nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    




Kader nedir;
Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta, size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede, soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde, sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz. 

İstanbul;
nasıl olurda haklı olduğumuz bir yerde, bu kadar haksız konuma düşebiliyoruz? Nasıl olurda yüzyılın kazığını yiyor, bunuda demokrasi diye bizlere yutturabiliyorlar? Nasıl olurda hırsızlık yapan değil, mağdur edilen demokrasiyi hazmedemeyen konumuna düşebiliyor. Bir operasyonla istanbulu çaldılar. Bunuda bize demokrasi diye yutturdular. Nasıl bu hale düşebildik? Çok basit; olaylara verdiğimiz tepkiyle. Değerli dostlar; her bir olay sizin verdiğiniz tepki kadar ilgi çeker. Sizin verdiğiniz tepki orantısında birşeyin büyüklüğü veya o şeye verdiğiniz değer anlaşılır. İnsanlar olayların vahamiyetini sizin verdiğiniz tepki oranında algılar. Siz bir olaya cılız bir tepki verirseniz, insanların olay hakkında algılamasıda o kadar olur. Birileri eğer, ne olmuşki ne varmış diyorlarsa bu sizi şaşırtmasın, bu söylemler sizlerin gösterdiği tepkinin yansımasıdır! Akıl, akıl, akıl, akıl. Onlar bir üst akıl ile hareket ediyor, siz ise bireysel olarak. O yüzden onlar hep kazanıyor, bizede kazık kalıyor.

Onlar ne yaptı;
17- 25 aralığını yaptılar. O günlerde yoktan yüzyıllığın yolsuzluğunu çıkardılar. P
ireyi deve yaptılar. Nasıl yaptılar bunu? Görsel effektler ile! Bir anda her yere baskın düzenlediler. Bunlarıda medya önünde yaptılar. Büyük iş adamlarını ve bürokratları tutukladılar. Tutuklanan kişiler ne kadar büyük mertebeye sahipse yolsuzlukta o kadar büyüktür kanaati var ya, işte o kanaati uyandırmak için büyük iş adam ve bürokratları tutukladılar. Çok sayıda insan tutukladılar. Ne kadar çok insan tutuklanırsa, o kadar büyük bir operasyon yapılıyor algısı var ya, işte o algıyı uyandırmak için yüzlerce kişiyi tutukladılar. Baskın yaptıkları ev ve işyerlerinden kolilerce dosya çıkardılar. Ne kadar bol dosya o kadar çok delil algısı var ya, işte bu izlenimi uyarmak için baskın yaptıkları ev ve iş yerlerinden bol bol dosya taşıdılar. Kameralar önünde büyük bir şov sergilediler ve olmayan şeyleri veya pirelik olayları yüzyılın yolsuzluğu olarak topluma yutturdular. Türkiye'ye büyük bir algı operasyonu çektiler. İşte buna üst akıl denilir. Örneğin itiraz süreçleri devam ederken, nasıl paris belediye başkanı ve yurtdışı medya organları ekrem imamoğlunu tebrik etmeye başladığını gördünüz. Bu işte bir üst akıl hareketidir. Bir vasfı bir kişi ile ne kadar çok özleştirirseniz, akıllarda o kalır. Bir hırsız vasfı değil, belediye başkan vasfı kalır. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, o ünvanı elinden aldığınızda o kadar büyük mağduriyet yaratırsınız. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, toplum nezdinde o kişinin kabülünü o kadar hızlandırırsınız. Topluma, verin adama mazbatasını, bir 5 yılda o yönetsin ne var bunda dedirttirir, yüzyılın hırsızlığını topluma yutturursunuz. Ekremcik boşuna belediye başkanı vasfıyla dolaşmıyor. Hepsi bir üst aklın oyunu. Çok bilinçli ve stratejik hareket ediyorlar. Ya biz, biz ne yapıyoruz?

Gelelim bizim eziklere;
bizim elimizde gerçek bir deve var; il ve ilçe seçim kurumu, chp il ve ilçe teşkilatı, chp' li belediyeler, fetö ve pkk' nın yer aldığı yüzyılın hırsızlığı elimizde var. Onlar 17-25 aralıkta ne yapmıştı, pireden deve çıkarmıştı. Biz ne yaptık? Bizde deveyi pireye dönüştürmeyi başardık. Elimizde yüzyılın hırsızlığı var, hırsızı suçüstü yakalamışız ama sus pusuz. Siz binali yıldırım hiç ortalıkta görüyormusunuz? Binaliye tavsiyemiz; kim sana sessiz kal ve ysk kararını bekle dediyse, onları kov. Sesini çıkarmayan bebeğe mama verilmez. Karşı taraf ne kadar ses çıkarıyorsa, sizde en azından o kadar çıkaracaksınız. Karar verici makam Allahtır. Çaba göstermedende Allaha tevekkül edilmez. Yan gelip yatarak, hakkın size gelmesini bekleyemezsiniz. Karşı tarafın bir olaya nasıl bir akıl ile yaklaştığını gördünüz, bizim mahallede ise böylesine bir akıl yok! 17 yıldır devlet biziz. Üzülerek görüyoruzki, bu süre içinde hiçbir devlet refleksi hiçbir üst akıl geliştirememişiz. Kimin nerede ne yaptığı belli değil. Her kurum birbirinden bağımsız kendi kafasına göre takılıyor. Eğer bir konu hakkında harekete geçilmesi gerekiyorsa, kimse harekete geçmiyor. Herkes diğerine bakıyor. Kimse insiyatifi almıyor. Kimse hareket etmeyincede, erdoğan devreye girmek zorunda kalıyor ve emirle yaptırıyor. Sonrada her yere müdahale eden, kötü olan erdoğan oluyor. Ne gerek var kendini yıpratmaya. Sistemini kur, çarklar kendi kendine işlesin. Maalesef kurmadı. Bu erdoğanın, bu devlete yaptığı en büyük kötülük. 70 yaşına geldi, bir 70 yıl daha yaşayacak değil. Başına bir iş geldiğinde, bu devlet sudan çıkmış balık durumuna düşecek. Akbabalar gibi herkes devletin başına çöreklenecek. Onlar bir üst akıl ile, biz ise akıldan yoksun hareket ettiğimiz içinde, bu kavgada kaybeden biz olacağımız şimdiden çok aşikar. Bin parça olacağız. Erdoğan gittiğinde çok büyük bir koas geride bırakacak, bu çok açık. Maalesef ve maalesef milli ve yerli bir derin devlet oluşturmadı. Kurumlar arası koordinasyonu sağlayan, bir emir beklemeden insiyatif alan, kendinden harekete geçen milli ve yerli bir devlet refleksimiz yok. Örneğin; fetö adında bir örgüt devletin kırmızı kitabına giriyor, merkez yani Ankara ama, il ve ilçelerde fetö ile nasıl mücadelede ediliyor neler yapılıyor bundan bir haberdar değil. Örneğin; sağdan soldan kişileri bakan yaptılar. Gel sen kafana göre milli eğitimi yönet, diğerine gel sen kafana göre şurasını yönet denildi. Böyle olmaz arkadaşlar, bu kafayla siz bir yere varamazsınız. Nasıl olmalıydı, büyük devletler nasıl yapıyor bunu? Yüz yıl sonrası neslinizi ve ülkenizi nerede görmek istiyorsanız, ona göre eğitimde ekonomide veya turizmde bir yol haritası çizersiniz, gelen her kişide o plan dahilinde hareket eder. Kısacası, devlet böyle yönetilmez. Bu neyi gösteriyor? Bir üst akıl yokluğunu. Biz maalesef devletin bekasını ilgilendiren konuları, ilçede çalışan sıradan bir memurun insiyatifine ve niyetine bırakıyoruz. O da, bu benim üzerimde kalır korkusu ile sıradan bir soruşturma ile süreci idare etme boyutuna gidiyor. Ben soruşturmayı açayım, benden sonrakiler ne karar verirse bu onların sorunu olsun deyip sıradan bir soruşturma 5 yıl sürüyor ve halen kapanmıyor. Kimse kendi kariyerini riske atmak istemiyor. Bu da, memur iyi niyetliyse. Dosyalar, art niyetli birine düştüğünde zaten olaylar anında sümenaltı ediliyor ya da anında harekete geçiliyor ve o makamlar birilerine baskı uygulamak için kullanılıyor. Örneğin; mansur yavaş ve ekrem imamoğlu ikisi de dolandırıcılıktan yargılanıyor ve dosyaları yıllardır bir karara bağlanmadı. Kimse dosyalarına dokunmadı. Birileri dosyaları oyaladı, adamlarda geldi belediye başkanı oldu. Şimdi dokunsanız, yani o dosyaları bir karara bağlasanız bir dert, dokunmasanız ayrı bir dert. Daha önce dokunsaydınız cılız ses çıkardı, şimdi ise seçilene dokunduğunuz için dünyayı ayağa kaldırırlar. Ne gerek vardı bu boyuta getirmeye. Devlet dediğin bir virüs programı gibi kurumları ve adliyeleri sürekli tarar. Olayları böylesine çıkmaza gelmesine izin vermez.

