nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

uzayl��lar varm��, ge


Son dönemlerde kanal 24 de yayınlanan “kayıt dışı” gibi programlar popüler hale geldi. Programın ele aldığı konular ezoterik örgütler, gizli yapılanmalar, bilinmeyen tarih, uzaylılar varmı, geçmiş kültürlerde yüksek teknoloji varmıydı vs. Bu tarz konuları ele almaya ne kadar çok dirensekte, o kadar yanlış bilgi dolaşıyorki okurlarımızın yoğun talebi sonrası bu hurafe bilgilere daha fazla kayıtsız kalamadık. Maalesef gizemli olan herşey ademoğlunu bir mıknatıs gibi kendisine çekiyor. Maalesef diyoruz çünkü İslam dini bizlere kesin bilgi olmayan konulardan uzak durun der. Neden? Değerler ve inançlarınızı kaybetmeme, batıl inançların içine sürüklenmeme, topluma hurafeler sokmama, zanna girmeme, var olmayan şeyler varmış gibi anlatıp yalancı duruma düşmeme, Allahın yaratmadığı şeyleri yaratmış gibi lanse ederek Allaha iftira atmamanız için uzak durmanızı ister. Ama maalesef merak daha ağır basar ve insanlar bu şeylerin peşinden koşmayı bırakamaz. Bu programlarda ele alınan bir çok konuyu, okurlarımız bizede sorar. Bizim açıdan bu soruların pozitif yönü, okurlarımızın başka yerlerde duydukları bilgilerin doğruluğunu bize teyit ettirmek istemeleri. Biz okurlarımıza o güveni verdiysek okurlarımız ile o bağı kurabildiysek ne mutlu bize. Uzaylılar, varmı, zaman yolculuğu varmı ve geçmişte yüksek teknoloji varmıydı yokmuydu? 

Karanlığa taş atar gibi; üçtür, dördüncüsü köpekleridir, diyeceklerdir. Veya beştir, altıncıları köpekleridir, derler. Yahut: Yedidir, sekizincileri köpekleridir, derler. Onların sayısını en iyi bilen Rabbımdır, de. Onları pek az kimseden başkası bilmez. Bu yüzden onlar hakkında bu kısa anlatılanların dışında kimseyle tartışma ve onlar hakkında kimseden bir şey sorma.”. (Kehf Süresi, 22)

Araştırmalarınızı Kur’an-ı Kerimin rehberliği altında yapın

Kehf Süresi gizemli şeyleri ele alır, Kehf Süresinin 22. Ayetide bizlere bilinmeyenlere nasıl yaklaşmamız gerektiğini anlatır. Bilinmeyenler hakkında insanların çok şey ortaya atacağı, siz Müslümanlar ama kesin bilgi olmadığı müddet bu tür konular hakkında kimseden bilgi almamanız gerektiği ve kimseyle bu konularda tartışmaya girmemeniz gerektiğini söyler. Kesin bilgi nedir? Kesin bilgi Kur’an-ı Kerim veya kendi gözünüzle gördüğünüz ve gördüğünüze şahitlik edecek dört kişinin olduğu olaylardır. Kendi gözünüzle görmenizde yeterli değil. İslamda göz boyması diye bir kavram vardır. Şeytanlar insanlara var olmayan şeyleri gösterebilir ama şeytan göz boyaması ile aynı anda dört kişiye kandıramaz. O yüzden kendi gözünüzle görmeniz bile kesin bilgi olarak İslamda sayılmaz. Biz bu yazımızda kesin bilgi olan Kur’an-ı Kerim rehberliğinde yola çıkacağız, size hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Değerli okurlarımız; biz Müslümanlar kendimizi ne kadar çok lütufta hissetsek azdır. Biz, herşeyin bilgisini içeren bir rehbere sahibiz; Kur’an-ı Kerim. Bu rehber helal ile haram, gerçek (ilim) ile hurafe arasındaki sınırları bize aktarır. Bu rehbere inanan ile inanmayan arasındaki fark; kitaba inananlar kendilerine gelen bilgilere inanmadan ilk önce bu rehbere danışır. İnanmayanlar ise böyle bir imkandan mahrum. İnananlar, ayetlerin çizdiği sınırlar içinde kalır yani ilim ve helal dairesi içinde kalır. İnanmayanlar ise kendilerine gelen bilgileri teyit ettirme şansına sahip olmaz. Onların yaşantılarına baktığınızda yaşantılarını sınırlardan yoksun yaşadıklarını, herşeye “neden olmasın”, “ne mahsuru var” gözüyle baktıklarını görürsünüz. Nereden bir rügar eserse o rüzgara kapılırlar, ilke ve sınır tanımazlar, kendilerini bir hurafeden diğerine bir haramdan diğerine bir sapıklıktan diğerine sürükler’ler.Özetlersek; sağdan soldan duyduğunuz bilgileri Kur'an-ı Kerime teyit ettirin, ettiremediğiniz konuların peşinde koşmayın.

Uzaylılar varmı?

Yok, çok net ve basit. Evren iki boyuttan ibaret, cinlerin ve meleklerin yaşadığı boyut, diğeri ise insanların yaşadığı boyut. Melekler ve cinler aynı boyutta yaşar, insan ise perde arkasında yaşar yani diğer boyutta. İnsan ve cin dışında, hesaba çekilecek başka bir varlıkta yok. Başka bir varlık olmadığını nereden biliyoruz? Kur'an-ı Kerimden; “Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım” ( 51: 56). “Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık....” (6:112). “(Allah) "Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" ..” (6:130). “Allah onlara: "Sizden önce geçmiş cin ve insan topluluklarıyla beraber cehennem ateşine girin!" der... (7:38). “... Ve Rabbinin "Andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım" sözü böylece tamam oldu” (11:119) . “Ey Muhammed! De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir" (17:88). “İşte o gün, ne insana ne de cinne günahından sorulmaz” (55:39). “Gerek cinlerden, gerek insanlardan olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allaha sığınırım” (114:6).

Uzaylılara inanmanın itikadi sakıncaları

Kur’an-ı Kerimde sadece iki varlıktan bahsedilir, üçüncü bir varlık yok. Olsaydı, “insan ve cin bir araya gelse yine bu Ayetin benzerini meydana getiremez” Ayetinde o üçüncü veya dördüncü varlıkta anılırdı. Olsaydı, “o gün geldiğinde insanna ve cinne günahı sorulmaz” Ayetine, inandığınız o üçüncü veya dördüncü varlıkta eklenirdi. Olsaydı, “ben insanları ve cinleri yalnızca bana ibadet etsin diye yarattım” Ayetine, inandığınız o diğer varlıklarda eklenirdi. Yoksa inandığınız uzaylıların kendilerimi yaratıcı? Ya da Allah, insan ve cinni yarattı, ama uzaylıları başka bir tanrı yarattı demeyemi getirmek istiyorsunuz? Ya da inandığınız uzaylılar mahşeri sorgudan muafmı, haşa Allahın gücü onları huzurunda toplamaya ve yargılamaya yetmediğinemi inanıyorsunuz? Ne mahsuru var bir uzaylıya inanmakta dediğiniz an, neden olmasın dediğiniz an, nasıl kendinizi itikadi bir çıkmaza soktuğunuzun farkındamısınız? Ayetler sadece iki varlıktan bahseder, hür iradeye sahip üçüncü bir varlığa inandığınız an, inancınız Ayetler ile ters düşüyor. Bilim kurgu filmlerin süsleyerek önünüze koyduğu bir fantezi uğruna anında Ayetleri satıyorsunuz. Bu kadar ucuzmu değerleriniz? Neden olmasın diyorsunuz ve bunu sabah akşam farklı platformlarda dile getirerek Kur'an ı yalancı çıkarmaya çalışıyorsunuz. Kendisini Müslüman gören araştırmacıların uzaylıların peşinde koşması, Kur'an da anlatılan olayları sürekli uzaya bağlamaya çalışması (zülkarneyn, ecüc mecüc, nuh tufanı vs), gerçekten anlaşılır birşey değil. Müslümanların beyinlerini allak bullak ediyorlar. Kur'an-ı Kerimde olmayan şeyleri insanların beyinlerine yerleştiriyor, insanları Kur'an-ı Kerim ile karşı karşıya getiriyorlar. İslam tarihini tahrif ediyorlar. Çok büyük bir vebal altına giriyorlar. Allah, sadece iki varlığın yaratılışından bahseder ve bunları isimleri ile anar. Allahu Teala bunu net söylüyorsa ben üçüncü bir varlığı kanıtlamak için hayatımı, zamanımı ve enerjimi harcamam. Eğer harcarsam Allahın bilgilerine güvenmediğim Allahın söylediklerine inanmadığım anlamı çıkar. Bu da sizi haşa Allaha şirk koşmaya kadar götürür. Bırakın uzaylıları araştırmayı, buna inananlar bu konuyu araştıranlar ile münakaşaya bile girmem. Onlar kendi yoluna ben kendi yoluma. Siz ama bunu yapıyorsunuz, israrlı bir şekilde Allahı yalancı çıkarmaya çalışıyorsunuz. Kur’an-ı Kerim bu konuda çok net. İnsan ve cin dışında üçüncü bir varlık yok. Melekleri saymıyoruz çünkü meleklerde hür irade yok. Uzaylılardan bahsedenler, hür iradeye sahip varlıklardan bahseder. Kur'an-ı Kerimde insan ve cin dışında, hür iradeye sahip başka bir varlık yaratılmadığını söyler. Not: bazıları cinlere dahi inanmıyor. Allahın var dediği ve Ayetlerinde ismi ile andığı cinlere inanmıyor. Allahın anmadığı ve yok dediği uzaylılara ama inanıyor. Allahın var dediğine yok diyor, yok dediğine var diyor. Mantığa bakarmısınız; onlara göre uzayda yaşayan varlıklar var, onlara göre bunlar her türlü şekle ve şemale, güce sahip, ama onlara göre bu varlık cin olamaz. Onlara; sizin uzaylılar hakkında tanımınız tam cinlere uyuyor, bir uzaylıda aradığınız o vasıflara cinler sahip, aradığınız o uzaylı ayetlerin "cin" ismi ile andığı varlık dediğimizde, cevapları; hayır cinler diye bir varlık yok. Sanki uzayda yaşayan o varlığa o ismi kendilerinden önce Allah koyduğu için reddediyorlar, sanki Allah bunu söylediği için inadına reddediyorlar. Eğer cin ismini Allah değilde, batılı bir bilim adamı koymuş olsaydı, inanın hepsi bunun peşinde koşardı. Siz bu tiplerdenseniz, Kur’an-ı Kerimi referans olarak görenlerden değilseniz, Kur'an-ı Kerim sizin için mutlak doğru değilse o zaman bizim site size uygun bir site değil. Çok üzgünüz ama, bizim siteden siz ilham alamazsınız. Sizin için “10 bin yıllık ufo resmi şu mağarada keşfedildi” haberlerini yayınlayan websiteleri daha uygun olabilir. İnanç dediğimiz şey değerli dostlar, size ayak uyduran değil, sizin ayak uydurmanız gereken şeydir. Kur'an-ı Kerim sizi değil, siz Kur'an-ı Kerimi rehber edineceksiniz!!   

