nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...
                                                                                                                                                          


bir konuya niyetlendiğimizde, o gün aklımıza geleni kaleme alıyoruz ve sitemize o taslak hali ile yerleştiriyoruz. Son hali sizlerin gözü önünde alıyor, haftalar içinde cümleleri düzelte düzelte birşeyleri ekleye ekleye. Son hali bir iki hafta alıyor, yeni yazılarımızı bir kaç hafta boyunca lütfen takip edin.....
 


zam fırsatçıları;

dolar ve euronun yükselmesi ile bir çok mağaza ürünlerine fahiş zam yaptı. bunun bir çok boyutunu medya ve siyasetçiler ele aldı. biz dikkate alınmayan bir boyutunu bilincinize taşımak istiyoruz; gıda sektörün kontrolü maalesef fetö gibi küreselcilere hizmet edenlerin elinde. bunlar bir adım attığında da, bir kaç şeyi hedefler. örneğin; anlamsız fahiş fiyat koyarlar, tek amaç fiyatı gördüğünüzde açıktan veya içinizden erdoğana saymanızı sağlamak. anlamsız fahiş fiyatlar, hükümete karşı bir isyanı başlatmayı amaçlar. bir başka neden; bir sektörü yok etmek için yüksek zam koyulur. siz satın almazsanız, üretici malını satamaz, satamadığı zamanda fabrikasını kapatır, tarlasında başka bir ürünü ekmeye başlar. stratejik bir üründe üretici konumdan, ithalcı konuma düşersiniz. bu zamların bir amacıda, toplulukların beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik bir girişim olması. kimsenin üzerinde durmadığı noktada bu. her topluluğun bir beslenme kültürü var. siz belirli ürünlere yüzde yüz, yüzde iki yüz zam koyduğunuzda sadece fırsatçılık yapmıyorsunuz, aynı zamanda insanları o ürünleri almaktan vazgeçiriyorsunuz. yüz yıllardır, sofralarımızda eksik olmayan bir ürün, artık haftada iki, sonra ayda bir sonrada olmasada olur konumuna geliyor. hiç farkına varmadan yerli ve sağlıklı ürünlerden yapay, sağlıksız ürünlere geçiş yapıyoruz. salça, yoğurt ve pekmez gibi yüzde yüz yerli ürünlere yüzde yüz zam yapılması, beslenme alışkanlığımızı değiştirmeye yönelik bir girişim. toplumun bin yıllardır var olan, genetiklerine has beslenme alışkanlığını yerli ve sağlıklı ürünlerden, sağlıksız ürünlere doğru değiştirmek için yapılır.

