• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

sahih hadisleri hurafelerden nasıl ayırtedebiliriz


-2017
Hadisler hakkında bizlere bir çok soru geliyor. Sahih bir hadisi sahih olmayandan nasıl ayırtedebilirsiniz, bunun cevabını bu yazımızda vermeye çalışacağız. Sizlere hayrlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Değerli dostlar; İslam alemi peygamberimiz vefat eder etmez bölündü, öyle bir dönem düşününki peygamberimize en yakın iki sahabe birisi hz. ebu bekir diğeri hz osman, hz. osmanı öldürmek icin evini basanda hz. ebu bekirin oğlu oldu. Öyle bir dönem düşününki peygamberimiz sav'a en yakın iki sahabe, birisi hz. ayşe diğeri hz. ali, hz. ayşede hz. aliye karşı sefere çıktı. Öyle bir dönem düşününki peygamberimizin en sevdiği kişiler torunlarıydı ve daha peygamberimizin yüzü ve kokusu insanların hafızalarından silinmemişken bir İslam halifesi geldi ve peygamberimizin en değerlisini hz. hüseyini katletti. İşte bu karanlık dönemde birileri oturdu ve Müslümanları birbirine çarpıştırmak ve bölmek, dinimizin içine hurafe sokmak için yüzbinlerce, bakın onlarca demiyoruz yüzbinlerce hadis uydurdu. Peygamberimiz şu gün şunu söylemişti, peygamberimizin şu gün şunu yaptığına şahit oldum gibisine yüzbinlerce hadis uydurdu. O yüzden, hadis kelimesini duyduğunuzda aklınıza ilk peygamberimiz sav gelmesin, hadislerin yazıldığı dönem gelsin. Ne yapmalıyız hocam, hadisleri görmemezliktenmi gelelim? Tabiki, hayır. Sadece hadislerin doğruluğunu
yüzde yüz tespit etmemizin mümkün olmadığını aklınızdan çıkarmayın yeter. Sonuçta, güvenilir olarak gördüğümüz kaynaklar (Kütüb-i Sitte), bu hadisleri peygamberimiz sav ağzından kendi kulağıyla duymadı. Peygamberimiz sav vefatı ile sözlerini kayıt altına alma arasında yüz yıllar geçti. Binlerce kulaktan diğerine geçti. Bu süre içinde de peygamberimiz sav bu cümleleri sarf ettimi, ettiyse ne kadar olduğu gibi bırakıldı, ne kadar birşeyler eklendi veya çıkarıldı bunu tespit etmenin mümkün olmadığını bilin yeter. Bunlar ne kadar çok Kütüb-i Sitte gibi İslam alimlerin (icma) doğru kabul ettiği kaynaklar olsada, şüpheyle yaklaşmalıyız. Bakınız; Allahu Teala kendi sözlerini (Ayetler) koruyacağını taahhüt ediyor, peygamberimiz sav sözlerini (hadisler) değil. "Kesin olarak bilesiniz ki bu kitabı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz" (Hicr Süresi; 9). Peygamberimiz sav sözleri böylesine bir koruma altına alınmamış. Eğer alınsaydı, peygamberimiz sav sözleri haşa Allahın sözleri ile eş tutulmaya başlanırdı. Hadisler önemsizmi? Kesinlik değil ancak, Ayetlere tutunamayan kişiler sizleri hadisler ile kandırmak isteyebilir. Kendi tezlerini desteklemek için Ayet bulamayan birisi, sizleri kaynağı meçhul hadisler ile ikna etmek isteyebilir. Bu tuzağa düşmemek içinde hadislerin ilahi koruma altında olmadığı, peygamberimiz sav vefatından yüz yıllar sonrası kayıt altına alındığını bilmeli ve hep şüpheyle yaklaşmalısınız. Şunu net anlamalısınız, konu peygamberimiz sav ile ilgili değil, konu onun mesajını getirdiğini iddia eden kişiyle ilgili. Örneğin; Buhari gibi alimler, bir kişiden bir hadis almadan onun yaşantısına bakardı. Bir çok hadisi, sadece aktaran kişinin yaşantısına bakarak elerdi. Kişi, peygamberimiz sav ahlakına uygun yaşantı sürdürmüyorsa o kişiden bir hadis alıp kitabına yazmazdı. Bizim yaptığımız ve size tavsiye ettiğimizde bu. İki; varsayalımki o kişinin yaşantısı İslam dinine uygun, yine araştırmanız gerek çünkü o kişi birinci kaynak değil. O kişi bu bilgiyi başka birisinden aldı, o da başka birisinden o da başka birisinden derken iki üç yüz yıl geriye gitmelisiniz. Bu halkada da hep birisinin çürük olduğunu varsayarak kendi araştırmanızı yapmalısınız. Günümüzde bile bir ortamda söylenen cümleler beş dakika sonra farklı bir ortamda çok farklı lanse edilebiliyor. Birde bu cümlelerin aradan yüz yıllar geçtikten sonraki halini düşünün. O yüzden, birileri peygamberimiz sav şöyle dedi böyle yaptı diyorsa, peygamberimiz sav halel getirmemek ve kendinizi koruma adına bunun doğruluğunu araştırmak bir zorunluluk, hatta dinimizin bir emri. Bu yazımızda bir hadisin gerçek olup olmadığını nasıl anlarsınız, bunu size açıklayacağız. Umarız bu tüyolar size sahih olanları sahih olmayanlardan ayırtetmeye yardımcı olur.


