nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

��slamda kad��n��n konumu


son günlerde kadının konumu hakkında tartışmalar yürütülüyor. bu konu hakkında bizede bol soru geldi. bir yanda kadınları savunan ilahiyatçılar ve kadın hakları savunucuları, diğer tarafta karşıt gibi görünüp hiçbir tez üretemeyen ezikler ya da kafayı yemiş tarikatçılar. bu konuları kim gündeme getirdi; erdoğan. erdoğan bu konuyu dile getirince memurluk zihniyeti ile çalışan imamlarda konuya girmiyor. "kadının yeri ev dersem", linç edilirim, memurluktan olurum, sürgün edilirim, sicilim lekenir ya da her yere maydonoz olmayayım mantığıyla herkes sus pus. masanın altına saklanan saklanana. tabi, korkunun ecele faydası yok. imamlık, şartlar ne olursa olsun hakkı söylemeniz gereken bir makam. bu sessizliğin hesabını onlara
Rabbim elbette bir gün soracak. bu korkaklığın bize yansıması ne? herkes masanın altına saklanınca, konuşması gerekenler konuşmayınca biz devreye girmek zorunda kalıyoruz. biz de girmesek, meydan tamamen femistlere ve feminist yalakası ilahiyat proflara kalacak. onlarda genç kızlara gerçeği değil, nefse ne kadar hoş gelen şey varsa onu anlatıyor. birisi sessiz kalırsa bilinki diğerin düşünceleri ortama hakim olmaya başlar. günümüzde sadece bu şeytani düşünceler ortalıkta dolaşıyor, bundan beslenen genç kızlarda; görüyormusunuz demek bizde çalışabiliyormuşuz demek biz erkeğe eşitmişiz düşüncelerine sahip olmaya başladı. "ben istediğimi yaparım, yapmaya özgürüm", felsefesi bu kızların aklına yerleştiği anda, geçmiş olsun bizlere. neden? Allah erkeği yönetici kılmış, kendisini erkeğe eşit gören, hatta daha üstün gören biri erkeğin yöneticiliğini kabul edermi? etmez. Allah, bir düzen kurmuş ve herkese görevler tayin etmiş, ben özgürüm istediğimi yaparım diyen biri bu düzene tabi olurmu? olmaz. ne olur? aile yıkılır. aile neden önemli? aile, bireylerin inanç değerlerin kaynağıdır. kültürel, dini ve ahlaki değerlerimizi ailemiz, büyüklerimiz beyinlerimize yerleştirir. aile yıkılırsa ne olur? Ailenin verdiği sosyalleşmeyi, ailenin verdiği değerleri başka yerden alırsınız. varmı, öyle bir yer; evet, internet. aile yıkılırsa, sosyal paylaşım sitelerin yani küreselcilerin yazdığı değerleri benimsemeye başlarsınız. örneğin; youtuberler. toplumun değerlerinden uzak tuhaf, tuhaf tipler. siz aileyi yıkarsanız, bireyler o yokluğu o yalnızlığı gidermek için sanal dünyada, kendisine yeni bir aile aramaya başlar. kişinin zihin kodlarını siz değil, başkaları yazmaya başlar. yani, kendi toplumuna yabancı bireyler türer. neden aileye, Allah bu kadar önem vermiş, şimdi daha iyi anladınızmı? değerli dostlar, birileri bu yıkımı başlatmış. kadına biçilen geleneksel rol Allah ilgili olmadığı, toplumların örf ve adetleri ile ilgili olduğunu söylüyorlar. şartlar şimdi çok farklı, şimdi gönül rahatlığıyla çalışabilirsiniz, ilahi açıdan sorun yok diyorlar. bakarmısınız şu şeytanlığa, şartlar değişti diyorlar, duyan erkeklerin doğum yapmaya başladıklarını zannedecek. şartların ve çağın değişimini öyle anlatıyorlarki sanacaksınız erkeklerin göğüslerinden süt fışkırmaya başlamış. sanacaksınız kadınların artık iki yıl boyunca yeni doğanı emzirmesine gerek kalmamış. şartların değiştiğinden bahsederler, bilinki bunlar şeytanın ağzı ile konuşuyor. 7 bin yıl önce şartlar ne idiyse bugünde aynısı. 7 bin yıl öncede insan hayatta kalmak için çalışıyordu, mücadele veriyordu bugünde. konuyu saptırmayın, kadın için öngörülen ev hayatı yüzde yüz İslamla ilgili. İslam neden böyle birşey öngörmüş? nedenlerini yazımızda açıklayacağız, ama en basit nedeni doğum ve çocukla ilgili. örneğin; kadın 9 ay hamile kalır, hamile bir kadında kendisini bedensel ve ruhsal olarak zorlamaması gerek. 2 yıl süt emzirir. emziren bir kadında çalışmaması, kendisini ruhsal ve bedensel olarak yormaması gerek. 4 çocuk yaptığınızda, 15 yılınız böylesine gitti. birde bu yükün üstüne dış dünyada çalıştığınızı varsayın, bu sizi baya yıpratırmıydı, hemde nasıl. işte, Allah sizi bu artı yükten kurtarmak için evde kalmanızı söyler. bu uyarıyı sadece size değil, sizi çalıştırmak isteyen erkeğede yapar. kadını eve mahkum kılan düzenin hamilelikle çocuk büyütmekle ilgili olduğunu nerden anlıyoruz. hamilelik kesildiğinde yani kadın menopoz dönemine girdiğinde, İslam dini kadının çalışmasına izin vermesinden anlıyoruz. detaylarını yazımızın sonunda anlatacağız. o zamana kadar dünya durmadıkça, erkeğin göğüsünden süt akmadıkça, hamilelik 9 ay'dan 2 ay'a düşmedikçe bilinki, kadını eve mahkum kılan şartlar değişmeyecek. tabi biz şunuda biliyoruz, sizin akıl babalarınız yaratılışada göz dikti. erkeğin göğsünden süt çıkaracak formüller üzerinde çalıştıklarını, erkeği hamile yapacak teknikler geliştirmeye çalıştıklarını biliyoruz. hatta ve hatta çocukları ana rahminde değil, tamamıyla yapay plazentalar içinde büyütme çabaları içinde olduklarınıda biliyoruz. buysa sizin insanlık için öngörünüz, Allah yolunuzu açık etsin. siz ve akıl babalarınız, siz kendi yolunuza, biz kendi yolumuza.

aslında bütün olayın özü ne biliyormusunuz; gelenek, örf, adet, çağ, geçim vs hepsi boş, bütün hikaye kadının kendisine verilen annelik görevini reddetmesiyle ilgili. günümüzün kadını, anne olmak istemiyor. anneliğin getirdiği yükü taşımak istemiyor. günümüzün kadını, yeryüzü süsünden pay istiyor yeryüzü şehvetinden tatmak istiyor.
bütün olay bundan ibaret. bu gerçeğide itiraf edemiyorlar, ne kendileri ne de akıl ablaları. neden, çünkü İslamdan zerre kadar bilgisi olmayan biri bile, yeryüzü süsün peşinde koşmanın kişiyi helaka sürükleyeceğini bilir; "Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kazancını istiyorsa ona dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz" (Şura Süresi; 20). günümüzün kadınları evin dışında olan her güzelliği tatmak istiyor. nefisleri ama bunu bu şekilde haykırırsa kendilerini helaka götüreceklerinide biliyorlar. vicdanlarını ikna etmek için ne yapıyorlar; kıvırıyorlar, yaşam standardı diyorlar, çağın şartları diyorlar, bu gelenek geçmiş kültürlere aitti diyorlar. olayın özü bu. kadın, hayatın sefasını sürdürmek istiyor. hayatın süsünden şehvetinden bende payımı istiyorum diyor. neden evde bir hapis hayatı sürdürecekmişim diyor. ben y-a-ş-a-m-a-k istiyorum, bana biçilen bu rolü r-e-d-d-e-d-i-y-o-r-u-m diyor. bütün hikaye bundan ibaret. bu kadınlar hakkında da Allah ne diyor; "Bu dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, işte asıl hayat odur, keşke bu gerçeği bilselerdi" (Ankebut Süresi; 64). kim bunlara önderlik ediyor? erdoğan. erdoğan ilginç bir karakter. hak ile batılın mücadelesinde hakkın cephesinde. vatanı ve milleti satmıyor. bazıların iddiası aksine hırsız değil, yolsuzluk içinde değil. buraya kadar hoş. fakat ilginç bir İslam anlayışı var. İslamın reforme edilmesi, günümüzün şartlarına göre yorumlanması gerektiğini düşünüyor. akla bakarmısınız; kadını cumaya çağırıyor. tabi kendisini çelişkilere ittiğininde farkında değil. bir yandan kadının iş hayatına atılmasının önünü açarken diğer yandan dört çocuktan bahsediyor. nasıl olacak bu; erkeklermi doğum yapacak? gelişmiş ülkelerde kadınların iş hayatına atılma oranın yüzde elli üzerindeymiş, bu oran türkiyede yüzde otuz civarıymış, gelişmiş ülkeler seviyesine getirilmesi gerekiyormuş. bunu bizim bayan bakanımız anlatıyor. kafaya bakarmısın. siz o ülkelerde doğum oranını biliyormusunuz? o ülkelerde ahlak değerleri, sosyal yaşantı, aile değerleri ne, bunu biliyormusunuz? kafa çalışmıyorki bilsin. 