hep şunu merak etmişimdir; a101 ve bim gibi mağazalar yüzde 60, 70 zam koyuyor, sonrası bunlarla oturuyorsun, üç aylığına yüzde 15 indirime anlaşıyorsunuz. bu nasıl bir eziklik nasıl bir mantık gerçekten anlamış değiliz. tavsiyemiz; erdoğan artık diktatör gibi davransın. çok değil, o diktatör vasfın binde birini uygulamaya soksa, bu, ülkemizdeki pislikleri temizlemek için yeterli olur. ona diktatör damgası yapıştıranlarada şu uyarıyı yapayalım; bir kelimeyi çok ağzınıza dolarsanız o başınıza gelir. bakın, gün gelir erdoğanı çok ararsınız. ah erdoğan, biz değerini bilememişiz diye arkasından çok ağıt yakarsınız.
askere kurşun sıkanların törenle cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. devlete ihanet edenlerin, devlete sövenlerin devleti dış güçlere şikayet edenlerin, devleti yıkmaya çalışanların kahramanlaştırıldığı ve önün açıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ülkemizi ihanet eden edene, kazıklayan kazıklayana. kim bunlara bu yüzü veriyor; erdoğan! devletin farklı kurumlarına ve meclise bu kadar hakim olup, bu devlete ihanet edenlere bu kadar duyarsız kalan başka bir dünya lideri yok. örneğin; müebbet alan bir kaç bin fetöcülerin dışındakiler, ortalama beş yıl sonra hapisten çıkacak ve bunlar ve bunların çocuk ve torunları bu millet ve topraklardan nefret ediyor. neden bunları vatandaşlıktan atmıyorsunuz? perşembenin gelişi çarşambadan belli. bunların tekrar örgütleneceği ve sizden öç almak için her ihaneti yapacağı o kadar aşikarki, neden bunları elinize fırsat gelmişken vatandaşlıktan atmıyor, ülkenizden uzaklaştırmıyorsunuz? neden, çünkü erdoğan ve danışmanlarında akıl yok, yürek yok, strateji yok. çok az kaldı ama, merak etmeyin. siz, gezi, 15 temmuz darbe girişimi ve sarı yelekler gibi hazırlıklarınızı yaparsınızda, hak hiç boş dururmu? elbette durmaz. Allahta, yeryüzünü yeni bir lidere hazırlıyor. az kaldı, o gün geldiğinde de bu milletin seçtiği liderlere söven, bu topraklara ihanet edenlere merhamet edilmeyecek. örneğin; a101, migros ve bim gibi mağazalara biz ne yapardık? amerikanın vw'a kestiği cezayı keserdik. ne kadar zam yapmışlar adet başına ceza keserdik. kaç adet var kaç mağaza var, çarpardın, 20-30 milyarlık cezayı keserdin. bunu ödeyemeyecekleri içinde bu mağazaları kayyuma devrederdin. bununla ne elde etmiş olurdun? milleti kazıklamak isteyenlerin akıbeti ne oluyor, ibretlik bir vaka oluşturmuş olurdun. iki; enflasyonu sen belirlerdin ve üç; gıda sektörünü küreselcilerin elinden kurtarır, millileştirmiş olurdun. dört; beslenme kültürümüzü korumuş olurdun. bir taşla bir kaç kuş vurmuş olurdun.