1. Akıl

"Ey inananlar! Yoldan sapmış birisi, size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın! Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz
" (Hucurat Süresi; 6). Bir haberi veya bir bilgiyi başkalarına aktarmadan onun doğruluğunu araştırmak sadece hadisler için geçerli değil, kendi gözümüz ve kulağımızla tanık olmadığımız tüm olaylar için geçerli. Birisi size peygamberimiz sav'dan bir haber getirdiğini söylediğinde (hadis), bunun doğruluğunu araştırmak hadislere inanıp inanmamakla ile ilgili bir konu değil, kendi kulağımızla duymadığımız kendi gözümüzle görmediğimiz tüm olaylar için geçerli ilahi bir emir. Birise size eğer hadislere inanmıyormusunuz diye sorarsa; konu hadis değil konu Allah deyiniz. Allah kendi kulağımızla duymadığımız şeyleri araştırmamızı istiyor deyiniz. Hadis alimleri bu hadislerde hemfikir olmuş, onlarıdamı ret ediyorsunuz diye sorarlarsa; benim savunduğum şeyde bu deyiniz, hadis alimleri Allahın emrini yerine getirmiş ve kendilerine gelen bilgileri kendi akıl süzgeçinden geçirmiş, benim üzerime düşen görevde bu, onlar gibi konuları kendi akıl süzgeçimden geçirmek deyiniz. Kendi gözümle görmediğim kendi kulağımla duymadığım her haberi, buna inanmadan ve bu bilgiyi yaymadan öncesi bunun doğruluğunu araştırmak ilahi bir emir deyiniz. Bakınız, İslam dini bu konuda o kadar hassaski, yanlış bir bilginin ne tür kötülüklere sonuç vereceği konusunda, İslam dini kendi gözünüzle görmenizi bile yeterli görmüyor, dört şahit istiyor. "İffetli kadınlara iftira atan, sonra da dört şahit getiremeyen kimselere seksen sopa vurun ve artık onların şahitliklerini asla kabul etmeyin. İşte onlar yoldan çıkanların ta kendileridir" (Nisa Süresi; 4). Örneğin; bir şeytan göz boyaması (şizofreni) ile bir kişiyi kandırabilir ama dört kişiyi aynı anda kandıramaz. Birşeyi kendi gözünüz veya kulağınızla tanıklık etmenizi dahi
