• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...        



Haftanın Yazısı: Cehennem nedir nerede ve nasıl görünüyor? Bu konuya levh-i mahfuzla ilgili yazımızda kısaca değinmiştik, fakat konu cehennem olduğu için kendi başlığı altında bir yazı hakettiğini düşündük. Önceden konuyla ilgili kısa bilgi alanlar için bu güzel bir tekrar, önceden okumamış olan okurlarımız içinde aydınlatıcı bir yazı olur inşallah. Şimdi; merak ediyorsunuzdur bu tür bilgilere nasıl ulaştığımızı, emin olabilirsiniz bize gayptan bilgi üfleyen varlıklar yok, tek özelliğimiz iyi bir gözlemci olmamız. İçinde yaşadığımız düzenin, kendi bedenimizin, kullandığımız teknolojilerin öylesine yaratılmadığını, bunun altında çok daha farklı nedenler olması gerektiğine inanıyoruz ve o doğrultuda kendimizi ve hayatımızı gözlemliyoruz. Tüm sırrımız bu, ve tabiki hekim olarak pozitif bilimlere vakıf olmamız ve Kur'an-ı Kerimi yıllarca anladığımız bir dilde (türkçe meali) okumamız bu araştırmalarımızı mümkün kıldı. Size sunduğumuz bu bilgilerin altında merak ve bol emek dışında bir sır yok. Örneğin cehennemle ilgili bu bilgilere nasıl ulaştık; levh-i mahfuzun kalbimiz olduğu, nefsimizin sinir sistemi olduğu, büyük beyninse arşı andırdığını daha önce tespit etmiştik, buradan yola çıkarak, ahiret hayatındaki mekanlarla bedenimizdeki parçalar arasındaki bezerlik bunlarla kısıtlı olmaması gerektiğini düşündük ve hekimlik bilgilerimizden de yararlanarak bedenimizdeki diğer bölgeleri araştırmaya koyulduk ve bak görki, bedenimiz tamamıyla ahiret hayatı doğrultusunda yaratılmış. Size veda etmeden önceside Rabbimin izniyle cennet, cehennem, mahşer alanı ve yeryüzü, bu mekanların her birini sizler için deşifre etmek istiyoruz. Bu yazı dizilerimiz bize göre bilginin nirvanası yani en üst noktası, bizde en üst noktadan bize yakışır şekilde sizlere veda etmek istiyoruz. Bu arada, henüz sizden ayrılmıyoruz, bir çok okurumuz bize mesaj attı, içiniz rahat olsun, henüz aşılar ters tepmedi, aşılar ters tepinceye kadar sizinleyiz inşallah, ama yavaş yavaşta vedaya hazırlıklı olalım diyoruz. Örneğin yazılarımızı faydalı buluyorsanız, yazılarımızı kopyalın ve kendi platformlarınızda paylaşın. Bizim açımızdan helali hoş olsun. Önemli olan biz değil, bilginin kendisi ve bilginin paylaşımı.