Mağaraların duvarlarında keşfedilen ufo resimleri

Günümüzden 7 bin yıl sonra, kazılarda 2018 yılına ait eşyalar keşfedilse, bu eşyalar arasında bir uzay gemisi maketi bulsalar, bu keşiften yola çıkarak 2018 yılı döneminde insanlık uzay gemileri ile seyehat ediyordu anlamını çıkarsalar ne derdiniz? Saçmalık derdiniz. Ya da yüzüklerin efendisi filmin maketlerini veya filmlerini keşfetseler, bu keşiften o dönemde o tarz canavarların ve savaşların yürütüldüğü anlamını çıkarsalar, ne derdiniz? Saçmalık derdiniz. Sizin gibi kaşifler işte tam bu saçmalığı yapıyor. Gerçek bir bilim adamı ne yapardı? Gerçek bir bilim adamı bir veriye göre kanaat getirmez, o döneme ait bütün delilleri toplar, sosyal yaşamı vs inceler sonrası bir kanaat getirir. Siz ama evrimcilerin bir kemikten maymundan türediğimizi çıkarmaları gibi, bir çizimden yüksek teknoloji çağı çıkarıyorsunuz. Buradan biz hakkınızda şunu anlıyoruz; araştırmalarınıza ön yargılı yaklaşıyorsunuz. Bir araştırmacı ilk önce araştırmasını yapar sonra kanaat getirir. Siz önceden kanaata varıyorsunuz sonra araştırma yapıyorsunuz. Araştırma yaparkende araştırma değil, tezlerinizi destekleyecek delil peşindesiniz. Bulduğunuz her bir parçadan, ne kadar uçuk veya küçük olsada lehinize birşeyler çıkarmaya çalışıyorsunuz. Arkadaşlar siz araştırmacı değilsiniz, araştırmacı ünvanı ile bir programdan diğerine çıkmayın. Yazdığınız onca kitap ve eserde boş. Analitik düşünce sıfır. Önden belirlediğiniz sonuç doğrultusunda sağdan soldan verileri kopya yapıştır yapıyor, kitap olarak millete sunuyorsunuz. Mağaralarda keşfedilen çizimlere gelince; cinler insanlardan çok daha önce yaratılmış ve evrene yerleşmiş. Teknolojileri bizimkilerden çok daha üstün. Uzay gemilerinede sahipler, kendi boyutlarında yüzüklerin efendisinde gördüğünüz varlıklar vari canlılarada sahipler. Cinler nasıl günümüzde rüyalar boyutunda veya günlük hayatta göz boyaması üzerinden insana bazı şeyler gösteriyorsa, uzay gemilerinide o dönemin insanlarına rüya boyutunda ya da günlük hayatta göz boyaması olarak göstermiş olabilir. Cinlerin insanlara karşı tavırlarında bir istikrar vardır; günümüzde bunu yapıyorlarsa (örneğin; şizofreni), bin yıllar önceside göz boyaması ile birşeyleri göstermeleri kaçınılmaz. Akıl ve mantığa yatkın tek seçenek bu.

Bu t
eknoloji o dönemde var olmuş olamazmı?

Olamaz. Mağara insanların yaşadığı dönemin sosyal yaşamını incelediğinizde, o dönemden kalan kalıntıları i
ncelediğinizde yüksek teknolojiye yönelik hiçbir iz göremiyoruz ve iki; ilim bir sıralamaya göre yeryüzüne iner. 1-2-3- ve 4. sanayi devrimlerini incelersiniz hepsi bir sıralamaya göre indirilmiş. Dörtten başlayıp bir’e doğru gitmemiş. İnsanlar, ilim ve icatların kendi çabalarına bağlı olduğunu sanır. Yanlış, insanda birşeyi icat etme kudreti bulunmaz. İnsanlar, icatların yeryüzüne ait birşey olduğunu sanır. Yanlış, icatlar Allah katına ait. Allah icat eder, sonrası bunu vakti saati geldiğinde bir düşünce bir ilham olarak insana indirir. İnsan bu düşünce bu ilhamı aldığı zamanda "eureka" der ve yeryüzünde bir icat doğmuş olur. İcat ve ilim Allah katına ait, insanların kendi çabaları ve gayretleri ile ortaya çıkarabileceği birşey değil. Vakti saati geldiğinde yeryüzüne iner ve indiğinde bir kaideye göre iner. Mesela bir inip bir inmemezlik yapmaz. Mesela bir bin yıl inip bir bin yıl inmemezlik yapmaz. Eğer yapmış olsa, bir inse bir inmese o zaman bundan haşa şöyle yorumlar çıkardı; Allahın ne yapmak istediğini bilmediği, yanlış kararlar verdiği, kararlarında tutarsız olduğu, düşünmeden hareket ettiği, insanı hangi ilim ve kültür seviyesine taşımak istediği konusunda kararsız kaldığı gibi yanlış anlamlar çıkardı. O yüzden ilim, bir inme bir inmemezlik yapmaz. İlim, gökten yeryüzüne akmaya başladığında, Allahın belirlediği bir hesap doğrultusunda aralıksız akmaya devam eder. Örneğin; Allahu Teala geçmişte yeryüzüne teknoloji indirmiş olsaydı, bunu artırarak günümüze kadar indirirdi ve bizler bugün cinler aleminde olduğu gibi gezegenler arası seyehat etme konumuna erişirdik. Yüz yıl önceki teknolojinin, 1. 2. 3. ve 4. sanayi devrimi adı altında sürekli gelişerek günümüze kadar gelmesi gibi. Neden beklete beklete indirilir b
unu biraz daha açalım; bir ilim indiğinde insanlığın o ilimi hazmetmesi o ilimle olgunlaşması beklenir, sonrası o ilmin bir üst seviyesi indirilir. Bir ilim hazmedilemeden bir sonraki ilim seviyesi indirilmez. İnsanlık ilimle olgunlaştırılır. Bir anda teknoloji inerse insan olgunlaşamaz, insan gelişemez, insan bir ilmin inceliklerini anlamadan bir başka ilme geçmek zorunda kalır, insan şükretmeyi bilemez, insan azar ve sapıtır. Siz eğer geçmişte yüksek teknoloji vardı derseniz, o dönemin insanına bütün ilimlerin bir anda indiğini iddia etmiş oluyorsunuz. Bir ilmi anlamaya, çözmeye, inceliklerini öğrenmeye çalışan insanın omuzuna aynı anda yüzlerce farklı ilmi yüklemiş olursunuz. Bu da ilahi düzene ters arkadaşlar. Teknoloji onlarca farklı bilim dalın ortak çalışması sonrası ortaya çıktı. Geçmişte teknoloji vardı derseniz, farklı bilim dalların varlığından da bahsetmiş olursunuz, bu da ilahi düzene ters. İlim, damla damla yeryüzüne iner, bir anda toplu halde inmez. İnsan bile ana rahmine düştüğü an doğmaz, rahimde 9 ay bekletilir. Yürümesi için bekletilir, konuşması için bekletilir. Siz bir anda bütün ilmi aynı anda insanın omuzuna yükleyemezsiniz. Yüklerseniz insan o yükün altında çöker. Yani, aynı anda bütün ilimlerin bir çağa inmesi ilahi düzene ters. İlahi düzene ters olan mantığada ters olur insan gelişimine insan sosyolojisinede. Üç; "..Davud'a demiri yumuşatmayı öğrettik..." (Sebe Süresi; 10). Bu Ayet bize demir'in daha önceden işletilemediğini anlatır. Eğer siz Nuh as ve ondan önceki dönemlerde yüksek teknolojinin varlığına inananlardansanız, geçmiş olsun size. Davud as, Nuh as'ın torunu yani çok sonradan dünya'ya geldi. Demiri eritmek Davud as döneminde indiyse, ondan önceki dönemlerden yüksek teknoloji dönemi olarak bahsedemezsiniz. Eğer ederseniz demiri kullanmayan demirden haberi olmayan bir teknolojik dönemden bahsetmiş olursunuz, bu da ne kadar mantıklı buna siz karar verin. Demir'in, Davud as öncesi kullanılmadığı kesin bilgimi? İnsan tarihi bizlere madenlerin kullanımını şu şekilde sıralar; 8 bin yıl önce altın, 6 bin 200 yıl önce bakır kullanımı, 6 bin yıl önce gümüş, 5 bin 500 yıl önce kurşun, 4 bin yıl önce bronz, 3 bin 700 yıl önce kalay, 3 bin 500 yıl öncede demir. Buradan çıkaracağınız ilk bilgi; ilmin belirli dozajlarda insana indirildiği. Siz eğer binlerce yıl öncesi bir medeniyetin aynı anda altını, demiri, gümüşü, kalayı, bakırı ve demiri kullanmayı biliyordu iddiasında bulunursanız, yüksek teknoloji vardı dediğinizde bunu ima etmiş oluyorsunuz o zaman siz bilimsel tarihe aykırısınız. Batı tarihin madenler hakkında verdiği bilgi Ayetimizle örtüşüyormu? Örtüşüyor; bilim dünyası demir kullanımın 3 bin 500 yıl öncesi başladığını söyler, bu da Davud as'ın yaşadığı tarihle örtüşüyor. Davud as öncesi demir kullanımı yoktu, Kur'an-ı Kerime inanmıyorsanız, batı tarihini araştırın. Davud as öncesi neden olamaz, olaya bir de şu boyuttan bakınız; demiri eritme bilgisi, Allahu Teala'nın davud as'a bir hediyesi. Siz bir hediye'yi farklı dönemlerde farklı kişilere veya topluluklara verirseniz, o hediye özel olmaktan çıkar, o peygamber özel olmaktan çıkar. Allah, bir peygamberine bir hediye vermek istediğinde bilinki Allah bundan önce bunu başka kimseye nasip etmedi. O ilmi ona lütfeder, o hediye ile ona ne kadar değer verdiğini gösterir ve o ilmi onun yüzü suyu hürmetine indirdiği içinde, kıyamete kadar kim o ilimden yararlanırsa davud as'ın hanesine bir sevap yazılır. Geçmişte yüksek teknoloji olamaz, çünkü ilim belirli yüz yıllar içinde damla damla insanoğluna indirilir, çünkü demiri eritme bilgisine sahip değilseniz gelişmiş olamazsınız. Siz eğer 7 bin yıl öncesi her ilme vakıf bir topluluktan bahsederseniz hem batı tarihine hem Kuran-ı Kerime aykırı bir iddiada bulunmuş olursunuz.

