim deme şansınız yok. Not: NASA tarafından yayınlanan bir fotoğraf, dünyanın magnetik alanı; yeryüzü kayıtları kuzey ve güney kutubuna yönlendirilir oradanda göğe..

                                             


Özetlersek


Z
aman kavramı nedir? Zaman, yeryüzünde sadece gece ve gündüz, hatıralardan ibaret. Gökyüzünde ise sadece bir ses ve video kayıdından. Zaman kavramını, eğer "yaşanmış olaylar" olarak tanımlarsanız, buna farklı bir boyut getirirseniz, üstüne o boyuta girildiğinde ileriye veya geriye seyehat edilebilir derseniz; saçmalarsınız. Yok öyle birşey. Nasıl günlük rızkınız bir enerji akımı olarak gökten size iniyorsa, sizin günlük yaşantınızda bir video kaydı olarak göğe akıyor. Bi nevi uydu kaydı gibi, sizin günlük yaşantınız sadece yazılı değil, görsel olarakta kayıt altına alınıyor. Neden bu kayıt? Allahu Teala herşeyi görür ve bilir. Ancak, Allah'ın huzuruna bir gün çıktığınızda bana haksızlık ediyorsun denilmemesi için, Allahu Teala; düzeni kendi kendine kayıt edecek şekilde var etmiş. Geçmiş sadece, yeryüzünden göğe çıkan bir uydu yayınından ibaret. İçinde seyahet edilebilecek bir geçmiş yok. Olmayan birşeyin içinde de seyehat etmeniz söz konusu olamaz. Işık hızına gelince, hani, zenginin malı fakirin ağızını yorar deriz; ışık hızını zamanla irtibatlandırmakta böyle birşey. İnsan ne bugün ne de yarın ışık hızında hareket edebilecek. Işık hızında hareket edebilmek cinlere mahsus birşey. Olmayan ve hiç olmayacak birşey üzerine binbir çeşit teoriler üretmeniz saçmalık. Sizinle, bir kahvehanede devletleri yıkıp kuran, fabrikalar açıp kapatan arasında bir fark yok. İkinizde palavracısınız. "Bir uzay gemisinde seyehat etsek, ışık hızında hareket etsek, bizde geçen zamanla yeryüzü arasında geçen zaman şöyle olur böyle olur". Soru: sen ışık hızında hareket edebiliyormusun? Cevap: hayır. Soru: ışık hızında hareket ettiğinde zamanın farklı olduğunu nereden biliyorsun? Cevap: bilmiyorum. Soru: ışık hızı ile zamanın birbiri ile bağlantılı olduğunu nereden çıkardın? Cevap: öyle söylüyorlar. Arkadaşlar, bunlar ismi üzerine teori. Einstein bir işe kalkmış, altında kalmış yanılmış, bu kadar basit. Tarikatlar ve cemaatlar, hocalarını ve şıhlarını kutsar, onları hatasız kusursuz bireyler olarak görür, lütfen sizde bu hataya düşmeyin. Onların şıhlarını kutsadığı gibi sizde bilim dünyasını bilim adamlarını kutsamayın, onları hatasız kusursuz görmeyin. Birisi bilim adı altında aklınızı çeliyor diğeri Allah ve Kitap adına. Tarikatların iyilerin elinde olmadığı gibi, bilimde iyilerin elinde değil. Nasıl tarikatların verdiği bir bilgiyi 10 defa kendi aklınızın süzgeçinden geçiriyorsunuz, bilimin her söylediğinide en azından 10 defa aklınızın süzgeçinden geçirin. Her bilgiyi doğru kabul etmeyin. Zamanda yolculuğun nasıl İslami inanca ters olduğunu sizlere örnekleri ile açıklayacağız. Peşinde koştuğunuz ve savunduğunuz şeyler inancınızla çatışıyor. Belki siz bunun farkında değilsiniz ama İslama zıt hareket ediyorsunuz. Gittiğiniz yol, yol değil.

İslam ve Zamanda Yolculuk

1. Tek yaşam tek sorgulama boyutu

"Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur” (Fatır Süresi; 37). Bu Ayet bizlere hayatta tek bir şansımız olduğunu anlatıyor. İlahi düzende geriye gitme şansınız bulunmuyor. Ne mahşer günü, Rabbim hata yaptım, geri gidip tekrar şans ver deme şansınız var ne de yeryüzünde hata yaptım, geriye gidip düzelteyim deme şansınız var. Eğer yeryüzünde geriye gitme şansı olmuş olsaydı, bu ahiret günü içinde geçerli olurdu. Ahiret hayatında geçerli olmayan birşey, yeryüzünde neden geçerli olsun? Z
amanda geriye gitmeye izin verilseydi, o zaman ilahi düzen, hataları düzeltebilmeye yönelik kurgulanmış olurdu. Bu durumda mahşeri sorguda da size ikinci, üçüncü dördüncü şanslar verilir, sürekli yeryüzüne geri döndürülürdünüz. Yani sizlere sonsuz şanslar verilmesi gerekirdi, bu da kısacası yaşamı ve sorgulama gününü cıvıtırdı.

2. İlahi adalet boyutu

Varsayalımki teknolojiniz o kadar ilerledi ve siz bir zaman makinesi icat ettiniz, geriye gittiniz ve sürekli yanlışlarınızı düzeltiyorsunuz; geçmiş topluluklar sormazmı Allaha, bu şansı bize neden vermedin diye. Eğer ilahi düzende, geriye gidip hataları düzeltmeye yönelik bir zaman tüneli olmuş olsaydı, bunun ilmi insanoğlu yeryüzüne iner inmez verilirdi ve en önemlisi bu ilim doğal afetlerle şunla bunla kaybolmazdı, günümüze kadar gelirdi. Neden? Zamanda yoluluk bir cep telefonu veya bir televizyon gibi o çağın bir nimeti olarak görülemez. Zamanda yolculuk kaderi değiştirmeye yönelik bir icat. Bir çağa bunu siz veriyorsanız, istedikleri gibi geçmişlerini değiştirme şansı veriyorsanız diğer çağlarada vermek zorundasınız. Aksi takdirde mahşeri sorguda biri tek şansla Allahın huzuruna çıkmış olur, diğeri yüz defa geçmişini değiştirmiş düzeltmiş olarak Allahın huzuruna çıkardı. Bu da ilahi adalete ters. 

3. Özgür irade boyutu

Ne güzel size anlatıyorlar, ne güzel kulağa hoş geliyor; zamanda geriye gidiyorsun ve istediğin olaya el atıp olayların akışını değiştiriyorsun. Size bir soru; ya, o olaya karışanlar olayların akışın değiştirilmesini istemiyorsa? Siz olaylara baktığınızda sadece kendinizi görüyorsunuz, ama öyle değil. Her olay birden fazla insan içerir. Belki o insanlar o hayatın akışından gayet memnun ve değiştirilmesini istemiyor. Siz geriye gidip bir olaya el attığınızda sadece kendi hayatınızı değil, başkaların hayatınıda değiştirmiş oluyorsunuz. Bunu onlara sordunuzmu, izin aldınızmı? Zamanda yolculuk etmek, kişilerin kendi hür iradeleri ile oluşturduğu geleceği, onların bilgisi ve onayı olmadan değiştirmek anlamına gelir. Siz böyle birşeye izin verirseniz, o kişileri geleceklerinden sorumlu tutamazsınız yani onları mahşeri sorgudan muaf kılmanız gerekir. Kendisinin sebep olmadığı bir gelecekten kişiyi sorumlu tutamazsınız. Zamanda bir yolculuğun nelere sebep olabileceğini görüyormusunuz? O yüzden ilahi düzende zamanda yolculuk gibi birşey yok.

