nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler....

                                                          
                                            



                                               
https://www.facebook.com/biyoenerji.net.98
Cep telefonu üzerinden üyelik işlemleri yapılamadığından bir çok okurumuz bize ulaşmakta sıkıntı çekiyor. Bu konuda çok şikayet aldık. Bu sorunu ortadan kaldırma niyetine bir facebook sayfası açtık. Bize ulaşmak isteyen, soruları veya önerileri olan okurlarımız facebook üzerinden bize ulaşabilir. Websayfamızda huzurlu ve aydınlatıcı okumalar dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız... 24.09.2019

kısa bilgiler


Bu bölümün diğer yazılardan farkı, diğer yazılar üzerinde ortalama 10 gün çalışıp yazıyı tamamlıyoruz. Bu bölümde ise bir zaman sınırlaması yok. Aklımıza bir fikir düştükçe bu bölüme ekliyoruz. O yüzden kısa bilgiler bölümünü dönem dönem gözden geçirmenizi öneririz. Sizlere hayrlı ve aydınlatıcı okumalar dileriz.


Kısa Bilgiler


- Yazılarımızı 10 gün boyunca takip edin

Aklımıza bir fikir düştüğünde bunu anında bir taslak halinde sayfamıza ekliyoruz. Bir sonraki günlerde de birşeyleri ekleye ekleye çıkara çıkara, yazı içimize sininceye kadar üzerinde çalışıyoruz. Tüm bu çalışmalar sizlerin gözü önünde gerçekleşiyor. Kaba taslaktan son haline kadar, yazının tüm aşamasında sadece siz ve ben varım. Yazıyı ilk okuduktan sonra, son halini görmek için lütfen bir hafta on gün boyunca yazıyı takip ediniz. Sizlere hayırlı, huzurlu ve aydınlatıcı okumalar dileriz...

- Kutlu doğum haftası

Peygamberimiz sav doğum günü rebiul evvel ayında değil nisan 20' de kutlanır. Neden? Doğum günlerini özel kılan doğumun gerçekleştiği mevsim ve o anki ay ve yıldızların konumu. Hicri takvime göre hareket ettiğinizde de bu özelliği maalesef kaçırıyorsunuz. H
icri ve miladi takvim arasındaki fark; hicri takvim 355 gün çeker, miladi takvim 365. Aralarında 10 gün fark var. Peygamberimiz sav 571 yılında rebiul evvel ayın 12' sinde doğmuş olabilir, bizim için kriter ama rebiul evvel ayı değil doğduğu mevsim ve gün. Kişiyi özel kılan doğduğu mevsim. Örneğin; kasım ayı farklı şeyleri sembolize eder, nisan ayı farklı şeyleri. Nisan ayı yenilenmeyi yeniden doğuşu, kasım ayı ise çöküşü ve sonu temsil eder. Yani nisanda kutlamanız farklı anlam doğurur, kasımda farklı. O yüzden doğduğu mevsimde kutlayın. Hem rebiul evvel ayında hem nisanda kutlayamazmıyız? Peygamberimiz sav'ı her gün kutlayın ona her gün salavat getirin, o ayrı bir konu. Bir doğum gününü ama yıl içinde birden fazla kutlarsanız o doğum günü sıradanlaşır. O manevi havayı kaybeder toplumda bıtkınlık yaratırsınız. Büyük çapta olsun, maneviyatı dolu bir kutlama olsun, dört gözle beklensin istiyorsanız o zaman yılda bir defa ve bunuda peygamberimizn doğduğu mevsimde yapmanız daha sağlıklı ve hayrlı olur.

- Atalarımız büyük ve güçlü bizler zayıf ve cılızız, neden?

