nühüm                                                         
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

                                                                                                                                                                    




Kader nedir;
Kader, niyetlerden oluşan paralel geleceklerdir. Her niyetiniz soyut boyutta, size bir gelecek çizer. Hangi gelecek size uygun görülürse, o niyet alınır ve eyleme dönüşmesine izin verilir. Yani, niyet ettiğiniz eylemin soyut boyuttan somut boyuta geçmesine izin verilir. Niyet deyip geçmeyin? Niyetler eyleme dönüşmesede, soyut boyutta gerçeğe dönüşüyor. Mahşer günüde, sadece somut boyuta geçen gelecekten değil, soyut boyutta kalan gelecektende hesaba çekileceksiniz. 

İstanbul;
nasıl olurda haklı olduğumuz bir yerde, bu kadar haksız konuma düşebiliyoruz? Nasıl olurda yüzyılın kazığını yiyor, bunuda demokrasi diye bizlere yutturabiliyorlar? Nasıl olurda hırsızlık yapan değil, mağdur edilen demokrasiyi hazmedemeyen konumuna düşebiliyor. Bir operasyonla istanbulu çaldılar. Bunuda bize demokrasi diye yutturdular. Nasıl bu hale düşebildik? Çok basit; olaylara verdiğimiz tepkiyle. Değerli dostlar; her bir olay sizin verdiğiniz tepki kadar ilgi çeker. Sizin verdiğiniz tepki orantısında birşeyin büyüklüğü veya o şeye verdiğiniz değer anlaşılır. İnsanlar olayların vahamiyetini sizin verdiğiniz tepki oranında algılar. Siz bir olaya cılız bir tepki verirseniz, insanların olay hakkında algılamasıda o kadar olur. Birileri eğer, ne olmuşki ne varmış diyorlarsa bu sizi şaşırtmasın, bu söylemler sizlerin gösterdiği tepkinin yansımasıdır! Akıl, akıl, akıl, akıl. Onlar bir üst akıl ile hareket ediyor, siz ise bireysel olarak. O yüzden onlar hep kazanıyor, bizede kazık kalıyor.

Onlar ne yaptı;
17- 25 aralığını yaptılar. O günlerde yoktan yüzyıllığın yolsuzluğunu çıkardılar. P
ireyi deve yaptılar. Nasıl yaptılar bunu? Görsel effektler ile! Bir anda her yere baskın düzenlediler. Bunlarıda medya önünde yaptılar. Büyük iş adamlarını ve bürokratları tutukladılar. Tutuklanan kişiler ne kadar büyük mertebeye sahipse yolsuzlukta o kadar büyüktür kanaati var ya, işte o kanaati uyandırmak için büyük iş adam ve bürokratları tutukladılar. Çok sayıda insan tutukladılar. Ne kadar çok insan tutuklanırsa, o kadar büyük bir operasyon yapılıyor algısı var ya, işte o algıyı uyandırmak için yüzlerce kişiyi tutukladılar. Baskın yaptıkları ev ve işyerlerinden kolilerce dosya çıkardılar. Ne kadar bol dosya o kadar çok delil algısı var ya, işte bu izlenimi uyarmak için baskın yaptıkları ev ve iş yerlerinden bol bol dosya taşıdılar. Kameralar önünde büyük bir şov sergilediler ve olmayan şeyleri veya pirelik olayları yüzyılın yolsuzluğu olarak topluma yutturdular. Türkiye'ye büyük bir algı operasyonu çektiler. İşte buna üst akıl denilir. Örneğin itiraz süreçleri devam ederken, nasıl paris belediye başkanı ve yurtdışı medya organları ekrem imamoğlunu tebrik etmeye başladığını gördünüz. Bu işte bir üst akıl hareketidir. Bir vasfı bir kişi ile ne kadar çok özleştirirseniz, akıllarda o kalır. Bir hırsız vasfı değil, belediye başkan vasfı kalır. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, o ünvanı elinden aldığınızda o kadar büyük mağduriyet yaratırsınız. Kişiyi o vasıf ile ne kadar özleştirirseniz, toplum nezdinde o kişinin kabülünü o kadar hızlandırırsınız. Topluma, verin adama mazbatasını, bir 5 yılda o yönetsin ne var bunda dedirttirir, yüzyılın hırsızlığını topluma yutturursunuz. Ekremcik boşuna belediye başkanı vasfıyla dolaşmıyor. Hepsi bir üst aklın oyunu. Çok bilinçli ve stratejik hareket ediyorlar. Ya biz, biz ne yapıyoruz?

Gelelim bizim eziklere;
bizim elimizde gerçek bir deve var; il ve ilçe seçim kurumu, chp il ve ilçe teşkilatı, chp' li belediyeler, fetö ve pkk' nın yer aldığı yüzyılın hırsızlığı elimizde var. Onlar 17-25 aralıkta ne yapmıştı, pireden deve çıkarmıştı. Biz ne yaptık? Bizde deveyi pireye dönüştürmeyi başardık. Elimizde yüzyılın hırsızlığı var, hırsızı suçüstü yakalamışız ama sus pusuz. Siz binali yıldırım hiç ortalıkta görüyormusunuz? Binaliye tavsiyemiz; kim sana sessiz kal ve ysk kararını bekle dediyse, onları kov. Sesini çıkarmayan bebeğe mama verilmez. Karşı taraf ne kadar ses çıkarıyorsa, sizde en azından o kadar çıkaracaksınız. Karar verici makam Allahtır. Çaba göstermedende Allaha tevekkül edilmez. Yan gelip yatarak, hakkın size gelmesini bekleyemezsiniz. Karşı tarafın bir olaya nasıl bir akıl ile yaklaştığını gördünüz, bizim mahallede ise böylesine bir akıl yok! 17 yıldır devlet biziz. Üzülerek görüyoruzki, bu süre içinde hiçbir devlet refleksi hiçbir üst akıl geliştirememişiz. Kimin nerede ne yaptığı belli değil. Her kurum birbirinden bağımsız kendi kafasına göre takılıyor. Eğer bir konu hakkında harekete geçilmesi gerekiyorsa, kimse harekete geçmiyor. Herkes diğerine bakıyor. Kimse insiyatifi almıyor. Kimse hareket etmeyincede, erdoğan devreye girmek zorunda kalıyor ve emirle yaptırıyor. Sonrada her yere müdahale eden, kötü olan erdoğan oluyor. Ne gerek var kendini yıpratmaya. Sistemini kur, çarklar kendi kendine işlesin. Maalesef kurmadı. Bu erdoğanın, bu devlete yaptığı en büyük kötülük. 70 yaşına geldi, bir 70 yıl daha yaşayacak değil. Başına bir iş geldiğinde, bu devlet sudan çıkmış balık durumuna düşecek. Akbabalar gibi herkes devletin başına çöreklenecek. Onlar bir üst akıl ile, biz ise akıldan yoksun hareket ettiğimiz içinde, bu kavgada kaybeden biz olacağımız şimdiden çok aşikar. Bin parça olacağız. Erdoğan gittiğinde çok büyük bir koas geride bırakacak, bu çok açık. Maalesef ve maalesef milli ve yerli bir derin devlet oluşturmadı. Kurumlar arası koordinasyonu sağlayan, bir emir beklemeden insiyatif alan, kendinden harekete geçen milli ve yerli bir devlet refleksimiz yok. Örneğin; fetö adında bir örgüt devletin kırmızı kitabına giriyor, merkez yani Ankara ama, il ve ilçelerde fetö ile nasıl mücadelede ediliyor neler yapılıyor bundan bir haberdar değil. Örneğin; sağdan soldan kişileri bakan yaptılar. Gel sen kafana göre milli eğitimi yönet, diğerine gel sen kafana göre şurasını yönet denildi. Böyle olmaz arkadaşlar, bu kafayla siz bir yere varamazsınız. Nasıl olmalıydı, büyük devletler nasıl yapıyor bunu? Yüz yıl sonrası neslinizi ve ülkenizi nerede görmek istiyorsanız, ona göre eğitimde ekonomide veya turizmde bir yol haritası çizersiniz, gelen her kişide o plan dahilinde hareket eder. Kısacası, devlet böyle yönetilmez. Bu neyi gösteriyor? Bir üst akıl yokluğunu. Biz maalesef devletin bekasını ilgilendiren konuları, ilçede çalışan sıradan bir memurun insiyatifine ve niyetine bırakıyoruz. O da, bu benim üzerimde kalır korkusu ile sıradan bir soruşturma ile süreci idare etme boyutuna gidiyor. Ben soruşturmayı açayım, benden sonrakiler ne karar verirse bu onların sorunu olsun deyip sıradan bir soruşturma 5 yıl sürüyor ve halen kapanmıyor. Kimse kendi kariyerini riske atmak istemiyor. Bu da, memur iyi niyetliyse. Dosyalar, art niyetli birine düştüğünde zaten olaylar anında sümenaltı ediliyor ya da anında harekete geçiliyor ve o makamlar birilerine baskı uygulamak için kullanılıyor. Örneğin; mansur yavaş ve ekrem imamoğlu ikisi de dolandırıcılıktan yargılanıyor ve dosyaları yıllardır bir karara bağlanmadı. Kimse dosyalarına dokunmadı. Birileri dosyaları oyaladı, adamlarda geldi belediye başkanı oldu. Şimdi dokunsanız, yani o dosyaları bir karara bağlasanız bir dert, dokunmasanız ayrı bir dert. Daha önce dokunsaydınız cılız ses çıkardı, şimdi ise seçilene dokunduğunuz için dünyayı ayağa kaldırırlar. Ne gerek vardı bu boyuta getirmeye. Devlet dediğin bir virüs programı gibi kurumları ve adliyeleri sürekli tarar. Olayları böylesine çıkmaza gelmesine izin vermez.