İslam dini yeterli görmüyor, kanıt için dört şahit istiyor. Yalan ve iftiranın bedeli çok ağır olduğu için, bir söz söylemeden ve yaymadan Allah bin düşünmemizi istiyor. O yüzden, bize bir bilgi geldiğinde ince eleyip sık dokumamız lazım. Buhari ve tirmizi yaptı ya deyip sorumluluktan kurtulma şansınızda yok, çünkü sizin onlardan farkınız yok. Onlarda hadisleri kendi kulağıyla duymadı, onlarla peygamberimiz sav arasında da yüz yıllar geçti. Onlar araştırıp sorguladıysa bilinki sizin üzerinizde de bu sorumluluk var. Bilhassa günümüz ortamında bu sorumluluk daha ağır. Bin yıl öncesi birisi bir hadis yakalayabilmek için aylarca bir yerden başka bi yere zor şartlar altında seyehat ediyordu, bugün ise tüm bilgiler bir parmak ucu uzaklığında (google). Onlar bu araştırmadan çok rahat vazgeçebilir, Allahın huzurunda da makul bahaneye sahip olabilirlerdi. Fakat bunu yapmadılar, zorluklara katlandı ve araştırdılar. Günümüzde ise tüm biligler bir parmak ucu uzaklığında, böylesine bir çağda da siz araştırmıyor ve sorgulamıyorsanız bunun vebali daha ağır bilginize. Onlar o zor şartlar altında kendilerine gelen bilgilerin doğruluğunu araştırdıysa, sizde araştıracaksınız hatta araştırmak zorundasınız. Belki sizdeki akıl daha üstün belki sizdeki ilim daha fazla belki sizdeki imkanlar daha çok. Hadisler ile ilgili birinci itirazımız buna; herkes kendi aklı ile olayları etüt etmeye çalışırken, siz sırtınızı başkaların aklına dayıyorsunuz. Bu da sizi vebal ve sorumluluktan kurtarmaz. Örneğin; buhari kendi çalışmasını yapmış, ebu müslim bununla yetinmemiş o da kendi çalışmasını başlatmış. Ebu david ve tirmizi, keza onlarda bizden daha önce hadisler buhari ve müslim tarafından elden geçirilmiş, bizim artık bunları elden geçirmemize gerek kalmadı dememiş, onlarda farklı yüz yıllarda bunları elden geçirmeyi ihtiyaç duymuş. Onların her biri kendilerinde bunu yapma zorunluluğu hissederken, onları örnek alan sizler neden kendinizde bu zorunluluğu hissetmiyorsunuz? Size bir bilgi geldiğinde bunun doğruluğunu araştırma zorunluluğunu neden kendinizde görmüyorsunuz? Size inen özel bir Ayetmi var, sizi bundan muaf tutan, size gelen bilgilerin doğruluğunu araştırmanıza gerek yok diyen? Kısacası, miladi bin yılına kadar İslam alimlerin her biri kendi aklını kullanıp hadisleri süzgeçten geçirmiş. Ne olduysa miladi bin yıldan sonra olmuş. Miladi bin yıldan sonra alimler yan gelip yatmayı, eskilerin bilgilerini kullanmayı yani kopya çekmeyi tercih etmiş. Sonuç? Günümüz İslam aleminin hali!!