Piramitler

"Hocam, ama piramitler"; arkadaşlar piramitler ile mesela bir cep telefonu aynı şeymi? Birisi teknoloji diğeri ise fiziki güce dayalı bir eser. Kabul ediyoruz; piramitlerde bir hesaplama var ve gök bilimlerinden faydalanılmış. Bu ama o eserin taş ve topraktan ibaret olduğu, fiziki güce dayalı bir eser olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Teknolojinin en basit tanımı; yapacağınız veya yapmak istediğiniz şeyleri bedensel güce değil, makineye yaptırmak ve kullandığınız malzeme toprak ve taş olmamasıdır. Piramitler bu kurala uymuyor. Örneğin cep telefonları taş ve toprak olmayan parçalardan ve bedensel gücün değil beyin gücün geliştirdiği ilimden oluşuyor; bir yazılımdan, bir enerji kaynağından, bir sinyal verici ve alıcıdan, bir hoparlör bir mikrofondan, bir ekran teknolojisinden vs. Siz piramitlerde yüksek teknolojiden bahsederseniz size gülerler. Teknoloji kullanılmadıysa o büyüklükte nasıl inşa edilebildi? Çin duvarı gibi, insan ve hayvan gücüyle. On binlerce yüz binlerce insanı öldüre öldüre. Biz göklere eserler dikiyoruz, nasıl bunu yapıyoruz? Uzaylılar' lamı; hayır. Ağır iş makinaları ile yapıyoruz. O dönemin insanlarıda ağır iş makineleri yerine fil gibi ağır yük taşıyabilecek hayvanlar kullandı. Bir insanı değil, bin insanı kullandı. Siz, bundan 7 bin yıl sonrası günümüzden göğe dikilen bir eser bulsanız, bunu insanlar yapamazdı, buna kendi güçleri yetmezdi, mutlaka uzaylılardan yardım almış olmalılarmı derdiniz? Piramitler hakkında yürüttüğünüz mantığa göre dersiniz. Yanlış mantık üretiyorsunuz. Lütfen, b
ugünün eserlerinde uzaylı aramıyorsanız, geçmiş eserlerde' de aramayın. Geçmiş insan o taşı o yüksekliği nasıl taşıdı? Bugün ne tür yöntemler kullanılıyorsa geçmişte de benzeri yöntemler kullanıldı. Bugün metalden vinç kullanıldı, o dönem ağaçtan. O vinç'i hareket ettirmek için bugün elektrik kullanılıyor, o dönem insan ve hayvan gücü kullanıldı. Piramitler basit eserler. Bunların arkasında gizem aramayın. Basitliğin tanımı nedir? O eser, eğer hayvan veya insan bedenlerin fiziki emekleri sonucu ortaya çıktıysa buna basit denilir. Artı, çok kolaycısınız. Bu kafayla sizden adam olmaz. İlim nasıl gelişir; geçmiş eserlerden ders çıkararak. İlin adamı, piramitleri inceliyor ve o dönemin şartlarında tabandan tepeye kadar o ağır taşlar nasıl taşınmış olabilir, bunun analizini yapıyor. Kendi kafasınca farklı yöntemler çiziyor. Oradan çıkardığı derside günümüzde icat edeceği makinelere veya eserlere uyguluyor. Siz bu soruyu kendinize hiç sordunuzmu? "Ben o dönemde yaşasaydım o eseri o dönemin şartlarında imkanlarında nasıl inşa ederdim", sorusunu hiç kendinize sordunuzmu? İşte, teknoloji üretenle sizin aranızdaki fark bu; onlar bu soruyu kendilerine soruyor, bunun teknik analizini yapıyor, siz yapmıyorsunuz. Siz kolaycısınız, uzaylılar yaptı demek gizemler peşinde koşmak, kolayınıza geliyor. O yüzden batı üretiyor, siz gökten birilerini bekliyorsunuz! Kabul, piramitlerde gök bilimi var, ancak gök bilimi insanoğluna indirilen ilk ilimlerden biri. İlkel bir ilim, hayvancılık ve ziraat gibi. İnsanoğlu yeryüzüne indirildiğinde acilen üç şeye muhtaçtı; gıda, giyim ve kaybolmamak için yön bulma. İnsan yeryüzüne yerleştirildiğinde, kendisine yabancı olan bu dünyada yönünü bulabilmesi için kendisine acilen bir ilim verilmesi gerekiyordu, Allahta gök bilimini indirdi. Yıldızları takip edip yönünü bulmanız, günlerin ve ayların sayısını takip edebilmeniz için. Gök bilimlerinden bahsettiğimizde ilkel bir bilimden bahsederiz, bir; en eski ilimlerden birisi olduğu için ve iki; bu ilimden teknoloji üretilemediği için. Herhalde NASA'nın ürettiği teknolojinin astrologlar tarafından icat edildiğini düşünmüyorsunuzdur. Not: gök bilimi insan tarihinde üç evre yaşadı, bir; en ilkel şekli ile adem as'a indirildiği hali, iki; idris as' la ulaştığı seviye ve üç; son yüz yılın teknolojisi ile ulaşılan seviye. İlk ikisi peygamberler sayesinde, üçüncüsü ise teknoloji ile elde edilen seviye. Not: günümüzde burçlarla ilgili, yıldızların gizemleri ile ilgili ilmin kaynağı idris as'dan gelir. İdris as gök bilimlerin üstadıydı. Babil ve mısırlıların gökler hakkında bildikleri idris as'dan gelir!

"Piramitler gizemli semboller içerir. Günümüzün ezoterik yapıların kullandığı sembollerin geçmişi buralara ve ötesine dayanır. Bu gizemli semboller ve örgütlenmeler, bu yazının konusu değil. Bu konular hakkında ayrı bir yazı sizler için almaya düşünüyoruz. Bilmeniz gereken; bu tür gizemli semboller ve bunu kullanan gizemli örgütler var. Geçmişte uzaylı ve teknoloji aramayın, bu ezoterik örgütlenmeleri ama arayabilirsiniz. Olmayanlar üzerinde değil, olanlar üzerinde durun. Olanlar hakkında da toplumu uyarabileceğiniz kadar uyarın. Hatta, bu derin yapılanmalar hakkında ne kadar uyarsanız az kalır!"