Milletin tercihine saygı duyacaksınız, seçtiği kişiye saygı duyacaksınız, amenna, buna hiçbir itirazımız yok. Ancaaak, ebeveynlerin çocuklarına karşı nasıl bir sorumluluğu varsa, devletinde milletine karşı bir sorumluluğu var. Siz ebeveyn olarak nasıl zararlı websiteleri veya kanallardan çocuklarınızı uzak tutuyorsunuz, devlette vatandaşlarını zararlı kişilerden uzak tutma sorumluluğuna sahip. Devletimiz maalesef bunu yapmadı. Bizde sorumluluğunu yerine getirmeyen ebeveyne nasıl kızıyorsak devletede o şekilde kızıyoruz. Devlet dediğiniz, iyi bir ebeveyn gibi vatandaşlarını zararlı kişilerden korur, beyinlerinin zehirlenmesine izin vermez. Örneğin; fox, odatv ve sözcü gibi batının operasyonel medya kurumların yayınlarına asla müsade etmemesi gerekirdi. Siz bu tür yayın organlarına müsade ederseniz, toplumun zehirlemesine izin verirseniz, bir kitlenin o uyuşturulmuş beyinler ile sabıkalı kişilere oy vermelerine, pkk ve fetö ile işbirliğine girmelerine engel olamazsınız. Elbette muhalif medya olacak, bunlar ama muhalefet yapmadı. Bunlar sabah akşam yalan haber yayınladı. Kitleleri ayrıştırma ve fitne sokma görevini üstlendiler. Yıllardır bunu yaptılar ve kimsede bunlara dur demedi. Ne devlet ne savcılar harekete geçti. Sonuç; kutuplaşmış bir topluluk ve devletinden nefret eden bir kitleye sahibiz. Sizce bu kendiliğindenmi oldu? Birileri bir kitleyi devletten nefret eder hale getirdi. Devlet olarakta siz bu sürece sadece, seyretmekle yetindiniz. O yüzden bu sabıkalı tipleri seçenler kadar, devlette bu seçilenlerden sorumludur. İlin adamı amerikadan geliyor, sendikaları, meslek odaları ve partileri dezayn ediyorsa, sende dezayn edeceksin. B
en bir kabile devleti değilim diyorsan sende edeceksin. Kıssasa Kıssas. Varlığını her alanda hissettireceksin. Yapmıyorsan sende sorumlusun.

