nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    




Kader nedir;
Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta, size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede, soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde, sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz. 

İstanbul;
nasıl olurda haklı olduğumuz bir yerde, bu kadar haksız konuma düşebiliyoruz? Nasıl olurda yüzyılın kazığını yiyor, bunuda demokrasi diye bizlere yutturabiliyorlar? Nasıl olurda hırsızlık yapan değil, mağdur edilen demokrasiyi hazmedemeyen konumuna düşebiliyor. Bir operasyonla istanbulu çaldılar. Bunuda bize demokrasi diye yutturdular. Nasıl bu hale düşebildik? Çok basit; olaylara verdiğimiz tepkiyle. Değerli dostlar; her bir olay sizin verdiğiniz tepki kadar ilgi çeker. Sizin verdiğiniz tepki orantısında birşeyin büyüklüğü veya o şeye verdiğiniz değer anlaşılır. İnsanlar olayların vahamiyetini sizin verdiğiniz tepki oranında algılar. Siz bir olaya cılız bir tepki verirseniz, insanların olay hakkında algılamasıda o kadar olur. Birileri eğer, ne olmuşki ne varmış diyorlarsa bu sizi şaşırtmasın, bu söylemler sizlerin gösterdiği tepkinin yansımasıdır! Akıl, akıl, akıl, akıl. Onlar bir üst akıl ile hareket ediyor, siz ise bireysel olarak. O yüzden onlar hep kazanıyor, bizede kazık kalıyor.

Onlar ne yaptı;
17- 25 aralığını yaptılar. O günlerde yoktan yüzyıllığın yolsuzluğunu çıkardılar. P
ireyi deve yaptılar. Nasıl yaptılar bunu? Görsel effektler ile! Bir anda her yere baskın düzenlediler. Bunlarıda medya önünde yaptılar. Büyük iş adamlarını ve bürokratları tutukladılar. Tutuklanan kişiler ne kadar büyük mertebeye sahipse yolsuzlukta o kadar büyüktür kanaati var ya, işte o kanaati uyandırmak için büyük iş adam ve bürokratları tutukladılar. Çok sayıda insan tutukladılar. Ne kadar çok insan tutuklanırsa, o kadar büyük bir operasyon yapılıyor algısı var ya, işte o algıyı uyandırmak için yüzlerce kişiyi tutukladılar. Baskın yaptıkları ev ve işyerlerinden kolilerce dosya çıkardılar. Ne kadar bol dosya o kadar çok delil algısı var ya, işte bu izlenimi uyarmak için baskın yaptıkları ev ve iş yerlerinden bol bol dosya taşıdılar. Kameralar önünde büyük bir şov sergilediler ve olmayan şeyleri veya pirelik olayları yüzyılın yolsuzluğu olarak topluma yutturdular. Türkiye'ye büyük bir algı operasyonu çektiler. İşte buna üst akıl denilir. Örneğin itiraz süreçleri devam ederken, nasıl paris belediye başkanı ve yurtdışı medya organları ekrem imamoğlunu tebrik etmeye başladığını gördünüz. Bu işte bir üst akıl hareketidir. Bir vasfı bir kişi ile ne kadar çok özleştirirseniz, akıllarda o kalır. Bir hırsız vasfı değil, belediye başkan vasfı kalır. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, o ünvanı elinden aldığınızda o kadar büyük mağduriyet yaratırsınız. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, toplum nezdinde o kişinin kabülünü o kadar hızlandırırsınız. Topluma, verin adama mazbatasını, bir 5 yılda o yönetsin ne var bunda dedirttirir, yüzyılın hırsızlığını topluma yutturursunuz. Ekremcik boşuna belediye başkanı vasfıyla dolaşmıyor. Hepsi bir üst aklın oyunu. Çok bilinçli ve stratejik hareket ediyorlar. Ya biz, biz ne yapıyoruz?

Gelelim bizim eziklere;
bizim elimizde gerçek bir deve var; il ve ilçe seçim kurumu, chp il ve ilçe teşkilatı, chp' li belediyeler, fetö ve pkk' nın yer aldığı yüzyılın hırsızlığı elimizde var. Onlar 17-25 aralıkta ne yapmıştı, pireden deve çıkarmıştı. Biz ne yaptık? Bizde deveyi pireye dönüştürmeyi başardık. Elimizde yüzyılın hırsızlığı var, hırsızı suçüstü yakalamışız ama sus pusuz. Siz binali yıldırım hiç ortalıkta görüyormusunuz? Binaliye tavsiyemiz; kim sana sessiz kal ve ysk kararını bekle dediyse, onları kov. Sesini çıkarmayan bebeğe mama verilmez. Karşı taraf ne kadar ses çıkarıyorsa, sizde en azından o kadar çıkaracaksınız. Karar verici makam Allahtır. Çaba göstermedende Allaha tevekkül edilmez. Yan gelip yatarak, hakkın size gelmesini bekleyemezsiniz. Karşı tarafın bir olaya nasıl bir akıl ile yaklaştığını gördünüz, bizim mahallede ise böylesine bir akıl yok! 17 yıldır devlet biziz. Üzülerek görüyoruzki, bu süre içinde hiçbir devlet refleksi hiçbir üst akıl geliştirememişiz. Kimin nerede ne yaptığı belli değil. Her kurum birbirinden bağımsız kendi kafasına göre takılıyor. Eğer bir konu hakkında harekete geçilmesi gerekiyorsa, kimse harekete geçmiyor. Herkes diğerine bakıyor. Kimse insiyatifi almıyor. Kimse hareket etmeyincede, erdoğan devreye girmek zorunda kalıyor ve emirle yaptırıyor. Sonrada her yere müdahale eden, kötü olan erdoğan oluyor. Ne gerek var kendini yıpratmaya. Sistemini kur, çarklar kendi kendine işlesin. Maalesef kurmadı. Bu erdoğanın, bu devlete yaptığı en büyük kötülük. 70 yaşına geldi, bir 70 yıl daha yaşayacak değil. Başına bir iş geldiğinde, bu devlet sudan çıkmış balık durumuna düşecek. Akbabalar gibi herkes devletin başına çöreklenecek. Onlar bir üst akıl ile, biz ise akıldan yoksun hareket ettiğimiz içinde, bu kavgada kaybeden biz olacağımız şimdiden çok aşikar. Bin parça olacağız. Erdoğan gittiğinde çok büyük bir koas geride bırakacak, bu çok açık. Maalesef ve maalesef milli ve yerli bir derin devlet oluşturmadı. Kurumlar arası koordinasyonu sağlayan, bir emir beklemeden insiyatif alan, kendinden harekete geçen milli ve yerli bir devlet refleksimiz yok. Örneğin; fetö adında bir örgüt devletin kırmızı kitabına giriyor, merkez yani Ankara ama, il ve ilçelerde fetö ile nasıl mücadelede ediliyor neler yapılıyor bundan bir haberdar değil. Örneğin; sağdan soldan kişileri bakan yaptılar. Gel sen kafana göre milli eğitimi yönet, diğerine gel sen kafana göre şurasını yönet denildi. Böyle olmaz arkadaşlar, bu kafayla siz bir yere varamazsınız. Nasıl olmalıydı, büyük devletler nasıl yapıyor bunu? Yüz yıl sonrası neslinizi ve ülkenizi nerede görmek istiyorsanız, ona göre eğitimde ekonomide veya turizmde bir yol haritası çizersiniz, gelen her kişide o plan dahilinde hareket eder. Kısacası, devlet böyle yönetilmez. Bu neyi gösteriyor? Bir üst akıl yokluğunu. Biz maalesef devletin bekasını ilgilendiren konuları, ilçede çalışan sıradan bir memurun insiyatifine ve niyetine bırakıyoruz. O da, bu benim üzerimde kalır korkusu ile sıradan bir soruşturma ile süreci idare etme boyutuna gidiyor. Ben soruşturmayı açayım, benden sonrakiler ne karar verirse bu onların sorunu olsun deyip sıradan bir soruşturma 5 yıl sürüyor ve halen kapanmıyor. Kimse kendi kariyerini riske atmak istemiyor. Bu da, memur iyi niyetliyse. Dosyalar, art niyetli birine düştüğünde zaten olaylar anında sümenaltı ediliyor ya da anında harekete geçiliyor ve o makamlar birilerine baskı uygulamak için kullanılıyor. Örneğin; mansur yavaş ve ekrem imamoğlu ikisi de dolandırıcılıktan yargılanıyor ve dosyaları yıllardır bir karara bağlanmadı. Kimse dosyalarına dokunmadı. Birileri dosyaları oyaladı, adamlarda geldi belediye başkanı oldu. Şimdi dokunsanız, yani o dosyaları bir karara bağlasanız bir dert, dokunmasanız ayrı bir dert. Daha önce dokunsaydınız cılız ses çıkardı, şimdi ise seçilene dokunduğunuz için dünyayı ayağa kaldırırlar. Ne gerek vardı bu boyuta getirmeye. Devlet dediğin bir virüs programı gibi kurumları ve adliyeleri sürekli tarar. Olayları böylesine çıkmaza gelmesine izin vermez.