Milletin tercihine saygı duyacaksınız, seçtiği kişiye saygı duyacaksınız, amenna, buna hiçbir itirazımız yok. Ancaaak, ebeveynlerin çocuklarına karşı nasıl bir sorumluluğu varsa, devletinde milletine karşı bir sorumluluğu var. Siz ebeveyn olarak nasıl zararlı websiteleri veya kanallardan çocuklarınızı uzak tutuyorsunuz, devlette vatandaşlarını zararlı kişilerden uzak tutma sorumluluğuna sahip. Devletimiz maalesef bunu yapmadı. Bizde sorumluluğunu yerine getirmeyen ebeveyne nasıl kızıyorsak devletede o şekilde kızıyoruz. Devlet dediğiniz, iyi bir ebeveyn gibi vatandaşlarını zararlı kişilerden korur, beyinlerinin zehirlenmesine izin vermez. Örneğin; fox, odatv ve sözcü gibi batının operasyonel medya kurumların yayınlarına asla müsade etmemesi gerekirdi. Siz bu tür yayın organlarına müsade ederseniz, toplumun zehirlemesine izin verirseniz, bir kitlenin o uyuşturulmuş beyinler ile sabıkalı kişilere oy vermelerine, pkk ve fetö ile işbirliğine girmelerine engel olamazsınız. Elbette muhalif medya olacak, bunlar ama muhalefet yapmadı. Bunlar sabah akşam yalan haber yayınladı. Kitleleri ayrıştırma ve fitne sokma görevini üstlendiler. Yıllardır bunu yaptılar ve kimsede bunlara dur demedi. Ne devlet ne savcılar harekete geçti. Sonuç; kutuplaşmış bir topluluk ve devletinden nefret eden bir kitleye sahibiz. Sizce bu kendiliğindenmi oldu? Birileri bir kitleyi devletten nefret eder hale getirdi. Devlet olarakta siz bu sürece sadece, seyretmekle yetindiniz. O yüzden bu sabıkalı tipleri seçenler kadar, devlette bu seçilenlerden sorumludur. İlin adamı amerikadan geliyor, sendikaları, meslek odaları ve partileri dezayn ediyorsa, sende dezayn edeceksin. B
en bir kabile devleti değilim diyorsan sende edeceksin. Kıssasa Kıssas. Varlığını her alanda hissettireceksin. Yapmıyorsan sende sorumlusun.

