nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    





onlar bir tezgah kurdu, Allahta onlara;

onların tezgahı şu; ilk önce batırıyorsun sonrası kurtarıcı olarak ortaya çıkıyorsun. Ambargoyu koy, dövizi yükselt, ekonomi kötü gidiyor fısıltısını piyasaya yay, herşeyi pahalaştır sonrası kurtarıcı olarak kendi adamlarını sahaya sür. Onlarda, hükümet batırdı hükümet bu işi yapamıyor diye toplumu galyana getirsin. Örneğin; Venezuela veya Mursi dönemi Mısır. Ülkeyi sefilliğe itmek için her türlü tezgahı kur sonrası kendi adamlarını sahaya sür, onlarda bunlar ülkeyi yoksulluğa itti yaygarasını yapsın, halkı veya askeriye'yi veya yargıyı arkasına alıp hükümeti devirsin. Bir çoğunuzda bunu yutuyorsunuz. Gerçektende o yoksulluğun o enflasyonun kaynağı o hükümetler olduğuna inanıyorsunuz. Petrolünü satamıyor, altın ve paralarına el konuluyor, içerideki işbirlikçiler sistemi kilitliyor, ekonomi kötüye gidincede suçlu hükümet, öylemi? Gelelim ülkemize; yahudiler bir ülkeye girdikleri an kontrol altına aldıkları bir nokta gıda'dır. Gerek dünya çapında gerek ülke bazında gıda sektörü bunların elinde. Tüm büyük marketler, tedarik zincirlerin hepsi bunlara bağlı; BİM, 101, Carrefour, Migros, Şok, Ülker, ETİ vs. Bunlar bir kartel, bir çete. Bazı salaklar erdoğan ailesine ait olduğuna inanıyor. Nefret işte böyle birşey, aklı kilitler. Siz somut veriler ile değil duygular ile hareket etmeye başlarsınız. Gerçekten doğruların peşindeyseniz, doğrular bir parmak ucu mesafesinde. Google'e girin ve bu şirketlerin kurumsal sitelerinden bunların sahipleri kim, bunları öğrenin. T24, odatv ve sözcü gibi dış güçlerin operasyonel sitelerinden değil, kaynağından öğrenin. Eleştirelerinizde eğer samimiyseniz, somut veriler üzerinden hareket edin. Örneğin; bu gıda çetesi daha öncede patatesleri mağaralarda stokladı. Burada bir sorun olduğu, bizlerin döviz ve faiz gibi gıda üzerindende operasyonlara açık olduğumuz çok açık ve net belliydi. Neden hükümet buna daha önceden önlem almadı. Neden bu kartel ilk açığa çıktığında tasfiye edilmedi veya böylesine bir çetenin varlığı neden tespit edilemedi, bunuda bir eleştiri olarak biz bir kenara koyalım. Bu eleştiriyi oy verdiğiniz partiye yapın. Varsayalımki devlet bunu göremedi, muhalefet neredeydi? Anlayacağınız, eleştirilerinizde samimi ve adil olun. Oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partiyi eleştirin. Siz mahşer günü oy vermediğiniz değil, oy verdiğiniz partinin neler yapıp yapmadığından hesaba çekileceksiniz. Sabah akşam erdoğan şöyle erdoğan böyle değil, sizinkiler neler yapıyor buna odaklanın. Sizin fırıldaklar kiminle yatıp kalkıyor ilk ona bakın, çünkü siz ondan sorumlusunuz, mahşer günü onlarla haşrolunacaksınız. Şimdi; bir yerden tuşa basıldı ve bunlar fiyatları artırdı. Bunların siyasi ve medya ayağıda yüzyılın eflasyonunu yaşıyoruz, tarihte görülmemiş yoksulluğu yaşıyoruz yaygarasını yapmaya başladı. Aramızdaki bazı nankörlerde buna alkış tutuyor. Çalıştıkları iş yerlerinde, evlerinde ve farklı sohbet ortamlarında felaket tellalığı yapıyor. Nankörler. Ak parti iktidarında evlerini aldılar, arabalarını aldılar, çocuklarını okuttular, evlendirdiler, vakti geldi iki maaş ikramiyesi aldılar, kendilerin ve ataların daha önce yaşamadıkları refahı yaşadılar. Ceplerine hep para girdi. Ülke ekonomisi saldırı altında olduğu ve ceplerinden para çıkmaya başladığı anda devleti kötülemeye başladılar. Nankörler. Ceplerini soyan marketler olmasına rağmen, hükümete çakıyorlar. Nankörler. Ceplerinden çıkan parayı, maaşlarına zam yapılıp telafi edilmesine rağmen hükümete çakıyorlar. Nankörler. Amerikada yaşadık, avrupada yaşadık, türkiyede yaşayanlar kadar hayatı rahat yaşayan bir toplum görmedik. Zenginide avrupadaki zenginden daha rahat yaşıyor, fakiride avrupadaki fakirden daha rahat. Nankörler. Varsayalımki şimdi ekonomi kötü ve sallıyorsunuz, gezi olayları başlamadan dolar 1.7 civarında ve faizler yüzde 4 civarındaydı yani ekonomik veriler son iki yüz yılın en iyi seviyesindeydi, o zaman niye salladınız o zaman derdiniz neydi? Niye yakıp yıktınız? Nankörler. Karı koca memur olmuş, çocukları olamadı diye hükümete sallıyorlar. Nankörler. Aylık 8000 TL maaş giriyor evlerine, durum çok kötü, batıyoruz diyorlar. Nankörler. Borçla krediyle iş yeri açıyor, yanlış yatırımlar yapıyor, işler kötü gidincede hükümete sallıyor, piyasa kötü diyor. Yalancı Nankör. 50 yaşında emekli olmak istiyorlar. Nankörler. Hükümet bas bas bağırıyor; sizi emekli yaparsam emekli fonuna ödediğiniz parayı 6 yıl içinde size geri ödemiş olacağız, hayatınızın geri kalan 20-30 yılında devlet size bakmak zorunda kalacak. Devlet bu yükün altından kalkamaz diyor, adamlar halen erken emeklilik diye bağırıyor. Nankörler. Haram haramı çeker. Bunlar emekliliğide helalinden kazanmadı. Yan gelerek para ödeyerek emekli olma hakkını elde ettiler.