Milletin tercihine saygı duyacaksınız, seçtiği kişiye saygı duyacaksınız, amenna, buna hiçbir itirazımız yok. Ancaaak, ebeveynlerin çocuklarına karşı nasıl bir sorumluluğu varsa, devletinde milletine karşı bir sorumluluğu var. Siz ebeveyn olarak nasıl zararlı websiteleri veya kanallardan çocuklarınızı uzak tutuyorsunuz, devlette vatandaşlarını zararlı kişilerden uzak tutma sorumluluğuna sahip. Devletimiz maalesef bunu yapmadı. Bizde sorumluluğunu yerine getirmeyen ebeveyne nasıl kızıyorsak devletede o şekilde kızıyoruz. Devlet dediğiniz, iyi bir ebeveyn gibi vatandaşlarını zararlı kişilerden korur, beyinlerinin zehirlenmesine izin vermez. Örneğin; fox, odatv ve sözcü gibi batının operasyonel medya kurumların yayınlarına asla müsade etmemesi gerekirdi. Siz bu tür yayın organlarına müsade ederseniz, toplumun zehirlemesine izin verirseniz, bir kitlenin o uyuşturulmuş beyinler ile sabıkalı kişilere oy vermelerine, pkk ve fetö ile işbirliğine girmelerine engel olamazsınız. Elbette muhalif medya olacak, bunlar ama muhalefet yapmadı. Bunlar sabah akşam yalan haber yayınladı. Kitleleri ayrıştırma ve fitne sokma görevini üstlendiler. Yıllardır bunu yaptılar ve kimsede bunlara dur demedi. Ne devlet ne savcılar harekete geçti. Sonuç; kutuplaşmış bir topluluk ve devletinden nefret eden bir kitleye sahibiz. Sizce bu kendiliğindenmi oldu? Birileri bir kitleyi devletten nefret eder hale getirdi. Devlet olarakta siz bu sürece sadece, seyretmekle yetindiniz. O yüzden bu sabıkalı tipleri seçenler kadar, devlette bu seçilenlerden sorumludur. İlin adamı amerikadan geliyor, sendikaları, meslek odaları ve partileri dezayn ediyorsa, sende dezayn edeceksin. B
en bir kabile devleti değilim diyorsan sende edeceksin. Kıssasa Kıssas. Varlığını her alanda hissettireceksin. Yapmıyorsan sende sorumlusun.