Öyle veya böyle, devlet olarak maalesef ortalıkta yok'uz. Yargıda ve kurumlarda devlet olarak yok'uz. Yok olduğumuz içinde olayların vahamiyetini soruşturmalara yansıtamıyoruz, yansıtamadığımız içinde caydırıcı bir devlet olamıyor haklılığımızı karşı tarafa aktaramıyoruz. Bakınız, dünyanın hiçbir yerinde yargı bağımsız değildir. Yargı, bir devletin kendi varlığını hissettirdiği yegani noktadır. Bir devletin devlet olduğunu yargısından anlarsınız. Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa, bilinki onlar sizin devlet olmanızı istemiyor!! Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa bilinki, onlar orasını çoktan ele geçirdi, kendi derin devletciklerine dokunulmasını istemiyor. Anlayacağınız, birileri bizim eziklere yargının devletten bağımsız olması gerektirdiğini yutturmuş. Hal bu olunca, devlete yapılan yanlışlara karşı yargıyı harekete geçiremiyoruz. Yüzyılın hırsızlığı ile karşı karşıya olmamıza rağmen, bizimkiler o kadar cılız o kadar alttan alan bir ton ile hareket ediyorki, hırsıza verdikleri rahatsızlıktan ötürü özür dileyecek haldeler. İtirazları ile hırsızların mazbatasını geciktirdikleri için özür dileyecek durumdalar. Böylesine ezik ve pasif bir tepki verdiğiniz zamanda, haklı olduğunuz bir konuda haksız duruma düşüyorsunuz. Demokrasiyi hazmedemeyen siz oluyorsunuz. Ne yapılmalıydı? Usülsüzlükler tespit edildiği an, chp ilçe teşkilatları ilçe seçim kurumları, nüfus müdürlüklerine baskınlar düzenlenmeli ve hepsi tutuklanmalıydı. Ne kadar üst düzey kişileri tutuklarsanız ve sayısal olarak ne kadar çok kişiyi tutuklarsanız, olayın vahamiyeti o kadar anlaşılırdı. Bunlarda medyanın önünde yapılmalıydı. Sıra bana gelecek diye herkes tir tir titremeli, tehdit savuranlarda korkudan susmalıydı. Bunların hiçbiri yapılmadı. Neden? Bir üst akıl eksikliğinden ve ürkek ve yalaka tiplerin partiyi ele geçirmesinden, erdoğanın son 20 yıl içinde ikinci üçüncü dördüncü beşinci erdoğanlar çıkaramamasından. Bizim mahallede metin külünk gibi ne kadar şahin varsa hepsi tasfiye edildi, yerlerine ezik ve yalaka tipler getirildi.
Bunlardanda hep cılız ve müzakereci sesler çıktı. Şu söylemi duymuşsunuzdur; erdoğan çok kavgacı! İşte bunlar içimizdeki kripto fetöcülerin söylemi. Bizleri uysal hale dönüştürme projesinin bir parçasıdır. Size ne yapılırsa ses çıkarmayın demenin nazik yoldur. Başımıza ne geldiyse zaten bundan geldi, ses çıkarmadığımızdan bunlara dünyayı başlarına yıkmadığımızdan ötürü geldi. Ne elde ettiysekte saldırdığımızda elde ettik; 15 temmuz, hendek operasyonları, afrin ve fırat kalkanı harekatı! İçimizden birileri ama böylesine proaktif bir boyuta geçememizi istemiyor. Mağduru oynamak, haksızlıkları hazmetmek, bize biçilen rol bu! Bayrağı alıp karşı tarafa saldıran, karşı tarafın pisliklerini masaya döken karşı tarafı defansa zorlayan yok. Siz süleyman soylu dışında savaşan başka birini görüyormusunuz? 20 yıllık bir partide ikinci bir şahin çıkmazmı hiç. Kaldıki süleyman soylu da dışardan geldi. 20 yıl iktidarsınız ve bir tane şavaşçı üretemediniz. Bu topraklar ezikleri kaldırmaz. Herkesin gözü olduğu bu topraklarda şahin olmak zorundasınız. Biz sulh döneminde değiliz. Eğer sulh döneminde olsaydık, her tarafa barış mesajları göndermek bir anlam taşırdı ama, realite bu değil. Bizler savaş dönemindeyiz. İhtiyaç duyduğumuzda savaşçılar. Maalesef, biz kendi içimizden susturulduk. İçimizdeki ezikler kontrolü ele geçirdi. Karşı tarafa ise gün geçtikçe daha çok hırçınlaşma talimatı verildi. Biz sesimizi yükselttiğimizde kutuplaştırıyorsunuz denildi, onlar seslerini yükselttiğinde bu özgürlük ve demokrasi oldu. Bir ihanet ortaya çıktığında bunu haykırmak hainlik edenlere dünyayı dar etmek isteyen şahinler çıktı, ak partili yöneticiler ise müdahale etme ve sessiz kal, sokakları germeyelim diyerek bunları susturdu. İçimizdeki birileri şahinleri sustura sustura sustura bunların her türlü ihanetine, hakaretine, suçuna göz yumar hale geldik. Sonuç; bunlara göz yuma yuma istanbulu çaldılar! Henüz itirazlar sonuçlanmadı ama, bu aşamadan sonra ne olursa olsun, bu hileyi yapabildiler ve ak parti uyuduysa, böylesine büyük bir olaya karşı devlet böylesine ezik bir refleks sergiliyorsa, geçmiş olsun bize. Anında cezaları kesemiyorsan, olayın yaşandığı gün devlet olarak ağırlığını hissettiremiyorsan, geçmiş olsun bize. İstanbul düşmana kaptırılmış, yapanında yanına kar kalacağını hepimiz biliyoruz. Üzücü olanda bu! Mahkeme süresi beş yıl sürecek, sonunda bir kaç kişi bir kaç yıl ceza alıp olay kapanacak.
 
Arkadaşlar;
burada konu İstanbul konu aya sofya. İstanbul düşerse kudüs düşer, mekke düşer demiyormuyuz? Eeee, adamlar büyük bir hile ile istanbulu çaldılar. Bugün ohal ilan etmiyeceksinizde ne zaman edeceksiniz, bugün fırtına koparmayacaksınızda ne zaman koparacaksınız? Ne hale geldik. Mağdur olan sessiz, hırsız ise ortalıkta dolaşıp çaldığım malı vermezseniz ortalığı yakar yıkarım diyor. Fırtına koparması gereken masa altına saklanmış, sobelenen hırsız ise fırtına koparmakla tehdit ediyor. Ne hale geldik! Bileğin hakkıyla kazanırsın, bizde Rabbim böyle takdir etmiş der yenilgiyi kabul ederiz. Hile ile çalmaya kalkıyorlarsa ama, o zaman bunlara dünyayı dar etmek gerekir. Biz bu şekilde bunlara sürekli prim verir, alttan alır ve bunların suçlarına göz yumarsak bunun bedeli bize çok ağır olur. Oldu da. 15 temmuzda Türkiye' yi 31 martta' da istanbulu çalmaya kalkıştılar. Demek 15 temmuz sonrası biz bunlara anladıkları cevabı verememişiz. Darbecileri kravat takım elbise mahkemeye getirirsen, olacağı buydu. Darbe yapanlara karşı bu kadar layt davranırsan, olacağı buydu. Böylesine pasif ve ezik devlet olursan, her türlü ihanete davetiye çıkarırsın. Nasıl olsa devlet birşey yapmıyor denilerek önüne gelen devlete ihanet etmeye başlar. Yani bunların 15 temmuz sonrası bir darbe girişimi
(istanbul) daha tezgahlayacakları dünden belliydi. O kadar layt bir devletizki, vatana ihanet etmek için resmen davetiyeler dağıtıyoruz. Örneğin; ahmet türk. Terör örgütü üyeliğinden hapis cezası yedi, hasta diye tahliye edildi, sonrada kalktı mardin büyükşehir belediye başkanı oldu. Hapiste yan gelip yatmak için hasta, büyükşehir belediye başkanlığı için sağlıklı. Bu bizim hekimlik mantığımıza yatmıyor, sizin mantığınıza yatıyormu? Şimdi bunun mazbatasını vermezseniz bir sorun, verirseniz başka bir sorun. İşte bu boyuta getirmemeniz gerekliydi. Bu boyuta gelmeden müdahalenizi yapmanız ve önleminizi almanız gerekliydi. Dünyada, olaylar yaşandıktan sonra uyanan ve müdahalesini yapan tek devlet biziz. Rabbim bizi acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Bunlar başta kaldığı müddet biz daha çok kazık yeriz. Daha çok görememişiz, aldatılmışız deriz. Örneğin; kamudan atılanların seçme hakkı olmadığını siz biliyormuydunuz? Biz bilmiyorduk ve bunu yeni öğrendik. Biz bilmiyorduk çünkü, biz sıradan vatandaşıyız. Ya devlet, devlet nerede? Meğerki devletimiz, kurumlardan kovulan fetöcülere yıllardır, sahip olmadıkları bir hakkı tanımış. Eeee, bu kafayla bugünlerimizi ziyadesiyle hak ediyoruz. Biz bu kafayla bu ezik halimiz ile daha çooook kazık yeriz.
 
