nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    




Kader nedir;
Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta, size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede, soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde, sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz. 

İstanbul;
nasıl olurda haklı olduğumuz bir yerde, bu kadar haksız konuma düşebiliyoruz? Nasıl olurda yüzyılın kazığını yiyor, bunuda demokrasi diye bizlere yutturabiliyorlar? Nasıl olurda hırsızlık yapan değil, mağdur edilen demokrasiyi hazmedemeyen konumuna düşebiliyor. Bir operasyonla istanbulu çaldılar. Bunuda bize demokrasi diye yutturdular. Nasıl bu hale düşebildik? Çok basit; olaylara verdiğimiz tepkiyle. Değerli dostlar; her bir olay sizin verdiğiniz tepki kadar ilgi çeker. Sizin verdiğiniz tepki orantısında birşeyin büyüklüğü veya o şeye verdiğiniz değer anlaşılır. İnsanlar olayların vahamiyetini sizin verdiğiniz tepki oranında algılar. Siz bir olaya cılız bir tepki verirseniz, insanların olay hakkında algılamasıda o kadar olur. Birileri eğer, ne olmuşki ne varmış diyorlarsa bu sizi şaşırtmasın, bu söylemler sizlerin gösterdiği tepkinin yansımasıdır! Akıl, akıl, akıl, akıl. Onlar bir üst akıl ile hareket ediyor, siz ise bireysel olarak. O yüzden onlar hep kazanıyor, bizede kazık kalıyor.

Onlar ne yaptı;
17- 25 aralığını yaptılar. O günlerde yoktan yüzyıllığın yolsuzluğunu çıkardılar. P
ireyi deve yaptılar. Nasıl yaptılar bunu? Görsel effektler ile! Bir anda her yere baskın düzenlediler. Bunlarıda medya önünde yaptılar. Büyük iş adamlarını ve bürokratları tutukladılar. Tutuklanan kişiler ne kadar büyük mertebeye sahipse yolsuzlukta o kadar büyüktür kanaati var ya, işte o kanaati uyandırmak için büyük iş adam ve bürokratları tutukladılar. Çok sayıda insan tutukladılar. Ne kadar çok insan tutuklanırsa, o kadar büyük bir operasyon yapılıyor algısı var ya, işte o algıyı uyandırmak için yüzlerce kişiyi tutukladılar. Baskın yaptıkları ev ve işyerlerinden kolilerce dosya çıkardılar. Ne kadar bol dosya o kadar çok delil algısı var ya, işte bu izlenimi uyarmak için baskın yaptıkları ev ve iş yerlerinden bol bol dosya taşıdılar. Kameralar önünde büyük bir şov sergilediler ve olmayan şeyleri veya pirelik olayları yüzyılın yolsuzluğu olarak topluma yutturdular. Türkiye'ye büyük bir algı operasyonu çektiler. İşte buna üst akıl denilir. Örneğin itiraz süreçleri devam ederken, nasıl paris belediye başkanı ve yurtdışı medya organları ekrem imamoğlunu tebrik etmeye başladığını gördünüz. Bu işte bir üst akıl hareketidir. Bir vasfı bir kişi ile ne kadar çok özleştirirseniz, akıllarda o kalır. Bir hırsız vasfı değil, belediye başkan vasfı kalır. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, o ünvanı elinden aldığınızda o kadar büyük mağduriyet yaratırsınız. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, toplum nezdinde o kişinin kabülünü o kadar hızlandırırsınız. Topluma, verin adama mazbatasını, bir 5 yılda o yönetsin ne var bunda dedirttirir, yüzyılın hırsızlığını topluma yutturursunuz. Ekremcik boşuna belediye başkanı vasfıyla dolaşmıyor. Hepsi bir üst aklın oyunu. Çok bilinçli ve stratejik hareket ediyorlar. Ya biz, biz ne yapıyoruz?

Gelelim bizim eziklere;
bizim elimizde gerçek bir deve var; il ve ilçe seçim kurumu, chp il ve ilçe teşkilatı, chp' li belediyeler, fetö ve pkk' nın yer aldığı yüzyılın hırsızlığı elimizde var. Onlar 17-25 aralıkta ne yapmıştı, pireden deve çıkarmıştı. Biz ne yaptık? Bizde deveyi pireye dönüştürmeyi başardık. Elimizde yüzyılın hırsızlığı var, hırsızı suçüstü yakalamışız ama sus pusuz. Siz binali yıldırım hiç ortalıkta görüyormusunuz? Binaliye tavsiyemiz; kim sana sessiz kal ve ysk kararını bekle dediyse, onları kov. Sesini çıkarmayan bebeğe mama verilmez. Karşı taraf ne kadar ses çıkarıyorsa, sizde en azından o kadar çıkaracaksınız. Karar verici makam Allahtır. Çaba göstermedende Allaha tevekkül edilmez. Yan gelip yatarak, hakkın size gelmesini bekleyemezsiniz. Karşı tarafın bir olaya nasıl bir akıl ile yaklaştığını gördünüz, bizim mahallede ise böylesine bir akıl yok! 17 yıldır devlet biziz. Üzülerek görüyoruzki, bu süre içinde hiçbir devlet refleksi hiçbir üst akıl geliştirememişiz. Kimin nerede ne yaptığı belli değil. Her kurum birbirinden bağımsız kendi kafasına göre takılıyor. Eğer bir konu hakkında harekete geçilmesi gerekiyorsa, kimse harekete geçmiyor. Herkes diğerine bakıyor. Kimse insiyatifi almıyor. Kimse hareket etmeyincede, erdoğan devreye girmek zorunda kalıyor ve emirle yaptırıyor. Sonrada her yere müdahale eden, kötü olan erdoğan oluyor. Ne gerek var kendini yıpratmaya. Sistemini kur, çarklar kendi kendine işlesin. Maalesef kurmadı. Bu erdoğanın, bu devlete yaptığı en büyük kötülük. 70 yaşına geldi, bir 70 yıl daha yaşayacak değil. Başına bir iş geldiğinde, bu devlet sudan çıkmış balık durumuna düşecek. Akbabalar gibi herkes devletin başına çöreklenecek. Onlar bir üst akıl ile, biz ise akıldan yoksun hareket ettiğimiz içinde, bu kavgada kaybeden biz olacağımız şimdiden çok aşikar. Bin parça olacağız. Erdoğan gittiğinde çok büyük bir koas geride bırakacak, bu çok açık. Maalesef ve maalesef milli ve yerli bir derin devlet oluşturmadı. Kurumlar arası koordinasyonu sağlayan, bir emir beklemeden insiyatif alan, kendinden harekete geçen milli ve yerli bir devlet refleksimiz yok. Örneğin; fetö adında bir örgüt devletin kırmızı kitabına giriyor, merkez yani Ankara ama, il ve ilçelerde fetö ile nasıl mücadelede ediliyor neler yapılıyor bundan bir haberdar değil. Örneğin; sağdan soldan kişileri bakan yaptılar. Gel sen kafana göre milli eğitimi yönet, diğerine gel sen kafana göre şurasını yönet denildi. Böyle olmaz arkadaşlar, bu kafayla siz bir yere varamazsınız. Nasıl olmalıydı, büyük devletler nasıl yapıyor bunu? Yüz yıl sonrası neslinizi ve ülkenizi nerede görmek istiyorsanız, ona göre eğitimde ekonomide veya turizmde bir yol haritası çizersiniz, gelen her kişide o plan dahilinde hareket eder. Kısacası, devlet böyle yönetilmez. Bu neyi gösteriyor? Bir üst akıl yokluğunu. Biz maalesef devletin bekasını ilgilendiren konuları, ilçede çalışan sıradan bir memurun insiyatifine ve niyetine bırakıyoruz. O da, bu benim üzerimde kalır korkusu ile sıradan bir soruşturma ile süreci idare etme boyutuna gidiyor. Ben soruşturmayı açayım, benden sonrakiler ne karar verirse bu onların sorunu olsun deyip sıradan bir soruşturma 5 yıl sürüyor ve halen kapanmıyor. Kimse kendi kariyerini riske atmak istemiyor. Bu da, memur iyi niyetliyse. Dosyalar, art niyetli birine düştüğünde zaten olaylar anında sümenaltı ediliyor ya da anında harekete geçiliyor ve o makamlar birilerine baskı uygulamak için kullanılıyor. Örneğin; mansur yavaş ve ekrem imamoğlu ikisi de dolandırıcılıktan yargılanıyor ve dosyaları yıllardır bir karara bağlanmadı. Kimse dosyalarına dokunmadı. Birileri dosyaları oyaladı, adamlarda geldi belediye başkanı oldu. Şimdi dokunsanız, yani o dosyaları bir karara bağlasanız bir dert, dokunmasanız ayrı bir dert. Daha önce dokunsaydınız cılız ses çıkardı, şimdi ise seçilene dokunduğunuz için dünyayı ayağa kaldırırlar. Ne gerek vardı bu boyuta getirmeye. Devlet dediğin bir virüs programı gibi kurumları ve adliyeleri sürekli tarar. Olayları böylesine çıkmaza gelmesine izin vermez.

Milletin tercihine saygı duyacaksınız, seçtiği kişiye saygı duyacaksınız, amenna, buna hiçbir itirazımız yok. Ancaaak, ebeveynlerin çocuklarına karşı nasıl bir sorumluluğu varsa, devletinde milletine karşı bir sorumluluğu var. Siz ebeveyn olarak nasıl zararlı websiteleri veya kanallardan çocuklarınızı uzak tutuyorsunuz, devlette vatandaşlarını zararlı kişilerden uzak tutma sorumluluğuna sahip. Devletimiz maalesef bunu yapmadı. Bizde sorumluluğunu yerine getirmeyen ebeveyne nasıl kızıyorsak devletede o şekilde kızıyoruz. Devlet dediğiniz, iyi bir ebeveyn gibi vatandaşlarını zararlı kişilerden korur, beyinlerinin zehirlenmesine izin vermez. Örneğin; fox, odatv ve sözcü gibi batının operasyonel medya kurumların yayınlarına asla müsade etmemesi gerekirdi. Siz bu tür yayın organlarına müsade ederseniz, toplumun zehirlemesine izin verirseniz, bir kitlenin o uyuşturulmuş beyinler ile sabıkalı kişilere oy vermelerine, pkk ve fetö ile işbirliğine girmelerine engel olamazsınız. Elbette muhalif medya olacak, bunlar ama muhalefet yapmadı. Bunlar sabah akşam yalan haber yayınladı. Kitleleri ayrıştırma ve fitne sokma görevini üstlendiler. Yıllardır bunu yaptılar ve kimsede bunlara dur demedi. Ne devlet ne savcılar harekete geçti. Sonuç; kutuplaşmış bir topluluk ve devletinden nefret eden bir kitleye sahibiz. Sizce bu kendiliğindenmi oldu? Birileri bir kitleyi devletten nefret eder hale getirdi. Devlet olarakta siz bu sürece sadece, seyretmekle yetindiniz. O yüzden bu sabıkalı tipleri seçenler kadar, devlette bu seçilenlerden sorumludur. İlin adamı amerikadan geliyor, sendikaları, meslek odaları ve partileri dezayn ediyorsa, sende dezayn edeceksin. B
en bir kabile devleti değilim diyorsan sende edeceksin. Kıssasa Kıssas. Varlığını her alanda hissettireceksin. Yapmıyorsan sende sorumlusun.

Öyle veya böyle, devlet olarak maalesef ortalıkta yok'uz. Yargıda ve kurumlarda devlet olarak yok'uz. Yok olduğumuz içinde olayların vahamiyetini soruşturmalara yansıtamıyoruz, yansıtamadığımız içinde caydırıcı bir devlet olamıyor haklılığımızı karşı tarafa aktaramıyoruz. Bakınız, dünyanın hiçbir yerinde yargı bağımsız değildir. Yargı, bir devletin kendi varlığını hissettirdiği yegani noktadır. Bir devletin devlet olduğunu yargısından anlarsınız. Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa, bilinki onlar sizin devlet olmanızı istemiyor!! Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa bilinki, onlar orasını çoktan ele geçirdi, kendi derin devletciklerine dokunulmasını istemiyor. Anlayacağınız, birileri bizim eziklere yargının devletten bağımsız olması gerektirdiğini yutturmuş. Hal bu olunca, devlete yapılan yanlışlara karşı yargıyı harekete geçiremiyoruz. Yüzyılın hırsızlığı ile karşı karşıya olmamıza rağmen, bizimkiler o kadar cılız o kadar alttan alan bir ton ile hareket ediyorki, hırsıza verdikleri rahatsızlıktan ötürü özür dileyecek haldeler. İtirazları ile hırsızların mazbatasını geciktirdikleri için özür dileyecek durumdalar. Böylesine ezik ve pasif bir tepki verdiğiniz zamanda, haklı olduğunuz bir konuda haksız duruma düşüyorsunuz. Demokrasiyi hazmedemeyen siz oluyorsunuz. Ne yapılmalıydı? Usülsüzlükler tespit edildiği an, chp ilçe teşkilatları ilçe seçim kurumları, nüfus müdürlüklerine baskınlar düzenlenmeli ve hepsi tutuklanmalıydı. Ne kadar üst düzey kişileri tutuklarsanız ve sayısal olarak ne kadar çok kişiyi tutuklarsanız, olayın vahamiyeti o kadar anlaşılırdı. Bunlarda medyanın önünde yapılmalıydı. Sıra bana gelecek diye herkes tir tir titremeli, tehdit savuranlarda korkudan susmalıydı. Bunların hiçbiri yapılmadı. Neden? Bir üst akıl eksikliğinden ve ürkek ve yalaka tiplerin partiyi ele geçirmesinden, erdoğanın son 20 yıl içinde ikinci üçüncü dördüncü beşinci erdoğanlar çıkaramamasından. Bizim mahallede metin külünk gibi ne kadar şahin varsa hepsi tasfiye edildi, yerlerine ezik ve yalaka tipler getirildi.
Bunlardanda hep cılız ve müzakereci sesler çıktı. Şu söylemi duymuşsunuzdur; erdoğan çok kavgacı! İşte bunlar içimizdeki kripto fetöcülerin söylemi. Bizleri uysal hale dönüştürme projesinin bir parçasıdır. Size ne yapılırsa ses çıkarmayın demenin nazik yoldur. Başımıza ne geldiyse zaten bundan geldi, ses çıkarmadığımızdan bunlara dünyayı başlarına yıkmadığımızdan ötürü geldi. Ne elde ettiysekte saldırdığımızda elde ettik; 15 temmuz, hendek operasyonları, afrin ve fırat kalkanı harekatı! İçimizden birileri ama böylesine proaktif bir boyuta geçememizi istemiyor. Mağduru oynamak, haksızlıkları hazmetmek, bize biçilen rol bu! Bayrağı alıp karşı tarafa saldıran, karşı tarafın pisliklerini masaya döken karşı tarafı defansa zorlayan yok. Siz süleyman soylu dışında savaşan başka birini görüyormusunuz? 20 yıllık bir partide ikinci bir şahin çıkmazmı hiç. Kaldıki süleyman soylu da dışardan geldi. 20 yıl iktidarsınız ve bir tane şavaşçı üretemediniz. Bu topraklar ezikleri kaldırmaz. Herkesin gözü olduğu bu topraklarda şahin olmak zorundasınız. Biz sulh döneminde değiliz. Eğer sulh döneminde olsaydık, her tarafa barış mesajları göndermek bir anlam taşırdı ama, realite bu değil. Bizler savaş dönemindeyiz. İhtiyaç duyduğumuzda savaşçılar. Maalesef, biz kendi içimizden susturulduk. İçimizdeki ezikler kontrolü ele geçirdi. Karşı tarafa ise gün geçtikçe daha çok hırçınlaşma talimatı verildi. Biz sesimizi yükselttiğimizde kutuplaştırıyorsunuz denildi, onlar seslerini yükselttiğinde bu özgürlük ve demokrasi oldu. Bir ihanet ortaya çıktığında bunu haykırmak hainlik edenlere dünyayı dar etmek isteyen şahinler çıktı, ak partili yöneticiler ise müdahale etme ve sessiz kal, sokakları germeyelim diyerek bunları susturdu. İçimizdeki birileri şahinleri sustura sustura sustura bunların her türlü ihanetine, hakaretine, suçuna göz yumar hale geldik. Sonuç; bunlara göz yuma yuma istanbulu çaldılar! Henüz itirazlar sonuçlanmadı ama, bu aşamadan sonra ne olursa olsun, bu hileyi yapabildiler ve ak parti uyuduysa, böylesine büyük bir olaya karşı devlet böylesine ezik bir refleks sergiliyorsa, geçmiş olsun bize. Anında cezaları kesemiyorsan, olayın yaşandığı gün devlet olarak ağırlığını hissettiremiyorsan, geçmiş olsun bize. İstanbul düşmana kaptırılmış, yapanında yanına kar kalacağını hepimiz biliyoruz. Üzücü olanda bu! Mahkeme süresi beş yıl sürecek, sonunda bir kaç kişi bir kaç yıl ceza alıp olay kapanacak.
 