Değerli dostlar; cehennem bir gizem, kimse ne olduğu nasıl göründüğü hakkında fikir sahibi değil, kimse ahiret hayatında bizleri neler beklediğini bilmiyor, biz bu yazı dizilerimizle bu bilinmeyenlerin üzerindeki perdeyi kaldıracağız, sizin için daha anlaşılır kılmaya çalışacağız inşallah. Kimse ahiret hayatında kendisini ne beklediğini bilmiyorsa, biz nereden biliyoruz? Ahirete gidip geldikmi? Hayır. Nereden biliyoruz o zaman; Allahu Teala ahiret mekanların muadilini insan bedenin içine yerleştirmiş, insan bedenini incelememiz sonucu bunları biliyoruz. Ataistler sürekli der ya, sen ölüpte yenidenmi dirildin, ölüm sonrası bizi ne beklediğini nereden biliyorsun derler ya; işte Allahu Teala böylesine bahanelere sığınmamamız için insan bedenini ahiret mekanları doğrultusunda var etmiş. Ahirete gidip gelmediysek, ahiret mekanlarını nereden biliyoruzda organlarımızın ahiret mekanlarına benzediği iddiasında bulunabiliyoruz? Ahirete gidip gelmedik ama elimizde ahiret mekanlarını ve orada bizi nelerin beklediğini anlatan Ayetler var, bizde o Ayetleri inceledik ve o Ayetlerde ahiret mekanların tanımı yapılırken bu tanımın bedenimizdeki organlarla uyuştuğunu farkettik. Sonrası b
ütüne baktık ve gördükki organlarımız ahiret hayatındaki mekanların birebir aynısı. Sizlere örnekler vereceğiz, bu örneklerden sizde inşallah olayı net göreceksiniz. Neden bu konuları ele alıyoruz ve almak zorundayız? İnançsızlığın en büyük nedeni insanların ahiret hayatını beyinlerinde tasavvur edememeleri. Eğer insanlar ahiret hayatını birazcık hayal edebilse, ne olduğu nasıl göründüğü gibi, o zaman ahiret hayatına inanmak bu insanlara o kadarda uçuk gelmeyecek. Biz ahiret mekanlarıyla ilgili bu yazıları kalem aldık, çünkü ahiret hayatına inanmanızı istiyoruz. İnanmanızı sağlamak içinde beyninizde o mekanları canlandırabilmeniz gerekiyor. Eğer ahiret mekanlarını beyninizde canlandırabilmenizi sağlarsak, o zaman bir gün o mekanlara gitme inancı size o kadarda uçuk gelmez. Kişiye birşeyi tanıtırsanız, o şey kişiye yabancı olmaktan çıkar. Bu yazılarımızlada ahiret mekanlarıyla sizi tanıştıracağız inşallah. Sizleri ahiret hayatıyla tanıştırırkende bunu sizin anladığınız dilden yani pozitif bilimler üzerinden yapacağız. Hani hep pozitif bilim diyorsunuz, ben bilim dışında birşeye iman etmem diyorsunuz ya, bugün size bilimin diliyle cehennemi anlatacağız. Umarız arzu ettiğiniz ilhamı alır ve umarız artık inançsızlığınıza bilimi kalkan olarak kullanmazsınız. Allahu Teala birşeye inanmak için o şeyi hayal edebilmenin ne kadar önemli olduğunu bildiği için bize kıyak geçmiş, bizleri farklı parçalardan yaratırken bunu ahiret hayatındaki mekanlar doğrultusunda yaratmış. Dolayısıyla bedenimizi çözersek ahiret mekanlarınıda çözmüş oluruz. Bu yazı dizilerimizde sizleri insan bedenin içine götürerek sizleri ahiret mekanlarıyla tanıştıracağız. Bu bilgiler dünyada bir ilk, ilk defa insanoğlu cehennemin görünüşü hakkında bilgi sahibi oluyor, umarız yazımızdan arzu ettiğiniz ilhamı alırsınız. Konumuza giriş yapmadan öncesi evrimcilere laf çakmadan olurmu, olmaz, gelin birlikte onlara bir kaç laf çakalım, onları şamar oğluna çevirelim......