   - kürt kardeşlerimizede şu tavsiyesinde bulunalım; hiç kürdistan adında bir devlet kurmaya zahmet etmeyin. bizde kadını iş hayatına itmeye çalışan politikacılar olduğu müddet, zevk ve sefaya düşkün türk kadınları olduğu müddet, bunlar zaten bir 20 yıl sonra anahtar teslim devleti size teslim edecek. siz aile hayatınızı muhafaza etmeye devam edin, 5-6 çocuk yapmaya devam edin, bir 20 yıl sonra siz zaten çoğunlukta olacaksınız. istediğiniz hükümeti kurar indirirsiniz. anadolu varken, kuzey irak'ın dağlarında bir devlet kurmanın ne anlamı var?

iş hayatına atılan kadınlar; değerli dostlar, kadına yönetimi en son devrettiğimizde cennetten kovulduk. bu size bir ibret olmalı. ders çıkarmadınızmı? evet, başarılı iş kadınları var, ama; o kadınlar cadılar bayramını kutlar, o kadınlar bekarlığa veda partisi verir, siz bunların ne olduğunu biliyormusunuz? bu kadınların tabutu alkışlarla kaldırılır, teşvikiye camisinden kaldırılır, siz bunların ne anlama geldiğini biliyormusunuz? bunlar zulüm 1453de başladı der, bunlar mini eteği gelişmişliğin bir simgesi olarak görür, bunlar özel uçaklara atlayıp haftasonu alış verişini new yorkta yapar. bunlar sizin için bir kıyas değil.
bunlar ahiret hayatına inanmaz, başörtülü birisi ile yan yana gelmekten utanır, sakallı birini gördüğü zaman öcü görmüş gibi yolunu değiştirir. bunlar size bir kıyas değil. bunların hayatları zevk sefa süs eğlence gösteriş kibir haram gibi Allahın nefret ettiği ne kadar şey varsa bunu içerir. siz bu kadınları örnek alıp bende iş kadını olacağım derseniz, geçmiş olsun size. "Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah, bununla ancak onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor." (Tevbe Süresi; 55). lütfen, bilgi kaynaklarınızı çok iyi araştırın. herkesin fikrine görüşüne kulak asmayın. kimin peşinde koştuğunuza çok dikkat edin. kimlerin hayatını özeniyorsunuz, hayatlarını özendiğiniz kadınlara bir bakın; yaşantı tarzı batı kültürümü İslamımı andırıyor, buna bakın. yaşantıları batı kültürünü andırıyorsa bunlara kulak asmayın. bunların değer silsileleri ile sizinkiler farklı. hiç evlenmişmi, çocuğu hiç olmuşmu, boşanmışmı, aileden gelen bir zenginlik varmı? eğer hiç evlenmemiş, hiç çocuğu olmamış, aileden gelen bir rahat yaşantısı varsa bunlarada kulak asmayın, bunlar bol keseden sallar. kendilerin bir aile yaşantısı yokki size ailenin kutsiyetinden bahsedebilsinler. çocuklarını iki yıl boyunca emzirmişmi, dört çocuk yapmışmı, çocukları kendisi büyütmüşmü, eşine her akşam yemek pişirmişmi, erkeğin özel ihtiyaçlarını karşılayabiliyormu? önder aldığınız kadınlar, eğer bu konularda da sınıfta kalıyorsa o zaman onlarda sizin için bir örnek değil. ey Müslüman kadınlar, karar verin; ahiretmi yeryüzümü? eğer ahiret yaşantısını istiyorum diyorsanız bu kadınlarda size örnek değil. size gaz veren kadınların hepsi defolu. karşınıza başörtülü çıkabilirler ama hiç evlenmemişlerdir, evlenmişlerdir hiç çocukları olmamıştır, ya da boşanmışlardır ya da çocuklarını kendileri büyütmemişlerdir ya da 40'ında sonra bu işlere atılmışlardır. yani her birinin aile, çocuk diye bir derdi yok. bu kadınlar; "Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez." (Bakara Süresi; 86). hem makam hem İslam (aile) olamazmı? olamaz. sizi annelikle şereflendirmiş, size annelik görevine laik görmüş bir Allah, o doğrultuda düzeni kurmuş o doğrultuda yaratılışınızı gerçekleştirmiş bir Allah, ben bunu istemiyorum dediğinizde; "tamam kuzum, sen istemiyorsan ben düzeni tekrar inşa ederim, bundan sonra doğacak erkek çocuklarını bir plazenta ve göğüsle yaratırım, sana vermiş olduğum rahatsızlıktan ötürü özür dilerim, bugünün şartlarını hesaplayamamışım", diyeceğinimi bekliyorsunuz? çok net; siz annelik dışı bir göreve göz diktiğiniz an mutlaka ve mutlaka o yolda bir çok değerinizden vazgeçmeye mecbur bırakılırsınız. ya aileniz ya iffetiniz ya ahlakınız ya sağlığınız ya huzurunuz ya helalden vs. bunun size o kadar ağır bir bedeli olurki, son nefesinize geldiğinizde deydimi buna dersiniz. ahiret hayatı ile yeryüzü hayatı bir arada olmaz. birilerin bu dünyada önü açılıyorsa, açıldığı kadar bilinki ahiret hayatından kaybediyor. bir gram yeryüzü nimeti elde eder, karşılığında bir gram ahiret hayatı nimetini kaybeder. gidişat iyi değil. 

küresel oyun. şeytan nasıl bir toplum arzu ediyorsa, hollywood filmleri o yönde yazılır yapılır. son dönemlerde kadınların kahramanlaştırıldığını görürsünüz. örneğin; "star wars- son jedi" filmin kahramanı bir kadın. "arabalar 3" animasyon filmi yani erkek çocuklara hitap eden bir filmin kahramanı bile bir kadın araba. amerikan dizileride bu amaca hizmet eder. dizileri incelediğinizde erkeğe şapşal ve sorumsuz bir karakter rolü verilir, sorumlu ve olgun karakteride kadına verildiğini görürsünüz. gerek animasyon gerek dizi gerek filmlerde genç kızlara sen özgürsün istediğini yapabilirsin felsefesi aşılanır. eskiden animasyonların kahramanı prenslerdi günümüzde prensesler. bunlar bizleri sinsice, ata erkek kültüründen kadınların egemen olduğu bir topluluğa doğru götürmek istiyor. oyun büyük, oyun küresel. hollywood ve arkasındaki güçlerin hedeflediği bir düzen insanlığın hayrına olabilirmi; elbette olmaz. en geç, arkanızdaki bu şeytani güçleri gördüğünüzde, bu yol, yol değil deyip bu inattan vazgeçmeniz gerekmezmi?

size ayetlerden bir hikaye anlatacağız. yazının girişinden bu yazının nereye gideceğini anladınız sanırım. yazımızda size bir hikaye anlatacağız, başlıkları alt alta sıralacağız, sonunda ortaya bir hikaye çıkacak. kendinizi bütün ön yargılardan arındırın ve bu hikayeye kulak verin. kadınla ilgili ayetler bir hikaye anlatır, biz size ayetler üzerinden bu hikayeyi anlatacağız. ilk yaratılıştan başlayacağız, peygamber kadınlarına kadar götüreceğiz. bu hikaye'yi Kuran-ı Kerim anlatıyor, kendi şahsi görüş veya felsefemiz değil. biz sadece farklı sürelere serpiştirelen ayetleri aldık, bir sıralamaya tabi tuttuk. bu sıralamada bir hikaye çıktık, biz bu yazımızda işte size bu hikaye'yi anlatıyoruz. bir başlık bir ayet. başlıkları kendi başına değerlendirmeyin. hikaye'yi bir bütün olarak ele alın. bu bir yap boz oyunu, bir parçaya bakarsanız anlam veremeyebilirsiniz. gizem bütünlükte yatıyor. örneğin; ayetleri tek, tek ele aldığınızda meal, tefsir ve felsefede kaybolur gidersiniz, çünkü herkes kendi kafasına göre bir ayeti yorumlar. ayetleri bir bütün olarak ele aldığınızda ama birilerin tefsir ve meal tuzağına düşmezsiniz. neden? bir kişi bir ayeti kendi lehine yorumlayabilir ama 4-5 ayeti aynı anda lehine yorumlamaya kalkıştığında yorumlar arasında çelişkiler oluşmaya başlar. bir ayette sizi aldatabilir, ama 4-5 ayeti aynı anda lehine çeviremez. o yüzden ayetleri tek tek ele almayın, bir bütün olarak ele alın. bütün olarak ele alırsanız birileri tarafından kandırılmaktan kurtulur kadının konumunu daha net, bir yere oturtabilirsiniz. ayetler her zaman birbirini destekler. birisi size eğer herhangi bir konuda ayetlerden bahsederse ayetler arası çelişkiye dikkat edin ve size anlatılan ayetler birbiri ile bağlantılımı, konuyla ilgilimi, buna bakınız. örneğin; kadını iş hayatına atmak isteyenler bir ayetten bahseder, konuşmalarının geri kalanını hadisten kültürden zamanın şartlarını anlatarak geçirirler. bahsettikleri ayette genelde konuyla ilgili olmaz, çünkü kadını iş hayatına itecek bir ayet bulunmaz.

şahsi görüşümüz ne.
Allahı, peygamberimizi ve kitabımızı saymazsam, yeryüzü yaşamımın merkezinde üç kişi var. birisi annem, ikincisi kız kardeşim ve üçüncüsü kız kardeşimin kızı. yazıyı okurken kadına karşı bir önyargı beslemediğimi, kadına bir mal gözüyle bakmadığımı lütfen bilin. tam aksi; beni
en çok öfkelendiren şey kadına şiddet. hayatımda en çok değer verdiğim üç kişi var ve üçüde kadın. bilhassa kız kardeşimin kızı benim zayıf noktam. çocuğum olsa, kızmı erkekmi istersiniz diye sorsanız; kız çocuğu derdim. evli olsam, eşiniz çalışsa siz evde kalırmısınız, sorun yaratırmısınız diye sorsanız; hayır, ego veya özgüven sorunum yok. kadın çok meraklıysa çalışmaya gitsin çalışsın derim. evde kalır kendi fitness kendi hobilerimle uğraşırım. benim şahsi görüşlerim bunlar, ancak düzeni ben kurmadım, ipler benim elimde değil. herkes gibi bende, ister hoşuma gitsin ister gitmesin düzene ayak uydurmak zorundayım. size bu yazıda anlatacaklarım benim şahsi görüşlerim değil, Allahın kadın hakkındaki hükümleri. Allahın hükümleride kıyamete kadar geçerli. Ayetler dediğimizde zamana göre değiştirebilecek birşeyden bahsetmiyoruz. kıyamete kadar geçerli yasalardan bahsediyoruz. o dönem öyleydi, şimdi farklı bir dönemde yaşıyoruz, diye birşey yok. Allahu Teala, bu ayetleri indirdiğinde, kıyamete kadar bu yasalar geçerlidir dediğinde bilmiyormuydu bugünki konjonktürü? elbette biliyordu. o yüzden dün bugün olayı yok, sadece İslam var. İslamda size ayak uydurmaz, siz İslama ayak uyduracaksınız. bu yazımızda biz sizlere o acı gerçeği yüzünüze vuracağınız, bütün çıplaklığıyla kadının İslamdaki konumunu masaya yatıracağız.

hikayemiz;

gökte- erkek yaratılır. ademin yaratılışı.

gökte- erkek bir eş ister. adem yalnızlıktan yankınır bir eş ister. "Sizi bir nefsten yaratan ve onunla sükûn bulmanız için, ondan onun eşini yaratan O’dur...."(Araf Süresi; 189). tefsiri: erkek ile bir kadın asla eşit olamaz, çünkü yaratılış öyküleri birbirinden farklı. erkek, Allahın isteği üzerine yaratılmış, kadın ise erkeğin isteği üzerine. fark iki; erkek yoktan var edilmiş, kadın ise erkekten. özet: erkek, Allahın duası sonucu ortaya çıktı, kadın ise erkeğin duası sonucu. bu ikisi hiç birbirine eşit olurmu? erkek yoktan var edilmiş, kadın ise erkekten. hiç kaynağın kendisi, kendisinden oluşturana eşit olurmu?

