nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    





onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara;

onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, herşeyi pahalaştır sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Petrolünü satamıyor, altın ve paralarına el konuluyor, içerideki işbirlikçiler sistemi kilitliyor, ekonomi kötüye gidincede suçlu hükümet, öylemi? Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bazı salaklar erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı. Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya böylesine bir çetenin varlığı neden tespit edilemedi, bunuda bir eleştiri olarak biz bir kenara koyalım. Bu eleştiriyi oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun. Oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın, çünkü siz ondan sorumlusunuz, mahşer günü onlarla haşrolunacaksınız. Şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler. Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı Nankör. 50 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Haram haramı çeker. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Yan gelerek para ödeyerek emekli olma hakkını elde ettiler.

Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 50 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Avrupada hiçbir insan 40 yaşında emeklilik benim hakkımdır demeyi aklına bile getrimezken, bunlar açık açık bunu söyleyebiliyor ve insanlarıda buna inandırtabiliyor. Avrupada birisi 40 yaşında emekli olmak benim hakkım dese tımarhane atılır, burada ise bu söylem alıcı buluyor. Ne hale düştük. Gerçektende utanmadan bunu talep eden insanlar var. Ne yüzsüzlük. Memurluk maaşınız 4000 TL ve bu size yetmiyormu. Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın derdik. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün derdik. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün derdik. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün derdik. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler. Sahillere diktiler kaçak yapıları, yaylalara ormanlara diktiler kaçak villaları, kaçırdılar vergileri, bir de bu ülkede yaşanmaz diye şikayet ediyorlar. Nankörler. Bu milletin omuzundan parayı kazan, sonrada bu mileti aşağıla. Nankörler. Devlet memuru olmak için üniversiteye gidiyorlar. Ufka bakın. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Felsefe şu; devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Mantığa bakarmısınız. İş hayatına atıldığın gün çalışma hayatı başlaması gerekirken bunlar için üniversiteye girdiklerinde başlıyor, üniversite bittiğinde de bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Olmayıncada devleti kötülüyorlar. Üniversite sonrası herkes devlet memuru olup bir emekli gibi rahat etme derdinde. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Taktik hep aynı. Kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Ne kadar vatan haini varsa, hepsini topladı ülkeye. Kendisinden sonrakiler için çok ağır bir miras bıraktı. Birde erdoğandan neden nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl iş bu, bizde anlamadık. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl iş bu? Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Şimdi; gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası. Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? Erdoğan bizi '70 li yıllara götürdü diyorlar. Aşağılık herifler. '70 li yıllarda yokluktan ötürü kuyruk vardı, bugün ise bolluk içinde kuyruk var. 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olması ve fiyatları birlikte belirlemesi. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediklerini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı. Ülkemizde yaşayan bu iki zümre arasındaki fark; kendilerini alim zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halindeler. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. "Alim" ile arif, nankör ile vatansever arasındaki farkı anladınızmı? Nankör olan, arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Sizin bu asil duruşunuz herşeye yetiyor. Sizin irfanınıza hayranım. Kendini alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine sizin başınıza kaldı. Gazi mustafa dün size sığınmış, kurtuluş mücadelesini anadoludan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek size nasip olacak. Kılıcınız keskin yolunuz açık, yardımcınız Allah olsun.

Bu arada, bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Nankörler. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Müslümanların içine fitne sokan münafıklar, sizi. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir yerden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi, onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz müslümansınız, ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile niye aynı safta yer alıyorsunuz? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Bunun aması maması yok. Müslüman Müslümanın kardeşidir, NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar. Nankörler. Anadolu size kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Nasıl işse bu. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Gidin arabistana diyorlar, gerici diye aşağılıyorlar. Teşekkürler erdoğan. Sana çok büyük bir tuzak kurdular, sende yuttun. Sana sabah akşam diktatör dediler, sende bu algıyı yıkmak için her türlü ihanete göz yumdun. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Bu tuzağa düşmemen gerekirdi. Birde utanmadan sana diktatör diyorlar. YÜZSÜZLER. Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Az kaldı ama merak etmeyin, erdoğandan sonra Allahın size çok güzel bir süprizi var. Bekleyin ve görün. Şu kesin ama, Allahın azabı çok çetin olacak. Çok ama çok azdınız. Yeter artık. Erdoğan sizden hesap soracak gibi gözükmüyor, erdoğan altında siz daha çok azıyor daha çok güçleniyorsunuz. Yeter artık. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Özerklik isteyen, şehirlerimizde bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor, bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor, diyecekler. Öyle bir algı oluşturdularki, sanki erdoğan diktatör. Erdoğanda o diktatör söylemini haksız çıkarmak için, bunlara istediklerini yapma izni veriyor.