Arkadaşlar;
burada konu İstanbul konu aya sofya. İstanbul düşerse kudüs düşer, mekke düşer demiyormuyuz? Eeee, adamlar büyük bir hile ile istanbulu çaldılar. Bugün ohal ilan etmiyeceksinizde ne zaman edeceksiniz, bugün fırtına koparmayacaksınızda ne zaman koparacaksınız? Ne hale geldik. Mağdur olan sessiz, hırsız ise ortalıkta dolaşıp çaldığım malı vermezseniz ortalığı yakar yıkarım diyor. Fırtına koparması gereken masa altına saklanmış, sobelenen hırsız ise fırtına koparmakla tehdit ediyor. Ne hale geldik! Bileğin hakkıyla kazanırsın, bizde Rabbim böyle takdir etmiş der yenilgiyi kabul ederiz. Hile ile çalmaya kalkıyorlarsa ama, o zaman bunlara dünyayı dar etmek gerekir. Biz bu şekilde bunlara sürekli prim verir, alttan alır ve bunların suçlarına göz yumarsak bunun bedeli bize çok ağır olur. Oldu da. 15 temmuzda Türkiye' yi 31 martta' da istanbulu çalmaya kalkıştılar. Demek 15 temmuz sonrası biz bunlara anladıkları cevabı verememişiz. Darbecileri kravat takım elbise mahkemeye getirirsen, olacağı buydu. Darbe yapanlara karşı bu kadar layt davranırsan, olacağı buydu. Böylesine pasif ve ezik devlet olursan, her türlü ihanete davetiye çıkarırsın. Nasıl olsa devlet birşey yapmıyor denilerek önüne gelen devlete ihanet etmeye başlar. Yani bunların 15 temmuz sonrası bir darbe girişimi
(istanbul) daha tezgahlayacakları dünden belliydi. O kadar layt bir devletizki, vatana ihanet etmek için resmen davetiyeler dağıtıyoruz. Örneğin; ahmet türk. Terör örgütü üyeliğinden hapis cezası yedi, hasta diye tahliye edildi, sonrada kalktı mardin büyükşehir belediye başkanı oldu. Hapiste yan gelip yatmak için hasta, büyükşehir belediye başkanlığı için sağlıklı. Bu bizim hekimlik mantığımıza yatmıyor, sizin mantığınıza yatıyormu? Şimdi bunun mazbatasını vermezseniz bir sorun, verirseniz başka bir sorun. İşte bu boyuta getirmemeniz gerekliydi. Bu boyuta gelmeden müdahalenizi yapmanız ve önleminizi almanız gerekliydi. Dünyada, olaylar yaşandıktan sonra uyanan ve müdahalesini yapan tek devlet biziz. Rabbim bizi acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Bunlar başta kaldığı müddet biz daha çok kazık yeriz. Daha çok görememişiz, aldatılmışız deriz. Örneğin; kamudan atılanların seçme hakkı olmadığını siz biliyormuydunuz? Biz bilmiyorduk ve bunu yeni öğrendik. Biz bilmiyorduk çünkü, biz sıradan vatandaşıyız. Ya devlet, devlet nerede? Meğerki devletimiz, kurumlardan kovulan fetöcülere yıllardır, sahip olmadıkları bir hakkı tanımış. Eeee, bu kafayla bugünlerimizi ziyadesiyle hak ediyoruz. Biz bu kafayla bu ezik halimiz ile daha çooook kazık yeriz.
 
Paradoks nedir;
birbirine zıt kavramları bir ifadenin içine sokmaktır. Doğru olan bir ifadenizin içine öyle bir kelime sokuyorsunuzki o ifadenizi kendi içinde çelişkili duruma düşürüyorsunuz. Örneğin; muhalefet. Ne diyorlar; "hukuki dayanağı olmayan süreci durdurmak, Türkiye ve İstanbulun yararına olacaktır". Bu ifade paradoks bir ifade. Hukuktan bahsediyorsunuz, hukuksuzlukla yani
sokak eylemleri ile tehdit ediyorsunuz. Hukuktan bahsediyorsunuz, karşı tarafın hukuki haklarını yok sayıyorsunuz. İşte buna paradoks denir. Örneğin; "seçim sonuçlarını kabul edin", söylemi. Buda paradoks bir söylem. Seçim henüz sonuçlanmamışki sonuçlar kabul edilsin. İtiraz süreci, seçimin bir parçası değilmi? Örneğin; faşizim ve diktaya karşı seçimleri kazandık? Bu da paradoks, kendi içinde çelişkili bir söylem. Diktatörlük ile seçimler kelimesini aynı cümlede kullandığınızda ortaya paradoks bir söylem çıkar. Neden, çünkü faşizim ve diktatörlüğün olduğu bir yerde seçimler olmaz. Seçimler olduğu zamanda faşist ve diktatör olan yüzde 99 oy ile kazanır. Yani diktanın olduğu bir yerde sizlerin seçim kazanması söz konusu olamaz. Bu hırsızların söylemlerine dikkat ederseniz, sürekli bir paradoks içinde olduklarını görürsünüz. Söylemleri kendi içinde çelişki dolu. Neden? Doğru tarafları yokta ondan. O kadar yamuklarki, doğru bir ifadeyi bile yamultmayı yani paradoks bir duruma düşürmeyi beceriyorlar. Sayın okurlarımız, kötünün gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile iyi görünmeye çalışır. Buna deccaliyet diyoruz. Hani demokrasi deyip dünyayı ateşe veren bir üst akıl var ya, işte bunların gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile insanları kandırırlar. Eylemler kötü, söylemler güzel. Demokrasi, hak ve hukuk gibi kelimeler ile iyi görünmeye çalışıyorlar, eylemleri ama kötü olduğu için tehdit etmektende kendilerini alı koyamıyorlar. Sonuç; paradoks söylemler doğuyor. Demokrasi ve tehdidi aynı ifadenin içinde kullanmayı beceriyorlar. Örneğin; bunların nasıl medya patronlarını tehdit ettiğini gördünüz değilmi? Medya özgür olmalı deyip medyayı tehdit etmeyi aynı zamanda başarabiliyorlar. Bundanda ilginç olanı, bunlar gerçekten de bu hileler bu tehditlerle muvaffak olacaklarına inanıyorlar. Her türlü hileyi sahtekarlığı, tuzağı yapıyorlar ve günün sonunda galip olan kendilerin olacağına inanıyorlar. Dünyanın ak partinin ezik ve hain tiplerinden ibaret olduğuna inanıyor, Allahı nedense hesaba katmıyorlar. Bizden tekrar uyarması, sizin bir hesabınız olurda Allah'ın olmazmı. Allahu Teala herşeyi not ediyor. Hilelerinizi ve size oy verenleri not ediyor. Bu fırsatların size tanınmasıda sizin hayrınıza değil, günah yükünüzü artırmak için. Bir yere kadar ama, bir yere kadar bu hainliklerinize bu kötülüklerinize Allah müsaade eder. İstanbulu ele geçirmek için kurduğunuz bu tuzak son damlamıydı, bunu bekleyip göreceğiz. Şu ama kesin, siz erdoğanı mumla arayacaksınız. Yaklaşan yaklaşıyor sizin için!

Ne büyüksün rabbim; bizlere hırsızlık iftirasını atmışlardı. Şimdi yüzyılın hırsızlığı ile kendileri sobelendi.

gelelim büyükçekmeceye;
büyükçekmece üzerinde ciddi bir şekilde durulması gerek. Devletin tüm güvenlik bürokrasisi büyükçekmeceyi mercek altına alması gerek. Seçimlerde yapılan usülsüzlükten ötürü değil, daha büyük bir sorundan ötürü. Öyle gözükiyorki, bir üst akıl kamu kurumlarından kovulan fetöcülere yeni bir hedef belirlemiş; belediyeler. Belediyeler, fetöcüler için yeniden örgütlenme ve büyüme yeri olarak seçilmiş. Büyükçekmecede bu projenin pilot bir ilçesi. Devamı başka belediyelerden gelecek. Örneğin; tunç soyer ve izmir. Türkiye yeni bir tehdit ile karşı karşıya. Chp, hdp ve ip belediyeleri üzerinden fetö tekrar canlandırılacak. Zaten hiç yok olmamışlardı. Acilen, fetöcülere kalıcı bir çözüm getirilmezse (vatandaşlıktan çıkarmak) bunlar bir beka sorunu olmaya devam edecek. Örneğin; müebbet yiyenlerin aileleri hainliğe devam ediyor, geri kalan on binlerde bir kaç yıl içinde hapisten çıkacak ve büyük bir öç alma hırsı ile çıkacak, onlara ek birde devlet kurumlarından atılan yüzbinler ülkemizde dolaşıyor, birde yurtdışından paketleyip getirdikleriniz var, şimdi; siz bunların bu ülkede rahat duracağınımı sanıyorsunuz? Bunları bu ülkede tutarak ne amaca hizmet ediyorsunuz? Muhalefet kadar olamadınız, onlar masum suriyelileri ülkeden atma cüretini gösterebiliyor, siz ise teröristleri vatandaşlıktan yani ülkeden atacak cesareti gösteremiyorsunuz. Ezikler sizi. O yüzden hep muhalefetin borusu ötüyor, bizede kazık kalıyor. Dünyanın fetöcülerini ülkemizde topladık, avrupadaki pkk'lılar da gelsin diyoruz. Ülkemizi teröristler hanına dönüştürdünüz. Fetö, pkk, deaş, dhkp-c vs vs vs, ne kadar terörist varsa ülkemize soktuk ve besliyoruz. Kötü tarafı şu; dün imkan yoktu, ne emniyet ne askeriye ne istihbarat ne de yargı elinizdeydi, yani dün bir mezaretiniz vardı. 15 temmuz gecesi ama Allah size lütfunu indirdi. Bir gecede sizleri hakim konuma getirdi. 15 temmuz sonrası, Allahu Teala hiçbir mezaretinizi kabul etmeyecektir. Herşeyi Allahtan bekleyemezsiniz. Artık kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız kendi kaderinizi kendiniz çizmeniz gerekir. Yüzyıl boyunca mağdur edildiniz. O mağdur sıfatına kendinizi o kadar kaptırmışsınız, ezilmeye kendinizi o kadar alıştırmışsınızki, kontrolün artık sizin elinizde olduğuna bir türlü inanmak istemiyorsunuz. O güçle ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Allah bizleri acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Belediye konusunda da uyarımızı tekrar yapalım; belediyelere ciddi kafa yorun, belediyeleri kontrol eden şehirleri ve nüfusu kontrol eder. Büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız, bizden uyarması. Fetöcüler bir araya geldiği zamanda ne yapar? Yaptıkları en iyi şeyi; devlete ihanet, hırsızlık, usulsüzlük ve hile. O açıdan büyükçekmecedeki usülsüzlükler bizleri hiç şaşırtmadı!

gelelim bizim medyaya;
Şunu baştan belirtelim, tarafsız medya diye birşey yok. Kimse kimseyi kandırmasın. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini savunan kişiler ile birlikte olur. Bizler birilerin birşeylerin yandaşı olmasını yadırgamıyoruz. Olayın tabiatı bunu gerektirir ancak, yandaşlığın ölçüsü, tanımı ve kriteri ne olmalı? Bize göre yandaşlık kavramı, tarafı olduğun şeyi daha iyi bir insan daha iyi bir yönetici yapma girişimin bir adıdır. Bize göre yandaşlık, hatalara ve yanlışlara göz yummak değil, yandaş olduğun tarafı daha iyi ve daha doğru yola iletmenin bir yoludur. Yandaş olmak, aynı değerleri paylaştığın kişi ile bir yolculuğa çıkıp o yolda o kişiye destek olmak, göremediklerini göstermek, hatalara karşı uyarmak ve o yoldan şaşmasına karşı onu korumaktır. Bizim medyada maalesef bu konuda sınıfta kaldı. Yandaşlığı, şartsız kayıtsız desteklemek olarak algıladılar. Yoldaşlarına yani erdoğana çok büyük bir kötülük yaptılar. Hepimiz biliyoruzki, erdoğanın etrafı kuşatıldı ve bir çok mesele kendisine ulaştırılmıyor. Lideriniz böylesine bir kuşatma altında olduğunda, medya üzerinden o kuşatma bypass edilip hakikatlar lidere ulaştırılması gerekiyordu. Bizim tarafın medyası bunu maalesef yapmadı. Ezik yöneticiler ve yalaka bir medya, bizim mahallenin kaderide bu. Birileri bizim medyaya geldi ve birlik ve beraberliğimizi bozmayalım dedi, fitne çıkarmayalım dedi ve susturdu. Şeytan insanı nasıl kandırır biliyormusunuz? Kötülükle değil, iyilikle kandırır. Bunu unutmayın, aklınızın bir yerine not edin. Şeytan, iyi birşey yaptığınızı söyleyerek sizi kötülüğe iter. Sizce fetöcüler kötülük yaptıklarınımı sanıyor, hayır. Onlar vatan ve din adına iyilik yaptıklarına inanıyorlar. Birileride bizim medya'yı iyilik adında kötülüğe itti. Medyanın görevi bilgilendirme ve uyarmadır. Medya susunca, liderimiz uyutuldu. Ülkede yaşanılan olaylardan habersiz hale getirildi. Bugünlerimizde yaşadığımız her olay, yıllar öncesinden gümbür gümbür geliyorum dedi. Örneğin; chp. Dün mahmut tanal ve sezgin tanrıkulu gibi bireyler hainlik içindeydi. Bugün ise tüm teşkilat hainlik içinde. Dün bireylere dokunmadın, bugün ise tüm teşkilatı kapatmakla karşı karşıyasın. Dün dokunsaydın bir kaç cılız ses çıkar, olaylar kapanırdı. Bugün dokunmaya kalksan bir kaç vekille yetinemezsin hepsine dokunman gerekecek. Bunlarda tam bunu yapmanı bekliyor. Sokakları ve dünyaya ayağa kaldırmak için tamda bunu bekliyor. Dokunsan bir yana dokunmasan bir yana. Nasıl bu duruma düştük? Vaktinde müdahale etmediğimiz için.
Bugün yaşadıklarımızın her biri dünden belliydi, gümbür gümbür geliyorum diyordu. Bizim medya ama sen şöyle züpersin sen şöyle muhteşemsin, içimize fitne sokmayalım, liderimizi zayıflatmayalım diye diye bu gerçekleri sürekli sümenaltı etti. Ülkemizde ne kadar sorun varsa, bu soruna sebep olanlar kadar yandaş medyada bundan sorumlu. Karşı taraf sabah akşam yalan söylüyor. Onlar zaten bir çöplük. Siz belki onlar gibi yalan söylemiyorsunuz ama doğrularıda aktarmıyorsunuz. Yanlışları dile getiremiyorsanız, onlardan ne farkınız var? Biz rahatız, neden? Biz bu eleştirilerimizi ve uyarılarımızı kazandığımız günlerde de yapıyorduk. Yıllardır bu uyarılarımızı yapıyoruz. Biz, yenilgiye uğradığımız günde ortaya çıkanlardan değiliz.