Öyle veya böyle, devlet olarak maalesef ortalıkta yok'uz. Yargıda ve kurumlarda devlet olarak yok'uz. Yok olduğumuz içinde olayların vahamiyetini soruşturmalara yansıtamıyoruz, yansıtamadığımız içinde caydırıcı bir devlet olamıyor haklılığımızı karşı tarafa aktaramıyoruz. Bakınız, dünyanın hiçbir yerinde yargı bağımsız değildir. Yargı, bir devletin kendi varlığını hissettirdiği yegani noktadır. Bir devletin devlet olduğunu yargısından anlarsınız. Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa, bilinki onlar sizin devlet olmanızı istemiyor!! Birileri eğer bağımsız yargıdan bahsediyorsa bilinki, onlar orasını çoktan ele geçirdi, kendi derin devletciklerine dokunulmasını istemiyor. Anlayacağınız, birileri bizim eziklere yargının devletten bağımsız olması gerektirdiğini yutturmuş. Hal bu olunca, devlete yapılan yanlışlara karşı yargıyı harekete geçiremiyoruz. Yüzyılın hırsızlığı ile karşı karşıya olmamıza rağmen, bizimkiler o kadar cılız o kadar alttan alan bir ton ile hareket ediyorki, hırsıza verdikleri rahatsızlıktan ötürü özür dileyecek haldeler. İtirazları ile hırsızların mazbatasını geciktirdikleri için özür dileyecek durumdalar. Böylesine ezik ve pasif bir tepki verdiğiniz zamanda, haklı olduğunuz bir konuda haksız duruma düşüyorsunuz. Demokrasiyi hazmedemeyen siz oluyorsunuz. Ne yapılmalıydı? Usülsüzlükler tespit edildiği an, chp ilçe teşkilatları ilçe seçim kurumları, nüfus müdürlüklerine baskınlar düzenlenmeli ve hepsi tutuklanmalıydı. Ne kadar üst düzey kişileri tutuklarsanız ve sayısal olarak ne kadar çok kişiyi tutuklarsanız, olayın vahamiyeti o kadar anlaşılırdı. Bunlarda medyanın önünde yapılmalıydı. Sıra bana gelecek diye herkes tir tir titremeli, tehdit savuranlarda korkudan susmalıydı. Bunların hiçbiri yapılmadı. Neden? Bir üst akıl eksikliğinden ve ürkek ve yalaka tiplerin partiyi ele geçirmesinden, erdoğanın son 20 yıl içinde ikinci üçüncü dördüncü beşinci erdoğanlar çıkaramamasından. Bizim mahallede metin külünk gibi ne kadar şahin varsa hepsi tasfiye edildi, yerlerine ezik ve yalaka tipler getirildi.
Bunlardanda hep cılız ve müzakereci sesler çıktı. Şu söylemi duymuşsunuzdur; erdoğan çok kavgacı! İşte bunlar içimizdeki kripto fetöcülerin söylemi. Bizleri uysal hale dönüştürme projesinin bir parçasıdır. Size ne yapılırsa ses çıkarmayın demenin nazik yoldur. Başımıza ne geldiyse zaten bundan geldi, ses çıkarmadığımızdan bunlara dünyayı başlarına yıkmadığımızdan ötürü geldi. Ne elde ettiysekte saldırdığımızda elde ettik; 15 temmuz, hendek operasyonları, afrin ve fırat kalkanı harekatı! İçimizden birileri ama böylesine proaktif bir boyuta geçememizi istemiyor. Mağduru oynamak, haksızlıkları hazmetmek, bize biçilen rol bu! Bayrağı alıp karşı tarafa saldıran, karşı tarafın pisliklerini masaya döken karşı tarafı defansa zorlayan yok. Siz süleyman soylu dışında savaşan başka birini görüyormusunuz? 20 yıllık bir partide ikinci bir şahin çıkmazmı hiç. Kaldıki süleyman soylu da dışardan geldi. 20 yıl iktidarsınız ve bir tane şavaşçı üretemediniz. Bu topraklar ezikleri kaldırmaz. Herkesin gözü olduğu bu topraklarda şahin olmak zorundasınız. Biz sulh döneminde değiliz. Eğer sulh döneminde olsaydık, her tarafa barış mesajları göndermek bir anlam taşırdı ama, realite bu değil. Bizler savaş dönemindeyiz. İhtiyaç duyduğumuzda savaşçılar. Maalesef, biz kendi içimizden susturulduk. İçimizdeki ezikler kontrolü ele geçirdi. Karşı tarafa ise gün geçtikçe daha çok hırçınlaşma talimatı verildi. Biz sesimizi yükselttiğimizde kutuplaştırıyorsunuz denildi, onlar seslerini yükselttiğinde bu özgürlük ve demokrasi oldu. Bir ihanet ortaya çıktığında bunu haykırmak hainlik edenlere dünyayı dar etmek isteyen şahinler çıktı, ak partili yöneticiler ise müdahale etme ve sessiz kal, sokakları germeyelim diyerek bunları susturdu. İçimizdeki birileri şahinleri sustura sustura sustura bunların her türlü ihanetine, hakaretine, suçuna göz yumar hale geldik. Sonuç; bunlara göz yuma yuma istanbulu çaldılar! Henüz itirazlar sonuçlanmadı ama, bu aşamadan sonra ne olursa olsun, bu hileyi yapabildiler ve ak parti uyuduysa, böylesine büyük bir olaya karşı devlet böylesine ezik bir refleks sergiliyorsa, geçmiş olsun bize. Anında cezaları kesemiyorsan, olayın yaşandığı gün devlet olarak ağırlığını hissettiremiyorsan, geçmiş olsun bize. İstanbul düşmana kaptırılmış, yapanında yanına kar kalacağını hepimiz biliyoruz. Üzücü olanda bu! Mahkeme süresi beş yıl sürecek, sonunda bir kaç kişi bir kaç yıl ceza alıp olay kapanacak.
 
Arkadaşlar;
burada konu İstanbul konu aya sofya. İstanbul düşerse kudüs düşer, mekke düşer demiyormuyuz? Eeee, adamlar büyük bir hile ile istanbulu çaldılar. Bugün ohal ilan etmiyeceksinizde ne zaman edeceksiniz, bugün fırtına koparmayacaksınızda ne zaman koparacaksınız? Ne hale geldik. Mağdur olan sessiz, hırsız ise ortalıkta dolaşıp çaldığım malı vermezseniz ortalığı yakar yıkarım diyor. Fırtına koparması gereken masa altına saklanmış, sobelenen hırsız ise fırtına koparmakla tehdit ediyor. Ne hale geldik! Bileğin hakkıyla kazanırsın, bizde Rabbim böyle takdir etmiş der yenilgiyi kabul ederiz. Hile ile çalmaya kalkıyorlarsa ama, o zaman bunlara dünyayı dar etmek gerekir. Biz bu şekilde bunlara sürekli prim verir, alttan alır ve bunların suçlarına göz yumarsak bunun bedeli bize çok ağır olur. Oldu da. 15 temmuzda Türkiye' yi 31 martta' da istanbulu çalmaya kalkıştılar. Demek 15 temmuz sonrası biz bunlara anladıkları cevabı verememişiz. Darbecileri kravat takım elbise mahkemeye getirirsen, olacağı buydu. Darbe yapanlara karşı bu kadar layt davranırsan, olacağı buydu. Böylesine pasif ve ezik devlet olursan, her türlü ihanete davetiye çıkarırsın. Nasıl olsa devlet birşey yapmıyor denilerek önüne gelen devlete ihanet etmeye başlar. Yani bunların 15 temmuz sonrası bir darbe girişimi
(istanbul) daha tezgahlayacakları dünden belliydi. O kadar layt bir devletizki, vatana ihanet etmek için resmen davetiyeler dağıtıyoruz. Örneğin; ahmet türk. Terör örgütü üyeliğinden hapis cezası yedi, hasta diye tahliye edildi, sonrada kalktı mardin büyükşehir belediye başkanı oldu. Hapiste yan gelip yatmak için hasta, büyükşehir belediye başkanlığı için sağlıklı. Bu bizim hekimlik mantığımıza yatmıyor, sizin mantığınıza yatıyormu? Şimdi bunun mazbatasını vermezseniz bir sorun, verirseniz başka bir sorun. İşte bu boyuta getirmemeniz gerekliydi. Bu boyuta gelmeden müdahalenizi yapmanız ve önleminizi almanız gerekliydi. Dünyada, olaylar yaşandıktan sonra uyanan ve müdahalesini yapan tek devlet biziz. Rabbim bizi acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Bunlar başta kaldığı müddet biz daha çok kazık yeriz. Daha çok görememişiz, aldatılmışız deriz. Örneğin; kamudan atılanların seçme hakkı olmadığını siz biliyormuydunuz? Biz bilmiyorduk ve bunu yeni öğrendik. Biz bilmiyorduk çünkü, biz sıradan vatandaşıyız. Ya devlet, devlet nerede? Meğerki devletimiz, kurumlardan kovulan fetöcülere yıllardır, sahip olmadıkları bir hakkı tanımış. Eeee, bu kafayla bugünlerimizi ziyadesiyle hak ediyoruz. Biz bu kafayla bu ezik halimiz ile daha çooook kazık yeriz.
 