2. Kur'an-ı Kerim

Hadis nedir? Peygamberimiz sav söz ve eylemleridir. Kimdir peygamberimiz sav? Mecazi anlamda Kur'an-ı Kerimin hayat buluş halidir. Yani Kur'an-ı Kerim eşittir peygamberimiz sav. Mecazi anlamda, hadisler Kuran-ı Kerimin vücut bulmuş halidir. Her bir hadis istisnasız kendisini bir Ayete dayandırır. Hadisler ile ilgili ikinci itirazımızda bu konuda; siz hadislerin doğruluğunu araştırırken Kur'an-ı Kerime değil hadis kitaplarına bakıyorsunuz. Yanlış. Hadislerin kaynağı Ayetlerdir. Hadisin doğruluğunu teyit etmek istiyorsanız hadis kitaplarını değil, Ayetleri araştırmanız gerekir. Bazı insanlar elbette çıkacak ve size; hadisler Ayetleri tamamlar, bir konu Ayette geçmek zorunda değil diyecektir. Böylesine bir durumla karşılaştığınız zamanda o kişiden olabildiği kadar uzaklaşın. "Bugün, inkar edenler sizi dininizden etmekten umutlarını kesmişlerdir, onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam'ı beğendim" (Maide Süresi; 3). Kur'an-ı Kerim tamamlanmış bir Kitap. Hadis veya başka birşey tarafından tamamlanmaya muhtaç değil. Eğer böyle bir iddiada bulunursanız, dinimi tamamladım diyen Allahı haşa yalancı konumuna oturtursunuz. Hadislerin görevi ne o zaman? Hadisler, Ayetlerin eyleme dönüştürülmüş halidir. Ayet ile hadis arasındaki fark? Ayetleri devletin anayasası, hadisleride bu yasaların uygulamaya sokan yürütme organı (cumhurbaşkanı) gibi düşünün. Bir ülkenin yürütme organı nasıl yasalar doğrultusunda hareket ediyorsa, hadislerde Ayetlere göre hareket eder. Hadisler, Ayetler nasıl uygulamaya sokulur bunu bize anlatan bir yaşam şeklidir. O yüzden her hadis kendisini bir Ayete dayandırmak zorunda. Eğer bir hadis bir Ayete dayanmıyorsa, o hadis ya sahte ya da Kur'an-ı Kerimde anılmaya gerek duyulmayan önemsiz bir detay. Bilsenizde olur bilmesenizde. Özetlersek; hadisler Ayetlerin hayat bulmuş hali. Bir hadisin doğru olup olmadığını öğrenmek istiyorsanız, Ayetlere bakınız. Eğer bir hadisi Ayetler ile teyit edemiyorsanız, o hadis ya hurafe ya da önemsiz bir detay, bilsenizde olur bilmesenizde. Önemsiz bir detay içinde kimseyle tartışmaya girmeyiniz. Hadislerin ikinci kaynağı ise peygamberimiz sav'ın ahlakı.