Bunlar şükretsin erdoğan gibi layt birisi bu ülkenin başında, biz olsaydık bunları bu ülkeden çoktan kovmuştuk. 40 yaşında 50 yaşında emekli olmak benim hakkım dediği an, o yüzsüzlere kapıyı gösterirdik. Gidin avrupaya derdik. Bakalım sizi orada 50 yaşında emekli yapacaklarmı, gidin ve görün derdik. Avrupada hiçbir insan 40 yaşında emeklilik benim hakkımdır demeyi aklına bile getrimezken, bunlar açık açık bunu söyleyebiliyor ve insanlarıda buna inandırtabiliyor. Avrupada birisi 40 yaşında emekli olmak benim hakkım dese tımarhane atılır, burada ise bu söylem alıcı buluyor. Ne hale düştük. Gerçektende utanmadan bunu talep eden insanlar var. Ne yüzsüzlük. Memurluk maaşınız 4000 TL ve bu size yetmiyormu. Gidin avrupaya ve orada 1500 euroya memurluk yapın derdik. 1000 euro kiraya ödeyin, geri kalan 500 euro ile bir ayı geçirip geçiremeyeceğinizi görün derdik. Gidin avrupaya ve sizi sülalece devlet memuru yapıyorlarmı, gidin ve görün derdik. Nankörler. Memurluğun hakkı nasıl verilirmiş, nasıl çalışılırmış gidin ve görün derdik. Nankörler. Yan gelip yatarak memurluk yapıyorlar, sonrada haktan bahsediyorlar. Nankörler. Sahillere diktiler kaçak yapıları, yaylalara ormanlara diktiler kaçak villaları, kaçırdılar vergileri, bir de bu ülkede yaşanmaz diye şikayet ediyorlar. Nankörler. Bu milletin omuzundan parayı kazan, sonrada bu mileti aşağıla. Nankörler. Devlet memuru olmak için üniversiteye gidiyorlar. Ufka bakın. Hayatların tek gayesi devlete semeri at ve rahat et. Felsefe şu; devlet memuru oluncaya kadar çok çalış, olduktan sonra rahat et. Mantığa bakarmısınız. İş hayatına atıldığın gün çalışma hayatı başlaması gerekirken bunlar için üniversiteye girdiklerinde başlıyor, üniversite bittiğinde de bitiyor. Memurluk bunlar için bir emekli hayatı. Benide al benide al benide. Olmayıncada devleti kötülüyorlar. Üniversite sonrası herkes devlet memuru olup bir emekli gibi rahat etme derdinde. Nankörler. Bilmiyorlarki devletlerin görev alanına iş vermek girmediğini. Devletlerin sorumluluk alanı sağlık, eğitim, altyapı, gümrük, enerji, iç ve dış güvenlik olduğunu, işveren olmak olmadığını bilmiyorlar. Bir ülkede ana işveren devlet olursa o devletin iflas edeceğini bilmiyorlar. Neden? Erdoğan bunları şımartıyorda, ondan. Karşılık olarak ne alıyor? Bol küfür ve hakaret. NANKÖRLER.