Paradoks nedir;
birbirine zıt kavramları bir ifadenin içine sokmaktır. Doğru olan bir ifadenizin içine öyle bir kelime sokuyorsunuzki o ifadenizi kendi içinde çelişkili duruma düşürüyorsunuz. Örneğin; muhalefet. Ne diyorlar; "hukuki dayanağı olmayan süreci durdurmak, Türkiye ve İstanbulun yararına olacaktır". Bu ifade paradoks bir ifade. Hukuktan bahsediyorsunuz, hukuksuzlukla yani
sokak eylemleri ile tehdit ediyorsunuz. Hukuktan bahsediyorsunuz, karşı tarafın hukuki haklarını yok sayıyorsunuz. İşte buna paradoks denir. Örneğin; "seçim sonuçlarını kabul edin", söylemi. Buda paradoks bir söylem. Seçim henüz sonuçlanmamışki sonuçlar kabul edilsin. İtiraz süreci, seçimin bir parçası değilmi? Örneğin; faşizim ve diktaya karşı seçimleri kazandık? Bu da paradoks, kendi içinde çelişkili bir söylem. Diktatörlük ile seçimler kelimesini aynı cümlede kullandığınızda ortaya paradoks bir söylem çıkar. Neden, çünkü faşizim ve diktatörlüğün olduğu bir yerde seçimler olmaz. Seçimler olduğu zamanda faşist ve diktatör olan yüzde 99 oy ile kazanır. Yani diktanın olduğu bir yerde sizlerin seçim kazanması söz konusu olamaz. Bu hırsızların söylemlerine dikkat ederseniz, sürekli bir paradoks içinde olduklarını görürsünüz. Söylemleri kendi içinde çelişki dolu. Neden? Doğru tarafları yokta ondan. O kadar yamuklarki, doğru bir ifadeyi bile yamultmayı yani paradoks bir duruma düşürmeyi beceriyorlar. Sayın okurlarımız, kötünün gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile iyi görünmeye çalışır. Buna deccaliyet diyoruz. Hani demokrasi deyip dünyayı ateşe veren bir üst akıl var ya, işte bunların gözle görülür iyiliği olmadığı için kelimeler ile insanları kandırırlar. Eylemler kötü, söylemler güzel. Demokrasi, hak ve hukuk gibi kelimeler ile iyi görünmeye çalışıyorlar, eylemleri ama kötü olduğu için tehdit etmektende kendilerini alı koyamıyorlar. Sonuç; paradoks söylemler doğuyor. Demokrasi ve tehdidi aynı ifadenin içinde kullanmayı beceriyorlar. Örneğin; bunların nasıl medya patronlarını tehdit ettiğini gördünüz değilmi? Medya özgür olmalı deyip medyayı tehdit etmeyi aynı zamanda başarabiliyorlar. Bundanda ilginç olanı, bunlar gerçekten de bu hileler bu tehditlerle muvaffak olacaklarına inanıyorlar. Her türlü hileyi sahtekarlığı, tuzağı yapıyorlar ve günün sonunda galip olan kendilerin olacağına inanıyorlar. Dünyanın ak partinin ezik ve hain tiplerinden ibaret olduğuna inanıyor, Allahı nedense hesaba katmıyorlar. Bizden tekrar uyarması, sizin bir hesabınız olurda Allah'ın olmazmı. Allahu Teala herşeyi not ediyor. Hilelerinizi ve size oy verenleri not ediyor. Bu fırsatların size tanınmasıda sizin hayrınıza değil, günah yükünüzü artırmak için. Bir yere kadar ama, bir yere kadar bu hainliklerinize bu kötülüklerinize Allah müsaade eder. İstanbulu ele geçirmek için kurduğunuz bu tuzak son damlamıydı, bunu bekleyip göreceğiz. Şu ama kesin, siz erdoğanı mumla arayacaksınız. Yaklaşan yaklaşıyor sizin için!

Ne büyüksün rabbim; bizlere hırsızlık iftirasını atmışlardı. Şimdi yüzyılın hırsızlığı ile kendileri sobelendi.

gelelim büyükçekmeceye;
büyükçekmece üzerinde ciddi bir şekilde durulması gerek. Devletin tüm güvenlik bürokrasisi büyükçekmeceyi mercek altına alması gerek. Seçimlerde yapılan usülsüzlükten ötürü değil, daha büyük bir sorundan ötürü. Öyle gözükiyorki, bir üst akıl kamu kurumlarından kovulan fetöcülere yeni bir hedef belirlemiş; belediyeler. Belediyeler, fetöcüler için yeniden örgütlenme ve büyüme yeri olarak seçilmiş. Büyükçekmecede bu projenin pilot bir ilçesi. Devamı başka belediyelerden gelecek. Örneğin; tunç soyer ve izmir. Türkiye yeni bir tehdit ile karşı karşıya. Chp, hdp ve ip belediyeleri üzerinden fetö tekrar canlandırılacak. Zaten hiç yok olmamışlardı. Acilen, fetöcülere kalıcı bir çözüm getirilmezse (vatandaşlıktan çıkarmak) bunlar bir beka sorunu olmaya devam edecek. Örneğin; müebbet yiyenlerin aileleri hainliğe devam ediyor, geri kalan on binlerde bir kaç yıl içinde hapisten çıkacak ve büyük bir öç alma hırsı ile çıkacak, onlara ek birde devlet kurumlarından atılan yüzbinler ülkemizde dolaşıyor, birde yurtdışından paketleyip getirdikleriniz var, şimdi; siz bunların bu ülkede rahat duracağınımı sanıyorsunuz? Bunları bu ülkede tutarak ne amaca hizmet ediyorsunuz? Muhalefet kadar olamadınız, onlar masum suriyelileri ülkeden atma cüretini gösterebiliyor, siz ise teröristleri vatandaşlıktan yani ülkeden atacak cesareti gösteremiyorsunuz. Ezikler sizi. O yüzden hep muhalefetin borusu ötüyor, bizede kazık kalıyor. Dünyanın fetöcülerini ülkemizde topladık, avrupadaki pkk'lılar da gelsin diyoruz. Ülkemizi teröristler hanına dönüştürdünüz. Fetö, pkk, deaş, dhkp-c vs vs vs, ne kadar terörist varsa ülkemize soktuk ve besliyoruz. Kötü tarafı şu; dün imkan yoktu, ne emniyet ne askeriye ne istihbarat ne de yargı elinizdeydi, yani dün bir mezaretiniz vardı. 15 temmuz gecesi ama Allah size lütfunu indirdi. Bir gecede sizleri hakim konuma getirdi. 15 temmuz sonrası, Allahu Teala hiçbir mezaretinizi kabul etmeyecektir. Herşeyi Allahtan bekleyemezsiniz. Artık kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız kendi kaderinizi kendiniz çizmeniz gerekir. Yüzyıl boyunca mağdur edildiniz. O mağdur sıfatına kendinizi o kadar kaptırmışsınız, ezilmeye kendinizi o kadar alıştırmışsınızki, kontrolün artık sizin elinizde olduğuna bir türlü inanmak istemiyorsunuz. O güçle ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Allah bizleri acilen ak partinin bu eziklerinden kurtarsın. Belediye konusunda da uyarımızı tekrar yapalım; belediyelere ciddi kafa yorun, belediyeleri kontrol eden şehirleri ve nüfusu kontrol eder. Büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız, bizden uyarması. Fetöcüler bir araya geldiği zamanda ne yapar? Yaptıkları en iyi şeyi; devlete ihanet, hırsızlık, usulsüzlük ve hile. O açıdan büyükçekmecedeki usülsüzlükler bizleri hiç şaşırtmadı!