Algı nedir? Kelimeler ile olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, kelimeler ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyorsunuz ve gerçek dünyanın o olduğuna inandırtıyorsunuz. Sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli kelimeleri tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Bittik gittik, suriyelilerin istilasını uğradık, iltica geldi vs vs. Bu insanlarda gerçek türkiyenin bu olduğuna inanıyor. O paralel dünyadan uyanmamaları, gerçekleri görmemeleri içinde diğer haber kaynaklarını kötülüyorlar. Havuz ve yandaş gibi kavramlar boşuna değil yani. Hepsi kendi tabanlarına kurulan bu tuzağın bir parçası. Kendi tabanlarına sanal bir dünya kuruyorlar, uyanmamaları içinde gerçek dünya ile temas içinde olmalarına izin vermiyorlar. Kendileri dışında herkes kötü. Sözcü tayfasıda bunu bal gibi yutuyor. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak bir medya organın okurların zekası bu kadar olur zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Siz pkk'lılara savaş açtığınızda, ne dedi bunlar; pkk'lı teröristleri davul zurna ile karşılayan siz değilmisiniz dediler. Algı böyle birşey işte, algı sizi gerçeklerden koparır, sizleri tezat söylemlere iter. Örneğin; vakti gelir size "özgür medya" diye bağıttırır, vakti gelir yandaş ve havuz gibi kavramlar ile medyayı aşağılamanızı sağlar. Bir yandan medya susturulmaz diye bağırıyorlar, başka bir gün ise yandaş ve havuz medyasını yok edeceğiz diyorlar. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet. Deccaliyet budur; iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız. Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah ve huzur, kalkınmamı geldi? Hayır, savaşlar, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat etmeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyorlar yani kötüyü iyi gösteriyorlar. Deccaliyet bu. Rabbim bu aziz millete yardım etsin.

Sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu, onların ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, şeytanlar sizi. Kim bunlar; chp' nin başını çektiği çete. Şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı verip sonrada utanmadan vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyen şeytanlar sizi.  


Okurlarımıza tavsiyemiz; safhınızı belirleyin. Bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak; suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu, erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin.



gazi mustafa


gazi mustafa'nın ruhunu bir fatiha bir yasin, lütfen...

gazi mustafa hakkında farklı kitlelerin farklı görüşlere sahip olduğunu biliyoruz. Biz hataları ve eksikleri ile sadece şunu diyebiliriz, gazi mustafa yerli ve milliydi. Ne yaptıysa bu milletin iyiliğine inandığı için yaptı. Detaylara girmeyeceğiz. Detaylara girerseniz büyük fotoğrafı kaçırırsınız. Büyük fotoğrafa odaklanın. Nedir büyük fotoğraf; kurtuluşa önderlik yapmak ona nasip oldu. Bazılarınız bunu kabullenmekte zorlanır. Siz böylesine hayırlı bir işi gördüğünüzde başında mutlaka Allah ehli birisi olması gerektiğine inanırsınız. Başkalarıda vardı deyip, o nasibi ona laik görmemeye çalışırsınız. Yanlış. Liderler inançlarına göre değil, toplulukların akıbetlerine göre indirilir. Örneğin; osmanlı devleti bir din devleti değildi bir milletler topluluğu devletiydi. İçinde farklı inanç ve milletleri barındıran bir imparatorluk. Allah, İslamla birlikte bu imparatorluğun çöküşünü takdir etmiş. Bu İslamın çöküş, milletlerin doğuş dönemiydi. Artık herkes kendi çaresine baksın denilmiş. Bu çöküştede Allah, türk milletine bir parantez açmış. Esareti bize laik görmemiş. Seçtiği liderde o doğrultuda oldu. İslam hassasiyeti olan biri değil, millet hassasiyeti olan birini seçti. Yüz yıl öncesi manevi değeri yüksek bir lider bekleyemezdik, çünkü İslamın doğuşu değil, çöküşü takdir edilmişti. Yüz yıl önceki konjonktür ulus devletlerin dönemiydi, Allahta o yönde bir lider indirdi. Atatürkü seven bir müslüman, ahmak, sahtekar ya da cahilmidir; hayır. Ne alaka! Gazi mustafa İslama değil, türk milletine indirildi. İslama ne yaptı değil, türk milletine ne yapıp yapmadı, o doğrultuda değerlendirilmeli. Kurtuluş savaşı bir milletin var oluş savaşıydı, İslamın değil. Abdulmüttalib nasıl dini sahibine bıraktı, kendine ait malları ebreheden istediyse, yüz yıl önceside İslam dini sahibine bırakılmış, tüm milletler kendi canların derdindeydi. O dönemin devrimlerine gelince; bakınız, size gazi mustafayı düşman olarak gösteriyorlar, ancak o dönemin devrimlerin fikir babası, müslümanlara yapılan zulümlerin mucidi o değildi. Siz inönü ve ittihati terakkiye bakın. Uzağa gitmeye gerek yok; erdoğan yönetimdeyken fetö denilen çete, bu milletin anasını ağlattı. Siz bu zulümlerden erdoğanımı suçlu tutuyorsunuz? Erdoğanı sorumlu tutan atatürkçülerede ne diyorsunuz; haberi yoktu diyor, iyi zan yapıyorsunuz. Bu iyi zanı neden gazi mustafayada göstermiyorsunuz? Bir; gazi mustafa, İslama şunu yaptı bunu yaptı diyorsunuzda, sizin defterinizi gazi mustafa çizmedi Allah çizdi. Siz yobazlaşmıştınız, şıhlarınıza öyle biat eder hale gelmiştinizki, artık sizi yönlendiren aklınız değil, başkalarıydı. Size bir fatura kesilmesi gerekiyordu. Allahta size o faturayı kesti. İki; o dönem ülkeyi yöneten, padişahları deviren, sizi savaşlara sokan, o savaşlarda size ihanet eden, uluslararası anlaşmalarda türk milleti aleyhine imzalar atan gazi mustafa değildi, ittihati terakkiydi. O dönemin devrimlerini ve yönetimini eleştirecekseniz, Müslümanlara yapılan zulümlere bir suçlu arayacaksanız gazi mustafa yanlış kişi. Üç; belirli tarihlerde yaşanılan olaylar hakkında yorum yapacaksanız, lütfen bugün rahatlığında bunu yapmayın. O dönemin şartları doğrultusunda yapın. 15 temmuz gerçekleşseydi, ülke işgal altında olacaktı. Gazi mustafanın açığa çıktığı dönem böylesine bir dönemdi. Sınırlarımızın dışında dünyanın orduları, sınırlarımızın içinde de dünyanın orduları olduğu bir dönemdi. 15 temmuzda fetö ülkeyi ele geçirseydi, ülke elden gitmiş olacaktı. Gazi mustafa ortaya çıktığı dönemde fetö gibi bir örgütün (ittihati terakki) ülke üzerinde yüzde yüz hakim olduğu bir dönemdi. Yaptıkları veya yapmadıkları hakkında onu eleştirirken bu gerçekleri hep göz önünde bulundurun. Erdoğan bir yanlış yaptığında, ne yapıyorsunuz; iyi zan yapıyorsunuz, yanlış yönlendiriliyor veya kuşatıldı, bilgiler ona ulaşmıyor diyorsunuz. Lütfen gazi mustafayada iyi zanla yaklaşın. Erdoğan, gazi mustafanın yaşadığı kuşatmanın yüzde birini yaşamadı. Ona bu hakkı tanıyorsanız lütfen gazi mustafayada tanıyın. Örneğin; fetöcüler ülkenin her hangi bir yerinde birine bir haksızlık yaptığında, bu erdoğanın talimatı derlerdi. Halkı lidere karşı galyana getirirlerdi ve halen getiriyorlar. Bundan 1500 yıl geriye gidin; hz osmanın yazı kalem müdürü, hz osmandan habersiz hz osmanın mührünü kullanıp ölüm fermanları hazırlardı. O dönemlerde merkezde olan biri, taşralarda neler olup bitiyor, devletin farklı köşelerinde memurlar ne halt işliyor bunu bilmesi mümkün değildi. Birşeyin altında imzası görünüyorsa, gerçekten kendisine aitmi, yoksa taklidimi bunu bilmeniz mümkün değildi. Çepeçevre kuşatılmıştı. O yüzden gazi mustafa hakkında iyi zan besleyin. O gerçekten yerli ve milliydi. Yerli ve milli olduğu için zaten dönemin ittihati terakki bürokrasisi onu kullanabildiği kadar kullandı, sonrası pasifize etti sonrada öldürdü. Masonlar kendilerinden olana sahip çıkar, kendilerinden olmayanıda tasfiye eder. Örneğin; vefatından sonra onunla ilgili herşeyi silmek istemeleri gibi.