"Büyüklerimiz kader ve kazayı imana bağlamışlar. Haklı olarak. İman nedir? Bir yaratıcı ve o yaratcının getirdiği düzene inanmaktır. Kaza ve kadere hakim olan tanrıdır. Bilim dünyası bir makine icat etse ve bununla geçmişe gidip sürekli kaza ve kaderi değiştirse, bir sonraki adımı kendisini tanrı ilan etmek olurdu. İmanın diğer şartları ne? Allahın meleklerine ve peygamberlerine inanmak. Allahın kendisine hizmet eden, buyuruğundan çıkmayan melekleri var. Gün gelecek bilim dünyası bizimde robotlarımız var diyecek. Bize hizmet eden, buyruğumuzdan çıkmayan robotlarımız var diyecek. Allahın peygamberleri ve mucizeleri var, onlarda gün gelecek bizim bilim adamlarımız ve insalığın hizmetine sunduğumuz icatlarımız var diyecek. Bilim dünyası şeytanın elinde ve bunların hedefi Allahı andıran herşeyi yeryüzünden silmek. Bilim dünyası önünüze bir teori bir formül bir icat sunduğunda lütfen doğruluğunu kabul etmeden İslamla örtüşüp örtüşmediğine bakın."

4. Kader boyutu

Kader nedir? Kader bir hesaplamadır. Sizin ve atalarınızın yaşantısı ve niyetleri alınır bir hesaplamaya tabi tutulur, buradan sizin neyi hak edip neyi hak etmediğiniz çıkarılır. Hak ettiğinizde size rızık olarak indirilir. Bu hesaplamaya kader denilir. Bilim dünyası böylesine ilahi bir hesaplamaya inanmaz, onlar herşeyin tesadüfen geliştiğine inanır. Örneğin; hitler tesadüfen ortaya çıktı ve siz geriye gidip onu yok ederseniz dünya savaşları ve onca acıyıda ortadan kaldırmış olursunuz. Zaman yolculuğunu savunanlar, olayların böylesine tesadüfen geliştiğini savunur. Olayların bir öncesi ve sonrasına bakmaz. Örneğin; hitler doğmadan önce albert pike tarafından yazılan mektubu bilmez. Bir olay vukuu bulmadan, o olaya niyetlenen tezgahlayan birilerin olduğunu bilmez. Olayı, olay anından ibaret zanneder ve tesadüf der. Allah neden zamanda yolculuğa müsade etmez? Zamanda yolculuk demek Allahın belirlediği kaza ve kadere müdahele etmek demektir. Allahu Teala sizin için bir kazayı takdir ettiğini düşünün, zamanda yolculuk eden birisi buna müdahale etse ne olurdu? Herşeyin Allahın kontrolü altında olmadığı, evrende farklı tanrılar farklı düzenleyiciler olduğu anlamı çıkardı. Bir düzenleyicide diğerin işine mutlaka çomak sokardı;
"Allah evlat edinmemiştir. O’nunla beraber hiçbir İlah da yoktur. Aksi takdirde her İlah kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerine galebe çalardı. Allah onların (inkarcıların) yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir (Mu'minun Süresi; 91). Bir den fazla tanrı düzeni bozardı, birisi sürekli diğerinin işine burnunu sokardı. O yüzden tek tanrımız var. Eğer siz zamanda yolculuk ederseniz kaderi değiştirebilirsiniz. Kaderi değiştirende kaderini değiştirdiği kişilerin sevk ve idaresini yapmaya başlar yani tanrısı olur. Allahu Tealada, bu ayetle böyle birşeyin söz konusu olmadığını olamayacağını bize aktarır. Zamanda yolculuk, masumane bir düşünce gibi görünüyor ama İslami açıdan hiçte masumane değil.

5. Şer gibi görünen altında hayr yatabilir boyutu

Geçmişe geriye gittiğinizi varsayalım ve size şer gibi görünen bir olaya müdahale ettiniz. Belki  bu müdahaleniz daha büyük bir felakete yol açacak? İnsan neyin altında hayr yatıyor neyin altında şer yatıyor bunu, Ayetler açıkca beyan etmediği müddet bilemez. Eğer zamanda yolculuk etme ve geçmişe müdahale etme yetkisi bize verilseydi, neyin daha hayrlı olduğunu bilmediğimiz için zamanda yaptığımız her değişiklik gelecekte bir felakete sebep verirdi. Bizler kendimizi bir felaketten diğerine bir hüsrandan diğerine sürüklerdik. 

6. Günlük hayat boyutu

Zamanda yolcuk imkanı bizlere verilmiş olsaydı, günlük yaşantımız kaosa dönüşür, sağlıklı yaşam diye birşey kalmazdı. Örneğin; birşeyin tadını alırdık, geriye gider onu tekrar tatmaya çalışırdık. Hayatımız belirli olayları bir ileri bir geri sarmaktan ibaret olurdu. Belirli anlar saplantıya dönüşürdü. Her küçük bir olayda geriye gidip onu değiştirmeye kalkışırdık. Birinin değiştirdiği diğerinin hoşuna gitmez, o da zamanda geriye gidip onu değiştirmeye çalışırdı. Hayatımızı, birbirlerimizin sebep olduğu zaman değişikliklerini düzeltmekle geçirirdik. O günü yaşamak ve geleceğe plan yapma yerine geçmişi düşünür geçmişte yaşardık. Bir cep telefonu bile insanda saplantıya dönüştü, insanlar elinden düşüremiyor. Bir de siz insana zamanda yolculuk imkanı sunduğunuzu düşünün, her eve bir makine. Ne yapar sizce insan? İşini gücünü bırakır, saplantı halinde geçmişle uğraşırdı. Böyle bir düzen size mantıklı geliyormu? Gelmiyor, ama yinede zamanda yolculuğa inanmaya devam edeceksiniz.

7. Büyü boyutu

Büyüler neden haram, büyük bir günah biliyormusunuz? Bir büyüde iki şey yapıyorsunuz, bir; kişiye rızkı siz tayin ediyorsunuz ve iki; kişinin hür iradesini elinden alıyorsunuz. Rızık nedir? Kişinin Allah tarafından o günkü nasibidir. Yiyeceği yaşayacağı olaylar, teneffüs edeceği hava vs. Bunlar bir hesaplama sonrası belirlenir ve Allah katından kişiye iner. Büyü bu ilahi sisteme el atar, kişiye kendisi rızkı tayin etmeye kalkışır. Bu da ne anlama geliyor? Tanrıcılık oynamak. Zamanda yolculukta böylesine bir tanrıcılık oynamak. Sürekli insanların hayatlarına müdahale eder, olayların akışını siz belirlerdiniz. İnsanlar hak ettiği yaşamı değil, sizin takdir ettiğiniz yaşamı alırdı. Büyü ve zamanda yolculuk, ikiside hür iradeye ve ilahi rızık dağıtımına el atıyor. Vebal açısından birbirine benzer. Birisine ilahi düzen izin veriyor diğerine değil. Büyü var olan rızık yollarını kullanıyor, bir virüs gibi kendisini ilahi rızık sisteminin içine atıyor ve düzeni manipüle ediyor. Büyü neye programlandıysa kişinin rızkını o yönde değiştiriyor. Zaman makinesinin ise böyle bir şansı yok. İlahi düzende rızık yolları var ama zamanın bir güzergahı veya boyutu yok. Evrende, zaman diye birşey yok zaten. Zaman, insanların güneşin doğması ve batması sonrası kendi kendisine belirlediği bir ölçüm mekanizması, doğaya has birşey değil. Yani ilahi düzende, rızıkta olduğu gibi zaman makinesinin kullanabileceği bir güzergah bir boyut yok. Olmadığı içinde zamanda yolculuk mümkün değil.