Bunun nedeni atalarımızın günahları. Hangi organ hangi uzvunuz ile günah işlerseniz negatif enerjiler oraya yerleşiyor. Bir sonraki nesil doğduğu zamanda o negatif enerjiler aynı bölgelerde o nesillerde varlıklarını sürdürmeye devam ediyor. Sonuç? Nesiller gelişemiyor, atalarının boyuna ve gücüne ulaşamıyor. Bir uzvunuz büyümek isterken, o uzuvda bulunan negatif enerji o uzvun ihtiyaç duyduğu enerjiyi tüketiyor, o uzvun o organın büyümesine filizlenmesine izin vermiyor. Sonuç? Zayıf ve cılız nesiller. Teşekkürler atalarımız! Anlamanız gereken şu; ceza ahiret hayatını beklemiyor. Hangi uzvunuz ile günah işlerseniz o uzva negatif enerjiler iniyor ve o uzvun cezası yeryüzünde başlıyor. Her türlü musibet, kaza ve bela o uzva isabet ediyor. Örneğin kazalar. Bir kazada nerenizi incitirseniz bilinizki oraya bir negatif enerji bulaştırdınız. Hayatta tesadüfler diye birşey yok. Kaza kelimesi bile sakat bir kelime. Kontrolsüz bir eylem olduğu imasını veriyor. Halbuki herşeyin kontrolü yüzde yüz Allahın elinde. Allahta neye göre kaza ve belaları indiriyor? Kıssas kuralına göre. Ne işlerseniz ya dengiyle ödüllendiriliyorsunuz ya da dengiyle cezalandırılıyorsunuz. Kimseye zerre haksızlık edilmiyor. Yani, ceza ahiret hayatına bekletilmiyor, hangi organ ve uzuv ile günah işlediyseniz o uzuv veya organın yeryüzünde filizlenmesine huzur bulmasına asla izin verilmiyor. Bunda en büyük zararıda nesiller görüyor.

- Zıtlar neden birbirini çeker?

İnsanlar eşdeğerleri ile huzur bulur. Ayetlerde bunu söyler; "Doğrusu erkek ve kadın müslümanlar, erkek ve kadın müminler, boyun eğen erkekler ve kadınlar, doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sabırlı erkekler ve kadınlar, gönülden bağlanan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, Allah'ı çok anan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır" (Ahzap Süresi; 35).
Anlayacağınız farklılıkar huzur getirmez ortak noktalarınız getirir. Neden o zaman tam zıttımızı kendimize çekiyoruz? Bunun sebebi ilahi düzenle (fizik) ilgili değil kaderinizle ilgili; bir insan ne yaşaması gerekiyorsa kader onun karşısına onu yaşatacak birini çıkarıyor. Yeryüzündeki düzen, yani fizik değil kaderiniz sizleri zıtlaranıza yönlendiriyor. Hayata bir bakın, hayatın kendisi bir suçlu ve bir mağdurdan ibaret. Günlük ilişkilerinize ve yaşantınıza bakın, ya haksızlığa uğruyor mağdur ediliyorsunuz ya da haksızlık yapıyor mağdur ediyorsunuz. Hayat işte bu zıtlık üzerine kurulu. Siz ne yaşamanız gerekiyorsa kaderde sizin karşınıza bunu size yaşatacak kişiyi çıkarıyor. Siz bunu hak ettiğinizi düşünmüyorsanız o zaman atalarınıza bakın. Ben bir karıncayı bile incitmedim bana hakszlık yapılıyor diyorsanız o zaman yaşadıklarınızın sebebi atalarınız. Demek atalarınız bir yerde birilerine haksızlık yaptı. Kıssasa kıssas. Ataların suçu bana ne diyorsanız, o zaman atalarınızın maddi mirasına bulaşmayın. Maddi miras uğruna kavga ediyorsanız, manevi mirasda üzerinize hak olur. Atalarımın maddi mirası bana hak olsun ama o manevi miras değil diyorsanız, yok öyle yağma! Artı, atalarınız sizi büyüttü okuttu ve evlendirdiyse siz o harama çoktan bulaştınız. Özetlersek; zıtlar insana huzur getirmez, ortak noktalar getirir. Zıtlıklar kötülük doğurur. Kader sizi zıttınızla tanıştırıyorsa bilinki başınız ağrıyacak. Eğer birileri farklılıklar hayata renk getirir, ortak noktalar ise can sıkıcı olur gibisine söylemler içinde bulunuyorsa bilinki kandırılıyorsunuz. Bunlar sizi uyutmak için şeytanın kullandığı kavramlar. Bunların gerçeklik ile hiçbir ilgisi yok. Şeytan ve nefsiniz sizi bir ortamdan diğerine sürüklerken, bu tür söylemler ile bi nevi sizi kandırıyor o yanlış tercihlerin yaşantının içinde kalmanızı sağlıyor. Umarız, bundan sonra zıttınızla tanışırsanız bunun hayra alemet birşey olmadığını anlar hemen oradan uzaklaşırsınız.