3. Peygamberimiz sav ahlakı

Bir hadisin sahih olup olmadığını anlamanın bir diğeri yoluda peygamberimiz sav ahlakı ile bunu teyit etmeniz. Bunun içinde peygamberimiz sav hayatını okumalı ve bilmelisiniz. Günümüzde bir çok insanın hurafe hadislerin peşinde koştuğunu görüyoruz, bunun en basit nedenide peygamberimiz sav hayatını ve Kur'an-ı Kerim Ayetlerini bilmemeleri. Hadisleri anlamak peygamberimiz sav ahlakını anlamaktan geçer. Eğer hadisleri anlamak istiyorsanız lütfen peygamberimiz sav hayatını okuyunuz. Okudukça peygamberimizin yapısı ve ahlakıyla ilgili bir şablonun
beyninizde oluştuğunu göreceksiniz. O şablonda Allahın izniyle sizi hurafe hadislerden uzak tutmak için yeterli olur. İlk önce beyninizde peygamberimiz sav ahlakıyla ilgili bir şablon oluşturuyorsunuz, sonrası hadiste anlatılan davranışı o şablonla kıyaslıyorsunuz. Ortaya çıkan sonuçtan yüzde yüz emin olmasanızda, en azından üzerinize düşeni yapıyor ve vebalden kurtuluyorsunuz. Değerli okurlarımız; Allahu Teala hepimize bir akıl vermiş, bizde bu aklı kullanmakla mükellefiz. Bir gün Allahın huzuruna çıktığınızda ve hurafe bir hadisten sorguya çekildiğinizde, ben bunu buhariden aldım deyip tüm suçu ona atma şansınız yok. Hurafe hadislerle ilgili Allahu Teala tirmizi, buhari vs önüne aldığında, anlatın bakalım diyecek, onlarda Rabbim biz elimizdeki imkanlar doğrultusunda üzerimize düşeni yaptık ve bize aktarılanları sorguladık diyecek. Sorgu size geldiğinde siz ne diyeceksiniz? Ben buhariden tirmizden aldım diyeceksiniz, siz neden araştırmadınız sorusu sorulduğunda ne diyeceksiniz? Yani ben onlardan almıştım, vebal onlara deme şansınız yok. Onlar ne kadar çok kendilerine gelen hadisleri kendi akıl süzgeçinden geçirdiyse sizde geçirmek zorundasınız. Kendi aklınızı kullanmak zorundasınız. Akılda neyle çalışır? Veriyle. Hangi konuda aklınızı çalıştırmak istiyorsanız, ilk önce aklınıza o konuyla ilgili veri yüklemeniz gerekiyor (okumak). Bu eğer hadis ise, o zaman hadisle ilgili kitap okumanız gerekiyor. Hadiste nedir; Ayetlerin eyleme geçiriliş hali ve peygamberimiz sav'ın hayatı. Hadisle ilgili aklınızı kullanmak istiyorsanız o zaman ne yapmanız gerekiyor; Ayetleri ve peygamberimiz sav hayatını okumanız gerekiyor. Siz tembel başınızdakiler tembel olduğu için ama kolaya kaçıyorsunuz, başkalarının emeği üzerinden (tirmizi, buhari vs) hadisleri okumaya çalışıyorsunuz. Bu da bilinizki mahşeri sorgudan sizi kurtarmayacak. Size itiraz ettiğimiz üçüncü noktada burası; bizlere hadislerden örnek verenlere baktığımızda, bunların ne Ayetleri ne de peygamberimiz sav'ın hayatını bildiğini görüyoruz. Bu kişilerin aktardığı hadise şüpheli yaklaştığımız zamanda, siz hadislere inanmıyormusunuz savunmasına geçiyorlar. Anlamıyorlar, konunun hadis değil kendileri olduğu. Bizim itirazımız hadislere değil arkadaşlar, peygamberimiz sav öyle söyledi diyenlerin peygamberimiz sav ahlakını ve Allahın Ayetlerini bilmemesi. En basiti eğer peygamberimiz sav'ın hayatını bilselerdi, savundukları hadisin peygamberimiz sav'dan gelmeyeceğini bilirlerdi.

Peygamberimiz sav ahlakına bakarak hurafe bir hadisi nasıl tespit edebiliriz, bunu bir örnek ile size izah edelim;
Vaka çalışması


Hadis: Birgün, 'Peygamber Efendimiz sallâllâhu aleyhi vesellem' tırnaklarını sırasıyla keserken bir yahudi çocuğu onu görmüş ve: - “Tırnaklarını aynı benim babam gibi kesiyorsun!..” demişti. Bunun üzerine 'Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi vesellem' yahudilere benzememek için tırnaklarını karışık olarak kesmeye başladı...

Soru: bu hadis sahihmi sahih değilmi? Tirmizi, buhari veya diğer hadis kaynaklarını açıp okumadan, sadece peygamberimizin ahlakına, Ayetlere ve genel mantığa bakarak cevabınız ne olurdu?

Cevap: elbette, hurafe hadis derdiniz. Neden?