   - duanıza dikkat edin. duanız eksik veya yanlış olursa hapı yutarsınız. adem babamız yalnızlığını gidermek için bir eş istedi. Allahta ne bir gram artı ne de bir gram eksik, tam bu dua doğrultusunda kadını var etti. ademin nefsine hitap edecek birisi, yani süse düşkün. ademin yalnızlığını giderecek birisi, yani yeni canlıları hayata getirecek nitelikte. hata nerede; benim hilafetime göz dikmeyecek, bana itaatkar, cümlelerinide duasına eklemesi gerekirdi.

gökte- erkeği yönetici kılar ve uyarır.
çocuğunuz sizden birşey istediğinde siz ne diyorsunuz, alırız ama sorumluluk sana ait diyoruz. bu ilişkide yöneticilik erkeğe verilmiş çünkü kadın, erkeğin isteği üzerine var edilmiş. sahibimiz, tabiki bizi bizden daha iyi tanır. bu duanın ademin başına bela açacağını biliyordu ve baştan uyardı; "Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.” (Bakara Süresi; 35) tefsiri; Allahu Teala ademi var eder. ademe göklerin nimetlerini açar. adem ama şükretme yerine, burun kıvırtır dahasını ister. belasını isteyen bulur misali, ademin bu isteği üzerine ademden havayı yaratır. bu ilişkide kendisine hep ademi muhatap alır. hiçbir ayette ey hava demez. hep ademe hitap eder. adem ve havaya secde edin demez, ademe secde edin der; "And olsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Adem’e secde edin! Diye emrettik. İblis’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı." (Araf Süresi; 11) tefsiri; eğer kadın erkeğe eşit olsaydı, adem ve havaya secde edin derdi. şunu gerçektende anlamıyoruz, nasıl yaratılış gayenizin dışına çıkıp erkeğe ve Allaha bu kadar isyankar olabiliyorsunuz?

gökte- erkek, bu görevi yerine getirmez.
"And olsun biz, daha önce de Adem’e (öğüt) vermiştik. Ne var ki o, (öğütü) unuttu. Onda azim de bulmadık." (Taha Süresi; 115). tefsiri; hz adem yumuşak huylu yaratılmış. azimden yoksun bir yapıya sahipti. günümüzün tabiriyle layt erkek tipi bir yapısı vardı. hava yaratıldıktan sonra, ademle top gibi oynadı. buraya gel adem buraya git adem, yap adem yapma adem vs. adem kendisi yönlendirmesi gerekirken, yönetilen oldu. sonuç; sonucu çok ağır oldu, cennetten kovulduk. özet; bu kıssaları Kur'an-ı Kerim boşuna anlatmıyor. buradan bizlerin yeryüzü hayatı için çıkarılması gereken dersler var. gökte kadının peşinde koştuk, yeryüzünde de koşmaya başladık. gökte bu gökten kovulma ile sonuçlandı. aynı hatayı yine yapıyorsunuz. bu sefer farklı bir sonuçmu bekliyorsunuz? kadın gökte yönetimi ele aldığında bizi aydınlığa taşımadıki, yeryüzünde taşısın. ne yapmalıyız; kadına ne mal gözüyle bakın ne de yönetici, kadın bir annedir. kadına, anne muamelesi gösterin. 

gökte- erkek yönetimi kadına bırakır, kadında ihanet eder. adem çok ezik bir karakter ve yeni eşinin peşinden koşturur durur. bir müddet sonra kadın durumu anlar ve derki, demek burada asıl olan benim. bu ezikten adam olmaz, sürekli benim dediğim yapılıyor. hep ben merkezdeyim demek burada yönetmen benim. kadın başlarda erkeğe bir saygı duyuyordu, bir müddet sonra o saygıda toz duman olup gider. karşısında lafından çıkmayan, sessiz ezik bir şahsiyet görür. not: saygı kendiliğinden gelmez, bir kişinin size saygı duyması için bir vasfınız olması gerek. erkek, saygıya değer bir vasıf taşımıyorsa kendisine saygı duyulmaz. erkeğine saygı duymayan kadına ne olur? ihanet eder! gökte yaşanılan bu olaylar tesadüfen gelişmedi. siz bu olayların kendiliğinden geliştiğinimi sanıyorsunuz yoksa. bunların hepsi önden takdir edilmiş bir senaryo ve her bir olay çok önemli mesajlar içerir. örneğin; erkeğine saygı duymayan bir kadına başka bir erkek musallat edilir. havayada iblis musallat oldu. o erkek o kadının aklını çeler ve o kadını ailesine karşı ihanete sürükler. o kadını, Allahta korumaz çünkü Allahın koruması için o kadının ilk önce Allahın ayetlerine riayet etmesi gerek. örneğin; saliha kadınlar itaatkardır ya da biz erkeği evin yöneticisi kıldık, ayetlerine riayet etmesi gerek. bu ayetlere riayet etmezseniz, sizi Allah korumaz. iffet, namus bir yere kadar. bir kadın kocasına saygı duymazsa iblis gibi inatçı bir erkek o kadının karşısına çıkartılır. o ibliste kadını ikna edinceye kadar kadının peşini bırakmaz. kadın ihaneti gerçekleştirdikten sonrada, hatasını anlar ne yaptım ben der. işte, ben ne yaptım diyen kadınların arasına havada girer. 


   - bu senaryo önden belirlenmiş ise özgür irade nerede, hava ve iblis'in suçu ne diyebilirsiniz; bu konuda kader yazımızı okumanızı tavsiye ederiz. senaryoyu Allah yazar ve kişiler oynar, ancak bu senaryo kişilerin niyetine göre belirler. bunların kaderinde bir ihanet yazıldıysa demek bunların kalplerinde hiyanetlik vardı. o ihanet ne zaman gerçekleşecek hangi koşullarda ve içeriği ve sonucu ne olacak bunun detaylarını Rabbim yazar. siz bir niyet ile kaderinizin fitilini ateşliyorsunuz, detaylarını Rabbim yazar ve çizer.

gökte- Allah hayal kırıkılığına uğrar. "Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına kaktık." (Tin Süresi; 4-5). tefsiri; insan temiz ve güzel bir ortamda var edildi (cennet). bu ihanet sonrası ama insan ana rahmine atılır. kan içinde, küçük ve büyük abdestin çıktığı noktanın tam ortasından dünyaya gelmeye mahkum bırakılır. aşağıların aşağısı denilen nokta, gövdenin en alt noktasıdır (mahrem yer). çevirdik kelimesinin anlamıda, biz doğum esnasında başı aşağıya dünya geliyoruz.

erkeği ve kadını birbirine düşman olarak dünyanın farklı noktalarına kovar. Allah bizi cennetten kovar. "Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker.”  (Taha süresi; 123). tefsiri; erkek, kadın ve şeytan bu üçü birbirinin düşmanıdır. sizler, sadece insan ile iblis soyun birbirine düşman olduğunu zannediyorsunuz, durum bu değil. kadında erkeğin düşmanıdır. kadın, erkeğin yeryüzü hilafetine gözünü diker. iblis ise ahiret hilafetine.

   - birbirinize düşman olarak inin, der Allah. siz böylesine ağır cümleleri kime sarfedersiniz; sürekli kavgalarından ve şikayetlerinden bıktığınız ve kovduğunuz kişilere sarfedersiniz. demek kadın sürekli erkekten şikayetçi oldu, erkekte kadından. demek vıdı vıdı tantana gökte başladı.

yeryüzü yaşantısı başlar, yeryüzünde geçenler;

- erkekten hesap sorar. "Bunun üzerine ikisi de ondan (o ağaçtan) yediler. O zaman ikisinin de edep yerleri kendilerine açıldı. Cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Ve Âdem, Rabbine asi oldu, böylece azdı." (Taha Süresi; 121). tefsiri; bu olayın üç faili var, birisi adem diğeri hava ve üçüncüsü iblis. bunların arasında en suçsuzu hz adem olmasına rağmen, "adem Rabbine asi oldu" denilir. Allahın güvendiği ademdi, kendisine muhatap aldığı ademdi, ademinde bu suça karışması, en büyük hayal kırıklığı oldu. bu ayet ilede bunu dile getirir. hesabı ademe keser. örneğin; ademi hindistanın yağmur ormanlıklarına atar. soğuk, yağmurlu ve her türlü vahşi hayvanın içine atılır. hava, arabistanın çölüne atılır, hayatta kalma sıkıntısı kendisine yaşatılmaz. kadın hep korunması gerek, Allahta o konuda havaya haksızlık etmez. geneline baktığımızda da, cennetten atılmanın bedeli erkeğin omuzuna yüklendiğini görüyoruz. hayatta kalmak için ne gerek; rızık. rızık temininden de kim sorumlu kılınmış; erkek. erkeğe, bu canlıların yeryüzüne itilmesine sen sebep oldun, beslenmesinden de sen sorumlusun denilmiş. özet: hayata getirme yükü kadına, hayatta tutma yükü erkeğe verilmiş. rollerin dağıtımı bu!!