- Hızır herkesin kapısını çalar

Hepimiz günahkarız, Allah ama günahlarımızın affı için sürekli hızırı karşımıza çıkarır. Hz hızır olarak değil, bazen haksızlığa uğrayan bir insan olarak bazen aç bir sokak köpeği olarak bazende sizi bir yanlışlığa şahit ederek. O yanlışı gördüğünüzde acaba susacakmısınız, masanın altına saklanacakmısınız yani dilsiz şeytan rolünemi bürüneceksiniz yoksa yanlışa durmu diyeceksiniz. Doğruyu yaparsanız, o zaman o hakkı savunan duruşunuz bir çok günahınızı (zina, içki vs) silip götürür. Yapmazsanız, ömür boyu işlediğiniz günahlar ile öbür dünyayı boylarsınız. Bu kadarmı? Hayır. Şahit olup sessiz kaldığınız o yanlışlar, gelir bu dünyada sizi bulur. Maalesef ama maalesefte bir çoğumuz bu sınav da sınıfta kalıyoruz. Bazen bu onun sorunu diyor, bazen her yere maydonoz olmayayım sonra bana patlar diyor ve çevremizde yapılan yanlışlara sürekli sessiz kalıyoruz. Bizim size tavsiyemiz bir yanlış gördüğünüzde devreye girin, masanın altına saklanmayın. Neden? O yanlışlar gelip sizi bulacak, çünkü. Örneğin; ülke üzerinde oynanan oyunlara sessiz kalmanız. Kader bu tavrınızı asla kabul etmez. Neden? Bu topraklardan besleniyorsunuz, çünkü. Ortada bir hak var. Borçlusunuz bu topraklara. Hem topraktan besleneceksiniz hem toprağa yapılan tecavüzlere duyarsız kalacaksınız, bunu kaderiniz asla kabul etmez. Bu durumda kader, ya o toprağı terk etmenizi bekler ya da bu benim sorunum değil dediğiniz sorunlar gelir sizi kendi evinizde yakalar. Kader, bir yere kadar size bu benim savaşım değil dedirttirir. Önemli olan o ateş size vurmadan dur demeniz. Eğer gördüğünüz yanlışlara dur derseniz, başkası adına kafanızı bedeninizi ruhunuzu ağrıtırsanız, kader bunu lehinize not eder. Hem öbür hayatta mükafatlandırılırsınız hem bu dünyada yanlışlar, haksızlıklar ve ateş ülkenizi yakıp kavurduğunda sizin eviniz bu yangından muaf tutulur. Örneğin; birilerin evine ateş düşüyorsa bilinki bu insanlar bir çok defa dilsiz şeytan rolünü oynadı. O yüzden ödenecek bedel makulken doğruyu yapın. Kendi ailenizi yakalamadan yapın. Eğer bu benim savaşım değil bu benim sorunum değil deyip hep kendi çıkarınıza çalışırsanız yani hep doğruyu yapmaktan kaçarsanız bilinki bir sonra karşınıza koyulacak sınavın bedeli bir evvelkinden çok daha ağır olacak. Kader, bir sonraki sınavınızda sizi daha ağır bir bedel ödemekle karşı karşıya bırakacak. O yüzden, büyük bedeller ile yüzleşmeden küçük sınavlarda doğru kararları verelim. Örneğin; metroda birine haksızlıkmı yapılıyor sesinizi çıkartın veya bir garibanın hakkımı yeniliyor sesinizi çıkartın veya çalıştığınız iş yerinde yanlış işlermi dönüyor buna müdahale edin. Sesinizi çıkartmaz müdahale etmezseniz, bedeli ben ödemeyim derseniz bilinki kader sizi bir sonraki sefer daha büyük bir sınavın içine sokacak. Bilinki bu sefer o yangın sizi kendi evinizde yakalayacak ve bu sefer siz kendinizi yapayalnız bulacaksınız. Kimseyi yanınızda görmeyeceksiniz.

