nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

       
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             
 

değerli ziyaretçilerimiz;

okurlarımız bizlere sürekli güncel konular hakkında sorular soruyor, güncel konuları ele almamız ve güncel konular hakkında fikir beyan etmemizin bir sebebide bu. Geniş bir okur kitlemiz var ve bu okurlarımız her sabah günlük gazete gibi güncel konular hakkında birşeyler yazıp yazmadığımıza bakıyor. Yazmadığımız zaman bize ulaşıyorlar ve gündemde olan konular hakkında görüşümüzü soruyorlar. Neden? Medyamızın bir kısmı iktidara bir diğer kısmıda batıya yalakalıkla meşgul. Analiz kapasiteleride sıfır. Medyamızda güvenilir kaynak ve analiz olmayınca, güncel konular hakkında okurlarımız bize müracat ediyor. Okurlarımız analiz kapasitemize, olayları farklı bakış açılarından değerlendirişimize ve samimiyetimize güveniyor.
Değerli dostlar, vatan ve millet olmazsa alternatif tıp hakkında bilgi sahibi olmuşsunuz olmamışsınız ne fark eder. Hayatta insanın öncelikleri olması gerek. Bugünler vatan ve millete öncelik vermemiz gerektiği günler. Bugünlerimizde güncel konulara ağırlık veriyoruz, çatışma ortamı bittiğinde de inşallah alternatif tıp konusundaki yazılara öncelik veririz. Alternatif tıp hakkında bir siteye girip güncel konular ile karşılaşıyorsunuz, günümüzün konjonktöründe umarız bunu anlayışla karşılarsınız. Umarız sizde bu yazılarımızdan ilham alır, günümüzde olup bitenleri yazılarımız sayesinde daha iyi anlamanızı sağlarız.



Barış Koridoru- 07.08.2019

AK Parti hakkında ne demiştik, kandırılanlar ve ezikler partisi demiştik. Milli Savunma Bakanlığı bugün bir açıklama yaptı ve Amerika ile güvenli bölge konusunda anlaşıldığını söyledi. Akabinde ABD'den bir açıklama geldi; "kurulumu, tesisi, yönetimi birlikte yapılacak" denildi. En kısa zamanda müşterek hareket merkezi açılacakmış. İnanılır gibi değil demi? Bunu duyduğunuzda sizde ne yapıyor bizimkiler demişsinizdir. ABD bizim eziklere atmadığı kazık kalmadı, bugün de bir yenisini eklediler. İnanılır gibi değil. Amerikalılarda buna inanamadı. Türkiyenin bu kazığı nasıl yediğini kendileride inanamadı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi, bu harekatıda Türkiyenin kendi başına yapacağından o kadar emindilerki kendileride ortaya çıkan bu sonuca şaşırdı. Mutluluktan dört takla atıyorlar. Amerikadan tebrikler üzerine tebrikler geliyor. Halbuki biz biliyoruzki Amerika tebrik ediyorsa oradan hayırlı birşey çıkmaz. Terörü o bölgeye yerleştiren ve besleyini siz bu harekata ortak yapıyorsunuz, bunun mantığını birisi bize açıklasın. Bunun hayırla sonuçlanmayacağı şimdiden çok aşikar. Siz teröristleri yok etmek için oradasınız, onlar ise korumak için bu antlaşmaya evet dedi. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. Sonu hüsran olacağı baştan belli. Bakınız, ABD birşeye engel olamayacaksa ortaklık teklif eder. ABD mutlaka ama mutlaka her oluşumun içinde var olmak ister. O yeni oluşumun içine girdikten sonrada öyle veya böyle ya hileyle ya sabotajla o yeni oluşumu kendi lehine yontar. Şuanda da ABD bize engel olacak pozisyonda değil. Hani diyoruz ya, bizim ezikler ne kadar işleri batırsada sonunda herşey lehlerine dönüyor. Bunun sebebi onların becerisi ve aklından değil. Onlar ne kadar çok başarıları kendilerinden bilsede. Bunun sebebi İslamın yükseliş dönemine girmiş olmamızdan ve bu yükselişin Türkiye üzerinden takdir edilmiş olmasından. Türkiye ne tuzaklar kursalar başarılı olamıyorlar çünkü ilahi takdirat bizim yükselişimizi takdir etti. Anlayacağınız konjonktür bizim lehimize. Örneğin; ABD.