Öyle veya böyle, devlet olarak maalesef ortalıkta yok'uz. Yargıda ve kurumlarda devlet olarak yok'uz. Yok olduğumuz içinde olayların vahamiyetini soruşturmalara yansıtamıyoruz, yansıtamadığımız içinde caydırıcı bir devlet olamıyor haklılığımızı karşı tarafa aktaramıyoruz. Bakınız, dünyanın hiçbir yerinde yargı bağımsız değildir. Yargı, bir devletin kendi varlığını hissettirdiği yegani noktadır. Bir devletin devlet olduğunu yargısından anlarsınız. Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa, bilinki onlar sizin devlet olmanızı istemiyor!! Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa bilinki, onlar orasını çoktan ele geçirdi, kendi derin devletciklerine dokunulmasını istemiyor. Anlayacağınız, birileri bizim eziklere yargının devletten bağımsız olması gerektirdiğini yutturmuş. Hal bu olunca, devlete yapılan yanlışlara karşı yargıyı harekete geçiremiyoruz. Yüzyılın hırsızlığı ile karşı karşıya olmamıza rağmen, bizimkiler o kadar cılız o kadar alttan alan bir ton ile hareket ediyorki, hırsıza verdikleri rahatsızlıktan ötürü özür dileyecek haldeler. İtirazları ile hırsızların mazbatasını geciktirdikleri için özür dileyecek durumdalar. Böylesine ezik ve pasif bir tepki verdiğiniz zamanda, haklı olduğunuz bir konuda haksız duruma düşüyorsunuz. Demokrasiyi hazmedemeyen siz oluyorsunuz. Ne yapılmalıydı? Usülsüzlükler tespit edildiği an, chp ilçe teşkilatları ilçe seçim kurumları, nüfus müdürlüklerine baskınlar düzenlenmeli ve hepsi tutuklanmalıydı. Ne kadar üst düzey kişileri tutuklarsanız ve sayısal olarak ne kadar çok kişiyi tutuklarsanız, olayın vahamiyeti o kadar anlaşılırdı. Bunlarda medyanın önünde yapılmalıydı. Sıra bana gelecek diye herkes tir tir titremeli, tehdit savuranlarda korkudan susmalıydı. Bunların hiçbiri yapılmadı. Neden? Bir üst akıl eksikliğinden ve ürkek ve yalaka tiplerin partiyi ele geçirmesinden, erdoğanın son 20 yıl içinde ikinci üçüncü dördüncü beşinci erdoğanlar çıkaramamasından. Bizim mahallede metin külünk gibi ne kadar şahin varsa hepsi tasfiye edildi, yerlerine ezik ve yalaka tipler getirildi.
Bunlardanda hep cılız ve müzakereci sesler çıktı. Şu söylemi duymuşsunuzdur; erdoğan çok kavgacı! İşte bunlar içimizdeki kripto fetöcülerin söylemi. Bizleri uysal hale dönüştürme projesinin bir parçasıdır. Size ne yapılırsa ses çıkarmayın demenin nazik yoldur. Başımıza ne geldiyse zaten bundan geldi, ses çıkarmadığımızdan bunlara dünyayı başlarına yıkmadığımızdan ötürü geldi. Ne elde ettiysekte saldırdığımızda elde ettik; 15 temmuz, hendek operasyonları, afrin ve fırat kalkanı harekatı! İçimizden birileri ama böylesine proaktif bir boyuta geçememizi istemiyor. Mağduru oynamak, haksızlıkları hazmetmek, bize biçilen rol bu! Bayrağı alıp karşı tarafa saldıran, karşı tarafın pisliklerini masaya döken karşı tarafı defansa zorlayan yok. Siz süleyman soylu dışında savaşan başka birini görüyormusunuz? 20 yıllık bir partide ikinci bir şahin çıkmazmı hiç. Kaldıki süleyman soylu da dışardan geldi. 20 yıl iktidarsınız ve bir tane şavaşçı üretemediniz. Bu topraklar ezikleri kaldırmaz. Herkesin gözü olduğu bu topraklarda şahin olmak zorundasınız. Biz sulh döneminde değiliz. Eğer sulh döneminde olsaydık, her tarafa barış mesajları göndermek bir anlam taşırdı ama, realite bu değil. Bizler savaş dönemindeyiz. İhtiyaç duyduğumuzda savaşçılar. Maalesef, biz kendi içimizden susturulduk. İçimizdeki ezikler kontrolü ele geçirdi. Karşı tarafa ise gün geçtikçe daha çok hırçınlaşma talimatı verildi. Biz sesimizi yükselttiğimizde kutuplaştırıyorsunuz denildi, onlar seslerini yükselttiğinde bu özgürlük ve demokrasi oldu. Bir ihanet ortaya çıktığında bunu haykırmak hainlik edenlere dünyayı dar etmek isteyen şahinler çıktı, ak partili yöneticiler ise müdahale etme ve sessiz kal, sokakları germeyelim diyerek bunları susturdu. İçimizdeki birileri şahinleri sustura sustura sustura bunların her türlü ihanetine, hakaretine, suçuna göz yumar hale geldik. Sonuç; bunlara göz yuma yuma istanbulu çaldılar! Henüz itirazlar sonuçlanmadı ama, bu aşamadan sonra ne olursa olsun, bu hileyi yapabildiler ve ak parti uyuduysa, böylesine büyük bir olaya karşı devlet böylesine ezik bir refleks sergiliyorsa, geçmiş olsun bize. Anında cezaları kesemiyorsan, olayın yaşandığı gün devlet olarak ağırlığını hissettiremiyorsan, geçmiş olsun bize. İstanbul düşmana kaptırılmış, yapanında yanına kar kalacağını hepimiz biliyoruz. Üzücü olanda bu! Mahkeme süresi beş yıl sürecek, sonunda bir kaç kişi bir kaç yıl ceza alıp olay kapanacak.
 
Arkadaşlar;
burada konu İstanbul konu aya sofya. İstanbul düşerse kudüs düşer, mekke düşer demiyormuyuz? Eeee, adamlar büyük bir hile ile istanbulu çaldılar. Bugün ohal ilan etmiyeceksinizde ne zaman edeceksiniz, bugün fırtına koparmayacaksınızda ne zaman koparacaksınız? Ne hale geldik. Mağdur olan sessiz, hırsız ise ortalıkta dolaşıp çaldığım malı vermezseniz ortalığı yakar yıkarım diyor. Fırtına koparması gereken masa altına saklanmış, sobelenen hırsız ise fırtına koparmakla tehdit ediyor. Ne hale geldik! Bileğin hakkıyla kazanırsın, bizde Rabbim böyle takdir etmiş der yenilgiyi kabul ederiz. Hile ile çalmaya kalkıyorlarsa ama, o zaman bunlara dünyayı dar etmek gerekir. Biz bu şekilde bunlara sürekli prim verir, alttan alır ve bunların suçlarına göz yumarsak bunun bedeli bize çok ağır olur. Oldu da. 15 temmuzda Türkiye' yi 31 martta' da istanbulu çalmaya kalkıştılar. Demek 15 temmuz sonrası biz bunlara anladıkları cevabı verememişiz. Darbecileri kravat takım elbise mahkemeye getirirsen, olacağı buydu. Darbe yapanlara karşı bu kadar layt davranırsan, olacağı buydu. Böylesine pasif ve ezik devlet olursan, her türlü ihanete davetiye çıkarırsın. Nasıl olsa devlet birşey yapmıyor denilerek önüne gelen devlete ihanet etmeye başlar. Yani bunların 15 temmuz sonrası bir darbe girişimi
(istanbul) daha tezgahlayacakları dünden belliydi. O kadar layt bir devletizki, vatana ihanet etmek için resmen davetiyeler dağıtıyoruz. Örneğin; ahmet türk. Terör örgütü üyeliğinden hapis cezası yedi, hasta diye tahliye edildi, sonrada kalktı mardin büyükşehir belediye başkanı oldu. Hapiste yan gelip yatmak için hasta, büyükşehir belediye başkanlığı için sağlıklı. Bu bizim hekimlik mantığımıza yatmıyor, sizin mantığınıza yatıyormu? Şimdi bunun mazbatasını vermezseniz bir sorun, verirseniz başka bir sorun. İşte bu boyuta getirmemeniz gerekliydi. Bu boyuta gelmeden müdahalenizi yapmanız ve önleminizi almanız gerekliydi. Dünyada, olaylar yaşandıktan sonra uyanan ve müdahalesini yapan tek devlet biziz. Rabbim bizi acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Bunlar başta kaldığı müddet biz daha çok kazık yeriz. Daha çok görememişiz, aldatılmışız deriz. Örneğin; kamudan atılanların seçme hakkı olmadığını siz biliyormuydunuz? Biz bilmiyorduk ve bunu yeni öğrendik. Biz bilmiyorduk çünkü, biz sıradan vatandaşıyız. Ya devlet, devlet nerede? Meğerki devletimiz, kurumlardan kovulan fetöcülere yıllardır, sahip olmadıkları bir hakkı tanımış. Eeee, bu kafayla bugünlerimizi ziyadesiyle hak ediyoruz. Biz bu kafayla bu ezik halimiz ile daha çooook kazık yeriz.
 