Taktik hep aynı. Kendi adamların ile ekonomiyi kilitle, fiyatları artır sonrası kurtarıcı olarak yine kendi adamlarını sahaya sür. Bu taktik bizim ülkede tutarmı? Tutmaz. Gezizekalılar, bu tür taktikler medyaya hakim olduğunuz ülkelerde işe yarar. Bu tür taktiklerin işe yarayabilmesi için piyasada oluşturduğunuz o negatif havayı medya üzerinden şivşirmeniz ve birilerin üzerine yıkmanız gerek. Bu durumda hükümetin. Doğan medya gurubun yok olmasıyla, ülkemizde medyanın yerlilik oranı %70' lere ulaştı. Bizde bu tuzaklar işlemez çünkü medyamız yerli. Siz piyasada negatif ortam oluştururken, yerli ve milli medya bunun bir saldırı olduğunu topluma anlatıyor. Bu tuzağın ters tepeceği dünden belliydi. Sözcü, karşı ve cumhuriyet dışında, bu enflasyonu hükümete yıkacak medyanız yok elinizde. Bunlarıda bağımsız medya olarak yutturdunuz bir tayfaya, onlardan başkada kimseyi tuzağa düşüremiyorsunuz. Düşüremediğiniz içinde milli ve yerli medya'ya kin kusuyorsunuz. O küçük beyinciklerinizle yandaş ve havuz gibi söylemler ile onları güya aşağılamaya çalışıyorsunuz. Ezikler. Gezizekalılar. Tarafsız ve bağımsızlık diye birşey yok. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini benimseyen ve savunan kişilerle birlikte olur.
Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak kadar aşağılık herifler, sizi. Birilerine bağımsız diye yutturduğunuz medya hangi değerleri savunuyor, sadece oradan onların bir şeyin yandaşı olduğunu anlarsınız. Başörtülü bayanlara yapılan saldırıları savunan aşağılık herifler, sizi. Oynadığınız taraf belli, birde tarafsızız diyorlar. Aşağılık herifler. Kaldıki batının maşası olmaktansa devletin yandaşı olmak bir şereftir. Nankörler. Şükredin erdoğan gibi layt birisi var bu ülkenin başında, onun süreci dolduğunda da hesaplaşırız sizlerle. Ne kadar vatan haini varsa, hepsini topladı ülkeye. Kendisinden sonrakiler için çok ağır bir miras bıraktı. Birde erdoğandan neden nefret ederler. Adamın 99 sülalesine sabah akşam küfrediyorsunuz, halen size dokunmuyor halen size şirin görünmeye çalışıyor. Nasıl bir iş bu, anlamadık. Sizleri bağımsız yargıya şikayet etmesinide size dokunmak olarak kabul etmiyoruz. Erdoğanın yargıçları diyorlar ama ne işse, bu hainler her defasında cüzi para cezaları ile yırtıyor. Millete devlete hakareti ve tehditleri yağdır, istediğin hainliği yap, dokunan yok. Nasıl iş bu, bizde anlamadık. Biz idam ve işkencelere maruz kaldık, bunlar takipsizlikle salıveriliyor. Nasıl iş bu? Sonrada biz diktatör onlar demokrat oluyor. Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı. Soruyorsun, erdoğana onca kin ve öfke niye, ne yaptı size diye; cevap yok. Yok çünkü. O diktatör ve faşizm kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerede uyarımız olsun, o diktatör kelimesini dilinize çok doladınız. Birşeyide dilinize çok dolarsanız o başınıza gelir. Öyle hissediyoruzki erdoğanın vakti doldu. Siz erdoğanı mumla arayacaksınız gibi geliyor bize. Şimdi; gıda üzerinden bu saldırılara karşı hükümet ne yaptı; belediyelere ve devlet kurumlarına denetleyin bunları dedi. Ne oldu? Hiçbirşey olmadı. Yarım sene hükümet bekledi ama hiçbir şey olmadı. Göstermelik cezalar. Neden birşey olmadı? Bürokrasimiz yerli değilde, ondan. Amerikan, alman ve fransız kolejleri bu topraklara girdiği gün, bürokrasimiz yerli olmaktan çıktı. Bürokrasimiz yerli olmadığı için, bir adım atılmadı. Bunu gören hükümet ne yaptı; tanzim satış noktaları kurdu. Belediye eli ile kendisi bu ürünleri satmaya karar verdi. Muhalefet ne yaptı; tabiki buna karşı geldi ve bununla dalga geçmeye başladı. Neden? Fiyat artışların arkasında muhalefet var. Ekmek fiyatları neden artmadı diye feryat eden bir kılıçdaroğlu var. Anlayın. Bunlar bu tezgahın bir parçası. Dolar 10 liraya neden çıkmadı, pkk neden bomba patlatmıyor diyen, türkiye neden ambargo uygulamıyorsunuz diye avrupayı dolaşan kişilerden bahsediyoruz. Bunlar herşey kötüye gitsin ve kendilerine malzeme doğsun istiyor. Ekonomimiz bir iran, bir mısır veya venezuelaya dönüşürse, hükümetin arkasındaki toplumsal destek son bulur ümidindeler. Hatta avrupa birliği kendilerini devlet başkanı ilan eder ümidindeler. Kendisini halkçı ve solcu gören bu tayfa, halkı kuyruklara mahkum kılan marketleri değilde ucuza satılışı eleştiriyor. Bir solcu bir devrimci olarak halkın yanında durması gerekirken büyük şirketlerin yanında yer alıyor. Chp seçim minibüsün bir tanzim satış noktasın yakınına park edip, hopörlerden domates patlıcan biber parçasını çaldığını gördünüz demi; daha söze gerek varmı? Bunların nasıl aşağılık herifler olduğunu görmeniz için Allah daha size ne yaşatması gerek? Erdoğan bizi '70 li yıllara götürdü diyorlar. Aşağılık herifler. '70 li yıllarda yokluktan ötürü kuyruk vardı, bugün ise bolluk içinde kuyruk var. 10 bin liralık bir iphone için bir gece önceden kuyruk oluşturup, 3 liraya domates almak için kuyrukta bekleyenler ile dalga geçecek kadar insanlıktan nasibini almamış aşağılık herifler sizi. Enflasyon var diyorlar. Nankörler. Oluşturdukları karteli gizlemeye çalışıyorlar. Belirli şirketlerin piyasaya hakim olması ve fiyatları birlikte belirlemesi. Dünyada var olan bir çarkı, bizde yok olduğuna inandırtmaya çalışıyorlar. Neden? Çok kötü sobelendiler. Dünyanın farklı köşelerinde bunu yapanlar bu işi çok ince ve sessiz sedasız yürütür. Birbirine rakip olarak görünen şirketlerin birlikte fiyat belirlediklerini anlamazsınız. Fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar, ruhunuz duymaz. Bizimkiler tam aptal. Millete bir operasyon çekmek istediler, fetöcü askerlerin darbe girişimi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Şimdide olay anlaşılmadan nasıl düzeltiriz peşindeler. Gezizekalılar. Bayram yok seyran yok, bir anda ve hep birlikte yüzde 800 zam koyarsanız, o birlikteliği o networku ifşa edeceğiniz çok açıktı. Gıda sektörü üzerindeki hakimiyetiniz çok fena açığa çıktı. Sobelendiniz. Nasıl bunu kamufle ederiz, bize dokunulmasına engel oluruz, gıda üzerindeki kontrolü elimizde tutmaya devam ederiz şimdi bunun derdindeler. Hedef neydi? Yolsuzluk iftiraları tutmadı, belki milletin cebine dokunursak herşeyi pahalaştırırsak bu millete diz çöktürür, devletin arkasında durmayı bıraktırırız diye düşündüler. Salaklar. Tankın önüne yatan, yokluk içinde kurtuluş mücadelesi veren bu millet bu tehdide boyun eğer bu tuzağı yutarmı? Alim olduklarını iddia eden, hani 15 temmuz gecesi atm önlerinde kuyruk oluşturan sözcü tayfası var ya, bunlar yuttu. Bal gibi yuttu. Arif olan, hani 15 temmuz gecesinde bir eli cebinde bir elinde sigara, kurşun yağdıran o savaş helikopterine parmak sallıyor, işte o çılgın türkler var ya, bunlarda yutmadı. Ülkemizde yaşayan bu iki zümre arasındaki fark; kendilerini alim zannedenlerin evine aylık ortalama 8000 TL maaş girmesine rağmen, bunlar sürekli şikayet halindeler. Çok kötüyüz, geçim derdindeyiz, batıyoruz vs. Arif olanların evine ise ortalama 1500 TL giriyor. Bunlar ne yapıyor? Bunlar Rablerine şükür ediyor. Daha kötü durumda olanlar var, devletimiz sağolsun diyor. "Alim" ile arif, nankör ile vatansever arasındaki farkı anladınızmı? Nankör olan, arif'in bu asil duruşunu görünce ne yaptı? Karnı kaşıyan, bidon kafalı, makarnacı, gerici gibi kavramlar ile o asil duruşu aşağıladı. Şaşırdıkmı? Hayır. Kötü kötülüğünü yapacak, çirkefleşecek, hainlik edecek, nankör ve yüzsüz olacak, yalan ve iftiralar atacak, ağızından salyaları dökülürcesine kinini dışa vuracak. İyide iyiliğini yapacak. İyiki varsın anadolu! Sizin bu asil duruşunuz herşeye yetiyor. Sizin irfanınıza hayranım. Kendini alim zannedenler yüz yıl öncesi olduğu gibi, bu yüzyılda düşmanla iş tutuyor. İş yine sizin başınıza kaldı. Gazi mustafa dün size sığınmış, kurtuluş mücadelesini anadoludan başlatmıştı, eminim bu yüzyılda batılı yok etmek size nasip olacak. Kılıcınız keskin yolunuz açık, yardımcınız Allah olsun.