Atlantis

Teknoloji iki şeye muhtaç, birisi teori (ilim) diğeri pratik (malzeme). Bu ikisi beden ve ruh gibidir. İlmin teorisi ruhunu temsil eder, malzemeside bedenini. İlme sahipsiniz ama malzeme yok, teknoloji üretemezsiniz. Malzeme var ama ilim yok, teknoloji üretemezsiniz. Atlantis adında bir uygarlık var olduğu iddia edilir ve bunların bir ada'da yaşadığı ve yüksek teknolojiye sahip olduklarına inanılır. Bin yıllarca öncesi, bu vasıflara sahip bir uygarlık yaşamış olabilirmi sizce? Bu zamana kadar bizden öğrendiklerinizden yola çıkarsanız cevabınız ne olur? Tabiki; olamaz, olurdu. Neden? İlim bir sıralamaya göre indirilir, herkes zamanını bekleyecek. İster bir ada'da ister kara'da ister 10 bin yıl önce ister bugün olsun, bir anda tüm ilmin yeryüzüne indirilmesi ilahi düzene ters. Umarız, bu soruyu sorduğumuzda aklınıza ilk gelen bu cevap olmuştur. Bu cevaba yeni bir bilgi daha ekleyelim; eğer Allahu Teala bütün ililmleri bir anda yeryüzüne indirecek olsaydı, hepsini bir uygarlığa indirmez, ilahi adalet doğrultusunda o ilmi o dönemde yaşayan uygarlıklar arasında eşit şekilde paylaştırırdı. Yer altı madenlerin, dünyanın farklı köşelerine eşit şekilde paylaştırılması gibi! Tüm teknoloji ve kaynak eğer bir topluluğa verilmiş olsa, yeryüzünde denge bozulur, günümüzün eşitsizlik ve adaletsizlikleri ortaya çıkardı. İnsanlık Allahın adaletini sorgulamaya başlardı. Neden ona verdinde bana vermedin derdi. Özetlersek; ilim iki şeye muhtaç birisi ilim diğeri malzeme.
İlim boyutundan atlantis tezini ele aldığımızda, tez sınıfta kalıyor. Neden; çünkü ilim bir anda inmez ve hep bir bölgeye aynı kitleye indirilmez. Malzeme boyutuna gelince; Atlantis gibi bir uygarlıktan bahsedildiğinde, aklımıza ilk gelen soru o teknolojiyi üretebilmek için kaynakları nereden temin ettiler. Yüksek teknoloji yeraltı madenleri ile olur, ağaç ve toprak ile olmaz. Yeraltı madenleriniz yoksa siz üretemez, hiçbir şeyi icat edemezsiniz. Atlantisliler o teknoloji üretimi için gerekli metalleri nereden buldu nasıl çıkardı, nasıl nakliyatını gerçekleştirdi ve nasıl işledi? Yüksek teknolojiye sahip ülkelere baktığımızda, her birinin dünyanın farklı yerlerinden maden getirdiğini görüyoruz, çünkü kendi ülkelerinde her maden bulunmaz. Bilhassa bir ada'da yaşıyorsanız kaynağa daha çok muhtaçsınz. Bir adanın yer altı kaynakları çok kısıtlıdır. Siz eğer bir ada'da teknoloji üretmek istiyorsanız kaynak temini için yeryüzüne yayılmanız bir zorunluluk. Aradığınız o kaynaklar dünyanın farklı kıtalarına serpiştirilmiş (ilahi adalet). O yüzden egemen güçler yayılımcı politika izler. Örneğin; beyaz adam, arap ülkelerinde petrol buldu, geldi ve kondu. Bir yerde teknoloji varsa, bilinki o topluluk içine kapanık olamaz. O uygarlık o teknolojiyi ayakta tutabilmek ve geliştirmek için sürekli dünya'yı kaynak peşinde dolaşmak zorunda. Atlantis adında bir uygarlığın varlığı iddiasını çökerten noktalardan biriside tam burası; bu tezi savunan içine kapanık bir medeniyetten bahseder. Hem içine kapanıklar hem yüksek teknolojileri var, bu ikisininde aynı anda olması mümkün değil. Ya içine kapanık olacaksınız ya da teknoloji sahibi olacaksınız. İkisi bir arada olamaz. Bu tezi savunanlar eğer, yüksek teknoloji vardı ve dünyaya hakimdiler, dünyanın denizlerine hakimdiler demiş olsaydılar, o zaman atlantis gibi bir uygarlık mantığa biraz daha yatardı. Böyle olmuş olsaydı ama, o zaman zaten osmanlı, romalı ve persliler gibi tarih kitaplarında yerlerini alırdı. Özetlersek; içine kapanık topluluklar yüksek teknoloji üretemez, mutlaka yayılımcı politika izlerler. Bu teknolojinin getirdiği bir mecburiyet. Atlantis teorisi ilim boyutundan sınıfta kalmıştı, malzeme boyutunda da sınıfta kalıyor. Hem içine kapanık bir topluluk olduğunu iddia edeceksiniz hem yüksek teknolojiden. Bu mümkün değil. Geriye sadece bir tez kaldı, o da bu uygarlığın bir hayal ürünü olduğu tezi. Atlantis hikayeleri bir hayal ürünümü? Evet! Bunun bir hayal ürünü olduğunu nereden anlıyoruz; o dönem yeryüzüne yayılan tüm halklar oklarla avlanırken siz uzay gemilerine sahip bir uygarlıktan bahsediyorsunuz ve o uygarlık kalkıp onları esir almaya onları feth etmeye kalkışmıyor; işte hikayenizi ele veren, bunun bir fantezi romanı olduğunu açığa çıkaran nokta burası! Güçlü olup çevresini fethetmeye kalkışmayan bir devletin tarihte örneği yok. Eğer bir yerde üstün teknolojiye sahip bir topluluktan bahsediliyorsa, o zaman ilk önce o topluluğun yeryüzüne yayılıp yayılmadığına bakın. İnsan tabiatı yayılımcıdır. Ne kadar güç o kadar çevreye hakim olma dürtüsüne sahiptir. Bir hikayede birisi herkesten üstünse, üstün olmasına rağmen lehte veya aleyhte diğerlerin hayatlarına karışmıyorsa bilinki o hikaye gerçek değil, bir hayal ürünü. Gelelim bu hikayenin dini boyutuna. Şimdi siz soracaksınız; bu hikayenin bir de dini boyutumu var; evet, hemde çok büyük. Bize anlatılan hikayede kültür seviyesi yüksek, kötülük sıfır, teknoloji yüksek, uygarlığın nirvanasına ulaşmış bir topluluktan bahsedilir. Herkese örnek olabilecek bu uygarlığıda Allah yok ediyor. Adayı batıran kim; Allah. Batırılan kim; gelmiş geçmiş en iyi topluluk. Dini açıdan atlantis hikayesine ele aldığınızda, size mantıklı geliyormu? İyi ve batırılmış. Bu noktada siz hemen, durun bir dakika bu hikayede bir tuhaflık var dersiniz. Neden; çünkü Allah, iyileri yok etmez! Doğal afetlerin herhalde Allahtan bağımsız hareket ettiğini düşünmüyorsunuzdur. Allah, masum bir medeniyeti yok edermi; yok etmez. Atlantis hikayesi, sizi böylesine sinsi bir tuzağa düşürüyor. Bir uygarlık vardı, çok iyiydi çok medeniydi ama yok edildiler diyorsunuz. Halbuki, Allahu Teala iyileri batırmaz, kötüleri batırır. İlim, malzeme vs herşeyi geçtik, varsayalımki öyle bir medeniyet vardı ve battı, sadece o battığı bilgisinden bilinki o topluluk uygar ve medeni değildi, kötüydü! Size şimdi birde atlantis hikayesinin bir başka versiyonunu anlatalım; sizin atlantis olarak adlandırdığınız bir kavim gerçektende bir ada da yaşıyordu. Ancak anlatılanın aksine iyi ve medeni değillerdi. Çok kötüydüler, çevre halklara zulüm ediyorlardı, ilkeldiler, barbardılar. Nuh kavmi gibi çok sapıtmışlardı. Allahta onları helak etti. Allahla arası iyi olmayan birisi, bu halk çok iyiydi bizden çok gelişmişti çok öteydi, Allah onların medeniyetini kıskanıyordu diye bir hikaye uydurdu. Kıskanılacak derecede bir uygarlıktan bahsediyordu bu kişi. Bu hikaye yayıldı, dinleyen her kulak bu hikayeye kendi kafasınca eklemeler yaptı ve nesilden nesile anlatıldı. Yazılı tarih yaygınlaşmaya başladığında da, nesilden nesile aktarılan bu ve buna benzer hikayeler o dönemin bilge insanları tarafından kağıda döküldü. Yani, özetlersek; bu hikaye'ye ait bulduğunuz yazılı eserler böylesine hikayelerin kağıda alınması sonucu ortaya çıktı. Bu yazılı parçaların gerçelik ve bilimsellik açıdan hiçbir değeri yok. Belki, sizin bugünlerde atlantis diye övdüğünüz uygarlık çok kötü ve ilkel, helak edilmeyi hak eden bir topluluktu. Ne dersiniz?