Paradoks nedir;
birbirine zıt kavramları bir ifadenin içine sokmaktır. Doğru olan bir ifadenizin içine öyle bir kelime sokuyorsunuzki o ifadenizi kendi içinde çelişkili duruma düşürüyorsunuz. Örneğin; muhalefet. Ne diyorlar; "hukuki dayanağı olmayan süreci durdurmak, Türkiye ve İstanbulun yararına olacaktır". Bu ifade paradoks bir ifade. Hukuktan bahsediyorsunuz, hukuksuzlukla yani
sokak eylemleri ile tehdit ediyorsunuz. Hukuktan bahsediyorsunuz, karşı tarafın hukuki haklarını yok sayıyorsunuz. İşte buna paradoks denir. Örneğin; "seçim sonuçlarını kabul edin", söylemi. Buda paradoks bir söylem. Seçim henüz sonuçlanmamışki sonuçlar kabul edilsin. İtiraz süreci, seçimin bir parçası değilmi? Örneğin; faşizim ve diktaya karşı seçimleri kazandık? Bu da paradoks, kendi içinde çelişkili bir söylem. Diktatörlük ile seçimler kelimesini aynı cümlede kullandığınızda ortaya paradoks bir söylem çıkar. Neden, çünkü faşizim ve diktatörlüğün olduğu bir yerde seçimler olmaz. Seçimler olduğu zamanda faşist ve diktatör olan yüzde 99 oy ile kazanır. Yani diktanın olduğu bir yerde sizlerin seçim kazanması söz konusu olamaz. Bu hırsızların söylemlerine dikkat ederseniz, sürekli bir paradoks içinde olduklarını görürsünüz. Söylemleri kendi içinde çelişki dolu. Neden? Doğru tarafları yokta ondan. O kadar yamuklarki, doğru bir ifadeyi bile yamultmayı yani paradoks bir duruma düşürmeyi beceriyorlar. Sayın okurlarımız, kötünün gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile iyi görünmeye çalışır. Buna deccaliyet diyoruz. Hani demokrasi deyip dünyayı ateşe veren bir üst akıl var ya, işte bunların gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile insanları kandırırlar. Eylemler kötü, söylemler güzel. Demokrasi, hak ve hukuk gibi kelimeler ile iyi görünmeye çalışıyorlar, eylemleri ama kötü olduğu için tehdit etmektende kendilerini alı koyamıyorlar. Sonuç; paradoks söylemler doğuyor. Demokrasi ve tehdidi aynı ifadenin içinde kullanmayı beceriyorlar. Örneğin; bunların nasıl medya patronlarını tehdit ettiğini gördünüz değilmi? Medya özgür olmalı deyip medyayı tehdit etmeyi aynı zamanda başarabiliyorlar. Bundanda ilginç olanı, bunlar gerçekten de bu hileler bu tehditlerle muvaffak olacaklarına inanıyorlar. Her türlü hileyi sahtekarlığı, tuzağı yapıyorlar ve günün sonunda galip olan kendilerin olacağına inanıyorlar. Dünyanın ak partinin ezik ve hain tiplerinden ibaret olduğuna inanıyor, Allahı nedense hesaba katmıyorlar. Bizden tekrar uyarması, sizin bir hesabınız olurda Allah'ın olmazmı. Allahu Teala herşeyi not ediyor. Hilelerinizi ve size oy verenleri not ediyor. Bu fırsatların size tanınmasıda sizin hayrınıza değil, günah yükünüzü artırmak için. Bir yere kadar ama, bir yere kadar bu hainliklerinize bu kötülüklerinize Allah müsaade eder. İstanbulu ele geçirmek için kurduğunuz bu tuzak son damlamıydı, bunu bekleyip göreceğiz. Şu ama kesin, siz erdoğanı mumla arayacaksınız. Yaklaşan yaklaşıyor sizin için!

Ne büyüksün rabbim; bizlere hırsızlık iftirasını atmışlardı. Şimdi yüzyılın hırsızlığı ile kendileri sobelendi.

gelelim büyükçekmeceye;
büyükçekmece üzerinde ciddi bir şekilde durulması gerek. Devletin tüm güvenlik bürokrasisi büyükçekmeceyi mercek altına alması gerek. Seçimlerde yapılan usülsüzlükten ötürü değil, daha büyük bir sorundan ötürü. Öyle gözükiyorki, bir üst akıl kamu kurumlarından kovulan fetöcülere yeni bir hedef belirlemiş; belediyeler. Belediyeler, fetöcüler için yeniden örgütlenme ve büyüme yeri olarak seçilmiş. Büyükçekmecede bu projenin pilot bir ilçesi. Devamı başka belediyelerden gelecek. Örneğin; tunç soyer ve izmir. Türkiye yeni bir tehdit ile karşı karşıya. Chp, hdp ve ip belediyeleri üzerinden fetö tekrar canlandırılacak. Zaten hiç yok olmamışlardı. Acilen, fetöcülere kalıcı bir çözüm getirilmezse (vatandaşlıktan çıkarmak) bunlar bir beka sorunu olmaya devam edecek. Örneğin; müebbet yiyenlerin aileleri hainliğe devam ediyor, geri kalan on binlerde bir kaç yıl içinde hapisten çıkacak ve büyük bir öç alma hırsı ile çıkacak, onlara ek birde devlet kurumlarından atılan yüzbinler ülkemizde dolaşıyor, birde yurtdışından paketleyip getirdikleriniz var, şimdi; siz bunların bu ülkede rahat duracağınımı sanıyorsunuz? Bunları bu ülkede tutarak ne amaca hizmet ediyorsunuz? Muhalefet kadar olamadınız, onlar masum suriyelileri ülkeden atma cüretini gösterebiliyor, siz ise teröristleri vatandaşlıktan yani ülkeden atacak cesareti gösteremiyorsunuz. Ezikler sizi. O yüzden hep muhalefetin borusu ötüyor, bizede kazık kalıyor. Dünyanın fetöcülerini ülkemizde topladık, avrupadaki pkk'lılar da gelsin diyoruz. Ülkemizi teröristler hanına dönüştürdünüz. Fetö, pkk, deaş, dhkp-c vs vs vs, ne kadar terörist varsa ülkemize soktuk ve besliyoruz. Kötü tarafı şu; dün imkan yoktu, ne emniyet ne askeriye ne istihbarat ne de yargı elinizdeydi, yani dün bir mezaretiniz vardı. 15 temmuz gecesi ama Allah size lütfunu indirdi. Bir gecede sizleri hakim konuma getirdi. 15 temmuz sonrası, Allahu Teala hiçbir mezaretinizi kabul etmeyecektir. Herşeyi Allahtan bekleyemezsiniz. Artık kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız kendi kaderinizi kendiniz çizmeniz gerekir. Yüzyıl boyunca mağdur edildiniz. O mağdur sıfatına kendinizi o kadar kaptırmışsınız, ezilmeye kendinizi o kadar alıştırmışsınızki, kontrolün artık sizin elinizde olduğuna bir türlü inanmak istemiyorsunuz. O güçle ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Allah bizleri acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Belediye konusunda da uyarımızı tekrar yapalım; belediyelere ciddi kafa yorun, belediyeleri kontrol eden şehirleri ve nüfusu kontrol eder. Büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız, bizden uyarması. Fetöcüler bir araya geldiği zamanda ne yapar? Yaptıkları en iyi şeyi; devlete ihanet, hırsızlık, usulsüzlük ve hile. O açıdan büyükçekmecedeki usülsüzlükler bizleri hiç şaşırtmadı!