gelelim ak partiye;
bu kaçıncı kazık be kardeşim! A
kıllanmamız için daha kaç kazık yemeniz gerekiyor? Fetö, devletin kırmızı kitabına gireli 5 yıl oldu ve halen böylesine organize hareket edebiliyorlarsa, geçmiş olsun bize. Biz halen fetö ve ulusalcı kemalistlerin yargıda egemen oldukları dönemlerin yargı katliamlarını bugünlerimizde yaşıyorsak, geçmiş olsun bize. Nasıl olurda il ve ilçe seçim kurulu başkanları fetöden tutuklanır ama il ve ilçe seçim kurulu üyelerine dokunulmaz? Bu olaylar bizlere bir kaç şeyi gösteriyor, birisi üst aklın önemini ve ikincisi ak partinin çöküş dönemine girdiğini. Bir kaç yıldır, Allahın ak partinin ipini çektiğini söylüyoruz. Son seçimler bunun sahaya yansıması oldu. Çoğunluk bozulduğunda Allah orasını darmaduman eder. Ak parti de bozuldu. Parti içinde hasbi duygulara sahip olanlar azaldı, menfi çıkarlar çoğaldı. Çoğunluk bozulduğu zamanda Allah orasını helak eder. Son bir kaç yıldır erdoğan, her seçim sonrası teşkilatları yenileyerek bu yobazlaşmanın önüne geçmeye çalıştı. İşe yaradımı? Yaramadı. Neden? Görevden alınanları ailenin bir parçası olarak görmeye devam etti. Onları partiden dışlamadı. Örneğin; abdullah gül. Daha düne kadar onu, partinin her türlü organizasyonuna davet ettiler. Siz bunu yaparsanız, yani çürük elmaları ailenin bir parçası olarak görmeye devam ederseniz, Allahta sizi bir aile olarak görmeye devam eder ve bir bütün olarak hesabı size keser. Erdoğana tavsiyemiz; parti teşkilatların tümünü lağv et. Millet oyunu sana veriyor, partiye değil. Teşkilatı küstürmeyeyim diye toplumu kendine küstürüyorsun. Teşkilatları lağv edipte seçimlere girsen, her ilçeye kafadan adaylar koysan, hiçbir miting yapmasan, inan bugünlerden çok daha fazla oy alırsın. Bundan sonra milletimle yola devam edeceğim der, daha fazla insanın gönlünü alırsın. Ak parti il ve ilçe yönetimlerin dava diye bir derdi yok, onlar çıkarları uğruna orada. Onlar sana ve davana bir yük. Sana zerre kadar faydaları yok. Tüm teşkilatı, myk dahil lağv et. Askeri okullar gibi lağv et. Başka türlü, seni çevreleyen o ezik o hain tiplerden kurtulamazsın. Temizlemezsen, onların pisliklerine sende ortak olursun. Çöküş başladı, ne yapsan artık ak partiyi kurtaramazsın. Tek çaren partiyi lağv edip kendini kurtarmak. Hatamıydı ak partiye oy vermek? Hayır. Ne kadar çok yerel seçim olsada, siz partiye değil lidere oy veriyorsunuz. Biliyorsunuzki yerelde bir sıkıntı olduğunda lider buna kayıtısız kalmaz müdahalesini yapar. Bu güveni size diğer partiler vermiyor. Örneğin; chp. Yerel bazda bunların arasından usulsüzlük yapan çıksa, biliyorsunuzki baştakilerde bu işin içinde. Yani diğerlerinde balık baştan kokuyor. Erdoğan ve bahçeli, şükür bu konuda bunlarda bir sıkıntı yok. Bu ikisi davalarında samimi. Devlete ve millete ihanet içinde değil. Sadece, teşkilatlanma devrin sona geldiğini siz ve erdoğan bilin. 

 



İslamda kadının konumu


Son günlerde kadının konumu hakkında tartışmalar yürütülüyor. bu konu hakkında bizede bol soru geldi. Bir yanda kadınları savunan ilahiyatçılar ve kadın hakları savunucuları, diğer tarafta karşıt gibi görünüp hiçbir tez üretemeyen ezikler ya da kafayı yemiş tarikatçılar. Bu konuları kim gündeme getirdi; erdoğan. Erdoğan bu konuyu dile getirince memurluk zihniyeti ile çalışan imamlarda konuya girmiyor. "Kadının yeri ev dersem", linç edilirim, memurluktan olurum, sürgün edilirim, sicilim lekenir ya da her yere maydonoz olmayayım mantığıyla herkes sus pus. Masanın altına saklanan saklanana. Tabi, korkunun ecele faydası yok. imamlık, şartlar ne olursa olsun hakkı söylemeniz gereken bir makam. Bu sessizliğin hesabını onlara
Rabbim elbette bir gün soracak. Bu korkaklığın bize yansıması ne? Herkes masanın altına saklanınca, konuşması gerekenler konuşmayınca biz devreye girmek zorunda kalıyoruz. Biz de girmesek, meydan tamamen femistlere ve feminist yalakası ilahiyat proflara kalacak. Onlarda genç kızlara gerçeği değil, nefse ne kadar hoş gelen şey varsa onu anlatıyor. Birisi sessiz kalırsa bilinki diğerin düşünceleri ortama hakim olmaya başlar. Günümüzde sadece bu şeytani düşünceler ortalıkta dolaşıyor, bundan beslenen genç kızlarda; görüyormusunuz İslama göre demek bizde çalışabiliyormuşuz demek biz erkeğe eşitmişiz düşüncelerine sahip olmaya başladı. "Ben istediğimi yaparım, yapmaya özgürüm", felsefesi bu kızların aklına yerleştiği anda, geçmiş olsun bizlere. Neden? Allah erkeği yönetici kılmış, kendisini erkeğe eşit gören, hatta daha üstün gören biri erkeğin yöneticiliğini kabul edermi? Etmez. Etmek zorundamı? Allaha göre etmek zorunda. Allah, bir düzen kurmuş ve herkese görevler tayin etmiş. Bu görev dağıtımında kadın evi idare etmekle sorumlu kılınmış, erkekte dış dünyayı. Ben özgürüm istediğimi yaparım diyen biri bu görev dağıtımına tabi olurmu? Olmaz. Ne olur? Aile yıkılır. Aile neden önemli? Kişi, temel inançlarını aileden alır. Aile yıkılırsa ne olur? İnançlar, örf ve adet dediğimiz o temel değerler yok olur. Nasıl yok olur? Kişi nerede zaman geçirirse oranın değerlerini alır. Bir çocuk aile içinde zaman geçirmezse, zamanını geçirdiği ortamların değerlerini benimseye başlar (internet). Sonuç; kendi toplumun değerlerinden uzak, tuhaf, tuhaf tipler ortaya çıkar (youtuberler). Aile birliği ortadan kalkarsa, bireyler ortaya çıkar o bireyleride başkaları kandırmaya, kendi inancına assimile etmeye hazır bekliyor. Gelecek nesillerinizin zihin kodlarını siz değil, başkaları yazmaya başlar.

Değerli dostlar; birileri bu yıkımı başlatmış. Kadına biçilen geleneksel rolün Allahla ilgili olmadığı, toplumların örf ve adetleri ile ilgili olduğunu söylüyorlar. Şartlar şimdi çok farklı, şimdi gönül rahatlığıyla çalışabilirsiniz, ilahi açıdan sorun yok diyorlar. Duyan erkeklerin doğum yapmaya başladıklarını zannedecek. Şartların ve çağın değişimini öyle anlatıyorlarki sanacaksınız erkeklerin göğüslerinden süt fışkırmaya başlamış. Sanacaksınız kadınların artık iki yıl boyunca yeni doğanı emzirmesine gerek kalmamış. İşte bunlar şeytanın ağzı ile konuşmalar.
7 bin yıl önce şartlar ne idiyse bugünde aynısı. 7 bin yıl öncede insan hayatta kalmak için çalışıyordu, mücadele veriyordu bugünde. Konuyu saptırmayın. Kadın için öngörülen ev hayatı yüzde yüz İslamla ilgili. İslam neden böyle birşey öngörmüş? Nedenlerini yazımızda açıklayacağız, ama en basit nedeni doğum ve çocukla ilgili. Örneğin; kadın 9 ay hamile kalır, hamile bir kadında kendisini bedensel ve ruhsal olarak zorlamaması gerek. 2 yıl süt emzirir. "Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler (Bakara Süresi; 233). Emziren bir kadında çalışmaması, kendisini ruhsal ve bedensel olarak yormaması gerek. 4 çocuk yaptığınızda, 15 yılınız böylesine gitti. birde bu yükün üstüne dış dünyada çalıştığınızı varsayın, bu sizi baya yıpratırmıydı, hemde nasıl. İşte, Allah sizi bu artı yükten kurtarmak için evde kalmanızı söyler. Bu uyarıyı sadece size değil, sizi çalıştırmak isteyen erkeğede yapar. Dünya durmadıkça, erkeğin göğüsünden süt akmadıkça, hamilelik 9 ay'dan 2 ay'a düşmedikçe bilinki, kadını eve mahkum kılan şartlar değişmeyecek. Tabi biz şunuda biliyoruz, sizin akıl babalarınız yaratılışada göz dikti. Erkeğin göğsünden süt çıkaracak formüller üzerinde çalıştıklarını, erkeği hamile yapacak teknikler geliştirmeye çalıştıklarını biliyoruz. Hatta ve hatta çocukları ana rahminde değil, tamamıyla yapay plazentalar içinde büyütme çabaları içinde olduklarınıda biliyoruz. Buysa sizin insanlık için öngörünüz, Allah yolunuzu açık etsin. Siz ve akıl babalarınız, siz kendi yolunuza, biz kendi yolumuza.

Aslında bütün olayın özü ne biliyormusunuz; gelenek, örf, adet, çağ, geçim vs hepsi boş, bütün hikaye kadının kendisine verilen annelik görevini reddetmesiyle ilgili. Günümüzün kadını, içgüdüsel olarak anne olma arzusunu taşıyor. Allahtan bu içgüdüsel dürtüyü bastıramıyor ancak, anne olmakla beraber gelen sorumlulukları yerine getirmek istemiyor. Anneliğin getirdiği yükü taşımak istemiyor. Günümüzün kadını, yeryüzü süsünden pay istiyor yeryüzü şehvetinden tatmak istiyor. B
ütün olay bundan ibaret. Bu gerçeğide itiraf edemiyorlar, ne kendileri ne de akıl ablaları. Neden, çünkü İslamdan zerre kadar bilgisi olmayan biri bile, yeryüzü süsün peşinde koşmanın kişiyi helaka sürükleyeceğini bilir; "Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kazancını istiyorsa ona dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz" (Şura Süresi; 20). Günümüzün kadınları evin dışında olan her güzelliği tatmak istiyor. Nefisleri ama bunu bu şekilde haykırırsa kendilerini helaka götüreceklerinide biliyorlar. Vicdanlarını ikna etmek için ne yapıyorlar; kıvırıyorlar, yaşam standardı diyorlar, çağın şartları diyorlar, bu gelenek geçmiş kültürlere aitti diyorlar. Olayın özü bu! Kadın, hayatın sefasını sürdürmek istiyor. Hayatın süsünden şehvetinden bende payımı istiyorum diyor. Neden evde bir hapis hayatı sürdürecekmişim diyor. Ben y-a-ş-a-m-a-k istiyorum, tanrının bana biçtiği bu rolü r-e-d-d-e-d-i-y-o-r-u-m diyor. Anlayacağınız, günümüzün kadını tam gaz cehenneme doğru yol almış gidiyor; "Bu dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, işte asıl hayat odur, keşke bu gerçeği bilselerdi" (Ankebut Süresi; 64).

K
im bunlara önderlik ediyor? Erdoğan. Erdoğan ilginç bir karakter. Hak ile batılın mücadelesinde hakkın cephesinde. Vatanı ve milleti satmıyor. Bazıların iddiası aksine hırsız değil, yolsuzluk içinde değil. Buraya kadar hoş. Fakat ilginç bir İslam anlayışı var. İslamın reforme edilmesi, günümüzün şartlarına göre yorumlanması gerektiğini düşünüyor. Akla bakarmısınız; kadını cumaya çağırıyor. Tabi kendisini çelişkilere ittiğininde farkında değil. Bir yandan kadının iş hayatına atılmasının önünü açarken diğer yandan dört çocuktan bahsediyor. Nasıl olacak bu; erkeklermi doğum yapacak? Gelişmiş ülkelerde kadınların iş hayatına atılma oranın yüzde elli üzerindeymiş, bu oran türkiyede yüzde otuz civarıymış, gelişmiş ülkeler seviyesine getirilmesi gerekiyormuş. Bunu söyleyende ticaret bakanımız. Bu hanımefendi acaba, gelişmiş ülkelerde yani kadının iş hayatına yüksek bir oranda katıldığı ülkelerde doğum oranın ne olduğunu biliyormu? Kadının iş hayatına yüksek oranda atıldığı ülkelerde kadınlar çocuk yapmıyor, o ülkeler yok olmakla karşı karşıya. O ülkeler kadını evde tutmak için her türlü teşviği yapıyor. Ya bizde? Bizde ise tam tersi, bizde kadını iş hayatına sürüklemek için her türlü destek veriliyor. Akla bakarmısınız. Akıllı birisi bir uygulamayı devreye sokmadan, bunun başka ülkelerdeki sonuçlarını analiz eder sonrası kendi ülkesinde uygulamaya sokar. Bizimkiler ise balıklama atlıyor, zarar gördükten sonra ders çıkarıyor. Örneğin; kadınların iş hayatına yüksek oranda katıldığı ülkelerde kadınların ilk hamile olma yaşın 24 den 28-30 civarına doğru kaydığını biliyormuydunuz? Bir veya iki çocuk yapıyorlar, bunuda 30 yaşlarına kadar erteliyorlar. 20 yaşında hamile kalmamı sizce daha sağlıklı yoksa, kariyer hırsından beden ve ruhun yıprandığı 30 yaşmı? Kadının yüksek oranda iş hayatına atıldığı ülkelerde; ahlak değerleri, sosyal yaşantı, aile değerleri neler bunu hiç araştırdınızmı? Bu değerler sizin değerlerinizle örtüşüyormuda, bu uygulamayı bu topraklara taşımaya niyetlisiniz. Neresinden tutsak elimizde kalıyor. Daha dini konulara girmedik bile!

Eşitlik hiçliktir. Siz hiç demokrat ülkelerde 50-50 sonuçlanan oylamada bir yasanın çıktığını gördünüzmü? Hayır. Eğer yasaların geçmesini, belirli icratların gerçekleşmesini istiyorsanız illa birisi, artı bir oya sahip olmak zorunda. Eşitlik demek hiçlik demektir. Örneğin matematik formüller. Birşey eşitse sonuç sıfır çıkar. Eşitlik aileyi neden yıkar? Aile bir işletmedir. Belirli yatırımların yapıldığı, her gün küçük veya büyük kararların verildiği bir müessedir. Eşitlik anlayışı bu müesseye girdiğinde anarşi doğar. Anarşide üniter devlet yapısını bozar yani aile yıkılır. H
erkes kendi isteğine göre hareket etmeye başlar. Böylesine bir düzensizlik ve kaos oluşmaması içinde Allah, aile kurumunu var ettiğinde iki şey yaptı, bir; yöneticiyi baştan belirledi ve iki; görev dağıtımı yaptı. Her bireye sorumluluk verdi ve her bireyi kendi alanında yönetici kıldı. O müesse ayakta kalabilmesi içinde herkes görevini yerine getirmek zorunda. Siz ama haşa, Allah bu işlerden anlamaz, ben bunun psikolojisini okudum, karşılıklı anlayışla herşeyin üstesinden gelinir diyorsanız, Allah yolunuzu açık etsin. Biz Allah'ın tavsiyeleri ve emirleri ile hareket edenlerdeniz. Bu yazımızda Allahı rehber alanlara yönelik, almayanlara yönelik değil. Bu yazımız başörtüsünü takıp iş hayatına atılan ve bunun İslami açıdan mahsuru olmadığına inanan müslüman kadınlara yönelik. Kendileri yanlış bilgilendiriliyor, onları uyarma niyetine kaleme alınmış bir yazı. Biz bu yazıyı magazin kanallarında boy gösterenler için kaleme almadık.