serbest piyasa ve bağımsızlık kavramları;
serbest piyasa kavramı bir yalan. serbest piyasa kavramını kullanarak insanları kandırmayın. "serbest piyasa" dediğiniz oluşum belirli temel taşlar üzerine kurulu, örneğin; merkez bankaları, dünya bankası, derecelendirme kuruluşları, borsalar, uluslararası fonlar, uluslararası şirketler, dünya ticaret örgütü vs. şimdi, bu taşların her birini aynı kişiler yönetiyorsa, kuralları ve denetimi bunlar yapıyorsa, bu düzen nasıl "serbest oluyor"? arkadaşlar, şeytan kavramlar ile insanı kandırır. bu oyuna alet olmayın. istedikleri zaman borsalara ve kurlara müdahale ediyorlar, petrol fiyatlarını ihtiyaca göre çıkarıyor veya düşürüyorlar, istedikleri zaman şirketlere ve ülkelere ceza kesiyor ambargo koyuyorlar, swift ve dolar gibi araçları kullanmaya mecbur bırakıyorlar, siz halen serbest piyasadan bahsediyorsunuz, anlaşılır gibi değil. bakınız, amerikan ordusu girdiği her yere, demokrasi getireceğim diye girdi, birleşik milletler tüm milletlerin hakkını koruyacağım vaadiyle kuruldu, hdp sözcüleri demokrasi ve barış kelimelerini hiç ağızlarından düşürmez; şeytan ile hak arasındaki fark ne biliyormusunuz; şeytan sizi güzel sözler ile kandırır, eylemlerine baktığınızda iyiye yönelik hiçbir iz bulamazsınız. ağzından hep barış ve iyilik nareleri akar, eylemleri ise hep kötülük dolu olur. hak ise fazla konuşmaz, hakkın hak olduğunu eylemlerine bakarak anlarsınız. kötü kişi, söz ve kavramlar ile sizi ikna eder, iyi ise eylemleri ile. "serbest piyasa" kavramı, böylesine bir kavram. içeriği boş. kavramın kendisi kulağa hoş geliyor, piyasaya hakim olan aktörlerin eylemlerine baktığınızda ama kötülük ve yüzde yüz kontrol etme, insanları kendilerine biat ettirme eylemlerini görüyorsunuz. serbest, kelimesi ile örtüşmeyen eylemler görüyorsunuz. o yüzden lütfen, bu tür kavramları ekonomi programlarınızda kullanarak bu düzene hakim olanları, kötülüğü meşrulaştırmayın. bu düzen kendiliğinden ortaya çıkmadı. serbest piyasa dediğinizde herkesin serbestçe hareket edebildiği bir düzenden bahsedersiniz, burada durum ama bundan ibaret değil. birileri düzeni kurmuş ve yüzde yüz kontrol etme, kendilerine biat ettirme dürtüleri ile hareket ediyor. bu işin içinde birilerine boyun eğme olduğu içinde "serbest" kelimesi kullanılmaz. örneğin; koç holding, alman markası grundig satın alabildiyse, küresel sistemin bir parçası olduğu için alabildi. ülker holding, godiva markasını satın aldıysa küreselcilere biat etmeye razı olduğu için alabildi. örneğin; siz atak helikopterlerini afganistan satamıyorsanız, devlet olarak küreselcilere boyun eğmediğiniz için satamıyorsunuz. örneğin; merkez bankası ve bağımsızlık kavramı. kocaman yalan.
bağımsızlık kavramı ile bu insanlar, o ülkeden bağımsız olduklarını ima eder, hiçbir yere bağımlı olmadıklarını değil. yani, merkez bankaları ülkelerden bağımsız hareket eder, küresel sistemden bağımsız değil. yani, merkez bankaları devletlere değil küreselcilere bağımlı kurumlar. merkez bankalarını kuran ve işleten küreselcilerdir. erdoğanın, merkez bankasını millileştirememesi affedilir birşey değil. bu kadar büyük bir güce sahip olup, merkez bankasına dokunamaması affedilebilir birşey değil. devlet bankaların yüksek faizlerine müdahale edememesi, merkez bankasın yüksek faizine müdahale edememesi gerçekten affedilir birşey değil. birileri kendisine bağımsızlık ve serbest piyasa kavramlarınını yutturmuş, kendileri arkadan işi götürüyor. erdoğana bağımsızlık naraları okunuyor, arka planda da londra işi yönetiyor. bunlar yüzde yirmi yüzde elli faizler ile milletimizi sömürüyor, erdoğan gibileride; lütfen, yeterince kazıklamadınız, biraz daha kazıklayın diyor. olay bundan ibaret. özetlersek; kim bağımsızlıktan bahsediyor, dokunmayın diyorsa bilinki, yöneten onlar. onlar orasını kurdu, işletiyor, sizinde o çarka çomak sokmanızı istemiyor. günümüz millileşme, kendi düzenimizi ve kendi piyasamızı kurma zamanı. bunun içinde ilk önce kavramları anlamamız ve doğru kullanmamız şart. insanın kurduğu, mehenk taşlarını kontrol ettiği ve istediği zaman müdahale edebildiği bir düzen "serbest" olmaz. insan aklı ile dalga geçmeyin. serbest piyasa dediğiniz zaman, yağmur ve rüzgar gibi, kendi başına hareket eden bir sistemi ima etmiş oluyorsunuz. ekonomide ise yok böyle birşey. derecelendirme kuruluşlarından dünyanın en büyük bankalarına, swift sisteminden petrole, yumuşak güçten sert güce, dünya mal varlığın %97 sine kadar herşey bir zihniyet tarafından kontrol ediyorsa serbest piyasadan bahsedemezsiniz. günümüzde birleşik milletler adında bir kurum ne kadar birleşikse, serbest piyasada o kadar serbest. slogan ve kavramlara değil, icratlara bakın.