gazi mustafayı, kabrinden çıkarıp siyasete alet eden menderes ve tayfası oldu. chp, vefatı sonrası gazi ile ilgili herşeyi ortadan kaldırmıştı, onu tekrar canlandıran, siyasete alet eden demokrat partisi oldu. bunun ilahi cezasıda idam oldu. bir canı kabirden kaldırmaya karşılık bir can!

Özel hayatına gelince; bir müslüman insanların yatak odası, özel hayatı ile ilgilenmez. Bu büyük bir günah. İçki içiyordu, kadınlara düşkündü vs; size ne arkadaşlar. Gıybet nedir? Bir kişinin arkasından konuşuyorsanız ve konuştuğunuz konu kötü zan içeriyorsa ve kişinin özel hayatına giriyorsa buna gıybet denilir. Bu büyük bir günah. Bizi ilgilendirmez. Bizi ilgilendirmez dediğimizde, biz kimiz? Toplumuz. Kişinin hayatında bizi yani toplumu ilgilendiren boyut olur, bir de ilgilendirmeyen boyut olur. İlgilendirmeyen boyut kişinin özel hayatı, bundan uzak duracağız. Eğer bir kişinin söz ve eylemleri toplumu yani bizi ilgilendiriyorsa, toplumun menfaatine ise o zaman ifşa edebilirsiniz. Ancak İslam dini bunada bir sınırlama getirmiş; en az 4 şahit göstermeniz gerek. Siz veya kaynaklarınız 4 şahit gösterebiliyormu? Müslümanım diyorsanız göstermeniz bir zorunluluk. İslami açıdan konu o kadar hassaski, birbirinizin arkasından atıp tutmamanız için, İslam dini sıkı kurallar getirmiş. Ne der Rabbim bir Ayetinde; birbirinizin ayıbını araştırmayın (Hucurat Süresi; 12). Ne der hadisler; birinin kusurunu ifşa etmez, örterseniz, Allahta ahiret günü sizin bir kusurunuzu örter. Ne der Rabbim bir Ayetinde; bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin (Maide Süresi; 8). Ne der hadisler; bir topluluğun büyüğü size geldiğinde ikram edin. Gazi mustafa hakkında atıp tutanlar, bu Ayet ve hadislerden nasibini almamış tipler. Bize göre onlar İslamdanda nasibini almamış. Bakınız; kemalistler ve ulusalcılar hakkınızda "hırsızlar", "yolsuzlar" sloganlarını atar. Bunlar bunu yapabilir, çünkü bunlar Müslüman değil. Bu kafa bir iftira attığında bir yalan söylediğinde, bunun ahiret boyutunu hesaplamaz. Onlar için yalan söylemek iftira atmak ve zanna girmek sakız çiğnemek kadar doğal. Siz bunlarla çirkeflik yarışına girmeyin. Bu kafa, gazinin uzaydan geldiğine inanır. Gaziyi, hz alinin reenkarne edildiği beden olarak görür. Gazi mustafanın gökten indirilmiş bir elçi, adı konmamış bir peygamber olduğuna inanır. Bunlar her türlü çirkefliği ve pisliği yapabilir, siz yapamazsınız. Ben müslümanım diyorsanız, siz yapamazsınız. Bu zihniyetle savaşın, ama gazi mustafa ile değil. Bu zihniyete sapkınlıklarını yüzlerine vurun, ama gazi mustafanın arkasından laf çakmayın. Onu putlaştıran, her yerine heykelini diken topluluğa Allahın tanıdığı sınırlar içinde sataşın, ama gaziye değil. Bir çoğunuz gaziyide onların safhında görür; görmeyin. Gazi mustafa onlardan değildi. Aynı eylemlerin içinde görünmüş olsada, onlardan değildi. Onlar ile gazi arasındaki fark; niyet farkıydı. Gazi mustafa hayatınızın her noktasına karıştığında, bunun sizin iyiliğinize olacağına inandığı için yaptı. Bu zihniyet ise size eziyet etmek için, sizden nefret ettiği için yaptı. İkiside aynı şeyi yaptı gibi görünüyor, birisi ama iyiliğinizi isteyen bir anne ve baba gibi hayatınıza karıştı, diğeri ise size olan nefretinden karıştı. Bazı gençler ne der; babamdan nefret ediyorum der. Neden diye sorduğunda; herşeyime karışıyor, hayatıma kısıtlamalar getirdi, der. Babaya sorduğunda; evladımın yaşantısı beni büyük acılar büyük sıkıntılara sürükledi. Onun iyiliği için bu yasaklar bu yasaları getiriyorum, der. Gazi mustafadan nefret edenlerin durumu bundan ibaret. Kendisine yasaklar getiren babadan nefret etmeleri gibi. 