Kadın ile anne arasındaki fark;
kadın doğurur, anne ise büyütür. Farkı anladınızmı? Çocukları doğurmak değil, büyütmek bir kadının asıl görevi. İslam dini annelik vasfını çocuğu doğurana değil, çocuğun başında nöbet tutana verir. Ayetlerde kadına iki türlü hitap edilir, birisi kadın olarak diğeri anne olarak. Bu ikisi birbirinden farklı. Çocuğunu başkalarına bırakıp dünya malı ve makamı peşinde koşturanlar, çocuk doğurmuş olsa bile onlara anne denmez. Onlar birer kadın. İslam dinide, kadını değil anneyi yüceltir. Örneğin; Kur'an-ı Kerim Ayetleri bir erkeği kadına üstün kılar, bir anneye ama değil. İslam dininde kadın ikinci sınıftır, bir anne ama değil. 

Hadis. kıyamet alametlerinden birisi; kadının dünya süsü dünya malı için çocuklarından vazgeçecek olması. Günümüzde de bunu görmüyormuyuz; ilk önce işim demiyorlarmı? Mesleklerini kariyerlerini ele alıncaya kadar beklemiyorlarmı? Doğum yapar yapmazda yeni doğanı büyük anneye, bakıcıya bırakıp tekrar dünya malı peşinde koşturmuyorlarmı? 

Kürt kardeşlerimizede, şu tavsiyesinde bulunalım; hiç kürdistan adında bir devlet kurmaya zahmet etmeyin. Bizde kadını iş hayatına itmeye çalışan politikacılar olduğu müddet, zevk ve sefaya düşkün türk kadınları olduğu müddet, bunlar zaten bir 20 yıl sonra anahtar teslim devleti size teslim edecek. Siz aile hayatınızı muhafaza etmeye devam edin, 5-6 çocuk yapmaya devam edin, bir 20 yıl sonra siz zaten çoğunlukta olacaksınız. İstediğiniz hükümeti kurar indirirsiniz. Anadolu varken, kuzey irak'ın dağlarında bir devlet kurmanın ne anlamı var?

Kimi kendinize örnek alıyorsunuz? Bazılarınız iş hayatında başarılı olan kadınları kendilerine örnek alır, eğer Müslümansanız lütfen bunu yapmayın. O kadınlar size örnek değil. O kadınlar cadılar bayramını kutlar, o kadınlar bekarlığa veda partisi verir. Bu kadınların tabutu alkışlarla kaldırılır, teşvikiye camisinden kaldırılır. Siz bunların ne anlama geldiğini biliyormusunuz? Bunlar mini eteği gelişmişliğin bir simgesi olarak görür, özel uçaklara atlayıp haftasonu alış verişini new yorkta yapar. Bunlar sizin için bir kıyas değil. B
unlar ahiret hayatına inanmaz, başörtülü birisi ile yan yana gelmekten utanır, sakallı birini gördüğü zaman öcü görmüş gibi yolunu değiştirir. Bunlar size bir kıyas değil. Siz bunların yaşantısını kendinize örnek alırsanız, geçmiş olsun size. Bunların hayatları zevk sefa süs eğlence gösteriş kibir haram gibi Allahın nefret ettiği ne kadar şey varsa bunu içerir. Siz bu kadınları örnek alıp bende iş kadını olacağım derseniz, geçmiş olsun size. "Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah, bununla ancak onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor." (Tevbe Süresi; 55). Bir kişiyi kendinize örnek almadan yaşantısına bakın, aile durumuna bakın, temsil ettiği değerlere bakın. Örneğin; yaşantı tarzı batı kültürümü İslamımı andırıyor. Yaşantıları batı kültürünü andırıyorsa bunlara kulak asmayın. Bunların değer silsileleri ile sizinkiler farklı. Hiç evlenmişmi, çocuğu hiç olmuşmu, boşanmışmı, aileden gelen bir zenginlik varmı? Eğer hiç evlenmemiş, hiç çocuğu olmamış, aileden gelen bir rahat yaşantısı varsa bunlarada kulak asmayın, bunlar bol keseden sallar. Kendilerin bir aile yaşantısı yokki size ailenin kutsiyetinden bahsedebilsinler. Çocuklarını iki yıl boyunca emzirmişmi, dört çocuk yapmışmı, çocukları kendisi büyütmüşmü, eşine her akşam yemek pişirmişmi, erkeğin özel ihtiyaçlarını karşılayabiliyormu? Örnek aldığınız kadınlar, eğer bu konularda da sınıfta kalıyorsa o zaman onlarda sizin için bir örnek değil. Ey Müslüman kadınlar, karar verin; ahiretmi yeryüzümü? Eğer ahiret yaşantısını istiyorum diyorsanız bu kadınlarda size örnek değil. Size gaz veren kadınların hepsi defolu. "Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez." (Bakara Süresi; 86). Hem makam hem aile olamazmı? Olamaz. Çok net; siz annelik dışı bir göreve göz diktiğiniz an mutlaka ve mutlaka o yolda bir çok değerinizden vazgeçmeye mecbur bırakılırsınız. Ya aileniz ya iffetiniz ya ahlakınız ya sağlığınız ya huzurunuz ya helalden vs. Bunun size o kadar ağır bir bedeli olurki, son nefesinize geldiğinizde deydimi buna dersiniz. Ahiret hayatı ile yeryüzü hayatı bir arada olmaz. Birilerin bu dünyada önü açılıyorsa, açıldığı kadar bilinki ahiret hayatından kaybediyor. Bir gram yeryüzü nimeti elde eder, karşılığında bir gram ahiret hayatı nimetini kaybeder. 

Küresel oyun. Şeytan nasıl bir toplum arzu ediyorsa, hollywood filmleri o yönde yazılır yapılır. Son bir kaç yıl içinde gerek animasyon gerek hollywood filmerinde sürekli kadın aktörlerin öne çıkarıldığı kahramanlaştırıldığını görürsünüz. Örneğin; "star wars- son jedi" filmin kahramanı bir kadın. "Arabalar 3" animasyon filmi yani erkek çocuklara hitap eden bir filmin kahramanı bir kadın araba. Amerikan dizileride bu amaca hizmet eder. Dizileri incelediğinizde erkeğe şapşal ve sorumsuz bir karakter rolü verilir, sorumlu ve olgun karakteride kadına. Gerek animasyon gerek dizi gerek filmlerde genç kızlara sen özgürsün istediğini yapabilirsin felsefesi aşılanır. Eskiden animasyonların kahramanı prenslerdi günümüzde prensesler. Bunlar bizleri sinsice, ata erkek kültüründen kadınların egemen olduğu bir topluluğa doğru götürmek istiyor. Oyun büyük, oyun küresel. Hollywood ve arkasındaki güçlerin hedeflediği bir düzen insanlığın hayrına olabilirmi; elbette olmaz. En geç, arkanızdaki bu şeytani güçleri gördüğünüzde, bu yol, yol değil deyip bu inattan vazgeçmeniz gerekmezmi?

Size Ayetlerden bir hikaye anlatacağız. Yazının girişinden bu yazının nereye gideceğini anladınız sanırım. Yazımızda size bir hikaye anlatacağız, başlıkları alt alta sıralacağız, sonunda ortaya bir hikaye çıkacak. Kendinizi bütün ön yargılardan arındırın ve bu hikayeye kulak verin. Kadınla ilgili Ayetler bir hikaye anlatır, biz size Ayetler üzerinden bu hikayeyi anlatacağız. İlk yaratılıştan başlayacağız, peygamber kadınlarına kadar götüreceğiz. Bu hikaye'yi Kuran-ı Kerim anlatıyor, kendi şahsi görüş veya felsefemiz değil. Biz sadece farklı sürelere serpiştirelen Ayetleri aldık, bir sıralamaya tabi tuttuk. Bu sıralamadanda bir hikaye çıktı. Biz bu yazımızda size bu hikaye'yi anlatacağız. Bir başlık bir Ayet. Başlıkları kendi başına değerlendirmeyin. Hikaye'yi bir bütün olarak ele alın. Bu bir yap boz oyunu, bir parçaya bakarsanız anlam veremeyebilirsiniz. Gizem bütünlükte yatıyor. Örneğin; Ayetleri tek, tek ele aldığınızda meal, tefsir ve felsefede kaybolur gidersiniz, çünkü herkes kendi kafasına göre bir Ayeti yorumlar. Ayetleri bir bütün olarak ele aldığınızda ama birilerin tefsir ve meal tuzağına düşmezsiniz. Neden? bir kişi bir Ayeti kendi lehine yorumlayabilir ama 4-5 Ayeti aynı anda lehine yorumlamaya kalkıştığında yorumlar arasında çelişkiler oluşmaya başlar. Bir Ayette sizi aldatabilir, ama 4-5 Ayeti aynı anda lehine çeviremez. O yüzden Ayetleri tek tek ele almayın, bir bütün olarak ele alın. Bütün olarak ele alırsanız birileri tarafından kandırılmaktan kurtulur kadının konumunu daha net, bir yere oturtabilirsiniz. Ayetler her zaman birbirini destekler. Birisi size eğer herhangi bir konuda Ayetlerden bahsederse Ayetler arası çelişkiye dikkat edin ve size anlatılan Ayetler birbiri ile bağlantılımı, konuyla ilgilimi, buna bakınız. Örneğin; kadını iş hayatına atmak isteyenler bir Ayetten bahseder, konuşmalarının geri kalanını hadisten kültürden zamanın şartlarını anlatarak geçirirler. Bahsettikleri Ayette genelde konuyla ilgili olmaz, çünkü kadını iş hayatına itecek bir Ayet bulunmaz.

Şahsi görüşümüz ne?
Allahı, peygamberimizi ve kitabımızı saymazsam, yeryüzü yaşamımın merkezinde üç kişi var. Birisi annem, ikincisi kız kardeşim ve üçüncüsü kız kardeşimin kızı. Yazıyı okurken kadına karşı bir önyargı beslemediğimi, kadına bir mal gözüyle bakmadığımı lütfen bilin. Tam aksi; beni
en çok öfkelendiren şey kadına şiddet. Hayatımda en çok değer verdiğim üç kişi var ve üçüde kadın. Bilhassa kız kardeşimin kızı benim zayıf noktam. Çocuğum olsa, kızmı erkekmi istersiniz diye sorsanız; kız çocuğu derdim. Benim şahsi görüşlerim bunlar, ancak düzeni ben kurmadım, ipler benim elimde değil. Herkes gibi bende, ister hoşuma gitsin ister gitmesin düzene ayak uydurmak zorundayım. Size bu yazıda anlatacaklarım benim şahsi görüşlerim değil, Allahın kadın hakkındaki hükümleri. Allahın hükümleride kıyamete kadar geçerli. Ayetler dediğimizde zamana göre değiştirebilecek birşeyden bahsetmiyoruz. Kıyamete kadar geçerli yasalardan bahsediyoruz. O dönem öyleydi, şimdi farklı bir dönemde yaşıyoruz diye birşey yok. Allahu Teala, bu Ayetleri indirdiğinde, kıyamete kadar bu yasalar geçerlidir dediğinde bilmiyormuydu bugünki konjonktürü? Elbette biliyordu. O yüzden dün bugün olayı yok, sadece İslam var. İslamda size ayak uydurmaz, siz İslama ayak uyduracaksınız. Bu yazımızda biz sizlere o acı gerçeği yüzünüze vuracağınız, bütün çıplaklığıyla kadının İslamdaki konumunu masaya yatıracağız. Sizlere hayırlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.

Hikayemiz;

gökte- erkek yaratılır. ademin yaratılışı.

gökte- erkek bir eş ister. "Sizi bir nefsten yaratan ve onunla sükûn bulmanız için, ondan onun eşini yaratan O’dur...."(Araf Süresi; 189). Tefsiri: adem babamız yalnızlıktan yankınır ve bir eş ister. Allahta hz ademin nefsinden hava anamızı yaratır. Bir; erkek ile bir kadın asla eşit olamaz, çünkü yaratılış öyküleri birbirinden farklı. Erkek, Allahın isteği üzerine yaratılmış, kadın ise erkeğin isteği üzerine. Fark iki; erkek yoktan var edilmiş, kadın ise erkekten. Özet: erkek, Allahın duası sonucu ortaya çıktı, kadın ise erkeğin duası sonucu. Bu ikisi hiç birbirine eşit olurmu? Erkek yoktan var edilmiş, kadın ise erkekten. Hiç kaynağın kendisi, kendisinden oluşturana eşit olurmu?

   - duanıza dikkat edin. Eğer duanız eksik veya yanlış olursa hapı yutarsınız. Adem babamız yalnızlığını gidermek için bir eş istedi. Allahta ne bir gram artı ne de bir gram eksik, tam bu dua doğrultusunda kadını var etti. Hz adem ne istedi; nefsine hitap edecek ve yalnızlığını giderecek birisini. Allahta o doğrultuda süse ve eğlenceye düşkün, yeni canlılar doğurabilecek birini var etti. Hata nerede? Duasında benim hilafetime göz dikmeyecek ve bana itaat edecek birini var et demesi gerekirdi. Etmedi ve belasını buldu. Cenneten kovuldu.

gökte- erkeği yönetici kılar ve uyarır.
  "Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz” (Bakara Süresi; 35). Tefsiri; Allahu Teala, hz ademi var eder ve ona göklerin nimetlerini açar. Hz adem ama şükretme yerine ne yapar? Burun kıvırtır ve dahasını ister. Yalnızlığımı giderecek bir eş ver bana, der. Allahu Tealada bu istek doğrultusunda hava anamızı yaratır. Şimdi; evin sahibi Allah, evin evladıda adem. Hz ademin isteği üzerinede hava anamız bu eve dahil edilir. Ancak, evin sahibi (Allahu Teala) bu yeni üyeyi kendisine muhatap almaz. Sen istedin, sorumluluk sende ey adem misali, ne zaman bir konuyu dile getirmek istediğinde, hep ademe hitap eder. Hiçbir ayette ey hava demez. Hep ademe hitap eder. İki; "And olsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Adem’e secde edin! Diye emrettik. İblis’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı" (Araf Süresi; 11). Tefsiri; eğer kadın erkeğe eşit olsaydı, ademe secde edin demez, adem ve havaya secde edin derdi. Özet; Allah katında geçen tüm konuşmalarda, hep ademe hitap eder. Eğer Allah nezdinde kadın, erkeğe eşit olmuş olsaydı; " ey adem" yerine, "ey adem ve havva" derdi yani birlikte anardı ve meleklere; "ademe secde edin" yerine, "adem ve havaya" secde edin derdi.

gökte- erkek, bu görevi yerine getirmez.
"And olsun biz, daha önce de Adem’e (öğüt) vermiştik. Ne var ki o, (öğütü) unuttu. Onda azim de bulmadık" (Taha Süresi; 115). Tefsir; hz adem yumuşak huylu yaratılmış. Azimden yoksun bir yapıya sahipti. Günümüzün tabiriyle layt erkek tipi bir yapısı vardı. Hava yaratıldıktan sonra, ademle top gibi oynadı. Buraya gel adem buraya git adem, şunu yap adem yapma adem vs. Adem kendisi yönlendirmesi gerekirken, yönetilen oldu. Sonuç; sonucu çok ağır oldu. Kadının ağzı ile hareket etti, cennetten kovulmamıza sebep oldu. Özet; kadın, erkeği Allaha isyan etmeye sürükledi. Değerli dostlar; bu kıssaları Kur'an-ı Kerim boşuna anlatmıyor. Buradan bizlerin yeryüzü hayatı için çıkarması gereken dersler var. Gökte kadını dinledik, cennetten kovulduk. Ders çıkarmamışcasına aynı hatayı yeryüzünde de yapıyoruz. Akıl var mantık var, eğer kadının peşinde koşmak bizleri cennetten kovdurtuyorsa, yeryüzünde kadının peşinde koşmak nasıl bizleri cennete geri götürecek? Kovulmaya sebep olan hata, sizi tekrar kovulduğunuz yere geri götürürmü? Kadın gökte yönetimi ele aldığında bizi aydınlığa ve huzura taşımadıki, yeryüzünde taşısın.  