Üst aklın yeni yaratılış tezi

Uzaylılar veya geçmiş dönemlerde yüksek teknoloji olduğuna dair iddiaların doğrulukla ilgili hiç bir alakası yok. Her bir iddia bir bilim kurgu senaryosundan çıkmış bir hayal ürünü. Günümüzde nasıl birileri kendi hayal dünyalarına dayanarak bilim kurgu romanları yazıyor veya bir korku romanı yazıyorsa, bin yıllar önceside bazı yazarlar kendi dönemlerine kendi kültürlerine, bir eser katma anlamında birşeyler yazmış. Bu yazılanlar ne kadar çok İslami bazı hikayeler ile örtüşüyor olsada, bunların kurgu olduğunu lütfen unutmayın. Gerçekler insanın ilgisini çekmez, bayattır, bazen hikayeyi süslemeniz gerekir. Anlatılan bu hikayelerin bazıları tamamen hayal bazılarıda bin yıllar içinde gerçeklerden esinlenip süslenmiş birer hikaye. Bu hikayelerin peşinde koşmayın. Kimlere hizmet ettiğinizi bilin; egemen güç olduğunu zanneden bir üst akıl, evrim teorisinden vazgeçmiş durumda ve bunlar yeni bir yaratılış hikayesini yayma peşinde. Maymuncular, üzgünüz ama akıl babalarınız sizi sattı. Bundan sonrası hollywood ve bilim dünyası üstün zekalı uzaylılar tezi üzerinde duracak. Üstün zekalı uzaylılar uzay gemileri ile yeryüzüne geldi ve insanoğlunu yeryüzüne yerleştirdi tezini işleyecekler. Bu konuda "new age" tarikatlarını incelemenizi, evanjelistlerin neye inandığını araştırmanızı öneririz. Bu inancı her yere yayabilmek içinde insan tarihini yeniden yazmaları gerekiyor. Bunlar size öğretilen, kitaplarınızda yazılan tarihi ve bilgileri yok edecekler ve bunu kendi ellerinizle yaptıracaklar. Size sinsi sinsi bilgi aktara aktara, bu zamana kadar size öğretilenleri size anlatılanları sorgulamanızı sağlayacaklar. Nedir yazılı tarih? Kur'an-ı Kerim. Nedir size öğretilen bilgiler? Adem ve hava, yeryüzü ve kıyamet, sonrası mahşeri sorgu. Hayatın özeti budur. Uzaylılar inancı işte bunları sorgulamanıza götürüyor sizi. Birisi bir yerden çıkacak ve diyecekki; en eski insan adem değildi. Sizde, hadi da, hani dinimiz hepimizin ademden geldiğini söylüyordu. Birisi bir yerden çıkacak ve diyecekki; uzay gemileri var ve uzayda da insan yaşıyor. Sizde, hadi da, hani insan sadece yeryüzüne yerleştirilmişti. Bu iddiaların bir dayanağı olduğundan değil, amaç bir yalanı o kadar tekrarlaki, gerçekmiş gibi algılanmaya başlansın. Sizde, Müslümanlar olarak bu dümene su taşıyorsunuz. Biriniz kalkıyor ve diyorki zülkarneyn uzayda seyehat ediyordu. Bir başkanız kalkıyor ve nuh tufanı dünyada değil başka bir gezegende gerçekleşti diyor. Başka biriniz kalkıyor adem öncesi yüksek teknoloji vardı diyor. Her biriniz Kur'an-ı Kerimde anlatılan bir hadiseyi uzaya bağlıyor. İmtihan yeryüzü olmasına rağmen, adem ve hava'nın yeryüzüne indirildiği net açıklanmasına rağmen, her bir vakayı uzayla irtibatlandırıyorsunuz. Müslümanların beyinlerini allak bullak ediyorsunuz. Yazılı (Kur'an-ı Kerim) ve bilinen (peygamber tarihi) İslam tarihini yok etmeye çalışanların dümenine su taşıyorsunuz ve bunda çok başarılı oluyorsunuz. Gittiğiniz yol, yol değil. İlginç olanı bu tezgaha ayetleride alet ediyorsunuz. Kendi tezlerinizi haklı çıkarmak için ayetleri kullanıyorsunuz. Yapmayın bunu, çünkü ayetlerden çok yanlış anlamlar çıkarıyor kendinizi ağır vebale sokuyor, toplumuda yanıltıyorsunuz. Not: tarikatlar gibi, ben sizi ayetleri okumaktan uzak tutmam. Lütfen mealini okuyun ve kendi yorumunuzla İslama renk katın. İslam tarikatların tekelinde değil. Kendimden örnek vereyim, ben arapça bilmem, Kur'an-ı Kerimin arapçasını okumasını bile bilmem. Hiçbir cemaat, tarikata bağlı değilim ve hayatım boyunca bir alimin kitabını okumuş değilim. Nasıl elde ettim bu bilgileri? Benim güçlü olduğum alan pozitif bilimler (kimya, fizik, biyoloji vs). Bu bilgilerimle, sahih ve temiz bir kalple Allah yönelip Kur'an-ı Kerimin mealini açtım ve okumaya başladım. Daha çok mp3 olarak bilgisayarıma yükledim ve günlük seanslarım esnasında dinledim.
Kendi eğitim doğrultusunda da anlamlar çıkardım. Tarikatların sen yapamazsın sen anlamazsın sen bilmezsin, bu işi ehline bırak söylemlerin aksine; ben diyorumki siz daha iyi anlarsınız siz daha iyi yapabilirsiniz ve bir gün siz onlardan daha ehil olabilirsiniz. Bu neden önemli? Tarikatlar kutsal kitabımızı açtığında kendi eğitimleri doğrultusunda bir meal bir tefsir çıkarır. Eğitimleri hadis, arapça ve islam tarihi. Tasavvuf gibi felsefi akımları saymıyoruz, çünkü bunlar ilim değil. Bunlar vahabilik, selefilik, ve sufilik gibi İslamın içine sokulan ideolojiler. Bizle sohbet edin, bizde kafanıza bir ideoloji sokarız. İlim dediğimiz şey ama farklı birşey. Yüz yıllardır Kur'an-ı Kerimi teslim ettiğimiz kişilerin ilimlerin ebatı bu. Meal ve tefsiri onların tekeline bırakırsanız 1500 yıl önceki meal ve tefsir ne ise bugünde o olur. Sahip oldukları ilim bugünün ilmi değil, 1500 yıl öncesine ait bir ilim. Kitabımızı onların eline bırakırsak o "geri kalmışlık" damgasını hak etmiş oluruz. Kitaba sırtımızı çevirdiğimiz, sahiplenmediğimiz, kötü ameller peşinde koşanların cahillerin kucağına bıraktığımız içinde büyük vebal altına gireriz. Onların kendi küçük dünyalarından hepimiz adına Kur'an-ı Kerime yorum getirmelerine izin veremeyiz. Kur'an-ı Kerim yeryüzüne indirilen her ilmi kapsar, sizde lütfen kendi ilminizle Kitabımızı açın yorumlarınızla bizlere, Müslümanlara katkıda bulunun. Biz kutsal kitabımızın herkes tarafından okunması ve herkesin kendi hayat tecrübelerinden bir meal çıkarmasını isteriz, ama tefsir yapmanıza karşı uyarırız. Neden; meal nedir, tefsir nedir? Meal, okuduğunuzu anlamaktır. Siz kendi bilgi ve kültür seviyenize göre o ayetten kendinize has bir meal (anlam) çıkarırsınız. Tefsirlerde ama kendinize has bilgi çıkarmıyorsunuz, tefsirlerde tüm canlılar adına bir mesaj çıkarıyorsunuz. Meal ile Tefsir arasındaki fark; birisinde kendinize has bir anlam çıkarıyorsunuz diğerinde ise tüm aleme. Meali, kitabı okuyan herkes yapabilir ama tefsiri değil. Tefsir yapabilmeniz için Kur'an-ı Kerimin ruhunu anlamanız gerek. Kutsal Kitabımızın ruhunu bilmezseniz ayetlerin tefsirini yapamazsınız. Yaparsanız, yanlışlarla dolu olur. Bir ayetin tefisiri başka bir ayetin tefsiri ile, kitabın ruhu ile sürekli çatışır durur. Tefsirleriniz kendi içinde tezatlıklar ile dolu olur. Okurlarımıza tavsiyemiz meali bol okuyun, ama tefsiri Kitabın ruhunu anlarsanız yapın. Nedir Kur'an-ı Kerimin ruhu? Cennetten yeryüzüne kovulma, adem ve hava dan gelmemiz, tekrar cennete girebilmek içinde bizi cennetten kovduran kadın ve şeytan ile mücadele etmemiz. Not: Erkek, kadın ve şeytan, bunlar birbirine düşmandır! "Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin (cennet). Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker.”' (Taha Süresi; 123). Şeytan nasıl erkeğin düşmanı ise kadın da düşmanı. Kadın yeryüzü hilafetimize gözünü diker, şeytan ahiret hayatı hilafetimize. Kadını idare etmemiz emredilir, şeytandan ise uzak durmamız! Kitabın ruhu bu; uzaylılar değil şeytan, adem ve hava, gök değil yeryüzü. Uzaylıların peşinde koşanlar işte bu ruhu anlamamış. Ayetlerden çıkardıkları anlamlar sürekli bu ruhla çatışıyor. Öyle gözükiyorki onlar Allahı anlamak için değil kendi tezlerini desteklemek için kutsal kitabımızı açmışlar. Ne yazık. Özetlersek; tefsirleriniz Kur'an-ı Kerimin ruhunu ters. Nedir Kur'an-ı Kerimin ruhu? Adem, have ve şeytan, yeryüzü ve kıyamet, mahşeri sorgu. Bir ayetin tefsirini yaparken bu ruhu gözünüzün önünde bulundurmak zorundasınız. Bulundurmazsanız tefsiriniz Kur'an-ı Kerimin vermek istediği her mesaja ters düşer! Lütfen, Kur'an-ı Kerimin ruhunu anlamadıysanız tefsire kalkışmayın. Hem kendinize hem İslama zarar veriyorsunuz. Eğer Kur'an-ı Kerimi elinize alacaksanız kendi hayat felsefelerinizi desteklemek için değil, Allahı anlamak ve Allaha yakınlaşmak için alın. Kendinizi tüm ön yargı ve beklentilerden arındırın sonrası kutsal kitabımızı elinize alın ve tekrar ve tekrar ve tekrar okuyun. Ruhunu, mesajını anlayıncaya kadar okuyun.

Zülkarnayn as

"Hocam, zülkarneyn as uzayda seyehat etmiş olamazmı"? Bakın arkadaşlar; "De ki: 'Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.'" (İsra Süresi; 95). Anladınızmı bu Ayeti; kime gönderilecekseniz onların arasından seçilirsiniz. Yeryüzünde elçilik yapılacaksa yeryüzünde yaşayanlardan birisi seçilir, gökte elçilik yapılacaksa gökte yaşayanlar arasından birisi seçilir. Allah gökten yeryüzüne elçi indirmemişki, yerden gökyüzüne bir elçi çıkarsın. Not: Zülkarnayn as yerüyüzüne indirildi dolayısıyla ecüc mecülerde yeryüzünde! Ecüc mecüleri uzayda aramaya kalkışmayın. Siz ne ile imtihan edilecekseniz, Allah herşeyi paketleyip bu dünyanın içine yerleştirmiş. Vakti geldiğinde de her biri paketten çıkacak. İmtihan bu dünya, imtihanınız evren değil. Eğer imtihanınız evren olsaydı, size o doğrultuda imkanlar tanınırdı, en basiti uzayda nefes alma niteliği verilirdi. İnsanın yurdu yeryüzü, uzay değil. Ne geçmişte insanoğlu uzayı ev edindi ne de gelecekte edinecek. Uzaya çıkmayalımmı?
"Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz." (Rahman Süresi; 33). Bu Ayet bizlere ve cinlere, yaşam alanımızın sınırlarını çizer. İnsan yerin çerçevesi dışına çıkmaması tavsiye edilir, cinlerde göğün çerçevesi dışına. Eğer çıkmaya çok meraklıysanız, Allah buyurun der; illa gökleri yoklamak istiyorsanız göğe çıkmaya çok meraklısanız, buyurun ama zorluklar ile karşılaşacağınızı bilin der. Uzay, gezegenler arası yolculuk bunlar kulaklarımıza ne hoş geliyor değilmi, sıkıntı şurada arkadaşlar; dünyanın dışına çıktığınızda hayatta kalma şansınız olmayan bir ortama adım atıyorsunuz. Uzayda yaşam neden bu kadar ilginizi çekiyor bunuda anlamış değilsiniz? Evrende, bilim kurgu filmlerinde gördüğünüz o muhteşem görüntülü gezegenler yok. Her bir gezegen bir diğerinden daha vahşi bir ortama sahip. Evrenin bir yerinde dünya benzeri bir gezegen olamazmı? Olamaz, o zaman dünyanın büyüsü kaçar. Dünyanın mucizesi bu değilmi; evrende triyonlarca gezegen arası tek olması! Hadi varsayalımki maceraya kapıldınız ve bir uzay gemisi ile yola çıktınız. Bu durumda bile uzayın kapısını aralamadan 70 yıllık ömrü tüketmiş olurdunuz. Işık hızı ile hareket edemediğiniz için, galaksiler arası o milyar ışık hızı mesafelere ömrünüz yetmez. Ne yapabilirsiniz ancak, en yakın gezegene veya ay'a yerleşebilirsiniz. Örneğin; ay. Ay'a da kim yerleşmek ister? Bir kutunun içinde ömrünüzü geçireceksiniz. Bağımsızlık diyen pkk sempatizanları bile kuzey irak'ın dağlarından kaçıyor, istanbul ve antalya yerleşiyor. Bağımsızlık aşkı bile bu kadarsa, kim ayda veya mars'ta, bir kutunun içinde ömrünü geçirmek ister. Kim? Hollywood ve arkasındaki gücün kandırdığı kayıp ruhlar. Uzay yolculukları bize göre değil. Yolculuk edememeniz sizi ama üzmesin, gezegenler arası yolculuk ahiret hayatında, bu yaşantınızdan sonrası cennette vaat edilen birşey. Cennetin her bir katını bizim evren gibi düşünün. Cennetin hangi katına yerleştirilirseniz, o katın evreninde bir gezegenden diğerine seyehat edebilir ve sonsuza dek o gezegenlerin tadını çıkarabilirsiniz. Yeryüzü yaşantımızda ama uzay bize yasaklanmış. Bunu bir haram gibi düşünmeyin, daha çok bir uyarı olarak düşünün. Cinler göklerin çerçevesinden çıkmaya çalıştığında ateş topuna tutulur (Cin Süresi; 8). Biz acaba neler ile karşılaşacağız, uyduların dolaştığı yakın gökten bir adım daha ileriye gitmeye çalıştığımızda?