- Neden erdoğana oy veriyoruz?

Sizin yanıldığınız konu şu; biz erdoğana değil kendi değerlerimize oy veriyoruz. Konu erdoğan değil, konu değerlerimiz. Siz erdoğana bakıyor ve onun karşısına kendinizi konumlandırıyorsunuz. Biz ise değerlerimize bakıyor (devlet, millet ve İslam), kim bunlara saldırıyorsa onların karşısına kendimizi konumlandırıyoruz. Siz şahıslar üzerinden gidiyor biz ise değerlerimiz üzerinden.
İmamı şafiye sormuşlar fitne döneminde nasıl hareket edelim diye, o da düşmanınızın oklarına bakın demiş. Düşmanınız nereye saldırıyorsa orasını savunun demiş. Biz düşmanımıza bakıyor (ulusalcılar, fetö, pkk, lgbt, batı), bunlar hangi kaleye saldırıyorsa orasını savunmaya gidiyoruz. Biliyoruzki o kale düşerse o kale ile aynı değerleri paylaşan bizlere sıra gelecek, bizlerede yaşama hakkı tanınmayacak. Örneğin; 28 şubat. Olayları şahsileştirmeye gerek yok. Şeytan olayları şahsileştirir. Bu sayede olayların perde arkasını sizden gizler. Olaylar üzerinden değil kişilere olan antipatiniz, kin ve nefret duygularınız ile hareket etmenizi sağlar. Yani akıl ile değil duygular ile hareket etmenizi sağlar. Bizler bu tuzağa düşenlerden değiliz. Biz şahıslar üzerinden değil olaylar üzerinden gidiyoruz. Örneğin; kim hdp/pkk ile yan yana geliyorsa onlardan uzak duruyoruz. Kimler LGBT ile yan yana geliyorsa onlardan uzak duruyoruz. Kimler ezanımıza ve peygamberimize küfür ediyorsa onlardan uzak duruyoruz. Kimler bizi avrupa başkentlerinde şikayet ediyor, kendi ülkesini küçük düşürüyorsa onlardan uzak duruyoruz. Anlayacağınız mesele ak parti veya erdoğan meselesi değil, mesele değerlerimiz. Siz erdoğana bakıyor o neredeyse onun karşısına kendinizi konumlandırıyorsunuz, biz ise değerlerimize bakıyor kim değerlerimize saldırıyorsa onların karşısında duruyoruz. Değerlerimiz saldırı altında olduğu müddette bizler o değerleri savunan kalelerimizi koruyacağız, lidere bakmaksızın. Bize göre erdoğan son yüz yılın en beceriksiz lideri. Kötü birisi değil, hırsız değil yolsuzluk içinde değil diktatör zaten hiç değil. İyi niyetli bir mahalle kabadayısını düşünün, öyle birisi. Niyet iyi, mert ve cesur ama akıl biraz kıt. Devlet yönetmek içinde herşeyden fazla akıl lazım. Bizim oğlan boyunu aşan işlere girmiş. Devlet yönetimi, istanbul gibi olduğunu sandı. Altyapıyı yenilemekle devletin güllistanlık olacağını sandı. Yanıldı. Üstüne sen şöyle züpersin sen şöyle muhteşemsin diye diye yanıltıldı.
Sonuç; sınırlarımıza dünyanın orduları yığıldı, üstüne bir de iç çatışmanın arefesindeyiz. Kurtlar sofrasına oturmak haddine değildi. Oturdu ve her yerden kazık yedi. Bizler ama konu devlet ve millet olunca doğu perinçek ve nice ulusalcı kardeşimiz gibi kişisel olarak erdoğanı beğensekte beğenmesekte arkasında duruyoruz ve durmakta zorundayız. Bizler liderlerimize meydan okumayı savaş dönemlerinde değil sulh dönemlerinde yaparız. Anlayacağınız olay erdoğanla ilgili değil, değerlerimize yapılan saldırılar ile ilgili. Hocam, ama erdoğan 28 şubat saldırıların tam ortasında erbakana meydan okudu, yeni parti kurdu ve birliğimizi bozdu? Bu çok farklı bir olay. Fark; 28 şubatta bize saldırıldığında erbakan kaleyi düşmana teslim etti. Şapkasını aldı ve gitti. Erdoğan ise bugün dik duruyor. O dönem kalesini düşmana teslim eden bir komutan vardı bugün ise kalesini koruyan biri var. Kalesini düşmana teslim eden komutana herkes sırtını çevirir, kalesini korumaya çalışana çevirdiğiniz zaman ama bunun vebali çok ağır olur. Davutoğlu, gül ve babacana bir gün olacağı gibi.