gökte- erkek yönetimi kadına bırakır, kadında ihanet eder. Adem çok ezik bir karakter ve yeni eşinin peşinden koşturur durur. Bir müddet sonra kadın durumu anlar ve derki, demek burada asıl olan benim. Bu ezikten adam olmaz, sürekli benim dediğim yapılıyor. Hep ben merkezdeyim demek burada yönetmen benim. Kadın, başlarda erkeğe bir saygı duyuyordu, bir müddet sonra o saygıda toz duman olup gider. Karşısında lafından çıkmayan, sessiz ezik bir şahsiyet görür. Not: saygı kendiliğinden gelmez, bir kişinin size saygı duyması için bir vasfınız olması gerek. Erkek, saygıya değer bir vasıf taşımıyorsa kendisine saygı duyulmaz. Erkeğine saygı duymayan kadına ne olur? İhanet eder! Gökte yaşanılan bu olaylar tesadüfen gelişmedi. Siz bu olayların kendiliğinden geliştiğinimi sanıyorsunuz yoksa? Bunların hepsi önden takdir edilmiş bir senaryo ve her bir olay çok önemli mesajlar içerir. Örneğin; erkeğine saygı duymayan bir kadına başka bir erkek musallat edilir. Havaya iblis musallat olduğu gibi. O erkekte o kadının aklını çeler ve o kadını ailesine karşı ihanete sürükler. O kadını, Allahta korumaz çünkü Allahın koruması için o kadının ilk önce Allahın Ayetlerine riayet etmesi gerek. Örneğin; saliha kadınlar itaatkardır ya da biz erkeği evin yöneticisi kıldık Ayetlerine riayet etmesi gerek. Ayetleri çiğnerseniz Allah korumaz. İffet, namus bir yere kadar. Bir kadın kocasına saygı duymazsa iblis gibi inatçı bir erkek o kadının karşısına çıkartılır. O ibliste kadını ikna edinceye kadar kadının peşini bırakmaz. Kadın ihaneti gerçekleştirdikten sonrada, hatasını anlar ve ne yaptım ben der. İşte, ben ne yaptım diyen kadınların arasına havada girer. 

   - bu senaryo önden belirlenmiş ise özgür irade nerede, hava ve iblis'in suçu ne diyebilirsiniz; bu konuda kader yazımızı okumanızı tavsiye ederiz. senaryoyu Allah yazar ve kişiler oynar, ancak bu senaryo kişilerin niyetine göre belirler. bunların kaderinde bir ihanet yazıldıysa demek bunların kalplerinde hiyanetlik vardı. o ihanet ne zaman gerçekleşecek hangi koşullarda ve içeriği ve sonucu ne olacak bunun detaylarını Rabbim yazar. siz bir niyet ile kaderinizin fitilini ateşliyorsunuz, detaylarını Rabbim yazar ve çizer.

gökte- Allah hayal kırıkılığına uğrar. "Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına kaktık." (Tin Süresi; 4-5). tefsiri; insan temiz ve güzel bir ortamda var edildi (cennet). bu ihanet sonrası ama insan ana rahmine atılır. kan içinde, küçük ve büyük abdestin çıktığı noktanın tam ortasından dünyaya gelmeye mahkum bırakılır. aşağıların aşağısı denilen nokta, gövdenin en alt noktasıdır (mahrem yer). çevirdik kelimesinin anlamıda, biz doğum esnasında başı aşağıya dünya geliyoruz.

erkeği ve kadını birbirine düşman olarak dünyanın farklı noktalarına kovar. Allah bizi cennetten kovar. "Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker”  (Taha süresi; 123). Tefsiri; erkek, kadın ve şeytan bu üçü birbirinin düşmanıdır. sizler, sadece insan ile iblis soyun birbirine düşman olduğunu zannediyorsunuz, durum bu değil. kadında erkeğin düşmanıdır. kadın, erkeğin yeryüzü hilafetine gözünü diker. iblis ise ahiret hilafetine.

   - birbirinize düşman olarak inin, der Allah. Siz böylesine ağır cümleleri kime sarfedersiniz; sürekli kavgalarından ve şikayetlerinden bıktığınız ve kovduğunuz kişilere sarfedersiniz. Demek kadın sürekli erkekten şikayetçi oldu, erkekte kadından. Demek vıdı vıdı tantana gökte başladı.

yeryüzü yaşantısı başlar, yeryüzünde geçenler;

- erkekten hesap sorar. "Bunun üzerine ikisi de ondan (o ağaçtan) yediler. O zaman ikisinin de edep yerleri kendilerine açıldı. Cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Ve Âdem, Rabbine asi oldu, böylece azdı" (Taha Süresi; 121). Tefsir; bu olayın üç faili var, birisi adem diğeri hava ve üçüncüsü iblis. Bunların arasında en suçsuzu hz adem olmasına rağmen, "adem Rabbine asi oldu" denilir. Allahın güvendiği ademdi, kendisine muhatap aldığı ademdi, ademinde bu suça karışması, en büyük hayal kırıklığı oldu. Bu Ayet ilede bunu dile getirir. Hesabı ademe keser. Örneğin; ademi hindistanın yağmur ormanlıklarına atar. Soğuk, yağmurlu ve her türlü vahşi hayvanın içine atılır. Hava ise, arabistanın çölüne atılır. Hayatta kalma sıkıntısı kendisine yaşatılmaz. Kadın hep korunması gerek, Allahta o konuda havaya haksızlık etmez. Geneline baktığımızda da, cennetten atılmanın bedeli erkeğin omuzuna yüklendiğini görüyoruz. Hayatta kalmak için ne gerek; rızık. Rızık temininden de kim sorumlu kılınmış; erkek. Erkeğe, insanoğlun yeryüzüne itilmesine sen sebep oldun, beslenmesinden de sen sorumlusun denilmiş. Özet: hayata getirme yükü kadına, hayatta tutma yükü erkeğe verilmiş. Rollerin dağıtımı bu!!


- adem tövbe eder. "Bu durum devam ederken Âdem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır" (Bakara Süresi; 37). Tefsir: hz adem yeryüzüne atıldığında çok pişman olur çok üzülür çok ağlar ve çok dua eder. Bu dualar ve üzüntüsü üzerine gökten ilhamlar almaya başlar. Rivayetlere göre, bu ilhamlar peygamberimizle ilgili. Cennetteyken peygamberimizin ismini bir yerlerde yazılı olduğunu hatırlar. Peygamberimiz sav yüzü suyu hürmetine beni bağışla der ve bunun üzerine tövbesi kabul olur. Yine rivayetlere göre 200 yıl boyunca ağlar, bağışlanmak ister.

- hava, tövbe etmez. Cennetten kovulduktan sonra adem babamız tövbe eder, hava anamız ama değil. O yüzden yeryüzüne yayılan kötülüğün kaynağı kadın. Bunu açalım; Bakara Süresi 37 bize adem babamızın tövbe ettiğini ve bu tövbesinin kabul edildiğini anlatır. Maide Süresi 27-31 de bizlere adem babamızın oğlu kabilin, habili öldürdüğünü anlatır. Kabilde olan bu kötülük nereden geldi? Adem babamızdan gelemez çünkü adem babamız tövbe etti ve peygamber kılındı. G
eriye tek şık kalıyor, o da hava yani kadın. Kabile seriyat eden o kötülüğün bir tek kaynağı olabilir, o da kadın. İşlenen suçun içeriğini incelediğimizde, kabil'in Allaha adak vermede gönüllü olmadığı yani Allaha bir isyan içinde olduğunu görüyoruz. Oğuldaki kötülük havadan geliyorsa demek bu isyankar hisler havada da var. Demek hava anamız, cennetten kovulmayı hazmedememiş. Kovulmak kendisine çok koymuş olmalıki, göğe karşı içinde bir öfke ve kin birikimiş. Bu kinde evlatları arasında kabilde açığa çıktı. 

- erkeği yine yönetici olarak atar. Ademin tövbesi sonrası adem ve hava bir araya getirilir ve aile kurulur. Erkeği bu müesseseye yönetici olarak atar. Hangi kriterlere göre bu atamanın yapıldığınıda anlatır; "Erkekler kadınlar üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından harcamaktadırlar.." (Nisa Süresi; 34). Tefsiri: erkeği daha üstün yarattığım için onu bu müesseseye yönetici atadım der ve bu Ayette bir şeyi daha yapar, kazancı erkek ile ilişkilendirir. Neden? Erkek ve kadına cennetten kovulmanın bir bedeli olacağı belliydi. Ödenmesi gereken bir bedel var. Bu bedelde erkek için çalışmak olmuş. Yeryüzünde çalışma görevi erkeğe verilmiş. Bu atamanın ama bir de sembolik anlamı var. Yaratılış erkeği üstün kılar. Bu üstünlükte yaratılışta, yani gökte kalmaması gerek. Bu üstünlük yeryüzünde de devam etmesi gerek. Üstünlük tanımı ama gök ile yeryüzünde farklı. Allahın üstünlük tanımı ile insanın tanımı farklı. Yeryüzünde insan, üstünlüğü mal ve maddiyat ile ölçer. En çok mal en çok kazanç kimdeyse en üstün o olur. Allahta erkeğe, bu Ayetle şunu der; eğer yaratılışta sana verdiğim üstünlüğü yeryüzünde de sürdürmek istiyorsan, kazancı temin edende malın sahibide sen olman gerek. Kadını iş hayatına attığınızda ama ne yapıyorsunuz; bu Ayeti kırıyorsunuz. Kadının çalışmasında ne mahsuru var demeyin; kazancı Allah üstünlükle ilişkilendiriyor. Kimde daha fazla kazanç varsa o diğerinden daha üstün olur, diyor. İşte, biz kadının, erkek ile böylesine bir üstünlük rekabetine girdiğini görüyoruz. Bi nevi sidik yarışına. Şaşırdıkmı; hayır. Birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin diyen Allah, bu uyarıyı bize zaten yapmıştı. Unutmayın; erkek için cennetten kovulmanın bedeli çalışmak. Bir erkek çalışmazsa bedeli ödeyemez, bedeli ödeyemezse cennette geri dönemez. Kovulduğu yere geri dönebilmesi için bir bedel ödenmesi gerek. Bu bedel kadın için doğum, çocuk ve yeryüzü nimetlerinden uzak durmak, erkek içinde çalışmak çalışmak ve çalışmak. Bu da çalışmayan erkeklere uyarımız olsun. Çalışmaz bunuda helalinden yapmazsanız, cennete giremezsiniz. Nokta!!

   - hanımlar, siz kendinizce benim bir erkekten ne eksiğim var diyor olabilirsiniz. Bu kendiniz için geçerlide olabilir, ama her kadın sizin gibi eğitimli ahlaklı ve kültürlü değil. Kendi seviyenizden dünyayı okumayın. İlahi düzen istisnalara göre var edilmez. Siz erkekler aleminde iffetinizide koruyabilirsiniz, ahlakınızıda, ruh sağlığınızıda bedeninizide. Başkaları ama sizin kadar ahlaklı kültürlü ve güçlü değil. Çevrenize bir bakın. Yaparsın, edersin, senin neyin eksik diye gaz verdiğiniz genç kızlar genç yaşta teker teker iflas ediyor. Hayat, sizin dizilerde aktardığınız gibi hizmetçilerden lüks yaşamdan, yalılar ve villalardan ibaret değil. Bir tv programında sunucusunuz bir dizide rol alıyorsunuz veya bir sanatçısınız veya bir memur; zaptettiğiniz makamların kaçı açık, kaç tane açık pozisyonunuz var? Belki bir avuç belki daha az. Siz ama kaç genç kıza gaz veriyorsunuz; milyonlara. Varsayalımki bir kaçı dizilerinizde yer almayı başardı, memur olabildi doktor olabildi geri kalan milyonlara ne olacak? Çok büyük kötülük yapıyorsunuz. Gerçekleşmeyecek vaatler ile genç kızları kandırıyorsunuz. Sen yaparsın edersin gazı ile bu genç kızları o güvenli limanlarından, o huzur içeren evlerinden kopartıyor açık denizlerde ölüme, yalnızlığa, tacizlere ve hayata, Allaha isyana terk ediyorsunuz. 

- kadını bu sefer uyarır, bu atamaya itiraz etmemesini söyler.
"..Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır..." (Nisa Süresi; 34).

- erkeğede bu sefer sana itiraz edeni cezalandır der. "...Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür (Nisa Süresi; 34). Tefsir; kadınları en çok rahatsız eden bu Ayet. Bu Ayeti reddediyorlar. Bu kadınlar nefislerin hoşuna gitmeyen bir Ayet gördüklerinde, yahudiler gibi bunu reddediyor. "Andolsun biz, Israilogullari´ndan söz aldik ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber nefislerinin hoslanmadigi bir sey getirmisse, bunlardan bir kismini yalanlamislar, bir kismini da öldürmüslerdir (Maide Süresi; 70 ). Demek bunların imanı yahudiler kadarmış. "Andolsun biz Musa´ya Kitab´ı verdik. Ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa´ya da deliller verdik. Ve onu, Rûhu´l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Ama ne zaman size bir peygamber nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirdiyse büyüklük taslayarak kimini yalanladığınız kimini de öldürdüğünüz doğru değil mi! (Bakara Süresi; 87). Bakınız hanımlar; yahudiler ile aynı akıbeti paylaşmak istemiyorsanız hoşunuza giden Ayetlere inanıp hoşunuza gitmeyenlere inanmamak yapmayacaksınız. Tüm Ayetlere eşit inanıp biat edeceksiniz. İki; bir Ayete göre olayları yorumlamayın. Hikayenin baştan sonunu okuyun sonrası olaylar hakkında bir yorum getirin. Örneğin; yeryüzüne atılmamızın tek sebebi, adem babamızın hava anamıza hayır diyememesinden kaynaklanıyor. Hava anamız adem babamız ile top gibi oynadı, elinden yönetimi aldı sonrası başka bir erkekle (iblis) arkasından iş çevirdi. Sonuç; cennetten kovulduk. Buradanda kovulursak gideceğimiz tek yer kaldı, o da cehennem. Allahta böyle bir akıbetle yüzleşmemizi istemiyor. Hesap gününde hiçbir mazerete sığınmamamız için cennette vermediği bir yetkiyi veriyor; gerekirse döv diyor. Allahu Teala, kadının yeryüzünde de rahat durmayacağını biliyor. O yüzden bu yetkiyi veriyor. Cennette olduğu gibi erkek yeryüzünde de kadına mağlup düşerse, bir sonraki mekanımız cehennem. Allahu Teala bunu istemiyor, o yüzden; ne yap et kadını kontrol et, tüm yetkini kullan, ikinci bir şansın yok, ey ademoğlu diyor. Kadını dövün yetkisi, Allahla veya erkekle ilgili bir durum değil, kadının nefsi ile ilgili bir durum. Tavsiyemiz; bir Ayete odaklanmayın, bir Ayete odaklanırsanız büyük fotoğrafı kaçırırsınız. Birileri sizi bir Ayete odaklar sonrası, bakın Allah ne kadar zalim, İslam ne kadar vahşi deyip sizleri Allahın adaletini ve İslamı sorgulamaya iter. Bu tuzağa düşmeyin. Her olayın bir öncesi ve bir sonrası var. Konular bir bütünlük içinde ele alındığında anlam kazanır, bir kitaptan veya bir Ayetten bir cümle cımbızlanarak değil. Örneğin; cennetten kovulmamızın sebebi siz olduğunuzu kabullenmezseniz, bu Ayet size ağır gelebilir. Birbirinize düşman olarak inin Ayetini bir gerçek olarak kabul etmezseniz, bu Ayet size zalimce gelebilir. Adet dönemlerin kadına bir ceza olduğunu bilmezseniz, bu Ayet size adaletsiz gelebilir. Erkeği evin yöneticisi olarak indirdik Ayetine iman etmezseniz, dövme Ayetine itiraz edebilirsiniz. Özet: sadece dövme Ayetine takılı kalırsanız, Allahın adaletini sorgularsınız. Olayı ama bir bütün olarak ele alırsanız, sorgulamazsınız. Hanımlar, aslında olayın özü ne biliyormusunuz; bu bir iman meselesi. İmanı sağlam birisi; Rabbim bunu söylediyse, bunu sorgulamak haddime değil der. Rabbim söylediyse bildiği birşey vardır der. İmanında sıkıntısı olan bin dereden su getirir. Bu Ayete binbir çeşit izah getirmeye çalışır. Burada aslında dövmek kastedilmiyor, bu o zamanın şartlarına indirilmişti gibisine gibisine, Ayeti lehine çevirmek için binbir çeşit yorum ve meal getirir. 