Biz çok şey söylebiliriz, siz çok şey iddia edebilirsiniz, şaşmayan birşey var ama, o da Allahın düzeni. Nedir Allahın düzeni? Kişinin ahiret akıbeti, yeryüzündeki yaşantısından belli olur. Bize, ona şuna bakmayın; Allahın kriterlerine bakın, oradan kişinin cennetlikmi cehennemlikmi bunu net çıkarırsınız. Lafı uzatmaya gerek yok. Nedir bu ilahi kriterler? Yeryüzünde ne kadar acı çekti, ne kadar uzun yaşadı, yaşantısında toplumamı daha çok faydası oldu yoksa kendisinemi, bu tür verilerden rahatlıkla kişinin ahiret akıbetini çıkarabilirsiniz. Örneğin; birisi cehennemlik ise, ona yeryüzünde acı hissettirilmez. Yeryüzünde ona dokunulmaz, onun hesabı ahirete bırakılır. Örneğin; birisi cehennemlik ise, ona uzun ömür verilir. Günahlarını artırsın için ona bu fırsat verilir; "Kâfirler sanmasınlar ki kendilerine mühlet vermemiz onların hayrınadır; onlara mühlet vermemiz günahlarını arttırmaları içindir. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır." (Al-i İmran Süresi; 178). Gazi mustafa elbette, masum biri değildi, cehennemde yanacakmı; bunu Rabbim bilir. Biz ilahi düzene ve yaşantısında baktığımızda ama şunu görüyoruz; günahların bir kısmını yeryüzünde yakma fırsatı kendisine tanınmış, artı daha fazla günah yüklememesi içinde ömrü kısa tutulmuş. Örneğin; ismet inönü 89 yaşında vefat etti. Gazi mustafa ise 57. Birisi rahat bir yaşantı sürdürdü, diğeri ise ömrün son yıllarında çok acı çekti. Özet: cehennemde yanacakmı yanmayacakmı, ne kadar yanacak vs, bunları Rabbim bilir. Biz sadece yeryüzünde yaşadıklarından kendisine merhamet edildiğini görüyoruz. Yeryüzünde Rabbim kendisine merhamet ettiye, ahiret hayatında da merhametini esirgemez. Biz öyle ümit ediyoruz. Bazıların ona yakıştırdığı o cehennemlik profilini, biz Allahın ona yapıştırdığını göremiyoruz. Nereden bunu çıkarıyoruz; yaşantısından. Not: yaşantının sırrı detaylarda saklı değil, büyük fotoğrafta saklı. İçki ve kadın, bunlar detay; musul vasiyeti ise büyük fotoğraf, misak-ı milli sınırlar büyük fotoğraf, kudüs ve mescid-i aksa için avrupaya resti, büyük fotoğraf. Allah, kişinin akıbetini sizin gibi detaylar üzerinden belirlemez, büyük fotoğraf üzerinden belirler. O büyük fotoğrafta bize, gazi mustafanın, Allah nezdinde sizin sandığınız kadar kötü birisi olmadığını gösteriyor. İşlediği onca kötülüğün karşısına siz o kurtuluş mücadelesini koyduğunuzda, o terazide o kurtuluş mücadelesi daha ağır basacaktır diye düşünüyoruz. Niyet farkı yüzünden onu bağışlayın, hakkınızı helal edin. 

