nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

       
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             
 

değerli ziyaretçilerimiz;

okurlarımız bizlere sürekli güncel konular hakkında sorular soruyor, güncel konuları ele almamız ve güncel konular hakkında fikir beyan etmemizin bir sebebide bu. Geniş bir okur kitlemiz var ve bu okurlarımız her sabah günlük gazete gibi güncel konular hakkında birşeyler yazıp yazmadığımıza bakıyor. Yazmadığımız zaman bize ulaşıyorlar ve gündemde olan konular hakkında görüşümüzü soruyorlar. Neden? Medyamızın bir kısmı iktidara bir diğer kısmıda batıya yalakalıkla meşgul. Analiz kapasiteleride sıfır. Medyamızda güvenilir kaynak ve analiz olmayınca, güncel konular hakkında okurlarımız bize müracat ediyor. Okurlarımız analiz kapasitemize, olayları farklı bakış açılarından değerlendirişimize ve samimiyetimize güveniyor.
Değerli dostlar, vatan ve millet olmazsa alternatif tıp hakkında bilgi sahibi olmuşsunuz olmamışsınız ne fark eder. Hayatta insanın öncelikleri olması gerek. Bugünler vatan ve millete öncelik vermemiz gerektiği günler. Bugünlerimizde güncel konulara ağırlık veriyoruz, çatışma ortamı bittiğinde de inşallah alternatif tıp konusundaki yazılara öncelik veririz. Alternatif tıp hakkında bir siteye girip güncel konular ile karşılaşıyorsunuz, günümüzün konjonktöründe umarız bunu anlayışla karşılarsınız. Umarız sizde bu yazılarımızdan ilham alır, günümüzde olup bitenleri yazılarımız sayesinde daha iyi anlamanızı sağlarız.



Barış Koridoru- 07.08.2019

AK Parti hakkında ne demiştik, kandırılanlar ve ezikler partisi demiştik. Milli Savunma Bakanlığı bugün bir açıklama yaptı ve Amerika ile güvenli bölge konusunda anlaşıldığını söyledi. Akabinde ABD'den bir açıklama geldi; "kurulumu, tesisi, yönetimi birlikte yapılacak" denildi. En kısa zamanda müşterek hareket merkezi açılacakmış. İnanılır gibi değil demi? Bunu duyduğunuzda sizde ne yapıyor bizimkiler demişsinizdir. ABD bizim eziklere atmadığı kazık kalmadı, bugün de bir yenisini eklediler. İnanılır gibi değil. Amerikalılarda buna inanamadı. Türkiyenin bu kazığı nasıl yediğini kendileride inanamadı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi, bu harekatıda Türkiyenin kendi başına yapacağından o kadar emindilerki kendileride ortaya çıkan bu sonuca şaşırdı. Mutluluktan dört takla atıyorlar. Amerikadan tebrikler üzerine tebrikler geliyor. Halbuki biz biliyoruzki Amerika tebrik ediyorsa oradan hayırlı birşey çıkmaz. Terörü o bölgeye yerleştiren ve besleyini siz bu harekata ortak yapıyorsunuz, bunun mantığını birisi bize açıklasın. Bunun hayırla sonuçlanmayacağı şimdiden çok aşikar. Siz teröristleri yok etmek için oradasınız, onlar ise korumak için bu antlaşmaya evet dedi. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. Sonu hüsran olacağı baştan belli. Bakınız, ABD birşeye engel olamayacaksa ortaklık teklif eder. ABD mutlaka ama mutlaka her oluşumun içinde var olmak ister. O yeni oluşumun içine girdikten sonrada öyle veya böyle ya hileyle ya sabotajla o yeni oluşumu kendi lehine yontar. Şuanda da ABD bize engel olacak pozisyonda değil. Hani diyoruz ya, bizim ezikler ne kadar işleri batırsada sonunda herşey lehlerine dönüyor. Bunun sebebi onların becerisi ve aklından değil. Onlar ne kadar çok başarıları kendilerinden bilsede. Bunun sebebi İslamın yükseliş dönemine girmiş olmamızdan ve bu yükselişin Türkiye üzerinden takdir edilmiş olmasından. Türkiye ne tuzaklar kursalar başarılı olamıyorlar çünkü ilahi takdirat bizim yükselişimizi takdir etti. Anlayacağınız konjonktür bizim lehimize. Örneğin; ABD.