"Gezegenler arası seyehatı düşünün, her bir gezegenin diğerinden daha güzel olduğu bir ortamı ve bu ortamda sonsuza dek, hiç yaşlanmadan bir kuruş ücret ödemeden yaşayabildiğinizi bir hayal edin. Dilediğinizde ışık hızı ile hareket ettiğinizi, dilediğinizde kanatlı bir atla seyehat ettiğinizi dilediğinizde de kendinizin kanatlandığını ve bir gezegenden diğerine uçtuğunu ve oranın bitmek bilmeyen nimetlerinden beslendiğinizi düşünün. Kulağa ne kadar hoş geliyor değilmi? Yaşlanma yok, hep genç kalma, dert ve hüzün yok, ağrı ve hastalık yok, aç ve açıkta kalma yok ve herşey bedava ve en önemlisi; bu bir masal değil. Gözünüzü açıp kapatmak kadar yakınsınız (ölüm). Tek yapmanız "la ilahe illallah" demeniz ve Kur'an-ı Kerim rehberliğinde bir yaşam sürdürmeniz. Ama dikkat; bunları ve dahasını size bilim dünyasıda vaat eder. İslam ölümden sonra, bilim dünyası ise bu dünyada vaat eder. Birisi hak diğeri kandırma. Kimin peşinde koştuğunuza kime iman ettiğinize dikkat edin!" 

Mucize vs Teknoloji

Maalesef gizemli teorilerin peşinde koşanlar her bir olağanüstü olayın arkasında bir teknoloji arar. Bin bir çeşit ihtimali gözlerinde canlandırırlar ama biz Müslümanların peygamberler ile özleştirdiğimiz "mucize" kavramı akıllarına düşmez. Batı ilmi, evrimcilerin yönettiği bilim dünyası bunların kafalarını o kadar esir almışki herşeyin altında mantıksal bir açıklama ararlar. Müslüman olmalarına rağmen mucizelere inanmazlar. İmanların kalibresi demek bu kadar. Mesela Nuh as, gemisine onca hayvanı nasıl sığdırdı? Bunun analizini yaparken uzaylılardan girerler yüksek teknolojiye sahip gemiden çıkarlar. Nedense akıllarına mucize gelmez. Buradan biz bu araştırmacıların kimlikleri hakkında bazı ipuçları çıkarabiliriz, mesela bunların islami bir eğitim geçmişine sahip olmadıklarını çıkarabiliriz. İmam hatip, ilahiyat gibi İslamla ilgili belirli eğitim süreçlerinden geçmiş olsalardı "mucize" kavramı akıllarına gelirdi. Gelelim sorumuza; bu hadise teknoloji içerdimi yoksa peygamberlere has bir mucizemiydi? Bu noktada size teknoloji ile mucize arasındaki farkı açıklayalım; evren bir işletim sistemi ile çalışır. "..Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır..(Araf Süresi; 89). "Sizin ilâhınız ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır." (Taha Süresi; 98). Bu ayetlerde anılan "ilmiyle kuşatmıştır" kelimelerin anlamı bu yazılım. Bu yazılımı windows işletim sistemi gibide düşünebilirsiniz, evrenide bir bilgisayar. Biz bu yazlımın içinde yaşadığımız için, Rabimin ilmiyle kuşatıldık. Bu yazılım kendi içinde belirli işlemlere izin verir belirli işlemlere değil. İzin verdiği işlemlere fizik yasaları diyoruz. İzin vermeyeceği halde gerçekleşen olaylarada mucize diyoruz. Sistemin izin vermeyeceği birşey nasıl gerçekleşir? Örneğin; bir çok şeyi windows işletim sistemi ile yapamıyorsunuz, mesela mesleğinizle ilgili bazı işlemleri yapabilmeniz için dıştan bir program satın alıp onu sisteme yüklemeniz gerekiyor. Mucizelerde böyle gerçekleşir. Mucizelere sistemin kendisi izin vermez, sistemin izin vermeyeceği birşeyide siz ayrı bir program olarak yazmalısınız, sonrası bunu sisteme yüklemelisiniz. Özetlersek; teknoloji sistemin içinde var olan şeyler, mucizeler sonradan ihtiyaca göre yüklenen. Şimdi; nuh gemisi teknolojimi içerdi, mucizemi? Bilim bize derki; bir metrekareye bililmsel açıdan 2.5 insan sığar. Siz eğer bir metrekareye 2.5 insan yerine 200 bin insan sığdırırsanız ve bunu onların ebatlarını küçültmeden yaparsanız, bu bilimsel açıdan mümkünmü? Mümkün değil. Bilimsel açıdan ne bugün ne de yarın mümkün olamayacak birşeyede mucize denilir. Geminin dış ebatları belli, o ebata göre ancak şu kadar canlı içeriye sığabilir, siz ama içeriye sığabileceğinden bin kat daha fazla canlı sığdırıyorsunuz. İşte buna mucize denilir. Burada nasıl bir mucize gerçekleşmiş olabilir? Mekan kavramı ortadan kalkmış olabilir. Geminin içerisine adım attığınızda bitmek bilmeyen bir alanla karşılaşmış olabilirsiniz. Bu size uçuk bir ihtimal gibi gelebilir, ancak mucizelerin bile kendi içinde bir istikrarı vardır. Bu hadisenin örneği yani bir cismin iç ebatın dış ebatından çok daha büyük olduğu hadisesi İslam tarihinde çok yaşandı, örneğin; bir kapta bir yemek var ve peygamberimizde o yemeği eshabına sunuyor. Kap’ın ebatı belli, o kap’a ancak şu kadar yemek sığabilir ve o yemek anca 1-2 kişiye yeter, ama bir bakıyorsunuz yüzlerce kişiye yetiyor ve sonunda bir gram bir şey eksilmiyor. Birşeyin dış ebatı ile iç ebatı birbiri ile orantılıdır. İç ve dış mekan orantılı olmadığı zaman ortaya mucize çıkıyor. İleride bu tür teknoloji gelişebilirmi? Mümkün değil. Özetlersek; peygamberler ile özleşmiş bir olayda lütfen teknoloji aramayın. Eğer ararsanız, o zaman bundan o olayı herkes yapabilir anlamı çıkar, peygamber olmanın ayrıcalığı ortadan kalkar. Herşeyin altında bilim ararsanız bundan bir peygamber eşittir bir bilim adamı anlamı çıkar. Maneviyat eşittir maddiyat anlamı çıkar. Bu gidişle bundan bir yüz yıl sonra bilim adamları peygamber sıfatı ile yeryüzünde dolaşacak. Kendisini kutsallaştırmak isteyen bilim dünyasının ekmeğine yağ sürmeyin. Aman, dikkat!!

"Teknoloji ile mucize arasındaki farkı daha iyi anlamanız açısından bir örnek daha verelim; musa as ve firavun bir gösteri için randevulaşırlar (Taha Süresi; 57-76). Kimin tanrısı daha büyük, bir gösteri için belirli tarihe halkı toplarlar. Firavun büyücülerden yardım ister, Musa as'ın da bir azası var. Randevu günü gelir ve ilk büyücüler bir sihir gösterir; ellerinde birer iplik ve bunu ortaya atarlar. O iplikler canlanır ve Musa'a üzerine saldırır gibi görünür. Sıra Musa as'a gelir ve o da azasını atar. Musa as'ın azası'da canlanır gibi görünür, tek fark, görünmekle kalmaz sihirbazların attığı iplikleri ve canlı gibi görünen o sihri yutmaya başlar. Bunu gören sihirbazlar Musa'nın tanrısına iman eder. Bu olay teknoloji ile mucizeyi ayırtedebilecek en güzel örneklerden birisi. Nasılmı? Sihirbazların gösterisini siz günümüzde hehangi bir hologram cihazı ile yapabilirsiniz. Nedir hologram? Bir enerji yansımasıdır. Örneğin; tv'ler. TV içinde insan yok, sadece onların enerji yansıması var. O enerji yansımasıda, çevresindeki fiziki yapılar ile irtibata geçemez. Fiziki anlamda ne siz o holograma dokunabilirsiniz ne de o size. Sonuçta bir yansıma.
Örneğin; o iplikler musa as üzerine yürür gibi göründü ve musa as ürktü. Halbuki ürkmesine gerek yoktu. O görüntünün kendisi ile fiziki temasa geçmesi kendisine zarar vermesi mümkün değildi. Sihirbazların gösterdiği büyü günümüzün teknolojisi ile mümkünmü? Mümkün. En basiti bir hologram. Musa as değneğini attığında ama iki şey gerçekleşti, azası büyücülerin attığı hem ipliğin kendisini yuttu hem hologramını. Bir; siz fiziki açıdan bir maddenin içine başka bir madde sokabilirmisiniz? Mümkün değil. Birinci mucize burada gerçekleşiyor. Bir değnek bir ipliği yutuyor. İki; azası, ipliğin kendisiyle kalmıyor, o ipliğin enerji hologramınıda yutuyor. Fiziki anlamda bir holograma dokunup yutuyor. Bu fizik kurallarına göre mümkünmü? Mümkün değil. Zaten, mümkün olmayan birşeyin gerçekleşmesinden ötürü sihirbazlar olayın büyüklüğünü anlayıp Musa as'ın tanrısına iman ediyor. Özetlersek; sihirbazların gösterisi teknolojik açıdan mümkün, diğeri değil. O yüzden birisi mucize diğeri değil."