Gazi mustafanın hayatı iki boyuttan oluşur birisi özeli diğeri ise toplumla ilgili. Özeli bizi ilgilendirmez. Toplumla ilgili boyutu bizi ilgilendirir, ancak o boyutta ilerlerken yine İslamın koyduğu kurallar doğrultusunda ilerlemek zorundayız. Örneğin; bir kişi hatıralarında gazi mustafanın birşey yaptığı veya söylediğini yazar. Bu İslami açıdan geçerli bir kaynakmı? Hayır. Dört şahit göstermesi gerek. Varsayalımki, gazi mustafanın bir eylemi dörtten fazla kişinin önünde gerçekleşti, yine İslam size ahkam kesme hakkı tanımaz. Bu sefer niyete bakın der. İslam dini bir konu hakkında bir kanaat geliştirmeden, bilgileri belirli süzgeçlerden geçirmenizi ister. Yanlış bir kanaatin kişiye ve topluma çok ağır bir bedeli olacağı için, Allah bir söylemeden bin düşünmemizi ister. Örneğin; İlk önce eyleme değil niyete bakın der, çünkü İslam dininde ameller niyetlere göre şekillenir. Gazi mustafa hakkında atıp tutanlar, ne dört şahit kuralına sadık kalır ne iyi zan besler ne de niyet faktörüne bakar. Bu noktada siz doğal olarak şunu diyebilirsiniz; hocam, ezanların türkçeleştirmesi altında iyi niyet aranmaz. Bizde size bekara boşanmak kolay yanıtını veririz. Gazi mustafanın bunu onayladığı döneme bir bakın; türk milleti yok olma noktasına gelmiş, sevri anlaşmasını önünüze koymuşlar. İşgale uğramışsınız, yokluk içindesiniz ve ırk olarak yok olmak üzerindesiniz ve arapların size ihanet ettiğini düşünüyorsunuz. Bu durumda siz ne yaparsınız? Topraklarınız ve milletiniz yok olmakla karşı karşıya ve siz, yüz yıllardır kardeşim kardeşim diyenlerin sizi arkadan hançerlediğini görüyorsunuz. Siz ne yapardınız? Sadece aileniz değil, tüm ülkeniz ve ırkınız yok olmakla karşı karşıya ve siz kendinizce, haklı veya haksız birilerini suçlu ilan ettiniz. Suçlu ilan ettiklerinize yönelik ne yapardınız? İngilizlerin size saldırması size koymaz, çünkü gavur, gavur gavurluğunu yapacak. Size koyan, yüz yıllardır birlikte yaşadığınız kardeş dediğiniz aynı kıbleyi paylaştığınız kişilerin ihaneti olurdu. Sokaklarınızda düşman askeri gezdiğinde siz ona kin beslemezsiniz, siz sizi desteklemeyen kardeşinize kin beslersiniz. Bu öfkenizide birileri çok rahatlıkla kullanabilir. Öfke duyduğunuz topluluğa karşı sizi çok rahat galyana getirebilir. Örneğin; ittihati terakki. Günümüzde sizleri suriyeli muhacirlere karşı galyana getirmeleri gibi. Siz bugün bolluk içinde galyana geliyorsunuz, bir de ırk olarak son nefesinizi aldığınızı ve arapların sizi arkadan hançerlediğini varsayın. Böyle ortamdan siz galip çıktığınızda, hesaplaşacağınız ilk kişiler sizi arkadan hançerleyenler olurdu. O dönemde yaşayan birinin, ezan ve harf dahil arapları andıran herşeyi ülkemizden silip atmaya çalışması beni şaşırtmıyor. Hocam, ama ezan araplarla ilgili değil, İslamla ilgili derseniz; evet, İslamla ilgili. Gazi mustafada bunu o dönemin alimlerine sordu, onlarda bunun dinen bir mahsuru olmadığını söyledi. Size bunun bir mahsuru olmadığı söylense size ne yapardınız? Büyük ihtimal, biz bunu yutmazdık dersiniz. O zaman sizlere günaydın diyelim, rabıta adında bir saçmalığı size yutturdular ama. Zikir çektiğinizde Allahı değilde şıhınızı düşünmenin İslami açıdan sorun olmadığı inancını size yutturdularmı? Yutturdular. Bugün b
irileri, kendisini alim olarak size tanıtmış ve şıhınıza rabıta etmenin, İslami açıdan bir mahsuru olmadığını söylemiş. Dünde birileri, gazi mustafaya kendilerini alim olarak tanıtmış ve ezanın türkçeleştirmesinde bir sıkıntı yok, önemli olan niyet demiş. Sizler bugün yutuyorsunuz, dünde gazi mustafa yutmuş. Sizin yuttuğunuza göre, gazi dünden yutar. Gaziyi suçlamayın. Siz ondan çok daha büyük vebal altındasınız. Siz İslam konusunda hassas olduğunuzu iddia ediyor ve buna rağmen kandırılıyorsunuz. Gazi mustafanın öyle bir iddiası yoktu. Dönemin güya alimlerine danıştı ve uyguladı. Siz gazi mustafadan çok daha büyük bir günah içindesiniz çünkü, gazi mustafa sadece ezanın dilini değiştirdi, siz ise rabıta ile kıbleyi değiştirdiniz. Sizin yüklendiğiniz günahın haddi hesabı yok. Hocam, bir çok alim ama buna o dönemde direndi derseniz; gazi mustafa o alimleri neden dikkate alsın? İslamın çöküşüne sebep olan, yobazlaşmasına sebep olan onlar. Siz, sizi iflasa sürükleyen müdürünüze, bir sonraki fabrikanızı teslim edermisiniz? Etmezsiniz. Özetlersek; biz ne yaptık şimdi burada? İslamın bir diğer kuralını uyguladık. Nedir o kural? İyi zan yaptık. Gazi mustafanın tasvip etmediğimiz devrimleri hakkında iyi zan yaptık. Bir kişi hakkında zan yapacaksanız, İslam dini iyi zan yapın der! Bizde bunu yaptık.