Evrimciler. Ne diyorlar, herşey tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktı diyorlar. İnsan bedendeki organlarla, Ayetlerde anlatılan ahiret mekanları arasındaki ortak noktaları görünce sizce iddialarından geri adım atarlarmı, yeryüzünün tesadüfen ortaya çıkmadığı, arkasında ilahi bir tasarıcı olması gerektiğine inanırlarmı; sanmıyoruz. Onlar bu tür ilhamlardan mahrum bırakıldı, onlar maymundan türediklerine inanmaya devam ede koysun, siz ama bedendeki organlarla ahiret mekanları arasındaki benzerliği gördükten sonra, insanın tesadüfen ortaya çıkmadığını, ahiret veya yeryüzü farketmez, tüm yaratılışın birbiri ile ahenk içinde yaratıldığını, bu uyumun arkasında mutlaka bir yaratıcı bir üst aklın olması gerektiğini lütfen görünüz. En basiti, eğer yeryüzünde hayat tesadüfen oluştuysa, nasıl oluyorda organlarımız kitaplarda anlatılan ahiret hayatı mekanlarını andırıyor? Bunada tesadüf demezsiniz herhalde. Onlarıda mikroplar var etti demezsiniz herhalde. Varsayalımki dediniz, nasıl oldu da yeryüzü ile uyum içinde? Yeryüzündeki mikrop ile ahiret mekanındaki mikrop nasıl birbiri ile iletişime geçti ve birbiriyle uyumlu mekanlar var etti? Değerli dostlar; e
vrimciler olaylara sadece kendi boyutundan (mikrop) bakar, çünkü mikropların dışına çıktıklarında tüm tezleri çöküyor. Örneğin; varsayalımki mikroplar canlıları ortaya çıkardı, meyve ve sebzelerin faydalı oldukları organların görünümünde olmasını nasıl izah edeceksiniz? Bir çevizi ortaya çıkaran mikrop, beyinden nereden ve nasıl haberdar oldu, beyini oluşturan mikropla nasıl iletişime geçtide beyin görünümünde ve beyine fayda verecek içerikli bir çeviz ortaya çıkarabildi? Örneğin; canlılar çiftler halinde var edilmiş. Eğer canlıları mikroplar ortaya çıkardıysa, o zaman erkeği inşa eden mikrop gurubu ile dişiyi inşa eden mikrop gurubu nasıl iletişime geçti, diğerinin cinsel organından nasıl haberdar olduda birbirine uyumlu cinsel organlar oluşturdular, bunuda trilyonlarca farklı canlı için kusursuzca yaptılar? Gördüğünüz gibi mikroptan bir kademe yukarı çıktığınızda kayış kopuyor, evrim teorisi çöküyor, herşey bir üst akla işaret ediyor. O yüzden evrimciler olaylara hep mikrop boyutundan bakar. Baktıkları içinde Allah nezdinde onlar birer mikrop. Siz ama lütfen daha iyi bilin, bu mikropların süslü kelimelerine kanmayın ve onlardan uzak durun. Aklınızda sorular olduğunun farkındadayız, onun içinde bu yazıları kaleme alıyoruz. Mikroba biat edenden, atasının maymun olduğuna inanandan size hayr gelmez, lütfen bu mikroplardan uzak durun. Biz inşallah sizlere doğruları açıklayacağız, bunuda Ayetleri ve bilimi kullanarak mantığınıza hitap ederek yapacağız. Umarız bu tür yazılardan arzu ettiğiniz ilhamı alır, yazılarımız daha çok inancınıza ve Allaha sarılmanıza vesile olur. Evrimle ilgili sorularınız varsa, evrim teorisi başlıklı bölümde yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz. Gelelim cehenneme; ne güzel bir geçiş ama değilmi, evrimden cehenneme, gelin birlikte bu evrimcilerin gideceği mekanı yakından inceleyelim.

Ağzımız. Ahiret hayatımız ağızda başlıyor. Bedenimizde mahşer gününü ağzımızın içi simgeliyor. Örneğin; dilimiz mahşer alanını ve mahşer gününde bizi simgeliyor. "O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.
Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız." (Enbiya Süresi; 104). Kitapla ne yapılır; okunur. Okumayı kim yapar; dilimiz. Dilimiz okurken ne yapar; dürülür. Bu Ayet dilimize işaret ediyor, bu Ayetten anlayınızki mahşer alanı dilimiz. Bunun detaylarını mahşer mekanıyla ilgili yazımızda veririz inşallah, sizin bu noktada bilmeniz gereken, nasıl yeryüzü maceramız ağızla başladıysa (yasak ağaçtan yemek), ağızda da (ahiret mekanı) son buluyor. Devamı gelecek.....