ABD bir züper güç ve bizi çok rahat engelleyebilecek güçte ama bugün değil. Niye; seneye seçimler var ve hiçbir amerikan başkanı seçim sürecine amerikan askerlerin cenazeleri ile girmek istemez.
ABD şuan kendi içinde bir iktidar savaşı içinde. Bir tarafta küreselciler (rothschild) diğer tarafta ulusalcılar (hahamların kontrol ettiği evanjelistler). Hahamlar savaş istiyor, küreselciler değil. Kendi içlerindeki bu çatışmada kararlar almalarına engel oluyor. Bunun dışında, ABD şuan ortadoğuda iran'ı önceliğe koymuş durumda ve ne kadar büyük bir züper güç olsada, aynı anda Türkiye ve İran ile karşı karşıya gelemez. Gelirse ortadoğuda taş üstüne taş kalmaz. İsrail diye bir devlette kalmaz. Ortadoğu paramparça olur. Değerli okurlarımız, batının yazdığı kitabın sonunu biliyoruz. Kitabın sonu büyük İsrail devletini kurmak. Bugünki eylemlerinden de biz onların bir tıkanıklık içinde olduğunu ve yeni çatışma alanları oluşturma yerine (Türkiye), çatışmaların gerçekleştiği bölgelerin kontrolünü (lübnan, suriye ve irak) ele geçirmeyi bir öncelik haline getirdiklerini görüyoruz. Çatışmaların gerçekleştiği alanlardan arap nüfusunu göçe zorladılar, İsrail devletin önünü açtılar ama o boşluğu yahudiler değil şiiler doldurdu. Şuanda da ABD, ortadoğuda yeni çatışma alanları oluşturma yerine büyük İsrail coğrafyasına yayılmış şii nüfusunu azaltmayı bir öncelik haline getirmiş görünüyor. Bunun dışında ABD, Çin ile savaşa hazırlanıyor. Bunun dışında ABD, Rusya ile savaşa hazırlanıyor. Çin ve Rusya'yı dizginlemek isteyen ve ortadoğuda iran'ın nüfusunu azaltmak isteyen bir Amerika'da, Türkiye ile savaşamaz. Öncelikleri diğerleri olduğu müddet savaşamaz. Ne zaman biz acilen durdurulması gereken bir güç haline geliriz, o zaman bizleri öncelik ederler ve bize savaş açarlar. O günde gelecek! O gün ama bugün değil. Bugün konjonktür lehimize işliyor. Bugün ABD, Türkiye ne yaparsa alttan almak zorunda. Konjonktör mucizevi bir şekilde lehimize çalışıyor. Pkk/pyd'ye karşı başlattığımız büyük taarruzun tam ABD'deki seçim dönemine denk gelmesi, kendi içlerinde bir çatışma içinde olduğu bir döneme denk gelmesi, ABD'nin Çin ve Rusya ve AB ile ters düştüğü bir döneme denk gelmesi, ortadoğuda İran'a öncelik verdiği bir döneme denk gelmesi tam bizim lehimize işleyen bir süreç. Kendi içlerinde mücadele ederken, bizlerin aradan sıyrılma ve elde etmek istediklerimizi elde etme şansı var. Bu bizlere sunulan bin yıllık bir lütuf. Böyle bir lütfuda siz alıyor ve içine ediyorsunuz. Amerikanın blöflerini yutuyorsunuz. Madem öyle, birlikte hareket edelim diyorsunuz. ABD'de seve seve bu teklife evet dedi. Neden? Fırat'ın doğusunda 50 bin kişilik bir çapulcu ordusunu oluşturdular. Bu, ABD'nin kara ordusu. Ortadoğudaki büyük israil projesini hayata geçirmesini sağlayacak ordu. Bu çapulcu sürüsünün tasfiyeside 5000 yıllık büyük israil projesinin tasfiyesi anlamına gelir. Türkiye ile savaşarak buna bugün engel olamayacaklarsa, hile ve çakallıkla buna engel olmak için elinden geleni yapacaklar. Sizde, ortak harekat merkezin içine onları yerleştirerek onlara bu şansı verdiniz. Hadi geçmiş olsun bize. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. En iyi ihtimal bir kaç hafta bir kaç ay daha bizi oyalarlar sonrası bizim ezikler yine kandırılmışız der ve harekatı kendi başlarına yapar. Bizleri bir iki ay oyalamaları bile ama bizim için bir facia olur. Bir iki ay sonrası yağmur ve kış sezonuna gireceğiz. Harekat bir veya iki ay ertelenirse hava şartlarından dolayı harekatı 2020 baharına ertelemek zorunda kalırız. Bu, bu antlaşmanın en iyi ihtimali. Bu antlaşmanın kötü ihtimalleri ise saymakla bitmez.