ABD bir züper güç ve bizi çok rahat engelleyebilecek güçte ama bugün değil. Niye; seneye seçimler var ve hiçbir amerikan başkanı seçim sürecine amerikan askerlerin cenazeleri ile girmek istemez.
ABD şuan kendi içinde bir iktidar savaşı içinde. Bir tarafta küreselciler (rothschild) diğer tarafta ulusalcılar (hahamların kontrol ettiği evanjelistler). Hahamlar savaş istiyor, küreselciler değil. Kendi içlerindeki bu çatışmada kararlar almalarına engel oluyor. Bunun dışında, ABD şuan ortadoğuda iran'ı önceliğe koymuş durumda ve ne kadar büyük bir züper güç olsada, aynı anda Türkiye ve İran ile karşı karşıya gelemez. Gelirse ortadoğuda taş üstüne taş kalmaz. İsrail diye bir devlette kalmaz. Ortadoğu paramparça olur. Değerli okurlarımız, batının yazdığı kitabın sonunu biliyoruz. Kitabın sonu büyük İsrail devletini kurmak. Bugünki eylemlerinden de biz onların bir tıkanıklık içinde olduğunu ve yeni çatışma alanları oluşturma yerine (Türkiye), çatışmaların gerçekleştiği bölgelerin kontrolünü (lübnan, suriye ve irak) ele geçirmeyi bir öncelik haline getirdiklerini görüyoruz. Çatışmaların gerçekleştiği alanlardan arap nüfusunu göçe zorladılar, İsrail devletin önünü açtılar ama o boşluğu yahudiler değil şiiler doldurdu. Şuanda da ABD, ortadoğuda yeni çatışma alanları oluşturma yerine büyük İsrail coğrafyasına yayılmış şii nüfusunu azaltmayı bir öncelik haline getirmiş görünüyor. Bunun dışında ABD, Çin ile savaşa hazırlanıyor. Bunun dışında ABD, Rusya ile savaşa hazırlanıyor. Çin ve Rusya'yı dizginlemek isteyen ve ortadoğuda iran'ın nüfusunu azaltmak isteyen bir Amerika'da, Türkiye ile savaşamaz. Öncelikleri diğerleri olduğu müddet savaşamaz. Ne zaman biz acilen durdurulması gereken bir güç haline geliriz, o zaman bizleri öncelik ederler ve bize savaş açarlar. O günde gelecek! O gün ama bugün değil. Bugün konjonktür lehimize işliyor. Bugün ABD, Türkiye ne yaparsa alttan almak zorunda. Konjonktör mucizevi bir şekilde lehimize çalışıyor. Pkk/pyd'ye karşı başlattığımız büyük taarruzun tam ABD'deki seçim dönemine denk gelmesi, kendi içlerinde bir çatışma içinde olduğu bir döneme denk gelmesi, ABD'nin Çin ve Rusya ve AB ile ters düştüğü bir döneme denk gelmesi, ortadoğuda İran'a öncelik verdiği bir döneme denk gelmesi tam bizim lehimize işleyen bir süreç. Kendi içlerinde mücadele ederken, bizlerin aradan sıyrılma ve elde etmek istediklerimizi elde etme şansı var. Bu bizlere sunulan bin yıllık bir lütuf. Böyle bir lütfuda siz alıyor ve içine ediyorsunuz. Amerikanın blöflerini yutuyorsunuz. Madem öyle, birlikte hareket edelim diyorsunuz. ABD'de seve seve bu teklife evet dedi. Neden? Fırat'ın doğusunda 50 bin kişilik bir çapulcu ordusunu oluşturdular. Bu, ABD'nin kara ordusu. Ortadoğudaki büyük israil projesini hayata geçirmesini sağlayacak ordu. Bu çapulcu sürüsünün tasfiyeside 5000 yıllık büyük israil projesinin tasfiyesi anlamına gelir. Türkiye ile savaşarak buna bugün engel olamayacaklarsa, hile ve çakallıkla buna engel olmak için elinden geleni yapacaklar. Sizde, ortak harekat merkezin içine onları yerleştirerek onlara bu şansı verdiniz. Hadi geçmiş olsun bize. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. En iyi ihtimal bir kaç hafta bir kaç ay daha bizi oyalarlar sonrası bizim ezikler yine kandırılmışız der ve harekatı kendi başlarına yapar. Bizleri bir iki ay oyalamaları bile ama bizim için bir facia olur. Bir iki ay sonrası yağmur ve kış sezonuna gireceğiz. Harekat bir veya iki ay ertelenirse hava şartlarından dolayı harekatı 2020 baharına ertelemek zorunda kalırız. Bu, bu antlaşmanın en iyi ihtimali. Bu antlaşmanın kötü ihtimalleri ise saymakla bitmez.