türkçe ant: doğrumu yanlışmı



Türkçe ant hakkında görüşümüz;

Türkçe ant doğrumu? Yanlış. Allah, türk milletine bir devlet kurmasına izin verdiğinde türk milletine sadece yönetimi devretti. Bunuda sizin adaletinize güvendiği için yaptı. Başka ırklara üstünlük taslayın, herkesi kendinize biat ettirin diye yapmadı. Yönetim hakkını kötüye kullanırsanız, elinizden alınır. Örneğin; ulusalcılar 80 yıl boyunca kötüye kullandı, kendisinden olmayan herkesi ezdi, Allahta ne yaptı? Onların elinden yönetimi aldı, size verdi. Sizde onlar gibi yönetmeye kalkışırsanız, sizdende alır başkasına verir.

Her ülkede olduğu gibi sizin ülkenizde de bir dil hakim olması gerekiyor, bir ortak bir dil, bu dil ülkemizde türkçe oldu. Her ülkenin bir ismi olması gerekiyor, ülkemizde bu isim türkiye cumhuriyeti oldu. Bunlar türklerin hakkıydı. Neden? Ülke adına en çok şehiti kim verdiyse, o ülke hakkında en çok söz sahibi olmak onların hakkı olur. Bu İslami bir kural. Bu topraklar uğruna en çok kanı kim akıttıysa, onların ırkına ve diline öncelik tanınır. Bu ülkenin dili türkçe, çünkü bu ülke adına en çok şehidi vermiş olan gurup türklerdir. Bu ülkenin ismi türkiye cumhuriyeti, çünkü en çok şehidi türk milleti vermiştir. İstiklal marşına gelirsek; bu topraklar işgal edildiğinde türklerin yaşadığı topraklar işgal edildi. İşgalin ana hedefi türk milletiydi. Yok edilmekle tehdit edilen türk milletiydi. O yüzden istiklal marşın konusu türk milleti. İstiklal marşında türk milletine hitap edilmesi, istiklal marşın anlattığı hikaye tüklerle ilgili olması. Neden istiklal marşında türk milletin adı geçiyor, o zaman onada itiraz edin, diyen bir zihniyet var; işte bu açıklama onlara. Buraya kadar anladınızmı? Ant olayı ise türkçe veya türklükle ilgili birşey değil. Ant olayı düpedüz kötülük. Siz savaştan galip çıktınız, türkçeyi ana dil yaptınız. Buraya kadar herşey normal. Her ülkede olan usul. Bundan sonra ise demokratik ülkelerde görünmeyen, hitler ve mussolini gibi faşist diktatörlerin döneminde görünen uygulamaları devreye soktunuz. Ne yaptınız? Başkaların günlük hayatında kendi dillerini konuşmasını yasakladınız. Türkçe dışında tüm dilleri yasakladınız. Bununla kalmadınız, dahada öteye gittiniz. Farklı etnik guruplara türklüğün ne kadar muhteşem olduğunu söyletmeye başladınız. Irkçılık yaptınız. Bu boyutlara geçtiğiniz anda, artık olay ortak dil ortak devlet olmaktan çıktı, düpedüz kötülük oldu. Özetlersek; istiklal marşı ile ant arasındaki fark, birisi bir milletin kahramanlığına vurgu yapar, diğeri ise o kahramanlığı nakite dönüştürme girişimidir. Nasıl kendi lehime kullanabilirim girişimidir. İstiklal marşını asla antla kıyaslamayın, birisi bir kahramanlık öyküsü, diğeri ise bir kötülük öyküsü. 

Birileri bu konuyu türklük ve türkçe üzerinden tartışmak ister, bu tuzağa düşmeyin. Bu kavramlar üzerinden tartışırsanız onların tuzağına düşersiniz. Türklük ve türkçe aleyhine bir argüman geliştiremezsiniz. Bu kavramlar üzerinden tartışırsanız haklı olduğunuz ortamda haksız duruma düşersiniz. Onlarda biliyor düpedüz kötülük yaptıklarını, o yüzden kavramlar üzerinde bir tartışma yürütüyorlar. "Türkçeden neden korkuyorsunuz, türk olmak size niye batıyor", gibisine bilinçli bir şekilde hedef saptırıyorlar. Siz o tuzağa düşmeyin. Konu kavramlar değil, kavramların neye alet edildiği! Konu türklük veya türkçe değil, bu kavramların sopa olarak kullanılmaya çalışılması. Konu türklük ve türkçe ile ilgili değil, konu; birilerin sapkın ve hastalıklı düşüncelerini bu kavramlar üzerinden uygulamaya sokmak istemesi. Türklük ve türkçe ortak bir değerimiz. Kişileri terbiye etmek için kullanılacak kavramlar değil. Bu kavramları kimse kendi pis amellerine alet edemez. Ellerinizi bu ortak değerlerimizden çekin.

Üstünlük nasıl belirlenir, bunun kriterlerini Allahu Teala Ayetlerinde net belirtmiş.
Üstünlük takva ile belirlenir. Nokta. Allah, yönetimi size vermiş, sizi müdür yapmış. Siz eğer müdür yapıldıysanız, her sabah işçilerinize; yaşasın müdürümüz iyiki varsın müdürümüz, varlığımızı sana armağan ediyoruz müdürüm, dedirtmeniz için müdür yapılmadınız. Siz her bir bireyden maksimum yarar sağlamak için müdür yapıldınız. Farklılıkları her gün insanların yüzüne vurmanız için değil, ortak noktada nasıl buluşabilirsiniz, bu ülkeyi hep birlikte nasıl daha güzel daha yaşanabilir bir yere dönüştürebilirsiniz bunun için müdür yapıldınız.