8. Mahrem boyutu

Geçmişin bir mahremiyeti vardır, herkesin saklı kalmasını istediği özel bir hayatı var. Geçmişte bir yolculuk işte bu mahremiyet ortadan kaldırırdı. Siz istediğiniz zaman ve ortama yolculuk etmiş olsaydınız, insanları sürekli mahrem ortamlarda yakalardınız. Kişilerin yatak odalarına girer gizli saklı insanları gözetlerdiniz. Bu gizli saklı gözetlemeye karşı Allah bizi uyarır;
"...O ve taraftarları, sizin kendilerini göremediğiniz yerden sizi görmektedirler..." (Araf Süresi; 27). Uyardığı bir konuyuda Allahu Teala kendi düzenin, yani evrenin işleyişinin içine yerleştirmez.

9. Sağ ve sol omuzunuzdaki yazıcılar boyutu

"Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki katip melek, onun yaptıklarını alıp kaydetmektedir" (Kaf Süresi; 17). Omuzlarınızdaki melekler her söz ve eyleminizi kayıt altına alıyor. Varsayalımki siz zamanda yolculuk yapıyorsunuz ve sürekli olayların akışını değiştiriyorsunuz. Bu durumda sizin ve yaşantısını değiştirdiğiniz insanların omuzundaki melekler, yazdıklarını sürekli yırtıp yeniden yazması gerekirdi. Bu size mantıklı geliyormu? Değerli okurlarımız, bu tür teorileri ortaya atanlar kadere inanmaz, sağ ve sol omuzunuzdaki yazıcılara inanmaz, mahşeri sorguya inanmaz; inanmadıkları için bu tür teorileri ve ötesini rahat düşünüp savunabiliyor. Siz böyle birşeye inandığınızda, geçmiş olsun size. Siz dininizi çöpe atabilirsiniz. Bu tür teorilerin zerre kadar gerçekliği olsaydı, merak etmeyin bunu ilk savunan İslam dinin kendisi olurdu.

Soru: ashab-ı kehf (yedi uyurlar) zaman yolculuğumu yaptı?

Cevap: hayır. Zamanda yolculuk olarak adlandırılan şey, diğer insanlar zamanın normal akışına tabi iken, sizin o sürece bir anda varmanız. Burada durum böyle değil. Mağarada uyuyan bu Allah dostu zatlar, 309 yılın tamamını diğer insanlar gibi yaşayarak geçiriyor. Kendi zamanlarından bir anda 309 yıl ilerisine gitmiş olsalardı, o zaman buna zamanda yolculuk derdik. Gitmiyorlar ama, her canlı gibi, onlarda o süreci yaşaya, yaşaya geçiriyorlar. O dönemi yaşayanlar ile aralarındaki fark, dönemin insanları günlük hayatları var, bu yedi Allah dostu o süreci uykuda geçiriyor. Mucize nerede? Hiç yaşlanmıyor olmaları ve 309 yılı uyanmadan yemeden geçirmiş olmaları. Orada bir zaman yolculuğu olmadığını nereden anlıyoruz? Onlar uykuda iken melekler onları dönem dönem sağa ve sola çeviriyor. Buradan biz onların bir zaman sıçraması yaşamadığını o süreci yaşayarak geçirdiğini anlıyoruz. Yatalak bir hastaya sahip olanlar yatan birinin neden döndürüldüğünü bilir. Uzun süredir yatalak olan birisinde, basıncın oluştuğu noktalarda çürümeler yaralar oluşmaya başlar. Mağarada uyuyanlar zaman sıçraması yaşayıp bir anda 309 yıl ileriye gitseydi, döndürülmelerine gerek kalmazdı ama döndürülüyorlar. Kim döndürülür; uzun süre yatalak olanlar. Demek zaman sıçraması yaşamadılar, 309 yıllık süreci uykuda geçirdiler. 


Bilim ve Zamanda Yolculuk


1. Işık

Zaman, bir video kaydı ve beyine kazılan hatıralardan ibaret. Fizikçiler zamanı ışık ile irtibatlandırır. Bu doğru değil. Işık, eşit şekilde her yere yayılır. Zaman, eğer ışık bağlantılı birşey olsaydı zaman bütünlüğünü koruyamazdı. Işık yayılır, bir bütünlüğe sahip değil. Kendi içinde bir bütünlüğüde muhafaz edemez. Burada bütünlüğü koruyan ve evrenin her yerinde var olan bir güç olması gerek. O da evrenin her köşesinde var olan, gezegenlerin dönme ve manyetik gücü. Mantıkta dönme ve manyetik kuvvetine işaret ediyor. 

2. Zaman makinesi

Bu bir bilim kurgu ürünü. Bilim adamları mekan ve insanların zaman içinde yerlerini koruduklarına inanır, yani siz bir zaman makinası icat etseniz ve beş gün önceye gitseniz, beş gün öncesi o mekanda bulunan insanları halen o mekanda bulabileceğine inanır. Bu tabiki fiziki anlamda mümkün değil. Siz öyle bir makine icat etsenizde, geçmişe gittiğinizde siz orada geçmişe ait hiçbir iz bulamazsınız. Ne elektromanyetik boyutta ne ısı boyutunda ne de fiziki. Bıraktığınız ısı izi, rüzgar gibi faktörlere maruz kalıp dağılıp gider, bıraktığınız elektromanyetik kayıt dünyanın elektromanyetik gücüne tabi olur ve oradan kaybolur gider. Fiziki olarakta (madde, gas, sıvı) birşey bulamazsınız. Her bir madde ya oradan ayrılmış olur ya da zamanın etkisi ile değişime uğramıştır. Siz zaman makinesi ile geçmişe gitseniz bile bilimsel açıdan geçmişe ait bir iz bulamazsınız. Olmayan bir geçmişe gitmiş olursunuz.

3. Zaman

Zamanı siz nasıl belirliyorsunuz; günler ve aylar, yılların kaydını tutarak. Doğa nasıl belirliyor? Belirlemiyor! Evren için zaman yok. Sizin zaman olarak tanımladığınız güneşin doğması ve batmasından ibaret. Evren için bu, dönen bir platformun üzerinde birşeyin sürekli tekrarlanmasından ibaret. Siz zamanı tutuyorsunuz, evren tutmuyor. Evrende zamanda diye birşey yok. Zaman makinesi ile olmayan bir zaman dilimine nasıl gitmeyi düşünüyorsunuz?
Zaman kavramı insani bir kavram, evren için geçerli değil. Zamanın hesabını tutmak insancıl bir davranış, gezegenler için geçerli değil. Zamanda yolculuk makinesi icat ettiğinizi ve belirli tarihi o makineye tuşladığınızı varsayın; tuşladığınız o tarihe nasıl gideceksiniz? Evrende o tarihe kayıtlı bir gün yokki!! Örneğin; mesainiz başlamadan veya bittiğinde parmak izinizi tuşlayıp işyerinize girip çıkıyorsunuz. Her gününüz kayıt altına alınıyor. Güneş her doğduğunda her battığında bir kayıt almıyor. Evrende olmayan bir zaman dilimini, icat ettiğiniz makine ile nasıl bulacaksınız? Nasıl olacak bu? Yani uyutuluyoruz; karşınıza öyle fiziki formül, teoriler ve kavramlarla çıkıyorlarki, sizde "vay be", adamlar ilimde baya yol katetmiş izlenimi uyandırıyor. Bu tür teorilerle uğraşmak fizikte gelebileceğiniz en yüksek mertebeler, dolayısıyla bu tür teorilerle uğraşanlar kedilerine yüksek bir statü atıyor, çok bilge izlenimi çevreye yayıyor. Halbuki teorilerin içi boş ve saçma. Birbirinden bağımsız olaylar harmanlanmış ve insanlar bununla uyutuluyor. Neden uyutuluyoruz? Bizim bilim adamları ve araştırmacılar bu saçmalıklar ile oyalanırken onlar saçma olmayan şeyleri araştırıyor ve icat ediyor. Bizim bilim adamı ve araştırmacılar sabah akşam bu teorilere kafa yoruyor, onlar ise günlerini elle tutulur işlere harcıyor. O yüzden onlar icat ediyor biz değil! Onca prof onca bilim adamı, hocam bu kadarda küçümsemeyin bilim dünyasını derseniz; bakın arkadaşlar, maymundan türediğine inanan bir camiadan bahsediyoruz! Maymundan türediğine inanan bir beyinde ben akıl aramam, onun her söylediğine inanmadan doğruluğunu beş defa, on defa kendi aklıma danışırım.