En basiti, zamana oynuyorlar. Zaman onlara ne kazandıracak? Plan A; erdoğanı tasfiye etmek için adamlara zaman tanımış oluyorsunuz.
Türkiye'yi dizginlemek için bir adamı tasfiye etmeleri yeterli. Savaş şu bu bunlara hiç gerek yok, bunlar zahmetli işler. Herşey bir adamın tasfiyesine bakıyor. Bir kişinin gitmesiyle ABD'nin ortadoğu ve akdenizdeki tüm projelerin önü açılmış olacak. Bunuda onlar sonuna kadar zorlayacak. Erdoğan bu harekatlarda bekledikçe kendisine suikast hazırlayanlara zaman tanıdığını bilsin. AK partinin eziklerinde bu harekatı yapacak cesaret yok, erdoğan giderse sınır ötesi harekatları unutun. Plan B; birleşik milletlerini devreye sokmak. PYD, BM temsilcisi ile çocuk savaşçıları için buluşmadı, bu bahaneydi. BM tarafından tanınmanın altyapısını hazırlıyorlar. Siz bekledikçede bu girişimlerin hayata geçmesine fırsat tanıyorsunuz. Plan C; akdenizde sizi yunanistanla çatıştırmak. Siz yunanistanla kapışırsanız, suriye bir harekat yapamazsınız. Ne kadar bizim ordumuz iki üç devletle aynı anda savaşacak kapasitede desenizde, iç kamuoyu ve dış kamuoyunu size karşı öyle harekete geçirirlerki sizleri savaş suçlusu ilan ederler. Yunanistan ve pyd mağdur, sizi masum halklara savaş çıkartmakla suçlarlar. Bir düşünün, siz teröristlere karşı mücadele ederken (zeytin dalı harekatı), tabipler odası savaş bir halk sağlığı sorunudur bildirisini yayınladı. Muhalefet partisinin lideri (kılıçdaroğlu), askerlerimize moral desteğine giden sanatçıları bu ziyaretten ötürü yerden yere vurdu. Hendek kazıp doğu illerimizi kurtarılmış topraklar ilan eden pkk'ya siz savaş açtığınızda, türk olduklarını iddia eden akademisyenler teröristleri değil sizi suçladı. Topraklarımızda özgürlük ilan edenleri değil mehmetçiği öldürmek ve katletmekle suçladı. Üstüne ülkenizin en üst yargı makamı, yani avrupa birliği veya amerikanın en üst yargı makamı değil türkiye cumhuriyetin anayasa mahkemesi bu soyu sapı belli olmayan güya akademisyenleri haklı buldu. Siz böylesine içten hainler tarafından kuşatılmışken, hükümetiniz bir eziklik içinde bu hainlere göz yumarken siz aynı anda iki harekatı yapabileceğinizi iddia ediyorsunuz öylemi? Yedirmezler size. Ya akdeniz ya fıratın doğusu birisinden sizi vazgeçmeye zorlarlar. Siz fıratın doğusuna harekat yapmakta bekledikçe akdenizde sizi bir çatışmaya sokmak için onlara zaman tanıyorsunuz, bunu biliniz. O yüzden tezel fıratın doğusuna harekatınızı yapın, akdenizde çatışacaksakta en azından fıratın doğusu cebimizde olsun. Bu antlaşmanın kötü ihtimallerinden biriside, o terör örgütlerini oraya yerleştirenle birlikte ortak bir harekat merkezi kurmanızdan kaynaklanıyor. Yapacağınız her harekatı önceden teröristlere bildirecekler. Birliklerimiz tuzağa düşürelecek ve büyük zaiyatlar vereceğiz. Bu ne anlama geliyor? Askerin ve milletin moralini bozmak anlamına geliyor. Dış dünya'ya Türkleri gözünüzde fazla büyütmeyin, bakın bir avuç pyd'ye karşı çaresizler mesajını vermek anlamına geliyor. Topluca şehitler geldikçe iç kamuoyunu harekete geçirip zaten ak parti aleyhine olan havayı dahada çok kızıştırmak anlamına geliyor. Kahramanlıkları ile övünen bir millete bir hezimet yaşatıp milli gururumuzla oynamak anlamına geliyor. Örneğin; hendek operasyonları. 800'e yakın şehit ve 2000 üzerinde gazi verdik. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatında yani yabancı topraklarda vermediğimiz şehitleri kendi topraklarımızda verdik. Nasıl oldu bu? Fetöcü subayların tüm harekat planlarını pkk'lılara aktarması sonucu oldu. Siz bundan ders çıkarmamışcasına şimdi de kalkıyorsunuz ve fetönün sahibini yani fetöye ihanet et emrini vereni harekat merkezin tam ortasına yerleştiriyorsunuz. Yani yok etmek istediğiniz malın sahibini bu operasyonun kontrol merkezine yerleştiriyorsunuz. Buradan kötü kokular alan tek bizmiyiz? İnanılır gibi değil. Sürekli aynı hatayı yapıp her defasında farklı bir sonuç bekleyenlere ne denir; ya geri zekalı ya da kazık yemeğe aç. Burada yaşadığımız durumda bu. İnsanlık tarihinde bu kadar muktedir olup bu kadar kazık yemeye aç, kazık yemeye meraklı kazık yemeye yatkın tiplerin başka bir örneği yok. Her defasında bu kadarda olmaz dediğimizde, bu ezikler bizleri şaşırtmaya devam ediyor. Rabbim bize yardım etsin. Rabbim bizi bu eziklerin elinden acilen kurtarsın.