En basiti, zamana oynuyorlar. Zaman onlara ne kazandıracak? Plan A; erdoğanı tasfiye etmek için adamlara zaman tanımış oluyorsunuz.
Türkiye'yi dizginlemek için bir adamı tasfiye etmeleri yeterli. Savaş şu bu bunlara hiç gerek yok, bunlar zahmetli işler. Herşey bir adamın tasfiyesine bakıyor. Bir kişinin gitmesiyle ABD'nin ortadoğu ve akdenizdeki tüm projelerin önü açılmış olacak. Bunuda onlar sonuna kadar zorlayacak. Erdoğan bu harekatlarda bekledikçe kendisine suikast hazırlayanlara zaman tanıdığını bilsin. AK partinin eziklerinde bu harekatı yapacak cesaret yok, erdoğan giderse sınır ötesi harekatları unutun. Plan B; birleşik milletlerini devreye sokmak. PYD, BM temsilcisi ile çocuk savaşçıları için buluşmadı, bu bahaneydi. BM tarafından tanınmanın altyapısını hazırlıyorlar. Siz bekledikçede bu girişimlerin hayata geçmesine fırsat tanıyorsunuz. Plan C; akdenizde sizi yunanistanla çatıştırmak. Siz yunanistanla kapışırsanız, suriye bir harekat yapamazsınız. Ne kadar bizim ordumuz iki üç devletle aynı anda savaşacak kapasitede desenizde, iç kamuoyu ve dış kamuoyunu size karşı öyle harekete geçirirlerki sizleri savaş suçlusu ilan ederler. Yunanistan ve pyd mağdur, sizi masum halklara savaş çıkartmakla suçlarlar. Bir düşünün, siz teröristlere karşı mücadele ederken (zeytin dalı harekatı), tabipler odası savaş bir halk sağlığı sorunudur bildirisini yayınladı. Muhalefet partisinin lideri (kılıçdaroğlu), askerlerimize moral desteğine giden sanatçıları bu ziyaretten ötürü yerden yere vurdu. Hendek kazıp doğu illerimizi kurtarılmış topraklar ilan eden pkk'ya siz savaş açtığınızda, türk olduklarını iddia eden akademisyenler teröristleri değil sizi suçladı. Topraklarımızda özgürlük ilan edenleri değil mehmetçiği öldürmek ve katletmekle suçladı. Üstüne ülkenizin en üst yargı makamı, yani avrupa birliği veya amerikanın en üst yargı makamı değil türkiye cumhuriyetin anayasa mahkemesi bu soyu sapı belli olmayan güya akademisyenleri haklı buldu. Siz böylesine içten hainler tarafından kuşatılmışken, hükümetiniz bir eziklik içinde bu hainlere göz yumarken siz aynı anda iki harekatı yapabileceğinizi iddia ediyorsunuz öylemi? Yedirmezler size. Ya akdeniz ya fıratın doğusu birisinden sizi vazgeçmeye zorlarlar. Siz fıratın doğusuna harekat yapmakta bekledikçe akdenizde sizi bir çatışmaya sokmak için onlara zaman tanıyorsunuz, bunu biliniz. O yüzden tezel fıratın doğusuna harekatınızı yapın, akdenizde çatışacaksakta en azından fıratın doğusu cebimizde olsun. Bu antlaşmanın kötü ihtimallerinden biriside, o terör örgütlerini oraya yerleştirenle birlikte ortak bir harekat merkezi kurmanızdan kaynaklanıyor. Yapacağınız her harekatı önceden teröristlere bildirecekler. Birliklerimiz tuzağa düşürelecek ve büyük zaiyatlar vereceğiz. Bu ne anlama geliyor? Askerin ve milletin moralini bozmak anlamına geliyor. Dış dünya'ya Türkleri gözünüzde fazla büyütmeyin, bakın bir avuç pyd'ye karşı çaresizler mesajını vermek anlamına geliyor. Topluca şehitler geldikçe iç kamuoyunu harekete geçirip zaten ak parti aleyhine olan havayı dahada çok kızıştırmak anlamına geliyor. Kahramanlıkları ile övünen bir millete bir hezimet yaşatıp milli gururumuzla oynamak anlamına geliyor. Örneğin; hendek operasyonları. 800'e yakın şehit ve 2000 üzerinde gazi verdik. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatında yani yabancı topraklarda vermediğimiz şehitleri kendi topraklarımızda verdik. Nasıl oldu bu? Fetöcü subayların tüm harekat planlarını pkk'lılara aktarması sonucu oldu. Siz bundan ders çıkarmamışcasına şimdi de kalkıyorsunuz ve fetönün sahibini yani fetöye ihanet et emrini vereni harekat merkezin tam ortasına yerleştiriyorsunuz. Yani yok etmek istediğiniz malın sahibini bu operasyonun kontrol merkezine yerleştiriyorsunuz. Buradan kötü kokular alan tek bizmiyiz? İnanılır gibi değil. Sürekli aynı hatayı yapıp her defasında farklı bir sonuç bekleyenlere ne denir; ya geri zekalı ya da kazık yemeğe aç. Burada yaşadığımız durumda bu. İnsanlık tarihinde bu kadar muktedir olup bu kadar kazık yemeye aç, kazık yemeye meraklı kazık yemeye yatkın tiplerin başka bir örneği yok. Her defasında bu kadarda olmaz dediğimizde, bu ezikler bizleri şaşırtmaya devam ediyor. Rabbim bize yardım etsin. Rabbim bizi bu eziklerin elinden acilen kurtarsın.