Paradoks nedir;
birbirine zıt kavramları bir ifadenin içine sokmaktır. Doğru olan bir ifadenizin içine öyle bir kelime sokuyorsunuzki o ifadenizi kendi içinde çelişkili duruma düşürüyorsunuz. Örneğin; muhalefet. Ne diyorlar; "hukuki dayanağı olmayan süreci durdurmak, Türkiye ve İstanbulun yararına olacaktır". Bu ifade paradoks bir ifade. Hukuktan bahsediyorsunuz, hukuksuzlukla yani
sokak eylemleri ile tehdit ediyorsunuz. Hukuktan bahsediyorsunuz, karşı tarafın hukuki haklarını yok sayıyorsunuz. İşte buna paradoks denir. Örneğin; "seçim sonuçlarını kabul edin", söylemi. Buda paradoks bir söylem. Seçim henüz sonuçlanmamışki sonuçlar kabul edilsin. İtiraz süreci, seçimin bir parçası değilmi? Örneğin; faşizim ve diktaya karşı seçimleri kazandık? Bu da paradoks, kendi içinde çelişkili bir söylem. Diktatörlük ile seçimler kelimesini aynı cümlede kullandığınızda ortaya paradoks bir söylem çıkar. Neden, çünkü faşizim ve diktatörlüğün olduğu bir yerde seçimler olmaz. Seçimler olduğu zamanda faşist ve diktatör olan yüzde 99 oy ile kazanır. Yani diktanın olduğu bir yerde sizlerin seçim kazanması söz konusu olamaz. Bu hırsızların söylemlerine dikkat ederseniz, sürekli bir paradoks içinde olduklarını görürsünüz. Söylemleri kendi içinde çelişki dolu. Neden? Doğru tarafları yokta ondan. O kadar yamuklarki, doğru bir ifadeyi bile yamultmayı yani paradoks bir duruma düşürmeyi beceriyorlar. Sayın okurlarımız, kötünün gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile iyi görünmeye çalışır. Buna deccaliyet diyoruz. Hani demokrasi deyip dünyayı ateşe veren bir üst akıl var ya, işte bunların gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile insanları kandırırlar. Eylemler kötü, söylemler güzel. Demokrasi, hak ve hukuk gibi kelimeler ile iyi görünmeye çalışıyorlar, eylemleri ama kötü olduğu için tehdit etmektende kendilerini alı koyamıyorlar. Sonuç; paradoks söylemler doğuyor. Demokrasi ve tehdidi aynı ifadenin içinde kullanmayı beceriyorlar. Örneğin; bunların nasıl medya patronlarını tehdit ettiğini gördünüz değilmi? Medya özgür olmalı deyip medyayı tehdit etmeyi aynı zamanda başarabiliyorlar. Bundanda ilginç olanı, bunlar gerçekten de bu hileler bu tehditlerle muvaffak olacaklarına inanıyorlar. Her türlü hileyi sahtekarlığı, tuzağı yapıyorlar ve günün sonunda galip olan kendilerin olacağına inanıyorlar. Dünyanın ak partinin ezik ve hain tiplerinden ibaret olduğuna inanıyor, Allahı nedense hesaba katmıyorlar. Bizden tekrar uyarması, sizin bir hesabınız olurda Allah'ın olmazmı. Allahu Teala herşeyi not ediyor. Hilelerinizi ve size oy verenleri not ediyor. Bu fırsatların size tanınmasıda sizin hayrınıza değil, günah yükünüzü artırmak için. Bir yere kadar ama, bir yere kadar bu hainliklerinize bu kötülüklerinize Allah müsaade eder. İstanbulu ele geçirmek için kurduğunuz bu tuzak son damlamıydı, bunu bekleyip göreceğiz. Şu ama kesin, siz erdoğanı mumla arayacaksınız. Yaklaşan yaklaşıyor sizin için!

Ne büyüksün rabbim; bizlere hırsızlık iftirasını atmışlardı. Şimdi yüzyılın hırsızlığı ile kendileri sobelendi.

gelelim büyükçekmeceye;
büyükçekmece üzerinde ciddi bir şekilde durulması gerek. Devletin tüm güvenlik bürokrasisi büyükçekmeceyi mercek altına alması gerek. Seçimlerde yapılan usülsüzlükten ötürü değil, daha büyük bir sorundan ötürü. Öyle gözükiyorki, bir üst akıl kamu kurumlarından kovulan fetöcülere yeni bir hedef belirlemiş; belediyeler. Belediyeler, fetöcüler için yeniden örgütlenme ve büyüme yeri olarak seçilmiş. Büyükçekmecede bu projenin pilot bir ilçesi. Devamı başka belediyelerden gelecek. Örneğin; tunç soyer ve izmir. Türkiye yeni bir tehdit ile karşı karşıya. Chp, hdp ve ip belediyeleri üzerinden fetö tekrar canlandırılacak. Zaten hiç yok olmamışlardı. Acilen, fetöcülere kalıcı bir çözüm getirilmezse (vatandaşlıktan çıkarmak) bunlar bir beka sorunu olmaya devam edecek. Örneğin; müebbet yiyenlerin aileleri hainliğe devam ediyor, geri kalan on binlerde bir kaç yıl içinde hapisten çıkacak ve büyük bir öç alma hırsı ile çıkacak, onlara ek birde devlet kurumlarından atılan yüzbinler ülkemizde dolaşıyor, birde yurtdışından paketleyip getirdikleriniz var, şimdi; siz bunların bu ülkede rahat duracağınımı sanıyorsunuz? Bunları bu ülkede tutarak ne amaca hizmet ediyorsunuz? Muhalefet kadar olamadınız, onlar masum suriyelileri ülkeden atma cüretini gösterebiliyor, siz ise teröristleri vatandaşlıktan yani ülkeden atacak cesareti gösteremiyorsunuz. Ezikler sizi. O yüzden hep muhalefetin borusu ötüyor, bizede kazık kalıyor. Dünyanın fetöcülerini ülkemizde topladık, avrupadaki pkk'lılar da gelsin diyoruz. Ülkemizi teröristler hanına dönüştürdünüz. Fetö, pkk, deaş, dhkp-c vs vs vs, ne kadar terörist varsa ülkemize soktuk ve besliyoruz. Kötü tarafı şu; dün imkan yoktu, ne emniyet ne askeriye ne istihbarat ne de yargı elinizdeydi, yani dün bir mezaretiniz vardı. 15 temmuz gecesi ama Allah size lütfunu indirdi. Bir gecede sizleri hakim konuma getirdi. 15 temmuz sonrası, Allahu Teala hiçbir mezaretinizi kabul etmeyecektir. Herşeyi Allahtan bekleyemezsiniz. Artık kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız kendi kaderinizi kendiniz çizmeniz gerekir. Yüzyıl boyunca mağdur edildiniz. O mağdur sıfatına kendinizi o kadar kaptırmışsınız, ezilmeye kendinizi o kadar alıştırmışsınızki, kontrolün artık sizin elinizde olduğuna bir türlü inanmak istemiyorsunuz. O güçle ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Allah bizleri acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Belediye konusunda da uyarımızı tekrar yapalım; belediyelere ciddi kafa yorun, belediyeleri kontrol eden şehirleri ve nüfusu kontrol eder. Büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız, bizden uyarması. Fetöcüler bir araya geldiği zamanda ne yapar? Yaptıkları en iyi şeyi; devlete ihanet, hırsızlık, usulsüzlük ve hile. O açıdan büyükçekmecedeki usülsüzlükler bizleri hiç şaşırtmadı!