- Hayat üç çeyrekten ibaret

Birinci çeyrek "hazırlık" dönemi (0-11). Kitaplarınızın henüz açılmadığı dönem. İkinci çeyrek "ekim" dönemi (9-11 ile 44 arası). Üçüncü çeyrek "hasat" dönemi (44-77 arası). Hayat 33' lere bölünmüş. Ekim döneminde size 33 yıl zaman tanınıyor. Bu zaman içinde ne ekerseniz yani ne yaparsanız, ikinci 33 yılınızda
(44 arası 77) kısmet olarak onu alacaksınız. Yani kaderinizin son çeyreğini belirleyen, o yaşlılık dönemindeki yaşantınızı belirleyen ikinci çeyrekte yaptıklarınız veya yapmadıklarınız. Birileri eğer kötü bir yaşlılık dönemi geçiriyorsa o zaman bunun hesabını yaşlılık döneminde aramasın, hayatının ikinci çeyreğinde yaptıkları veya yapmadıklarında arasın. Yaşlanınca huzur içindemi yaşamak istiyorsunuz o zaman hayatınızın ikinci çeyreğinde doğru işler yapın.

- Hayat dengeler üzerine kurulmuş

Bir psikolog canlı yayına çıkıyor ve cep telefonu kullanımın çocuklarda hırçınlığa sebep olduğunu söylüyor. Hiçbir araştırmaya bakma ihtiyacı duymaksızın bu iddiayı direk çöpe atabilirsiniz. Neden? İslam dini bizlere hiçbir şeyin tesadüf olmadığı ve her aksiyonuzun onun eşiti ile yanıt bulduğunu söylüyor. Örneğin; içki içiyorsanız, o günah malınızdan çıkmaz. Neden çünkü içkinin dengi malınız değil. Malınıza birşey gelmesi için o mala haram karıştırmanız gerek. Cep telefonu kullanımı hırçınlığa sebep olurmu? Olmaz çünkü cep telefonu kullanımın dengi hırçınlık değil. İslam dini her hatayı onun eşitiyle cezalandırır. Aksi takdirde Allahın adaleti sorguya çekilirdi. Çocuğunuz hırçınmı, o zaman anne ve babanın birilerine karşı haksız hırçın tavırları varmı veya anne baba küçükken büyüklerine karşı hırçınmıydı buna bakmalısınız. Örneğin; biz bir çok ailenin erdoğana veya ak partiye küfürler yağdırdığını biliyoruz. Söylemlerinizde haklıysanız sıkıntı yok o hırçınlık size geri tepmez, ama haksızsanız o zaman hapı yuttunuz. O hırçınlık katlanarak 99 sülalenize siner. Hırçınlığın dengi hırçınlıktır. İslam bize kıssasa kıssas der yani herşeyin dengi ile cezalandırıldığını söyler. Eğer çocuğunuzun veya sizin başınıza birşey geliyorsa, bunun sebebini "mavi balina" "facebook" veya cep telefonunda aramayın denginde arayın. Örneğin; bir kız çocuğu intihar ediyorsa bunun sebebi mavi balina oyunu değil, o kızın ataları başka bir kızın canına mal olduğundan. Mavi balina oyunuda o ilahi kıssasın gerçekleşmesini sağlayan bir araç. Herşey dengi dengine. O kızın ataları kaç yaşlarındaki bir kızın canına mal oldularsa, kendi kız çocuklarıda o yaşa kadar bekletilir ve sonra yaşaması gereken ona yaşatılır. Kızsa kız, erkekse erkek. Yaşına kadar herşey dengi ile cezalandırılır. Bu neden önemli? İlahi adalet açısından ve iki; eylemlerimizin öbür hayatı beklemediği bu dünyada bize geri döndüğünü bilme açısından önemli. Yaşadıklarımız yaptıklarımızdan ötürü geliyorsa ve insanda bunu bilirse o zaman insan ne yapar; başına kötü birşey gelmemesi için kötülük yapmaz. Ne ekersen onu biçersin söylemide buradan gelir. Bu düzen insanları kötülüklerden korumak üzerine kurulmuş. Bu düzeni bilen başına gelenlerin kaynağını anlar ve anında hatalarını düzeltir. "Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder" (Şura Süresi; 30). İlahi düzeni anlamayan, hayatın tesadüflerden ibaret olduğunu sanan kişi ise, bu psikolog gibi; bunlar zamanlarını boş araştırmalar boş tedaviler ile harcar. Suçu cep telefonunda mavi balinada arar. Oturup nerede ne hatası yaptım deme nimetine erişemez. Sonuç; o günah yükü ile öbür dünyayı boylar, dünya yaşantısıda bir kaos içinde olur.