Kim belkısın tahtını getirdi?

Kur’an-ı Kerimde sülayman as'ın kıssasında, süleyman as belkısın tahtını getirilmesini ister (Neml süresi; 40). Danışmanları arasında bir ifrit ile bir ilim sahibi arasında, kim belkısın tahtını daha hızlı getirebilir mevzusu geçer. İlim sahibi olanda yani bir insanda bunu bir ifritten yani bir cinden daha hızlı getirebileceğini söyler ve getirir. Buradan bizim uzaycılar yine ışınlama gibi yüksek teknoloji çıkarır. Yanlış! Olayın gerçeği ne; Kur’an-ı Kerim iki ayette isimsiz bir ilim sahibi şahsiyetten bahseder. İlim verdiğimiz biri der, kişinin şahsiyetine yönelik bir şey söylemez. Örneğin; farklı ayetlerde ilim sahibi kişilerden bahsedildiğinde, o kişiler isimleri ile anılır. Örneğin; biz musaya ilim verdik der, yusuf’a ilim verdik der, lut'a, davud ve süleyman'a ilim verdik der vs. İki ayette ama
ismi ile anılmayan ilim sahibi bir şahsiyetten bahsedilir. Birisi süleyman as'la ilgili ayette diğeri ise musa as’ın yolculuğunu anlatan ayette. Kim, bu isimsiz şahsiyet? Kim bilir belki Musa as'ın yolculuğa çıktığı zat ile Süleyman as yanında bulunan zat aynı kişi. Yani, o tahtı bir ifritten daha hızlı getiren kişi sıradan bir insan değildi, maneviyatı yüksek bir şahsiyetti. O yüzden bu hadisenin altında yeryüzü ilimleri değil, manevi ilimler arayın. Neden manevi ilimler? Kur'an-ı Kerimde ilimden bahsedildiğinde, maneviyatla ilişkilendirilir. Örneğin; "Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler" (Sebe Süresi; 6). "Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar" (İsra Süresi; 107). Kur'an-ı Kerimde maneviyatı olmayan birisi, ilim sahibi olarak görülmez. Kur'an-ı Kerimin koyduğu ölçüye göre ilim sahibi olabilmeniz için Allah korkunuz olması gerek. Tahtı getiren yeryüzü ilimlerinemi yoksa manevi ilmemi sahipti? Kur'an-ı Kerimin ilim kriterine göre manevi ilme sahipti. Manevi ilme sahip olmayan birisine Kur'an-ı Kerim "ilim sahibi" ünvanını vermiyor. Yeryüzü ilimlerine sahip olamazmı? Olamaz; ilmin ne şartlar altında indiğini üst bölümlerde anlattık. Artı, ilmin zekatı var. O şahıs eğer yeryüzü ilimlerine vakıf olmuş olsaydı, onu öğretme ve paylaşma vebali omuzuna inerdi. O günden bugüne o teknoloji yayılarak ve katlanarak gelirdi. O teknolojiyi paylaşmadığına göre demek ortada teknoloji yok, maneviyat var. Sadece manevi makamlar paylaşılamaz. Değerli dostlar, detayları ve incelikleri görüyormusunuz? O şahıs ışınlama teknolojisi ile tahtı getirdi dediğiniz an, o şahsa o bilginin zekatını ödemediği, o bilgiyi insanlıktan gizledi vebalini bindirmiş oluyorsunuz. Bilgiyi paylaşmamayı ve ilmi gizlemeyi sanki meşru birşeymiş gibi gösteriyorsunuz. Küçük ve önemsiz gibi görünen bir iddianın ne tür yorumlara ve hasarlara yol açabileceğini görüyormusunuz? Soru şu; manevi ilmiylemi o tahtı getirdi yoksa yeryüzü ilmiylemi? Aslında bu sorunun cevabını Ayetin kendisi veriyor. Yeryüzü ilimleri, ilmin zekatı, manevi ilimler bunların hepsini kenara bırakın, kendinizi ön yargılardan arındırın, ayeti okuduğunuzda bunun cevabını kendinizde çıkarabilirsiniz. İki kişi yarışa girişiyor; birisi cin diğeri insan. Cin ışık hızı ile hareket eder, diğerinin ise ışınlama teknolojisi kullandığını iddia ediyorsunuz. Bu ikisi yarışsa, kim galip çıkar? Eşitlik olur. Şimdi, aha haaa diyorsunuz değilmi!! Işınlama dediğimiz olay, ismi üzerine ışık hızı ile hareket edebilmek. Cinler ışık hızında hareket eder, sizde ışık hızında hareket ederseniz, ortaya eşitlik çıkar. Işınlama ile bir cinden daha hızlı o tahtı getirmeniz mümkün değil. Anladınız. Cinden daha hızlı o tahtı getirebilmeniz için ışık hızından ötesi birşey kullanmanız gerek. Bizim evrende de ışık hızından daha hızlı hareket edebilmek mümkün değil. Bilimsel açıdan mümkün olmayan birşey gerçekleştiği anda buna ne diyoruz? Mucize. Özetlersek: o hadise ışınlama ile izah edilebilir değil, öyle olsaydı o hızda ifritte o tahtı getirebilirdi. İfritten daha hızlı hareket edebiliyorsa, demek ışık hızından daha hızlı. Fizik yasalarına görede bu evrende ışık hızından daha hızlı hareket edebilen bir şey yok. Fizik yasalarına ters olanın altında da biz ne arıyoruz; doğru, mucize! Bu olayda da bir mucize gerçekleşti. Zaman ve mekan kavramı ortadan kalktı. O kişi o tahtı getirdi.

"Dünya bir bilgisayar ve bizde o bilgisayar yazılımın içinde varlığını sürdüren birer kuluz. Mucize ve teknoloji arasındaki fark; teknoloji, o yazılımın inceliklerini öğrenmek ve kullanmaktır. Mucize ise o yazılıma dıştan müdahale edebilmektir. Gerektiğinde yazılımın dışına çıkabilmektir (mirac hadisesi). Bilim adamı ile peygamber arasındaki fark; bilim adamları sistemin dışına çıkamaz, sistemin kendisine müdahale edemez, sistemi değiştiremez. S
istem kendilerine ne imkanları sunuyorsa ancak o sınırlar içinde hareket edebilirler. Onlar, sadece içine hapsoldukları sistemin inceliklerini çözüp sistemi kendi lehine kullanmaya çalışır. Peygamberler ise diledikleri an sistemin dışına çıkabilir, diledikleri zaman sistemin kendisine müdahale edebilir. Peygamberler sisteme bağlı değil. Sistemi içi veya dışı, sınırsız hareket alanlarına sahipler. O yüzden bir peygamberi asla bir bilim adamı ile eşdeğer tutmayın. Bir robot ile o robotun yazılımını yazan hiç bir olurmu!"

Cinmi insanmı, bu iki varlıktan hangisi uzayda yaşıyor?

Cinler! Bu iki varlıktan sadece cinler uzayda yaşar, sadece onların yaratılış şekli uzayda yaşamaya uygun. Örneğin; galaksi aralarında seyehat için ışık hızında hareket edebilmeniz gerek ve cinler kendi bedenlerini enerjiye dönüştürüp bu hızda hareket edebilme kabiliyetlerine sahip. İnsan değil, insan kendi bedenini enerjiye dönüştürme niteliğine sahip değil. Bedeninizi enerjiye dönüştürüp ışık hızında hareket edemediğiniz sürede uzayda yaşamanın bir anlamı yok. Galaksiler arası mesafe milyar ışık yılı alabilir, bu mesafelerde seyehat edebilmeniz için siz hem ışık hızı ile hareket edebilmeniz gerek hem uzun ömürlü olacaksınız. Cinler bu ikisinede sahip. Cinler ortalama 7 bin yıl yaşar insanlar ise sadece 70 yıl. Bir diğer hususta insan topraktan cinler ise dumansız ateşten yaratılmış. Hani maymundan türediğine inanan gezi zekalılar var ya, güya çamurdan yaratıldığımıza inandığımız için bizimle dalga geçenler, işte onlar şunu göremez; çamur, su ve topraktan oluşur. Su ve toprakta insanı hayatta tutan yegani oluşumlardır. Toprak size hem gıda ihtiyacınızı verir, hem oksijen üreten bitki ve ağaçları yetiştirir. Siz hayvan eti yemeden hayatta kalabilirsiniz ama toprağın mahsülünden yoksun hayatta kalamazsınız. Siz hayatta kalmak için neye muhtaçsanız, hayatta kalmak için kim ihtiyaçlarınızı karşılıyorsa bilinki siz oraya aitsiniz. Maymun, hayatta kalmanız için ihtiyaç duyduğunuz şeyleri karşılıyormu; hayır, ama toprak karşılıyor. Neyse, bu gezi zekalıların kafası bunları almaz. İman, bir nasip meselesidir, Rabbim onlarda hayır görseydi saptırmazdı. Neden bu konuyu açtık; bilinen gezegenleri ve galaksileri incelediğimizde bu gezegenler su ve toprak bazlı değil ateş bazlı yaratıldığını görüyoruz. Yani dünyamız dışındaki gezegenlerin toprak ve su bazlı bir varlığa değilde ateşten yaratılan bir varlığa ev sahipliği yapmaya daha uygun olduğunu görüyoruz. Cinlerde ateşten yaratıldığı için, onların yapısal özellikleri evrene yayılan gezegenlerin yapısal özellikleri ile daha çok örtüşüyor. Dolayısıyla uzayı insanların değilde cinlerin yerleşim alanı olarak görmemiz daha doğru olur. 