   - şeytan sizi detaylarda boğmasın. Bir Ayete takılı kalmayın, bütünlük içinde olayları anlamaya çalışın ve en önemlisi mutlak kaderinize rıza gösterin. Nedir mutlak kader; doğuştan size verilen. Kaderinizin bu kısmı sizin elinizde değil. Örneğin; cinsiyetiniz, kavminiz, aileniz, ten renginiz. bunlar sizin mutlak kaderiniz. Bu mutlak kader Allahtan gelir. Allahtan gelenide sorgulamayın. Kaderinizin geri kalanını siz belirlersiniz. Kendi elinizle getirdiğiniz kaderi sorgulayın. Allahın belirlediği kaderi ama asla. Bazıları ben kendimi kadın hissediyorum bazılarıda kendimi erkek hissediyorum der, bazılarıda çift cinsiyetle doğar ve kendi yaratılışlarını sorgular. Bunların sebebi ne? Şunu baştan bilmelisiniz; "Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir" (Nisa Süresi; 79). Allah kusursuz ve mükemmeldir. Yaratttığı canlılarda da kusur bulunmaz. Bu kişiler kendilerini kadın veya erkek gibi hissediyorsa bu yaratılışları ile ilgili değil, içlerindeki bu hissiyat içlerindeki şeytanların varlığından kaynaklanır. Bir kadın kendisini erkek gibi hissediyorsa, bir erkek kendisini kadın gibi hissediyorsa bu bedenlerinde bir kusur olduğundan değil, içlerindeki o hissiyat şeytanların kendilerine verdiği histen ötürü gelir. Bazıları ama bedenlerinde bir kusur taşır, örneğin çift cinsiyetlik. Doğuştan gelen bu fiziki kusurların sebebi ne? "Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir" (Şura Süresi; 30). Başınıza ne geliyorsa, bilinki bir yerde hata yaptınız. Doğuştan sıkıntılı doğan çocukların durumu röntgene giren kadınların durumu gibidir. Hamile kadına röntgen çekilmez, çünkü röntgen ışınları rahimdeki hücreleri bozar. Yüksek enerji hücrelere zarar verir. Sakat doğan veya fiziki bir sıkıntı ile doğan çocuklarda bilinki ana rahminde yüksek bir enerji ile karşılaştı. Nedir bu enerji; şeytan ya da lanet ve beddua. Bir günah sadece bir atadan gelirse, çocuk bunun etkisini doğumdan sonraki hayatında görür. Eğer, aynı günahı hem anne hem baba tarafı işlediyse o zaman bunun etkisini çocuklar ana rahminde görür. Hangi uzuv ile atalar o günahı işlediyse o negatif enerjiler ana rahminde, yeni canlın o bölgelerine yerleşir. O negatif enerjiye maruz kalan hücrelerde, ana rahminde gelişemez, arıza çıkarır. Bir çocuk sakat doğuyorsa, bilinki sakat olduğu uzuv ile anne ve baba tarafı büyük bir günah işledi. Örneğin; çocuk kör doğuyorsa, gözle günah işlediler. Kolsa kolları ile, zehinse zehinleri ile. Kıssasa kıssas. Doğum sonrası arızalanırsa bir ataya bakın, rahimde hasar çıkarsa iki ataya.

- kadına haksızlık etme uyarısını yapar. "Boşanmış kadınların uygun biçimde kocalarının imkanlarından yararlanma hakları vardır. Bu yolunu Allah ve kitap ile bulanlar için bir vazifedir" (Bakara Süresi; 241). Tefsir: bunun gibi kadınla ilgili Ayetleri okuduğunuzda, korumaya muhtaç olanın hakkı gözetilmesi gerekenin kadın olduğunu görüyoruz. Şimdi; koruyan ve korunan hiç birbirine eşit olurmu?

   - İslamda kadına asla haksızlık edilmez, erkeğe kıyasla belki bir gram eksik verilir, bir adım sonra verilir ama verilir. Hatta çalışmasına müsade bile var. Hangi şartlar altında bunu yazımızın sonunda açıklıyoruz. Hakkını vererek annelik yapıyorsanız o zaman zaten yırttınız, Allah size öf denilmesini bile yasaklıyor. Size öf dedirtmeyen Allah size haksızlık edermi; etmez. "Rab’bin sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa kendilerine öf bile deme. Onları azarlama. İkisine de güzel söz söyle" (İsra Süresi; 23). Kadın araba süremez, araba ehliyeti alamaz gibi uygulamalar sapıkların aklından türemiş inançlar, İslamla ilgisi bulunmaz. Örneğin; suudi arabistan'ın en yüksek fetva makamı dün, kadın araba süremez diyordu, bugün ise sürebilir diyor. Buradan bu tür inançların İslamla ilgisi olmadığı, konjonktürel veya kültürel olduğunu çıkarmalısınız. Eğer bu İslamın emri olsaydı şartlar ve çağ ne olursa olsun değişmezdi. Kadını, mal ve köle gören zihniyet şeytani bir zihniyettir, tamamıyla sapık bir felsefenin ürünüdür. İslamla ilgisi bulunmaz. İslamda olmayan birşey üzerinede İslamı ve erkekleri köşeye sıkıştırmaya kalkışmayın. Başkaların size yapmış olduğu haksızlığın faturasını İslama çıkartmayın. Başkaların size yapmış olduğu kötülükten ötürü, İslamın size biçtiği rolü sorguya açmaya kalkışmayın. İslam size haksızlık etmez, ama erkeğin hakkınıda yedirtmez. Nedir sizin İslamdaki konumunuz; bu yazı ile bunu sizlere açıklıyoruz, Ayetlerin ağzı ile açıklıyoruz. Nasihatı alan alır, almayan almaz. Biz bu yazı ile uyarı görevimizi yapmış bulunuyoruz.

- eşinden memnun değilsen, birden fazla eş alabilirsin der. "Ve eğer yetimler konusunda adalete riayet edemeyeceğinizden korkarsanız, o taktirde hoşunuza giden (size helâl olan diğer) kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın.." (Nisa Süresi; 3). Tefsir; birden fazla kadın ile evlenme hakkı altında farklı nedenler var, detayları bu yazıda anmaya gerek yok. Anlamanız gereken; bu hak erkeğe verilmiş, kadına değil! Birden fazla yuva kurma yetkisi erkeğe verilmiş, kadına değil. Halen eşitmiyiz?

- kadın üzerinde tam yetki verir. "Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın..."(Bakara Süresi; 223) Tefsir; erkek verir (sperm), kadın alır. İlahi düzen kadının alması, erkeğinde vermesi üzerine kurulmuş. Veren elde alandan daha üstündür. Bu Ayette bunu tasdikler. Erkeğe, kadın üzerinde tam yetki verir. Sınırsızmı? Elbette değil. Bu yetkinin sınırlarını başka Ayetler belirler. O yüzden ne diyoruz; bir Ayete göre değil tüm ayetleri gözönünde bulundurarak yorum getirin.

- erkeğin yetkisine göz dikenin gözünü oyarım der. "Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır...." (Nisa Sresi; 32). Tefsir; birileri sizden daha zengin olabilir daha güzel olabilir daha üstün olabilir, bu Ayet bizlere birilerine verilen bu üstünlüğe haset gözle bakılmamasını emreder. Bir sonraki cümlede de bunu erkek ve kadına bağlar. Mealen, haset duyguları ile biriniz diğerinin makamına göz dikmesin der. İslam nedir; nefse ağır geleni yapmaktır. Nefsinize, ağır gelen erkeğe boyun eğmek ise belki sizin kurtuluşunuz burada! 

- erkeğe rızıktan daha fazla verilir. "Allah size, çocuklarınızın (mirası) hakkında şöyle tavsiye ediyor: Erkeğin payı, iki kızın payı kadardır..." (Nisa Süresi; 11). Tefsir: yoruma açık olmaksızın, erkeğe iki kat pay verilir, mirastan. Hanımlar, çok üzgünüm ama siz erkeğe eşit değilsiniz. Eğer Allah sizi erkeğe eşit koysaydı size mirastan eşit pay verirdi. İnsanın koyduğu yasalarda siz kendinizi eşit görebilirsiniz ama, Allahın koyduğu yasalarda eşit değilsiniz.

- erkek ve kadın ilişkisinde, hep erkeğe hitap eder, kadını kendisine muhatap görmez. "Ve babalarınızın nikâhladığı (evlendiği) kadınlarla nikâhlanmayın. Geçmişte olanlar hariç. Muhakkak ki o, bir fuhuştur ve iğrenç bir şeydir. Ve kötü bir yoldur." (Nisa Süresi; 22)
"Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız..." (Nisa Süresi; 23) "Ve evli kadınlarla evlenmeniz (haram kılınmıştır), elinizin altında bulunan (harp esirleri) cariyeler müstesna...." (Nisa Süresi; 24) Tefsir: Ayetleri dikkatle okursanız, kadınlara neler yapıp yapamayacağı sorulmaz, erkeklerin neler yapabileceği anlatılır. Yeryüzü yaşantınız bir hikaye ortaya çıkarır, Allahta bu hikayenin erkek tarafından yazılmasını, erkek tarafından şekillendirilmesi ve yön biçilmesini ister. Ey kadınlar; hiçbir Ayette Allah sizleri kendisine muhatap almaz, erkeğe eşit olduğunuzu nereden çıkarıyorsunuz? 

- Ayetlerinde, erkeği hep ilk anar sonrası kadını. "Ve mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, birbirlerinin dostlarıdır..." (Tevbe Süresi; 71) "Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara orada ebedî kalacakları,..." (Tevbe Süresi; 72) "Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere,.." (Tevbe Süresi; 68) "Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar,..." (Tevbe Süresi; 24) "Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mü’min olarak iyi işler yaparsa,.." (Nisa süresi; 124). Tefsir: erkek ve kadın ile ilgili Ayetleri incelediğimizde erkeğin hep ilk önce anıldığını görüyoruz. Bu bize ne anlatıyor? Kur'an-ı Kerimde sıralama anılan şeylerin değerine göre belirlenir. Ayetlerde birşeyler sıralanıyorsa bilinki önce anılanlar sonrakilerden daha üstün. Erkek ve kadının geçtiği Ayetleri incelediğinizde erkeğin hep önce anıldığını görürsünüz. Kur'an-ı Kerimin hiçbir Ayetinde kadın, erkekten önce anılmaz. Durum apaçık ortadayken siz hangi delile göre kadını erkeğe eşit görüyorsunuz? Örneğin; Ayetlerin beşinde kadını ilk ansa beşinde de erkeği, o zaman bir yerden bir tutanağınız olurdu. Ancak, bir değil iki değil, tüm Ayetlerde erkek ilk önce anılırken, erkeğe eşit olduğunuzu düşündüren kanıtınız nerede? Yok. İslami açıdan yok. Batı dünyası veriyor size gazı, onların rehberliğinde Allaha isyan bayrağını açtınız, gidiyorsunuz. Yolunuz açık olsun.

- kadına ne yapar, kadını ev hapsine atar. "Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor" (Ahzab Süresi; 33). Tefsiri: evde oturmak, günah kirini gidermek ve tertemiz kalmakla ilişkilendirilir. Neden? kadın doğar doğmaz ne günahı işlemiş olmalıki, bu Ayet günah kirinden temizlenmeden bahseder. Bu sorunun cevabı cennete dayanıyor. Kadın cennette hem Allaha hem ademe ihanet etti. Allahta; sen benim cennet nimetlerime ihanet ettin, bende seni yeryüzü nimetleri ile imtihan edeceğim. Cennet nimetlerime karşılığın yeryüzü nimetleri. b-Birisinin ihanetine karşılık diğerini sana yasaklıyorum der. Kadını ev hapsine mahkum kılan düzen, cennette işlenen bir günahın diyetidir.

- evden dışa çıkmak zorunda kalırsan gizlenerek çık der. "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." (Ahzap Süresi; 59). Tefsiri: örtünmenin iki boyutu var, birisi mahrem yerlerinizi örtmek diğeri ise dışa çıktığınızda gizlenmenizi sağlamak. Allah, kadının dış dünya tarafından tanınmasını istemiyor. İslam dini, eğer evden çıkacaksan bunda bir sıkıntı yok, sadece tanınmayacak şekilde çık der. 

   - İslam ve başörtüsü. Müslüman kadınlar başı kapatmanın sadece mahrem bir yerin örtünmesi ile ilgili olduğunu zanneder. Bu kesinlikle doğru değil. Bu yazı vesilesiyle bu konuda da sizi uyarmış olalım. İlahi örtünmek iki şeyi kapsar; mahremiyet yerlerinizi örtmek ve tanınmamak. İslam dini açısından bir kadının kapanması ne kadar önemli ise tanınmamasıda o kadar önemli. Örneğin; mahrem yerleriniz kapalı ama toplum tarafından tanınıyorsunuz, İslami açıdan defolusunuz. Keza, mahrem yerleriniz açık ama tanınmıyorsunuz, yine İslama göre defolusunuz. Günümüzün başörtülüleri, başörtüsünün sadece mahrem yerleri kapatmakla ilgili olduğunu zannedip onu taktıkları sürece yeryüzünde istediklerini yapabileceklerini zannediyor. Büyük bir yanılgı içindeler, bizden uyarması. Kadın için
ev hayatı cennet, evin dışıda cehennem. Örtünüp çalışan kadınlar, örtünmeyi bir fırın eldiveni gibi görür. Tak ve yeryüzünde istediğini yap, yanmaktanda kurtul. Yani örtümü takarsam, serbest ve hür olurum, yeryüzünde istediğimi yapmaya özgürüm demeye getiriyorlar. Şu şeytani zekaya bakarmısınız; ev hapsini bir örtüyle delmeye çalışıyorlar. Dünya hayatın peşinde koşmakta bi mahsur yok, yeterki üstünde bir başörtüsü olsun, öylemi? Diyorsunuzki, eğer peygamber eşleri başörtüsü taksaydı onlarda yeryüzü süsü ve makamın peşinde koşabilirdi, bir mahsuru olmazdı, öylemi? Nacizane tavsiyemiz; eğer çalışacaksanız başlarınızı açın. İnanın bu sizin için daha hayrlı olur. Başörtüsü İslami bir simge. Eğer başörtüsü takıp iş hayatına atılırsanız bunun vebali size daha ağır olur. İslami simge ve sembolleri Allahın tasvip etmediği alanlarda sergilemenin bedeli size çok ağır olur. 