gelelim bizim medyaya;
Şunu baştan belirtelim, tarafsız medya diye birşey yok. Kimse kimseyi kandırmasın. Tarafsız olmak bile birşeyin tarafı olmaktır. Herkes kendi değerlerini savunan kişiler ile birlikte olur. Bizler birilerin birşeylerin yandaşı olmasını yadırgamıyoruz. Olayın tabiatı bunu gerektirir ancak, yandaşlığın ölçüsü, tanımı ve kriteri ne olmalı? Bize göre yandaşlık kavramı, tarafı olduğun şeyi daha iyi bir insan daha iyi bir yönetici yapma girişimin bir adıdır. Bize göre yandaşlık, hatalara ve yanlışlara göz yummak değil, yandaş olduğun tarafı daha iyi ve daha doğru yola iletmenin bir yoludur. Yandaş olmak, aynı değerleri paylaştığın kişi ile bir yolculuğa çıkıp o yolda o kişiye destek olmak, göremediklerini göstermek, hatalara karşı uyarmak ve o yoldan şaşmasına karşı onu korumaktır. Bizim medyada maalesef bu konuda sınıfta kaldı. Yandaşlığı, şartsız kayıtsız desteklemek olarak algıladılar. Yoldaşlarına yani erdoğana çok büyük bir kötülük yaptılar. Hepimiz biliyoruzki, erdoğanın etrafı kuşatıldı ve bir çok mesele kendisine ulaştırılmıyor. Lideriniz böylesine bir kuşatma altında olduğunda, medya üzerinden o kuşatma bypass edilip hakikatlar lidere ulaştırılması gerekiyordu. Bizim tarafın medyası bunu maalesef yapmadı. Ezik yöneticiler ve yalaka bir medya, bizim mahallenin kaderide bu. Birileri bizim medyaya geldi ve birlik ve beraberliğimizi bozmayalım dedi, fitne çıkarmayalım dedi ve susturdu. Şeytan insanı nasıl kandırır biliyormusunuz? Kötülükle değil, iyilikle kandırır. Bunu unutmayın, aklınızın bir yerine not edin. Şeytan, iyi birşey yaptığınızı söyleyerek sizi kötülüğe iter. Sizce fetöcüler kötülük yaptıklarınımı sanıyor, hayır. Onlar vatan ve din adına iyilik yaptıklarına inanıyorlar. Birileride bizim medya'yı iyilik adında kötülüğe itti. Medyanın görevi bilgilendirme ve uyarmadır. Medya susunca, liderimiz uyutuldu. Ülkede yaşanılan olaylardan habersiz hale getirildi. Bugünlerimizde yaşadığımız her olay, yıllar öncesinden gümbür gümbür geliyorum dedi. Örneğin; chp. Dün mahmut tanal ve sezgin tanrıkulu gibi bireyler hainlik içindeydi. Bugün ise tüm teşkilat hainlik içinde. Dün bireylere dokunmadın, bugün ise tüm teşkilatı kapatmakla karşı karşıyasın. Dün dokunsaydın bir kaç cılız ses çıkar, olaylar kapanırdı. Bugün dokunmaya kalksan bir kaç vekille yetinemezsin hepsine dokunman gerekecek. Bunlarda tam bunu yapmanı bekliyor. Sokakları ve dünyaya ayağa kaldırmak için tamda bunu bekliyor. Dokunsan bir yana dokunmasan bir yana. Nasıl bu duruma düştük? Vaktinde müdahale etmediğimiz için.
Bugün yaşadıklarımızın her biri dünden belliydi, gümbür gümbür geliyorum diyordu. Bizim medya ama sen şöyle züpersin sen şöyle muhteşemsin, içimize fitne sokmayalım, liderimizi zayıflatmayalım diye diye bu gerçekleri sürekli sümenaltı etti. Ülkemizde ne kadar sorun varsa, bu soruna sebep olanlar kadar yandaş medyada bundan sorumlu. Karşı taraf sabah akşam yalan söylüyor. Onlar zaten bir çöplük. Siz belki onlar gibi yalan söylemiyorsunuz ama doğrularıda aktarmıyorsunuz. Yanlışları dile getiremiyorsanız, onlardan ne farkınız var? Biz rahatız, neden? Biz bu eleştirilerimizi ve uyarılarımızı kazandığımız günlerde de yapıyorduk. Yıllardır bu uyarılarımızı yapıyoruz. Biz, yenilgiye uğradığımız günde ortaya çıkanlardan değiliz.

gelelim ak partiye;
bu kaçıncı kazık be kardeşim! A
kıllanmamız için daha kaç kazık yemeniz gerekiyor? Fetö, devletin kırmızı kitabına gireli 5 yıl oldu ve halen böylesine organize hareket edebiliyorlarsa, geçmiş olsun bize. Biz halen fetö ve ulusalcı kemalistlerin yargıda egemen oldukları dönemlerin yargı katliamlarını bugünlerimizde yaşıyorsak, geçmiş olsun bize. Nasıl olurda il ve ilçe seçim kurulu başkanları fetöden tutuklanır ama il ve ilçe seçim kurulu üyelerine dokunulmaz? Bu olaylar bizlere bir kaç şeyi gösteriyor, birisi üst aklın önemini ve ikincisi ak partinin çöküş dönemine girdiğini. Bir kaç yıldır, Allahın ak partinin ipini çektiğini söylüyoruz. Son seçimler bunun sahaya yansıması oldu. Çoğunluk bozulduğunda Allah orasını darmaduman eder. Ak parti de bozuldu. Parti içinde hasbi duygulara sahip olanlar azaldı, menfi çıkarlar çoğaldı. Çoğunluk bozulduğu zamanda Allah orasını helak eder. Son bir kaç yıldır erdoğan, her seçim sonrası teşkilatları yenileyerek bu yobazlaşmanın önüne geçmeye çalıştı. İşe yaradımı? Yaramadı. Neden? Görevden alınanları ailenin bir parçası olarak görmeye devam etti. Onları partiden dışlamadı. Örneğin; abdullah gül. Daha düne kadar onu, partinin her türlü organizasyonuna davet ettiler. Siz bunu yaparsanız, yani çürük elmaları ailenin bir parçası olarak görmeye devam ederseniz, Allahta sizi bir aile olarak görmeye devam eder ve bir bütün olarak hesabı size keser. Erdoğana tavsiyemiz; parti teşkilatların tümünü lağv et. Millet oyunu sana veriyor, partiye değil. Teşkilatı küstürmeyeyim diye toplumu kendine küstürüyorsun. Teşkilatları lağv edipte seçimlere girsen, her ilçeye kafadan adaylar koysan, hiçbir miting yapmasan, inan bugünlerden çok daha fazla oy alırsın. Bundan sonra milletimle yola devam edeceğim der, daha fazla insanın gönlünü alırsın. Ak parti il ve ilçe yönetimlerin dava diye bir derdi yok, onlar çıkarları uğruna orada. Onlar sana ve davana bir yük. Sana zerre kadar faydaları yok. Tüm teşkilatı, myk dahil lağv et. Askeri okullar gibi lağv et. Başka türlü, seni çevreleyen o ezik o hain tiplerden kurtulamazsın. Temizlemezsen, onların pisliklerine sende ortak olursun. Çöküş başladı, ne yapsan artık ak partiyi kurtaramazsın. Tek çaren partiyi lağv edip kendini kurtarmak. Hatamıydı ak partiye oy vermek? Hayır. Ne kadar çok yerel seçim olsada, siz partiye değil lidere oy veriyorsunuz. Biliyorsunuzki yerelde bir sıkıntı olduğunda lider buna kayıtısız kalmaz müdahalesini yapar. Bu güveni size diğer partiler vermiyor. Örneğin; chp. Yerel bazda bunların arasından usulsüzlük yapan çıksa, biliyorsunuzki baştakilerde bu işin içinde. Yani diğerlerinde balık baştan kokuyor. Erdoğan ve bahçeli, şükür bu konuda bunlarda bir sıkıntı yok. Bu ikisi davalarında samimi. Devlete ve millete ihanet içinde değil. Sadece, teşkilatlanma devrin sona geldiğini siz ve erdoğan bilin. 