Gazi mustafa hakkında geliştirdiğimiz kanaatleri; dört şahit getirme kuralı doğrultusunda, eyleme değil niyete bakarak, iyi zan besleyerek, adalet duygusuna uygun, toplumların liderlerine saygı gösterin hadisi doğrultusunda, kişilerin ayıplarını araştırmayın ve kişilerin kusurlarını örtün ayetlerine uygun geliştirdik. Gazi mustafa hakkında atıp tutanlar, İslamın bu temel değerlerini yok sayar. Gazi mustafanın bazı eylemlerini tasvip etmesekte, bunların iyi niyet içinde yapıldığını görüyoruz. Gerçektende bunun, bu milletin hayrına olacağına inandığı için, yaptığını görüyoruz. Söylemleri samimiydi. Evet, aykırı biriydi. Belki, o dönem ihtiyaç duyulanda buydu. Rabbim onu seçmiş. Rabbim seçtikten sonra, karakterini, yapısını tartışmak haddimize olmaz. O, İslamı kurtarmak için değil, türk milletini kurtarmak için var edilmiş.
Onun derdi İslam değil türk milletiydi. Irk olarak yok olmakla yüzleşseniz, sizde ilk önce din değil, ırk derdiniz. İslamda bunu emreder zaten, ilk önce sağlık sonra ibadet der. İlk önce can sonrası ahiret der. Gazi mustafada türk milletin canını kurtarma derdindeydi, ahiret hayatını değil. O ne yaptıysa türk milletin iyiliğine olacağına inandığı için yaptı. Onu eleştirebilirmisiniz, elbette eleştirebilirsiniz. Ancak özel hayatını değil. Siz sadece toplumla ilgili boyutu eleştirebilirsiniz. Bunuda saygı kuralları içinde yapmak zorundasınız. Onu ve önderlik ettiği türk toplumunu incitmeden. İslam dini ilke ve kurallara dayalı bir inanç. Müslümanım diyorsanız bu kurallar doğrultusunda hareket etmek zorundasınız. Örneğin; İslam dini çoğunluğun hükmü üzerine kurulu bir din. İslamın istişare kuralın özetide budur. Fikirler ortaya atılır, çoğunluk ne derse o yönde yol alınır. Örneğin; en çok şehidi hangi millet verdiyse, en çok kanı kim döktüyse söz sahibi o olur. Siz, bir kaç bin şehitle, milyonlarını feda eden türk milleti ile, eşit söz sahibi olamazsınız. Bir kaç bin şehit verdiniz diye bu milletin bir komutanına ahkam kesemez, laf atamazsınız. Sizin söz hakkınız verdiğiniz şehitler orantıda. Ne kadar çok şehit verdiğinizi düşünüyorsanız, o kadar sesinizi yükseltin.

Bazı pis zihniyetler, gazi mustafaya çamur atmak ister, lütfen bu tuzağa düşmeyin. Örneğin; o dönemin insanı aylık şu kadar maaş alıyordu, gazi mustafa ise aylık şu kadar maaş aldı, der. Siz bu rakamları gördüğünüzde feryat edersiniz. Ettiğiniz an tuzağa düştünüz. Tuzak ne? Rakam doğru ancak, tüm köşkü kapsadığını, hizmetçiler ve misafirlerin masrafları dahil olduğu bilgisini size vermezler. Siz maaşı kendi özeline verildiğini zanneder, maaşın cumhurbaşkanlığı konut ve makamın giderlerinide içerdiğini bilmezsiniz. Sizi kötü zanna itmek için, bu detayı sizden gizlerler. Bu tuzağı başka nereden hatırlıyoruz? Erdoğan ve külliye hakkında ortaya atılan iddialar. Düşman hiç boş durmuyor değilmi? Aynı klavyeden bir gazi mustafaya çakıyor bir erdoğana. Nasılda kutuplaşmamızı sağlıyorlar. Lütfen bu tuzaklara düşmeyin.