"Bu tür teorilerin peşinde koşanlar hayatın tesadüflerden ibaret olduğuna inanır. Kaza ve kadere inanmaz. Hayat denilen şeyin ilahi bir tasarrufun altında olduğuna inanmaz. İnanmadığı için kendisine anlatılan her teori makbul gelir. Biz Müslümanlar ama bu tür teorileri dinlediğimizde ilk önce İslami değerlerimizle çatışıp çatışmadığına sonrası yeryüzü bilimlerimizle çatışıp çatışmadığına bakmalıyız. Zamanda yolculuk hem İslami inançlarımızla çatışıyor hem yeryüzü ilimleri ile. O yüzden bu teoriyi reddediyoruz. Eğer Allah zaman yolculuğunu isteseydi, düzeni ona göre kurardı. Örneğin; zamanı güneşten bağımsız var ederdi. Zamanı, güneşin doğuşu ve batışı gibi kendisini her gün tekrarlayan bir düzen üzerine inşa etmezdi."


Ahiret ve Zaman


1. "Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O’na yükselir" (Secde Süresi; 5).

2. "Melekler ve ruh, O’na, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir" (Mearic Süresi; 4).

-
Ahiret hayatı ve zaman, bu konuda üç ayet dikkatimizi çekiyor. Ataistler ve Allah düşmanları güya kendi kafalarınca Kur'an-ı Kerimi çürütmek istediklerinde, bu iki ayetide örnek gösterirler. Bir Ayette "bin yıl" denilir, diğer Ayette "elli bin"; bakın görüyormusunuz Kur'an-ı Kerimin çelişkilerini diye kendi kafalarınca açıklamalar yaparlar. Biz bu gezizekalıları Allaha havale edelim. Onlar kendi haline biz kendi halimize; bu iki ayet aslında çok açık ve net, iki farklı rakamın söylenmesi bir çelişki değil tam aksine olması gereken. Bir ayet, rızık gibi işlemlerden bahseder diğer ayet melek ve ruh gibi canlıları kasteder. Birisi bin yılda Allah katına yükselir diğeri elli bin yılda. Buradan biz rızık gibi can içermeyen enerji akımların, can içeren enerjiden çok daha hızlı hareket edebildiğini anlıyoruz. Örneğin; can sahibi enerji şekilleri (melek ve ruh) ışık hızında bir mesafeyi katediyorsa, can içermeyen enerjiler ışık hızından 50 kat daha hızlı hareket ediyor. Mantıkta zaten, canlı ve cansız enerji formları arasında bu hız farkın olması gerektiğini söylüyor. Neden? Rızık sadece insana inmez meleklerede iner. Rızkın iniş ve yükseliş hızı meleklerin hızı ile aynı olursa, rızık meleklerin hızına yetişemezdi. İki farkla rakamla karşı kaşıyayız, bunda bir çelişki yok birisi yaşayan enerji formları için geçerli diğeri cansız enerjiler. Birisi bin yılda göğe yükseliyor (cansız) diğeri elli bin yılda (melek ve ruh).

3. "Ve azabı senden acele istiyorlar. Ve Allah, asla vaadinden dönmez. Ve
Rabbinin katındaki bir gün, sizin saydığınız bin sene gibidir" (Hac Süresi; 47). 

Soru: ahiret hayatında gece varmı?
Cevap: Hac Süresinde "Allah katında bir gün" denilir. "Bir gün" tanımını yapabilmek için gün başlayıp bitmesi gerek. Bir başlangıç (sabah) bir kapanış (akşam) olması gerek. Demek gece ve gündüz var. Allah katında gece ve gündüz varsa, Melekler katı olarak tanımladığımız cennette de var olması gerek. Burada geceyi zifiri karanlık olarak düşünmeyin, Allah katı da melekler katı da aşırılık içermez. Gecelerin loş bir ortamda geçeceğini varsayın. Bunun yeryüzünde bir örneği varmı? Var. Kutuplarda 6 ay gündüz ve 6 ay gece yaşanır. Kutuplardaki 6 ay gündüz cenneti temsil eder. Gündüzleri aydın, akşamları loş. 6 ay gecede cehennemi temsil eder. Hiç aydınlık görmeyen, akşam karanlığından zifiri karanlığa kadar giden bir ortam. 

Ahiret ve Mekan

Bazılarınız, hocamız gaypten bilgilermi alıyor, bu bilgileri nereden akıl ediniyor sorusunu kendisine sormuş olabilir. İçiniz rahat olsun, gayptan bilgi almıyoruz.
Rabbime şükür bizlerin cinlerle işi olmaz, meleklerle irtibata geçecek manevi mertebe ve temizliğede sahip değiliz. O zaman nereden geliyor bu bilgiler? Çok basit, yeryüzü ilimlerinden. Allah insanı gizemde bırakmaz, ahiret hayatın bir muadili yeryüzünde vardır. Biz muadilini araştırıyoruz, oradan diğeri hakkında yorum getiriyoruz. Örneğin; bundan beş yüz yıl öncesi cevizin laboratuvar analizi mümkün değildi, ama yinede siz bundan 500 yıl öncesi cevizin neye faydalı olduğunu rahatlıkla çıkarabilirdiniz. Sadece çevizin içini açıp görünümünden bunun insan beyini için var edildiğini çıkarırdınız. Bizde bunu yapıyoruz, her bir gizemin gözle görülür muadili vardır. Biz gözle görünen muadilini araştırıyor, oradan diğeri hakkında yorumlar getiriyoruz. Gayba, gizeme gerek yok, herşey gözümüzün önünde. Yeryüzü, cennet ve cehennemin gizemide insan beyninde yatıyor. İnsan beynin anatomisini incelerseniz, diğer boyutun gizeminide çözersiniz. Örneğin;
Üst beyin- gök katları, orta beyin- yeryüzü, alt beyinde- cehennem.

soru:
orta beyin ile üst beyin arasında farklı iletişim hatları var. Yeryüzü ve gök arasındaki yollarda buna benzer olabilirmi?
cevap: siz verin...

soru: beynin üst katı, orta beyni bir kavis gibi sarıyor. Şuan cennet katlarıda yeryüzünü öylesine sarıyor olabilirmi?
cevap: siz verin...

soru: mahşer günü, yeryüzü yerle bir edildiğinde, yeryüzünü kavis gibi saran gök katları acaba ana rahmindeki embriyonun ilk yaratılış safhalarında olduğu gibi düz bir şekilmi alacak?
cevap: siz verin...

soru: orta beyin ile üst beyin arasında bir sıvı var, yeryüzü ile gök katı arası, o boşlukta da sıvı, bir deniz deryası olabilirmi?
cevap: siz verin...

soru: binaların kolonları gibi orta beyin ile alt beyin arasında büyük kolonlar var. Alt beyin cehennem, orta beyinde yeryüzü ise; bu ikisi arasında devasa melekler olabilirmi. Yeryüzünü omuzlayan devasa melekler?
cevap: sizi verin..