- adem tövbe eder. "Bu durum devam ederken Âdem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır." (Bakara Süresi; 37). tefsiri: hz adem yeryüzüne atıldığında çok pişman olur çok üzülür çok ağlar ve çok dua eder. bu dualar ve üzüntüsü üzerine gökten ilhamlar almaya başlar. bu ilhamlar sonrası cennette peygamberimizin isminin yazıldığını hatırlar. peygamberimizin yüzü suyu hürmetine beni bağışla der ve bunun üzerine tövbesi kabul olur. rivayetlere göre 200 yıl boyunca ağlar, bağışlanmak ister.

- hava, tövbe etmez. yeryüzüne yayılan kötülüğün kaynağı kadın. bunu izah edelim; hz adem'in tövbe ettiğini ve tövbesinin kabul edildiğini Kur'an-ı Kerim bize anlatır. Kur'an-ı Kerim bize ademin oğlu kabil'in, oğlu habil'i öldürdüğünüde anlatır
(Maide Süresi; 27-31). iki ata var, hz adem ve hava, Kur'an-ı Kerim bize bir ayette bu ikisinden birisinin tövbesinin kabulünden bahseder, bir başka ayettede bir oğlunun diğerini öldürdüğünü aktarır. kabil'in içindeki bu kötülük bir atadan gelmesi gerek. bu adem olamaz çünkü ayetler tövbe edenin adem olduğunu söyler. adem temizlendi ve hz adem oldu yani bir peygamber olur. geriye tek hava yani kadın kalıyor. oğluna seriyat eden o kötülüğün bir tek kaynağı olabilir, o da kadın. işlenen suçun içeriğini incelediğimizde, kabil'in Allaha adak vermede gönüllü olmadığı yani Allaha bir isyan içinde olduğunu görüyoruz. oğuldaki kötülük havadan geliyorsa demek bu isyankar hisler havada da var. demek hava, cennetten kovulmayı hazmedememiş. kovulmak kendisine çok koymuş, içinde bir öfke ve kin birikimine sebep olmuş. 

- erkeği yine yönetici olarak atar. ademin tövbesi sonrası adem ve hava bir araya getirilir ve aile kurulur. erkeği bu müesseseye yönetici olarak atar. hangi kriterlere göre bu atamanın yapıldığınıda anlatır; "Erkekler kadınlar üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından harcamaktadırlar.." (Nisa Süresi; 34). tefsiri: erkeği daha üstün yarattığım için onu bu müesseseye yönetici atadım der ve bu ayette bir şeyi daha yapar, kazancı erkek ile ilişkilendirir. neden? erkek ve kadına cennetten kovulmanın bir bedeli olacağı belliydi. ödenmesi gereken bir bedel var. bu bedelde erkek için çalışmak olmuş. yeryüzünde çalışma görevi erkeğe verilmiş. bu atamanın ama bir de sembolik anlamı var. yaratılış erkeği üstün kılar. bu üstünlükte yaratılışta, yani gökte kalmaması gerek. bu üstünlük yeryüzünde de devam etmesi gerek. üstünlük tanımı ama gök ile yeryüzünde farklı. Allahın üstünlük tanımı ile insanın tanımı farklı. yeryüzünde insan üstünlüğü mal ve maddiyat ile ölçer. en çok mal en çok kazanç kimdeyse en üstün o olur. Allahta erkeğe, bu ayetle şunu der; eğer yaratılışta sana verdiğim üstünlüğü yeryüzünde de sürdürmek istiyorsan, kazancı temin edende malın sahibide sen olman gerek. kadını iş hayatına attığınızda ne yaparsınız; bu ayeti kırarsınız. kadının çalışmasında ne mahsuru var demeyin; kazancı Allah üstünlükle ilişkilendiriyor. kimde daha fazla kazanç varsa o diğerinden daha üstün olur, diyor. işte, biz kadının, erkek ile böylesine bir üstünlük rekabetine girdiğini görüyoruz. bi nevi sidik yarışına. şaşırdıkmı; hayır. birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin diyen Allah, bu uyarıyı bize zaten yapmıştı. unutmayın; erkek için cennetten kovulmanın bedeli çalışmak. bir erkek çalışmazsa bedeli ödeyemez, bedeli ödeyemezse cennette geri dönemez. kovulduğu yere geri dönebilmesi için bir bedel ödenmesi gerek. bu bedel kadın için doğum, çocuk ve yeryüzü nimetlerinden uzak durmak, erkek içinde çalışmak çalışmak ve çalışmak. bu da çalışmayan erkeklere uyarımız olsun. çalışmazsanız, bunu helalinden yapmazsanız, cennete giremezsiniz. nokta!!

   - hanımlar, siz kendinizce benim bir erkekten ne eksiğim var diyor olabilirsiniz. bu kendiniz için geçerlide olabilir, ama her kadın sizin gibi eğitimli ahlaklı ve kültürlü değil. kendi seviyenizden dünyayı okumayın. ilahi düzen istisnalara göre var edilmez. siz erkekler aleminde iffetinizide koruyabilirsiniz, ahlakınızıda, ruh sağlığınızıda bedeninizide. başkaları ama sizin kadar ahlaklı kültürlü ve güçlü değil. çevrenize bir bakın. yaparsın, edersin, senin neyin eksik diye gaz verdiğiniz genç kızlar genç yaşta teker teker iflas ediyor. hayat, sizin dizilerde aktardığınız gibi, hizmetçilerden lüks yaşamdan yalılar ve villalardan ibaret değil. bir tv programında sunucusunuz bir dizide rol alıyorsunuz veya bir sanatçısınız veya bir memur; zaptettiğiniz makamların kaçı açık, kaç tane açık pozisyonunuz var? belki bir avuç belki daha az. siz ama kaç genç kıza gaz veriyorsunuz; milyonlara. varsayalımki bir kaçı dizilerinizde yer almayı başardı, memur olabildi doktor olabildi geri kalan milyonlara ne olacak? çok büyük kötülük yapıyorsunuz. gerçekleşmeyecek vaatler ile genç kızları kandırıyorsunuz. sen yaparsın edersin gazı ile bu genç kızları o güvenli limanlarından, o huzur içeren evlerinden kopartıyor açık denizlerde ölüme, yalnızlığa, tacizlere ve hayata, Allaha isyana terk ediyorsunuz. 

- kadını bu sefer uyarır, bu atamaya itiraz etmemesini söyler.
"..Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır..." (Nisa Süresi; 34).

- erkeğede bu sefer sana itiraz edeni cezalandır der.
"...Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür. (Nisa Süresi; 34) tefsiri; ayet çok açık ve net ama, kabullenmekte zorlanıyorsunuz değilmi. nefsinize ağır geliyor. neden? çünkü bir ayete odaklanıyorsunuz. büyük fotoğrafı kaçırıyorsunuz. birileri sizi bir ayete odaklar sonrası, bakın Allah ne kadar zalim, İslam ne kadar vahşi deyip sizleri, Allahın adaletini ve İslamı sorgulamaya iter. bu tuzağa düşmeyin. her olayın bir öncesi ve bir sonrası var. konular bir bütünlük içinde ele alındığında anlam kazanır, bir kitaptan veya bir ayetten bir cümle cımbızlanarak değil. örneğin; cennetten kovulmamızın sebebi siz olduğunuzu kabullenmezseniz, bu ayet size ağır gelebilir. birbirinize düşman olarak inin ayetini bir gerçek olarak kabul etmezseniz, bu ayet size zalimce gelebilir. adet dönemlerin kadına bir ceza olduğunu bilmezseniz, bu ayet size adaletsiz gelebilir. erkeği evin yöneticisi olarak indirdik ayetine iman etmezseniz, dövme ayetine itiraz edebilirsiniz. özet: sadece dövme ayetine takılı kalırsanız, Allahın adaletini sorgularsınız. olayı ama bir bütün olarak ele alırsanız, sorgulamazsınız. hanımlar, aslında olayın özü ne biliyormusunuz; bu bir iman meselesi. imanı sağlam birisi; Rabbim bunu söylediyse, bunu sorgulamak haddime değil der. Rabbim söylediyse bildiği birşey vardır der. imanında sıkıntısı olan ama, bu ayete binbir çeşit izah getirmeye çalışır. burada aslında dövmek kastedilmiyor, bu o zamanın şartlarına indirilmişti gibisine gibisine, ayeti lehine çevirmek için binbir çeşit yorum ve meal getirir. 

   - şeytan sizi detaylara, bir ayete takılı kılar. bu hataya düşmeyin. bütünlük içinde olayları anlamaya çalışın ve en önemlisi mutlak kaderinize rıza gösterin. nedir mutlak kader; doğuştan size verilen. kaderinizin bu kısmı sizin elinizde değil. örneğin; cinsiyetiniz, kavminiz, aileniz, ten renginiz. bunlar sizin mutlak kaderiniz. bu mutlak kader Allahtan gelir. Allahtan gelenide sorgulamayın. kaderinizin geri kalanını siz belirlersiniz. kendi elinizle getirdiğiniz kaderi sorgulayın. Allahın belirlediği kaderi ama asla. bazıları ben kendimi kadın hissediyorum bazılarıda kendimi erkek hissediyorum der, bazılarıda çift cinsiyetle doğar ve kendi yaratılışlarını sorgular. bunların sebebi ne? şunu baştan bilmelisiniz; "Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir" (Nisa Süresi; 79). Allah kusursuz ve mükemmeldir. yaratttığı canlılarda kusur bulunmaz. bu kişiler kendilerini kadın veya erkek gibi hissediyorsa bu yaratılışları ile ilgili değil, içlerindeki bu hissiyat içlerindeki şeytanların varlığından kaynaklanır. bir kadın kendisini erkek gibi hissediyorsa, bir erkek kendisini kadın gibi hissediyorsa bu bedenlerinde bir kusur olduğundan değil, içlerindeki o hissiyat şeytanların kendilerine verdiği histen ötürü gelir. bazıları ama bedenlerinde bir kusur taşır, örneğin çift cinsiyetlik. doğuştan gelen bu fiziki kusurların sebebi ne? "Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir" (Şura Süresi; 30). başınıza ne geliyorsa, bilinki bir yerde hata yaptınız. doğuştan sıkıntılı doğan çocukların durumu şu; hamile kadına röntgen çekilmez, çünkü röntgen ışınları rahimdeki hücreleri bozar. yüksek enerji hücrelere zarar verir. sakat doğan veya fiziki bir sıkıntı ile doğan çocuklarda bilinki ana rahminde yüksek bir enerji ile karşılaştı. nedir bu enerji; şeytan ya da lanet ve beddua. bir günah sadece bir atadan gelirse, çocuk bunun etkisini doğumdan sonraki hayatında görür. eğer, aynı günah hem anne hem baba tarafı işlediyse o zaman bunun etkisini çocuklar ana rahminde görür. hangi uzuv ile atalar o günahı işlediyse o negatif enerjiler ana rahminde, yeni canlın o bölgelerine yerleşir. o negatif enerjiye maruz kalan hücrelerde, ana rahminde gelişemez, arıza çıkarır. bir çocuk sakat doğuyorsa, bilinki sakat olduğu uzuv ile anne ve baba tarafı büyük bir günah işledi. çocuk kör doğuyorsa, gözle günah işlediler. kolsa kolları ile, zehinse zehinleri ile. kıssasa kıssas.  