O dönemde yaşadığınız olumsuzluklardan da, eğer birisini sorumlu tutacaksınız osmanlıyı sorumlu tutun. Ben, kan bağıyla bir osmanlı torunuyum. Eğer birini suçlayacaksanız dedelerimi suçlayın. Onlar dünyanın farklı köşelerinden kovulan yahudilere asla kucak açmayacaktı. Yüz yıllar içinde örgütlene örgütlene geldiler, ittihati terakkiyi kurdular ve sonrası emanuel karasunun tebliği. Besle kargayı oysun gözünü. Bu milletin başına ne geldiyse, savaşlar dahil, cumhuriyet dönemin ünlü devrimleri dahil kapatılan uçak fabrikaları dahil, onca darbe dahil, fetö dahil, 15 temmuz dahil hepsinin muciti ve sorumlusu bunlar. Allahın uzak durun dediği bir milletten, lanetlediği bir milleten hayr gelirmi? Gelmez. Son yüz yıl içinde yaşadığınız acıların sorumlusu gazi mustafa veya cumhuriyet değil, osmanlı. Bunu açalım; siz 1900 ile 2000 yılı arası, 1800- 1900 yılları arasının faturasını ödediniz. Bu yüz yıl işlediğiniz doğru veya yanlışlarınızın hesabınıda bir sonraki yüzyılın nesli ödeyecek. Örneğin; 15 temmuzda işgalden kurtulmanızın sebebi erdoğan değil, geçen yüzyıl işgale direnmeniz. Atalarınız geçen yüzyıl bedelini ödediği için, bu yüz yıl siz bedel ödemekten kurtuldunuz. Örneğin; suriye ve irak gibi ülkeler geçen yüz yıl işgale direnmedi, dedeleri buyurun girin ülkemize dedi, bunun bedelinide bu yüz yıl torunları kanları ile ödüyor. Araplar bize ihanet etti mi? Evet. İstisnalarda bu gerçeği değiştirmez. Geçen yüz yıl bunlar savaştan kaçtı, düşmanla iş çevirdi. Bu yüz yılda Allah, onlardan bunun bedelini misliyle çıkarıyor. Arap ülkelerine bakın, bunlar bu yüz yıl ne kadar çok işgale uğradıysa ne kadar çok küreselcilere hizmet ediyorsa, bir yüz yıl öncede o kadar hainlik yaptı. Örneğin; cezayir 1830 yıllarında osmanlıdan koptu, fransa sömürgesi altına girdi. 1940 ile 1960 yılları arasında da katliamlara uğradı. Bir neslin hatasını bir yüz yıl sonraki nesil çeker. Torunlar yeryüzünde, atalarda ahiret hayatında bunun bedelini öder. Allahın bu düzenini anlarsanız, başınıza ve ülkenize gelen olaylara daha sağlıklı yorum getirirsiniz.

Biz gazi mustafanın şeytanlaştırılmasınada, putlaştırılmasınada izin vermeyiz. Ne bugün ne de yarın. Bizim buradan çağrımız anadolu insanına; gazi mustafa yüz yıl öncesi sahip çıktılar, bu yüz yılda sahip çıksınlar. Bugünlerde “atam izindeyiz” diyenler yüz yıl öncesi vatana ihanet edenlerdi. Bugünlerde “atatürkün askeriyiz” diyenler, yüz yıl öncesi düşmanı sevinç çığlıkları ile karşılayanlardı. Bugünlerde cumhuriyete sahiplenenler, yüz yıl önce işgale niye direniyorsunuz, bunlar bize medeniyet ve kalkınma refah getirecek diyordu. Seçim haritalarında farklı bir renk olarak görünen o kıyı illeri var ya, bugün olduğu gibi dünde oraları düşmana kucak açmış, düşman ile iş birliğine girmişti. Böyle bir ortamda vahdettin gazi mustafayı anadoluya gönderdi. Gazi, "atam izindeyiz", sloganları atanların kapısını değil, anadolu insanın kapısını çaldı. Kurtuluş mücadelesini verende, cumhuriyeti kuranda, gazinin askeri olanda sizsiniz. Gazi mustafa ve cumhuriyet onların değil, sizin eseriniz. Cefayı çeken siz, şehitleri veren siz, sahiplenmeyi ama onlar yapıyor. Neden? Çok bağırdıkları için. Buna izin vermeyin. Bu eserlerinize sahip çıkın. Başkaların bu değerlerinize sahiplenmesine izin vermeyin. Gazi mustafa dün size sığındı, onlara değil. Vatan ve millet uğruna sizin savaşmanızı istedi, onların değil. Vatanı sizin kurtarmanızı istedi, onların değil. Sizin kan akıtmanızı sizin bu uğurda can vermenizi istedi, onların değil. Neden, onların gaziye sahiplenmesine izin verdiniz? O size güvendi. Neden onu putlaştırmalarına izin verdiniz? 9.05 de neden hayat duruyor, neden her yere heykeli dikiliyor, neden kıyyamda duruyorsunuz, neden onu yunan mitolojisinden çıkmış bir tapınakta yatırıyorsunuz? Onun ruhunu neden bu kafayı yemiş ulusalcı kemalist tiplerin eline bıraktınız? Gazi mustafaya dün sahip çıkdığınız gibi bugünde sahip çıkın. Bu sapık ruhların elinden onun ruhunu kurtarın. Onun ihtiyaç duyduğu "ışığı bol olsun" "toprağı bol olsun" söylemi değil, onun ihtiyaç duyduğu br fatiha bir yasin. Bunuda ancak siz verebilirsiniz. Dün bu toprakları işgalden kurtardınız, bugünde gazi mustafanın ruhunu kurtarın!