araştırmalarımız

subliminal mesajlar


-
2016
 


Subliminal mesajlar ve üst beyin. S
ubliminal mesajlar üst beyni etkilemez, çünkü üst beynin bir iradesi bir benliği bulunmaz. Bilgisayar hafızası ne ise üst beyinde o. Üst beyin sadece kendisine yüklenen verileri depolar. Bu verileride o veriler algılayabileceği boyutta ise depolar. İnsan belirli frekans aralıklarını görür ve işitir, ötesini değil. Boyut ötesini ne görür ne de işitir. Buna İslam dininde perdeleme denir. Örneğin; insan beyni saniyede 24 kare algılayacak nitelikte ise, 25. kareyi algılayamaz. 25. kareyi oluşturduğunuz an boyut ötesine geçmiş olursunuz. Boyut ötesinede gayp denilir. Üst beyin subliminal mesajlardan etkilenmez çünkü, bir; etkilenecek bir iradeye sahip değil ve iki; subliminal mesajları yakalama şansı yok. Kayıt etme ve depolama şansı yok. Köpek düdükleri gibi subliminal mesajlar üst beynin algılayabileceği frekansta değil. O yüzden zaten subliminal kelimesi kullanılır. Bununla bilincin farkında olmadan bir işin gerçekleştiği ima edilir.

Subliminal mesajlar ve alt beyin. Alt beyine gelirsek alt beyinde subliminal mesajlardan etiklenmez, çünkü alt beyin görme ve işitme merkezi değil. Alt beyin, üst beyinin algıladıklarını algılar, ötesini değil. Özetlersek: subliminal mesajlardan üst beyin etkilenmez çünkü üst beynin benliği bulunmaz, alt beyinde etkilenmez çünkü görmüyor ve işitmiyor.

Subliminal mesajlar yokmu o zaman? Var.

Subliminal mesajlardan üst ve alt beyin
etkilenmiyorsa, kim etkileniyor? Bedeninizdeki şeytanlar. Bunu açalım; ataların işlediği günahlar atalarda saklı kalmıyor, o günahın etkileri çocuk ve torunlarada yansıyor. Örneğin; eğer atanız eşcinsel bir ilişkiye girdiyse o günahla ilgili şeytanlar sadece o atanın üzerine çökmüyor, çocuk ve torunlarınada bulaşıyor. O torun, atasından bulaşan bu sapkınlıktan habersiz hayatını yaşıyor ve yaşantısında izlediği dizi veya filmlerde eşcinsellikle ilgili subliminal mesajlara maruz kaldıkça o sapkınlıkla ilgili şeytanlar bedeninde uyanıyor ve kendisine vesvese vermeye başlıyor. Kişi içinde olup bitenlerden habersiz hayatını yaşarken bir diziyle sapkınlığa ilgi duymaya başlıyor. Bu dürtüler bu düşünceler nereden çıktı, kendiside buna şaşırıyor. Zaman geçtikçede bu dürtüler çoğalıyor. O kötü düşünceleri aklından bir türlü gideremez hale geliyor. Buna ne kadar dirensede zaman dilimi içinde bu duygulara yenik düşüyor ve nefsine yani alt beyine bu sapkınlığı kabullendiriyor. Allah demek beni böyle yarattı diyor ve vesveseyi kabulleniyor. Ne oldu şimdi burada; dizinin içindeki subliminal mesaj sizdeki şeytanı uyandırdı, şeytanda size vesvese vermeye başladı.

İnanmanın kişiliğiniz üzerindeki etkisi. Vesveseler üst beyine düştüğünde kişi bu düşüncelerin kendisine ait olduğuna, Allahın kendisini bu şekilde yarattığına inanmaya başlıyor. Kilit nokta inanmak.
Neye inanıyorsanız neye değer veriyorsanız o inancınızı kalbiniz alt beyine yüklüyor. Allah tüm değerlerin tohumunu insanın beyin sapına yerleştirmiş, bunlardan hangisini aktif edeceksiniz bunu ise kişinin kendisine bırakmış. Kalp, ilham ve vesveselerin düştüğü nokta olması dışında, bir de bedeninizin bilgisayar yazılımcısıdır. Kalple birşeye inandığınızda o inandığınız şey nefse (beyin sapı) yazılır. Allah insanı yaratmış ama kişiliğimizi kendimize bırakmış. İyi huylu veya kötü huylu olmayı kişiye bırakmış. Yani, beni böyle yarattın Rabbim, suç bende değil deme şansınız yok. Doğum öncesi Allah beyin sapınıza bir yazılım yüklüyor, normal davranış biçimleri nedir, erkek ve kadın ayrı olarak bu noktaya yüklüyor. Bunların tohum salması, yeşermesi ve meyve vermesini ise sizin sorumluluk alanınıza bırakıyor. Her huyun tohumunu bize yüklüyor, hangisini yeşerteceksiniz bunu sizin tercihinize bırakıyor. Daha doğrusu kalbinize. Kalbiniz belirli şeyleri benimsedikçe, atalardan gelen kimlik siliniyor, sizde yeni bi kimlik ortaya çıkıyor. Bu örnekte eşcinsel kimliğine sahip birisi ortaya çıkıyor. Siz eşcinsel olduğunuzu kalbinize inandırırsanız, o zaman kalbiniz o yeni kimliği alt beyine yüklüyor, bedenin geri kalanıda bu yazılıma göre çalışmaya başlıyor. Bedenin hareket etme şekli, duygular kısacası herşey yeni kimliğe göre değişiyor. 