Bu arada, bugünler suriyelilere bunların burada
ne işi var diyenler, neden toprakları uğruna savaşmıyor diyenler, daha dün kendileri savaştan kaçtı. Nankörler. Kendileri birer savaş kaçağı, birer muhacir, utanmadan başkalarına laf çakıyorlar. Utanmazlar. Balkanlardan kafkaslardan neden kaçtınız? Yüz yıllardır evim dediğiniz o topraklar uğruna savaşsaydınız ya. Bir de suriyelilere laf atıyorlar. Utanmazlar. Müslümanların içine fitne sokan münafıklar, sizi. Müslümanlarada bir kaç sözümüz; ey Müslüman kardeşim, İslam dini göç üzerine kurulmuş bir dindir. Göç etmek İslamın ve insanlığın yeryüzüne yayılımının temelini oluşturur. Göç edenleri aşağılamak kendi inancını ve kendi varlığını inkar etmektir. Bu tuzağa düşmeyin. İnsanlığın birinci babası adem as, gökten yeryüzüne göç etti. İnsanlığın ikinci babası nuh as, gemisiyle bir yerden farklı bir yere göç etti. Alemlere rahmet olarak indirilen peygamberimiz sav, mekkeden medine'ye göç etti. Musa as keza israiloğullarını aldı ve mısırdan farklı bir diyara göç etti. Zulümden kaçan bir müslümanı o zalimlerin eline teslim etmeye çalışmak, medineye hicret eden peygamberimizi, onu öldürmek isteyenlerin eline teslim etmek anlamına gelir. Siz müslümansınız, ezanla peygamberimizle dalga geçenler ile niye aynı safta yer alıyorsunuz? Bu aşağılık herifler, yüz yıl öncesinin amerikasında zenciler asılırken alkışlıyordu. 80 yıl öncesinin almanyasında yahudiler işkence kamplarına götürülürken yahudilerin yüzlerine tükürüyordu. Her yüzyıl, dünyanın bir noktasında birileri zulüm yapıyor birileride alkış tutuyordu. Bugünlerde siz maşallah o alkış tutanlarla haşır neşir oldunuz. Onlara uyup suriyeli kardeşlerimize laf çakıyorsunuz. Bunun aması maması yok. Müslüman Müslümanın kardeşidir, NOKTA. Siz öz kardeşinizi zalimin eline teslim edermisiniz? O zaman Müslüman kardeşinizide teslim etmeyeceksiniz. Hocam ama, çok kötü işler yapanlar var. Milyonların arasında elbette çürükler çıkacak. İmtihan edilmek kolaymı sandınız. Elbette kötüler çıkacakki siz imtihan edileceksiniz. Ne hale geldik. Bu fitnecilerin ataları katliamdan tecavüzden işkenceden kaçtı, bugün kaçanlara laf atıyorlar. Nankörler. Anadolu size kucak açtı, bir de anadolu insanını denize dökmekle tehdit ediyorlar. Hainler. Besle kargayı oysun gözünü. Bu topraklar uğruna bir damla kan dökmüş değiller, bu topraklara zerre kadar hayırları yok ama bir bakıyorsunuz, bu topraklar kendilerine aitmiş gibi davranıyorlar. Nasıl işse bu. Kanı döken biz, şehit veren biz, teknolojiyi geliştiren biz, taş üstüne taş koyan biz, malın sahibi ama onlar oluyor. Gidin arabistana diyorlar, gerici diye aşağılıyorlar. Teşekkürler erdoğan. Sana çok büyük bir tuzak kurdular, sende yuttun. Sana sabah akşam diktatör dediler, sende bu algıyı yıkmak için her türlü ihanete göz yumdun. Bir algı operasyonu ile ülkemizi vahşi batıya dönüştürdüler. Bu tuzağa düşmemen gerekirdi. Birde utanmadan sana diktatör diyorlar. YÜZSÜZLER. Bugün, 28 şubattan daha büyük zulüm var diyorlar. Haklılar. 28 şubatta sadece namaz kılan ve başörtüsü takan hedefteydi, bugün ise devletin kendisi hedefte. Demokrasi yok diyorlar. Haklılar. Demokrasi yok, demokrasi ötesi anarşi var. Bizde bir tayfaya istediği hakareti ve ihaneti yapma özgürlüğü var. Bunlar sabah akşam şükretsinler erdoğan gibi layt bir lider bu ülkenin başında. Az kaldı ama merak etmeyin, erdoğandan sonra Allahın size çok güzel bir süprizi var. Bekleyin ve görün. Şu kesin ama, Allahın azabı çok çetin olacak. Çok ama çok azdınız. Yeter artık. Erdoğan sizden hesap soracak gibi gözükmüyor, erdoğan altında siz daha çok azıyor daha çok güçleniyorsunuz. Yeter artık. Askerimize kurşun sıkan teröristlerin cenazesinin törenle kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda özerklik ilan edenlere destek bildirisi yayınlayan bir akademisyen camiasının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Savaşa giden askerlerine moral verme yerine savaş bir hastalıktır bir insanlık suçudur bildirisini yayınlayan meslek odaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. İstihbaratın gizli operasyonlarını gazetelerde ifşa etmeyi, yaşadığı ülkesini dünya' ya teröre destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan medya organların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Yaşadıkları toplumun dini ve kültürel değerlerine aykırı olmayı bir maharet zanneden aydın ve sanatçılara sahip bir ülkede yaşıyoruz. Darbecilerin hapse atılmasını protesto etmek için ankaradan istanbula kadar yürüyüş yapan bir muhalefet parti liderin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Birine küfretmeyi bir hak olarak görenlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. Devletin davetine icap edenlerin hain ilan edildiği, devlete söven devlete hainlik edenlerin kahraman gösterildiği bir ülkede yaşıyoruz. "Vatanım sensin" gibi, devlete ihaneti romantik gösteren dizilerin yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz. Özerklik isteyen, şehirlerimizde bağımsızlık ilan eden belediyelere neden kayyum atandı, onlar yasal ve meşru bir partidir diyerek özerkliği savunanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sanatçısından aydınına, akademisyenden medyasına, sivil toplum örgütlerinden siyasetçisine kadar, bir zümre tüm gücüyle türkiye aleyhine çalışıyor, bunlara dokunanda yok. Neden? Uyanıklar, önlemlerini aldılar. Diktatör kelimesini yaydılar. Bunlara dokunduğunuzda, söylem hazır; erdoğan muhalefeti tasfiye ediyor, diyecekler. Öyle bir algı oluşturdularki, sanki erdoğan diktatör. Erdoğanda o diktatör söylemini haksız çıkarmak için, bunlara istediklerini yapma izni veriyor.