gelelim bizim medyaya;
Şunu baştan belirtelim, tarafsız medya diye birşey yok. Kimse kimseyi kandırmasın. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini savunan kişiler ile birlikte olur. Bizler birilerin birşeylerin yandaşı olmasını yadırgamıyoruz. Olayın tabiatı bunu gerektirir ancak, yandaşlığın ölçüsü, tanımı ve kriteri ne olmalı? Bize göre yandaşlık kavramı, tarafı olduğun şeyi daha iyi bir insan daha iyi bir yönetici yapma girişimin bir adıdır. Bize göre yandaşlık, hatalara ve yanlışlara göz yummak değil, yandaş olduğun tarafı daha iyi ve daha doğru yola iletmenin bir yoludur. Yandaş olmak, aynı değerleri paylaştığın kişi ile bir yolculuğa çıkıp o yolda o kişiye destek olmak, göremediklerini göstermek, hatalara karşı uyarmak ve o yoldan şaşmasına karşı onu korumaktır. Bizim medyada maalesef bu konuda sınıfta kaldı. Yandaşlığı, şartsız kayıtsız desteklemek olarak algıladılar. Yoldaşlarına yani erdoğana çok büyük bir kötülük yaptılar. Hepimiz biliyoruzki, erdoğanın etrafı kuşatıldı ve bir çok mesele kendisine ulaştırılmıyor. Lideriniz böylesine bir kuşatma altında olduğunda, medya üzerinden o kuşatma bypass edilip hakikatlar lidere ulaştırılması gerekiyordu. Bizim tarafın medyası bunu maalesef yapmadı. Ezik yöneticiler ve yalaka bir medya, bizim mahallenin kaderide bu. Birileri bizim medyaya geldi ve birlik ve beraberliğimizi bozmayalım dedi, fitne çıkarmayalım dedi ve susturdu. Şeytan insanı nasıl kandırır biliyormusunuz? Kötülükle değil, iyilikle kandırır. Bunu unutmayın, aklınızın bir yerine not edin. Şeytan, iyi birşey yaptığınızı söyleyerek sizi kötülüğe iter. Sizce fetöcüler kötülük yaptıklarınımı sanıyor, hayır. Onlar vatan ve din adına iyilik yaptıklarına inanıyorlar. Birileride bizim medya'yı iyilik adında kötülüğe itti. Medyanın görevi bilgilendirme ve uyarmadır. Medya susunca, liderimiz uyutuldu. Ülkede yaşanılan olaylardan habersiz hale getirildi. Bugünlerimizde yaşadığımız her olay, yıllar öncesinden gümbür gümbür geliyorum dedi. Örneğin; chp. Dün mahmut tanal ve sezgin tanrıkulu gibi bireyler hainlik içindeydi. Bugün ise tüm teşkilat hainlik içinde. Dün bireylere dokunmadın, bugün ise tüm teşkilatı kapatmakla karşı karşıyasın. Dün dokunsaydın bir kaç cılız ses çıkar, olaylar kapanırdı. Bugün dokunmaya kalksan bir kaç vekille yetinemezsin hepsine dokunman gerekecek. Bunlarda tam bunu yapmanı bekliyor. Sokakları ve dünyaya ayağa kaldırmak için tamda bunu bekliyor. Dokunsan bir yana dokunmasan bir yana. Nasıl bu duruma düştük? Vaktinde müdahale etmediğimiz için.
Bugün yaşadıklarımızın her biri dünden belliydi, gümbür gümbür geliyorum diyordu. Bizim medya ama sen şöyle züpersin sen şöyle muhteşemsin, içimize fitne sokmayalım, liderimizi zayıflatmayalım diye diye bu gerçekleri sürekli sümenaltı etti. Ülkemizde ne kadar sorun varsa, bu soruna sebep olanlar kadar yandaş medyada bundan sorumlu. Karşı taraf sabah akşam yalan söylüyor. Onlar zaten bir çöplük. Siz belki onlar gibi yalan söylemiyorsunuz ama doğrularıda aktarmıyorsunuz. Yanlışları dile getiremiyorsanız, onlardan ne farkınız var? Biz rahatız, neden? Biz bu eleştirilerimizi ve uyarılarımızı kazandığımız günlerde de yapıyorduk. Yıllardır bu uyarılarımızı yapıyoruz. Biz, yenilgiye uğradığımız günde ortaya çıkanlardan değiliz.