- kadına haksızlık etme uyarısını yapar. "Boşanmış kadınların uygun biçimde kocalarının imkanlarından yararlanma hakları vardır. Bu yolunu Allah ve kitap ile bulanlar için bir vazifedir." (Bakara Süresi; 241). tefsiri: bunun gibi kadınla ilgili ayetleri okuduğunuzda, korumaya muhtaç olanın hakkı gözetilmesi gerekenin kadın olduğunu görüyoruz. şimdi; koruyan ve korunan hiç birbirine eşit olurmu?

   - İslamda kadına asla haksızlık edilmez, erkeğe kıyasla belki bir gram eksik verilir, bir adım sonra verilir ama verilir. hatta çalışmasına müsade bile var. hangi şartlar altında bunu yazımızın sonunda açıklıyoruz. hakkını vererek annelik yapıyorsanız o zaman zaten yırttınız, Allah size öf denilmesini bile yasaklıyor. size öf dedirtmeyen Allah size haksızlık edermi; etmez. "Rab’bin sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa kendilerine öf bile deme. Onları azarlama. İkisine de güzel söz söyle" (İsra Süresi; 23). kadın araba süremez, araba ehliyeti alamaz gibi uygulamalar sapıkların aklından türemiş inançlar, İslamla ilgisi bulunmaz. örneğin; suudi arabistan'ın en yüksek fetva makamı dün, kadın araba süremez diyordu, bugün ise sürebilir diyor. buradan bu tür inançların İslamla ilgisi olmadığı, konjonktürel veya kültürel olduğunu çıkarmalısınız. eğer bu İslamın emri olsaydı şartlar ve çağ ne olursa olsun değişmezdi. kadını "mal, köle" gören zihniyet şeytani bir zihniyettir, tamamıyla sapık bir felsefenin ürünüdür, İslamla ilgisi bulunmaz. İslamda olmayan birşey üzerinede İslamı ve erkekleri köşeye sıkıştırmaya kalkışmayın. başkaların size yapmış olduğu haksızlığın faturasını İslama çıkartmayın. başkaların size yapmış olduğu kötülükten ötürü, İslamın size biçtiği rolü sorguya açmaya kalkışmayın. İslam size haksızlık etmez, ama erkeğin hakkınıda yedirtmez. nedir sizin İslamdaki konumunuz; bu yazı ile bunu sizlere açıklıyoruz, ayetlerin ağzı ile açıklıyoruz. nasihatı alan alır, almayan almaz. biz bu yazı ile uyarı görevimizi yapmış bulunuyoruz.

- eşinden memnun değilsen, birden fazla eş alabilirsin der. "Ve eğer yetimler konusunda adalete riayet edemeyeceğinizden korkarsanız, o taktirde hoşunuza giden (size helâl olan diğer) kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın.." (Nisa Süresi; 3) tefsiri; birden fazla kadın ile evlenme hakkı altında farklı nedenler var, detayları bu yazıda anmaya gerek yok. anlamanız gereken; bu hak erkeğe verilmiş, kadına değil! birden fazla yuva kurma yetkisi erkeğe verilmiş, kadına değil. halen eşitmiyiz?

- kadın üzerinde tam yetki verir. "Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın..."(Bakara Süresi; 223) tefsiri; erkek verir (sperm), kadın alır. ilahi düzen kadının alması, erkeğinde vermesi üzerine kurulmuş. neden; veren el alandan daha üstündür. bu ayet ilede bu üstünlüğü bir daha tasdikler. erkeğe, kadın üzerinde tam yetki verir. sınırsızmı? elbette değil. bu yetkinin sınırlarını başka ayetler belirler. o yüzden ne diyoruz; bir ayete göre değil bütün kitabı gözönünde bulundurarak yorum getirin.

- erkeğin yetkisine göz dikenin gözünü oyarım der. "Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır...." (Nisa Sresi; 32). tefsiri; birileri sizden daha zengin olabilir daha güzel olabilir daha üstün olabilir, bu ayet bizlere birilerine verilen bu üstünlüğe haset gözle bakılmamasını emreder. bir sonraki cümlede de bunu erkek ve kadına bağlar. mealen, haset duyguları ile biriniz diğerinin makamına göz dikmesin der. İslam nedir; nefse ağır geleni yapmaktır. nefsinize, ağır gelen erkeğe boyun eğmek ise belki sizin kurtuluşunuz burada! 

- erkeğe rızıktan daha fazla verilir. "Allah size, çocuklarınızın (mirası) hakkında şöyle tavsiye ediyor: Erkeğin payı, iki kızın payı kadardır..." (Nisa Süresi; 11). tefsiri: hanımlar çok üzgünüm ama siz erkeğe eşit değilsiniz. eğer Allah sizi erkeğe eşit koysaydı size mirastan eşit pay verirdi. 

- kendisine hep erkeği muhatap kılar. peygamberler

- erkek ve kadın ilişkisinde, hep erkeğe hitap eder, kadını kendisine muhatap görmez. "Ve babalarınızın nikâhladığı (evlendiği) kadınlarla nikâhlanmayın. Geçmişte olanlar hariç. Muhakkak ki o, bir fuhuştur ve iğrenç bir şeydir. Ve kötü bir yoldur." (Nisa Süresi; 22)
"Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız..." (Nisa Süresi; 23) "Ve evli kadınlarla evlenmeniz (haram kılınmıştır), elinizin altında bulunan (harp esirleri) cariyeler müstesna...." (Nisa Süresi; 24) tefsir: ayetleri dikkatle okursanız, kadınlara neler yapıp yapamayacağı sorulmaz, erkeklerin neler yapabileceği anlatılır. yeryüzü yaşantınız bir hikaye ortaya çıkarır, Allahta bu hikayenin erkek tarafından yazılmasını, erkek tarafından şekillendirilmesi ve yön biçilmesini ister.

- ayetlerinde, erkeği hep ilk anar sonrası kadını. "Ve mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, birbirlerinin dostlarıdır..." (Tevbe Süresi; 71) "Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara orada ebedî kalacakları,..." (Tevbe Süresi; 72) "Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere,.." (Tevbe Süresi; 68) "Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar,..." (Tevbe Süresi; 24) "Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mü’min olarak iyi işler yaparsa,.." (Nisa süresi; 124). tefsiri: sıralama değere göre belirlenir. ayetlerde birşeyler sıralanıyorsa bilinki önce anılanlar sonrakilerden daha üstündür. erkek ve kadının geçtiği ayetleri incelediğinizde erkeğin hep önce anıldığını görürsünüz. 

- kadına ne yapar, kadını ev hapsine atar. "Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor" (Ahzab Süresi; 33). tefsiri: evde oturmak, günah kirini gidermek ve tertemiz kalmakla ilişkilendirilir. neden? kadın doğar doğmaz ne günahı işlemiş olmalıki, bu ayet günah kirinden temizlenmeden bahseder. bu sorunun cevabı cennette dayanıyor; kadın cennette hem Allaha hem ademe ihanet etti. Allahta; sen benim cennet nimetlerime ihanet ettin, bende seni yeryüzü nimetleri ile imtihan edeceğim. cennet nimetlerime karşılığın yeryüzü nimetleri. birisinin ihanetine karşılık diğerini sana yasaklıyorum der. kadını ev hapsine mahkum kılan düzen, cennette işlenen bir günahın diyetidir.

- evden dışa çıkmak zorunda kalırsan gizlenerek çık der. "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." (Ahzap Süresi; 59). tefsiri: örtünmenin iki boyutu var, birisi mahrem yerlerinizi örtmek diğeri ise dışa çıktığınızda gizlenmenizi sağlamak için. Allah, kadının dış dünya tarafından tanınmasını istemiyor. eğer evden çıkacaksan bunda bir sıkıntı yok, sadece tanınmayacak şekilde çık der. 

   - Müslüman kadınlar başörtüsü emrin sadece mahrem yerlerini örtmek için indirildiğini zanneder, bu doğru değil. ilahi örtünmek iki şeyi kapsar; mahremiyet ve tanınmamak. size bir soru; başörtüsü takıp tv ekranlarına çıkan, milletvekili ve hatta bakan olanlar sizce örtünme emrini yerine getiriyormu? hayır. kadın için
ev hayatı cennet kılınmış, evin dışıda cehennem. örtünüp çalışan kadınlar, örtünmeyi bir fırın eldiveni gibi görür. tak ve yeryüzünde istediğini yap, yanmaktanda kurtul. yani örtümü takarsam, serbest ve hür olurum, yeryüzünde istediğimi yapmaya özgürüm demeye getiriyorlar. şu şeytani zekaya bakarmısınız; ev hapsini, bir örtüyle delmeye çalışıyorlar. ayetler bizlere iki temel şeyi anlatır; evde kalmanın günahlardan arındırdığı temiz tuttuğunu, dünya süsü dünya hayatı peşinde koşan peygamber eşlerinde boşanılması gerektiğini anlatır. siz şimdi diyorsunuzki, dünya hayatın peşinde koşmakta bi mahsur yok, yeterki üstünde bir başörtüsü olsun, öylemi? siz diyorsunuzki, kadınla ilgili onca kısıtlamalar başörtüsü takmayanlar için geçerli, başörtüsü takanlar için değil, öylemi? diyorsunuzki, eğer peygamber eşleri başörtüsü taksaydı onlarda yeryüzü süsü ve makamın peşinde koşabilirdi, bir mahsuru olmazdı, öylemi? ey kadınlar; kimi kandırıyorsunuz. eğer dünya nimetleri peşinde koşacaksanız baş örtünüzü çıkarın. zaten kadın olarak iş hayatına atılmanızdan dolayı sorguya çekileceksiniz, buna bir de islami simge ve sembolleri alet ederseniz, çok daha büyük bir vebali omuzlarınıza bindirirsiniz.