Cinleri uzaylı olarak görmemiz mümkünmü?

Hayır, çünkü aynı boyutu paylaşmıyoruz. Uzaylı olmanın tanımı sadece uzayda yaşamaları değil, aynı anda bizler için görülür olmaları. Onların uzay gemileri başka bir gezegenden bizim gezegene inse bile bizlerin bunu görmesi mümkün değil, çünkü farklı boyuttalar. Bizim boyuta geçmeleri mümkün değilmi? Fiziki olarak mümkün değil. Cinlerin kendileri, birey olarak bizim boyuta geçebiliyor ama kendi fiziki şekillerini çözme, kaybetme pahasına. Bizim boyuta geçtikleri zamanda bizim boyutta o fiziki, katı şekillerini tekrar elde edemiyorlar. Şekilsiz, görünmez bir enerji hali ile bizim boyutta var olabiliyorlar. Kendi fiziki yapıları ile ne kendileri ne de kendi boyutlarına ait her hangi bir cisim bizim boyuta geçmeye muktedir. Bir maddenin içine siz başka bir maddeyi sokabilirmisiniz? Onun şekil ve şemalini bozmadan mümkün değil. O yüzden Allah boyutları ayırmış. Onlar kendi boyutunda biz kendi boyutumuzda. Uzaylı olmanın ön koşulu, uzaydan gelip fiziki anlamda bizimle iletişime geçebilmek, cinlerde buna muktedir değil. Cinleri uzaylı olarak tanımlayamayız, neden; çünkü fiziki anlamda bizim boyuta geçmeleri mümkün değil.

İnsanoğlun bir türü uzayda, farklı bir gezegende yaşıyor olamazmı?     

Hayır, çünkü aynı boyutu paylaşmıyoruz. Uzaylı olmanın tanımı sadece uzayda yaşamaları değil, aynı anda bizler için görülür olmaları. Onların uzay gemileri başka bir gezegenden bizim gezegene inse bile bizlerin bunu görmesi mümkün değil, çünkü farklı boyuttalar. Bizim boyuta geçmeleri mümkün değilmi? Fiziki olarak mümkün değil. Cinlerin kendileri, birey olarak bizim boyuta geçebiliyor ama kendi fiziki şekillerini çözme, kaybetme pahasına. Bizim boyuta geçtikleri zamanda bizim boyutta o fiziki, katı şekillerini tekrar elde edemiyorlar. Şekilsiz, görünmez bir enerji hali ile bizim boyutta var olabiliyorlar. Kendi fiziki yapıları ile ne kendileri ne de kendi boyutlarına ait her hangi bir cisim bizim boyuta geçmeye muktedir. Bir maddenin içine siz başka bir maddeyi sokabilirmisiniz? Onun şekil ve şemalini bozmadan mümkün değil. O yüzden Allah boyutları ayırmış. Onlar kendi boyutunda biz kendi boyutumuzda. Uzaylı olmanın ön koşulu, uzaydan gelip fiziki anlamda bizimle iletişime geçebilmek, cinlerde buna muktedir değil. Cinleri uzaylı olarak tanımlayamayız, neden; çünkü fiziki anlamda bizim boyuta geçmeleri mümkün değil.

İnsanoğlun bir türü uzayda, farklı bir gezegende yaşıyor olamazmı?     

Sorular, sorular sorular. İşte, sizi uyarmak istediğimiz nokta burası. Bir gizeme merak sardığınız an, olayın içine indikçe daha fazla belirsizlikler doğar daha fazla sorular ile karşılaşırsınız. O sorular bir müddet sonra bütün inançlarınızı sorgulamaya kadar sizi götürür. O yüzden İslam dini bilinmeyenlerin peşinden koşmayın diye bizi uyarır. Eğer bir bilinmeyenle karşılaştığımız zamanda ilk Kur'an-ı Kerime danışmamızı ister. Örneğin; kim ahiret hayatına gitti ve geri döndü, kim bize ölüm sonrası hakkında bilgi verebilir; o düzeni kuran yani Kur'an- ı Kerim! Siz başka birini tanıyormusunuz? Kim uzayın en derinliklerine gitti ve döndü, kim bize uzayın derinlikleri hakkında bilgi verebillir; o uzayı yaratan yani Kur'an-ı Kerim. Kim Kuran-ı Kerim; Allahu Teala. Eğer evrenin bir yerinde bir bilinmeyen varsa, evrende bu konuda en sağlıklı bilgi verecek yegani kişi Kur'an-ı Kerim. Kur'an-ı Kerim varken, böylesine bir lütuf bize indirilmişken, siz ne yapıyorsunuz; siz bunu kenrara koyuyorsunuz ve yunan feslefecilerini referans gösteriyorsunuz. Babilden eski Mısırdan kaynak gösteriyorsunuz. Pes! Değerli dostlar; insanı uzaya yani farklı bir gezegene yerleştirdiğiniz an Kur’an-ı Kerimi tamamıyla iptal etmelisiniz, artı İslam tarihini yeniden yazmalısınız. Örneğin; insanı farklı bir gezegene yerleştirdiğiniz an adem as’ın hepimizin babası mı değilmi onu sorguya açarsınız. Peygamberler bu gezegene indirildiyse diğer gezegende yaşayanlara kim indirildi. Kur’an-ı Kerimde, “biz sadece Nuhun soyunu baki kıldık” denilir, Nuhun soyu bu gezegende ise, diğer gezegendekiler kimin soyundan? Ayetler, yedi kat gökten bahseder, bir güneşten bir ay'dan bahseder. İddia ettiğiniz uzaylıların yaşadığı gezegenin atmosferi eğer 7 tabakadan oluşmuyorsa, bir ay ve bir güneşe sahip değilse, Kur'an-ı Kerim evrensel bir Kitap olmaktan çıkar. Bunun anlamı bir gurup insana hitap ediyor olurdu, başka bir gurup insana değil. Anlayacağınız; insanı, bu gezegen dışında farklı bir gezegene daha yerleştirirseniz, kayış kopar. İslamın herşeyini sorguya açarsınız. Kur’an-ı Kerim yani İslam dini yaratılıştan bahseder; bu yaratılışta sadece adem ve havadan bahseder, bir yerden kovulmadan bahseder (cennetten), başka bir yeri (bizim gezegen) yurt edinmeden bahseder. Bir erkek (adem as) ve kadının (hava) burada yerleştiği ve insanlığın bu ikisinden çıktığından bahseder. Bunların soyları dönem, dönem azgınlıklar yaptığı ve helak edildiklerinden bahseder. İslam dini, insanoğlunun hikayesinin cennette başladığı ve yaşadığımız şu dünyada son bulacağını söyler. Siz şimdi kalkar ve farklı bir gezegende de insan vari canlılar yaşıyor derseniz, İslam tarihini, Kur’an-ı Kerimin anlattıklarını tamamen silip yeni bir tarih yazmanız gerekecek. Bir batılı felsefeci ve yazar, bu tür teorilere inanabilir ve bu inancını her platformda savunup yaymaya çalışabilir. zgar onları nere eserse onlar oraya yönelir. Bilhassa amaçları İslamı tahrif etmek ise, Müslümanları kendi inançlarını sorgulamaya itmek ise o zaman bilinki batılı dünya bu tarz konuları daha fazla gündemde tutacak. Her imkanlarını seferber edecek. Siz ama batılı ve İslamı yıkmak isteyen birileri değilsiniz, siz Müslüman olduğunuzu söylüyorsunuz, Kur’an-ı Kerime iman ettiğinizi söylüyorsunuz; siz uzaylılara inanamazsınız siz uzaylılar teorilerini websitelerinizde, kitaplarınızda ve programlarınızda yer veremezsiniz. İnsanlar ayetleri bilmiyor, doğruyu yanlıştan ayırtedebilecek bilgiye sahip değiller. Siz bu tür bilgileri onlara aktarırsanız, Ayetleri bilmeyen bir halk; anlattığınız saçmalıklara "neden olmasın" demeye başlar. İnandıktan sonra o inançtan döndürmenizde mümkün değil. Bu saçmalıklar ile büyüyen, yaşlanan birisine siz bir gün o ayetleri önüne koysanız ve bakın gerçekler bunlar deseniz, o kişi o Ayetleri reddeder. İnsan psikolojisi ve fıtratı gereği bunu yapar. Bir ömür inandığı ve savunduğu şeyin, aslen öyle olmadığı kendisine söylendiğinde, o kişi buna inanmak istemez. Bir ömür bir yalanı savunduğu bir yalanın peşinde koştuğu gerçeği ile kimse yüzleşmek istemez. İnsanları kandırmayın. İnsanları bu hayal kırıklıkları ile yüzleştirmeyin. İnsanların inançları ile oynamayın. Bu teorileriniz ile Müslümanların inancını bozuyorsunuz. Bugün uzaylıya inanan bir Müslüman kardeşimiz, yarın adem bizim neden babamız olsun, belki insan türü ondanda eskidir der. Bugün uzaylıya inanan bir Müslüman kardeşiniz, yarın peygamberlerede inanmaz, çünkü inandığı diğer gezegenlerde peygamber veya kutsal kitap diye bir şey yok. Bugün uzaylılara inanan bir Müslüman kardeşimiz yarın kıyametin kopuşunada inanmaz. Bu gezegen yok olursa yaşanılacak başka gezegenler var der. Yok, hocam o kadarda değil derseniz; herkesi kendi bilgi seviyenizde görmeyin, herkes sizin gibi Kur'an-ı Kerimi açıp okumuyor, namaz kılmıyor. Gelen, şu yeni nesli görmüyormusunuz. Zehir gibiler. Siz onları bu bilgilerle beslerseniz, onları tamamen kaybederiz. Lütfen, bir bilgi kesin değilse onun paylaşımını yapmayın, onun peşinde koşmayın.