               

Değerli okurlarımız, cennet ve cehennem yeryüzü gibi var edilmiş. Şuan var, hazır halde bizi bekliyor. Hz adem ve hava anamız içinde yaşamış. Sonrası yeryüzüne sürgün edilmişiz. Yaratılış hakkında genel bir fikir edinmeniz için bu çizimi sizin için hazırladık.

yazının devamı gelecek...

kader ve yaşamın sırrı


Günlük hayatımızda bir çok üzücü haber alıyoruz, birileri mağdur oluyor birileride mağdur ediyor. Bu yazımızda bu işler nasıl çalışır, biri neden mağdur edilir, neden mağdur eder bunu sizin için ele almaya çalışacağız. Değerli okurlarımız, tesadüfler diye birşey yok, ne yaşamanız gerekiyorsa, kader size o acıyı veya mutluluğu yaşatacak birisi ile tanıştırır. Bir kişi hangi konuda mağdur edilmesi gerekiyorsa, o konuda birini mağdur etmesi gereken bir kişi ile, kader tarafından tanıştırılır. Acıyı hissettiğiniz noktasına ve acının şiddetine kadar herşey kader tarafından hesaplanır ve size kesilir. Acı birşey yaşamanız gerekiyorsa sizden daha günahkar birisi ile tanıştırılırsınız, mutlu ve güzel birşey yaşayacaksanız sizden daha hayırlı biri ile tanıştırılırsınız. İyi den kötülük doğmaz kötüden de iyilik doğmaz. Ne yaşamanız gerekiyorsa ne kadar yaşamanız gerekiyorsa siz onun dengi bir insanla karşılaştırılırsınız. Örneğin; evlendiğiniz kişi ile de siz böylesine bir hesaplama sonucu tanıştırılırsınız. Kader, kiminle evleneceğinizi kimlerle tanışacağınızı, hatta sohbetlerinizin içeriğini dahi belirler. Siz ne yaşamanız gerekiyorsa onu size yaşatacak bir kişi ile evlendirilirsiniz veya tanıştırılırsınız. Bir kişi neden mağdur edilmesi gerek, neden o acıları yaşaması gerek? Tesadüfler, anlık öfke krizleri, kendimi kaybettim veya hatırlamıyorum diye birşey yok; herşey ilahi bir hesaplama sonucu gerçekleşir. İlahi hesaplama neden birini bir suça diğerinide bir acı yaşamaya sürükler? Farklı karakter ve maceralar içeren bir bilgisayar oyununu düşünün, bu oyunun her parçacığı bir yazılımla canlanır. Evrenin kendiside böylesine bir yazılımla çalışır. Bildiğiniz her türlü fizik yasası birer yazılımdır. Allahu Teala, evreni maddelerden oluşturdu sonrası kendisine bir yazılım yükledi, yani maddeye görevini tayin etti. Bunu robot üretenlerin, üretim sonrası robota bir yazılım yükleyip o robotu canlandırması hareket ettirmesi ve bir görev tayin etmesi gibide düşünebilirsiniz. Örneğin; evrim teorisini savunanlar olaya sadece madde boyutundan bakar. Evrimciler maddenin, evrenin gözle görünen boyutun nasıl ortaya çıktığı üzerinde durur, katrilyonlarca parçacıklardan oluşan bu evrende düzen nasıl sağlanıyor madde nasıl hareket ediyor yani yaratılışın yazılım boyutuna girmezler. Neden, çünkü o boyuta girdiklerinde teorileri çöker. Allahu Teala evrenin madde boyutunu yarattı sonrası bir yazılım ile farklı parçacıklar arası bağı kurdu ve her birine bir görev tayin etti.

İlk anlamanız gereken, evrende düzeni ayakta tutan ilahi bir yazılım olmasıdır. Yani gezegenleri, düzeni melekler ayakta tutmaz, onların buna güçleri yetmezde. Düzenin çalışmasını sağlayan meleklerdir inancı hurafe bir inançtır. Kader nasıl tayin edilir? Allah katında bir Kitap bulunur, bu Kitabın adı; Levh-i Mahfuz. Bu Kitap her canlının doğumdan ölümüne kadar günlük rızkını içerir. Levh-i Mahfuzda her bir sayfa bir güne tekabül eder, o gün geldiğinde Allah "ol" der ve sayfanın içeriği canlanır ve yeryüzüne ışınlanır. Bu ışınlar sabah namazı civarı yeryüzüne ulaşır ve bir meleğin şahitliğinde kişiye başından yüklenir. İnsan bir robot gibidir, günlük rızkı; yiyeceğinden yaşadığına üzüntüden mutluluğuna, tanışacağa insanlardan bulunacağa mekanlara, düşüncesinden fiili eylemlerine kadar herşey kendisine yüklenir. Bu prosedürü bir uydu yayının çanak tarafından algılanması gibide düşünebilirsiniz. Burada çanak sizin başınız. Bu yükleme bizde ne yapar, nasıl bize mutluluk veya üzüntü verir? Bu yükleme en basitinden size düşünce yükler. O düşüncelerde sizi gün içinde bir noktadan diğerine sürükler, bir söz ve eylemden diğerine sürükler. Bu söz ve eylemlerde bazen birini mutsuz bazende mutlu eder. Düşünceleriniz sayesinde yer ve yaşarsınız. Herşey bir düşünce ile başlar, örneğin; ne yiyeceğinizi düşünüyorsunuzki yiyorsunuz, birşeyi yapmak aklınıza düşüyorki onu yapıyorsunuz. Düşünce yoksa eylemde, hayatta olmaz. Rızık Allahtan geliyorsa, bu rızık neye göre hesaplanır? İşte burada farklı bir yazılım devreye girer. Evrenin yazılımı windows işletim sistemi ise, rızkı belirleyen yazılımında o işletim sistemine yüklenen farklı bir program gibi düşünün. Ne kadar ilginç, biz günümüzde ilahi düzeni çok iyi anlayabiliyoruz çünkü günümüzün teknolojisi, ilahi düzene benzer bir teknoloji. Örneğin; geçmiş alimler bu teknolojiden mahrumdu, geçmiş yüzyıllarda "kaderi" doğaüstü, çözümü imkansız birşey gibi bakmalarına şaşırmamak gerek. Melekler sayesinde gezegenler ayakta demelerine şaşmamak gerek. Adamların bilgisayar yazılımlarından haberi yoktu. Günümüzde yaşayarak ne kadar lütuftayız ve iki; eski alimleri kutsamayın, onların dönemindeki bilgi ile günümüzün bilgisi arasında dağlar var, günümüzün bilgi çağından faydalanın ve onların bilgileri üzerine birşey koymaya, İslamı bir adım ileri taşıyımaya gayret gösterin. Onları kutsarsanız onların ilmi üzerine birşey koymayı haya edersiniz. Bin yıl önceki ilimle yetinir, cahil kalanlardan olursunuz.

Rızık nasıl hesaplanır?