- ev hapsinde kadına işkence eder. "Sana kadınların aybaşı adetlerinden soruyorlar. De ki: «O, bir eziyettir. Onun için adet günlerinde kadınlardan çekilin ve temizleninceye kadar onlarla cinsel ilişkide bulunmayın..." (Bakara Süresi; 222). Tefsiri; Allah eziyet etmez demeyin, suçluysanız ceza size kesilir. " Ve yine hatırlayın ki, Rabbiniz size şöyle bildirmişti: “Bana şükrederseniz muhakkak ki, size kat kat fazla veririm. Yok eğer nankörlük ederseniz bilin ki, benim azabım gerçekten çok çetindir(İbrahim Süresi; 7). Keza; Bakara Süresi; 165, 211/ Yunus Süresi; 70/ Rad Süresi; 6,13, 34/ Taha Süresi; 127/ Mümin Süresi; 22/ Haşr Süresi; 7/ Hicr Süresi; 49-50 Allahın azabın şiddetinden bahseder. Kadın, gökte suçu işlemiş, infazı ise yeryüzünde verilmiş. Ev hapsi, artı adet dönemi. Allahu Teala kadını hapse atmakla kalmıyor bir de eziyet edilmesine hükmediyor. Allahu Teala her ay kadına adet dönemi üzerinden zulüm ediyor, kadına bir kan bedeli ödetiyor. Adet halinizin neden var olduğunu hiç merak etmedinizmi? Yeryüzüne kovulmamıza sebep olduğunuz için, yeryüzünde akıtılan her damla kanın diyeti sizdenmi çıkarılıyor, yoksa? Şimdi; ev hapsine uğrayan siz, kan diyeti ödeyen siz, yeni doğanın yükünü taşıyan siz, itaate mecbur kılınan siz, rızıktan bir gram eksik verilen siz, gerektiğinde sopa yiyen siz, üstelik erkeğin isteğiyle ortaya çıkan siz, nasıl erkeğe eşit oluyorsunuz?

- eziyet etmekle kalmaz, yeni doğanın yükünüde ona yükler. Cennetten kovulduktan sonra yeryüzüne giriş yapacak (yeni doğan), ademoğulların yükü kadının omuzuna yüklenir; "..Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Ve onun taşınması ve sütten kesilmesi 30 aydır.." (Ahkaf Süresi; 15). Tefsiri: bu Ayet bize bir kadının sorumluluk alanını ve bunun ne kadar uzun süreciğini anlatır. Bir çocuk anne karnında ne kadar kalır ve emzirme süreci ne zaman biter. Bu Ayet tavsiye görünümünde bir emirdir. Size bir soru; bu emri yerine getirmek için hamile kaldınız artı iki yıl emzirdiniz, etti ortalama 3 yıl. 3 çocukta etti ortalama 10 yıl. İş hayatına atıldığınızda bu ilahi emri nasıl yerine getireceksiniz? Önünüzde iki seçenek var; ya Allaha sırtınızı döneceksiniz ya da dünya nimetlerine?

- peygamber kadınları bu düzene karşı gelmek istediklerinde. "Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim." (Ahzab Süresi; 28). Tefsiri: Allah, peygamber kadınlarına oturduğunuz yerde oturun der. Eğer çalışmak, hayatın keyfini sürdürmek istiyorsanız, sizi peygamberden boşayalım, siz kendi yolunuza peygamber kendi yoluna der. Günümüzün kadınları peygamber eşlerini kendi yaşantılarına örnek göstermesin çünkü, peygamber eşleri arasında kendilerine benzeyen biri yok. Olmak isteyenide Allah boşanma ile tehdit etmiş. Ç
alışan ve yeryüzü nimetine göz diken bir peygamber eşi yok. Böyle bir yaşantıya göz dikenide Allah boşayın der! Eğer peygamberimizin hayatını kendinize örnek alıyorsanız, Allahın Ayetlerini kendinize bir emir görüyorsanız, o zaman çalışan kadınları boşamanız gerek.

- kadın görevini yerine getirmezse ne olur? Ne ekerseniz onu biçersiniz; "Onlara (ebeveynlerine) acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve: 'Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!' de" (İsra Süresi; 24). Tefsir: bir kişi yaşlandığından göreceği merhamet, çocuklarına gösterdiği ilgi kadar olur. Size bir milyonluk soru: bu Ayet bizlere size gösterilecek merhametin çocuklarınıza gösterdiğiniz ilgi ve alakayla orantılı olduğunu söyler. Siz yaşlandığınızda, Ahiret hayatına göç ettiğinizde merhamet edilmeyi hak ediyormusunuz ve neden hak ettiğinizi düşünüyorsunuz? Çocuklarınızı siz büyütmüyor siz aş yapmıyor siz emzirmiyorsunuz. Hatta doğum sancısı çekmemek için sezeryan yaptırıyorsunuz. Kariyer için çocuk yapmayı erteliyor, sonrada 1-2 çocuk ile doğum yapmayı kesiyorsunuz. Hayatınızın hiçbir noktasında ailenizi ilk sıraya oturtmuyorsunuz, söylermisiniz lütfen; yaşlandığınızda ve ahiret hayatında size neden merhamet edilsin? 

- kadın görevini yerine getirirse ne olur? Kadın, görevini laikiyle yerine getirdiğinde erkek ve kadın ayrı ayrı anılmaz, ebevynler olarak birlikte anılır. Örneğin; "(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Valideyni (baba, anne) iyi davranın..." (En'am Süresi; 151). Bakara Süresi; 83/ İsra Süresi; 23/ İbrahim Süresi; 41 ve Lokman süresi; 14 Ayetlerin her biri erkek ile kadını birbirinden ayırmıyor. Tefsiri; görevini laikiyle yerine getiren kadınlara anne denilir. Annelik vasfını taşıyana, o annelik yükünü bir ömür taşıyanlarada Allah haksızlık yapmıyor. Hakkıyla annelik görevini yapan kadınları, erkekle bir anıyor. Bu bir onurdur. Tüm Ayetlerde erkeği ilk sonrası kadını anan Allah, söz konusu annelik olunca ayrım yapmıyor!!


Kim bu başlıkları atıyor?
"Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor..." (Nisa Süresi; 127). Tefsiri;
Müslümanlar, kadın hakkında fetva istedi, Allahta bu Ayetleri teker teker indirdi. Sizde bize bir soru sordunuz, İslamda kadının konumu nedir diye, bizde sizin için bu yazıyı kaleme aldık. Allahu Teala kadın hakkında hangi Ayetleri indirdiyse, ne bir gram az ne bir gram fazla o doğrultuda bir yazı kaleme aldık. Sizin sorunuzu sahabemiz sormuş, Allahta cevaplamış. Biz o cevapları bu yazıda size aktardık. Ayetleri bir sıralamaya tabi tuttuk ve ortaya çıkan hikayeyi size aktarmaya çalıştık. Kendi şahsi görüşümüzü bu yazımıza dahil etmedik. İster beğenin ister çıldırın, Allahın kadın hakkındaki fetvaları bunlar.

   - size ayetlerden bir hikaye anlattık. Varsayalımki; hocam, olay bundan ibaret değil dediniz. Yanılıyorsunuz olayın aslı bu dediniz ve bir Ayeti lehinize yorumlamayı başardınız. Hadi varsayalımki yazının sonundan başına doğru Ayetleri ele aldınız ve tüm Ayetleri teker teker kendi lehinize yorumlamayı başardınız. Yinede bu yazıyı çürütemezsiniz çünkü; ilk Ayete geldiğinizde orada takılı kalırdınız. İlk yaratılışla ilgili Ayete geldiğinizde takılı kalırdınız. İlk adem yaratıldı, ademin nefsinden de hava. Sayesinde var olduğunuz birşeye nasıl eşit olabilirsiniz? Tezleriniz gelir, gelir ilk yaratılış anına takılı kalırdı.

Hayattan örnekler. "Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir" (Araf Süresi; 189)." Bu Ayet bize mutluluğun sırrını anlatıyor. Dünyada herkes mutluluğun sırrı nedir, bu gizemin peşinde. Bu Ayet bize işte o sırrın ne olduğunu anlatıyor. Nedir mutluluğun sırrı? Hayrlı bir eş. Nasıl hayrlı bir eş olunur? İlahi düzende kendi rolünü bilip, bunu laikiyle yerine getirerek. Bir erkek veya bir kadın ne kadar çok şöhrete sahip olsa ne kadar çok zengin olsa, hiçbir şey kendisini hayrlı bir eş kadar mutlu edemez. Yeryüzü huzurun sırrı hayrlı bir eşte yatıyor. Annelik vasfı çocuğu doğurana değil, doğum sonrası sorumluluklarını yerine getirene verilir. Size bir soru; hayrlı bir eşmi, hayrlı bir kariyermi? Şeytanın en çok sevdiği günah ailenin yıkılmasına sebep olan günahlar. Aile yıkıldığında Allahın kurduğu fabrika yıkılır. Bir erkek aslan gibi, evi koruma görevi erkeğe verilmiş. Erkek, fiziki maddi manevi ne kadar güçlü olursa o ev o kadar güvencede olur. Kimse o ailenin canına, malına namusuna göz dikemez. Erkek, evde alt edilirse yani kale içten yıkılırsa ve kadın idareyi eline alırsa o evin koruma kalkanı ortadan kalkar. Ev korumasız kalır çünkü kadın, mahallede dolaşan çakallar ve tilkiler için bir tehlike arz etmez. Erkek, yöneticilik görevinden arz ettirilirse bilinki o evin malınada göz dikerler, canınada namusunada. Kocasından daha fazla konuşan daha fazla ön plana çıkan kadınlar toplumun her kesmi tarafından itici bulunur. Kocasını istediği gibi yönlendiren bir kadın zamanla kocasına saygı ve ilgiyi keser. Bir erkeğin toplumda gördüğü saygı, karısının kendisine gösterdiği saygı ile orantılıdır. Evde saygı görmeyen bir erkek, toplumda da saygı görmez. Hadis; "aranızda en hayırlı olanı ailesine en hayırlı olandır". Niyete göre geleceğiniz belirlenir; kendi ayakların üzerinde dur kızım, oku kızım, bir yerlere gel kızım derseniz, kızınızın kaderi o yönde şekillenir. Kızınız bir yerlere gelir, kendi ayakların üzerinde durur. Dahası ama kızınıza verilmez. Nedir dahası; aile ve huzur. Sizin dilediğiniz gibi kızınız kendi ayakları üzerinde kendisinden ibaret bir yaşantıya mahkum olur. Kendisine ne hayrlı bir eş ne aile ne hayrlı çocuklar verilir. Hayatın tüm yükünü kendi omuzu üzerinde bulur. Yapa yalnız, ihanete uğramış ve terkedilmiş duygular içinde ömrünü geçirir. Hayırlı bir eş olması için kızınızı yetiştirirseniz ne olur; kızınıza hayrlı kısmetler çıkar. Kızınız ömrü boyu ne aç kalır ne açıkta ne de yalnız başına hayatın yükünü taşımak zorunda kalır. Sırtını dayadığı bir eş ile kendisini hem güvende hisseder hem yalnız kalma duygularından yoksun olur. Size bir soru; evde huzurmu yoksa kariyermi? Bir erkek, karısının kendisini yücelttiği kadar yücedir. Anneye bak kızını al, bu atasözü şunu anlatır; kadının kocasına gösterdiği hürmete bak, ev işlerindeki maharete bak, çevresiyle kurduğu muhabbete bak, oradan kızı'nın boyun ölçüsünü alırsınız. Üzüm üzüme baka baka kararır misali, armut dibine düşer misali; anneye bak kızını al. Evde yöneticiliğe üstlenmiş bir kadının kızını siz, oğlunuza alırmısınız? Günümüzde genç kızlar okuldan dershane, dershaneden etüt merkezlerine koçuşturuyor. Günümüzün genç kızları evin dışında büyüyor. Bu kızların tek bildiği dış dünya. Siz bu kızları bir gün, hadi otur oturduğun yerde dediğinizde ne olur? Ruhları sıkılır, psikolojik bunalıma girer, huzursuzluk yaratırlar. Bunun nedeni; dünya süsü içinde yaşayan bir nefis, evcilleştirilmemiş bir yaban atı gibidir. Kimsenin buyruğu altına girmez. Özgürce doğada dolaşmak ister. Ağaç yaşken eğrilir. Genç kızlarınızın bir gün anne bir ev hanımı olmasını istiyorsanız, dershanelerde etüt merkezlerinde zamanlarını geçirmelerine izin vermeyin. Sınav baskısı altına sokmayın. "Closet drinker" kavramı bir iş kadını için kullanılır. İş hayatında başarılı olup özel hayatında kimsesi olmadığı bir kadını anlatır. Yalnızlığını içkiye vurarak gidermeye çalışır. İş hayatında belirli bir konuma gelmiştir ama, özel hayatında yalnızlığa itilir. Kadının yönettiği evde huzur olmaz. Çocuklar ve aile darma duman olur. Bunun sebebi; düzen disiplinle gelir. Disiplinde heybetle gelir. Kadın, fiziki açıdan erkek kadar heybetli olmadığı için otorite sağlayamaz. Çocuk hep sınırları zorlar, karşısında kendisini ciddi tehdit edebilecek bir güç varsa durur. Bir anne, fiziki yapısı ve merhametiyle bu tehditi oluşturamaz. Sonuç; herkes kafasına göre takılır, aile içinde düzen diye birşey kalmaz. İki; ne ekersen onu biçersin. Sen Allahın emirlerine karşı gelirsen, çocuklarında sana gelir. Çalışan kadın kazancının bereketini görmez. Tek maaş giren bir evde bolluk daha fazla olur. Neden? Allaha siyan içinde, Allahın yapma dediğini yaptığı için. Her kadın erkeği yönetmek ister, yönetmek için sabah akşam uğraşır, yönetmeyi başardığı anda erkekten soğur, o erkeğe ilgisi kaybolur. Kadının bilinçaltısı Allahtan gelir, bilinci ise nefsinden. Bilinçaltı yani Allahtan gelen yönetilmek ister, bilinci yani nefsi ise yönetmek ister. Kadının billinçaltı güçlü bir erkeği arzular, bilinci ise yönetebileceği bir erkeği. Kadın bu çelişkiler içinde hayatını sürdürür. İş hayatına atılan kadın, kadınsı duygularını kaybeder, erkeksi duyguları benimser. Merhamet duyguları azalır, sert ve acımasız bir kimliğe bürünür. Baba, çocuklara dünyayı anlatır tehlikelerini anlatır. Evden dışa çıkan, dış dünyada çalışan kendisi olduğu için hayatın zorluklarını anlatır ve dış dünyaya çocukları hazırlar. Annede çocuklara duygusal yükleme yapar. Çocukların dış dünyada karşılaşacakları sorunlara anlam getirecek o sorunların üstesinden gelecek duygu değerlerini yükler. Anne çalışırsa o zaman çocuklara o duygu değerlerini yükleyen biri olmaz. Hayata atıldıklarında ve bir sorun veya sıkıntı veya bir üzüntü ile karşılaştıklarında aşırı tepki verirler, duygularına hakim olamaz, sinir krizleri geçirirler. Çalışan annelerin çocukları duygusal bozukluklar yaşar. Hayattaki en kutsal meslek annelik, neden acaba genç kızlar buna sırt çevirir? Kadın evin direğidir, kadın giderse ev dağılır, perişan olur. Kadını evin direği yapan nedir; sabrıdır. Sabrıyla ev işlerin üstesinden gelir. Sabrıyla eş, aş, çocuk, komşu, akraba ve ataları idare eder. Mesleğe atılan bir kadın ama bu sabrı gösteremez. İlk okuldan itibaren bir sınav baskısı altına tutulur, o baskılar, özel hayat ve üniversite derken 30'a geldiğinde ruhsal ve bedensel olarak çöker. Çalışan kadın o ruhsal ve bedensel tükenmişlikten bu sabrı gösteremez. Gösteremediği için her küçük sorunda patlar. Sonuç; aile dağılır. Şer olarak görünen şeyin altında hayır yatabilir. 28 şubatta başörtülü kardeşlerimiz üniversitelerden atıldığında büyük üzüntü yaşadılar. Halbuki bu onlar için daha hayrlıydı. Ne kadar ilginç, 18 yaşındaki bir aleyna tilki bir erkeğin kucağından diğerine zıplarken bu yaşantı ballandıra ballandıra anlatılır. Bir kız bu yaşantıyı helalinden, evli bir hayat içinde sürdürmek istediğinde; erken evliliğe hayır, kamu spotları yayınlanır. Bakarmısınız şu garabete. En erken evlilik yaşı kaç olmalı? Bir kız için en erken yaş 18-20 arası. Bir oğlan içinde mesleğini ve işini ele aldığı yaş. Kız okuyamazmı? Okuyabilir hatta üniversiteyede gidebilir ama bu eğitimi kocasına ve çocuklarına daha kültürlü bir hizmet sunmak için yapmalı, nefsi duygularını tatmin etmek yani dünya makam ve malı peşinde koşmak, devlet memuru olmak için yapmamalı. Kısmeti kapısını çaldığı anda herşeyi bırakıp evlenmesi gerek. Kadının hayat merkezinde hep kendi yuvasını kurmak olması gerek. Ne kadar üzücü; kadınlar öğretmenlik hayatlarında başkaların çocuklarını eğitmek ve büyütmekle geçiriyor. Aldıkları eğitimi, bilgi ve tecrübe birikimini, enerji ve sabırlarını kendi çocuklarına değil başkaların çocuklarını büyütmek için harcıyorlar. Kendi çocukları ise öksüz muamelesi görüyor, ya bir bakıcının insafına ya da büyük annenin cehaletine terk ediliyor. Ne kadar büyük bir garabet, kendi çocuklarını bırakıp başkaların çocukların peşinde koşturuyorsun. Daha büyük garabette kimsenin bunu dile getirmemesi. Ne kadar üzücü: genç bir kız'ın kapısını nice hayırlı kısmet çalıyor, o kız ama hayr ben okuyacağım diyor. Kısmete kapısını kapatıyor. Yaş 30'a geldiğinde ve işini önüne aldığında bu sefer kısmet ona kapısını kapatıyor. Yaş 30'a gelmiş yalnızlık içinde debeleniyor. Ne kadar acınası bir durum. İslam dini, evlenme yaşını üç kritere bağlamış; beden ruh ve akıl. Beden ve ruh boyutu; İslam dini kimseye kaldıramayacağı bir yükü bindirmez. Bir kişi evlenmeden ruhsal ve bedensel olarak o yükü kaldırabilecek fiziki ve ruhsal olgunlukta olması gerekiyor. Akıl boyutu; İslam dini bilinç varsa vebal var der. İslam dini sorumlulukları, aklın bilinç seviyesine göre yükler. Nasıl bir yükün altına girdiğini biliyormu, o yükü kaldırabilecek bilgi seviyesine sahipmi buna bakar sonrası kişiyi sorumlu kılar. Kız çocuklarını 8 yaşında 12 yaşında evlendirmeye çalışmak İslami değildir. O yaşlarda beden ve ruh evlilik yükünü kaldırabilecek olgunlukta değil, akıl, olayın boyutunu anlayacak bilinçte değil. O yüzden İslam dini bu genç kızlarımızı evlilik gibi kutsal, vebali ağır, sorumlulukları büyük bir yükün altına sokulmasını yasaklar. Beden ve ruh gelişmiş ama zehin gelişmemiş; evlenemez. Zehin gelişmiş ama beden ve ruh gelişmemiş; evlenemez. Belirli topluluklar genç yaşta evlendiriyorsa, bilinki bu, kız çocuklarını sünnet etmek gibi İslami değil, tamamıyla o toplulukların gelenekleri ile ilgilidir. Eğer birisi bunu savunuyor ve bunların İslami olduğunu diyorsa bilinki o bir sapık, ondan uzak durun. Kadın ikisini bir arada yürütemezmi? Yürütemez. Hayat, kararlardan ibaret. Bir karar vereceksiniz; ya yuva ya iş, ya çocuk ya kariyer, ya Ayetler ya zevk, ya sünnet ya şehvet. Karar sizde. Eğer birbirine zıt iki yaşantıyı sürdürmek istiyorsanız çok ağır bir vebal çok çalkantılı ve zor bir süreç sizi bekliyor.  