 



dünyada olup biteni anlamak


Dünyada olup bitenl anlamak,

Güncelleme 14.01.2019; amerika dışişleri bakanı arap ülkelerinde diplomasi mekiği dokuyor. Bu mekik sonrası arap birliği esed' i, tekrar birliğe davet etti. Milyonlarca sunnileri ülkesinden sürgün eden, yüzbinleri katleden, onbinlere işkence eden birine buyur gel dediler. Arap liderlerin bu pis tezgahların ilahi yanıtı ne oldu; kabe, tarihinde ilk defa haşerelerin istilasına uğradı. Bizim medya bunu görmedi, ancak bu çok büyük bir uyarı bir azabın habercisi. Birleşik arap emirlikleri şamdaki büyükelçiliğini tekrar açtı. Birleşik arap emirlikleri, umman ve bahreyn, suriye uçak seferlerini tekrar başlattı. Bu gelişmeler trump'ın suriyeden çekileceğiz demesi sonrası hızlandı. Öyle gözükiyorki suriyeyi tekrar arap birliğine alarak, Türkiyenin suriye' ye askeri müdahale yapılmasın önüne geçilmek isteniyor. Eğer yaparsan karşında bir arap birliğini görürsün, arap birliği içindeki bir ülkeye saldırmak arap birliğine saldırmaktır demeye getirecekler. Şimdilik görüntü amerika'nın çekilip, pyd/pkk yı arapların himayesine vermek. Araplar sahaya ininceye kadarda türkleri, diplomasi trafiğiyle suriyenin kuzeyinden uzak tutmak. Şimdilik görüntü bu, gelişmeleri hep birlikte takip edeceğiz.

Tarih; 27.12.2018. Dünya üzerinde iki gurup hakimiyet peşinde, birisi paranın sahibi olan rothschild merkezli masonlar, diğeri kabbala öğretileri ile hareket eden, hahamlara bağlı yahudiler. Para babaları küreselci kimliği ile karşımıza çıkıyor, hahamlarda ulusalcı. Amerikada küreselci ve ulusalcılar çatışıyor denildiğinde, bununla bu iki gurup kasyediliyor. Bu iki gurup düne kadar bir üst çatı altında, birlikte hareket ediyor birlikte dünyayı dezayn ediyordu. Bu üst çatıya ister bilderberg deyin ister illuminati. Kendilerince dünyayı paylaşmışlardı; istihbarat, dini örgütler (fetö, evanjelistler vs), sivil toplum örgütleri ve yargı hahamlara bağlı yahudilere bırakıldı. Ekonomi, üniversiteler ve medyada masonlara. Askeri güç, iç güvenlik ve siyasette ikisi arasında paylaşıldı. Örneğin; birisi fbi kontrol ediyorsa diğeri cia, birisi demokratlar üzerinde hakimse diğeri cumhuriyetçiler, birisi centcom kontrol ediyorsa diğeri eucom vs. Kendilerince dünyayı adilce paylaştılar ve her biri kendi tabanını örgütlemek için alt örgütler oluşturdu. Hahamlara bağlı olan gurup b’nai b’rith gibi örgütler adı altında örgütlendi, paraya bağlı masonlar ise mason locaları ve tapınak şövalye gibi örgütler adı altında tabanlarını motive ve organize etti. Yani gizemli örgütlerin isimlerini duyduğunuzda bunlar ya hahamlara bağlı ya da masonlara. Belirli örgütlerde bu ikisini bir araya getiren üst çatı örgütler.

Hahamlara bağlı örgütler dini öğretilere göre hareket eder diğeri, masonik yapılanmalar ise dünya malı endeksli yaşar. Birisi radikal dini öğretiler doğrultusunda hareket eder, diğeri mantıkla. Bu ilişkide para babaları kendilerini efendi yahudi, diğerlerinide kendilerine muhtaç köylü yahudi olarak görür. Ülkemizde beyaz “elitlerin”, köylümüzü gördüğü gibi. Birliktelikleri neden bozuldu? Hahamlar sinsi sinsi beyaz yahudilerin arkasından örgütlendi, örgütlendi, sonrası beyaz yahudiye, artık patron benim dedi. Buradan biz, bin yıllardır var olan örgütlerin arkasındaki esas aklın hahamlar olduğunu anlıyoruz. Düne kadar hahamlar, sürekli beyaz yahudilerin kapısını çalıyordu; bizi finanse edin israil devletini kuralım, bize yardım edin şunu yapalım gibisine. Düne kadar hep muhtaç olanlar, bugün beyaz yahudilere kapıyı göstermesi, savaşı başlattı. Ego ötesi kendisini "tanrı" konumda gören beyaz yahudilerde, bunları adam eden biz olduk, şimdi onlar efendi biz zenci olacakmışız, bunun hesabını onlara ödetiriz deyip karşı hamlelere başladı. Yüzyıllardır süren bu antlaşmayı hahamlar neden bozdu, neden şimdi? Hahamlara göre mesihin çıkış vakti geldi, kendi öğretilerine göre süleyman tapınağını inşa etme vakti geldi, kendi hesaplamalarına göre büyük israil devletin ilk tohumlarını atma vakti geldi. Bin yıllardır bekledikleri o vakit geldi. Eylemlerini hayata geçirebilmek içinde dünyanın en güçlü ordusu üzerinde (Pentagon) yüzde yüz kontrol sağlamak zorundalar. Düne kadar, pentagon üzerinde böyle bir kontrole sahip değildiler. Hadi iran'a savaş açalım dediklerinde, pentagonun bir kanadı manyakmısınız siz diyordu. Para babaları dünya dengesini gözetir. Onların hakim alanı tüm dünya. Onlar dinsiz. Onlar radikal inanç uğruna bu hakimiyetlerini riske atmaz. Hahamlar eğer bu amellerine ulaşmak istiyorsa ilk önce dünyanın en büyük ordusun kontrolünü yüzde yüz ellerine geçirmek zorunda. Şuan bunu başarmış görünüyorlar. Yüzde yüz olmasada pentagon üzerindeki kontrolü ele geçirdiler. Savaş açmak istedikleri ülkeler var, başında iran ve türkiye geliyor, sonrası çin ve rusya. Hahamlar hazır, ancak bir ülkeye savaş açmak için pentagonu ele geçirmek yeterli değil. İstihbaratıda yüzde yüz ele geçirmelisiniz, paranızda olması gerek, siyasetide arkanıza almanız gerek ve bunun, kendi savaşınız olmadığını dünya kamuoyuna göstermek için bir kaç avrupa devletinide yanınızda savaşmaya ikna etmelisiniz. O yüzden nato veya bm kılıf altında savaş yürütüyorlar. Bu desteği hahamlar şuan göremiyor, örneğin; bm kudüs tasarası oylaması. Tüm dünya karşılarında yer aldı. Dünyadan bu desteği göremedikleri içinde pentagon türkiye karşısında sürekli alttan almak zorunda kalıyor. Kendi aralarındaki çatışma hızla ilerliyor. Kendi aralarında hesaplaşma bittiği an, saldıracaklar. Şuan amerika ve dünyada, kurum ve devletleri kendi safhına çekme savaşı sürüyor. Bir tarafta masonlar diğer tarafta hahamlar. Bazı kurumlar ve devletler birinin elinde bazılarıda diğerinin. O yüzden amerikaya baktığınızda karşınızda uniter bir devlet görmüyorsunuz. 