Allahu Teala her bir eylemin sonucunu önden belirler. Örneğin; namaz kılmanın, birisini öldürmenin, hırsızlık yapmanın, kısacası düşünebileceğiniz her iyi ve kötü eylem nasıl bir yanıt bulması gerek yani neyi hak eder, bunu önden belirler. Sonrası bunu yazılıma döker ve evrenin işletim sistemine yükler. O yazılım kişinin eylemini algılar, o eylemin karşılığı ne ise bunu hesaplar ve kader olarak levh-i mahfuza, sizinle ilgili bölüme geçirir. Bu şekilde, her canlının eyleminden geleceği hesaplanır ve
Allah katında Kitaba dökülür. Evreni bir bilgisayar gibi düşünün. Ana kasa lehv-i mahfuz, onun yeryüzü bağlantısı yani klavyede sizin niyet, düşünce ve eylemleriniz. Siz yeryüzünde hangi tuşa basarsanız, o tuş levh-i mafuzda neye eş değerse kaderiniz o doğrultuda değiştirilir. Hangi eylememizin ne tür sonuçlara sebep olacağını, levh-i mahfuzda neye eş değer olduğunu biz biliyormuyuz? Evet, Biliyoruz. Nereden biliyoruz? Allahın yeryüzüne indirdiği kutsal kitaplardan. Kutsal kitaplar, insanlara; yeryüzünde işledikleri eylemlerin ne tür sonuçlara sebep olacağını kendilerine ne tür cezalar kesileceğini anlatmakta. Eğer kutsal kitaplar indirilmiş olmasaydı, yeryüzü eylemlerimizden sorumlu tutulmada olmazdı. Örneğin, yasalarımız. Bir konu hakkında yasa yoksa o konu hakkında cezada kesilmez. Ne tür bir eylem içinde bulunursanız onun aynısı veya muadili ile yeryüzünde yüzleştirilirsiniz. Yaşayacaklarınız tamamıyla yaşantınıza bağlı. Bir gün Allaha, bana haksızlık ettin ben böyle bir yaşantıyı hak etmedim denilmemesi içinde Allah bu sisteme olumsuz anlamda müdahale etmez. Allah kendi iradesi ile kötü birşeyi kaderinize yazmaz, eğer kaderinize merhameti gereği müdahale etmesi gerekiyorsa sadece iyi’ye yönelik değişim yapar (Nisa Süresi, 79).

İslamın Kıssasa kıssas kuralı

Allahu Teala, yazılımı yazar, eylem- sonuç arasındaki bağı kurar sonrası sistemi kendi haline bırakır. Bu yazılımda ne ekerseniz onu biçersiniz. Haksızlığa uğrama şansınız yok. İster ataist ister Müslüman fark etmez, android işletim sistemi yüklü bir telefon gibi herkes aynı düzene aynı işletim sistemine tabi. İster iyi bir kul olun ister kötü, kurallar baştan belirtilmiş ve herkese eşit işliyor. Android 1, 2, 3 versiyonları gibi kaderi hesaplama programıda her bir kutsal kitap indirildiğinde bir sürüm güncellemesine tabi tutulur. Her bir Kitap yasalardan ufak tefek retuşlar yapar. En son ve nihai güncelleme Kuran-ı Kerimin inmesi ile gerçekleşti. Bir kişi kötü birisi ile karşılaştırılıyor ve kötü birşey yaşıyorsa, bilinki mağdurun ya kendisi ya da ataları, o acıya eşdeğer bir acıyı başkasına yaşattı. Kıssasa kıssas, başkasına ne yaşatıyorsanız sizde aynısını veya eş değerini yaşarsınız. Yüzünüzü kezzapmı döküldü demek büyük yüzsüzlükler yaptınız, elinizmi kırıldı demek o el ile harama dokundunuz, midenizdenmi bıçaklandınız demek o mideye haram soktunuz, kulağınızmı çınlıyor demek fazla goy gıybet yaptınız, göğüs sorunlarımı yaşıyorsunuz demek lanet ve beddua üzerinize çektiniz. Kıssasa kıssas, nefesle ilgili günahlar (lanet, beddua) nefes borusundan girer, madde boyutunda yenilen haklar yemek borusundan. Nerenize bir acı bir ağrı dokunursa bilinki oraya bir günah soktunuz. Siz sokmadıysanız atalarınıza bakın. Özet; mağdur diye birşey yok. Herkes hak ettiğinin karşılığını alıyor. İlahi düzende tesdüfler yok.

Çözüm;

bir yanlış gördüğünüz zaman ilenmeyin, Rabbim merhamet etsin Rabbim islah etsin deyin. İnanın, o ilenmeniz hem karşı tarafı o kötülüğün içine daha çok sürüklüyor hem ilenmeniz ile o günahı kendi nesillerinize bulaştırıyorsunuz. Eğer ilenmeniz sonucu o kişiyi bir gram artı günaha sürüklerseniz, o artı bir gram bir gün çocuklarınızdan çıkar. Bir gün çocuklarınızdan torunlarınızdan birisininde o günaha itilmesine sebep olursunuz. İki; atalarınız günahkar ise siz daha çok Allaha, Rabbimin merhametine sarılın, ona bol dua edin. Sadece Allahın merhameti yaşamanız gereken bir belayı üzerinizden def edebilir. Allaha sığınarak belki atalarınızdan size isabet edecek bir çok şeyi Rabbimin merhameti ile berteraf edebilirsiniz. Üç; birilerini mağdur ettiyseniz mutlaka ama mutlaka siz veya çocuklarınız bir gün o mağduriyete eş değer bir mağduriyet yaşarsınız, çözüm; helalleşme yollarını arayın. Helalleşme yollarını bulamıyorsanız o zaman mağdur ettiklerinizin adına fakirleri doyurun, arka arkaya oruç tutun. Mağduriyetler mağduriyetleri doğurur. Geçmişten gelen hesapları kapatın, bir gün mağdur edilmekten kurtulun!!! " bakalım konuyu anladınızmı;

Vaka çalışması

soru: bir kadın bir hipnozcuya gider, neden karşı cinsiyet ile ilişki kuramadığını öğrenmek ister. hipnozcu, bilinçaltına ulaşır ve konuşturur; küçüklüğünde komşusu tarafından tacize uğradığı ve o bilinçaltı travmadan ötürü kendisinin bu cinsel sorunları yaşadığını hipnoz anında söyler.

kader hakkında bu zamana kadar öğrendiklerinizden, sizce kadının bugünlerde yaşadıkları geçmiş bir travma kaynaklı olabilirmi?