Antı kim savunur; tüsiad. Türk milletine 100 yıldır bir motor kazandıramayan, türk milletini montaj sanayisi ve bayiliklere mahkum bırakan camia. Antı kim savunur; üniversite hocaları. 100 yıldır bu millete hiçbir icat hiçbir marka, hiçbir gelişim kazandıramayan camia. Kim antı savunur; sanat camiası. Hafızalarda kalan tek eseri "hababam sınıfı" olan bir camia. Arkadaşlar, eğer birileri milliyetçiliği kelimelere döküyorsa, bilinki sizi uyutuyor. Milliyetçilik söylenmez, yaşanır. Biri karşınızda antı savunuyorsa, o şahsın o şahsın ait olduğu camianın dikili bir taşı varmı, ilk buna bakın. Bu tür söylemler faşist ve komunist ülkelerde uygulandı, çünkü halk sefildi, yokluk içindeydi. Hiçbir yatırım yapılmıyordu. Bu yokluk içinde halka moral vermek için, sabah akşam yaşasın milletim sloganları söyletildi. Bu tür sloganlar, hiçbir demokratik ülkede görünmüyor, sadece kuzey kore gibi komunist ülkelerde görünüyor, bu size birşey anlatmıyormu? Madem bu tür sloganlar bireylerin o ülkeye ait duygularını artırıyor, ülke refahına katkıda bulunuyor, neden batı ülkeleri bunu uygulamıyor? Bu tür uygulamalar neden, sadece yokluk içinde kıvranan tek tip rejimlerinde mevcut? Birşeyi savunuyorsunuzda, savunduğunuz şeyin ülkenize bir katkısı bulunmuşmu, gelişmiş ülkelerde durum ne ve neden sadece diktatör ülkelerde bu var; bu sorular hiçmi aklınıza gelmiyor?

Yurtdışında doğmuş ve okumuş bir kardeşinizim ve türküm. Bana eğer almanyada; almanım doğruyum çalışkanım dedirtselerdi. Varlığım alman varlığına armağan olsun. Ne mutlu almanım diyene, dedirtselerdi. Bundan cidden rahatsız olurdum. Siz başka bir yerde azınlık olarak yaşamadığınız için, siz bu duyguyu bilemeyebilirsiniz. Azınlık duygusunu bilmiyorsanız, adalet duygunuza bakın, bu da yoksa İslama bakın. Kafanıza göre hareket edemezsiniz, ederseniz bir gün Allahın adalet kılıcı boyununza iner. Ben, kendime yapılmasını istemediğim birşeyi başkasına yapılmasını istemem. Lise hayatımın bir bölümünü, üniversite hayatımında tamamını amerikada geçirdim; orada farklılıklara değil, ortak değerlere nasıl vurgu yapıldığını gördüm. Dünyanın farklı köşelerinden gelen insanların, nasıl ortak bir değer altında (özgürlük) bir araya getirildiğini gördüm. Amerikanın kurucuları alman ve ingilizler olmalarına rağmen, ırk olarak kendilerini öne çıkartmadıklarını gördüm. Neden acaba? Birşeyi savunurken, zararı nedir faydası nedir bunun analizini yapın, sonrası savunun. Örneğin; türkiye cumhuriyeti farklı milletlerden oluşmuş bir devlet. Kürdistan adında bir devletin kurma planları yüz yıl öncesi yapılmış. Birleştirici, ortak noktalara vurgu yapan, kardeşlik söylemleri üzerinde durmakmı bu devletin hayrına olur, yoksa ayrıştırıcı diğer ırkları rencide edici uygulamalarmı? 

Azınlıklar bize bir emanettir. Azınlıklar her gün kafaları ezilmesi gereken bireyler değildir. Birşey yanlışsa yanlıştır. Uzun zamandır yürürlükte olmasıda bu gerçeği değiştirmez. Onu yanlış olmaktan çıkarmaz. Hata yapmışısız, üzgünüz dersiniz, helallik istersiniz, erdemlik gösterip hatanızdan dönersiniz. Bu büyük bir hataydı. Birileri kötüydü, kötü oldukları için bu uygulamayı devreye soktu, siz iyisiniz iyi olduğunuz içinde bu hatayı düzelttiniz. Bu nasip meselesi; kötülere kötülük iyilerede iyilik nasip olur.

Ne kadar ilginç; bu antı savunan tayfa, erdoğan bize baskı uyguluyor, özgürlüğümüz gitti diyen tayfa. Sabah akşam özgürlükten bahsederler, sonrada başkalarına her gün, ne kadar muhteşem olduklarını söyletmeye çalışırlar. Bu ülkede aslen kim kime baskı uyguluyor, bunu bu ant tartışması üzerinden de net görebilirsiniz.