- Ahlak boyutu: bu hadisi ahlaki boyuttan ele aldığımızda elimizde kalıyor. Peygamberimiz sav adabı tırnaklarını dışarıda kesmeye izin vermezdi. Yahudi veya başka birisi peygamberimiz sav tırnak keserken gördü derseniz, peygamberimiz sav böylesine kirli bir işi ulu ortam yaptı demeye getirirsiniz. Bu da peygamberimiz sav ahlaki ile örtüşmüyor. İki; peygamberimiz sav sıradan bir kişinin uyarısı veya eleştirisi sonrası hareketini değiştirdi derseniz, peygamberimiz sav bir hata içinde olduğu, o inceliği kendisi düşünemediğini ima etmiş olursunuz. Bu da peygamberimiz sav ahlakına ters. Peygamberimiz sav çok ince düşünceli biriydi. Bir incelik eğer peygamberimiz sav'ın gözünden kaçıyorsa, o herkesin gözünden kaçardı. Birisinin gelip peygamberimizi düzetlme diye birşey söz konusu olmazdı.

- Ayet boyutu: peygamberimiz sav bir hata yaptığında veya yanlış bir davranış içinde bulunduğunda uyarıyı bir kul değil, Allah yapar. Orada yanlış veya sakıncalı bir davranış olsaydı, anında Allahu Teala müdahale eder ve uyarısını yapardı. Örneğin; Abese Süresi. Eğer herhangi bir kul peygamberi düzeltti veya uyardı derseniz bununla Allahın haşa uyuduğu, uyarıyı bir kul yapmak zorunda kaldığını ima etmiş olursunuz. İki; "Seni yalanlamaya kalkışırlarsa şöyle de: "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size aittir; siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz, ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim" (Yunus Süresi; 41). Benim yaptıklarım sizi ilgilendirmez, sizin yaptıklarınızda beni ilgilendirmez dedikten sonra, peygamberimiz sav bir yahudinin tırnak kesme şekli ile ilgilenmesi, onu kafasına takması size ne kadar mantıklı geliyor? Hiçte mantıklı değil. O yüzden bu hadis bir çöp.

- Akıl boyutu: yahudi gibi görünmemek için tırnaklarını karışık kesiyor dediğiniz zaman, size şu soruyu sorarız; yahudiler sakal bırakıyor, eğer peygamberimiz sav yahudiler gibi görünmemek için azami gayret gösteriyor, hatta tırnaklarını bile karışık kesiyorsa neden sakalınıda kesmedi? Sakal daha çok göze batıyor. Tırnakların nasıl kesildiğini kimse görmez, ama sakalı herkes görür. Eğer yahudiler gibi görünmemek için tırnakların kesiliş şeklini bile değiştiriyorsa, sakalınıda kesmiş olması gerekmezmi? Yahudiler gibi görünmemek için tırnaklarını karışık kesiyor ama sakalını değil. Sizce de burada bir tuhaflık yokmu? Var. O yüzden genel mantık açısından da bu hadisi eleyebilirsiniz.

Peygamberimiz sav ahlakını tanımamız, Ayetleri bilmemiz ve biraz mantığımızı kullanmamız, hurafe bir hadisi elememizde bize nasıl yardımcı olduğunu gördünüzmü. Lütfen sizde bu şekilde hadislere yaklaşın. Başkalarının aklı ile değil kendi aklınızla hareket edin. Biliyoruz, bu peygamberimiz sav hayatını okumanızı gerektiriyor, Ayetleri anlayarak okumanızı gerektiriyor ve buda kolay bir iş değil. Belki bir kaç yılınızı alacak, ama hikmet ve bereket zaten zor olan yolda değilmi? Hazıra konmayın, zor yolu seçin. Bu sizin için daha hayırlı olacaktır. Hadislerin ucunda Allah ve peygamberimiz var. Yayılıma sürdüğünüz bir hadis eğer yanlış çıkarsa, Allah ve peygamberimiz sav hakkında çok kötü zanlara sebep olursunuz. Örneğin bu hadis. Bu hadis, pis işlerini ulu ortam yapan, yahudiler ile sidik yarışına giren, bir çocuk tarafından uyarılan, takıntılı cahil ve yetersiz bir peygamber profili çiziyor. Bunlar yaşanırkende
Rabbimizin haşa uyuduğu izlenimi veriliyor. Peygamberimiz sav'ı en ufak hatasında uyaran (abese süresi) Allahımız, peygamberimiz sav'ı uyarma görevini bir çocuğa bırakıp İslamı ve peygamberimiz sav'ı yetersiz ve aciz göterirmi? Göstermez, ama bu tür hadisleri dolaşıma soktuğunuzda o izlenimi veriyorsunuz. Masum gibi görünen bir hadisten bakın neler çıkardık. O yüzden, hadisleri örnek vermeden çok iyi düşünün. Hurafe bir hadisin bedeli size çok ağır olur.