cevap: olamaz. bir; ilahi cezalar suçluysanız size iner mağdursanız değil. geçmiş olayda suçlu sizseniz size hayatınızın farklı bir döneminde dengi bir ceza iner ama geçmiş bir olayda siz mağdursanız hayatınızın hiçbir anında o olaydan ötürü size ceza kesilmez, tam aksine o konuda bereketiniz açılır. o bayanın günümüzde yaşadığı sıkıntı geçmiş travma ile ilgili olamaz çünkü geçmiş sıkıntıda kendisi bir mağdur. o konu ile ilgili birisi bir sıkıntı yaşayacaksa bunu mağdur değil suçlu yaşar. iki; ilahi düzende bir konu hakkında çifte cezalandırma olmaz. hem tecavüze uğra hem sonrasında cinsel sorunlar yaşa, böyle birşey yok. eğer olacaksada farklı tarihlerde olmaz. eğer kaderinde tacizle birlikte cinsel sorunlar sorunu yaşaması gerekiyorsa o zaman o kişi o sorunları tacizden itibaren yaşar. yani yaşadığı o tacizden itibaren cinsel sorunlar yaşardı, belirli bir yaşa geldikten sonra değil. üç; islamda kıssasa kıssas kuralına göre hareket edilir. cinsel sorunlar yaşıyorsanız o bölge ile ne günahları işlediniz ilk ona bakacaksınız. fazla kişiylemi ilişkiye girdiniz, fazla evli erkeklemi beraber oldunuz, hangi evli veya bekar kadın veya erkeklerin bedduasını üzerinize çektiniz vs. bizim tavsiyemiz, bu hanımefendi başka yerlere değil aynaya baksın. bakın arkadaşlar, hastalıklar negatif enerjilerin dokulara sinmesi sonrası ortaya çıkar. bir dokununda negatif enerji hacmi yani kaldırabileceği negatif enerji yükü kısıtlıdır. o hacmi açtığınızda o doku arızalanır. bu bayanın, küçüklüğünde bir taciz olayını yaşadığını varsayalım, bu bize atadan o bölgeye yönelik bir negatif enerji yüklendiğini bize gösterir. bunun üstüne siz kendinizde gayrimeşru ilişkiler ile o bölgeye negatif enerji yüklerseniz, o bölgedeki dokular bir müddet sonra o negatif enerji yükün altında iflas eder. unutmayın, her günah bir şeytanı size musallat eder, 10 kişi ile yatarsanız 10 şeytan cinsel bölgelerinize siner. dahasını artık siz düşünün. ilişki yaşamak size çok büyük mutluluk verebilir ama gayrimeşru bunu yaparsanız hangi bedele bunu yaptığınızı lütfen bilin. dört; bilinçaltı konuşmaz arkadaşlar!! hipnoz esnasında dile gelen ve konuşan sizin bilinçaltınız değil, konuşan şeytan. onun aktardığı bilgilerede şüpheyle bakmak gerekir. beş doğru verir ve güveninizi kazanır altıncıda ise size yalan bir bilgi aktarıp komşunuza veya başkalarına kötü zan içinde bulunmanızı, hatta iftira atmanıza sebep olur ve en önemlisi suçu oraya buraya atarak olayın gerçek nedenini öğrenmenize engel olur. siz komşularla uğraşırken hatayı başka yerlerde ararken aynaya bakmayı, yaşantınızı sorguya çekmeyi yani tövbe etmeyi unutursunuz. esas şifadan alıkonulursunuz. 

çözüm: tekrar yapmama üzerine tövbe ve kendisi hak yediğini düşünüyorsa, örneğin evli biriyle ilişki yaşadıysa veya atalarından birşey geldiğini düşünüyorsa hellaleşme. hellaleşme imkanı yoksa mağdur edilenlerin adına en az 10 ile 200 arası fakiri bir anda doyurma veya en az 3 gün ile 60 gün arası arka arkaya oruç tutma. okurlarımız bize, o kadar fakiri nerede bulacağız nasıl doyuracağız diye soruyor, çözümü basit; afad, kızılay, ihh gibi örgütler dünyanın farklı köşelerinde her gün fakir veya mağdurlara aş pişiriyor. onların websitelerine girin ve bir fakirin bir öğünlük bedeli ne ise (2018 yılında 19 TL), o rakamı 30-50-100, ne kadar fakiri doyurmak istediğiniz ile çarpın ve havale edin. havale ederken birşey yazmanız veya belirtmeniz gerekmiyor, içinizden; üzerimde hakları bulunanların ruhları adına niyetlendim, üzerimdeki hakların kefareti niyetine demeniz yeterli. üzerinizdeki sıkıntılar gitmezse tekrar havale edin, tekrar ve tekrar. ne zamana kadar? üzerinizdeki sıkıntılar gidinceye kadar. herşeyin Allah katında bir bedeli var, o bedeli ödemeden kurtulamazsınız. siz mağdur edilseniz, suçlunun 20 veya 30 fakiri doyurması ile veya 20 gün oruç tutması ile ilahi cezadan kurtulmasına rıza gösterirmiydiniz? elbette hayır, o zaman sizde bir muska bir hipnoz bir depresyon ilacı bir kaç fakiri doyurma veya bir kaç gün oruç tutma ile geçmişinizden kurtulmaya çalışmayın. çalışsanızda kurtulamazsınız. sizin veya soyunuzun sicili ne kadar kabarıksa o kadar oruç tutun, fakir doyurun. bu bazılarına 100 bin üzerine patlayabilir bazılarına sadece bir kaç bin lira, bazılarına bir yıl içinde 7 ay oruç tutma bazıların 3 ay. bu konuda cimri davranmayın. muskacıymış, hipnozcuymuş psikiyatriymiş derken zaten siz bu paraları ve dahasını sorununuz için harcıyorsunuz, en azından bu şekilde paranız şarlatanlara, para simsarlarına değil, hayırlı bir yere gitmiş olur. en azından bu şekilde bedeninizi ilaçlar ile zehirlemiş olmuyorsunuz, oruç tutarak sağlığınıza katkıda bulunuyorsunuz. kaybedecek birşeyiniz yok, kazanacağınız çok şey var.

anne ve babanın hatalarından çocuklar neden etkilenir?

İslam dini kıssasa kıssas kuralına göre çalışır. eğer anne ve baba başka birinin çocuğuna direk ya da dolaylı yoldan zarar verirse, gramı gramına kendi çocuğundan bu çıkar. bir çocuğun başına birşey gelmesi için başka bir yerde bir çocuk mağdur edilmesi gerek. çocuğunuzun başına birşey geliyorsa bilinki siz veya atalarınızda bir çocuğu başka bir yerde mağdur etti. İslam dinin kuralı bu; erkeğe karşı erkek, kadına karşı kadın, çocuğa karşılık çocuk. bir yerde siz bir çocuğu ağlatıyorsanız, bir anneyi ağlatıyorsanız kusura bakmayın sizin çocuğunuzda ağlayacak sizde ağlayacaksınız. ilahi kurallar bu. insan yasalarından kaçabilirsiniz belki ama ilahi yasalardan değil. Allahtan kaçış yok. örneğin; birisinin malını çaldığınızı varsayın, o kişi o malın eksikliğinden 5 gram eksik harçlık evine götürürse kendi çocuğunun boğazına 5 gram az lokma indirirse o çocuğun rızkındaki 5 gramın eksikliği sizin çocuğunuzun omuzuna biner ve çocuğunuzda arızaya sebep olur. o 5 gramlık yük çocuğunuzda hastalıklarada sebep olur, kazalarada hiperaktivite gibi pisokolojik sorunlarada. kısacası, anne ve baba yanlış yapıyorsa bu çocuktan çıkar. ne zamana kadar; kız çocuğu evleninceye ve kendi ailesinden maddi destek almayı kesinceye kadar. erkek çocuğuda kendi kazancını elde edip evini ayırıncaya, anne ve babasından hiçbir maddi yardım almayana kadar. buradaki püf nokta, maddiyat. atalarınızdan maddi yardım alıyorsanız bilinki göbek bağını koparmış değilsiniz, o bağı açık tuttuğunuz müddet onların işlediği günahlar sizede yansır. atalardan beslenmek güzel olabilir ancak o para veya mülkle beraber onların olumsuz enerjilerinide almaya hazır ve razı olun. şer gibi görünen şeyin altında sizin için hayır yatabilir; eğer miras paylaşımında size haksızlık edildiğini düşünüyorsanız belki bu sizin hayrınıza olabilir. bizim tavsiyemiz; hiiiiç, o malın peşinden koşmayın. koşarsanız o malla birlikte o malın negatif enerji yükünüde alacağınızı lütfen hesap edin. para hoş gelebilir ama ne pahasına? bu sizin soyunuzun bozulmasına, aile huzurunuzun bozulmasına, hastalıklar ve kazalar ile boğuşmanıza sebep olacaksa, buna değermi? öğretmenlere de kısa bir tavsiyemiz; başkaların çocuklarına nasıl muamele gösterirseniz kendi çocuklarınızda aynı muameleyi başkalarından görür. dahada kötüsü, öğretmenler bir çocukla değil yüzlerce binlerce çocukla çalışıyor, eğer bir öğretmen hakkıyla görevini yerine getirmezse o yüzlerce ve binlerce çocuğun vebalini omuzuna alır. aldığı anda çocuğunuz size büyük acılar yaşatmaya başlar, sizde cehennemi boylarsınız. öğretmen olayım, yan gelir yatar ve emekli oluncaya kadar rahat ederim olayı bunun bir boyutu, diğer boyutu da bu, bilginize!!!