Rohtschild bağlı masonik yapılanmalar karşıt hamle olarak ne yaptı? Karşı tarafa güvenilmeyeceğini biliyorlardı, kendilerince önlem aldılar. Amerikadan kovulursak, bunun hesabını nasıl sorarız nereye gideriz soruları üzerine kendilerince bir strateji geliştirdiler. Ne yaptılar? Parayı sovyetler birliği ve çin’e taşıdılar. Parayla birlikte teknolojiyi taşıdılar. Bu teknoloji ve parayla soyetler birliği ve çin'in askeri teknolojisini pentagon seviyesine hemen hemen getirdiler. Pentagon karşısında durabilecek eşit bir güç oluşturdular. Kapitalizmin sovyetler birliğe ve çin' e girmesi bundan dolayı. Bu antlaşma hem o ülkeleri kazançlı kıldı hem para babalarını. Amerika ile çin, amerika ile rusya arasındaki ticari savaşlar, masonlar ile hahamlar arasındaki savaşın yansıması. Bu savaşta diğer ülkeler nasıl bir saf aldı? Fransa ve almanya, masonların tarafını seçti. Nato olmasına rağmen, bu iki ülkenin bir avrupa ordusu kurma girişimi, taraflarını belirlediklerini gösteriyor. Hahamlar, başka ülkelerin kendilerine karşı hareket etmesine izin verirmi, vermez. Ne yaptılar? Kendilerine bağlı örgütleri (sorosa bağlı sendikalar ve sivil toplum örgütleri) harekete geçirerek paris sokaklarını ateşe verdiler. Alman banka veya markalarınada yargıdaki adamları üzerinden milyar dolar cezalar kestiler. Bu iki ülkeye bedel ödetiyor, kendi taraflarına çekmeye çalışıyorlar. Neden? Bedel ödetmez, cezalandırmazlarsa, diğer ülkelerde hahamlara karşı hareket etmeye başlar. Kendilerine karşı gelinirse bunun bedeli ne olur, bunu dünyaya göstermeleri gerek. İngiltere şuanda pentagona yaklaşmış gibi görünüyor. Skripal olayı, rusya karşı harekete geçmek için ingiliz istihbaratı tarafından tezgahlanmış gibi görünüyor. Türkiye şuanda ortada. Kendi çıkarlarına odaklanmış durumda. Şuan türkiye, akdeniz ve sınırlarında kendisini tehdit edenlerin karşısında (pentagon) duruyor, kendisini tehdit etmeyenlerlede birlikte hareket ediyor. 

Hahamlar planlarından vazgeçerlermi? Vazgeçmezler. Bin yıllardır bugüne hazırlandılar, bu vakti beklediler. Onların asıl planı şuydu; büyük israil devletin oluşacağı alanı yerel halktan boşaltmak. Bunun için ilk önce sunniler ve şiiler çatıştırılacak, halkta göçe zorlanacaktı. Bu çatışmada şiiler galip gelmesi, pyd gibi guruplarda güçlendirilmesi hedefleniyordu. Planın ikinci aşamasına geçebilmek için, güney sınırlarımıza pyd ve irana bağlı milislerin yayılması hedeflendi. 15 temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı, planların ikinci sahfası devreye girecekti. Fetö devletimizi ele geçirecek, sonrası iran'a savaş ilan edecekti. Güney sınırımıza yayılan şii milislerini bahane gösterecek, erdoğanı şiilere çalışan bir ajan ilan edip irana savaş açacaktı. Bir yandan şiilere yayılın derken, aynı zamanda erdoğanı casusluk suçlaması altında dinlemeye alıyor ve selam tevhit kumpası adı altında şii ajanı olmaktan yargılamayı planlıyorlardı. Planı görüyormusunuz, bir yandan şiileri deaşla savaştırıyor, arka planda ise onlara türkiye üzerinden tuzak kuruyorlar. Erdoğan ajan ilan edilecek, tüm gazeteler fetö emrinde, iran'ın nasıl iç işlerimize karıştığı manşeti atacak ve mezhepler arasındaki savaş, ülkeler arası savaşa dönüşecekti. Biz iranla savaşırken, güney sınırımızdan pyd ve deaş gibi terör örgütleride sınırımızdan içeriye girecekti. Bazıları, amerikanın irak ve suriyede başarısız olduğunu söyler. Hayır; olmadılar. Hedef şiileri yaymaktı, amaca ulaştılar. Hedef sunnileri kötü göstermekti, başardılar. Amaç yerel halkı göçe zorlamaktı, başardılar. Amaç o alanda dikili bir taş bırakmamaktı, başardılar. Amaç göçle diğer ülkelere baskı uygulamaktı, başardılar. 15 temmuz' a kadar neyi hedeflediyseler bunu büyük oranda başardılar. 15 temmuz gecesine kadar, ufak aksaklıklar dışında tüm planları işledi. Kırılma noktası 15 temmuz gecesi oldu. 