Özetlersek

Bir hadisi nasıl analiz ettiğimizi gördünüz.
Lütfen sizde bu şekilde aklınızı ve mantığınızı kullanın. Bir hadis size geldiğinde böylesine bir süzgeçten geçirin.
Siz bu kadar detayını düşünmek zorunda değilsiniz, ama Ayetleri ve peygamberimiz sav hayatını bilmek ve kendi aklınızı kullanmak zorundasınız. Ayetleri ve peygamberimiz sav hayatını bildiğiniz zamanda, hadislerdeki hatalar gözünüze batar. Bu hadisleri doğru olarak kabul eden alimler neden bu tespitleri yapamadı? Akıl akıldan üstündür, hatasız kul yoktur, herkes herşeyi bilmek zorunda değil. Hata yapmış yanılmışlar işte, olay bu kadar basit. Yoksa siz onları hatasız birer kul olarakmı görüyorsunuz? Görmüyorsanız, yanılma ihtimallerini niye gözönünde bulundurmuyorsunuz? Bulundurmanız, hadislere şüpheli yaklaşmanız süzgeçten geçirmeniz imanınızı zayıflatmaz, tam aksi güçlendirir. Bizler sadece Ayetleri sorgusuz sualsiz kabullenmekle mükellefiz. Bunuda Ayetler ilahi bir koruma altında olduğu için. Hadisler böylesine bir korumaya alınmamış. Artı bu hadisleri toplayan alimler bu hadisleri kendi kulakları ile duymuş değil. Onlarda sizde duyumlar üzerine hareket ediyorsunuz. Bu hadisleri kayıt altına alanlar ile bizler aynı şartlar altındayız. Onlara güvenip lütfen kendi aklınızı saf dışı bırakmayın. Kim bilir, belki onların düşünemediği bir noktayı siz düşünür, sahih hadisleri toplamada sizinde bir katkınız olur. Gerçeklerin ortaya çıkışında sizinde katkınız olur. Bu bir bayrak yarışı. Onların bıraktığı yerden siz devam etmelisiniz. Siz ama ne yapıyorsunuz, yan gelip yatıyor ve bin yıl öncesi yapılan çalışmayı yeterli görüyor, dahada beteri, o çalışmanın üstüne bir çalışmayı yasaklıyorsunuz. Batı dünyası ile İslam dünyası arasındaki en temel fark; onlar geçmiş çağlarda yaşayan bilim adamların eserlerini yetersiz bulup bunun üzerine ne koyabilirim sorusunu kendilerine soruyor. Siz ise kendinize bu soruyu sormuyorsunuz. Siz, geçmiş alimlerin üzerinde çalıştığı konuları tamamlanmış olarak görüyorsunuz. Geçmiş alimlerin eserlerini kusursuz, ilmin son noktası olarak görüyor onları ve eserlerini tabulaştırıyorsunuz. Üzerine birşey koymayı şirk sayıyorsunuz. Batı dünyası her yüz yıl, bir yüz yıl önceki alimlerin eserleri üzerine birşey koyuyor, siz ise yasaklıyorsunuz. O yüzden onlar uzay çağında siz bin yıl öncesindesiniz. O yüzden onlar efendi siz kölesiniz. 







kelimelerden türemiş hurafeler