Not: Hani konjonktör lehimize işliyor diyoruz ya, bunu anlamanız için sizlere bir örnek daha verelim. Allahu Tealanın onları nasıl oyaladığını anlamanız açısından bir örnek daha verelim. ABD'yi frenleyen ve bize karşı sürekli alttan almasını sağlayan bir unsürde ne biliyormusunuz; ak partinin istanbul seçimlerini 10 puan farkla kaybetmesi. Bu ne yaptı biliyormusunuz? Onları ümitlendirdi. Türkiye ile savaşmayın, bir sonraki seçimlerde nasıl olsa cumhurbaşkanlığı bizim elimizde dedirtti. 15 temmuzda elde edemediğimizi seçimler ile elde ederiz, 15 Temmuzda rafa koyduğumuz ortadoğu projelerimizi bıraktığımızda yerden sürdürürüz ümidini getirtti. Türkler pyd'yi yok ederse etsin, seçimler ile biz geldiğimizde ortadoğu projelerimiz için Türk askerini Türk ordusunu kullanırız dedirtti. Şer gibi görünenin altında hayr yatabilir deriz, istanbul ve ankaranın kaybedilişide böyle birşey oldu. Onları ümitlendirdi. Daha doğrusu onları bir oyalama sürecine soktu. Onlar bizi oyaladıkları gibi, seçim sonuçlarıda onları oyalıyor. Onlar bir sonraki seçimlerin hayalleri içinde süzülürken, bugünlerde bize yapmak istediğimiz harekatları yapma fırsatı doğdu. Bu büyük bir ilahi lütuf. Allahu Teala onları 4 yıl sonraki seçimlerin hayali ile oyalarak bugünlerimizde bize dokunmalarına engel oluyor. Bir sonraki seçimlerde Türkiye nasıl olsa bizim olacak, Türkiye savaş açarak Türk milletini karşımıza almayalım. Türkler milliyetçidir, savaş açarsak erdoğana prim kazandırırz dedirtti. Yani muhalefetin istanbulu kazanması bize fırat'ın doğusunu, akdenizi ve kandil'i kazandırttı.
Erdoğanın batıya karşı direnci değil, erdoğanın istanbul ve ankaradaki beceriksizlikleri bu fırsatları doğurdu. Anladınız! Biz istanbul ve ankarayı kazansaydık, ak parti kendi içinde ve tabanında hiçbir zaafiyet göstermeseydi ve bir sonraki seçimlerde muhalefetin hiçbir kazanma şansı olmasaydı inanın bugün karşımızda çok farklı bir batı görürdük. Seçimleri kaybetmemiz onları ümitlendirdi. Savaş zahmetli ve sonu açık bir şey. Seçimler ile Türkiye'yi kazanmak varken, bir dört yıl daha sabredeceklerdir. Artık onlardan şöyle sesler duyar olduk; Türkiye'yi düşman etmeyelim, erdoğan sonrasına odaklanalım. Seçim çalışmalarına şimdiden başladılar bile, imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişiler ile bol bol yan yana getirmeye çalışıyorlar. Kendi tabanlarını zaten konsolide etmiş durumdalar, şimdide ak parti tabanın sempatisini kazanma derdindeler. Bunuda imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişilerle yan yana getirerek elde etmeye çalışıyorlar (örneğin; selçuk bayraktar). Bizim taraf eziklerden oluştuğu için bu tuzağa severek düşüyorlar. Halbuki, sen bir hainsin benden uzak dur demeleri gerekirdi. İmamoğlu gibi sahtekar bir fetöcü hainin toplum nezdinde kabulün önünü açmamaları buna katkıda bulunmamaları gerekirdi. İmamoğlu randevu istediği her defasında 15 temmuz gecesinde imamoğlu çiftin brükselden attığı twitler imamoğlun önüne koyulup, sen bizden değilsin, ulusalcıları kandırabilirsin ama bizi değil deyip onun randevuları geri çevrilmeliydi. Asla onunla yan yana poz verilmemeliydi. İmamoğlun toplum nezdinde kabülüne hardal tanesi kadar katkı veren herkes bundan hesaba çekilecek.

Not: sefer bizden sonuç Allahtan. Eğer istanbulu ve ankarayı kaybedişimiz lehimize işliyorsa, 15 temmuz gibi maruz kaldığımız her saldırı lehimize dönüyorsa bilinki bu bizden değil Allahtan. Allahtan gelenede bize sevap ve övünme düşmez. Biz Allahtan gelenden değil bizlerin sebep olduğundan hesaba çekileceğiz. Yani beceriksizliklerimizin ve başarısızlıklarımızın hesabını vereceğiz bunu biliniz. İyiki 15 temmuz oldu, böylece fetöyü tsk'dan tasfiye ettik diye birşey yok. 15 temmuzda Allah bizzat devreye girip olayı lehimize dönüştürdü. Allahın devreye girdiği bir konuda'da bize sevap düşmez. Tam aksi 15 temmuz darbe girişimine engel olamadığımız öngöremediğimiz önceden
önlemimizi alamadığımız için hesaba çekileceğiz. AK Parti maalesef olayları ve tarihi tersten okuyor. Sonuçlar üzerinden hayatı okuyor. Sonuçlar öyle veya böyle hep lehine dönüştüğü için (İslamın yükselişi dönemine denk gelmesi), sonuçları kendisinden biliyor. Örneğin; barış süreci. Barış süreci felaket yönetildi. Sonuç ama Türkiye lehine geliştiği için süreci bir başarı bildiler ve bir iç muhakemeye gitmediler. Gitmediklerini nereden biliyoruz? Süreci yönetenler tasfiye edilmedi, tam aksi ödüllendirildi (yalçın akdoğan). Dünyanın neresinde olursanız olun, başarısız olduğunuzda tasfiye edilirsiniz. AK parti hariç. AK Parti kendisini kurumsal bir parti olarak değil bir aile olarak görüyor. Aile olarak gördüğü içinde ihanet etmediğiniz müddet ne kadar başarısız olursanız olun, size sahipleniyor. Sonuç; ak parti bir "looser" topluluğuna dönüştü. El attıkları her yeri batıran bir ezikler topluluğu. Bu ezikler köşe başlarını tuttuğu için, iş yapmak isteyenlerede engel oluyorlar. Hani memurlar arasında çalışkan kişilere bizi kötü gösteriyorsun deyip mobbing uygulanır ve dışlanırlar ya, öyle birşey işte. Belki erdoğan, bunların her biri benim bilgim dahilinde hareket etti biz hep birlikte karar veririz diyor ve belki o yüzden başarısız yöneticilere sahip çıkıyor. Bu durumda ama bilsinki, ilk tasfiye edilecek ve hesaba çekilecek olan kendisi. Siz kendiniz başarısız yönetime dur demezseniz Allah dur der. 15 temmuz gecesi gibi Allah bizzat devreye girer, sizi tasfiye eder ve başınıza başka birilerini getirir. Bizim tavsiyemiz; ya kurumsallaşırsınız ya tasfiye olursunuz. Allah devreye girmeden başarısızlığın hesabını kendinizden ve çevrenizden sorun. Siz sormazsanız hesabı Allaha bırakırsınız, Allahın hesabıda çok çetin olur. Siz eğer istanbulu ve ankarayı kaybedenlerden, çukur operasyonlarında yüzlerce şehit binlerce gazi vermemize sebep olanlardan, üniversite hocaların bildirimine dur diyemeyenlerden, bildiriye destek çıkan ana yasa mahkemesi üyelerini sorguya çekemeyenlerden, merkez bankası başkanını görevden alma şansı varken almayıp milleti yıllardır yüksek faize maruz bırakanlardan hesap soramıyorsanız, o zaman ilk sorguya çekilecek sizlerin olduğunu bilin. Unutmayın, biz İslamın yükseliş dönemindeyiz. Sizden sonrası muhalefet yani kötü olanlar iktidara gelmeyecek. Onlar hayal etmeye devam etsin. Sizden sonrası iyi olan gelecek. Siz bugünün yanlışların hesabını sormazsanız, yarın siz hesaba çekilirsiniz. Değerli dostlar, anlamadığımız şey ne biliyormusunuz; milletvekili ve bakan olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, bilmiyorlarmı ülkede yaşanılan her olaydan hesaba çekileceklerini? Bakan ve milletvekili, belediye başkanı olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, inanılır gibi değil. Böyle bir sorumluluğun altına girmekten biz Allaha sığınıyoruz, onlar ise rüşvet dahil yapmadıkları şey kalmıyor. Gerçektende insan çok cahil (Ahzap Süresi; 72)!