gelelim ak partiye;
bu kaçıncı kazık be kardeşim! A
kıllanmamız için daha kaç kazık yemeniz gerekiyor? Fetö, devletin kırmızı kitabına gireli 5 yıl oldu ve halen böylesine organize hareket edebiliyorlarsa, geçmiş olsun bize. Biz halen fetö ve ulusalcı kemalistlerin yargıda egemen oldukları dönemlerin yargı katliamlarını bugünlerimizde yaşıyorsak, geçmiş olsun bize. Nasıl olurda il ve ilçe seçim kurulu başkanları fetöden tutuklanır ama il ve ilçe seçim kurulu üyelerine dokunulmaz? Bu olaylar bizlere bir kaç şeyi gösteriyor, birisi üst aklın önemini ve ikincisi ak partinin çöküş dönemine girdiğini. Bir kaç yıldır, Allahın ak partinin ipini çektiğini söylüyoruz. Son seçimler bunun sahaya yansıması oldu. Çoğunluk bozulduğunda Allah orasını darmaduman eder. Ak parti de bozuldu. Parti içinde hasbi duygulara sahip olanlar azaldı, menfi çıkarlar çoğaldı. Çoğunluk bozulduğu zamanda Allah orasını helak eder. Son bir kaç yıldır erdoğan, her seçim sonrası teşkilatları yenileyerek bu yobazlaşmanın önüne geçmeye çalıştı. İşe yaradımı? Yaramadı. Neden? Görevden alınanları ailenin bir parçası olarak görmeye devam etti. Onları partiden dışlamadı. Örneğin; abdullah gül. Daha düne kadar onu, partinin her türlü organizasyonuna davet ettiler. Siz bunu yaparsanız, yani çürük elmaları ailenin bir parçası olarak görmeye devam ederseniz, Allahta sizi bir aile olarak görmeye devam eder ve bir bütün olarak hesabı size keser. Erdoğana tavsiyemiz; parti teşkilatların tümünü lağv et. Millet oyunu sana veriyor, partiye değil. Teşkilatı küstürmeyeyim diye toplumu kendine küstürüyorsun. Teşkilatları lağv edipte seçimlere girsen, her ilçeye kafadan adaylar koysan, hiçbir miting yapmasan, inan bugünlerden çok daha fazla oy alırsın. Bundan sonra milletimle yola devam edeceğim der, daha fazla insanın gönlünü alırsın. Ak parti il ve ilçe yönetimlerin dava diye bir derdi yok, onlar çıkarları uğruna orada. Onlar sana ve davana bir yük. Sana zerre kadar faydaları yok. Tüm teşkilatı, myk dahil lağv et. Askeri okullar gibi lağv et. Başka türlü, seni çevreleyen o ezik o hain tiplerden kurtulamazsın. Temizlemezsen, onların pisliklerine sende ortak olursun. Çöküş başladı, ne yapsan artık ak partiyi kurtaramazsın. Tek çaren partiyi lağv edip kendini kurtarmak. Hatamıydı ak partiye oy vermek? Hayır. Ne kadar çok yerel seçim olsada, siz partiye değil lidere oy veriyorsunuz. Biliyorsunuzki yerelde bir sıkıntı olduğunda lider buna kayıtısız kalmaz müdahalesini yapar. Bu güveni size diğer partiler vermiyor. Örneğin; chp. Yerel bazda bunların arasından usulsüzlük yapan çıksa, biliyorsunuzki baştakilerde bu işin içinde. Yani diğerlerinde balık baştan kokuyor. Erdoğan ve bahçeli, şükür bu konuda bunlarda bir sıkıntı yok. Bu ikisi davalarında samimi. Devlete ve millete ihanet içinde değil. Sadece, teşkilatlanma devrin sona geldiğini siz ve erdoğan bilin. 

 



subliminal mesajlar



subliminal mesajlar;

insan beyni üst beyin ve alt beyinden oluşur. üst beyin, bilgisayarın hafızası gibi verileri depolar ve istediğiniz an, bu verilere ulaşmanızı sağlar. üst beynin kendisine ait bir kimliği bulunmaz. göz ve kulak gibi veri aktarma noktalarından verileri alır ve depolar (hatıra). odaklanmak istediğiniz zamanda bir akü gibi, ihtiyaç duyduğunuz enerjiyi hizmetinize sunar. üst beynin, akü hizmeti ve veri depolaması ötesi bir görevi bulunmaz. benliğinizin olduğu nokta ise alt beyindir. bu noktaya nefis deriz. burası, üst beyin gibi veri içermez, yazılımla çalışır; "güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, güneşi takip ettiğinde aya, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve onu yapıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir." (Şems Süresi; 1-10). üst beyin hafızaların depolandığı ve akünün bulunduğu nokta, alt beyinde benliğin bulunduğu nokta. üst beyin hafıza depolama noktası, alt beyinde bedenin çalışma ayarlarını belirleyen yazılımın bulunduğu nokta. örneğin; bedenin kavga et- kaç tepkisi. ilkesel tepki olarak adlandırdığımız tüm beden fonksiyonları bu yazılım sayesinde çalışır. üst beyin tertemiz hafıza ile gelir, alt beyine ise Allah doğum öncesi bir yükleme yapar. o noktaya ilkel davranış bilgileri, doğru ve yanlışları yükler, sonrası yürü kulum der. bu yüklemeye İslam dininde ilham denilir. yani Allah bir bilgisayar üreticisi gibi, tertemiz hafıza ve bir işletim sistemi ile insanı yeryüzüne salar. yazılım nasıl hareket etmenizi belirler, hafızada öğrenmenizi ve sürekli gelişmenizi sağlar.

subliminal mesajların üst ve alt beyine etkisi varmı?

subliminal mesajlar üst beyni etkilemez, çünkü üst beynin bir iradesi bir benliği bulunmaz. bilgisayar hafızası ne ise üst beyinde o. üst beyin sadece kendisine yüklenen verileri depolar. bu verileride o veriler algılayabileceği boyutta ise depolar. boyut ötesini ne görür ne de işitir. buna İslam dininde perdeleme denir. İnsan, belirli frekans aralıklarını görür ve işitir, ötesini değil. örneğin; insan beyni saniyede 24 kare algılayacak nitelikte ise, 25. kareyi algılayamaz. 25. kareyi oluşturduğunuz an boyut ötesine geçmiş olursunuz. boyut ötesinede gayp denilir. üst beyin subliminal mesajlardan etkilenmez çünkü, bir; etkilenecek bir iradeye sahip değil ve iki; subliminal mesajları yakalama şansı yok. kayıt etme, depolama şansı yok. köpek düdükleri gibi, subliminal mesajlar üst beynin algılayabileceği frekansta değil. alt beyine gelirsek; alt beyinde subliminal mesajlardan etiklenmez, çünkü görmedi ve işitmedi. alt beyin yani bilinç, birşeyi duyu organları ile algılıyorsa etkilenir, algılamıyorsa etkilenmez. subliminal mesajlar insan beynini etkilemez, neden; çünkü algılayabileceği boyutta değil. o yüzden subliminal kelimesi kullanılır, bu kavramla bilincin farkında olmadan bir işin gerçekleştiği ima edilir. özetlersek: üst beyin etkilenmez çünkü üst beynin benliği bulunmaz, alt beyinde etkilenmez çünkü görmüyor ve işitmiyor.


subliminal mesajlar yokmu o zaman? var.
biz etkilenmiyorsak, kimi hedefler? şeytanları

bunu açalım;

ataların işlediği günahlar, atalarda saklı kalmaz, o günahın etkileri çocuk ve torunlarada yansır. örneğin; birisinin atası eğer eşcinsel bir ilişkiye girdiyse, o günahtan sorumlu şeytanlar sadece o kişinin üzerine çökmekle kalmaz, çocuk ve torunlarınada bulaşır. o torun, atasından bulaşan bu sapkınlıktan habersiz hayatını yaşar ve yaşantısında, izlediği dizi veya filmlerde eşcinsellikle ilgili subliminal mesajlara maruz kaldıkça, o sapkınlıkla ilgili şeytanlar bedeninde uyanır ve kendisine vesvese vermeye başlar. hiç yoktan o dürtüler uyanır ve kişi merak eder, bu da nereden çıktı diye. zaman geçtikçe dürtüler çoğalır, o kötü düşünceleri aklından bir türlü gideremez hale gelir. her saat içinde her ortamda o kötü düşünceler aklına düşer. buna ne kadar dirensede, zaman dilimi içinde bu duygulara yenik düşer ve nefsine yani alt beyine bunu kabullendirir. üst beyine düşen seslerin (vesvese) kendisine ait olduğunu, Allahın kendisini bu şekilde yarattığını kendi nefsine inandırtır. kilit nokta inanmak. inanmak ne yapar? inanmak nefsin kilididir. inandığınızda, inandığınız şey nefse yazılır. Allahın yüklediği yazılıma benzer, inandığınız herşey bir yazılım şeklinde nefse yüklenir. bu yeni yükleme Allahın yüklediği değerler ile örtüşmüyorsa Allahın yüklediği veriler silinir, yeni bir kimlikli kişi ortaya çıkar. bu örnekte eşcinsel kimliği. bu kimlik alt beyine yüklendiğinde, bedenin geri kalanıda bu yazılıma göre çalışır. bedenin hareket etme şekli, duygular herşey yeni kimliğe göre değişir. 