Not: Hani konjonktör lehimize işliyor diyoruz ya, bunu anlamanız için sizlere bir örnek daha verelim. Allahu Tealanın onları nasıl oyaladığını anlamanız açısından bir örnek daha verelim. ABD'yi frenleyen ve bize karşı sürekli alttan almasını sağlayan bir unsürde ne biliyormusunuz; ak partinin istanbul seçimlerini 10 puan farkla kaybetmesi. Bu ne yaptı biliyormusunuz? Onları ümitlendirdi. Türkiye ile savaşmayın, bir sonraki seçimlerde nasıl olsa cumhurbaşkanlığı bizim elimizde dedirtti. 15 temmuzda elde edemediğimizi seçimler ile elde ederiz, 15 Temmuzda rafa koyduğumuz ortadoğu projelerimizi bıraktığımızda yerden sürdürürüz ümidini getirtti. Türkler pyd'yi yok ederse etsin, seçimler ile biz geldiğimizde ortadoğu projelerimiz için Türk askerini Türk ordusunu kullanırız dedirtti. Şer gibi görünenin altında hayr yatabilir deriz, istanbul ve ankaranın kaybedilişide böyle birşey oldu. Onları ümitlendirdi. Daha doğrusu onları bir oyalama sürecine soktu. Onlar bizi oyaladıkları gibi, seçim sonuçlarıda onları oyalıyor. Onlar bir sonraki seçimlerin hayalleri içinde süzülürken, bugünlerde bize yapmak istediğimiz harekatları yapma fırsatı doğdu. Bu büyük bir ilahi lütuf. Allahu Teala onları 4 yıl sonraki seçimlerin hayali ile oyalarak bugünlerimizde bize dokunmalarına engel oluyor. Bir sonraki seçimlerde Türkiye nasıl olsa bizim olacak, Türkiye savaş açarak Türk milletini karşımıza almayalım. Türkler milliyetçidir, savaş açarsak erdoğana prim kazandırırz dedirtti. Yani muhalefetin istanbulu kazanması bize fırat'ın doğusunu, akdenizi ve kandil'i kazandırttı.
Erdoğanın batıya karşı direnci değil, erdoğanın istanbul ve ankaradaki beceriksizlikleri bu fırsatları doğurdu. Anladınız! Biz istanbul ve ankarayı kazansaydık, ak parti kendi içinde ve tabanında hiçbir zaafiyet göstermeseydi ve bir sonraki seçimlerde muhalefetin hiçbir kazanma şansı olmasaydı inanın bugün karşımızda çok farklı bir batı görürdük. Seçimleri kaybetmemiz onları ümitlendirdi. Savaş zahmetli ve sonu açık bir şey. Seçimler ile Türkiye'yi kazanmak varken, bir dört yıl daha sabredeceklerdir. Artık onlardan şöyle sesler duyar olduk; Türkiye'yi düşman etmeyelim, erdoğan sonrasına odaklanalım. Seçim çalışmalarına şimdiden başladılar bile, imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişiler ile bol bol yan yana getirmeye çalışıyorlar. Kendi tabanlarını zaten konsolide etmiş durumdalar, şimdide ak parti tabanın sempatisini kazanma derdindeler. Bunuda imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişilerle yan yana getirerek elde etmeye çalışıyorlar (örneğin; selçuk bayraktar). Bizim taraf eziklerden oluştuğu için bu tuzağa severek düşüyorlar. Halbuki, sen bir hainsin benden uzak dur demeleri gerekirdi. İmamoğlu gibi sahtekar bir fetöcü hainin toplum nezdinde kabulün önünü açmamaları buna katkıda bulunmamaları gerekirdi. İmamoğlu randevu istediği her defasında 15 temmuz gecesinde imamoğlu çiftin brükselden attığı twitler imamoğlun önüne koyulup, sen bizden değilsin, ulusalcıları kandırabilirsin ama bizi değil deyip onun randevuları geri çevrilmeliydi. Asla onunla yan yana poz verilmemeliydi. İmamoğlun toplum nezdinde kabülüne hardal tanesi kadar katkı veren herkes bundan hesaba çekilecek.