Karınca Misali Sizde Tarafınızı Belli Edin

sahih hadisleri hurafelerden nasıl ayırtedebiliriz



Hadisler hakkında bizlere bir çok soru geliyor. Sahih bir hadisi sahih olmayandan nasıl ayırtedebilirsiniz, bunun cevabını bu yazımızda vermeye çalışacağız. Sizlere hayrlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Değerli dostlar; bir hadisin doğruluğunu
kelimesine kadar yüzde yüz tespit etmemiz mümkün değil. Sonuçta, bizler ve güvenilir olarak gördüğümüz kaynaklar (Kütüb-i Sitte), bu hadisleri peygamberimizin ağzından kendi kulağı/ kulağımız ile duymadı/ duymadık. Peygamberimizin vefatı ile sözlerini kayıt altına alma arasında yüz yıllar geçti. Binlerce kulaktan diğerine geçti. Bu süre içinde de peygamberimizin cümleleri ne kadar olduğu gibi bırakıldı, ne kadar birşeyler eklendi veya çıkarıldı bunu tespit etmemiz mümkün değil. O yüzden hadislere her zaman şüpheyle yaklaşmalıyız. Bunlar ne kadar çok Kütüb-i Sitte gibi İslam alimlerin (icma) doğru kabul ettiği kaynaklar olsada, şüpheyle yaklaşmalıyız. Allahu Teala kendi sözlerini (Ayetler) koruyacağını taahhüt eder, peygamberimizin sözlerini (hadisler) değil. "Kesin olarak bilesiniz ki bu kitabı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz" (Hicr Süresi; 9). Peygamberimizin sözleri böylesine bir koruma altına alınmamış. Eğer alınsaydı, peygamberimizin sözleri haşa Allahın sözleri ile eş tutulmaya başlanırdı. Hadisler önemsizmi? Kesinlik değil ancak, Ayetlere tutunamayan kişiler sizleri hadisler ile kandırmak isteyebilir. Kendi tezlerini desteklemek için Ayet bulamayan birisi, sizleri kaynağı meçhul hadisler ile tuzağa düşürebilir. Bu tuzağa düşmemek içinde hadislerin ilahi koruma altında olmadığı, peygamberimizin vefatından yüz yıllar sonrası kayıt altına alındığını bilmeli ve hep şüpheyle yaklaşmalısınız. Şunu net anlamalısınız, konu peygamberimizle ilgili değil, konu onun mesajını getirdiğini iddia eden kişiyle ilgili. Örneğin; Buhari gibi alimler, bir kişiden bir hadis almadan onun yaşantısına bakardı. Bir çok hadisi, sadece aktaran kişinin yaşantısına bakarak elerdi. Kişi, peygamberimizin ahlakına uygun yaşantı sürdürmüyorsa o kişiden bir hadis alıp kitabına yazmazdı. Bizim yaptığımız ve size tavsiye ettiğimizde bu. İki; varsayalımki, o kişinin yaşantısı İslam dinine uygun, yine araştırmanız gerek çünkü o kişi birinci kaynak değil. O kişi bu bilgiyi başka birisinden aldı, o da başka birisinden o da başka birisinden derken iki üç yüz yıl geriye gitmelisiniz. Bu halkada da hep birisinin çürük olduğunu varsayarak kendi araştırmanızı yapmalısınız. Günümüzde bile bir ortamda söylenen cümleler, beş dakika sonra farklı bir ortamda çok farklı lanse edilebiliyor. Birde bu cümlelerin aradan yüz yıllar geçtikten sonraki halini düşünün. O yüzden, birileri peygamberimiz şöyle dedi, şöyle yaptı diyorsa, peygamberimize halel getirmemek için kandırılmamak için bunun doğruluğunu araştırmak bir zorunluluk, hatta dinimizin bir emri;