gelelim bizim medyaya;
Şunu baştan belirtelim, tarafsız medya diye birşey yok. Kimse kimseyi kandırmasın. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini savunan kişiler ile birlikte olur. Bizler birilerin birşeylerin yandaşı olmasını yadırgamıyoruz. Olayın tabiatı bunu gerektirir ancak, yandaşlığın ölçüsü, tanımı ve kriteri ne olmalı? Bize göre yandaşlık kavramı, tarafı olduğun şeyi daha iyi bir insan daha iyi bir yönetici yapma girişimin bir adıdır. Bize göre yandaşlık, hatalara ve yanlışlara göz yummak değil, yandaş olduğun tarafı daha iyi ve daha doğru yola iletmenin bir yoludur. Yandaş olmak, aynı değerleri paylaştığın kişi ile bir yolculuğa çıkıp o yolda o kişiye destek olmak, göremediklerini göstermek, hatalara karşı uyarmak ve o yoldan şaşmasına karşı onu korumaktır. Bizim medyada maalesef bu konuda sınıfta kaldı. Yandaşlığı, şartsız kayıtsız desteklemek olarak algıladılar. Yoldaşlarına yani erdoğana çok büyük bir kötülük yaptılar. Hepimiz biliyoruzki, erdoğanın etrafı kuşatıldı ve bir çok mesele kendisine ulaştırılmıyor. Lideriniz böylesine bir kuşatma altında olduğunda, medya üzerinden o kuşatma bypass edilip hakikatlar lidere ulaştırılması gerekiyordu. Bizim tarafın medyası bunu maalesef yapmadı. Ezik yöneticiler ve yalaka bir medya, bizim mahallenin kaderide bu. Birileri bizim medyaya geldi ve birlik ve beraberliğimizi bozmayalım dedi, fitne çıkarmayalım dedi ve susturdu. Şeytan insanı nasıl kandırır biliyormusunuz? Kötülükle değil, iyilikle kandırır. Bunu unutmayın, aklınızın bir yerine not edin. Şeytan, iyi birşey yaptığınızı söyleyerek sizi kötülüğe iter. Sizce fetöcüler kötülük yaptıklarınımı sanıyor, hayır. Onlar vatan ve din adına iyilik yaptıklarına inanıyorlar. Birileride bizim medya'yı iyilik adında kötülüğe itti. Medyanın görevi bilgilendirme ve uyarmadır. Medya susunca, liderimiz uyutuldu. Ülkede yaşanılan olaylardan habersiz hale getirildi. Bugünlerimizde yaşadığımız her olay, yıllar öncesinden gümbür gümbür geliyorum dedi. Örneğin; chp. Dün mahmut tanal ve sezgin tanrıkulu gibi bireyler hainlik içindeydi. Bugün ise tüm teşkilat hainlik içinde. Dün bireylere dokunmadın, bugün ise tüm teşkilatı kapatmakla karşı karşıyasın. Dün dokunsaydın bir kaç cılız ses çıkar, olaylar kapanırdı. Bugün dokunmaya kalksan bir kaç vekille yetinemezsin hepsine dokunman gerekecek. Bunlarda tam bunu yapmanı bekliyor. Sokakları ve dünyaya ayağa kaldırmak için tamda bunu bekliyor. Dokunsan bir yana dokunmasan bir yana. Nasıl bu duruma düştük? Vaktinde müdahale etmediğimiz için.
Bugün yaşadıklarımızın her biri dünden belliydi, gümbür gümbür geliyorum diyordu. Bizim medya ama sen şöyle züpersin sen şöyle muhteşemsin, içimize fitne sokmayalım, liderimizi zayıflatmayalım diye diye bu gerçekleri sürekli sümenaltı etti. Ülkemizde ne kadar sorun varsa, bu soruna sebep olanlar kadar yandaş medyada bundan sorumlu. Karşı taraf sabah akşam yalan söylüyor. Onlar zaten bir çöplük. Siz belki onlar gibi yalan söylemiyorsunuz ama doğrularıda aktarmıyorsunuz. Yanlışları dile getiremiyorsanız, onlardan ne farkınız var? Biz rahatız, neden? Biz bu eleştirilerimizi ve uyarılarımızı kazandığımız günlerde de yapıyorduk. Yıllardır bu uyarılarımızı yapıyoruz. Biz, yenilgiye uğradığımız günde ortaya çıkanlardan değiliz.

gelelim ak partiye;
bu kaçıncı kazık be kardeşim! A
kıllanmamız için daha kaç kazık yemeniz gerekiyor? Fetö, devletin kırmızı kitabına gireli 5 yıl oldu ve halen böylesine organize hareket edebiliyorlarsa, geçmiş olsun bize. Biz halen fetö ve ulusalcı kemalistlerin yargıda egemen oldukları dönemlerin yargı katliamlarını bugünlerimizde yaşıyorsak, geçmiş olsun bize. Nasıl olurda il ve ilçe seçim kurulu başkanları fetöden tutuklanır ama il ve ilçe seçim kurulu üyelerine dokunulmaz? Bu olaylar bizlere bir kaç şeyi gösteriyor, birisi üst aklın önemini ve ikincisi ak partinin çöküş dönemine girdiğini. Bir kaç yıldır, Allahın ak partinin ipini çektiğini söylüyoruz. Son seçimler bunun sahaya yansıması oldu. Çoğunluk bozulduğunda Allah orasını darmaduman eder. Ak parti de bozuldu. Parti içinde hasbi duygulara sahip olanlar azaldı, menfi çıkarlar çoğaldı. Çoğunluk bozulduğu zamanda Allah orasını helak eder. Son bir kaç yıldır erdoğan, her seçim sonrası teşkilatları yenileyerek bu yobazlaşmanın önüne geçmeye çalıştı. İşe yaradımı? Yaramadı. Neden? Görevden alınanları ailenin bir parçası olarak görmeye devam etti. Onları partiden dışlamadı. Örneğin; abdullah gül. Daha düne kadar onu, partinin her türlü organizasyonuna davet ettiler. Siz bunu yaparsanız, yani çürük elmaları ailenin bir parçası olarak görmeye devam ederseniz, Allahta sizi bir aile olarak görmeye devam eder ve bir bütün olarak hesabı size keser. Erdoğana tavsiyemiz; parti teşkilatların tümünü lağv et. Millet oyunu sana veriyor, partiye değil. Teşkilatı küstürmeyeyim diye toplumu kendine küstürüyorsun. Teşkilatları lağv edipte seçimlere girsen, her ilçeye kafadan adaylar koysan, hiçbir miting yapmasan, inan bugünlerden çok daha fazla oy alırsın. Bundan sonra milletimle yola devam edeceğim der, daha fazla insanın gönlünü alırsın. Ak parti il ve ilçe yönetimlerin dava diye bir derdi yok, onlar çıkarları uğruna orada. Onlar sana ve davana bir yük. Sana zerre kadar faydaları yok. Tüm teşkilatı, myk dahil lağv et. Askeri okullar gibi lağv et. Başka türlü, seni çevreleyen o ezik o hain tiplerden kurtulamazsın. Temizlemezsen, onların pisliklerine sende ortak olursun. Çöküş başladı, ne yapsan artık ak partiyi kurtaramazsın. Tek çaren partiyi lağv edip kendini kurtarmak. Hatamıydı ak partiye oy vermek? Hayır. Ne kadar çok yerel seçim olsada, siz partiye değil lidere oy veriyorsunuz. Biliyorsunuzki yerelde bir sıkıntı olduğunda lider buna kayıtısız kalmaz müdahalesini yapar. Bu güveni size diğer partiler vermiyor. Örneğin; chp. Yerel bazda bunların arasından usulsüzlük yapan çıksa, biliyorsunuzki baştakilerde bu işin içinde. Yani diğerlerinde balık baştan kokuyor. Erdoğan ve bahçeli, şükür bu konuda bunlarda bir sıkıntı yok. Bu ikisi davalarında samimi. Devlete ve millete ihanet içinde değil. Sadece, teşkilatlanma devrin sona geldiğini siz ve erdoğan bilin. 