kadın hiç çalışamazmı? Elbette çalışır. Sonuçta kadın hastalara kadın bir doktorun, kadının herhangi bir sorunu ile kadın uzmanların ilgilenmesi daha doğru olur. Nasıl olacak bu, hem ev hem iş? İslam dini kadının çalışabilmesi için iki şart ön koşar; birisi ilahi cezanın bitmiş olması ikinci şart ise zorunluluk varsa. Kadın, adet dönemleri ile bir diyet ödemeye mahkum kılınmış. Bu hesap kapandığında çalışabilir. Diyetin ödendiğini nasıl anlarız? Menopoza girdiğinde. Adet dönemi bittiğinde kadın çalışabilir. Zamanlama açısından da bu çağ en uygun çağ. Çocukları büyümüş evden ayrılmış olacak, dünya tarafından kandırılmayacak kadar bir olgunluğa hayat tecrübesine erişmiş olacak, dış dünyanın dikkatini çekecek güzellik kaybolmuş olacak ve kendisini dünya cazibesine kaptıracak heyecan ve enerji terbiye edilmiş olacak. Bu çağa gelen kadın, kocasınında rızasını aldıktan sonra çalışmasında bir mahsur yok. Çalışma iznin diğer kriteri ise zorunluluk. Nefis istiyorsa çalışamaz (menopoz dönemine kadar), geçim zorunluluğu varsa çalışabilir. Örneğin; dulsunuz ve çocuklarınıza bakmak zorundasınız, bu durumda menopoz çağından bağımsız hareket edip çalışabilirsiniz. Burada önemli olan nokta nefsi dürtüler ile iş hayatına yeryüzüne atılmamanız. Bazılarınız şimdi, hocam bu yaş ve menopoz olayıda nereden çıktı diyecek. Cevap; hadislerden. Nasılmı çıkardık? Bazı uyanıklar peygamberimizin eşlerini örnek gösterir, hatice anamız zeynep anamız çalışıyordu der. Bu örnekler ile bizlere aslında olayı çözmemize yardımcı oldular. Bu örnekleri incelediğimizde o kişiler peygamberimiz ile evlendiklerinde 40 yaşı civarlarındaydı yani menopoz civarı. Örnek verdikleri kadınların yaşlarında ortak nokta vardı, hepsi 40 civarıydı. Bu rakamı not ettik. Sonrası ceza ne zaman bitiyor diye ona, kadının fizyolojik yapısına baktık. Allah kadının iç saatini o adet dönemini, yani infaz sürecin uzunluğunu hangi yaşa kadar takdir etmiş ona baktık; yine 40 civarı. Rakamların hep 40 civarında toplandığını gördük. Sonrası bu Ayet aklımıza geldi; "Nihayet olgunluk çağına gelip, 40 yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et." (Ahkaf Süresi; 15). Bu Ayet salih amel işlemekten bahseder, demek birileri bu çağda dünyaya açılabilir. Ayetler, peygamberimizin çalışma izni verdiği eşlerin yaşı, kadının adet dönemi herşey bir rakama işaret ediyor o da 40. Bir rakamı tespit etmek için nice farklı alanlara daldığımızı görüyorsunuz. Bu incelik ve detayla hareket ettiğimiz için, yazılarımızdan hoşnut olmayanlar açığımızı yakalayamıyor. Ayet, hadis, kadın fizyolojisi ve hayatın gerçeklerinden kadının iş dünyasına atılma yaşın 40 olduğunu çıkardık. Püf nokta; infaz süreci (adet dönemi). İnfaz süreci bittiği an, kadın hürriyetine kavuşuyor, kocasınında rızasını aldıktan sonra çalışmasın önünde bir engel kalmıyor. Genç kızların işlediği hata şurada; onlar 40 yaşlarındaki peygamber eşlerini kendilerine örnek alıyor. Halbuki onlar kendi yaşıtlarını örnek almalı. Örneğin; ayşe anamızı. Ayşe anamızın çalışmasına izin verilmişmi; hayır. Hatta, kendi başına yalnız seyehat etmesi bile peygamberimizin başına nice sorun açtı (Nur Süresi; 1-11). Bu haksızlık derseniz; şikayetinizi bize iletmeyin. Biz, biz erkekler bu konuda muhatabınız değiliz. Konuyu bize arz etmeniz, bizimle bu konuyu tartışmanız anlamsız ve gereksiz. Konu Allahla, kadın arası. Şikayet ve dileklerinizi Allaha iletin.

Özetlersek. "İblis, bir gün adamlarını çağırır, (Size görev veriyorum. İçinizde en başarılı fitneci kimse, onu lider yapacağım. Benim için en makbul olanınız, fitnede en başarılı olandır. Şimdi hepiniz işlerinize dağılın) der.

İblis'in adamları bir müddet sonra geri dönüp rapor vermeye başlarlar. Biri, (Ben namazlarında şaşırttım) der, diğeri, (Ben oruçlarını bozdurdum) der, bir diğeri de, (Ben abdestlerini 30 defa aldırdım) gibi şeyler söyler. İblis, bunlara tek tek, (Tamam, geç!) der. Bir tanesi gelip, (Ben karıyla kocanın arasını açtım. Önce aralarına bir kıskançlık, güvensizlik soktum. Ondan sonra, her gün en ufak meselede münakaşa ettirdim. Şimdi ikisi ayrıldılar, birbirlerine düşman oldular) der. İblis de çok beğenir, onu alnından öpüp (Aferin, en büyük işi başardın, bundan sonra diğer işleri de nasıl olsa bozulur) der (Hadis). Cennetten yeryüzüne atıldık. Adem as farklı bir diyara, hava anamız farklı bir yöreye. Adem as tövbesi kabul edildikten sonra bu ikisi bir araya getirilir ve aile adında bir müesse kurulur. Bu müessede ademin çocuklarını dünya'ya getirme yükü kadına, bunları hayatta tutma yüküde erkeğe verilir. Bu müesse ayakta kalabilmesi var olabilmesi içinde herkes kendi görevine sadık kalması, en iyi şekilde yapması gerek. Aile demek İslam demek, aile yıkılırsa İslam yıkılır. Allahın yeryüzünde tek bir kurumu var, o da aile. Diğer tüm kurumlar insana ait. O yüzden aile kutsal o yüzden şeytanı en mutlu eden aileyi yıkıcı eylemler içinde bulunmak. Yeryüzü imtihanımızda bu kurumu ayakta tutmaktan ibaret. Ademoğulları aile kurumunu ayakta tutmak için kendilerine verilen görevi laikiyle yerine getirdimi, havanın kızları yerine getirdimi, mahşeri sorgunuzun ana unsurları bunlar olacak. İyi ve kötü arasındaki mücadele aile kurumu ile ilgili; kötü bu müesseyi yıkmak için çaba gösterir, iyide bunu ayakta tutmak için. Neden bu yazımız? Bu müesse ayakta kalabilmek için erkek ve kadın, ikiside kendilerine verilen görevi yerine getirmesi gerek. Günümüzün kadını ise bu görevinden istifa ettiğini ilan etti. Hatta, erkeğin işini erkekten daha iyi yaparım diyerek ademoğulların işine göz dikti. Hem kendi görev alanını Allahın izni olmadan terk etti (ev) hem erkeğin işini elinden aldı, erkeği işsiz bıraktı. Kadın, tarihte görülmemiş kadar bir azgınlık bir ihanet içinde, hem Allaha hem erkeğe karşı. Birileride bunu (batı dünyası), eşitlik adı altında sizlere yutturuyor. Ne yazıkki günümüzün kadını, ailesine göstermediği sevgi ve saygıyı iş yerine gösteriyor. Ailesine ayırmadığı zamanı işyerine ayırıyor. Hayrlı bir eş ve anne olmak için değil, kariyer ve yeryüzü nimetlerinden maksimum derecede faydalanmak için okuyor ve eğitim alıyor. Günümüzün genç kızlarına sorsanız ne olmak istiyorsun diye yüz kızdan, anne olmak isteyen bir kız bile çıkmaz. Cehennem kadınlar ile dolacak dediğimizde de feryat ederler. Bu ilahi görev dağıtımı gelenek veya hayat şartlarına görede yapılmamış. Gelenek nedir; yaratılışla ilgili olmayan düzendir. İnsanın kendi eliyle getirdiği düzen. Kadına biçilen görev gelenekle ile ilgili olmadığı, yaratılışla ilgili olduğunu nereden anlıyoruz? Örneğin; erkek doğum yapamaz. Varsayalımki yaptı. Bu sefer emziremez. Varsaylımki teknoloji o kadar gelişti ve o da başarıldı. Bu sefer çocuğun ağlamalarını kaldıramaz, sabır ve merhamet konusunda takılı kalırdı. Ne kadar teknoloji ile şartları zorlasanız, yaratılışın bir yerinde yine takılırdınız. Kadın, bir paket halinde çocuğu dünya'ya getirecek şekilde var edilmiş, erkekte dış dünyanın zorluklarını göğüsleyecek şekilde. Ne zamana kadar? Kadın bu görevinden azledilinceye
yani menopoza kadar, erkekte hayat yorgunluğunu hissedinceye kadar. 40'lara gelindiğinde kadının iş hayatına atılıp erkeğin yüküne bir omuz atmasında bir mahsur görülmemiş. O olgunluğa erişinceye kadar ama kadın için ev bir korunma, arınma ve temiz kalma makamıdır. Günümüzde bunun önemi dahada çok anlaşılıyor. 7-8 yaşından itibaren her kızın elinde bir telefon bir bilgisayar ve bunlar günlük hayatını fotoğraflar eşliğinde dünyaya sergiliyor. Kadının mahremiyeti tarihte görülmemiş bir saldırıyla karşı karşıya. İş, ev, eş, borç ve çocuk derken; kadın tarihte görülmemiş bir ruhsal ve bedensel yıkımla karşı karşıya. Kızlar birer yarış atı gibi bir birleri ile yarıştırılıyor; o şu kadar puan aldı sen neden alamadın, o şurayı kazandı sen neden kazanamadın, o şu kadar maaş alıyor sen neden o kadar kazanamıyorsun, o şuraya atandı sen neden atanamıyorsun gibisine tarihte görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya. Kadınla ilgili Ayetler günümüzde geçerli değil diyenlere; hallloo deriz. Ayetler, asıl bugünler için indirilmiş. Kadın, aslen günümüzde korunmaya muhtaç. Siz ama ne yapıyorsunuz? Hayatta elde edemediğiniz başarıları bu kızlar üzerinden elde etmeye çalışıyorsunuz. Erkeklerden yediğiniz darbeleri bu genç kızlara aşılayarak erkeklerden nefret eden erkeklere güvenmeyen nesiller yetiştiriyorsunuz. Erkekler dünyasında aldığınız travmaları öfkeye dönüştürmüş, erkeğin egemenliğine son vermek için ant içmişsiniz. Gökten kovulan şeytan gibi, sizde erkekten nefret ediyorsunuz. Pozitif ayrımcılık altında veriyorsunuz genç kızlara gazı. Sonuç? Bu genç kızlar 30 yaşına geldiğinde teker teker dökülüyor. Ne beklediniz ama; fıtratınızın dışına çıktığınızda size hayr geleceğinimi sandınız? Bu kızların ya fiziki sağlığı elden gitmiş ya ruhsal sağlığı ya ahlakı ya mahremiyeti ya aklı, ya da ailesi. Değdimi buna? Bende yaparım ederim demenin bedeli ne oldu size? Üzücü olan, uyarmıyorsunuzda; "bakın kızlar ben okudum ve çalıştım, ama evlenemedim veya evliliği yürütemedim veya mahremiyetimi koruyamadım veya bedensel çöküntüye uğradım" gibisine, gaz verdiğiniz genç kızları uyarmıyorsunuzda. Bir yol var, ya ailenin korunaklı ortamı ya da dünyanın acımasız yaşantısı, dünyayı seçtiklerinde bunun onlara çok ağır bir bedeli olacağını söylemiyorsunuz. Günümüzün ortamı sizlerin 20- 30 yıl öncesi okul hayatınızın ortamından çok daha kötü olmasına rağmen, bugünlerin sizin döneminizden çok daha kötü olmasına rağmen uyarmıyorsunuz. Gerçekten ama gerçekten çok büyük bir vebal içindesiniz. Rabbim sizleri islah etsin.