Algı nedir? Kelimeler ile olmayan şeyleri var gibi göstermek. İnsanlara, kelimeler ile var olmayan bir dünya var ediyorsunuz. Gerçek dünyadan kopuk paralel bir dünya var ediyorsunuz ve gerçek dünyanın o olduğuna inandırtıyorsunuz. Sözcü ve karşı gibi gazeteler her gün belirli kelimeleri tekrarlayarak bu insanlara gerçeği yansıtmayan bir türkiye profili çiziyor. Bittik gittik, suriyelilerin istilasını uğradık, iltica geldi vs vs. Bu insanlarda gerçek türkiyenin bu olduğuna inanıyor. O paralel dünyadan uyanmamaları, gerçekleri görmemeleri içinde diğer haber kaynaklarını kötülüyorlar. Havuz ve yandaş gibi kavramlar boşuna değil yani. Hepsi kendi tabanlarına kurulan bu tuzağın bir parçası. Kendi tabanlarına sanal bir dünya kuruyorlar, uyanmamaları içinde gerçek dünya ile temas içinde olmalarına izin vermiyorlar. Kendileri dışında herkes kötü. Sözcü tayfasıda bunu bal gibi yutuyor. Peygamberimizin karikatürünü yayınlayacak bir medya organın okurların zekası bu kadar olur zaten. Allah onlarda hayr görmemişki, akıl versin. Siz pkk'lılara savaş açtığınızda, ne dedi bunlar; pkk'lı teröristleri davul zurna ile karşılayan siz değilmisiniz dediler. Algı böyle birşey işte, algı sizi gerçeklerden koparır, sizleri tezat söylemlere iter. Örneğin; vakti gelir size "özgür medya" diye bağıttırır, vakti gelir yandaş ve havuz gibi kavramlar ile medyayı aşağılamanızı sağlar. Bir yandan medya susturulmaz diye bağırıyorlar, başka bir gün ise yandaş ve havuz medyasını yok edeceğiz diyorlar. Örneğin; barış denendiğinde neden silahla yok etmiyorsun dediler, silahla yok etmeye kalkıştığın zamanda savaş insanlık suçudur, masada herşey hallolur dediler. Masaya oturuyoruz hain ilan ediliyoruz, savaş açıyoruz insanlık suçu işlemekle itham ediliyoruz. İşte bu insanlar böylesine gerçeklerden kopuk, paralel bir dünyada yaşıyor. Bunun İslamda karşılığı ne? Deccaliyet. Deccaliyet budur; iyiyi size kötü, kötüyüde iyi gibi gösterir. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalısınız? Kişinin sözleri eylemleri ile örtüşüyormu ona bakınız. Örneğin; amerika birleşik devletleri ağzından demokrasi ve özgürlüğü hiç düşürmez, eylemlerine baktığınız zaman ama tam tersi görürsünüz. Dünya'a terör ihraç eden, zorbalık yapan bir devlet görürsünüz. Örneğin; hdp siyasetçilerin ağzından sürekli barış ve demokrasi kelimeleri çıkar. Her bir kaç kelimenin biri mutlaka bu olur. Neden? İnsanların hafızasında en çok tekrarlanan kelime kalır. Bunlar barış ve demokrasi kelimelerini sürekli tekrarlayarak, barış ve demokrasi kelimelerin kendileri ile özleşsin isterler. Barış denildiğinde ilk akla onlar gelsin isterler. Bu bir algı stratejisidir. Eylemlerine ama baktığınızda eylemlerinde zerre kadar barış görmezsiniz. Deccaliyet budur işte. Size cenneti vaat ederler, vaat ettikleri şey ama aslen kan ve zulümdür. Örneğin; ittihati terakki. Sultanı devirmek için millete barıştan, kalkınmadan bahsettiler. Gelişmişlik ve refahtan bahsettiler. Öyle süslü ve güzel kelimeler kullandılarki milli şairimiz bile kandı ve padişaha karşı saf aldı. Padişah devrildi ve ittihai terakki başa geldi, sonrası ne oldu? Refah ve huzur, kalkınmamı geldi? Hayır, savaşlar, kan zulüm ve yüz yıllık sefalet. Kelimeler ile insanlara cenneti vaat etmek, yani huzur barış ve kalkınmayı vaat etmeye deccaliyet denilir. Örneğin; son beş yıl içinde sokak darbesi (gezi), yargı darbesi (17-25 aralık), askeri darbe (15 temmuz), ekonomik darbe (döviz, gıda), şehirlerin işgali (hendek operasyonları) yaşanmış, sınırlarımıza 20 bin tır ağır silah indirilmiş 40 bin terörist silahlandırılmış, yabancı yayın organ ve diplomatların kullandığı bazı fotoğraflarda ülkemizin haritası bölünmüş gösteriliyor, daha yüz yıl öncesi sevr antlaşması önümüze koyulmuş, halen beka sorunumuz yok diyorlar yani kötüyü iyi gösteriyorlar. Deccaliyet bu. Rabbim bu aziz millete yardım etsin.

Sadece sur'da 75 polis ve askerimiz şehit oldu. O hendek operasyonlarında toplam 700 üzerinde şehitimiz ve 2 bin üzerinde gazimiz oldu, onların ailelerini değilde özerklik isteyenleri hapishanelerde ziyaret eden, şeytanlar sizi. Kim bunlar; chp' nin başını çektiği çete. Şehirlerimizde bağımsızlık ilan edenlere her ortamda destek mesajı verip sonrada utanmadan vatanın birlik ve beraberliğin garantisi biziz diyen şeytanlar sizi.  


Okurlarımıza tavsiyemiz; safhınızı belirleyin. Bu iş daha fazla böyle yürümez. Bu topraklar daha fazla hainliği nankörlüğü kaldıramaz. Dünyanın ordularını sınırlarımıza yığmışlar. Biz sınırlarımıza odaklanmamız gerekirken, içimizdeki hainler ile uğraşıyoruz. Tüm dünya üçüncü dünya savaşına hazırlık yapıyor, bu hainler bizleri meyve sebze ile uğraştırıyor. Yeter artık. Hak ve batılın ayrışma vakti geldi. Ya nankörler ya arifler, birisi bu ülkeden yok olup gidecek. Kimden yanasınız? Sabah akşam devlet batıyor çok kötüyüz diyen nankörlerdenmi olacaksınız, yoksa gün, devletin yanında olma günü deyip çevrenize sürekli pozitif mesajlarmı vereceksiniz. Bir yanda öz yönetim isteyen ve bu ülkede 40 yıldır terör estiren hdp, ona dokunulmasına engel olmak için onu himayesi altına alan chp, bunların akıl babası ve fetöcülerin bizzat kurduğu ip ve imanlarını pazara çıkarmış saadetçiler, diğer tarafta mhp ve ak parti. Bir tarafta küresel güçler diğer tarafta yerliler. Herşey apaçık ortada. Kimler kiminle nakış tuttuğu apaçık ortada. Gizli saklı birşey kalmadı. Bilmiyordum, görmedim ve duymadım deme şansınız yok. Ortaya, tarafsızlığa oynamayın. Bu taraflardan birisi bu topraklardan yok olup gidecek. Hangi taraftasınız?