Özetlersek; büyük israil devletin oluşacağı alanı ilk önce sunnilerden temizlediler, sonrası bu alana şiileri yaydılar.
Saddamı devirdiler, irak' ı şiilere teslim ettiler. Deaş' ı suriye'ye yerleştirdiler, şiileri çağırdılar. Şimdi, büyük bir sorunla karşı karşıyalar; türklerle savaştırma bahanesine, kocaman bir alana şiileri yaydılar. Büyük israil devletin kurulacağı alana, israil sınırına kadar şiiler yerleşti. Bu şiilerde buralardan ayrılmaya hiç niyetli değil. Onlar için savaşacak türklerde yok. Büyük bir güvenlik sorunu, büyük panik içindeler. İran' a tekrar ambargo koymaların sebebide bu. Ya suriye topraklarını boşaltacaksınız ya türklere karşı savaşmaya karar vereceksiniz ya da size savaş açılacak denildi. Şimdilik, iran ben bir yere gitmem diyor. Onlar sunnilere tuzak kurdu, Allahta onlara. Kim bu şii milizleri oradan çıkartacak? İsrail değil. İsrail korkak bir millet. Amerika desen, onlarda gönüllü değil. Yüzbinlerce askeri, kendi askerini sahaya sürmesi gerek, bu da onlar için bir seçenek değil. Unutmayın, kendilerini finanse edecek para babalarıda yok artık. Pentagon boşunamı, arap ülkelerin paralarına konup duruyor. Sizce neye karar verdiler; arapları savaştırmaya! Arap natosu fikri bundan dolayı ortaya çıktı. Arap natosu ile, büyük israil devletin oluşacağı alanı, şiilerden temizlemek istiyorlar. Bu mümkünmü; bekleyip göreceğiz. Rabbim neyi takdir etti, bunu bekleyip görmek gerek. Şu ama bir gerçek, onlar için artık hiçbir şey pürüzsüz yürümüyor. Örneğin; arapların bir gazeteciyi (kaşıkçı) kaçırmaya çalışması, sonrası bunu eline yüzüne bulaştırıp dünyaya rezil olması. Sağdan soldan sürekli sorunlarla karşılaşıyorlar. 2019-2020 yılına kadar tüm planlar sonlanmış olacaktı, şimdi ise sil baştan, yeni plan ve projeler üzerinde çalışıyorlar. İran'a mı savaş açsak, çin'e mi, erdoğanı zayıflatmak için türkiye'ye mi odaklansak. Örneğin; erdoğanı, önümüzdeki seçimlerde nasıl zayıflatırız, seçim kaybettiririz. Nasıl sarı yelek eylemlerini türkiye taşırız. Ekonomik krizi nasıl büyütür, muhalefete malzeme veririz vs.

Rabbim ne büyük, çok büyük plan ve projeler ile yola çıktılar, dünyanın imkanları kendilerine sunuldu, kendilerinden o kadar emin yola çıktılar, ülkeleri ateşe verdiler, Allah ama bir gecede bir asırlık hazırlıklarını boşa çıkardı (15 temmuz gecesi). İbret alanlar için, bu çok büyük bir ibretlik vaka. Günümüzde pyd bir sorun olarak karşımızda duruyor. Bunu açalım; ülkemiz, kuzey ve batı sınırlarında deniz tarafından korunuyor, o noktalardan işgale uğramamız kolay değil. Doğu sınırlarımızdan işgale uğramakta kolay değil, çünkü büyük dağlar var. İşgale en uygun hattımız, güneydoğu sınırlarımız. Bu noktayada pyd' yi yerleştirdiler ve donattılar. Pyd' yi donatmaların tek sebebi, savaş esnasında işgale hazır bir kara orduya sahip olmak istemelerinden. Pyd'nin kurulduğu gün ile bugün arasında ama çok şey değişti. Pyd, fetölü generallerin sınırları açtığı ve pkk'lı teröristlerin içeriden askerleri meşgul kıldığı bir ortamda, sınıra yakın mahalleleri ele geçirmeye yönelik kuruldu. Hafif ve manevra kabiliyeti yüksek olacak şekilde tecihizat ile donatılmışlardı. Fetö ve pkk tasfiye olunca, şimdi sınırlarımızdan sızan değil, askerlerimizle göğüs göğüse çarpışacak orduya ihtiyaçlar. Pyd' yi ağır silahlar donatmaya başlamaları bundan dolayı. Şartlar değişince pyd'de de değişikliğe gittiler. Bu da bizim lehimize oldu. Neden? P
yd elemanları düzenli bir ordu olmak, meydan muharebesi yapmak için eğitim almadı. Onlar dağda, gerilla taktiği uygulayarak bu zamana kadar hayatta kaldı. Siz dağda vur kaç taktiği yapanları ovaya indirirseniz, gerilla taktiği uygulayan bir örgütü düzenli bir orduya dönüştürürseniz, bu onların sonu olur. Düz ovada, göğüs göğüse dünyanın en iyi kara ordusuna karşı yani türk askeri karşısında hiç şansları yok. Örneğin; afrin. Şuan amerika, pyd' nin günümüzün şartlarına uygun omadığını gördü. Afrin elden gidince, suriyenin kuzeyinde kantonlar kurmakta anlamsız hale geldi. Şuan pyd, bir nimet değil bir yük olarak karşılarında duruyor. Bu örgütle ne yapacaklar, bunu yakında görürüz. Ne olacak şimdi? Hiç istemedikleri şey olacak; ülkeler arası savaş. Ülkeler arası savaşı neden istemezler? Ülkeler arası savaşların sonucunu hesaplayamazsınız. Köşeye sıkışan bir millet, yok olmakla yüz yüze kalan bir millet, hesapta olmayan destanlar yazar, öngörülemeyen kahramanlıklar sergiler. Örneğin; şehit ömer halisdemir. Bir kişi kendi başına gecenin seyrini değiştirdi. İşte bunlar hesaplanabilir öngörülebilir işler değil. Örneğin; kurtuluş savaşı. "Çılgın türkler" kavramın kaynağını iyi araştırın. Kurtuluş mücadelesini kazanmamız öngörülmüyordu. Buna hiç ihtimal verilmemişti. Ne olacak şimdi; taşeronlar dönemi bitti, artık ülkeler sahaya inecek. İlk hedef çin ve iran görünüyor. Bu iki ülkeye karşı hareket etmek içinde türkleri yanlarına almak isteyecekler. Bizide askeri anlamda değil, iç işlerimizle hedef almak isteyecekler. İçeriden bizi karıştırmaya çalışacaklar. Şuan görünen planlar bunlar. Sonuç; bizimde içinde olduğumuz bir savaş!

Değerli okurlarımız, 15 temmuz gecesi sadece bir darbe girişimi değildi, aynı anda Allahın size sunduğu, bir savaşa hazırlık probasıydı. 15 temmuz altında çok hikmet var. Hendek operasyonları ve 40 yıldır dağlarda pkk'lıları avlamakta keza Allahın bu milleti sunduğu birer nimet. Bunlar bizlere pratik ve tecrübe kazandırdı. Karşı tarafın tuzakları, aslen bizler için birer lütuftu. Dünyada bizim kadar savaşa hazır bir ordu ve millet yok. Birinci dünya savaşı maçın ilk devresiydi, maç bitmedi. Tekrar gelecekler ya akdeniz ya karadeniz ya ortadoğu, ya bugün ya iki yıl sonra savaşın fitilini ateşleyecekler. Şuan kendi içlerinde bir savaşla meşguller. Orasını kazanan hızlı bir şekilde üzerimize gelecek. O yüzden küçük cephelerde elde ettiğimiz kazançlar bizi rehavete sokmasın. Büyük savaşa hazır olun, büyük bir savaş kapımıza dayanacak. Bu savaşa başka hangi ülkeler katılır, bunlar hangi tarafta yer alır, bunu Rabbim bilir. Türk milletine savaş açılacağı ama, çok açık ve net!