 



sahih hadisleri hurafelerden nasıl ayırtedebiliriz



Hadisler hakkında bizlere bir çok soru geliyor. Sahih bir hadisi sahih olmayandan nasıl ayırtedebilirsiniz, bunun cevabını bu yazımızda vermeye çalışacağız. Sizlere hayrlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz. Değerli dostlar; bir hadisin doğruluğunu
kelimesine kadar yüzde yüz tespit etmemiz mümkün değil. Sonuçta, bizler ve güvenilir olarak gördüğümüz kaynaklar (Kütüb-i Sitte), bu hadisleri peygamberimizin ağzından kendi kulağı/ kulağımız ile duymadı/ duymadık. Peygamberimizin vefatı ile sözlerini kayıt altına alma arasında yüz yıllar geçti. Binlerce kulaktan diğerine geçti. Bu süre içinde de peygamberimizin cümleleri ne kadar olduğu gibi bırakıldı, ne kadar birşeyler eklendi veya çıkarıldı bunu tespit etmemiz mümkün değil. O yüzden hadislere her zaman şüpheyle yaklaşmalıyız. Bunlar ne kadar çok Kütüb-i Sitte gibi İslam alimlerin (icma) doğru kabul ettiği kaynaklar olsada, şüpheyle yaklaşmalıyız. Allahu Teala kendi sözlerini (Ayetler) koruyacağını taahhüt eder, peygamberimizin sözlerini (hadisler) değil. "Kesin olarak bilesiniz ki bu kitabı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz" (Hicr Süresi; 9). Peygamberimizin sözleri böylesine bir koruma altına alınmamış. Eğer alınsaydı, peygamberimizin sözleri haşa Allahın sözleri ile eş tutulmaya başlanırdı. Hadisler önemsizmi? Kesinlik değil ancak, Ayetlere tutunamayan kişiler sizleri hadisler ile kandırmak isteyebilir. Kendi tezlerini desteklemek için Ayet bulamayan birisi, sizleri kaynağı meçhul hadisler ile tuzağa düşürebilir. Bu tuzağa düşmemek içinde hadislerin ilahi koruma altında olmadığı, peygamberimizin vefatından yüz yıllar sonrası kayıt altına alındığını bilmeli ve hep şüpheyle yaklaşmalısınız. Şunu net anlamalısınız, konu peygamberimizle ilgili değil, konu onun mesajını getirdiğini iddia eden kişiyle ilgili. Örneğin; Buhari gibi alimler, bir kişiden bir hadis almadan onun yaşantısına bakardı. Bir çok hadisi, sadece aktaran kişinin yaşantısına bakarak elerdi. Kişi, peygamberimizin ahlakına uygun yaşantı sürdürmüyorsa o kişiden bir hadis alıp kitabına yazmazdı. Bizim yaptığımız ve size tavsiye ettiğimizde bu. İki; varsayalımki, o kişinin yaşantısı İslam dinine uygun, yine araştırmanız gerek çünkü o kişi birinci kaynak değil. O kişi bu bilgiyi başka birisinden aldı, o da başka birisinden o da başka birisinden derken iki üç yüz yıl geriye gitmelisiniz. Bu halkada da hep birisinin çürük olduğunu varsayarak kendi araştırmanızı yapmalısınız. Günümüzde bile bir ortamda söylenen cümleler, beş dakika sonra farklı bir ortamda çok farklı lanse edilebiliyor. Birde bu cümlelerin aradan yüz yıllar geçtikten sonraki halini düşünün. O yüzden, birileri peygamberimiz şöyle dedi, şöyle yaptı diyorsa, peygamberimize halel getirmemek için kandırılmamak için bunun doğruluğunu araştırmak bir zorunluluk, hatta dinimizin bir emri;

"Ey inananlar! Yoldan sapmış birisi, size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın! Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz
" (Hucurat Süresi; 6). Bir haberi veya bir bilgiyi başkalarına aktarmadan onun doğruluğunu araştırmak sadece hadisler için geçerli değil, kendi gözümüz ve kulağımızla tanık olmadığımız tüm olaylar için geçerli. Birisi size peygamberimizden bir haber getirdiğini söylediğinde (hadis), bunun doğruluğunu araştırmak peygamberimizle ilgili değil, kendi kulağımızla duymadığımız kendi gözümüzle görmediğimiz tüm olaylar için geçerli, ilahi bir emir. Bunun en güzel örnekleride buhari ve ebu müslim gibi İslam alimleri. Örneğin; buhari kendi çalışmasını yapar, ebu müslim bununla yetinmez, o da kendi çalışmasını başlatır. Ebu david ve tirmizide, bizden daha önce hadisler buhari ve müslim tarafından elden geçirilmiş, bizim bunu elden geçirmemize gerek kalmadı dememiş, onlarda farklı yüz yıllarda bunları elden geçirmeye ihtiyaç duymuş. Onların her biri kendilerinde bunu yapma zorunluluğu hissederken, onları örnek alan sizler neden kendinizde bu zorunluluğu hissetmiyorsunuz? Size bir bilgi geldiğinde, bunun doğruluğunu araştırma zorunluluğunu neden kendinizde görmüyorsunuz? Bilhassa günümüzün fitne çağında. Örneğin; büyük bir market zincirin, bir hastane gurubun erdoğan ailesine ait olduğuna inanan salaklar var bu ülkede. Neden? kendilerine gelen bilgileri teyit etmiyorlarda ondan. Doğru bilgi bir parmak uzaklığı olmasına rağmen bunu yapmıyorlar. Google açıp bu şirketlerin kurumsal websitelerinde o bilgileri teyit etme imkanı olmasına rağmen yapmıyorlar. Sonuç; bol bol iftira ve yalan günahını omuzlarına yüklüyor, kendilerini helaka sürüklüyorlar. O kayıp ruhları geçtikte, siz niye size gelen bilgileri teyit etme ihtiyacı hissetmiyorsunuz. Size inen özel bir Ayetmi var yoksa, sizi bundan muaf tutan. Size gelen bilgilerin doğruluğunu araştırmanıza gerek yok diyen. Kısacası, miladi bin yılına kadar İslam alimlerin her biri, kendi aklını kullanıp hadisleri süzgeçten geçirmiş. Ne olduysa miladi bin yıldan sonra olmuş. Miladi bin yıldan sonra alimler yan gelip yatmayı, eskilerin bilgilerini kullanmayı yani kopya çekmeyi tercih etmiş.