Allah'ın onlara kurduğu tuzak; suni fiyat artışları ile hükümeti kötü duruma düşürmek isterken, hükümeti kahraman konumuna soktular. Gezizekalılar! Marketler soyguncu, devlet babada robin hood oldu.
Devlet baba milletine sahip çıkıyor, marketler ve arkasındaki küresel güçte soyuyor izlenimi doğdu. Gezizekalılar. Seçim meydanlarında erdoğana malzeme verdiler. Şimdi erdoğan bu konuyu sabah akşam işler. Tuzak ters tepti. Bilhassa ekonominizi batırırız tehditlerini açık dille twitter üzerinden atarsan (trump), bu tuzakların bu aziz millette ters tepeceği çok belliydi. Şimdi ne yapacaklar? Tanzim satış noktalarını bunlar beklemiyordu. İlk önce bununla dalga geçmeye, bunu değersizleştirmeye çalışacaklar. Kuyruklara soktunuz milleti diyecekler, hükümet manavcılığa soyundu deyip aşağılamaya çalışacaklar, doğal çark bozulursa bu daha büyük felakete yol açar diyecekler vs. Bu da işe yaramazsa, marketlerde fiyatları indirecekler. Altı aydır olmayan, sanki bir merkezden bir tuşa basılmışcasına anında iniverecek. Kilosu 13 liraya satılan bir ürün bir anda 2 liraya iniverecek. Demek 2 lirayada satmak maliyeti kaldırabiliyor ve size kazanç sağlayabiliyormuş. Hainler. Erdoğanı kötü göstermek için fiyatları artırdılar, neden indirecekler? Erdoğanın kahraman görünmesine izin veremezler. Bu tuzak erdoğana kuruldu. Erdoğan ülkeyi sefilliğe yoksulluğa götürüyor, hayat yaşanılamaz hale geldi denilsin için bu tuzak kuruldu, erdoğanın bir robin hood gibi sahneye çıkması için değil. Bir müddet sonrada herşeyi erdoğan tezgahladı yalanına sarılırlarsa şaşmayın. Bunlar yalan ve iftira atmadan duramaz. Piyasadaki ürünleri pahalaştıran erdoğan, marketlere talimat erdoğandan gitti, kendi malını ucuza satmak, seçim öncesi millete şirin görünmek için marketlere tuzak kurdu iftirasını atarlarsa buna şaşırmayın. Bu kadar olmaz demeyin, bu iftiranın daha büyüğünü 15 temmuz sonrası attılar. Demedilermi erdoğan bunu tezgahladı, erdoğan subaylara tuzak kurdu!!! Darbeye katılan 15 bin subay ve sokağa inen milyonlarca insan ile erdoğan bir toplantı yapmış, erdoğan herkese saniye saniye rolünü tayin etmiş, bazılarına sen katil olacaksın bazılarına sen şehit olacaksın bazılarınada siz vatan haini olacaksınız demiş, sonrası bunlar dağılmış ve gün geldiğinde herkes rolünü oynamış. Kontrollü darbe dediğiniz bu. Tüm aktörlerin baştan bir araya gelmesi ve bir koordinasyon içinde bu işi yürütmesi. Bunuda o "alim" tayfasına yutturdular. Bunlarda yüz yok. Bunlar öldürür, sonrası cenazede en çok göz yaşını döker. Örneğin; A101, Şok, BİM vs. Hem yüzde 500 zam koyuyorlar hem "topyekün enflasyonla mücadele" afişlerini asıyorlar. Şu yüzsüzlüğe şu şeytanlığa bakarmısınız. İlk önce soruna sebep oluyorlar, sonrası sorunu giderecek kahramanlar olarak kendilerini gösteriyorlar. Bunlar şükretsinler erdoğan gibi layt birisi hükümetin başında, bizler olsaydık bunun hesabını bunlardan çok farklı sorardık. Erdoğanada tavsiyemiz; gıda stratejik bir ürün, bu olaydan dersinizi çıkarın ve marketleri, tedarik zincilerini yerlileştirin.



subliminal mesajlar



subliminal mesajlar;

insan beyni üst beyin ve alt beyinden oluşur. üst beyin, bilgisayarın hafızası gibi verileri depolar ve istediğiniz an, bu verilere ulaşmanızı sağlar. üst beynin kendisine ait bir kimliği bulunmaz. göz ve kulak gibi veri aktarma noktalarından verileri alır ve depolar (hatıra). odaklanmak istediğiniz zamanda bir akü gibi, ihtiyaç duyduğunuz enerjiyi hizmetinize sunar. üst beynin, akü hizmeti ve veri depolaması ötesi bir görevi bulunmaz. benliğinizin olduğu nokta ise alt beyindir. bu noktaya nefis deriz. burası, üst beyin gibi veri içermez, yazılımla çalışır; "güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, güneşi takip ettiğinde aya, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve onu yapıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir." (Şems Süresi; 1-10). üst beyin hafızaların depolandığı ve akünün bulunduğu nokta, alt beyinde benliğin bulunduğu nokta. üst beyin hafıza depolama noktası, alt beyinde bedenin çalışma ayarlarını belirleyen yazılımın bulunduğu nokta. örneğin; bedenin kavga et- kaç tepkisi. ilkesel tepki olarak adlandırdığımız tüm beden fonksiyonları bu yazılım sayesinde çalışır. üst beyin tertemiz hafıza ile gelir, alt beyine ise Allah doğum öncesi bir yükleme yapar. o noktaya ilkel davranış bilgileri, doğru ve yanlışları yükler, sonrası yürü kulum der. bu yüklemeye İslam dininde ilham denilir. yani Allah bir bilgisayar üreticisi gibi, tertemiz hafıza ve bir işletim sistemi ile insanı yeryüzüne salar. yazılım nasıl hareket etmenizi belirler, hafızada öğrenmenizi ve sürekli gelişmenizi sağlar.

subliminal mesajların üst ve alt beyine etkisi varmı?

subliminal mesajlar üst beyni etkilemez, çünkü üst beynin bir iradesi bir benliği bulunmaz. bilgisayar hafızası ne ise üst beyinde o. üst beyin sadece kendisine yüklenen verileri depolar. bu verileride o veriler algılayabileceği boyutta ise depolar. boyut ötesini ne görür ne de işitir. buna İslam dininde perdeleme denir. İnsan, belirli frekans aralıklarını görür ve işitir, ötesini değil. örneğin; insan beyni saniyede 24 kare algılayacak nitelikte ise, 25. kareyi algılayamaz. 25. kareyi oluşturduğunuz an boyut ötesine geçmiş olursunuz. boyut ötesinede gayp denilir. üst beyin subliminal mesajlardan etkilenmez çünkü, bir; etkilenecek bir iradeye sahip değil ve iki; subliminal mesajları yakalama şansı yok. kayıt etme, depolama şansı yok. köpek düdükleri gibi, subliminal mesajlar üst beynin algılayabileceği frekansta değil. alt beyine gelirsek; alt beyinde subliminal mesajlardan etiklenmez, çünkü görmedi ve işitmedi. alt beyin yani bilinç, birşeyi duyu organları ile algılıyorsa etkilenir, algılamıyorsa etkilenmez. subliminal mesajlar insan beynini etkilemez, neden; çünkü algılayabileceği boyutta değil. o yüzden subliminal kelimesi kullanılır, bu kavramla bilincin farkında olmadan bir işin gerçekleştiği ima edilir. özetlersek: üst beyin etkilenmez çünkü üst beynin benliği bulunmaz, alt beyinde etkilenmez çünkü görmüyor ve işitmiyor.