Vesvese nasıl çalışıyor? Vesvese kalbe iniyor, yankılandığı nokta da beyin oluyor. Kalbinizi bir mikrofon,
üst beyinide hoparlör gibi düşünün. Kalbe inen sesler rahmani olduğunda buna ilham deniliyor, şeytani olduğunda ise vesvese. Vesvese ve ilham aynı noktaya iniyor, yani kalbe. Bunların yankılanmasıda beyinde gerçekleşiyor. Bunada düşünce denilir. İnanılanın aksine düşünceler insanın kendisine ait değil, beyninizde yankılanan düşünceler Allahtan gelir. Allah bizi yeryüzüne indirmiş ama başımızı boş bırakmamış. Başımızın içindeki düşünceleride kendi kontrolünde tutmuş. "İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor?" (Kıyamet Süresi; 36). Bu düşünceler iyi ise Allah kendisi bunu indiriyor, eğer kötü ise o zaman bu kötü düşünceleri Allah ilk önce şeytanların aklına indiriyor, şeytanlarda bunu size vesvese olarak aktarıyor. Düşünceler neden Allah tarafından kontrol ediliyor? Bunun farklı nedenleri var, en basit nedeni rızık dağıtımından ötürü. "Yeryüzünde yaşayan hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. O, onun karar kıldığı yeri ve geçici durduğu yeri bilir. Bunların tamamı apaçık bir Kitap'tadır" (Hud Süresi; 6). Rızık Allahtan gelir. Allah kişiye rızkını ulaştırabilmesi içinde düşünceleri kontrol etmesi gerekiyordu. Örneğin; bir yerde yaşamanız gereken bir olay var, tanışmanız gereken bir insan var veya yemeniz gereken bir yemek, içmeniz gereken bir çay var, kişinin düşüncesini kontrol etmeden nasıl o kişiyi o saatte o mekanda rızkıyla buluşturacaksınız? Mümkün değil. O yüzden, rızık dağıtımın kontrolü için düşüncelerin kontrolü Allahta olması gerek. Aksi takdirde hayat tesadüfler üzerine kurulu olurdu. Ne sakıncası var tesadüf üzerine kurulmasında diyorsanız, en basiti hak ettiğinizi alamazdınız. Hayat resadüf üzerine kurulsaydı, kimse hak ettiğini almazdı. Bu da hayatı adaletsizliğe ve koasa sürüklerdi. Hür irade o zaman nerede diye soruyorsanız; hür irade niyetiniz. İnsanın kendisine bırakılan tek şey niyetler. O yüzden ibadetler niyetle başlar, bu şekilde siz o ibadetin kendi özgür iradenizle yaptığınızı göstermiş oluyorsunuz. Siz birşeylere niyet ettikçede, o niyetiniz doğrultusunda Allah size düşünceler indiriyor. Düşünceler niyetleriniz doğrultusunda indiği içinde, düşüncelerinizin nihai kaynağı ve sorumlusu sizsiniz. O düşüncelerden doğan eylemlerinizin sorumlusuda siz oluyorsunuz. Bir düşüncenin Allahtan veya şeytandan geldiğini nasıl anlarız? Odaklanmak. Birşeye odaklanıyorsanız (alt beyin) o düşünce Allahtan gelir. O düşünceyi o gün size indirilen rızık olarak düşünün. Odaklandıkçada o rızkı açığa çıkarıyoruz. Eğer odaklanmadan düşünce iniyorsa o zaman bu düşünce şeytandan gelir. Demek o rızkınız şeytana indi, oradanda siz nasipleniyorsunuz. Burada püf nokta odaklanmak. O yüzden osmanlı döneminde psikiyatrik vakalara el işleri yaptırılırdı. Siz el işi yaptırarak o kişiyi odaklanmaya itiyorsunuz. Siz odaklandığınız müddette o kötü düşünceler beyinde canlanamaz. Odaklandığınız müddet, beyine siz erişim sağlamış oluyorsunuz, siz erişim sağladığınız müddette başka bir varlık orasına erişemez. Osmanlı bu detayları bilmemesine rağmen doğru bir uygulama içinde bulunmuş, maşallah.