- ev hapsinde kadına işkence eder. "Sana kadınların aybaşı adetlerinden soruyorlar. De ki: «O, bir eziyettir. Onun için adet günlerinde kadınlardan çekilin ve temizleninceye kadar onlarla cinsel ilişkide bulunmayın..." (Bakara Süresi; 222). tefsiri; Allah eziyet etmez demeyin, suçluysanız ceza size kesilir. örneğin cehennem. kadın yeryüzünde ne tür cezaya çarptırılmış? ev hapsine. ev hapsi bir ceza. günahınızı yakmanın bir yolu. ancak Allah bununda ötesi kadından bir kan bedeli istemiş. neden? dişi hayvanlardan bu bedel istenmezken dişi insandan neden istenir? adet halinizin neden var olduğunu hiç merak etmedinizmi? şimdi; ev hapsine uğrayan siz, kan diyeti ödeyen siz, yeni doğanın yükünü taşıyan siz, itaate mecbur kılınan siz, rızıktan bir gram eksik verilen siz, gerektiğinde sopa yiyen siz, üstelik erkeğin isteğiyle ortaya çıkan siz, nasıl erkeğe eşit oluyorsunuz?

- eziyet etmekle kalmaz, yeni doğanın yükünüde ona yükler. cennetten kovulduktan sonra yeryüzüne giriş yapacak ademoğulların yükünüde kadına yükler. "..Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Ve onun taşınması ve sütten kesilmesi 30 aydır.." (Ahkaf Süresi; 15). tefsiri: hamilelik dönemi artı iki yıl emzirmek, etti ortalama 3 yıl. 3 çocukta etti ortalama 10 yıl. Allahu Teala size bir çocuk verdiğinde, bu çocuk bir sorumluluk eşliğinde gelir, size bir soru: iş hayatına atıldığınızda bu ilahi sorumluluğu nasıl yerine getireceksiniz?

   - ey kadınlar, Allahın huzuruna çıktığınızda üniversite puanlarınızın ne kadar yüksek olduğu size sorulmayacak, ne kadar büyük icatlar gerçekleştirdiğiniz size sorulmayacak, çalıştığınız kuruma ne kadar para kazandırdığınız size sorulmayacak. ne sorulacak: mahşeri hesabınızın %75'i eş, çocuk ve aile olacak. bu üçüne ayırdığınız zaman ve hizmetten hesaba çekileceksiniz. bundan sıfır çekerseniz, diğerlerin hiçbir değeri olmayacak. kıldığınız namazlar, yaptığınız hayrlar, ahlakınız hepsi anlamsız kalacak. bir erkeğin hesabın %75'de ailesinin geçimini temin edebildimi ve nasıl temin etti bu olacak. ailesini koruya bildimi, kazancını helal yollardan kazandımı, bir erkeğede bunlar sorulacak. buradan sıfır çeken bir erkeğinde, diğer tüm ibadetleri ve mesleki başarıları anlamsız olacak. Allah, yeryüzünde bir fabrika kurmuş ve herkese bir görev vermiş. biz eğer, ben çalışmayacağım dersek, benim daha iyi bir işim var dersek, bu iş bana göre değil dersek, o işi ben ondan daha iyi yaparım deyip diğerin makamına göz dikersek, bilinki o fabrika batar. patronda bunun hesabını bizden sorarmı; elbette sorar. olaya bu boyuttan bakın. kurumun ayakta kalması için, kadın görevini bilmesi gerek, erkek görevini bilmesi gerek. erkek olabildiği kadar görevini yapıyor, burada vıcıklık yapan kadın olduğu için, ilahi görevi terk eden reddeden kadın olduğu için, biz burada kadına hitap edecek bir yazı kaleme aldık. günümüzün erkekleride vıcıklık yapmıyor değil, onlarda sorumsuz hareket etmeye başladı. buna şaşırdıkmı; hayır. günümüzün erkeklerin sorumsuz davranmasına şaşırmıyoruz, bu gayet doğal. başlarında sorumluluğunu bilen bir anne yokki sorumluluğun ne olduğunu bilsin. sen dünyanın keyfini çıkar, ver evladı bir bakıcıya sonrada o oğlandan bir adam çıkmasını bekle. olurmu; elbette olmaz. annesi gibi sorumluluklarından kaytarmanın yollarını arar. bir kadının, annelik sorumluluklarına sırtını dönmesi çok büyük toplumsal sorunlara sebep oluyor. hem adam gibi adam yetişmiyor hem kadın iş hayatına atıldığı, evde kalmak istemediği için aile yaşantısı aile adında bir kurum yok oluyor. bunun hesabını Allah, kadından mutlaka sorar. özel başarılarınız, hayır ve dualarınızda sizi bu hesaptan kurtaramaz, bizden uyarması. 

- peygamber kadınları bu düzene karşı gelmek istediklerinde. "Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim." (Ahzab Süresi; 28). tefsiri: Allah, peygamber kadınlarına oturduğunuz yerde oturun der. eğer çalışmak, hayatın keyfini sürdürmek istiyorsanız, sizi peygamberden boşayalım, siz kendi yolunuza peygamber kendi yoluna der. günümüzün kadınları peygamber eşlerini kendi yaşantılarına örnek göstermesin çünkü peygamber eşleri arasında kendilerine benzeyen biri yok. olmak isteyenide Allah boşanma ile tehdit etmiş.
çalışan ve yeryüzü nimetine göz diken bir peygamber eşi yok. böyle bir yaşantıya göz dikenide Allah boşayın der!

- kadın görevini yerine getirmezse ne olur. ne ekerseniz onu biçersiniz. "Onlara (ebeveynlerine) acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve: 'Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!' de" (İsra Süresi; 24). tefsir: beni nasıl yetiştirdilerse, sende öyle onlara merhamet et, der bu Ayet. size bir milyonluk soru: bu ayet bizlere size gösterilecek merhametin çocuklarınıza gösterdiğiniz ilgi ve alakayla orantılı olduğunu söyler. siz yaşlandığınızda, ahiret hayatına göç ettiğinizde merhamet edilmeyi hak ediyormusunuz ve neden hak ettiğinizi düşünüyorsunuz; çocuklarınızı siz büyütmüyor siz emzirmiyorsunuz. başkalarına emanet edip dünya nimetleri peşindesiniz. yaşlandığınızda ve ahiret hayatında size neden merhamet edilsin? 

- kadın görevini yerine getirirse ne olur. kadın, görevini laikiyle yerine getirdiğinde erkekle birlikte anılır. örneğin; "(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Valideyni (baba, anne) iyi davranın..." (En'am Süresi; 151). bu ayete Bakara Süresi; 83/ İsra Süresi; 23/ İbrahim Süresi; 41 ve Lokman süresi; 14 ekleyebilirsiniz. tefsiri; görevini laikiyle yerine getiren kadınlara anne denilir. annelik vasfını taşıyana, o annelik yükünü bir ömür taşıyanlarada Allah haksızlık yapmıyor. hakkıyla annelik görevini yapan kadınları, erkekle bir anıyor. bu bir onurdur. tüm ayetlerde erkeği ilk sonrası kadını anan Allah, söz konusu annelik olunca ayrım yapmıyor!!


kim bu başlıkları atıyor.
"Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor..." (Nisa Süresi; 127). tefsiri;
Müslümanlar, kadın hakkında fetva ister, Allahta ayetlerini indirir. siz bize soruyorsunuz, kadının İslamdaki konumu nedir diye. bizde indirilen bu Ayetleri bir sıralamaya tabi tuttuk, bir hikaye çıkardık ve size bu yazı ile aktardık. Allahın kadın hakkındaki fetvaları bunlar.

   - size ayetlerden bir hikaye anlattık. varsayalımki; hocam, olay bundan ibaret değil dediniz. yanılıyorsunuz olayın aslı bu dediniz ve bir ayeti lehinize yorumlamayı başardınız. hadi varsayalımki yazının sonundan başına doğru ayetleri ele aldınız ve tüm ayetleri teker teker kendi lehinize yorumlamayı başardınız. yinede bizim tezimizi çürütemezdiniz. neden? ilk ayete geldiğinizde orada takılı kalırdınız. ilk yaratılışla ilgili ayete geldiğinizde takılı kalırdınız. ilk adem yaratıldı, ademin nefsinden de hava. sayesinde var olduğunuz birşeye nasıl eşit olabilirsiniz? tezleriniz gelir, gelir ilk yaratılış anına takılı kalırdı.