subliminal mesajlar yokmu o zaman? var.
biz etkilenmiyorsak, kimi hedefler? şeytanları

bunu açalım;

ataların işlediği günahlar, atalarda saklı kalmaz, o günahın etkileri çocuk ve torunlarada yansır. örneğin; birisinin atası eğer eşcinsel bir ilişkiye girdiyse, o günahtan sorumlu şeytanlar sadece o kişinin üzerine çökmekle kalmaz, çocuk ve torunlarınada bulaşır. o torun, atasından bulaşan bu sapkınlıktan habersiz hayatını yaşar ve yaşantısında, izlediği dizi veya filmlerde eşcinsellikle ilgili subliminal mesajlara maruz kaldıkça, o sapkınlıkla ilgili şeytanlar bedeninde uyanır ve kendisine vesvese vermeye başlar. hiç yoktan o dürtüler uyanır ve kişi merak eder, bu da nereden çıktı diye. zaman geçtikçe dürtüler çoğalır, o kötü düşünceleri aklından bir türlü gideremez hale gelir. her saat içinde her ortamda o kötü düşünceler aklına düşer. buna ne kadar dirensede, zaman dilimi içinde bu duygulara yenik düşer ve nefsine yani alt beyine bunu kabullendirir. üst beyine düşen seslerin (vesvese) kendisine ait olduğunu, Allahın kendisini bu şekilde yarattığını kendi nefsine inandırtır. kilit nokta inanmak. inanmak ne yapar? inanmak nefsin kilididir. inandığınızda, inandığınız şey nefse yazılır. Allahın yüklediği yazılıma benzer, inandığınız herşey bir yazılım şeklinde nefse yüklenir. bu yeni yükleme Allahın yüklediği değerler ile örtüşmüyorsa Allahın yüklediği veriler silinir, yeni bir kimlikli kişi ortaya çıkar. bu örnekte eşcinsel kimliği. bu kimlik alt beyine yüklendiğinde, bedenin geri kalanıda bu yazılıma göre çalışır. bedenin hareket etme şekli, duygular herşey yeni kimliğe göre değişir. 

inancınız

neye inanıyorsanız, o inanç alt beyine yüklenir. inancınız eğer Allahın anadan doğma yüklemesi ile örtüşüyorsa, ne mutlu size. benliğiniz her yükleme ile olgunlaşır ve daha güzel bir hal alır. Allahın size yüklediği temel değerleri alır, onu kocaman bir çınara dönüştürür, nice nefislerin bundan nemalanmasını sağlarsınız. eğer ama inançlarınız Allahın size yüklediği değerler ile örtüşmüyorsa, insanlığınızdan çıkar, farklı bir türe dönüşürsünüz!

vesvese nasıl çalışır

vesvese kalpte gerçekleşir, yankılandığı nokta beyin olur. mikrofon kalp, hoparlör ise üst beyin. kilit nokta kalbiniz. kalbe, inen sesler rahmani olduğunda buna ilham denilir, şeytani olduğunda vesvese. vesvese ve ilham aynı noktaya iner, kalbe. yankısı ise beyinde gerçekleşir. bunada düşünce denilir. bir düşüncenin bize ait olduğunu nasıl anlarız? odaklanmak. odaklandığınızda düşünce size ait (alt beyin), odaklanma dışında gerçekleşen düşüncelerde ya ilhamdır ya da vesevese. birisi rahmani diğeri şeytani. odaklandığınız an alt beyin ile üst beyine kocaman bir enerji basıncı uyguluyor, üst beyini yüzde yüz kendi kontrolünüze alıyorsunuz. bu kontrol varken, ne ilham ne de vesvese üst beyinde yankılanır. vesvese ve ilham, boşta olduğunuzda, yani odaklanmadığınız an gerçekleşir.

subliminal mesajlar kötülük aşılamaz, kötülüğü uyarır

verdiğimiz eşcinsel örneğinde, subliminal mesajlar ne yapmış oldu; atanın işlediği bir günahı çocuk veya torunda uyandırdı. subliminal mesajlar işte bunu yapar, subliminal mesajlar size kötülük yüklemez, sizde var olan kötülüğü açığa çıkarır. bunu açalım; kötülük yayılabilmesi için görünmesi ve işitilmesi gerek. k
ötülük gözden ve kulaktan beslenir. görür ve duyarsa, içimizdeki kötülük uyanır. muhafazakar ve mahallelerin henüz kötüleşmediği ortamı düşünün şimdi, örneğin '60 yıllar. böyle bir ortamda insanın içindeki kötülüğü nasıl uyarırsınız? herkesin evinde var olan tv'leri bir truva atı gibi kullanarak. subliminal mesajlar günümüzün çağı için değil, internetin olmadığı, mahallelerin henüz kötüleşmediği dönemler için icat edildi. bir üst akıl kötülüğü yaymak istedi, bunu nasıl yapabilirim dedi ve en uygun yol olarak tv gördü. bir; anlamanız gereken ilk husus, subliminal mesajlar günümüzün çağı için değil 50 yıl öncesinin şartları için icat edildi. günümüzde subliminal mesajlar gereksiz çünkü, kötülük her yerde. günümüzde subliminal mesajların ötesinde, beyni tv veya bilgisayar üzerinden nasıl kontrol edebiliriz bunun üzerinde çalışıyorlar. yani subliminal mesajların modası geçti. iki; kötülük gözle görürse kulakla işitirse uyanır. eskiden insanlar kötülüğü gizli saklı yapıyordu, ulu ortam değil. eskiden muhafazakar ve geleneklerimize bağlı bir çevrenin içinde yaşıyorduk. bu yaşantıda içimizdeki kötülüğün açığa çıkmasına mani oluyordu. subliminal mesajları böylesine şartlar için icat edildi. o korunaklı mahallenizde içinizdeki kötülüğü uyarmak için icat edildi. siz, o 25. kareyi görmeseniz ve duymasanız bile içinizdeki kötü görüyor ve işitiyordu. sonuç; sizin haberiniz olmadan sizde sapkın duygular uyanmaya başlıyor. ailenizin diğer fertleri namaz niyaz ile meşgulken, siz; içinizde uyanan o kötü dürtüler ile mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz. çözüm; atalardan size seriyat eden günahların kefareti niyetine 40 gün arka arkaya oruç tutun. bu içinizdeki şeytanı öldürür. 40 gün içinde o kötü dürtülerden Allahın izniyle kurtulursunuz.

subliminal mesajlar size değil, içinizdeki şeytana hitap eder

subliminal mesaj, ismi üzerine boyut ötesi. boyut ötesi olanda sizi etkilemez, boyut ötesi işitebilen görebilen kim varsa onu etkiler. varmı böyle bir varlık? evet, var. içimizdeki şeytanlar. subliminal mesajların hedefi insanın kendisi değil, insanın içindeki o kötülük. subliminal mesajlar, içimizdeki kötülükle iletişime geçme, ona bir mesaj gönderme, onu uyarmaya yönelik bir tezgah. subliminal mesajları işletenler ancak şu ufak detayı hesaplayamadılar; her şeytan farklı bir frekansta cirit atar. yani her günahın şeytanı farklı. bunu açalım; subliminal mesajlar hangi günahı içeriyorsa, kişinin bedeninde o günahtan halihazırda bir şeytan varsa o subliminal mesaj hedefine ulaşır. yani, bir subliminal mesajın sizde etki üretmesi için bedeninizde bir şeytanın var olması yetmiyor, subliminal mesajın içerdiği günahtan bir şeytan olması gerek. aksi takdirde o mesajı bedeninizdeki diğer şeytanlar algılayamaz. subliminal mesajları bir anahtar gibi düşünün, o anahtarın yuvası sizde varsa etkilenirsiniz, yoksa değil. örneğin; haramla ilgili subliminal mesajlar haramla ilgili şeytanlara hitap eder, sapkınlıkla ilgili mesajlar sapkınlıkla ilgili şeytanlara, zina ile ilgili mesajlarda zina ile ilgili şeytanlara. örneğin; bedeninizde sapkınlıkla ilgili şeytanlar yoksa, sapkınlıkla ilgili subliminal mesajlar sizi etkilemez. subliminal mesaj ne tür kötülük içeriyor, o kötülük geçmişinizde varmı, yokmu buna bakınız. varsa, subliminal mesajdan etkilenirsiniz, yoksa subliminal mesajlardan korkmanıza gerek yok. var olduğunu nasıl anlarız?
hangi günaha yönelik dürtüler uyanıyor sizde buna bakın. demek atalardan o günah size bulaştı. siz sadece o günahla ilgili subliminal mesajlardan etkilenirsiniz, başkalarından değil.