Değerli dostlar, olayları daha iyi anlamanız için şu üç kavrama bir açıklama getirmeliyiz; atatürkçüler, kemalistler ve ulusalcılar. Bunların arasında atatürkçüler müttefikiniz diğerleri düşmanınız. Atatürkçülere saygı gösterin ve onlar ile iyi geçinin. Ne siz onların düşmanısınız ne de onlar sizin. Onlar ile ortak bir zeminde buluşun. Nedir bu ortak değer? Vatan toprakları. Atatürkçüler vatana ihanet etmez. Bu değer üzerinden onlar ile ittifak kurun. Kim bu atatürkçüler? Bunlar birinci sünya savaşı ve sonrası dışarıdan anadoluya göç eden milletler. Bunlar sizin düşmanınız değil, bunlar ile ittifak kurun. Bunu açalım; gazi mustafayı putlaştırmak ittihati terakki zihniyetin sinsi bir tuzağıydı. Ancak bu tuzak terse tepti. Onlar bu millete bir tuzak kurdu, Allahta onlara. Allahın tuzağı, onların tuzağını hayra çevirir. (Enfal Süresi; 30). Bunu açalım; kime hayranlık beslerseniz onun değerleri size yüklenir. Bu ilahi bir olay. Herkes için geçerli. Hangi kişiye hayranlık besliyorsanız, gökten size o kişinin değerleri indirilir. İttihati terakki ne yaptı? Gazi mustafaya hayranlık uyandırmaya çalıştı. Gazi mustafa kimdi? Vatanını seven biri. Vatan uğruna canını veren bir kişi. Siz eğer bir topluma atatürk hayranlığı uyandırmaya kalkarsanız, o topluluğa gazinin, vatan sevgisi vatan uğruna canını feda etme gibi değerlerinide aşılarsınız. İttihati terakki zihniyeti işte, bunu hesaplayamadı. Evet, İslam ile atatürkçüler arasında bir hat oluşturabildiler ama, o atatürkçü subayların vatana ihanet etmelerini sağlayamadılar. Her darbede binlerce subayı tasfiye etmek zorunda kaldılar, yine işe yaramadı. Askeri liseden mezun olan her bir birey gazinin değerleri ile mezun oluyor, tasfiye edilenlerin yerini yine atatürkçü subaylar dolduruyordu. O gençler, gazi mustafa gibi kimseye boyun eğmiyor, ilk önce vatanım diyordu. Yani NATO'ya tabi olmuyorlardı. Darbelerin işe yaramadığını anlayınca, tek çözüm gördüler, o da askeri liselere sadece fetö mensubu öğrenci alma zorunluluğunu getirdiler. fetöcüler küresel sistemin bir parçası oldukları için, onların vatan derdi yok onlara göre bütün yeryüzü onlara ait. Bütün yeryüzü onlara vaat edilmiş topraklar. Şimdi, anadolu insanı zaten Allaha boyun eğmiş, vatan uğruna can vermeyi ilahi bir emir görür. Şimdi bir de atatürkçüler başlarına bela oldu. Eğer cumhuriyet sonrası, bu topraklara sığınan, göç eden milletleri rahat bıraksalardı, bunları gazi mustafa gibi ortak bir değer üzerinde birleştirmeselerdi, inanın arzu ettikleri sonuca şimdi daha yakın olacaklardı. Hiç farkında olmadan, gazi mustafa üzerinden bu topraklara göç eden yabancı milletlere vatan sevgisini aşıladılar. Onları bir çatı altında topladılar. Siz bunu isteyerek yapmak isteseniz, bu kadar başarılı olamazdınız. Ne yaptı Allah; onların tuzağını hayra çevirdi. Özetlersek; ülkemiz bir savaşa sürükleniyor, bundan kaçış yok, buna hazırlanın. Atatürkçülerin değerlerine saygı gösterin, onlarda sizin değerlerinize saygı göstersin. Hellaleşin ve bu son vatanımız uğruna bir araya gelelim. Darbeleri yapan, size 80 yıl zulüm eden atatürkçüler değildi, onlarla iyi geçinin. Size zulüm eden, darbe yapan ve vatana ihanet eden kitle; kemalist ve ulusalcı olarak geçinenler. Atatürkçü ile kemalist arasındaki fark ne? Atatürkçüler gazi mustafayı sadece bir lider olarak görür, kemalistler ise atatürkü putlaştırır. Onu insan üstü bir varlık olarak görür. Bu ikiside gazi mustafaya hayranlık besler, fark; atatürkçüler sevgi beslerken Allaha şirk koşmaz, koşmadıkları için onlar gazi mustafanın kötü vasıflarını aldığı gibi, vatan ve millet aşkı gibi hayrlı vasıflarınıda alır. Kemalistler ise bu sevgide şirk boyutuna girer, girdikleri içinde onlar gazi mustafanın hayrlı olan hiçbir vasfından nasiplendirilmez. Ne kadar kötü vasfı varsa, gökten sadece o vasıflar iner. Örneğin; bunlar faşisttir. Bunların en büyük özelliği, faşist olmaları. Kendilerinden başka kimseye yaşam hakkı tanımaz. Herkesin kendileri gibi düşünüp kendileri gibi hareket etmelerini ister. Amaca ulaşmak içinde herşeyi kendilerine mübah görür. Bunların vatan ve millet gibi değerleri bulunmaz. İstedikleri olsunda vatan işgalemi uğramış, yokmu olmuş bu onlar için önemli olmaz. Biri eğer gazi mustafa hakkında hastalık boyutunda bir hayranlık besliyorsa bilinki o kemalist. Ondan uzak durun. Onun millet, devlet, bayrak ve inanç gibi değerleri bulunmaz. Ulusulcılara gelince, onlar ittihati terakkinin torunları. Anadolu içinde veya dışında başımıza ne geldiyse onlardan geldi. Kemalistleri yönlendiren, atatürkçülere gaz veren, fetö gibi örgütleri kontrol eden bunlar. Şeytanın başı bunlar. Büyük bir savaşın arefesindeyiz, yüzyıl öncesi olduğu gibi gazi mustafa ile yani atatürkçüler ile anadolu insanı tekrar bir araya gelmek, omuz omuza vermek zorunda!!