Üstünlük karşı tarafı ezmekle değil karşı tarafı ihya etmekle elde edilir. Güçlü olan zayıfı korur. Üstünlüğünü zayıf olanın yüzüne her gün vurmaz. Hakim olan mütevazi olur. Kalkıpta her gün mazluma, kendisinin ne kadar muhteşem olduğunu söyletmez. Aman, aman, aman, t
ürkçe antın savunabilir hiçbir yanı yok. Bunu sakın savunmaya kalkışmayın. Türkçe ant, ittihati terakki zihniyeti tarafından art niyet içinde icat edilmiş bir düzenleme. Batıldanda hayr gelmez. Bu zihniyetin getirdiği hiçbir düzenlemeyi savunmayın. Nokta.

Bir türk, tarihi, gelenekleri, ataları ve inancı ile gurur duyar. Irkınıda, her kavim gibi Allahın bir lütfu olarak görür. Bu lütfuda insanların yüzüne vurmaz. Irkçılık türklerin genlerinde bulunmaz. Bu antı türk tarihine sokanda türkler değil. Sizin alnınız ak. Bu anttan ötürü utanç duymayın. Bu utanç ittihati terakki zihniyetine ait. Son 150 yıl sizi yönetenler türk ismi taşır, türk pasaportu taşır ama türk değiller. Siz atalarınızı utandıracak bir uygulama içinde bulunmadınız. Dün alnınız aktı bugünde ak. Bu antı savunursanız ama, tarihinize kara bir leke düşürürsünüz. Atalarınızın yüzyıllardır savunduğu değerleri ayaklar altına almış olursunuz. Yapmayın bunu. Tarihinize kara bir leke düşüren siz olmayın. Biri eğer ırkçılık taslıyor, türkçe antı savunuyorsa bilinki ya art niyetli ya da cahil. Art niyetlilerin propagandasına kanan bir cahil. E
llerinizi lütfen türkle ilgili kavramlardan çekin. Bunlar bizlerin ortak değerleri. Türklük söylenmeniz yaşanır!

not. erdoğan nasıl türklüğü ayaklar altına alıyor, bunu size anlatayım; avrupa birliği sizi istemiyoruz demesine rağmen, erdoğanın halen onların peşinde koşması türk milletin gururunu ayaklar altına almaktır. iki; türk milletine silah çeken teröristlerin cenazesi, törenle bu ülkede kaldırılabiliyorsa bu türk milletine bir ihanettir. üç; mecliste birisi, afrini işgal ettiniz diyebiliyorsa bu türk milletine bir ihanettir. dört; devlet bankaları faizleri yüksek tutuyorsa, bu türk milletine bir ihanettir. beş; fetö, ip altında bir parti kurabiliyorsa bu türk milletine bir ihanettir. logo olarakta türk milletin sembolünü kullanabiliyorsa, bu daha büyük bir ihanettir. altı; 15 yıllık iktidarında stokçulağa bir önlem bulamadıysa bu türk milletine bir ihanettir. erdoğan yönetimi altında, türk milleti sabah akşam kazık yiyor. neden; erdoğan çok hoşgörülü olduğu için. iddiaların aksine, erdoğan, bize göre fazla demokrat. türkiyedeki demokrasi dünyanın hiçbir yerinde yok. ona diktatör diyenleride uyaralım; bir kelimeyi fazla dilinize dolarsanız başınıza gelir. bu ilahi bir kural. bir gün gerçektende bir diktatör başınıza musallat olur, o zamanda ah erdoğan diye çok ağlarsınız, onu çok ararsınız. senin değerini bilememişiz erdoğan diye, çok özlem duyarsınız. hiçbir ülkede vatana ihanet etmek, bizim ülkede olduğu kadar prim yapmıyor. devlete, dine ve millete sayarsan, kapılar açılıyor. "vatanım sensin" adı altında, devlete ihaneti diziler haline getiren bir ülkede yaşıyoruz. kim buna müsade ediyor; erdoğan. lütfen, yanlışları dile getirmekten kaçınmayın ama, birşey doğruysada onu savunun. türkçe antın kaldırılmasını, erdoğan bunu savunduğu için değil, doğru olduğu için savunuyoruz.