Not: sefer bizden sonuç Allahtan. Eğer istanbulu ve ankarayı kaybedişimiz lehimize işliyorsa, 15 temmuz gibi maruz kaldığımız her saldırı lehimize dönüyorsa bilinki bu bizden değil Allahtan. Allahtan gelenede bize sevap ve övünme düşmez. Biz Allahtan gelenden değil bizlerin sebep olduğundan hesaba çekileceğiz. Yani beceriksizliklerimizin ve başarısızlıklarımızın hesabını vereceğiz bunu biliniz. İyiki 15 temmuz oldu, böylece fetöyü tsk'dan tasfiye ettik diye birşey yok. 15 temmuzda Allah bizzat devreye girip olayı lehimize dönüştürdü. Allahın devreye girdiği bir konuda'da bize sevap düşmez. Tam aksi 15 temmuz darbe girişimine engel olamadığımız öngöremediğimiz önceden
önlemimizi alamadığımız için hesaba çekileceğiz. AK Parti maalesef olayları ve tarihi tersten okuyor. Sonuçlar üzerinden hayatı okuyor. Sonuçlar öyle veya böyle hep lehine dönüştüğü için (İslamın yükselişi dönemine denk gelmesi), sonuçları kendisinden biliyor. Örneğin; barış süreci. Barış süreci felaket yönetildi. Sonuç ama Türkiye lehine geliştiği için süreci bir başarı bildiler ve bir iç muhakemeye gitmediler. Gitmediklerini nereden biliyoruz? Süreci yönetenler tasfiye edilmedi, tam aksi ödüllendirildi (yalçın akdoğan). Dünyanın neresinde olursanız olun, başarısız olduğunuzda tasfiye edilirsiniz. AK parti hariç. AK Parti kendisini kurumsal bir parti olarak değil bir aile olarak görüyor. Aile olarak gördüğü içinde ihanet etmediğiniz müddet ne kadar başarısız olursanız olun, size sahipleniyor. Sonuç; ak parti bir "looser" topluluğuna dönüştü. El attıkları her yeri batıran bir ezikler topluluğu. Bu ezikler köşe başlarını tuttuğu için, iş yapmak isteyenlerede engel oluyorlar. Hani memurlar arasında çalışkan kişilere bizi kötü gösteriyorsun deyip mobbing uygulanır ve dışlanırlar ya, öyle birşey işte. Belki erdoğan, bunların her biri benim bilgim dahilinde hareket etti biz hep birlikte karar veririz diyor ve belki o yüzden başarısız yöneticilere sahip çıkıyor. Bu durumda ama bilsinki, ilk tasfiye edilecek ve hesaba çekilecek olan kendisi. Siz kendiniz başarısız yönetime dur demezseniz Allah dur der. 15 temmuz gecesi gibi Allah bizzat devreye girer, sizi tasfiye eder ve başınıza başka birilerini getirir. Bizim tavsiyemiz; ya kurumsallaşırsınız ya tasfiye olursunuz. Allah devreye girmeden başarısızlığın hesabını kendinizden ve çevrenizden sorun. Siz sormazsanız hesabı Allaha bırakırsınız, Allahın hesabıda çok çetin olur. Siz eğer istanbulu ve ankarayı kaybedenlerden, çukur operasyonlarında yüzlerce şehit binlerce gazi vermemize sebep olanlardan, üniversite hocaların bildirimine dur diyemeyenlerden, bildiriye destek çıkan ana yasa mahkemesi üyelerini sorguya çekemeyenlerden, merkez bankası başkanını görevden alma şansı varken almayıp milleti yıllardır yüksek faize maruz bırakanlardan hesap soramıyorsanız, o zaman ilk sorguya çekilecek sizlerin olduğunu bilin. Unutmayın, biz İslamın yükseliş dönemindeyiz. Sizden sonrası muhalefet yani kötü olanlar iktidara gelmeyecek. Onlar hayal etmeye devam etsin. Sizden sonrası iyi olan gelecek. Siz bugünün yanlışların hesabını sormazsanız, yarın siz hesaba çekilirsiniz. Değerli dostlar, anlamadığımız şey ne biliyormusunuz; milletvekili ve bakan olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, bilmiyorlarmı ülkede yaşanılan her olaydan hesaba çekileceklerini? Bakan ve milletvekili, belediye başkanı olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, inanılır gibi değil. Böyle bir sorumluluğun altına girmekten biz Allaha sığınıyoruz, onlar ise rüşvet dahil yapmadıkları şey kalmıyor. Gerçektende insan çok cahil (Ahzap Süresi; 72)!



Karınca Misali Sizde Tarafınızı Belli Edin

subliminal mesajlar



subliminal mesajlar;

insan beyni üst beyin ve alt beyinden oluşur. üst beyin, bilgisayarın hafızası gibi verileri depolar ve istediğiniz an, bu verilere ulaşmanızı sağlar. üst beynin kendisine ait bir kimliği bulunmaz. göz ve kulak gibi veri aktarma noktalarından verileri alır ve depolar (hatıra). odaklanmak istediğiniz zamanda bir akü gibi, ihtiyaç duyduğunuz enerjiyi hizmetinize sunar. üst beynin, akü hizmeti ve veri depolaması ötesi bir görevi bulunmaz. benliğinizin olduğu nokta ise alt beyindir. bu noktaya nefis deriz. burası, üst beyin gibi veri içermez, yazılımla çalışır; "güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, güneşi takip ettiğinde aya, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve onu yapıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir." (Şems Süresi; 1-10). üst beyin hafızaların depolandığı ve akünün bulunduğu nokta, alt beyinde benliğin bulunduğu nokta. üst beyin hafıza depolama noktası, alt beyinde bedenin çalışma ayarlarını belirleyen yazılımın bulunduğu nokta. örneğin; bedenin kavga et- kaç tepkisi. ilkesel tepki olarak adlandırdığımız tüm beden fonksiyonları bu yazılım sayesinde çalışır. üst beyin tertemiz hafıza ile gelir, alt beyine ise Allah doğum öncesi bir yükleme yapar. o noktaya ilkel davranış bilgileri, doğru ve yanlışları yükler, sonrası yürü kulum der. bu yüklemeye İslam dininde ilham denilir. yani Allah bir bilgisayar üreticisi gibi, tertemiz hafıza ve bir işletim sistemi ile insanı yeryüzüne salar. yazılım nasıl hareket etmenizi belirler, hafızada öğrenmenizi ve sürekli gelişmenizi sağlar.

subliminal mesajların üst ve alt beyine etkisi varmı?

subliminal mesajlar üst beyni etkilemez, çünkü üst beynin bir iradesi bir benliği bulunmaz. bilgisayar hafızası ne ise üst beyinde o. üst beyin sadece kendisine yüklenen verileri depolar. bu verileride o veriler algılayabileceği boyutta ise depolar. boyut ötesini ne görür ne de işitir. buna İslam dininde perdeleme denir. İnsan, belirli frekans aralıklarını görür ve işitir, ötesini değil. örneğin; insan beyni saniyede 24 kare algılayacak nitelikte ise, 25. kareyi algılayamaz. 25. kareyi oluşturduğunuz an boyut ötesine geçmiş olursunuz. boyut ötesinede gayp denilir. üst beyin subliminal mesajlardan etkilenmez çünkü, bir; etkilenecek bir iradeye sahip değil ve iki; subliminal mesajları yakalama şansı yok. kayıt etme, depolama şansı yok. köpek düdükleri gibi, subliminal mesajlar üst beynin algılayabileceği frekansta değil. alt beyine gelirsek; alt beyinde subliminal mesajlardan etiklenmez, çünkü görmedi ve işitmedi. alt beyin yani bilinç, birşeyi duyu organları ile algılıyorsa etkilenir, algılamıyorsa etkilenmez. subliminal mesajlar insan beynini etkilemez, neden; çünkü algılayabileceği boyutta değil. o yüzden subliminal kelimesi kullanılır, bu kavramla bilincin farkında olmadan bir işin gerçekleştiği ima edilir. özetlersek: üst beyin etkilenmez çünkü üst beynin benliği bulunmaz, alt beyinde etkilenmez çünkü görmüyor ve işitmiyor.