Vaka çalışması

Bir oğlan arabanın içinde kız arkadaşını darp ediyor, çevredeki insanlar buna müdahele etmek istediğinde de arabasını o kalabalığın içine sürüyor. şimdi; bu gencin annesi hakim babası ise savcı. evlat bu suçları işliyorsa, kader hakkında öğrendiğinizden anne ve baba hakkında aklınıza neler geldi? hiçte hoş şeyler değil demi. ben hsyk yerinde olsam, hiçbir delile ihtiyaç duymadan bir saniye beklemeden anne ve babasını görevden alırdım. daha henüz hayata atılmamış bir genç bu suçları işliyorsa bilinki bu anne ve babadan geliyor. evladın işlediği suçlara bakın, oradan anne ve babanın ne suçları karıştığını çıkarırsınız. bu olayın içinde darp ve şiddet var, toplumsal eylem, katliama teşebbüs var ve daha öncedende bu çocuğun sicilinde silahla yaralama var yani silahlı eylem var. kıssasa kıssas kuralından yola çıkarsak; bu anne ve baba ya fiilen bu suçlara iştirak etti ya da hakim ve savcı olarak bunları yapanlara göz yumdu. hangi suçu işliyor veya göz yumuyorsanız o suç gelir bir gün sizi evinizde vurur. örneğin; bu çocuk, arabasını toplumun üzerine sürüyorsa, demek anne ve babası toplumsal suçlara karışanları haksız yere serbest bıraktı. burada ilk aklıma gelen gezi olayları veya 17-25 aralık veya 15 temmuz, bu hakim ve savcı bu olaylarda neredeydi ve nasıl kararlar aldı. bu olaydan siz daha çok şey çıkarabilirsiniz, anlayacağınız; çocuğa değil anne ve babaya bakın. çocuğun yaşadıkları sadece anne ve babanın yaşantısının yansımasıdır. siz yansımaya değil öze bakın. insanlara takiyye yapabilirsiniz ama Allaha değil. insanlardan suçlarınızı gizleyebilirsiniz ama Allahtan değil. Allah herşeyi görür, işitir ve bilir ve cezayı ahiret hayatına ertelemez anında keser. gerçektende insanlar gizli saklı birşeyler yapabileceğini bununda açığa çıkmayacağını sanıyor. yanlış; belki suçun özünü gizlemeyi başarırsınız ama yansımasını gizleyemezsiniz. o suçun ailenize yansımasını gizleyemezsiniz. bizlerde o yansımalardan sizin ne haltları çevirdiğinizi rahatlıkla çıkarabiliriz. yani özünü bile gizleyemediğinizi bilin. bir detektif gibi yansımadan olayın özüne rahatlıkla ulaşabiliriz.

Yaşamın ne kadar ince detaylar doğrultusunda tasarlandığını görüyormusunuz? mahşer gününde komuşunun değilde neden benim çocuğum uyuşturucuya bulaştı, adalet nerede; neden başkasının değilde benim çocuğum kaza geçirdi, başkasının çocuğu grip olur neden benimki sakat doğdu benim suçum ne gibisine söylemler içinde bulunmamanız için, Allah günahlar ile hastalıklar arası bir bağ kuruyor. hastalıklar sınanma veya imtihan değil, tamamen günahlarınızın karşılığı. örneğin; annenin kulağında bir şeytan varsa (goy gıybet) babanın varsa, çocukların sağır doğma ihtimali yüksek. ana rahminde kalp atışları başladığı an anne ve babadaki şeytanlar rahimdeki yavruya geçer ve yerleştikleri bölgedeki hücrelerin gelişimine engel olur. bu durumda kulak ve çocuk sağır doğar, bazılarında kör vs. her bir günahın insan bedeninde bir karşılığı var, hangi günahı işlerseniz o günah şeytan veya beddua şeklinde bedende ait olduğu bölgeye yerleşir. örneğin; irak ve suriye halkı bugünlerde mağduriyet yaşıyorsa, sebebi atalarının yüzyıl önce savaşmadıklarından. biz yüzyıl önce savaştık, 7-70'e bir kurtuluş mücadelesi verdik, o yüzden biz bu yüz yıl korunuyoruz. bireysel eylemler aile kaderini, toplumsal eylemler ise toplumun kaderini etkiler. ilahi yazılımda herkes hak ettiğini alıyor, ister birey ister bir devlet. ama bizler maalesef bilmiyoruz bu bilgileri. çocuk bir şey yaptığında anne ve babaya bakmamız gerektiğini bilmiyoruz. günahların bedende bir karşılığı olduğu, bir olaya bakarak o olaya karışan insanlar hakkında bir çok bilgi edinebileceğimizi bilmiyoruz. kimse bize bu bilgileri anlatmıyor. tarikatlar dersen, sabah akşam zikirler ile kafayı yemişler, yabancı örgütlerin eline düşmüşler. ne kadar hurafe varsa hepsini ibadetlerine sokmuşlar. ne kendilerine bir hayırları var ne millete devlete. diyanet desen, memurluk zihniyeti de onları esir almış. göze batmadan hiçbir yere maydonoz olmadan emekli olma derdindeler. Yaşamı anlatacak, Allahı anlamaya yardımcı olacak, ilahi düzeni bize anlatacak maalesef kimse yok. başınıza birşey geldiğinde neden başınıza geldiğini bilmek istemezmisiniz? huzurlu sağlıklı ve mutlu bir yaşam için neye ihtiyaç duyduğunuzu bilmek istemezmisiniz? dost olarak gördüklerinizin güvendiğiniz kişilerin aslen ne mal olduğunu bilmek istemezmisiniz? işte Allah, bu bilgileri elde edebileceğiniz işaretler ile donatmış yeryüzünü. maalesef bunu bilen ve anlatan yok. hayat, otobanda bir yolculuk gibi. Allahu Teala bu yolculukta huzurlu bir yolculuk yapmanız için sağınızı solunuzu trafik levhaları ile donatmış. her bir levha yaşadığınız bir olaydır. yaşadığınız olayın altındaki hikmeti bilirseniz yanlış yola girdiğinizi anlar ve anında u-dönüşü yaparsınız. örneğin; çocuklarımız bir yanlış yapıyor bizde çocuğu azarlıyoruz, neyini eksik ediyoruz diyoruz, halbuki çocuk masum, suçlu olan biziz. biz bu hayat yolculuğunuzda yaşadığınız olayları daha iyi anlamanız daha sağlık kararlar vermeniz için yazılarımızla size eşlik etmeye o bilgi eksikliğinizi birazda olsa gidermeye çalışıyoruz. umarız yazılarımız Allahı, yaşadığınız olayları ve çevrenizi daha iyi anlamanıza yardımcı olur. kendinize, sevdiklerinize ve devletimize iyi bakınız.