- Hamile olan ve doğum yapan karınızın göğüslerinden uzak durun!

"Size şunları nikahlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek ve kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kızkardeşleriniz ve karılarınızın anneleri, ve kendileri ile zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan olan ve evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer üvey kızlarınızın anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Sulbünüzden gelen (öz) oğullarınızın hanımları ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikahlamanız da haramdır. Ancak cahiliyyet devrinde geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah gafur (çok bağışlayıcı) ve çok merhamet edicidir" (Nisa Süresi; 23). Değerli okurlarımız, karınızın sütü ağzınıza temas ettiği ve siz onu yuttuğunuz an, karınız o andan itibaren sizin süt anneniz oluyor. Süt annelerde bize haram kılınmış. Onlar ile ilişkiye girmek büyük bir günah. Sizlerin bundan haberi olmadığı ve bir çok müslümanın bu günahı işlediğini bildiğimiz için bunu burada anma ihtiyacı duyduk. Nefis herşeyi ister ama lütfen biz dikkatli olalım, sınırlarımızı bilelim.

- Peygamberimiz neden çok kadın ile evlendi?

Bunun farklı nedenleri var, bu nedenlerin birisi peygamberimizin ümmete ait olması. Kadın fıtratı, erkeğine sahiplenir ve o erkeği kimseyle paylaşmak istemez. Erkek ve kadın fark etmez, kimsenin kendisinden daha fazla erkeğine ilgi duymasını istemez. Allahu Tealada bu kıskançlığın önüne geçmek için peygamberimizi bir çok kadınla evlendirmiş. Peygamberimizi bir çok kadına bölerek tek bir kadının peygamberimiz üzerinde hak sahibi olmasına engel olmuş. Bu çok eşliliğin bir boyutuda ümmete örnek olma boyutu. Peygamberimiz birden fazla kadınla evlenmemiş olsaydı, günümüzdeki insanlar Allahın helal kıldığını yasaklamaya kalkardı, bakınız peygamberimiz bile birden fazlasıyla evlenmemiş derdi. Bu çok eşliliğin birde diplomatik boyutu var. Peygamberimiz ırk ve ten ayrımını ortadan kaldırmak tüm insanlığı birbirine kardeş kılmak için indirildi. Bu kardeşliği pekinleştirmek içinde farklı ırk ve ten renklerinde ve farklı sosyal statülere sahip kadınlar ile evlendi. Peygamberimiz farklı tenlerdeki kadınlar ile evlenerek topluma bakınız zencisi beyazı sarısı hiç fark etmez hepimiz biriz hepimiz bir aileyiz dedirtti. Peygamberimiz cinsel dürtüleri doğrultusunda evlenmiş olamazmı? Olamaz çünkü peygamberimiz gece ibadetleri yapıyordu. Ortada gece ibadetleri olmasaydı belki bu tezi ortaya atabilirdiniz ama ortada gece ibadetleri var ve bu da cinsel dürtüler şık'ını saf dışı bırakıyor. Neden? Siz aynı gece içinde hem gece ibadeti yapmayı hem cinsel ilişkiye girmeyi hiç denedinizmi? Biz denemedik ama düşünüyoruzda, baya zahmetli bir iş. Neden? Kirli olarak ibadet yapamazsınız, her gece gusül abdesti almak zorundasınız. İbadetimi yapayım sonra ilişkiye gireyim deseniz, bu sefer sabah namazına takılıyorsunuz. Sabah namazına kalktığınızda yine gusül abdesti almanız gerek.
Bunu birde peygamberimiz döneminde düşünün, suyun evde akmadığı bir dönemde bu gusül abdestini almak zorunda olduğunuzu düşünün. Gece ibadeti ve cinsel ilişkiyi aynı gece içinde yapmak neredeyse imkansız birşey. Bir gece yapar ikinci gece sabreder ama en geç üçüncü dördüncü gecede üzerinize bir ağırlık çöker ve gusül abdestini dolayısıyla gece ibadetini es geçersiniz.