Subliminal mesajlar kötülük aşılamaz, kötülüğü uyarır. Verdiğimiz eşcinsel örneğinde subliminal mesajlar ne yapmış oldu, atanın işlediği bir günahı çocuk veya torunda uyandırmış oldu. Subliminal mesajlar işte bunu yapar, subliminal mesajlar size kötülük yüklemez sizde var olan kötülüğü açığa çıkarır. Bunu açalım; kötülük yayılabilmesi için görünmesi ve işitilmesi gerek. K
ötülük gözden ve kulaktan beslenir. Görür ve duyarsa içimizdeki kötülük uyanır. Şimdi bir de muhafazakar bir ortamda yaşadığınızı düşünün, mahallelerin henüz kötüleşmediği ortamı, örneğin '60 lı yıllar. Böyle bir ortamda insanın içindeki kötülüğü nasıl uyarırsınız? Küresel satanistler bu uyarıyı zamanında tv'ler üzeriden yapmaya karar vermiş. Bu da gayet mantıklı çünkü herkesin evinde bir tane var. Ben tv'yi bir truva atı olarak kullanır, istediğim kötülüğü evin ortasına indiririm demişler. Sizin anlayacağınız, subliminal mesajlar günümüzün çağı için değil internetin olmadığı, mahallelerin henüz kötüleşmediği dönemler için icat edildi. Bir üst akıl kötülüğü yaymak istedi, o dönemin ahlaki değerleri kötülüğün açık açık yapılmasına izinde vermediği için, bunlar en uygun yolu tv yayınların içine gizlemekte bulmuş. Burada anlamanız gereken ilk husus, subliminal mesajlar günümüzün çağı için değil 50 yıl öncesinin şartları için icat edildi. Günümüzde artık
buna gerek kalmadı, çünkü günümüzde kötülüğün gizlenmeye ihtiyacı yok. Küresel çete subliminal mesajlara artık önem vermiyor, onlar beyninizi direk kontrol etmenin yolları üzerinde çalışıyor. Eskiden evde bir tv vardı, herkes bunun başında değildi. Günümüzde ise her insanın üzerinde, 7/24 aralıksız bir telefon var. Şuanda telefon sinyalleri üzerinden insanı kontrol etmek, onlar için daha mantıklı bir yol. Yani subliminal mesajların modası geçti. Beyini doğrudan kontrol etmek varken, neden mesajla uğraşsınlar. İkincisi; bundan 50 yıl öncesi subliminal mesajların bir gereksimide, eskiden insanlar kötülüğü gizli saklı yapıyordu, ulu ortam değil. Kötülük ulu ortam yapılmadığı içinde, içimizdeki kötülük uyanamıyordu. Subliminal mesajlarda o korunaklı mahallenin içinde, içinizdeki kötülüğü uyarmak için icat edildi. Siz o 25. kareyi görmeseniz ve duymasanız dahi, içinizdeki kötülük (şeytan) görüyor ve işitiyordu. Sonuç; sizin haberiniz olmadan sizde sapkın duygular uyanmaya başlıyor.