subliminal mesajlar yokmu o zaman? var.
biz etkilenmiyorsak, kimi hedefler? şeytanları

bunu açalım;

ataların işlediği günahlar, atalarda saklı kalmaz, o günahın etkileri çocuk ve torunlarada yansır. örneğin; birisinin atası eğer eşcinsel bir ilişkiye girdiyse, o günahtan sorumlu şeytanlar sadece o kişinin üzerine çökmekle kalmaz, çocuk ve torunlarınada bulaşır. o torun, atasından bulaşan bu sapkınlıktan habersiz hayatını yaşar ve yaşantısında, izlediği dizi veya filmlerde eşcinsellikle ilgili subliminal mesajlara maruz kaldıkça, o sapkınlıkla ilgili şeytanlar bedeninde uyanır ve kendisine vesvese vermeye başlar. hiç yoktan o dürtüler uyanır ve kişi merak eder, bu da nereden çıktı diye. zaman geçtikçe dürtüler çoğalır, o kötü düşünceleri aklından bir türlü gideremez hale gelir. her saat içinde her ortamda o kötü düşünceler aklına düşer. buna ne kadar dirensede, zaman dilimi içinde bu duygulara yenik düşer ve nefsine yani alt beyine bunu kabullendirir. üst beyine düşen seslerin (vesvese) kendisine ait olduğunu, Allahın kendisini bu şekilde yarattığını kendi nefsine inandırtır. kilit nokta inanmak. inanmak ne yapar? inanmak nefsin kilididir. inandığınızda, inandığınız şey nefse yazılır. Allahın yüklediği yazılıma benzer, inandığınız herşey bir yazılım şeklinde nefse yüklenir. bu yeni yükleme Allahın yüklediği değerler ile örtüşmüyorsa Allahın yüklediği veriler silinir, yeni bir kimlikli kişi ortaya çıkar. bu örnekte eşcinsel kimliği. bu kimlik alt beyine yüklendiğinde, bedenin geri kalanıda bu yazılıma göre çalışır. bedenin hareket etme şekli, duygular herşey yeni kimliğe göre değişir. 

inancınız

neye inanıyorsanız, o inanç alt beyine yüklenir. inancınız eğer Allahın anadan doğma yüklemesi ile örtüşüyorsa, ne mutlu size. benliğiniz her yükleme ile olgunlaşır ve daha güzel bir hal alır. Allahın size yüklediği temel değerleri alır, onu kocaman bir çınara dönüştürür, nice nefislerin bundan nemalanmasını sağlarsınız. eğer ama inançlarınız Allahın size yüklediği değerler ile örtüşmüyorsa, insanlığınızdan çıkar, farklı bir türe dönüşürsünüz!

vesvese nasıl çalışır

vesvese kalpte gerçekleşir, yankılandığı nokta beyin olur. mikrofon kalp, hoparlör ise üst beyin. kilit nokta kalbiniz. kalbe, inen sesler rahmani olduğunda buna ilham denilir, şeytani olduğunda vesvese. vesvese ve ilham aynı noktaya iner, kalbe. yankısı ise beyinde gerçekleşir. bunada düşünce denilir. bir düşüncenin bize ait olduğunu nasıl anlarız? odaklanmak. odaklandığınızda düşünce size ait (alt beyin), odaklanma dışında gerçekleşen düşüncelerde ya ilhamdır ya da vesevese. birisi rahmani diğeri şeytani. odaklandığınız an alt beyin ile üst beyine kocaman bir enerji basıncı uyguluyor, üst beyini yüzde yüz kendi kontrolünüze alıyorsunuz. bu kontrol varken, ne ilham ne de vesvese üst beyinde yankılanır. vesvese ve ilham, boşta olduğunuzda, yani odaklanmadığınız an gerçekleşir.