"Ey inananlar! Yoldan sapmış birisi, size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın! Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz
" (Hucurat Süresi; 6). Bir haberi veya bir bilgiyi başkalarına aktarmadan onun doğruluğunu araştırmak sadece hadisler için geçerli değil, kendi gözümüz ve kulağımızla tanık olmadığımız tüm olaylar için geçerli. Birisi size peygamberimizden bir haber getirdiğini söylediğinde (hadis), bunun doğruluğunu araştırmak peygamberimizle ilgili değil, kendi kulağımızla duymadığımız kendi gözümüzle görmediğimiz tüm olaylar için geçerli, ilahi bir emir. Bunun en güzel örnekleride buhari ve ebu müslim gibi İslam alimleri. Örneğin; buhari kendi çalışmasını yapar, ebu müslim bununla yetinmez, o da kendi çalışmasını başlatır. Ebu david ve tirmizide, bizden daha önce hadisler buhari ve müslim tarafından elden geçirilmiş, bizim bunu elden geçirmemize gerek kalmadı dememiş, onlarda farklı yüz yıllarda bunları elden geçirmeye ihtiyaç duymuş. Onların her biri kendilerinde bunu yapma zorunluluğu hissederken, onları örnek alan sizler neden kendinizde bu zorunluluğu hissetmiyorsunuz? Size bir bilgi geldiğinde, bunun doğruluğunu araştırma zorunluluğunu neden kendinizde görmüyorsunuz? Bilhassa günümüzün fitne çağında. Örneğin; büyük bir market zincirin, bir hastane gurubun erdoğan ailesine ait olduğuna inanan salaklar var bu ülkede. Neden? kendilerine gelen bilgileri teyit etmiyorlarda ondan. Doğru bilgi bir parmak uzaklığı olmasına rağmen bunu yapmıyorlar. Google açıp bu şirketlerin kurumsal websitelerinde o bilgileri teyit etme imkanı olmasına rağmen yapmıyorlar. Sonuç; bol bol iftira ve yalan günahını omuzlarına yüklüyor, kendilerini helaka sürüklüyorlar. O kayıp ruhları geçtikte, siz niye size gelen bilgileri teyit etme ihtiyacı hissetmiyorsunuz. Size inen özel bir Ayetmi var yoksa, sizi bundan muaf tutan. Size gelen bilgilerin doğruluğunu araştırmanıza gerek yok diyen. Kısacası, miladi bin yılına kadar İslam alimlerin her biri, kendi aklını kullanıp hadisleri süzgeçten geçirmiş. Ne olduysa miladi bin yıldan sonra olmuş. Miladi bin yıldan sonra alimler yan gelip yatmayı, eskilerin bilgilerini kullanmayı yani kopya çekmeyi tercih etmiş.

Bu yazımızda bir hadisin gerçek olup olmadığını nasıl anlarsınız, bunu size açıklayacağız. Umarız bu tüyolar size sahih olanları sahih olmayanlardan ayırtetmeye yardımcı olur.


1. Kur'an-ı Kerim

Bir hadisin gerçek olup olmadığını anlamanın en basit yolu, o bilgiyi Kur'an-ı Kerime teyit ettirmek. Size aktarılan hadis eğer herhangi bir Ayete ters düşüyorsa, bilinki o hadis sahih değil. Size verilen hadisi, Ayetler ile teyit etmeye çalışın, teyit edemiyorsanız o hadisten uzak durun. Bazıları size şunu söylebilir; hadisler ayetleri tamamlar, o konu ayetlerde geçmek zorunda değil, diyebilir. Bu doğru değil. "Bugün, inkar edenler sizi dininizden etmekten umutlarını kesmişlerdir, onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam'ı beğendim" (Maide Süresi; 3). Kur'an-ı Kerim tamamlanmış bir Kitap. Hadisler veya başka birileri tarafından tamamlanmaya muhtaç değil. Eğer böyle bir iddiada bulunursanız, dinimi tamamladım diyen Allahı, haşa yalancı konumuna oturtursunuz. Hadislerin görevi ne o zaman? Hadisler, Ayetlerin eyleme dönüştürülmüş halidir. Ayet ile hadis arasındaki fark? Ayetler emirdir, yasadır. Hadisler ise bu emir ve yasaların uygulamaya sokulma halidir. Hadislere asla bir emir bir yasa gözü ile bakmayın. Hadisler, ilahi bir emir nasıl uygulmaya sokulur bunu bize anlatan bir yaşam şeklidir. O yüzden her hadis kendisini bir Ayete dayandırmak zorunda. Eğer bir hadis bir Ayete dayanmıyorsa o hadis ya sahte ya da Kur'an-ı Kerimde anılmaya gerek duyulmayan önemsiz bir detay. Bilsenizde olur bilmesenizde. Özetlersek; hadislerin birinci kaynağı Ayetler. Bir hadisin doğru olup olmadığını öğrenmek istiyorsanız, Ayetlere bakın. Ayetler ile teyit edemiyorsanız, o hadisten uzak durun. Hadislerin ikinci kaynağı peygamberimizin ahlakı.