hayattan örnekler. "Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir." (Araf Süresi; 189)." bu ayet bize mutluluğun sırrını anlatıyor. dünyada herkes mutluluğun sırrı nedir, bu gizemin peşinde. bu ayet bize işte o sırrın ne olduğunu anlatıyor. nedir mutluluğun sırrı? hayrlı bir eş. nasıl hayrlı bir eş olunur? ilahi düzende kendi rolünü bilip, bunu laikiyle yerine getirerek. bir erkek veya bir kadın ne kadar çok çalışsa ne kadar çok zengin olsa, hiçbir şey kendisini hayrlı bir eş kadar mutlu edemez. yeryüzü huzuru eşte yatıyor. annelik vasfı çocuğu doğurana değil, doğum sonrası sorumluluklarını yerine getirene verilir. size bir soru; hayrlı bir eşmi, hayrlı bir kariyermi? şeytanın en çok sevdiği günah ailenin yıkılmasına sebep olan günahlar. aile yıkıldığında Allahın kurduğu fabrika yıkılır. bir erkek aslan gibi, evi koruma görevi erkeğe verilmiş. erkek, fiziki maddi manevi ne kadar güçlü olursa o ev o kadar güvencede olur. kimse o ailenin canına, malına namusuna göz dikemez. erkek, evde alt edilirse yani kale içten yıkılırsa ve kadın idareyi eline alırsa o evin koruma kalkanı ortadan kalkar. ev korumasız kalır. kadın, mahallede dolaşan çakallar ve tilkiler için bir tehlike arz etmez. erkek, yöneticilik görevinden arz ettirilirse bilinki o evin malınada göz dikerler, canınada namusunada. kocasından daha fazla konuşan daha fazla ön plana çıkan kadınlar toplumun her kesmi tarafından itici bulunur. kocasını istediği gibi yönlendiren bir kadın zamanla kocasına saygı ve ilgiyi keser. bir erkeğin toplumda gördüğü saygı, karısının kendisine gösterdiği saygı ile orantılıdır. evde saygı görmeyen bir erkek, toplumda da saygı görmez. hadis; "aranızda en hayırlı olanı ailesine en hayırlı olandır". niyete göre geleceğiniz belirlenir; kendi ayakların üzerinde dur kızım, oku kızım, bir yerlere gel kızım derseniz, kızınızın kaderi o yönde şekillenir. kızınız bir yerlere gelir, kendi ayakların üzerinde durur. dahası ama kızınıza verilmez. nedir dahası; aile ve huzur. sizin dilediğiniz gibi kızınız kendi ayakları üzerinde kendisinden ibaret bir yaşantıya mahkum olur. kendisine ne hayrlı bir eş ne aile ne hayrlı çocuklar verilir. hayatın tüm yükünü kendi omuzu üzerinde bulur. yapa yalnız, ihanete uğramış ve terkedilmiş duygular içinde ömrünü geçirir. hayırlı bir eş olması için kızınızı yetiştirirseniz ne olur; kızınıza hayrlı kısmetler çıkar. kızınız ömrü boyu ne aç kalır ne açıkta ne de yalnız başına hayatın yükünü taşımak zorunda kalır. sırtını dayadığı bir eş ile kendisini hem güvende hisseder hem yalnız kalma duygularından yoksun olur. size bir soru; evde huzurmu yoksa kariyermi? bir erkek, karısının kendisini yücelttiği kadar yücedir. anneye bak kızını al, bu atasözü şunu anlatır; kadının kocasına gösterdiği hürmete bak, ev işlerindeki maharete bak, çevresiyle kurduğu muhabbete bak, oradan kızı'nın boyun ölçüsünü alırsınız. üzüm üzüme baka baka kararır misali, armut dibine düşer misali; anneye bak kızını al. evde yöneticiliğe üstlenmiş bir kadının kızını siz, oğlunuza alırmısınız? günümüzde genç kızlar okuldan dershane, dershaneden etüt merkezlerine koçuşturuyor. günümüzün genç kızları evin dışında büyüyor. bu kızların tek bildiği dış dünya. siz bu kızları bir gün, hadi otur oturduğun yerde dediğinizde ne olur? ruhları sıkılır, psikolojik bunalıma girer, huzursuzluk yaratırlar. bunun nedeni; dünya süsü içinde yaşayan bir nefis, evcilleştirilmemiş bir yaban atı gibidir. kimsenin buyruğu altına girmez. özgürce doğada dolaşmak ister. ağaç yaşken eğrilir. genç kızlarınızın bir gün anne olmasını istiyorsanız, dershanelerde etüt merkezlerinde zamanlarını geçirmelerine izin vermeyin. sınav baskısı altına sokmayın. "closet drinker" kavramı bir iş kadını için kullanılır. iş hayatında başarılı olup özel hayatında kimsesi olmadığı bir kadını anlatır. yalnızlığını içkiye vurarak gidermeye çalışır. iş hayatına atılmanın bedeli çok ağır hanımlar, lütfen bunu genç kızlara anlatın. birşeyin peşinden koşarken, bir çok şeyide kaybedeceklerini bilsinler. kadının yönettiği evde huzur olmaz. çocuklar ve aile darma duman olur. bunun sebebi; düzen disiplinle gelir. disiplinde heybetle gelir. kadın, fiziki açıdan erkek kadar heybetli olmadığı için otorite sağlayamaz. çocuk hep sınırları zorlar, karşısında kendisini ciddi tehdit edebilecek bir güç varsa durur. bir anne, fiziki yapısı ve merhametiyle bu tehditi oluşturamaz. sonuç; herkes kafasına göre takılır, aile içinde düzen diye birşey kalmaz. çalışan kadın kazancının bereketini görmez. tek maaş giren bir evde bolluk daha fazla olur. her kadın erkeği yönetmek ister, yönetmek için sabah akşam uğraşır, yönetmeyi başardığı anda erkekten soğur, o erkeğe ilgisi kaybolur. kadının bilinçaltısı Allahtan gelir, bilinci ise nefsinden. bilinçaltı yönetilmek ister, bilinci ise yönetmek ister. kadının billinçaltı güçlü bir erkeği arzular, bilinci ise yönetebileceği bir erkeği. kadın bu çelişkiler içinde hayatını sürdürür. iş hayatına atılan kadın, kadınsı duygularını kaybeder, erkeksi duyguları benimser. merhamet duyguları azalır, sert ve acımasız bir kimliğe bürünür. baba, çocuklara dünyayı anlatır tehlikelerini anlatır. evden dışa çıkan, dış dünyada çalışan kendisi olduğu için hayatın zorluklarını anlatır ve dış dünyaya çocukları hazırlar. annede çocuklara duygusal yükleme yapar. çocukların dış dünyada karşılaşacakları sorunlara anlam getirecek o sorunların üstesinden gelecek duygu değerlerini yükler. anne çalışırsa o zaman çocuklara o duygu değerlerini yükleyen biri olmaz. hayata atıldıklarında ve bir sorun veya sıkıntı veya bir üzüntü ile karşılaştıklarında aşırı tepki verirler, duygularına hakim olamaz, sinir krizleri geçirirler. çalışan annelerin çocukları duygusal bozukluklar yaşar. hayattaki en kutsal meslek annelik, neden acaba genç kızlar buna sırt çevirir? kadın evin direğidir, kadın giderse ev dağılır, perişan olur. kadını evin direği yapan nedir; sabrıdır. sabrıyla ev işlerin üstesinden gelir. sabrıyla eş, aş, çocuk, komşu, akraba ve ataları idare eder. mesleğe atılan bir kadın ama bu sabrı gösteremez. ilk okuldan itibaren bir sınav baskısı altına tutulur, o baskılar, özel hayat ve üniversite derken 30'a geldiğinde ruhsal ve bedensel olarak çöker. çalışan kadın o ruhsal ve bedensel tükenmişlikten bu sabrı gösteremez. gösteremediği için her küçük sorunda patlar. sonuç; aile dağılır. şer olarak görünen şeyin altında hayır yatabilir. 28 şubatta başörtülü kardeşlerimiz üniversitelerden atıldığında büyük üzüntü yaşadılar. halbuki bu onlar için daha hayrlıydı. ne kadar ilginç, 18 yaşındaki bir aleyna tilki bir erkeğin kucağından diğerine zıplarken bu yaşantı ballandıra ballandıra anlatılır. bir kız bu yaşantıyı helalinden, evli bir hayat içinde sürdürmek istediğinde; erken evliliğe hayır kamu spotları yayınlanır. bakarmısınız şu garabete. en erken evlilik yaşı kaç olmalı? bir kız için en erken yaş 18-20 arası. bir oğlan içinde mesleğini ve işini ele aldığı yaş. kız okuyamazmı? okuyabilir hatta üniversiteyede gidebilir ama bu eğitimi kocasına ve çocuklarına daha kültürlü bir hizmet sunmak için yapmalı, nefsi duyguları tatmin etmek için değil. kısmeti kapısını çaldığı anda herşeyi bırakıp evlenmesi gerek. kadının hayat merkezinde hep kendi yuvasını kurmak olması gerek. ne kadar üzücü; kadınlar öğretmenlik hayatlarında başkaların çocuklarını eğitmek ve büyütmekle geçiriyor. aldıkları eğitimi, bilgi ve tecrübe birikimini, enerji ve sabırlarını kendi çocuklarına değil başkaların çocuklarını büyütmek için harcıyorlar. kendi çocukları ise öksüz muamelesi görüyor, ya bir bakıcının insafına ya da büyük annenin cehaletine terk ediliyor. ne kadar üzücü: genç bir kız'ın kapısını nice hayırlı kısmet çalıyor, o kız ama hayr ben okuyacağım diyor. kısmete kapısını kapatıyor. yaş 30'a geldiğinde ve işini önüne aldığında bu sefer kısmet ona kapısını kapatıyor. İslam dini, evlenme yaşını üç kritere bağlamış; beden ruh ve akıl. beden ve ruh boyutu; İslam dini kimseye kaldıramayacağı bir yükü bindirmez. bir kişi evlenmeden ruhsal ve bedensel olarak o yükü kaldırabilecek fiziki ve ruhsal olgunlukta olması gerekiyor. akıl boyutu; İslam dini bilinç varsa vebal var der. İslam dini sorumlulukları, aklın bilinç seviyesine göre yükler. nasıl bir yükün altına girdiğini biliyormu, o yükü kaldırabilecek bilgi seviyesine sahipmi buna bakar sonrası kişiyi sorumlu kılar. kız çocuklarını 8 yaşında 12 yaşında evlendirmeye çalışmak İslami değildir. o yaşlarda beden ve ruh evlilik yükünü kaldırabilecek olgunlukta değil, akıl, olayın boyutunu anlayacak bilinçte değil. o yüzden İslam dini bu genç kızlarımızı evlilik gibi kutsal, vebali ağır, sorumlulukları büyük bir yükün altına sokulmasını yasaklar. beden ve ruh gelişmiş ama zehin gelişmemiş, evlenemez. zehin gelişmiş ama beden ve ruh gelişmemiş, evlenemez. belirli topluluklar genç yaşta evlendiriyorsa, bu, kız çocuklarını sünnet etmek gibi İslami değil, tamamıyla o toplulukların gelenekleri ile ilgilidir. eğer birisi bunu savunuyor ve bunların İslami olduğunu diyorsa bilinki o sapık, ondan uzak durun. kadın ikisini bir arada yürütemezmi? hayat, kararlardan ibaret. bir karar vereceksiniz; ya yuva ya iş, ya çocuk ya kariyer, ya farz ya zevk, ya sünnet ya şehvet. karar size kalmış. ikisi bir arada olamazmı? elbette olur; namaz kılan birisi olarak içkide içebilirsiniz. tefecilik yapıp kazandığınız parayla hayırda yapabilirsiniz. birisi diğerine engel değil, ama iki zıt yaşantı sürdürüldüğünde bilinki çok ağır bir vebal çok çalkantılı ve zor bir süreç sizi bekliyor.