subliminal mesajlar kötülük aşılamaz, kötülüğü uyarır

verdiğimiz eşcinsel örneğinde, subliminal mesajlar ne yapmış oldu; atanın işlediği bir günahı çocuk veya torunda uyandırdı. subliminal mesajlar işte bunu yapar, subliminal mesajlar size kötülük yüklemez, sizde var olan kötülüğü açığa çıkarır. bunu açalım; kötülük yayılabilmesi için görünmesi ve işitilmesi gerek. k
ötülük gözden ve kulaktan beslenir. görür ve duyarsa, içimizdeki kötülük uyanır. muhafazakar ve mahallelerin henüz kötüleşmediği ortamı düşünün şimdi, örneğin '60 yıllar. böyle bir ortamda insanın içindeki kötülüğü nasıl uyarırsınız? herkesin evinde var olan tv'leri bir truva atı gibi kullanarak. subliminal mesajlar günümüzün çağı için değil, internetin olmadığı, mahallelerin henüz kötüleşmediği dönemler için icat edildi. bir üst akıl kötülüğü yaymak istedi, bunu nasıl yapabilirim dedi ve en uygun yol olarak tv gördü. bir; anlamanız gereken ilk husus, subliminal mesajlar günümüzün çağı için değil 50 yıl öncesinin şartları için icat edildi. günümüzde subliminal mesajlar gereksiz çünkü, kötülük her yerde. günümüzde subliminal mesajların ötesinde, beyni tv veya bilgisayar üzerinden nasıl kontrol edebiliriz bunun üzerinde çalışıyorlar. yani subliminal mesajların modası geçti. iki; kötülük gözle görürse kulakla işitirse uyanır. eskiden insanlar kötülüğü gizli saklı yapıyordu, ulu ortam değil. eskiden muhafazakar ve geleneklerimize bağlı bir çevrenin içinde yaşıyorduk. bu yaşantıda içimizdeki kötülüğün açığa çıkmasına mani oluyordu. subliminal mesajları böylesine şartlar için icat edildi. o korunaklı mahallenizde içinizdeki kötülüğü uyarmak için icat edildi. siz, o 25. kareyi görmeseniz ve duymasanız bile içinizdeki kötü görüyor ve işitiyordu. sonuç; sizin haberiniz olmadan sizde sapkın duygular uyanmaya başlıyor. ailenizin diğer fertleri namaz niyaz ile meşgulken, siz; içinizde uyanan o kötü dürtüler ile mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz. çözüm; atalardan size seriyat eden günahların kefareti niyetine 40 gün arka arkaya oruç tutun. bu içinizdeki şeytanı öldürür. 40 gün içinde o kötü dürtülerden Allahın izniyle kurtulursunuz.

subliminal mesajlar size değil, içinizdeki şeytana hitap eder

subliminal mesaj, ismi üzerine boyut ötesi. boyut ötesi olanda sizi etkilemez, boyut ötesi işitebilen görebilen kim varsa onu etkiler. varmı böyle bir varlık? evet, var. içimizdeki şeytanlar. subliminal mesajların hedefi insanın kendisi değil, insanın içindeki o kötülük. subliminal mesajlar, içimizdeki kötülükle iletişime geçme, ona bir mesaj gönderme, onu uyarmaya yönelik bir tezgah. subliminal mesajları işletenler ancak şu ufak detayı hesaplayamadılar; her şeytan farklı bir frekansta cirit atar. yani her günahın şeytanı farklı. bunu açalım; subliminal mesajlar hangi günahı içeriyorsa, kişinin bedeninde o günahtan halihazırda bir şeytan varsa o subliminal mesaj hedefine ulaşır. yani, bir subliminal mesajın sizde etki üretmesi için bedeninizde bir şeytanın var olması yetmiyor, subliminal mesajın içerdiği günahtan bir şeytan olması gerek. aksi takdirde o mesajı bedeninizdeki diğer şeytanlar algılayamaz. subliminal mesajları bir anahtar gibi düşünün, o anahtarın yuvası sizde varsa etkilenirsiniz, yoksa değil. örneğin; haramla ilgili subliminal mesajlar haramla ilgili şeytanlara hitap eder, sapkınlıkla ilgili mesajlar sapkınlıkla ilgili şeytanlara, zina ile ilgili mesajlarda zina ile ilgili şeytanlara. örneğin; bedeninizde sapkınlıkla ilgili şeytanlar yoksa, sapkınlıkla ilgili subliminal mesajlar sizi etkilemez. subliminal mesaj ne tür kötülük içeriyor, o kötülük geçmişinizde varmı, yokmu buna bakınız. varsa, subliminal mesajdan etkilenirsiniz, yoksa subliminal mesajlardan korkmanıza gerek yok. var olduğunu nasıl anlarız?
hangi günaha yönelik dürtüler uyanıyor sizde buna bakın. demek atalardan o günah size bulaştı. siz sadece o günahla ilgili subliminal mesajlardan etkilenirsiniz, başkalarından değil.