Bu yazımızda bir hadisin gerçek olup olmadığını nasıl anlarsınız, bunu size açıklayacağız. Umarız bu tüyolar size sahih olanları sahih olmayanlardan ayırtetmeye yardımcı olur.


1. Kur'an-ı Kerim

Bir hadisin gerçek olup olmadığını anlamanın en basit yolu, o bilgiyi Kur'an-ı Kerime teyit ettirmek. Size aktarılan hadis eğer herhangi bir Ayete ters düşüyorsa, bilinki o hadis sahih değil. Size verilen hadisi, Ayetler ile teyit etmeye çalışın, teyit edemiyorsanız o hadisten uzak durun. Bazıları size şunu söylebilir; hadisler ayetleri tamamlar, o konu ayetlerde geçmek zorunda değil, diyebilir. Bu doğru değil. "Bugün, inkar edenler sizi dininizden etmekten umutlarını kesmişlerdir, onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam'ı beğendim" (Maide Süresi; 3). Kur'an-ı Kerim tamamlanmış bir Kitap. Hadisler veya başka birileri tarafından tamamlanmaya muhtaç değil. Eğer böyle bir iddiada bulunursanız, dinimi tamamladım diyen Allahı, haşa yalancı konumuna oturtursunuz. Hadislerin görevi ne o zaman? Hadisler, Ayetlerin eyleme dönüştürülmüş halidir. Ayet ile hadis arasındaki fark? Ayetler emirdir, yasadır. Hadisler ise bu emir ve yasaların uygulamaya sokulma halidir. Hadislere asla bir emir bir yasa gözü ile bakmayın. Hadisler, ilahi bir emir nasıl uygulmaya sokulur bunu bize anlatan bir yaşam şeklidir. O yüzden her hadis kendisini bir Ayete dayandırmak zorunda. Eğer bir hadis bir Ayete dayanmıyorsa o hadis ya sahte ya da Kur'an-ı Kerimde anılmaya gerek duyulmayan önemsiz bir detay. Bilsenizde olur bilmesenizde. Özetlersek; hadislerin birinci kaynağı Ayetler. Bir hadisin doğru olup olmadığını öğrenmek istiyorsanız, Ayetlere bakın. Ayetler ile teyit edemiyorsanız, o hadisten uzak durun. Hadislerin ikinci kaynağı peygamberimizin ahlakı.

2. Peygamberimizin ahlakı

Bir hadisin sahih olup olmadığını anlamanın bir diğeri yolu ise peygamberimizin ahlakı ile bunu teyit etmeniz. Bunun içinde peygamberimizin hayatını okumalı ve bilmelisiniz. Günümüzde bir çok insanın hurafe hadislerin peşinde koştuğunu görüyoruz, bunun en basit nedenide peygamberimizin hayatını ve Kur'an-ı Kerim Ayetlerini bilmemeleri. Hadisleri anlamak peygamberimizin ahlakını anlamaktan geçer. Bir hadis size geldiğinde, peygamberimizin ahlakı, hadiste anlatılan davranışı sergilermiydi sergilemezmiydi buna bakınız. Eğer peygamberimizin ahlakı böyle bir davranışı veya cümleleri sarfetmezdi kanaatine varırsanız, o hadisten uzak durun. Değerli okurlarımız; Allahu Teala hepimize bir akıl vermiş ve bizler bu aklı kullanmakla mükellefiz. Bir gün Allahın huzuruna çıktığımızda, buhari/ müslim veya tirmizi bunları onaylamış, dolayısıyla kendi aklımı kullanmama gerek kalmadı deme şansınız yok. Neden? Bir buhari veya bir müslim ile sizin aranızda hiçbir fark yok. Onlarda kendi kulakları ile peygamberimizin sözlerini duymadı. Onlarda sizde eşit sorumluluğa sahipsiniz. Onlara sırtınızı dayanarak hadisleri sağa sola sallarsanız, ben onlardan almıştım, vebal onlarda deme şansınız yok. Onlar, ne kadar çok kendilerine gelen hadisleri kendi akıl süzgeçlerinden geçirdiyse sizde geçirmek zorundasınız. Kendi aklınızı kullanmak zorundasınız. Bunun içinde Ayetleri ve peygamberimizin hayatını iyi bilmek zorundasınız. İşte, üzüldüğümüz nokta burası. Bizlere hadislerden örnek veren kişilerin, Ayetler ve peygamberimizin hayatından hiçbir bir bilgiye sahip olmadıklarını görüyoruz. Bir hadise şüpheli yaklaştığımız zamanda, siz hadislere inanmıyormusunuz savunmasına geçiyorlar. Konu hadisler yani peygamberimiz değil arkadaşlar, konu peygamberimiz öyle söyledi diyenlerin peygamberimiz ve Ayetleri bilmemeleri. Eğer bilselerdi öyle bir söz veya eylemin peygamberimizden gelmeyeceğini bilirlerdi. P
eygamberimizin ahlakına bakarak hurafe bir hadisi nasıl tespit edebiliriz, bunu bir örnek ile size izah edelim;

Vaka çalışması


Hadis: Birgün, 'Peygamber Efendimiz sallâllâhu aleyhi vesellem' tırnaklarını sırasıyla keserken bir yahudi çocuğu onu görmüş ve: - “Tırnaklarını aynı benim babam gibi kesiyorsun!..” demişti. Bunun üzerine 'Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi vesellem' yahudilere benzememek için tırnaklarını karışık olarak kesmeye başladı...

Soru: bu hadis sahihmi sahih değilmi? Tirmizi, buhari veya diğer hadis kaynaklarını açıp okumadan, sadece peygamberimizin ahlakına, Ayetlere ve genel mantığa bakarak cevabınız ne olurdu?