kadın hiç çalışamazmı. elbette çalışır. sonuçta kadın hastalara kadın bir doktorun, kadının herhangi bir sorunu ile kadın uzmanların ilgilenmesi daha doğru olur. nasıl olacak bu, hem ev hem iş? İslam dini kadının çalışabilmesi için iki şart ön koşar; birisi ilahi cezanın bitmiş olması ikinci şart ise zorunluluk varsa. kadın, adet dönemleri ile bir diyet ödemeye mahkum kılınmış. bu hesap kapandığında çalışabilir. diyetin ödendiğini nasıl anlarız? menopoza girdiğinde. adet dönemi bittiğinde kadın çalışabilir. zamanlama açısından da bu çağ en uygun çağ. çocukları büyümüş evden ayrılmış olacak, dünya tarafından kandırılmayacak kadar bir olgunluğa hayat tecrübesine erişmiş olacak, dış dünyanın dikkatini çekecek güzellik kaybolmuş olacak ve kendisini dünya cazibesine kaptıracak heyecan ve enerji terbiye edilmiş olacak. bu çağa gelen kadın, kocasınında rızasını aldıktan sonra çalışmasında bir mahsur yok. çalışma iznin diğer kriteri; zorunluluk. nefis istiyorsa çalışamaz (menopoz dönemine kadar), geçim zorunluluğu varsa çalışabilir. örneğin; dulsunuz ve çocuklarınıza bakmak zorundasınız, bu durumda çalışabilirsiniz. burada önemli olan nokta nefsi dürtüler ile iş hayatına yeryüzüne atılmamanız. bazılarınız şimdi, hocam bu yaş ve menopoz olayıda nereden çıktı diyecek. cevap; hadislerden. nasılmı çıkardık? bazı uyanıklar peygamberimizin eşlerini örnek gösterir, hatice anamız zeynep anamız çalışıyordu der. bu örneklerde birşey bizim dikkatimizi çekti; örnek verdikleri kişiler peygamberimiz ile evlendiklerinde 40 yaşı civarlarındaydı yani menopoz civarı. örnek verdikleri kadınların yaşlarında ortak nokta vardı, hepsi 40 civarıydı. bu rakamı not ettik. sonrası ceza ne zaman bitiyor diye ona baktık. kadınların adet dönemi onlar için ilahi bir ceza, bu cezayı Allah ne zaman kaldırıyor ona baktık; yine 40 civarı. rakamların hep 40 civarında toplandığını gördük. sonrası bu ayet aklımıza geldi; "Nihayet olgunluk çağına gelip, 40 yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et." (Ahkaf Süresi; 15). bu ayet salih amel işlemekten bahseder, demek birileri bu çağda dünyaya açılabilir. ayetler, peygamberimizin çalışma izni verdiği eşlerin yaşı, kadının adet dönemi herşey bir rakama işaret ediyor o da 40. ayet, hadis, kadın fizyolojisi ve hayatın gerçeklerinden biz kadının iş dünyasına atılma yaşın 40 olduğunu çıkardık. püf nokta; ceza. Allah cezayı yani adet dönemini kaldırdığı an, kadın hürriyetine kavuşmuş oluyor. ceza kalktığında çalışmasına engel kalmıyor. genç kızların işlediği hata şurada; onlar 40 yaşlarındaki peygamber eşlerini kendilerine örnek alıyor. halbuki onlar ayşe anamızı, kendi yaşıtlarında olan birini kendilerine örnek almaları gerek. ayşe anamızın çalışmasına izin verilmişmi; hayır. hatta, kendi başına yalnız seyehat etmesi bile peygamberimizin başına nice sorun açtı (Nur Süresi; 1-11). bu haksızlık derseniz; şikayetinizi bize iletmeyin. biz yani biz erkekler, bu konuda muhatabınız değiliz. konuyu bize arz etmeniz, bizimle bu konuyu tartışmanız anlamsız ve gereksiz. konu Allahla, kadın arası. şikayet ve dileklerinizi Allaha iletin.

özetlersek. yeryüzüne atılan ademin çocuklarını dünya'ya getirme yükü kadına, bunları hayatta tutma yüküde erkeğe verilmiş. bir aile bir müesse demek. bu müessenin ayakta kalabilmesi için herkes kendi görevine sadık kalması, en iyi şekilde yapması gerek. görevini terk eden direk cehennemi boylar. ne kadar oruç, zekat hayr yaptığınıza bakmaksızın cehennemi boylarsınız. aile demek İslam demek, aile yıkılırsa İslam yıkılır. bu, bu kadar önemli bir mesele. yeryüzü imtihanı bu kurumu ayakta tutmaktan ibaret. iyi ve kötü arasındaki mücadelenin ana sebebi bu; kötü bu müesseyi yıkmak için çaba gösterir, iyide bunu ayakta tutmak için. Allah, aile adında bir müesse kurmuş, ibliste bunu yıkacağım diye Allaha söz vermiş. aileyi Allah kurduğu için kutsaldır, insanın işlettiği kurumlara benzemez. ne yazıkki kadın, ailesine göstermediği sevgi ve saygıyı iş yerine gösterir. ailesine ayırmadığı zamanı işyerine ayırır. sonrada cehennem kadınlar ile dolacak dediğimizde feryat eder. erkek bu kuruma yönetici olarak atanmış. bu ilahi görev dağıtımı gelenek veya hayat şartlarına göre yapılmamış. gelenek nedir; yaratılışla ilgili olmayan düzendir. insanın kendi eliyle getirdiği düzen. kadına biçilen görev ise yaratılışla ilgili. örneğin; erkek doğum yapamaz. varsayalımki yaptı. bu sefer emziremez, varsaylımki teknoloji o kadar gelişti ve o da başarıldı. bu sefer çocuğun ağlamalarını kaldıramaz, sabır ve merhamet konusunda takılı kalırdı. ne kadar teknoloji ile şartları zorlasanız, yaratılışın bir yerinde yine takılırdınız. kadın bir paket halinde çocuğu dünya'ya getirecek şekilde var edilmiş, erkekte dış dünyanın zorluklarını göğüsleyecek şekilde. ne zamana kadar; kadın bu görevinden azledilinceye
yani menopoza kadar, erkekte hayat yorgunluğunu hissedinceye kadar. 40'lara gelindiğinde kadının iş hayatına atılıp erkeğin yüküne bir omuz atmasında bir mahsur görülmemiş. o olgunluğa erişinceye kadar ama kadın için ev bir korunma, arınma ve temiz kalma makamıdır. biz bunu günümüzün ortamında gerçektende çok daha iyi anlıyoruz. 7-8 yaşından itibaren her kızın elinde bir telefon bir bilgisayar ve bunlar günlük hayatını fotoğraflar eşliğinde dünyaya sergiliyor. kadın mahremiyeti tarihte görülmemiş bir saldırıyla karşı karşıya. iş, ev, eş, borç ve çocuk derken; kadın tarihte görülmemiş bir ruhsal ve bedensel yıkımla karşı karşıya. kızlar birer yarış atı gibi bir birleri ile yarıştırılıyor; o şu kadar puan aldı sen neden alamadın, o şurayı kazandı sen neden kazanamadın, o şu kadar maaş alıyor sen neden o kadar kazanamıyorsun, o şuraya atandı sen neden atanamıyorsun gibisine kadınlar tarihte görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya. kadınla ilgili ayetler günümüzde geçerli değil diyenlere; hallloo deriz. ayetler, asıl bugünler için indirilmiş. kadın, aslen günümüzde korunmaya muhtaç. siz ama ne yapıyorsunuz? hayatta elde edemediğiniz başarıları bu kızlar üzerinden elde etmeye çalışıyorsunuz, erkeklerden yediğiniz darbeleri bu genç kızlara aşılayarak erkeklerden nefret eden erkeklere güvenmeyen nesiller yetiştiriyorsunuz. erkekler dünyasında aldığınız travmaları öfkeye dönüştürmüşsünüz, erkeğin egemenliğine son vermek için ant içmişsiniz. gökten kovulan şeytan gibi, sizde erkekten nefret ediyorsunuz. veriyorsunuz genç kızlara gazı. sonuç? bu genç kızlar 30 yaşına geldiğinde teker teker dökülüyor. ne beklediniz ama; fıtratınızın dışına çıktığınızda size hayr geleceğinimi sandınız? bu kızların ya fiziki sağlığı elden gitmiş ya ruhsal sağlığı ya ahlakı ya mahremiyeti ya aklı, ya da ailesi. değdimi buna? bende yaparım ederim demenin bedeli ne oldu size? üzücü olan, uyarmıyorsunuzda; "bakın kızlar ben okudum ve çalıştım, ama evlenemedim veya evliliği yürütemedim veya mahremiyetimi koruyamadım veya bedensel çöküntüye uğradım" gibisine, gaz verdiğiniz genç kızları uyarmıyorsunuzda. bir yol var ama bu yolun bir bedeli olduğunu söylemiyorsunuz. günümüzün ortamı sizlerin okuduğu ortamdan dahada kötü olmasına rağmen, bugünlerin sizin döneminizden çok daha kötü olmasına rağmen uyarmıyorsunuz. gerçekten ama gerçekten çok büyük bir vebal içindesiniz. Rabbim sizleri islah etsin.