Çözüm. Böylesine sapkın dürtüler sizde eğer doğuyorsa bu yazı vesilesiyle çözümüde söyleyelim, şu şekilde niyet ediniz; "Rabbim, içimdeki bu sapkınlığa sebep olan kul hakkı ne ise onun üzerimden kalkması niyetine, niyet ettim 40 gün arka arkaya oruç tutmaya, bunu üzerimdeki haklara kefaret olarak kabul et ve mağdur ettiklerimizin ruhuna bağışla."


Subliminal mesajlar size değil, içinizdeki şeytana hitap ediyor. Subliminal mesaj ismi üzerine boyut ötesi, boyut ötesi olanda sizi etkilemez, boyut ötesi işitebilen görebilen kim varsa onu etkiler. Varmı böyle bir varlık? Evet, var. İçimizdeki şeytanlar. Subliminal mesajların hedefi insanın kendisi değil, insanın içindeki o kötülük. Subliminal mesajlar içimizdeki kötülükle iletişime geçme, ona bir mesaj gönderme ve onu uyarmaya yönelik bir tezgah. İşe yarıyormu? Tam değil. Subliminal mesajları akıl edenler şu ufak detayı hesaplayamadı, o da subliminal mesajın etkili olması için onu yayınlamanız yetmiyor, üstüne bir de posta adresi yapıştırmalı adrese teslim yapmalısınız. Bunu açalım; bedenlerimizde varlıklarını sürdüren şeytanlar farklı günahlar üzerinden bedene giriyor. Bir günah üzerinden giren bir şeytanda, o günahın dışında başka bir günaha kişiyi sürükleyemiyor.
Her günahın bir şeytanı var. Bir günah işlediğinizde, hangi organlarla o günahı işlediyseniz o organlarda enerji alemine bir kapı açılıyor. Subliminal mesajlarda bu kapıdan giriyor ve içinizdeki şeytan ile iletişime geçiyor. Şeytanda bulunduğu noktadan size fısıldıyor. Subliminal mesajların insanlar üzerinde etkili olabilmesi için, subliminal mesajı göndermeniz yetmiyor, kişinin içindeki şeytana ulaşmak için onun hangi günah üzerinden girdi onuda bilmeniz gerekiyor. İlahi düzende kimseye zerre haksızlık yapılmaz, haksızlık yapılmasınada izin verilmez. Siz birisine subliminal bir mesaj gönderiyorsanız, ilahi düzen o mesajın içeriğine bakar, örneğin mesajın içeriği eşcinsellikle ilgili ise, o zaman o kişide eşcinsellikle ilgili bir günah kapısı varmı ona bakılır, yoksa o subliminal mesaj kişiyi etkilemez, sahibine geri döner. Sahibine geri döndüğü zamanda, sahibinde o günah yoksada, başkasını o günahı itmeye çalıştığı için, o kişi o günahı yapmış gibi sayılır ve kişide o günahla ilgili bir günah kapısı açılır. Şunu anlamalısınız, subliminal mesajlar ya tutarsa mantığı ile ortaya serpilir, subliminal mesajların bedeninizin içine girmesi için bedeninizde o günahla ilgili bir kapı olması gerek. Kapı yoksa, kişinin sicilinde o günah yoksa o subliminal mesaj o kişide tutmaz. Subliminal mesajları bir anahtar gibi düşünün, o anahtarın yuvası sizde varsa etkilenirsiniz yoksa değil. Örneğin; haramla ilgili subliminal mesajlar haramla ilgili şeytanlara hitap eder, sapkınlıkla ilgili mesajlar sapkınlıkla ilgili şeytanlara, zina ile ilgili mesajlarda zina ile ilgili şeytanlara. Bedeninizde eğer sapkınlıkla ilgili şeytanlar yoksa, sapkınlıkla ilgili subliminal mesajlar sizi etkilemez. Subliminal mesaj ne tür kötülük içeriyor, o kötülük sizde varsa etkilenirsiniz yoksa değil. Bir kötülüğün sizde olup olmadığını nasıl anlarsınız? Hangi günaha yönelik dürtüler uyanıyor sizde buna bakın. Demek atalardan o günah size bulaştı. Siz sadece o günahla ilgili subliminal mesajlardan etkilenirsiniz, başkalarından değil.