inancınız

neye inanıyorsanız, o inanç alt beyine yüklenir. inancınız eğer Allahın anadan doğma yüklemesi ile örtüşüyorsa, ne mutlu size. benliğiniz her yükleme ile olgunlaşır ve daha güzel bir hal alır. Allahın size yüklediği temel değerleri alır, onu kocaman bir çınara dönüştürür, nice nefislerin bundan nemalanmasını sağlarsınız. eğer ama inançlarınız Allahın size yüklediği değerler ile örtüşmüyorsa, insanlığınızdan çıkar, farklı bir türe dönüşürsünüz!

vesvese nasıl çalışır

vesvese kalpte gerçekleşir, yankılandığı nokta beyin olur. mikrofon kalp, hoparlör ise üst beyin. kilit nokta kalbiniz. kalbe, inen sesler rahmani olduğunda buna ilham denilir, şeytani olduğunda vesvese. vesvese ve ilham aynı noktaya iner, kalbe. yankısı ise beyinde gerçekleşir. bunada düşünce denilir. bir düşüncenin bize ait olduğunu nasıl anlarız? odaklanmak. odaklandığınızda düşünce size ait (alt beyin), odaklanma dışında gerçekleşen düşüncelerde ya ilhamdır ya da vesevese. birisi rahmani diğeri şeytani. odaklandığınız an alt beyin ile üst beyine kocaman bir enerji basıncı uyguluyor, üst beyini yüzde yüz kendi kontrolünüze alıyorsunuz. bu kontrol varken, ne ilham ne de vesvese üst beyinde yankılanır. vesvese ve ilham, boşta olduğunuzda, yani odaklanmadığınız an gerçekleşir.

subliminal mesajlar kötülük aşılamaz, kötülüğü uyarır

verdiğimiz eşcinsel örneğinde, subliminal mesajlar ne yapmış oldu; atanın işlediği bir günahı çocuk veya torunda uyandırdı. subliminal mesajlar işte bunu yapar, subliminal mesajlar size kötülük yüklemez, sizde var olan kötülüğü açığa çıkarır. bunu açalım; kötülük yayılabilmesi için görünmesi ve işitilmesi gerek. k
ötülük gözden ve kulaktan beslenir. görür ve duyarsa, içimizdeki kötülük uyanır. muhafazakar ve mahallelerin henüz kötüleşmediği ortamı düşünün şimdi, örneğin '60 yıllar. böyle bir ortamda insanın içindeki kötülüğü nasıl uyarırsınız? herkesin evinde var olan tv'leri bir truva atı gibi kullanarak. subliminal mesajlar günümüzün çağı için değil, internetin olmadığı, mahallelerin henüz kötüleşmediği dönemler için icat edildi. bir üst akıl kötülüğü yaymak istedi, bunu nasıl yapabilirim dedi ve en uygun yol olarak tv gördü. bir; anlamanız gereken ilk husus, subliminal mesajlar günümüzün çağı için değil 50 yıl öncesinin şartları için icat edildi. günümüzde subliminal mesajlar gereksiz çünkü, kötülük her yerde. günümüzde subliminal mesajların ötesinde, beyni tv veya bilgisayar üzerinden nasıl kontrol edebiliriz bunun üzerinde çalışıyorlar. yani subliminal mesajların modası geçti. iki; kötülük gözle görürse kulakla işitirse uyanır. eskiden insanlar kötülüğü gizli saklı yapıyordu, ulu ortam değil. eskiden muhafazakar ve geleneklerimize bağlı bir çevrenin içinde yaşıyorduk. bu yaşantıda içimizdeki kötülüğün açığa çıkmasına mani oluyordu. subliminal mesajları böylesine şartlar için icat edildi. o korunaklı mahallenizde içinizdeki kötülüğü uyarmak için icat edildi. siz, o 25. kareyi görmeseniz ve duymasanız bile içinizdeki kötü görüyor ve işitiyordu. sonuç; sizin haberiniz olmadan sizde sapkın duygular uyanmaya başlıyor. ailenizin diğer fertleri namaz niyaz ile meşgulken, siz; içinizde uyanan o kötü dürtüler ile mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz. çözüm; atalardan size seriyat eden günahların kefareti niyetine 40 gün arka arkaya oruç tutun. bu içinizdeki şeytanı öldürür. 40 gün içinde o kötü dürtülerden Allahın izniyle kurtulursunuz.

subliminal mesajlar size değil, içinizdeki şeytana hitap eder

subliminal mesaj, ismi üzerine boyut ötesi. boyut ötesi olanda sizi etkilemez, boyut ötesi işitebilen görebilen kim varsa onu etkiler. varmı böyle bir varlık? evet, var. içimizdeki şeytanlar. subliminal mesajların hedefi insanın kendisi değil, insanın içindeki o kötülük. subliminal mesajlar, içimizdeki kötülükle iletişime geçme, ona bir mesaj gönderme, onu uyarmaya yönelik bir tezgah. subliminal mesajları işletenler ancak şu ufak detayı hesaplayamadılar; her şeytan farklı bir frekansta cirit atar. yani her günahın şeytanı farklı. bunu açalım; subliminal mesajlar hangi günahı içeriyorsa, kişinin bedeninde o günahtan halihazırda bir şeytan varsa o subliminal mesaj hedefine ulaşır. yani, bir subliminal mesajın sizde etki üretmesi için bedeninizde bir şeytanın var olması yetmiyor, subliminal mesajın içerdiği günahtan bir şeytan olması gerek. aksi takdirde o mesajı bedeninizdeki diğer şeytanlar algılayamaz. subliminal mesajları bir anahtar gibi düşünün, o anahtarın yuvası sizde varsa etkilenirsiniz, yoksa değil. örneğin; haramla ilgili subliminal mesajlar haramla ilgili şeytanlara hitap eder, sapkınlıkla ilgili mesajlar sapkınlıkla ilgili şeytanlara, zina ile ilgili mesajlarda zina ile ilgili şeytanlara. örneğin; bedeninizde sapkınlıkla ilgili şeytanlar yoksa, sapkınlıkla ilgili subliminal mesajlar sizi etkilemez. subliminal mesaj ne tür kötülük içeriyor, o kötülük geçmişinizde varmı, yokmu buna bakınız. varsa, subliminal mesajdan etkilenirsiniz, yoksa subliminal mesajlardan korkmanıza gerek yok. var olduğunu nasıl anlarız?
hangi günaha yönelik dürtüler uyanıyor sizde buna bakın. demek atalardan o günah size bulaştı. siz sadece o günahla ilgili subliminal mesajlardan etkilenirsiniz, başkalarından değil.