Cevap: elbette, hurafe hadis derdiniz. Neden? Bu hadisi ahlaki boyuttan ele aldığımızda elimizde kalıyor. Peygamberimizin adabı tırnaklarını dışarıda kesmeye izin vermezdi. Yahudi veya başka birisi peygamberimizi tırnak keserken gördü derseniz, peygamberimizin böylesine kirli bir işi ulu ortam yaptı demeye getirirsiniz. Bu da peygamberimizin ahlaki ile örtüşmüyor. İki; peygamberimizin sıradan bir kişinin uyarısı veya eleştirisi sonrası hareketini değiştirdi derseniz, peygamberimizin bir hata içinde olduğu, o inceliği düşünemediğini ima etmiş olursunuz. Bu da peygamberimizin ahlakına ters. Peygamberimiz çok ince düşünceli biriydi. Peygamberimiz eğer bir inceliği kaçıracaksa, onu düzeltmek bir beşerin aklını aşar. Ayetlere gelirsek; peygamberimiz bir hata yaptığında veya yanlış bir davranış içinde bulunduğunda uyarıyı bir kul değil, Allah yapar. Orada yanlış veya sakıncalı bir davranış olsaydı, anında Allahu Teala müdahale eder ve uyarısını yapardı. Örneğin; Abese Süresi. Eğer herhangi bir kul peygamberi düzeltti veya uyardı demeye getirirseniz, bundan haşa, Allahın uyuduğu, uyarıyı bir kul yapmak zorunda kaldığı anlamı çıkar. İki; "Seni yalanlamaya kalkışırlarsa şöyle de: "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size aittir; siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz, ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim" (Yunus Süresi; 41). Benim yaptıklarım sizi ilgilendirmez, sizin yaptıklarınızda beni ilgilendirmez dedikten sonra, peygamberimiz bir yahudinin tırnak kesme şekli ile ilgilenmesi, onu kafasına takması size ne kadar mantıklı geliyor? Hiçte, mantıklı değil. O yüzden bu "hadis" bir çöp. Genel mantık açısından bakarsak; yahudi gibi görünmemek için tırnaklarını karışık kesiyor dediğiniz zaman, size şu soruyu sorarız; yahudiler sakal bırakıyor, eğer peygamberimiz yahudiler gibi görünmemek için azami gayret gösteriyor, hatta tırnaklarını bile karışık kesiyorsa neden sakalınıda kesmedi? Sakal daha çok göze batıyor. Tırnakların nasıl kesildiğini kimse görmez, ama sakalı herkes görür. Eğer yahudiler gibi görünmemek için tırnakların kesiliş şeklini bile değiştiriyor derseniz, sakalınıda çoktan kesmiş olması gerekmezmiydi? Peygamberimiz sakalını kestimi? Hayır. Yahudiler gibi görünmemek için tırnaklarını karışık kesiyor ama sakalını değil. Sizce de burada bir tuhaflık yokmu? Var. O yüzden genel mantık açısından da bu hadisi eleyebilirsiniz.

Peygamberimizin ahlakını tanımamız, Ayetleri bilmemiz ve biraz mantığımızı kullanmamız bakınız, hurafe bir hadisi elememizde bize nasıl yardımcı oldu. Lütfen sizde bu şekilde hadislere yaklaşın. Başkaların aklı ile değil kendi aklınızla hareket edin. Biliyoruz, bu peygamberimizin hayatını okumanızı gerektiriyor, Ayetleri anlayarak okumanızı gerektiriyor ve buda kolay bir iş değil. Belki bir kaç yılınızı alacak, ama hikmet ve bereket zaten zor olan yolda değilmi? Hazıra konmayın, zor yolu seçin. Bu sizin için daha hayırlı olacaktır. Hadislerin ucunda Allah ve peygamberimiz var. Yayılıma sürdüğünüz bir hadis eğer yanlış çıkarsa, Allah ve peygamberimiz hakkında çok kötü zanlara sebep olursunuz. Örneğin bu hadis. Bu hadis, pis işlerini ulu ortam yapan, yahudiler ile sidik yarışına giren, bir çocuk tarafından uyarılan, takıntılı cahil ve yetersiz bir peygamber profili çiziyor. Bunlar yaşanırkende haşa, Allahın uyuduğu izlenimi veriliyor. Allah ve peygamberimize bu vasıflar yakışıyormu? Hayır, ama bu tür hadisleri dolaşıma soktuğunuzda o izlenimi veriyorsunuz. Masum gibi görünen bir hadisten bakın neler çıkardık. O yüzden, hadisleri örnek vermeden çok iyi düşünün. Hurafe bir hadisin bedeli size çok ağır olur.


Özetlersek

Bir hadisi nasıl analiz ettiğimizi gördünüz.
Lütfen sizde bu şekilde aklınızı ve mantığınızı kullanın. Bir hadis size geldiğinde böylesine bir süzgeçten geçirin.
Siz bu kadar detayını düşünmek zorunda değilsiniz, ama ayetleri ve peygamberimizin hayatını bilmek zorundasınız. Ayetleri ve peygamberimizin hayatını bildiğiniz zamanda, hadislerdeki hatalar gözünüze batar. Hadislere şüpheli yaklaşmanız süzgeçten geçirmeniz imanınızı zayıflatmaz, tam aksi güçlendirir. Bizler sadece Ayetleri sorgusuz sualsiz kabullenmekle mükellefiz. Bunuda Ayetler ilahi bir koruma altında olduğu için. Hadisler böylesine bir korumaya alınmamış. Artı bu hadisleri toplayan alimler bu hadisleri kendi kulakları ile duymuş değil. Onlarda sizde duyumlar üzerine hareket ediyorsunuz. Bu hadisleri kayıt altına alanlar ile bizler aynı şartlar altındayız. Onlara güvenip lütfen kendi aklınızı saf dışı bırakmayın. Kim bilir, belki onların düşünemediği bir noktayı siz düşünür, sahih hadisleri toplamada sizinde bir katkınız olur. Bu bir bayrak yarışı. Onların bıraktığı yerden siz devam etmelisiniz. Batı dünyası ile İslam dünyası arasındaki en temel fark; onlar geçmiş çağlarda yaşayan bilim adamların eserlerini yetersiz bulup bunun üzerine ne koyabilirim sorusunu kendilerine soruyor. Siz ise kendinize bu soruyu sormuyorsunuz. Siz, geçmiş alimlerin üzerinde çalıştığı konuları tamamlanmış olarak görüyorsunuz. Geçmiş alimlerin eserlerini kusursuz, ilmin son noktası olarak görüyor onları ve eserlerini tabulaştırıyorsunuz. Üzerine birşey koymayı şirk sayıyorsunuz. Batı dünyası her yüz yıl, bir yüz yıl önceki alimlerin eserleri üzerine birşey koyuyor, siz ise yasaklıyorsunuz. O yüzden onlar uzay çağında siz bin yıl öncesindesiniz. O yüzden onlar efendi siz kölesiniz.