Yazdıklarımız olayın teorik boyutu, pratiğe gelirsek. Değerli dostlar; k
ötülük evlere ve mahallelere henüz sinmediği dönemlerde subliminal mesajlara ihtiyaç vardı, o korunaklı evinizde ve mahallenizde kötülük size ulaşamıyordu, ulaşmak içinde küresel çete tv'leri bir truva atı gibi kullandı ve oradan size ulaştı. Günümüzde ama subliminal mesajlara ihtiyaç kalmadı, çünkü günümüzde kötülük her yerde. Örneğin; çocuğunuza televizyon üzerinden verilmeye çalışılan kötülükten çok daha fazlasını çocuğunuz okul yolunda alıp geliyor. Evden dışa adım attığı an arkadaş çevresinden sokakta gördüğü şeylere kadar, herşey onun içindeki kötülüğü uyandırmak için yetip artıyor. Subliminal mesajlar belki '60 lı yıllarda işe yaradı, kötülüğün henüz mahallelere sinmediği, görünür boyuta geçmediği dönemlerde geçerliydi, günümüzde ama subliminal mesajlara gerek kalmadı. Günümüzde kötülük alenen işleniyor. O yüzden günümüzde kötülüğün gizlenme diye bir ihtiyacı kalmadı. Günümüzde mavi balina gibi oyunlar üzerinden açık açık çocuklarınıza talimat verme imkanı varken, neden gizlensinler. Eğer kötülüğün çocuklarınıza sinmesinden korkuyorsanız korkmanız gereken en son nokta subliminal mesajlar. Subliminal mesajlar gizli yapılır. Günümüzde ise kötülük artık gizlenmiyor, açıkta hareket ediyor. Açıkta hareket edenler varkende sizin gizlenenlerin peşinde koşmanız anlamsız. Kötülük bu kadar açık açık yapılırken, halen gizlinin arkasından koşmanın ne anlamı var? Hiçbir anlamı yok. Elli yıl öncesi kötülük açığa çıkmaktan korkuyordu, herkes yapacağını gizli saklı yapıyordu. Günümüzde ise utanma, haya ve edep, ahlak diye birşey kalmadı. Herkes yapacağını açık açık yapıyor. O yüzden günümüzde subliminal mesajların peşinde koşmanın hiçbir anlamı kalmadı. Örneğin; dizi ve filmlerde kadınlar olgun ve akıllı gösteriliyor, erkekler ise sorumsuz. Açık açık ata-erkek kültüründen ata-kadın kültürüne geçiş yapıyorlar. Örneğin; dizi ve filmlerde isyancıları kahramanlaştırıyorlar. Hükümete ve devletine karşı gelen bir birey, hakkı savunan bir kahraman gibi gösteriliyor. Açık açık devlete ve düzene karşı gelmeye teşvik ediyor. Lifetime ve tlc gibi kanallar neredeyse her programda bir eşcinsele yer veriyor, eşcinselliği günlük hayatımızın içine sokuyorlar. Örneğin; her akşam izlediğiniz popstar ve survivor gibi programlar, bunlar edepsizliği hayasızlığı, zevk ve sefayı size aşılıyor. Şimdi size bir soru; bu kadar açık değerlerimize saldırı varken gizli mesajların peşinde koşmanın ne anlamı var? Siz gizlinin peşinde koşarken onlar açık açık her türlü numarayı bu millete çekiyor. Siz 25. kareye odaklanırken, onlar 21, 22,15, 7. karede, gözle görünür karelerde yapmak istediklerini yapıyor. Sizde gizlinin peşinden koşmaktan açıktan yapılanları kaçırıyorsunuz. Size sağdan gösteriyorlar, soldan işi götürüyorlar. Bu tuzaklar genç nesillerimize kurulurkende devlet baba nerede; maalesef her zamanki gibi uyuyor!!!









kelimelerden türemiş hurafeler