bu yazdıklarım olayın teorik boyutu, pratiğe gelirsek

değerli dostlar, günümüzde subliminal mesajlara ihtiyaç kalmadı. kötülük evlere ve mahallelere henüz sinmediği dönemlerde ihtiyaç vardı. günümüzde ise kötülük her yerde. örneğin; çocuğunuz tv üzerinden verilmeye çalışılan kötülükten çok daha fazlasını okula gidip gelme sürecinde alıp geliyor. evden dışa adım attığı an, arkadaş çevresinden sokakta gördüğü şeylere kadar, herşey onun içindeki kötülüğü uyandırmak için yetip artıyor. subliminal mesajlar belki '60 larda işe yaradı, kötülüğün henüz mahallere sinmediği dönemlerde, günümüzde ama gereksiz. eğer kötülüğün çocuklarınıza sinmesinden korkuyorsanız, korkmanız gereken en son nokta subliminal mesajlar. subliminal mesajlar gizli yapılır. kötülük açığa çıkmışken gizlinin peşinde koşmak anlamsız. örneğin; reklamlarda hep batı kültürünü andıran aktörler kullanılır. anadolu insanı kullanıldığında gevzek, şapşal rolünde olur. bu insanlar her gün sizle, gözle görünür boyutta dalga geçiyor, halen gizlinin peşinde koşmanın ne anlamı var?
örneğin; "vatanım sensin" gibi diziler ile vatana ihanet açık, açık teşvik edilir. bu insanlar gözle görünür boyutta bu topraklara ihaneti teşvik ederken, halen gizlinin peşinde koşmanın ne anlamı var? örneğin; 20 yıl öncesi dizilerde her karakterin bir sevgilisi vardı, senaryoya bu kadarını koymaya cüret ediyorlardı, şimdi ise sevişme sahnelerini koyuyorlar. yani buna alıştırdılar bizi. Elli yıl öncesi kötülük açığa çıkmaktan korkuyordu, herkes yapacağını gizli saklı yapıyordu. günümüzde ise utanma, haya ve edep, ahlak diye birşey kalmadı. herkes yapacağını açık açık yapıyor. o yüzden günümüzde subliminal mesajların peşinde koşmanın hiçbir anlamı kalmadı. örneğin; dizi ve filmlerde kadınlar olgun ve akıllı gösterilir, erkekler ise sorumsuz. açık açık ata- erkek kültüründen ata-kadın kültürüne geçiş yapıyorlar. örneğin; dizi ve filmlerde isyancıları kahramanlaştırırlar. hükümete, devletine karşı gelen bir birey hakkı savunan bir kahraman gibi gösterilir. devlete karşı gelmeye teşvik edilir. lifetime ve tlc gibi kanallar neredeyse her programda bir eşcinsele yer verir. eşcinselliği günlük hayatımızın içine sokarlar. örneğin; esrarengiz kasaba, star kötülere karşı, kral şakir, uncle grandpa, unikitty, adventure time gibi çizgi dizilerde her türlü mesaj açık açık verilir. örneğin; her akşam izlediğiniz popstar ve survivor gibi programlar bu milletin mayasına ters. ters olmasına rağmen her gün size seyrettiyorlar, sizde zevkle seyrediyorsunuz. şimdi, size bir soru; bu kadar açık değerlerimize saldırı varken, gizli mesajların peşinde koşmanın ne anlamı var? siz gizlinin peşinde koşarken, onlar açık açık her türlü numarayı bu millete çekiyor. siz 25. kareye odaklanırken, onlar 21, 22,15, 7. karede, gözle görünür karelerde yapmak istediklerini yapıyor. gizlinin peşinde koşmaktan, açıktan yapılanları kaçırıyorsunuz. size sağdan gösteriyorlar, soldan işi götürüyorlar. bu tuzaklar genç nesillerimize kurulurken devlet baba nerede; maalesef her zamanki gibi, uyuyor!!!

sanat dünyasına dokunma vakti geldi, geçti bile

adamlar müthiş örgütlenmiş. bir merkezden tuşa basılıyor, bir bakıyorsunuz dünyanın her yerinde benzer format üzerinden diziler ve reklamlar yazılıp çiziliyor. sanat dünyasına dokunmayın diyenler, buna zaten dokunmuş sahiplenmiş ve kendi istekleri doğrultusunda işletiyor. hükümet ne yapmalı; her yere el atmalı. diziler ve reklamlar devlet onayı olmadan asla yayınlanmamalı. senaryo okunmadan tv'de hiçbir şey yayınlanmamalı. amerikada nasıl senaryolar önden okunuyor, bir çekuptan geçiyorsa burada da öyle olmalı. ideal olanı, herkesi kendi haline bırakmak. birileri ama okyanus ötesi geliyor ve senin sanatına sahipleniyor ve kendi senaryolarını bu millete empoze ediyorsa, o zaman kimse kusura bakmasın, müdahale edeceksiniz. kendi halinde olsaydı, kendi dinamiklerinden beslenseydi, sizinde buna dokunma ihtiyacınız olmazdı. onlar ama okyanus ötesinden geliyor ve sanat camianıza sahipleniyor ve kendi istekleri doğrultusunda senaryolar yazdırıyorlarsa ve bu senaryolar bu toprakların değerlerini çürütme amacı içeriyorsa, o zaman bu topraklara ait bireyler olarak buna kayıtsız kalamazsınız. kötülüğün karşısında her zaman bir iyi olmak zorunda. onlar bozmak için uğraşacak, siz nesilleri korumak için uğraşacaksınız. özetlersek; piyasa kendi halinde olmuş olsaydı, kendi haline bırakabilirdin belki. durum ama bundan ibaret değil; küreselciler dediğimiz bir zihniyet sistemi ele geçirmiş ve nesilleri kendi görüşleri doğrultusunda formatlıyor. biz müslümanız ve geleneklerine bağlı bir milletiz. new yorkun sapkın köşelerinde ortaya çıkan bir yaşantıyı birileri bu topraklara taşımak istiyorsa, ev sahibi buna dur demek zorunda. her topluluk kendi nesillerini kendi değerleri ile yetiştirme hakkına sahip. bizde bunu yapmak zorundayız. sanat camiasını bu sapıkların eline bırakamayız.