bu yazdıklarım olayın teorik boyutu, pratiğe gelirsek

değerli dostlar, günümüzde subliminal mesajlara ihtiyaç kalmadı. kötülük evlere ve mahallelere henüz sinmediği dönemlerde ihtiyaç vardı. günümüzde ise kötülük her yerde. örneğin; çocuğunuz tv üzerinden verilmeye çalışılan kötülükten çok daha fazlasını okula gidip gelme sürecinde alıp geliyor. evden dışa adım attığı an, arkadaş çevresinden sokakta gördüğü şeylere kadar, herşey onun içindeki kötülüğü uyandırmak için yetip artıyor. subliminal mesajlar belki '60 larda işe yaradı, kötülüğün henüz mahallere sinmediği dönemlerde, günümüzde ama gereksiz. eğer kötülüğün çocuklarınıza sinmesinden korkuyorsanız, korkmanız gereken en son nokta subliminal mesajlar. subliminal mesajlar gizli yapılır. kötülük açığa çıkmışken gizlinin peşinde koşmak anlamsız. örneğin; reklamlarda hep batı kültürünü andıran aktörler kullanılır. anadolu insanı kullanıldığında gevzek, şapşal rolünde olur. bu insanlar her gün sizle, gözle görünür boyutta dalga geçiyor, halen gizlinin peşinde koşmanın ne anlamı var?
örneğin; "vatanım sensin" gibi diziler ile vatana ihanet açık, açık teşvik edilir. bu insanlar gözle görünür boyutta bu topraklara ihaneti teşvik ederken, halen gizlinin peşinde koşmanın ne anlamı var? örneğin; 20 yıl öncesi dizilerde her karakterin bir sevgilisi vardı, senaryoya bu kadarını koymaya cüret ediyorlardı, şimdi ise sevişme sahnelerini koyuyorlar. yani buna alıştırdılar bizi. Elli yıl öncesi kötülük açığa çıkmaktan korkuyordu, herkes yapacağını gizli saklı yapıyordu. günümüzde ise utanma, haya ve edep, ahlak diye birşey kalmadı. herkes yapacağını açık açık yapıyor. o yüzden günümüzde subliminal mesajların peşinde koşmanın hiçbir anlamı kalmadı. örneğin; dizi ve filmlerde kadınlar olgun ve akıllı gösterilir, erkekler ise sorumsuz. açık açık ata- erkek kültüründen ata-kadın kültürüne geçiş yapıyorlar. örneğin; dizi ve filmlerde isyancıları kahramanlaştırırlar. hükümete, devletine karşı gelen bir birey hakkı savunan bir kahraman gibi gösterilir. devlete karşı gelmeye teşvik edilir. lifetime ve tlc gibi kanallar neredeyse her programda bir eşcinsele yer verir. eşcinselliği günlük hayatımızın içine sokarlar. örneğin; esrarengiz kasaba, star kötülere karşı, kral şakir, uncle grandpa, unikitty, adventure time gibi çizgi dizilerde her türlü mesaj açık açık verilir. örneğin; her akşam izlediğiniz popstar ve survivor gibi programlar bu milletin mayasına ters. ters olmasına rağmen her gün size seyrettiyorlar, sizde zevkle seyrediyorsunuz. şimdi, size bir soru; bu kadar açık değerlerimize saldırı varken, gizli mesajların peşinde koşmanın ne anlamı var? siz gizlinin peşinde koşarken, onlar açık açık her türlü numarayı bu millete çekiyor. siz 25. kareye odaklanırken, onlar 21, 22,15, 7. karede, gözle görünür karelerde yapmak istediklerini yapıyor. gizlinin peşinde koşmaktan, açıktan yapılanları kaçırıyorsunuz. size sağdan gösteriyorlar, soldan işi götürüyorlar. bu tuzaklar genç nesillerimize kurulurken devlet baba nerede; maalesef her zamanki gibi, uyuyor!!!

sanat dünyasına dokunma vakti geldi, geçti bile

adamlar müthiş örgütlenmiş. bir merkezden tuşa basılıyor, bir bakıyorsunuz dünyanın her yerinde benzer format üzerinden diziler ve reklamlar yazılıp çiziliyor. sanat dünyasına dokunmayın diyenler, buna zaten dokunmuş sahiplenmiş ve kendi istekleri doğrultusunda işletiyor. hükümet ne yapmalı; her yere el atmalı. diziler ve reklamlar devlet onayı olmadan asla yayınlanmamalı. senaryo okunmadan tv'de hiçbir şey yayınlanmamalı. amerikada nasıl senaryolar önden okunuyor, bir çekuptan geçiyorsa burada da öyle olmalı. ideal olanı, herkesi kendi haline bırakmak. birileri ama okyanus ötesi geliyor ve senin sanatına sahipleniyor ve kendi senaryolarını bu millete empoze ediyorsa, o zaman kimse kusura bakmasın, müdahale edeceksiniz. kendi halinde olsaydı, kendi dinamiklerinden beslenseydi, sizinde buna dokunma ihtiyacınız olmazdı. onlar ama okyanus ötesinden geliyor ve sanat camianıza sahipleniyor ve kendi istekleri doğrultusunda senaryolar yazdırıyorlarsa ve bu senaryolar bu toprakların değerlerini çürütme amacı içeriyorsa, o zaman bu topraklara ait bireyler olarak buna kayıtsız kalamazsınız. kötülüğün karşısında her zaman bir iyi olmak zorunda. onlar bozmak için uğraşacak, siz nesilleri korumak için uğraşacaksınız. özetlersek; piyasa kendi halinde olmuş olsaydı, kendi haline bırakabilirdin belki. durum ama bundan ibaret değil; küreselciler dediğimiz bir zihniyet sistemi ele geçirmiş ve nesilleri kendi görüşleri doğrultusunda formatlıyor. biz müslümanız ve geleneklerine bağlı bir milletiz. new yorkun sapkın köşelerinde ortaya çıkan bir yaşantıyı birileri bu topraklara taşımak istiyorsa, ev sahibi buna dur demek zorunda. her topluluk kendi nesillerini kendi değerleri ile yetiştirme hakkına sahip. bizde bunu yapmak zorundayız. sanat camiasını bu sapıkların eline bırakamayız.