bu yazdıklarım olayın teorik boyutu, pratiğe gelirsek

değerli dostlar, günümüzde subliminal mesajlara ihtiyaç kalmadı. kötülük evlere ve mahallelere henüz sinmediği dönemlerde ihtiyaç vardı. günümüzde ise kötülük her yerde. örneğin; çocuğunuz tv üzerinden verilmeye çalışılan kötülükten çok daha fazlasını okula gidip gelme sürecinde alıp geliyor. evden dışa adım attığı an, arkadaş çevresinden sokakta gördüğü şeylere kadar, herşey onun içindeki kötülüğü uyandırmak için yetip artıyor. subliminal mesajlar belki '60 larda işe yaradı, kötülüğün henüz mahallere sinmediği dönemlerde, günümüzde ama gereksiz. eğer kötülüğün çocuklarınıza sinmesinden korkuyorsanız, korkmanız gereken en son nokta subliminal mesajlar. subliminal mesajlar gizli yapılır. kötülük açığa çıkmışken gizlinin peşinde koşmak anlamsız. örneğin; reklamlarda hep batı kültürünü andıran aktörler kullanılır. anadolu insanı kullanıldığında gevzek, şapşal rolünde olur. bu insanlar her gün sizle, gözle görünür boyutta dalga geçiyor, halen gizlinin peşinde koşmanın ne anlamı var?
örneğin; "vatanım sensin" gibi diziler ile vatana ihanet açık, açık teşvik edilir. bu insanlar gözle görünür boyutta bu topraklara ihaneti teşvik ederken, halen gizlinin peşinde koşmanın ne anlamı var? örneğin; 20 yıl öncesi dizilerde her karakterin bir sevgilisi vardı, senaryoya bu kadarını koymaya cüret ediyorlardı, şimdi ise sevişme sahnelerini koyuyorlar. yani buna alıştırdılar bizi. Elli yıl öncesi kötülük açığa çıkmaktan korkuyordu, herkes yapacağını gizli saklı yapıyordu. günümüzde ise utanma, haya ve edep, ahlak diye birşey kalmadı. herkes yapacağını açık açık yapıyor. o yüzden günümüzde subliminal mesajların peşinde koşmanın hiçbir anlamı kalmadı. örneğin; dizi ve filmlerde kadınlar olgun ve akıllı gösterilir, erkekler ise sorumsuz. açık açık ata- erkek kültüründen ata-kadın kültürüne geçiş yapıyorlar. örneğin; dizi ve filmlerde isyancıları kahramanlaştırırlar. hükümete, devletine karşı gelen bir birey hakkı savunan bir kahraman gibi gösterilir. devlete karşı gelmeye teşvik edilir. lifetime ve tlc gibi kanallar neredeyse her programda bir eşcinsele yer verir. eşcinselliği günlük hayatımızın içine sokarlar. örneğin; esrarengiz kasaba, star kötülere karşı, kral şakir, uncle grandpa, unikitty, adventure time gibi çizgi dizilerde her türlü mesaj açık açık verilir. örneğin; her akşam izlediğiniz popstar ve survivor gibi programlar bu milletin mayasına ters. ters olmasına rağmen her gün size seyrettiyorlar, sizde zevkle seyrediyorsunuz. şimdi, size bir soru; bu kadar açık değerlerimize saldırı varken, gizli mesajların peşinde koşmanın ne anlamı var? siz gizlinin peşinde koşarken, onlar açık açık her türlü numarayı bu millete çekiyor. siz 25. kareye odaklanırken, onlar 21, 22,15, 7. karede, gözle görünür karelerde yapmak istediklerini yapıyor. gizlinin peşinde koşmaktan, açıktan yapılanları kaçırıyorsunuz. size sağdan gösteriyorlar, soldan işi götürüyorlar. bu tuzaklar genç nesillerimize kurulurken devlet baba nerede; maalesef her zamanki gibi, uyuyor!!!

sanat dünyasına dokunma vakti geldi, geçti bile

adamlar müthiş örgütlenmiş. bir merkezden tuşa basılıyor, bir bakıyorsunuz dünyanın her yerinde benzer format üzerinden diziler ve reklamlar yazılıp çiziliyor. sanat dünyasına dokunmayın diyenler, buna zaten dokunmuş sahiplenmiş ve kendi istekleri doğrultusunda işletiyor. hükümet ne yapmalı; her yere el atmalı. diziler ve reklamlar devlet onayı olmadan asla yayınlanmamalı. senaryo okunmadan tv'de hiçbir şey yayınlanmamalı. amerikada nasıl senaryolar önden okunuyor, bir çekuptan geçiyorsa burada da öyle olmalı. ideal olanı, herkesi kendi haline bırakmak. birileri ama okyanus ötesi geliyor ve senin sanatına sahipleniyor ve kendi senaryolarını bu millete empoze ediyorsa, o zaman kimse kusura bakmasın, müdahale edeceksiniz. kendi halinde olsaydı, kendi dinamiklerinden beslenseydi, sizinde buna dokunma ihtiyacınız olmazdı. onlar ama okyanus ötesinden geliyor ve sanat camianıza sahipleniyor ve kendi istekleri doğrultusunda senaryolar yazdırıyorlarsa ve bu senaryolar bu toprakların değerlerini çürütme amacı içeriyorsa, o zaman bu topraklara ait bireyler olarak buna kayıtsız kalamazsınız. kötülüğün karşısında her zaman bir iyi olmak zorunda. onlar bozmak için uğraşacak, siz nesilleri korumak için uğraşacaksınız. özetlersek; piyasa kendi halinde olmuş olsaydı, kendi haline bırakabilirdin belki. durum ama bundan ibaret değil; küreselciler dediğimiz bir zihniyet sistemi ele geçirmiş ve nesilleri kendi görüşleri doğrultusunda formatlıyor. biz müslümanız ve geleneklerine bağlı bir milletiz. new yorkun sapkın köşelerinde ortaya çıkan bir yaşantıyı birileri bu topraklara taşımak istiyorsa, ev sahibi buna dur demek zorunda. her topluluk kendi nesillerini kendi değerleri ile yetiştirme hakkına sahip. bizde bunu yapmak zorundayız. sanat camiasını bu sapıkların eline bırakamayız.