- Dijital teknoloji bu dünya'ya ait değil

Sihir ve büyüler cinler alemine indirilmişti, cinler ama bu bilgileri aldılar ve insanlar alemine taşıdılar. Dijital teknolojide cinler alemine indirilmişti, cinler ama bu bilgileride aldılar ve bunu yeryüzündeki işbirlikçileri ile paylaştılar (masonlar). Dijital devrim bizi mahvediyor çünkü insanoğlunun doğasına ters. Nasılm? Digital cihazlar bizim bedenimizin enerjisini tüketiyor, cinlerinkini ise şarj ediyor. O yüzden bu ilim bizim boyuta değilde cinler alemine indirilmişti. Yeryüzü ve insan dijital devrim doğrultusunda var edilmedi.


- Yeni aldığınız birşey kazaya uğrarsa

Yeni aldığınız birşey kazaya uğradıysa, onu tamir ettirmeden değerinin yüzde 40'ını hesaplayın ve bir hayır kurumuna bağışlayın. Arızalı olan, tamirata gönderdiğini ürünün zekatı niyetine bağışlayın. Yeni aldığınız bir eşya eğer kazaya uğrarsa bilinki üzerinde bir hak bir nazar var. O hakkı o nazarı üzerinden kaldırmadığınız müddette aksilikler o eşyayı bulacak. Siz tamir ettireceksiniz, ya o tamir esnasında ya da o tamirden sonrası başka bir yerden kazaya uğrayacak. En güzeli, tamir ettirmeden o hak veya nazarın üzerinden kalkması niyetine bir bağış yapın. O malın yüzde 40 değerini hesaplayın ve sonrası bir yere bağışlayın. Bu Allahın izniyle o malın üzerindeki negatif enerjiyi kaldırır, afiyet içinde kullanmanıza izin verir. Halen kazaya uğruyorsa, o zaman kazancınızı gözden geçirin. Not: Allahu Teala yeryüzünde iki insana dokunmaz, temiz olana ve çok kirli olana. Malına çok haram karıştırmasına rağmen, eğer Allahu Teala o kişiye dokunmuyorsa bilinki onun hesabını öbür hayata bıraktı.

- Kur'an-ı Kerimde herşey yazılımı?

Bazı art niyetli insanlar kuran-ı kerimi çürütme niyetine derki; bu Kitapta herşeyin açıklandığı iddia edilir, hani 5 vakit namaz hani şu hani bu derler. Buna sizin için bir izah getirelim, bakınız; Allahu Teala, biz bu Kitapta "herşeyi açıkladık" demez, biz bu Kitapta "hiçbir şeyi eksik bırakmadık" der! "Herşeyi açıkladık" kelimeleri ile "hiçbirşeyi eksik bırakmadık" kelimeleri ne kadar çok aynı şeyi ifade ediyor gibi görünsede, aynı şeyi ifade etmez. Herşeyi açıkladık derseniz beş vakit namaz dahil herşeyi açıkladığınızı ifade etmiş olursunuz. Hiçbir şeyi eksik bırakmadık derseniz ama, bilmeniz kadarını size aktardık demeye getirirsiniz. Yani birisi herşey anlamına, diğeri ise bilmeniz kadarını size bildirdik anlamına gelir.