2. Peygamberimizin ahlakı

Bir hadisin sahih olup olmadığını anlamanın bir diğeri yolu ise peygamberimizin ahlakı ile bunu teyit etmeniz. Bunun içinde peygamberimizin hayatını okumalı ve bilmelisiniz. Günümüzde bir çok insanın hurafe hadislerin peşinde koştuğunu görüyoruz, bunun en basit nedenide peygamberimizin hayatını ve Kur'an-ı Kerim Ayetlerini bilmemeleri. Hadisleri anlamak peygamberimizin ahlakını anlamaktan geçer. Bir hadis size geldiğinde, peygamberimizin ahlakı, hadiste anlatılan davranışı sergilermiydi sergilemezmiydi buna bakınız. Eğer peygamberimizin ahlakı böyle bir davranışı veya cümleleri sarfetmezdi kanaatine varırsanız, o hadisten uzak durun. Değerli okurlarımız; Allahu Teala hepimize bir akıl vermiş ve bizler bu aklı kullanmakla mükellefiz. Bir gün Allahın huzuruna çıktığımızda, buhari/ müslim veya tirmizi bunları onaylamış, dolayısıyla kendi aklımı kullanmama gerek kalmadı deme şansınız yok. Neden? Bir buhari veya bir müslim ile sizin aranızda hiçbir fark yok. Onlarda kendi kulakları ile peygamberimizin sözlerini duymadı. Onlarda sizde eşit sorumluluğa sahipsiniz. Onlara sırtınızı dayanarak hadisleri sağa sola sallarsanız, ben onlardan almıştım, vebal onlarda deme şansınız yok. Onlar, ne kadar çok kendilerine gelen hadisleri kendi akıl süzgeçlerinden geçirdiyse sizde geçirmek zorundasınız. Kendi aklınızı kullanmak zorundasınız. Bunun içinde Ayetleri ve peygamberimizin hayatını iyi bilmek zorundasınız. İşte, üzüldüğümüz nokta burası. Bizlere hadislerden örnek veren kişilerin, Ayetler ve peygamberimizin hayatından hiçbir bir bilgiye sahip olmadıklarını görüyoruz. Bir hadise şüpheli yaklaştığımız zamanda, siz hadislere inanmıyormusunuz savunmasına geçiyorlar. Konu hadisler yani peygamberimiz değil arkadaşlar, konu peygamberimiz öyle söyledi diyenlerin peygamberimiz ve Ayetleri bilmemeleri. Eğer bilselerdi öyle bir söz veya eylemin peygamberimizden gelmeyeceğini bilirlerdi. P
eygamberimizin ahlakına bakarak hurafe bir hadisi nasıl tespit edebiliriz, bunu bir örnek ile size izah edelim;

Vaka çalışması


Hadis: Birgün, 'Peygamber Efendimiz sallâllâhu aleyhi vesellem' tırnaklarını sırasıyla keserken bir yahudi çocuğu onu görmüş ve: - “Tırnaklarını aynı benim babam gibi kesiyorsun!..” demişti. Bunun üzerine 'Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi vesellem' yahudilere benzememek için tırnaklarını karışık olarak kesmeye başladı...

Soru: bu hadis sahihmi sahih değilmi? Tirmizi, buhari veya diğer hadis kaynaklarını açıp okumadan, sadece peygamberimizin ahlakına, Ayetlere ve genel mantığa bakarak cevabınız ne olurdu?

Cevap: elbette, hurafe hadis derdiniz. Neden? Bu hadisi ahlaki boyuttan ele aldığımızda elimizde kalıyor. Peygamberimizin adabı tırnaklarını dışarıda kesmeye izin vermezdi. Yahudi veya başka birisi peygamberimizi tırnak keserken gördü derseniz, peygamberimizin böylesine kirli bir işi ulu ortam yaptı demeye getirirsiniz. Bu da peygamberimizin ahlaki ile örtüşmüyor. İki; peygamberimizin sıradan bir kişinin uyarısı veya eleştirisi sonrası hareketini değiştirdi derseniz, peygamberimizin bir hata içinde olduğu, o inceliği düşünemediğini ima etmiş olursunuz. Bu da peygamberimizin ahlakına ters. Peygamberimiz çok ince düşünceli biriydi. Peygamberimiz eğer bir inceliği kaçıracaksa, onu düzeltmek bir beşerin aklını aşar. Ayetlere gelirsek; peygamberimiz bir hata yaptığında veya yanlış bir davranış içinde bulunduğunda uyarıyı bir kul değil, Allah yapar. Orada yanlış veya sakıncalı bir davranış olsaydı, anında Allahu Teala müdahale eder ve uyarısını yapardı. Örneğin; Abese Süresi. Eğer herhangi bir kul peygamberi düzeltti veya uyardı demeye getirirseniz, bundan haşa, Allahın uyuduğu, uyarıyı bir kul yapmak zorunda kaldığı anlamı çıkar. İki; "Seni yalanlamaya kalkışırlarsa şöyle de: "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size aittir; siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz, ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim" (Yunus Süresi; 41). Benim yaptıklarım sizi ilgilendirmez, sizin yaptıklarınızda beni ilgilendirmez dedikten sonra, peygamberimiz bir yahudinin tırnak kesme şekli ile ilgilenmesi, onu kafasına takması size ne kadar mantıklı geliyor? Hiçte, mantıklı değil. O yüzden bu "hadis" bir çöp. Genel mantık açısından bakarsak; yahudi gibi görünmemek için tırnaklarını karışık kesiyor dediğiniz zaman, size şu soruyu sorarız; yahudiler sakal bırakıyor, eğer peygamberimiz yahudiler gibi görünmemek için azami gayret gösteriyor, hatta tırnaklarını bile karışık kesiyorsa neden sakalınıda kesmedi? Sakal daha çok göze batıyor. Tırnakların nasıl kesildiğini kimse görmez, ama sakalı herkes görür. Eğer yahudiler gibi görünmemek için tırnakların kesiliş şeklini bile değiştiriyor derseniz, sakalınıda çoktan kesmiş olması gerekmezmiydi? Peygamberimiz sakalını kestimi? Hayır. Yahudiler gibi görünmemek için tırnaklarını karışık kesiyor ama sakalını değil. Sizce de burada bir tuhaflık yokmu? Var. O yüzden genel mantık açısından da bu hadisi eleyebilirsiniz.

Peygamberimizin ahlakını tanımamız, Ayetleri bilmemiz ve biraz mantığımızı kullanmamız bakınız, hurafe bir hadisi elememizde bize nasıl yardımcı oldu. Lütfen sizde bu şekilde hadislere yaklaşın. Başkaların aklı ile değil kendi aklınızla hareket edin. Biliyoruz, bu peygamberimizin hayatını okumanızı gerektiriyor, Ayetleri anlayarak okumanızı gerektiriyor ve buda kolay bir iş değil. Belki bir kaç yılınızı alacak, ama hikmet ve bereket zaten zor olan yolda değilmi? Hazıra konmayın, zor yolu seçin. Bu sizin için daha hayırlı olacaktır. Hadislerin ucunda Allah ve peygamberimiz var. Yayılıma sürdüğünüz bir hadis eğer yanlış çıkarsa, Allah ve peygamberimiz hakkında çok kötü zanlara sebep olursunuz. Örneğin bu hadis. Bu hadis, pis işlerini ulu ortam yapan, yahudiler ile sidik yarışına giren, bir çocuk tarafından uyarılan, takıntılı cahil ve yetersiz bir peygamber profili çiziyor. Bunlar yaşanırkende haşa, Allahın uyuduğu izlenimi veriliyor. Allah ve peygamberimize bu vasıflar yakışıyormu? Hayır, ama bu tür hadisleri dolaşıma soktuğunuzda o izlenimi veriyorsunuz. Masum gibi görünen bir hadisten bakın neler çıkardık. O yüzden, hadisleri örnek vermeden çok iyi düşünün. Hurafe bir hadisin bedeli size çok ağır olur.


Özetlersek

Bir hadisi nasıl analiz ettiğimizi gördünüz.
Lütfen sizde bu şekilde aklınızı ve mantığınızı kullanın. Bir hadis size geldiğinde böylesine bir süzgeçten geçirin.
Siz bu kadar detayını düşünmek zorunda değilsiniz, ama ayetleri ve peygamberimizin hayatını bilmek zorundasınız. Ayetleri ve peygamberimizin hayatını bildiğiniz zamanda, hadislerdeki hatalar gözünüze batar. Hadislere şüpheli yaklaşmanız süzgeçten geçirmeniz imanınızı zayıflatmaz, tam aksi güçlendirir. Bizler sadece Ayetleri sorgusuz sualsiz kabullenmekle mükellefiz. Bunuda Ayetler ilahi bir koruma altında olduğu için. Hadisler böylesine bir korumaya alınmamış. Artı bu hadisleri toplayan alimler bu hadisleri kendi kulakları ile duymuş değil. Onlarda sizde duyumlar üzerine hareket ediyorsunuz. Bu hadisleri kayıt altına alanlar ile bizler aynı şartlar altındayız. Onlara güvenip lütfen kendi aklınızı saf dışı bırakmayın. Kim bilir, belki onların düşünemediği bir noktayı siz düşünür, sahih hadisleri toplamada sizinde bir katkınız olur. Bu bir bayrak yarışı. Onların bıraktığı yerden siz devam etmelisiniz. Batı dünyası ile İslam dünyası arasındaki en temel fark; onlar geçmiş çağlarda yaşayan bilim adamların eserlerini yetersiz bulup bunun üzerine ne koyabilirim sorusunu kendilerine soruyor. Siz ise kendinize bu soruyu sormuyorsunuz. Siz, geçmiş alimlerin üzerinde çalıştığı konuları tamamlanmış olarak görüyorsunuz. Geçmiş alimlerin eserlerini kusursuz, ilmin son noktası olarak görüyor onları ve eserlerini tabulaştırıyorsunuz. Üzerine birşey koymayı şirk sayıyorsunuz. Batı dünyası her yüz yıl, bir yüz yıl önceki alimlerin eserleri üzerine birşey koyuyor, siz ise yasaklıyorsunuz. O yüzden onlar uzay çağında siz bin yıl öncesindesiniz. O yüzden onlar efendi siz kölesiniz.