- Allahtan küçük isteklerde bulunun

Neden? Büyük istekler büyük sabır gerektirir. Çok bekletilirsiniz. Dualarınızı ama asgari tutarsanız dahar hızlı duanıza erişirsiniz. Neden? Allahtan istediğiniz bir nimet sadece sizin değil, tüm ailenizin hatta daha büyük bir çevrenizin hayatını pozitif anlamda değiştirebilir. Duanızın karşılığı bir çok insanın hayatını değiştireceği için, sadece siz değil o insanlarında yaşamaları gerekeni yaşaması beklenir. Herkes imtihanını tamamladıktan sonra duanızın karşılığı size iner. Yani, duanız sadece sizi etkileyecek boyutta ise siz imtihanınızı tamamlar tamamlamaz o nimet size iner. Duanız ama ailenizi akrabalarınızı hatta daha büyük çevrenizi etkileyecek boyutta ise o zaman sabırlı olun, her biri imtihanını tamamlayıncaya kadar bekletileceksiniz. Siz Allahtan birşeymi istiyorsunuz, bu isteğiniz ailenizi ve çevrenizi etkileyip etkilemeyeceğine bakın. Eğer etkileyecekse, o zaman o nimete kavuşmakta bekletileceksiniz bunu biliniz. Duam niye kabul edilmiyor diye soruyorsanız, olaya bir de bu boyuttan bakın; siz o nimeti elde etmek için imtihanınızı tamamlamış, o nimeti elde etmek için tüm ön şartları yerine getirmiş olabilirsiniz, o nimet ama sadece sizi değil çevrenizdeki insanlarında hayatını değiştirecek, onlar o nimeti hak ediyormu? Dua ederken sadece kendinizi düşünmeyin, o duanın etki alanınıda hesaba katın. Bir duanın etki alanı ne kadar geniş ise, o duanın kabulü o kadar zorlaşır o kadar uzar. Siz kendi imtihan sürenizi tamamlasanızda, duanın etki alanı içinde olan her bir bireyinde imtihan süresini beklemek zorundasınız. Duanınızın etki alanı içinde olan her birey ne zorlukları yaşaması gerekiyorsa onlar ilk önce bunları yaşaması gerekiyor. Siz o nimeti hak etsenizde başkaların imtihan süresini beklemek zorundasınız. Neden? Onlarda duanızın kapsamı alanına girdide ondan! O yüzden dualarınızda dikkatli olun. Allahtan istediğiniz birşey ne kadar çok insanın hayatını etkileyecekse o kadar bekletileceksiniz. Siz kendiniz o duanın gereğini yapsanızda, o duanın ön şartlarını yerine getirsenizde bekletileceksiniz. O yüzden dualarınızda mütevazi olun. Büyük dualar büyük sabırlarlar gerektirir.
İstekleriniz ne kadar büyük olursa ne kadar insanın hayatını etkileyecekse o kadar bekletileceksiniz, bunu biliniz.

-
Selam

B
ir yerde bir işiniz olduğunda ne yapıyorsunuz oraya bir kişinin selamıyla gitmeye çalışıyorsunuz. O selamla sıcak karşılanmanızı ve işlerinizin halledilmesini ümit ediyorsunuz. Size bir soru sorabilirmiyiz; neden Allahın selamıyla gitmiyorsunuz? Size bir öneride bulunalım; bir sonraki görüşmenize veya işinize Allahın selamıyla gidin. İçinizden, Rabbim sana sığındım senin selamınla gidiyorum, sen bana yetersin deyin ve gidin. Gireceğiniz yere "selamun aleykum" ile girin ve nasıl bir muamele ile karşılaşacağınızı gözlemleyin.

-
Kader

Kader nedir; Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz.