nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler...

       
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             
 

değerli ziyaretçilerimiz;

okurlarımız bizlere sürekli güncel konular hakkında sorular soruyor, güncel konuları ele almamız ve güncel konular hakkında fikir beyan etmemizin bir sebebide bu. Geniş bir okur kitlemiz var ve bu okurlarımız her sabah günlük gazete gibi güncel konular hakkında birşeyler yazıp yazmadığımıza bakıyor. Yazmadığımız zaman bize ulaşıyorlar ve gündemde olan konular hakkında görüşümüzü soruyorlar. Neden? Medyamızın bir kısmı iktidara bir diğer kısmıda batıya yalakalıkla meşgul. Analiz kapasiteleride sıfır. Medyamızda güvenilir kaynak ve analiz olmayınca, güncel konular hakkında okurlarımız bize müracat ediyor. Okurlarımız analiz kapasitemize, olayları farklı bakış açılarından değerlendirişimize ve samimiyetimize güveniyor.
Değerli dostlar, vatan ve millet olmazsa alternatif tıp hakkında bilgi sahibi olmuşsunuz olmamışsınız ne fark eder. Hayatta insanın öncelikleri olması gerek. Bugünler vatan ve millete öncelik vermemiz gerektiği günler. Bugünlerimizde güncel konulara ağırlık veriyoruz, çatışma ortamı bittiğinde de inşallah alternatif tıp konusundaki yazılara öncelik veririz. Alternatif tıp hakkında bir siteye girip güncel konular ile karşılaşıyorsunuz, günümüzün konjonktöründe umarız bunu anlayışla karşılarsınız. Umarız sizde bu yazılarımızdan ilham alır, günümüzde olup bitenleri yazılarımız sayesinde daha iyi anlamanızı sağlarız.



Barış Koridoru- 07.08.2019

AK Parti hakkında ne demiştik, kandırılanlar ve ezikler partisi demiştik. Milli Savunma Bakanlığı bugün bir açıklama yaptı ve Amerika ile güvenli bölge konusunda anlaşıldığını söyledi. Akabinde ABD'den bir açıklama geldi; "kurulumu, tesisi, yönetimi birlikte yapılacak" denildi. En kısa zamanda müşterek hareket merkezi açılacakmış. İnanılır gibi değil demi? Bunu duyduğunuzda sizde ne yapıyor bizimkiler demişsinizdir. ABD bizim eziklere atmadığı kazık kalmadı, bugün de bir yenisini eklediler. İnanılır gibi değil. Amerikalılarda buna inanamadı. Türkiyenin bu kazığı nasıl yediğini kendileride inanamadı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi, bu harekatıda Türkiyenin kendi başına yapacağından o kadar emindilerki kendileride ortaya çıkan bu sonuca şaşırdı. Mutluluktan dört takla atıyorlar. Amerikadan tebrikler üzerine tebrikler geliyor. Halbuki biz biliyoruzki Amerika tebrik ediyorsa oradan hayırlı birşey çıkmaz. Terörü o bölgeye yerleştiren ve besleyini siz bu harekata ortak yapıyorsunuz, bunun mantığını birisi bize açıklasın. Bunun hayırla sonuçlanmayacağı şimdiden çok aşikar. Siz teröristleri yok etmek için oradasınız, onlar ise korumak için bu antlaşmaya evet dedi. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. Sonu hüsran olacağı baştan belli. Bakınız, ABD birşeye engel olamayacaksa ortaklık teklif eder. ABD mutlaka ama mutlaka her oluşumun içinde var olmak ister. O yeni oluşumun içine girdikten sonrada öyle veya böyle ya hileyle ya sabotajla o yeni oluşumu kendi lehine yontar. Şuanda da ABD bize engel olacak pozisyonda değil. Hani diyoruz ya, bizim ezikler ne kadar işleri batırsada sonunda herşey lehlerine dönüyor. Bunun sebebi onların becerisi ve aklından değil. Onlar ne kadar çok başarıları kendilerinden bilsede. Bunun sebebi İslamın yükseliş dönemine girmiş olmamızdan ve bu yükselişin Türkiye üzerinden takdir edilmiş olmasından. Türkiye ne tuzaklar kursalar başarılı olamıyorlar çünkü ilahi takdirat bizim yükselişimizi takdir etti. Anlayacağınız konjonktür bizim lehimize. Örneğin; ABD.

ABD bir züper güç ve bizi çok rahat engelleyebilecek güçte ama bugün değil. Niye; seneye seçimler var ve hiçbir amerikan başkanı seçim sürecine amerikan askerlerin cenazeleri ile girmek istemez.
ABD şuan kendi içinde bir iktidar savaşı içinde. Bir tarafta küreselciler (rothschild) diğer tarafta ulusalcılar (hahamların kontrol ettiği evanjelistler). Hahamlar savaş istiyor, küreselciler değil. Kendi içlerindeki bu çatışmada kararlar almalarına engel oluyor. Bunun dışında, ABD şuan ortadoğuda iran'ı önceliğe koymuş durumda ve ne kadar büyük bir züper güç olsada, aynı anda Türkiye ve İran ile karşı karşıya gelemez. Gelirse ortadoğuda taş üstüne taş kalmaz. İsrail diye bir devlette kalmaz. Ortadoğu paramparça olur. Değerli okurlarımız, batının yazdığı kitabın sonunu biliyoruz. Kitabın sonu büyük İsrail devletini kurmak. Bugünki eylemlerinden de biz onların bir tıkanıklık içinde olduğunu ve yeni çatışma alanları oluşturma yerine (Türkiye), çatışmaların gerçekleştiği bölgelerin kontrolünü (lübnan, suriye ve irak) ele geçirmeyi bir öncelik haline getirdiklerini görüyoruz. Çatışmaların gerçekleştiği alanlardan arap nüfusunu göçe zorladılar, İsrail devletin önünü açtılar ama o boşluğu yahudiler değil şiiler doldurdu. Şuanda da ABD, ortadoğuda yeni çatışma alanları oluşturma yerine büyük İsrail coğrafyasına yayılmış şii nüfusunu azaltmayı bir öncelik haline getirmiş görünüyor. Bunun dışında ABD, Çin ile savaşa hazırlanıyor. Bunun dışında ABD, Rusya ile savaşa hazırlanıyor. Çin ve Rusya'yı dizginlemek isteyen ve ortadoğuda iran'ın nüfusunu azaltmak isteyen bir Amerika'da, Türkiye ile savaşamaz. Öncelikleri diğerleri olduğu müddet savaşamaz. Ne zaman biz acilen durdurulması gereken bir güç haline geliriz, o zaman bizleri öncelik ederler ve bize savaş açarlar. O günde gelecek! O gün ama bugün değil. Bugün konjonktür lehimize işliyor. Bugün ABD, Türkiye ne yaparsa alttan almak zorunda. Konjonktör mucizevi bir şekilde lehimize çalışıyor. Pkk/pyd'ye karşı başlattığımız büyük taarruzun tam ABD'deki seçim dönemine denk gelmesi, kendi içlerinde bir çatışma içinde olduğu bir döneme denk gelmesi, ABD'nin Çin ve Rusya ve AB ile ters düştüğü bir döneme denk gelmesi, ortadoğuda İran'a öncelik verdiği bir döneme denk gelmesi tam bizim lehimize işleyen bir süreç. Kendi içlerinde mücadele ederken, bizlerin aradan sıyrılma ve elde etmek istediklerimizi elde etme şansı var. Bu bizlere sunulan bin yıllık bir lütuf. Böyle bir lütfuda siz alıyor ve içine ediyorsunuz. Amerikanın blöflerini yutuyorsunuz. Madem öyle, birlikte hareket edelim diyorsunuz. ABD'de seve seve bu teklife evet dedi. Neden? Fırat'ın doğusunda 50 bin kişilik bir çapulcu ordusunu oluşturdular. Bu, ABD'nin kara ordusu. Ortadoğudaki büyük israil projesini hayata geçirmesini sağlayacak ordu. Bu çapulcu sürüsünün tasfiyeside 5000 yıllık büyük israil projesinin tasfiyesi anlamına gelir. Türkiye ile savaşarak buna bugün engel olamayacaklarsa, hile ve çakallıkla buna engel olmak için elinden geleni yapacaklar. Sizde, ortak harekat merkezin içine onları yerleştirerek onlara bu şansı verdiniz. Hadi geçmiş olsun bize. Bu ortaklık hayrlara işaret etmiyor. En iyi ihtimal bir kaç hafta bir kaç ay daha bizi oyalarlar sonrası bizim ezikler yine kandırılmışız der ve harekatı kendi başlarına yapar. Bizleri bir iki ay oyalamaları bile ama bizim için bir facia olur. Bir iki ay sonrası yağmur ve kış sezonuna gireceğiz. Harekat bir veya iki ay ertelenirse hava şartlarından dolayı harekatı 2020 baharına ertelemek zorunda kalırız. Bu, bu antlaşmanın en iyi ihtimali. Bu antlaşmanın kötü ihtimalleri ise saymakla bitmez.

En basiti, zamana oynuyorlar. Zaman onlara ne kazandıracak? Plan A; erdoğanı tasfiye etmek için adamlara zaman tanımış oluyorsunuz.
Türkiye'yi dizginlemek için bir adamı tasfiye etmeleri yeterli. Savaş şu bu bunlara hiç gerek yok, bunlar zahmetli işler. Herşey bir adamın tasfiyesine bakıyor. Bir kişinin gitmesiyle ABD'nin ortadoğu ve akdenizdeki tüm projelerin önü açılmış olacak. Bunuda onlar sonuna kadar zorlayacak. Erdoğan bu harekatlarda bekledikçe kendisine suikast hazırlayanlara zaman tanıdığını bilsin. AK partinin eziklerinde bu harekatı yapacak cesaret yok, erdoğan giderse sınır ötesi harekatları unutun. Plan B; birleşik milletlerini devreye sokmak. PYD, BM temsilcisi ile çocuk savaşçıları için buluşmadı, bu bahaneydi. BM tarafından tanınmanın altyapısını hazırlıyorlar. Siz bekledikçede bu girişimlerin hayata geçmesine fırsat tanıyorsunuz. Plan C; akdenizde sizi yunanistanla çatıştırmak. Siz yunanistanla kapışırsanız, suriye bir harekat yapamazsınız. Ne kadar bizim ordumuz iki üç devletle aynı anda savaşacak kapasitede desenizde, iç kamuoyu ve dış kamuoyunu size karşı öyle harekete geçirirlerki sizleri savaş suçlusu ilan ederler. Yunanistan ve pyd mağdur, sizi masum halklara savaş çıkartmakla suçlarlar. Bir düşünün, siz teröristlere karşı mücadele ederken (zeytin dalı harekatı), tabipler odası savaş bir halk sağlığı sorunudur bildirisini yayınladı. Muhalefet partisinin lideri (kılıçdaroğlu), askerlerimize moral desteğine giden sanatçıları bu ziyaretten ötürü yerden yere vurdu. Hendek kazıp doğu illerimizi kurtarılmış topraklar ilan eden pkk'ya siz savaş açtığınızda, türk olduklarını iddia eden akademisyenler teröristleri değil sizi suçladı. Topraklarımızda özgürlük ilan edenleri değil mehmetçiği öldürmek ve katletmekle suçladı. Üstüne ülkenizin en üst yargı makamı, yani avrupa birliği veya amerikanın en üst yargı makamı değil türkiye cumhuriyetin anayasa mahkemesi bu soyu sapı belli olmayan güya akademisyenleri haklı buldu. Siz böylesine içten hainler tarafından kuşatılmışken, hükümetiniz bir eziklik içinde bu hainlere göz yumarken siz aynı anda iki harekatı yapabileceğinizi iddia ediyorsunuz öylemi? Yedirmezler size. Ya akdeniz ya fıratın doğusu birisinden sizi vazgeçmeye zorlarlar. Siz fıratın doğusuna harekat yapmakta bekledikçe akdenizde sizi bir çatışmaya sokmak için onlara zaman tanıyorsunuz, bunu biliniz. O yüzden tezel fıratın doğusuna harekatınızı yapın, akdenizde çatışacaksakta en azından fıratın doğusu cebimizde olsun. Bu antlaşmanın kötü ihtimallerinden biriside, o terör örgütlerini oraya yerleştirenle birlikte ortak bir harekat merkezi kurmanızdan kaynaklanıyor. Yapacağınız her harekatı önceden teröristlere bildirecekler. Birliklerimiz tuzağa düşürelecek ve büyük zaiyatlar vereceğiz. Bu ne anlama geliyor? Askerin ve milletin moralini bozmak anlamına geliyor. Dış dünya'ya Türkleri gözünüzde fazla büyütmeyin, bakın bir avuç pyd'ye karşı çaresizler mesajını vermek anlamına geliyor. Topluca şehitler geldikçe iç kamuoyunu harekete geçirip zaten ak parti aleyhine olan havayı dahada çok kızıştırmak anlamına geliyor. Kahramanlıkları ile övünen bir millete bir hezimet yaşatıp milli gururumuzla oynamak anlamına geliyor. Örneğin; hendek operasyonları. 800'e yakın şehit ve 2000 üzerinde gazi verdik. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatında yani yabancı topraklarda vermediğimiz şehitleri kendi topraklarımızda verdik. Nasıl oldu bu? Fetöcü subayların tüm harekat planlarını pkk'lılara aktarması sonucu oldu. Siz bundan ders çıkarmamışcasına şimdi de kalkıyorsunuz ve fetönün sahibini yani fetöye ihanet et emrini vereni harekat merkezin tam ortasına yerleştiriyorsunuz. Yani yok etmek istediğiniz malın sahibini bu operasyonun kontrol merkezine yerleştiriyorsunuz. Buradan kötü kokular alan tek bizmiyiz? İnanılır gibi değil. Sürekli aynı hatayı yapıp her defasında farklı bir sonuç bekleyenlere ne denir; ya geri zekalı ya da kazık yemeğe aç. Burada yaşadığımız durumda bu. İnsanlık tarihinde bu kadar muktedir olup bu kadar kazık yemeye aç, kazık yemeye meraklı kazık yemeye yatkın tiplerin başka bir örneği yok. Her defasında bu kadarda olmaz dediğimizde, bu ezikler bizleri şaşırtmaya devam ediyor. Rabbim bize yardım etsin. Rabbim bizi bu eziklerin elinden acilen kurtarsın.

Not: Hani konjonktör lehimize işliyor diyoruz ya, bunu anlamanız için sizlere bir örnek daha verelim. Allahu Tealanın onları nasıl oyaladığını anlamanız açısından bir örnek daha verelim. ABD'yi frenleyen ve bize karşı sürekli alttan almasını sağlayan bir unsürde ne biliyormusunuz; ak partinin istanbul seçimlerini 10 puan farkla kaybetmesi. Bu ne yaptı biliyormusunuz? Onları ümitlendirdi. Türkiye ile savaşmayın, bir sonraki seçimlerde nasıl olsa cumhurbaşkanlığı bizim elimizde dedirtti. 15 temmuzda elde edemediğimizi seçimler ile elde ederiz, 15 Temmuzda rafa koyduğumuz ortadoğu projelerimizi bıraktığımızda yerden sürdürürüz ümidini getirtti. Türkler pyd'yi yok ederse etsin, seçimler ile biz geldiğimizde ortadoğu projelerimiz için Türk askerini Türk ordusunu kullanırız dedirtti. Şer gibi görünenin altında hayr yatabilir deriz, istanbul ve ankaranın kaybedilişide böyle birşey oldu. Onları ümitlendirdi. Daha doğrusu onları bir oyalama sürecine soktu. Onlar bizi oyaladıkları gibi, seçim sonuçlarıda onları oyalıyor. Onlar bir sonraki seçimlerin hayalleri içinde süzülürken, bugünlerde bize yapmak istediğimiz harekatları yapma fırsatı doğdu. Bu büyük bir ilahi lütuf. Allahu Teala onları 4 yıl sonraki seçimlerin hayali ile oyalarak bugünlerimizde bize dokunmalarına engel oluyor. Bir sonraki seçimlerde Türkiye nasıl olsa bizim olacak, Türkiye savaş açarak Türk milletini karşımıza almayalım. Türkler milliyetçidir, savaş açarsak erdoğana prim kazandırırz dedirtti. Yani muhalefetin istanbulu kazanması bize fırat'ın doğusunu, akdenizi ve kandil'i kazandırttı.
Erdoğanın batıya karşı direnci değil, erdoğanın istanbul ve ankaradaki beceriksizlikleri bu fırsatları doğurdu. Anladınız! Biz istanbul ve ankarayı kazansaydık, ak parti kendi içinde ve tabanında hiçbir zaafiyet göstermeseydi ve bir sonraki seçimlerde muhalefetin hiçbir kazanma şansı olmasaydı inanın bugün karşımızda çok farklı bir batı görürdük. Seçimleri kaybetmemiz onları ümitlendirdi. Savaş zahmetli ve sonu açık bir şey. Seçimler ile Türkiye'yi kazanmak varken, bir dört yıl daha sabredeceklerdir. Artık onlardan şöyle sesler duyar olduk; Türkiye'yi düşman etmeyelim, erdoğan sonrasına odaklanalım. Seçim çalışmalarına şimdiden başladılar bile, imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişiler ile bol bol yan yana getirmeye çalışıyorlar. Kendi tabanlarını zaten konsolide etmiş durumdalar, şimdide ak parti tabanın sempatisini kazanma derdindeler. Bunuda imamoğlunu ak parti tabanın saygı duyduğu kişilerle yan yana getirerek elde etmeye çalışıyorlar (örneğin; selçuk bayraktar). Bizim taraf eziklerden oluştuğu için bu tuzağa severek düşüyorlar. Halbuki, sen bir hainsin benden uzak dur demeleri gerekirdi. İmamoğlu gibi sahtekar bir fetöcü hainin toplum nezdinde kabulün önünü açmamaları buna katkıda bulunmamaları gerekirdi. İmamoğlu randevu istediği her defasında 15 temmuz gecesinde imamoğlu çiftin brükselden attığı twitler imamoğlun önüne koyulup, sen bizden değilsin, ulusalcıları kandırabilirsin ama bizi değil deyip onun randevuları geri çevrilmeliydi. Asla onunla yan yana poz verilmemeliydi. İmamoğlun toplum nezdinde kabülüne hardal tanesi kadar katkı veren herkes bundan hesaba çekilecek.

Not: sefer bizden sonuç Allahtan. Eğer istanbulu ve ankarayı kaybedişimiz lehimize işliyorsa, 15 temmuz gibi maruz kaldığımız her saldırı lehimize dönüyorsa bilinki bu bizden değil Allahtan. Allahtan gelenede bize sevap ve övünme düşmez. Biz Allahtan gelenden değil bizlerin sebep olduğundan hesaba çekileceğiz. Yani beceriksizliklerimizin ve başarısızlıklarımızın hesabını vereceğiz bunu biliniz. İyiki 15 temmuz oldu, böylece fetöyü tsk'dan tasfiye ettik diye birşey yok. 15 temmuzda Allah bizzat devreye girip olayı lehimize dönüştürdü. Allahın devreye girdiği bir konuda'da bize sevap düşmez. Tam aksi 15 temmuz darbe girişimine engel olamadığımız öngöremediğimiz önceden
önlemimizi alamadığımız için hesaba çekileceğiz. AK Parti maalesef olayları ve tarihi tersten okuyor. Sonuçlar üzerinden hayatı okuyor. Sonuçlar öyle veya böyle hep lehine dönüştüğü için (İslamın yükselişi dönemine denk gelmesi), sonuçları kendisinden biliyor. Örneğin; barış süreci. Barış süreci felaket yönetildi. Sonuç ama Türkiye lehine geliştiği için süreci bir başarı bildiler ve bir iç muhakemeye gitmediler. Gitmediklerini nereden biliyoruz? Süreci yönetenler tasfiye edilmedi, tam aksi ödüllendirildi (yalçın akdoğan). Dünyanın neresinde olursanız olun, başarısız olduğunuzda tasfiye edilirsiniz. AK parti hariç. AK Parti kendisini kurumsal bir parti olarak değil bir aile olarak görüyor. Aile olarak gördüğü içinde ihanet etmediğiniz müddet ne kadar başarısız olursanız olun, size sahipleniyor. Sonuç; ak parti bir "looser" topluluğuna dönüştü. El attıkları her yeri batıran bir ezikler topluluğu. Bu ezikler köşe başlarını tuttuğu için, iş yapmak isteyenlerede engel oluyorlar. Hani memurlar arasında çalışkan kişilere bizi kötü gösteriyorsun deyip mobbing uygulanır ve dışlanırlar ya, öyle birşey işte. Belki erdoğan, bunların her biri benim bilgim dahilinde hareket etti biz hep birlikte karar veririz diyor ve belki o yüzden başarısız yöneticilere sahip çıkıyor. Bu durumda ama bilsinki, ilk tasfiye edilecek ve hesaba çekilecek olan kendisi. Siz kendiniz başarısız yönetime dur demezseniz Allah dur der. 15 temmuz gecesi gibi Allah bizzat devreye girer, sizi tasfiye eder ve başınıza başka birilerini getirir. Bizim tavsiyemiz; ya kurumsallaşırsınız ya tasfiye olursunuz. Allah devreye girmeden başarısızlığın hesabını kendinizden ve çevrenizden sorun. Siz sormazsanız hesabı Allaha bırakırsınız, Allahın hesabıda çok çetin olur. Siz eğer istanbulu ve ankarayı kaybedenlerden, çukur operasyonlarında yüzlerce şehit binlerce gazi vermemize sebep olanlardan, üniversite hocaların bildirimine dur diyemeyenlerden, bildiriye destek çıkan ana yasa mahkemesi üyelerini sorguya çekemeyenlerden, merkez bankası başkanını görevden alma şansı varken almayıp milleti yıllardır yüksek faize maruz bırakanlardan hesap soramıyorsanız, o zaman ilk sorguya çekilecek sizlerin olduğunu bilin. Unutmayın, biz İslamın yükseliş dönemindeyiz. Sizden sonrası muhalefet yani kötü olanlar iktidara gelmeyecek. Onlar hayal etmeye devam etsin. Sizden sonrası iyi olan gelecek. Siz bugünün yanlışların hesabını sormazsanız, yarın siz hesaba çekilirsiniz. Değerli dostlar, anlamadığımız şey ne biliyormusunuz; milletvekili ve bakan olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, bilmiyorlarmı ülkede yaşanılan her olaydan hesaba çekileceklerini? Bakan ve milletvekili, belediye başkanı olmak için birbirleri ile yarışıyorlar, inanılır gibi değil. Böyle bir sorumluluğun altına girmekten biz Allaha sığınıyoruz, onlar ise rüşvet dahil yapmadıkları şey kalmıyor. Gerçektende insan çok cahil (Ahzap Süresi; 72)!



Karınca Misali Sizde Tarafınızı Belli Edin

zamanda yolculuk varmı- İslami boyutu



İslam dini nedir? İslam dini, düzeni anlatan bir üst akıldır. Kim bu üst akıl? Allah. Evren yaratıldı, insan yaratıldı, sonrası insan bu evrenin içine yerleştirildi. İslam dini içine yerleştirildiğimiz evreni anlamamızı sağlayan bir üst akıldır. Bilmediğiniz bir ortama gözlerinizi açtığınızı varsayın. İlk defa bir tv gördüğünüzü varsayın. Size yabani bu evrende, böylesine bir panik ve şaşkınlıkla karşılaşmamanız için, İslam dini bize bu yabani gezegende rehberlik eder. İslam dini başka ne yapar; bu yabani gezegende yolumuzu kaybetmememize yardımcı olur. Bilmediğiniz bir dünyanın içine yerleştirildiniz, sürekli yeni şeyler ile karşılaşıyorsunuz ve bu hayat macerasında çok rahat kendinizi kaybedebilirsiniz. İslam dini işte buna mani olur. İslam dini birşey daha yapar; bizlere neyin makul neyin makul olmadığını anlatır. Yani düşünce ve eylemlerimizde bizlere sınırlar çizer. Şimdi, böyle bir üst akıldan haberdar olmadığınızı, böyle bir rehbere inanmadığınızı varsayın. Yaşadığınız dünyayı kendiniz keşfediyor kuralları kendiniz koyuyorsunuz, sonrada bunu bilim adı altında insanlara satıyorsunuz. Bir çoğumuzunda bunu satın aldığını düşünün. Buraya kadar herşey normal. İnsanın kendi dünyasını kendisi keşfetmeye çalışması kadar doğal birşey yok. Somut verileri gördükten sonra insanların birilerin peşinden koşmasınıda bir yere kadar anlıyoruz. Ancak, ortada somut birşey olmadan birilerin peşine takılmanızı nasıl izah edeceğiz? Ölçümü ve keşfi mümkün olmayın, hiçbir bilimsel veriye dayanmayan inançların peşinden koşmanızı nasıl izah edeceğiz?

Hocam, bugün tezler ortaya atılır, yüz yıl sonrada bunların bilimsel keşifleri yapılır, bilim bu şekilde gelişmedimi zaten, derseniz; o zaman yolunuz açık olsun diyelim. Bu noktadan itibaren siz ve bizler arasında yollar ayrılır. Neden? Bakınız, bilinmeyen denizlere adım atmak birilerin rehberliğini gerektirir. İnsan kendi başına bir yere kadar götürür, bir yerden sonra yardıma ve rehberliğe muhtaç. Gördüğünüz her bir icatın altyapısı yüz yıllar öncesi atıldı. Bugüne kadar kimse yoktan birşey icat etmedi. Hayal ettiğiniz şeylerin gerçekleşmesi için birilerin çalışmalarına ve rehberliğine muhtaçsınız. Bu rehberiniz kim, kim olacak? İşte, bu noktadan itibaren siz ve bizler yol ayrımına giriyoruz. Bilinmeyenlere adım attığınızda birilerin yardımına birilerin rehberliğine muhtaçsınız, bu rehber kim olacak? Bizler bilinmeyenlere adım attığımızda Kur'an-ı Kerim eşliğinde bunu yaparız. İslam dini bizlere neyin mümkün neyin mümkün olmadığını, neyin helal neyin haram olduğunu, hangi hayal ürünlerin yaratılışımız sınırlarını aşıp aşmadığını anlatır. Bizim rehberimiz bize, neyin peşinde koşup koşmayacağımızı net anlatıyor. Ya sizin rehberiniz? Sizin peşinde koştuklarınız (bilim dünyası) maymundan türediklerine inanır. Bunlardan size hayır gelme ihtimali nedir? Allah inancı olmayan, helal ve haram kavramına inanmayan yani eylemlerinde hiçbir ahlaki, dini sınır tanımayan bu alemden size ne hayrı gelebilir? Hiç. Bu alem size herşeye inandırtabilir. Siz hapı yuttunuz. Hayal gücünüzün peşinden koşun diyen bu alem sizi bir sapık inançtan diğerine sürükleyeceği çok ama çok aşikar. Örneğin; yüz yıl sonra insanlığın genetiği hayvanlar ile karışacağı, yunan mitolojisinde anlatılan yaratıkların yeryüzünde gezeceğini size anlatabilir. Sizde bunu yutarsınız. Neden; çünkü rehberiniz onlar. Onlara iman etmişsiniz. Onlara inanmak dışından bir şansınız yok. Biz ise böyle birşeye inanmayız. Neden; çünkü rehberimiz Kur'an-ı Kerim. Kur'an-ı Kerim bizlere, sizlerin iman ettiği o şeytani üst aklın bunu deneyeceğini bize bildirir.
"(Şeytan) Onları doğru yoldan saptıracağım, olmaz isteklere sürükleyeceğim, putlara hayvanlar adatacağım ve onların kulaklarını yarmalarını, Allah'ın yarattığını bozmalarını emredeceğim. (Nisa Süresi; 119). Başka bir ayette de, ders çıkaracağımız kadar yeryüzündeki düzene müdahale etmemize izin vereceğini söyler, ondan ötesine değil.
"İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır" (Rum Süresi; 41). Bu Ayet bize, insanların bir çok şey deneyeceğini, bir kısmına müsade edileceği, ders çıkarsınlar diye ama ötesine izin verilmeyeceğini söyler. İnançlarımız arasındaki farkı görüyormusunuz? Siz herşeyin tesadüfen geliştiğini düşünüyor, herşeyin mümkün olacağına inanıyorsunuz. Biz ise herşeyin Allahtan geldiğine, herşeyin Allahın tasarrufu altında olduğuna inanıyoruz. Örneğin; robotların ileride insanlığı ele geçireceğini, uzaylılar yeryüzünü istila edeceğini veya insanlık atom bombalar ile yeryüzünü yaşanamaz hale getireceğine inanıyorsunuz. Size ne sufle ederse etsinler yutuyorsunuz. Gerçektende yeryüzü ve insanlığın gökten bağımsız hareket ettiğine inanıyorsunuz. Helak olunan kavimler Ayetlerde anılmasına rağmen, inanıyorsunuz. Yani Allahın, yeryüzüne sürekli müdahale ettiğini bilmenize rağmen, yeryüzü ve insanlığın gökten bağımsız hareket ettiğine, kaderine terk edildiğine inanıyorsunuz. "İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!" (Kıyamet Süresi; 36). Bizim denetimimiz altındasınız demesine rağmen, insanlığı robotlarla uzaylılar ile korkutuyorsunuz. 

Not: göğe yani Allaha bağımlı olduğumuzu anlamanız için size bir örnek daha verelim; bazıları önümüzdeki yüzyıllarda insanlığın su bulamayacağı, nüfus artışı bu hızda ilerlerse bu nüfusu yeryüzünün besleyemeyeceğini söyler. Hatta insanlığın nüfusunu azaltmak gerektiği, bunu gerekirse zorla, savaşla yapılması gerektiği fikirlerini ortaya atarlar. Bu fikri ortaya atan üst akıl bu konuyu filmlere bile taşır (Yenilmezler 3- Sonsuzluk Savaşı). Bir çoğunuzda bunu yutuyor. Gerçektende ileriki yüzyıllarda kıtlık olacağına inanıyor.
Bu konu Ayetlerde net anlatılmasına rağmen, inanıyor. "Bir de geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, onlara da, size de rızkı biz veririz. Şüphesiz ki onları öldürmek, çok büyük bir suçtur" (İsra Süresi; 31). Rızkı ben veririm diyor Allah. Kimse rızık kaygısı ile başka birini öldürmesin demesine rağmen rızık kaygısı yaşıyor, yeryüzü nüfusunu azaltmak için yapılan girişimleri makul görebiliyorsunuz. "Yahudiler Allah'ın eli sıkıdır derler. Sıkı olan onların elidir ve bu iddialarından dolayı Allah tarafından lanetlenmişlerdir. Hayır! Allah'ın iki eli de açıktır. O lütfunu dilediği gibi dağıtır" (Maide Süresi; 64). Yahudiler yeryüzü yetersiz ve insanlık aç kalacak der. Yani, Allahın cimri olduğuna getiriyorlar. Sizde bunu yutuyor, yeryüzünün yetersiz olduğuna inanıyorsunuz. Yahudilerin saçmalıklarına kendinizi kaptırmış gidiyorsunuz. Allah, elim açık rızkınızı (su, oksijen, gıda) ben veririm, rızık kaygısına girmeyin demesine rağmen yahudilerin bu saçmalıklarını yutuyorsunuz. Örneğin; bakır, sanayide çok kullanılan bir metal. Yeryüzünde bu bakırdan ne kadar var biliyormusunuz? Günümüzde çıkarılan bakır oranı baz alınırsa, 50 milyon yıl daha yetecek bakır rezervi var yeryüzünde. Beş yüzyıl içinde kıyametin kopacağını düşünürsek, Allah, beş yüz yıllık ihtiyacımızı değil, elli milyon yıllık ihtiyacımızı yeryüzüne indirmiş. Buradan Allahu Tealanın ne kadar eli açık olduğunu bizleri ne kadar bol rızıklandırdığını çıkarabilirsiniz. Haşa, Allahın eli sıkımıymış? Hayır. Siz ama, yahudilerin bu propagandasını yutuyorsunuz. Neden? Kur'an-ı Kerimi açıp türkçe mealini okumuyorsunuzda, ondan!! Günümüzde yaşanılan her sorunun cevabı Kuran-ı Kerimde var, lütfen açıp okuyun! Rehberiniz Kur'an-ı Kerim olsun, hollywood veya ata maymun inancına sahip bilim dünyası değil. 

Not: aklın omurgası bilgidir yani veridir. Ne kadar sağlam veriler üzerine fikir üretirseniz, aklınız o kadar omurgalı olur. Verisiz akıl demek, omurgasız beyin demektir. Omurgasız beyinde her yere kayar. Ortaya attığı fikirler temelsiz olur. Ortaya attığınız fikirlerin üzerine birşeyler koymaya çalıştığınızda çöker. O yüzden hayallerin değil, somut şeylerin üzerine tezlerinizi inşa edin.

Zamanda yolculuğa inanan kişiler İslamdan bi haberdar değil. İki; bilimsel açıdan bunu ispatlamalarıda mümkün değil, çünkü zaman görülür ve ölçülür bir oluşum değil. Geriye ne kalıyor; hayal. Bunlarda omurgasız akılları ile bol hayal üretiyor ve size satıyor. Üzülerekte görüyoruzki, bir çoğunuz bunu satın alıyor. Buda bize acı birşeyi gözler önüne seriyor; halkımızın ne kadar az İslamdan haberdar olduğu. Bir Müslüman kendisine bir bilgi getirildiğinde, bu bilgiyi ilk önce rehberine danışır (İslam yani Kur'an-ı Kerim), sonrası o bilgiye bir anlam yükler. Değerlimi veya çöpmü der. Siz ama, kendinizi batılı bilim kurgu romanlarına, hollywood senaryolarına o kadar kaptırmışsınızki, beş kuruş hayal ürünlerine tüm değerlerinizi (İslam dini) satıyorsunuz. Çok yazık. Bizde sizlere uzaylılardan anlatmak isterdik, zaman yolculuğundan anlatmak isterdik. Ama yok, yok, yok. Sade bir dünyanın içine yerleştirilmişiz. Yapacak birşey yok. Peygamberlere atfedilen mucizelerde bu dünyanın doğal işleyişine aykırı olaylar. Zaten aykırı olduğu için mucize diyoruz. Onlara has bir olay diyoruz. Herkesin yapabildiği, bilim dünyasının yapabildiği şeyler olsaydı, o zaman o peygamberler özel olmaktan çıkardı. Peygamberlerin yaptıklarını bilim adamları yapabilseydi, ahir zaman bilim adamları peygamber sıfatı ile yeryüzünde dolaşırdı. Allahın güç ve kudretini temsil eden peygamberler bir anda bilim adamları ile eşdeğer olurdu. Yani Allahın kudreti ile bilim dünyasının kudreti haşa eşit konumda olurdu. Bu sizce mümkünmü? O zaman mucizelerin arkasında bilim aramayın. Peygamberlerin yaşadığı olayları örnek göstererek, sanki öyle bir oluşum varmış gibi toplumu kandırmayın. Zamanda yolculuk varmı yazı dizimizin bu bölümünde, zamanda yolculuğun İslam dini ile nasıl çatıştığını size aktarmaya çalışacağız. Eğer ben müslümanım diyorsanız bu bilgilere kulak asar ve zamanda yolculuk inancından uzak durursunuz. Eğer İslam dini benim rehberim değil, Allah benim için bir bilgi kaynağı değil diyorsanız, o zaman bir sonraki yazımızı bekleyin. Belki bilimsel açıdan izahımıza ikna olursunuz ve bu saçma teorilerin peşinde koşmayı bırakır, zaman ve aklınızı daha hayrlı şeylere kullanırsınız.

İslam dini ve zamanda yolculuk, bu ikisi neden birbirine zıt?

1. Tek yaşam tek sorgulama boyutu

"Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur” (Fatır Süresi; 37). Bu Ayet bizlere hayatta tek bir şansımız olduğunu anlatıyor. İlahi düzende geriye gitme şansınız bulunmuyor. Ne mahşer günü, Rabbim hata yaptım, geri gidip tekrar şans ver deme şansınız var ne de yeryüzünde hata yaptım, geriye gidip düzelteyim deme şansınız var. Eğer yeryüzünde geriye gitme şansı olmuş olsaydı, bu ahiret günü içinde geçerli olurdu. Ahiret hayatında geçerli olmayan birşey, yeryüzünde neden geçerli olsun? Z
amanda geriye gitmeye izin verilseydi, o zaman ilahi düzen, hataları düzeltebilmeye yönelik kurgulanmış olurdu. Bu durumda mahşeri sorguda da size ikinci, üçüncü dördüncü şanslar verilir, sürekli yeryüzüne geri döndürülürdünüz. Yani sizlere sonsuz şanslar verilmesi gerekirdi, bu da kısacası yaşamı ve sorgulama gününü cıvıtırdı.

2. İlahi adalet boyutu

Varsayalımki teknolojiniz o kadar ilerledi ve siz bir zaman makinesi icat ettiniz, geriye gittiniz ve sürekli yanlışlarınızı düzeltiyorsunuz; geçmiş topluluklar sormazmı Allaha, bu şansı bize neden vermedin diye. Eğer ilahi düzende, geriye gidip hataları düzeltmeye yönelik bir zaman tüneli olmuş olsaydı, bunun ilmi insanoğlu yeryüzüne iner inmez verilirdi ve en önemlisi bu ilim doğal afetlerle şunla bunla kaybolmazdı, günümüze kadar gelirdi. Neden? Zamanda yolculuk bir cep telefonu veya bir televizyon gibi o çağın bir nimeti olarak görülemez. Zamanda yolculuk kaderi değiştirmeye yönelik bir icat. Bir çağa bunu siz veriyorsanız, istedikleri gibi geçmişlerini değiştirme şansı veriyorsanız diğer çağlarada vermek zorundasınız. Aksi takdirde mahşeri sorguda biri tek şansla Allahın huzuruna çıkmış olur, diğeri yüz defa geçmişini değiştirmiş düzeltmiş olarak Allahın huzuruna çıkardı. 

3. Özgür irade boyutu

Ne güzel size anlatıyorlar, ne güzel kulağa hoş geliyor; zamanda geriye gidiyorsun ve istediğin olaya el atıp olayların akışını değiştiriyorsun. Size bir soru; ya, o olaya karışanlar olayların akışın değiştirilmesini istemiyorsa? Siz olaylara baktığınızda sadece kendinizi görüyorsunuz, ama öyle değil. Her olay birden fazla insan içerir. Belki o insanlar o hayatın akışından gayet memnun ve değiştirilmesini istemiyor. Siz geriye gidip bir olaya el attığınızda sadece kendi hayatınızı değil, başkaların hayatınıda değiştirmiş oluyorsunuz. Bunu onlara sordunuzmu, izin aldınızmı? Zamanda yolculuk demek, kişilerin kendi hür iradeleri ile oluşturduğu geleceği, onların bilgisi ve onayı olmadan değiştirmek demektir. Siz eğer buna izin verirseniz, kişileri mahşeri sorguyada çekemezsiniz. Gelecekleri kendi elleri ile değil, başkaların elleri ile yazılmış olur, bu da o kişileri mahşeri sorgudan muaf kılmanızı gerektirir. Kendisinin sebep olmadığı bir gelecekten kişiyi sorumlu tutamazsınız. Zamanda yolculuk mümkündür ve vardır dediğiniz an, hür irade ve mahşeri sorguyu ortadan kaldırıyorsunuz. 

Not: büyüklerimiz kader ve kazayı imana bağlamış. Kaza ve kader nedir? Başınıza gelen her hayr ve şerrin Allahtan geldiğine iman etmektir. Şimdi; bilim dünyası bir makine icat etse ve bununla geçmişe gidip sürekli kaza ve kaderi değiştirse, bir sonraki adımları ne olurdu biliyormusunuz; bir sonraki adım kendilerini tanrı ilan etmek olurdu. Kaza ve kader tanrı ile özleştirilen birşey ise, İslam dininde öyle, o zaman kaza ve kadere hakim olan kendisini tanrı ilan edebilir. İmanın diğer şartları ne? Allahın meleklerine ve peygamberlerine inanmak. Örneğin; Allahın kendisine hizmet eden, buyuruğundan çıkmayan melekleri var. Bilim dünyasınında melekleri var, kimler; robotlar. Gün gelecek bilim dünyası bizimde robotlarımız var diyecek. Bize hizmet eden, buyruğumuzdan çıkmayan robotlarımız var diyecek. Örneğin; Allahın peygamberleri ve mucizeleri var. Bilim dünyasınında peygamberleri var, kim; bilim adamları. Onlarda gün gelecek bizim bilim adamlarımız ve insalığın hizmetine sunduğumuz icatlarımız var diyecek. Bilim dünyasının nasıl Allah ile bir rekabet içine girdiğini görüyormusunuz? Helak edilen kavimlere bir bakın, her biri Allaha meydan okudu. Günümüzün bilim dünyasıda, daha önce görülmemiş bir boyutta meydan okumakta. Sizde bunların peşinde koşuyorsunuz. İslamı bir kenara atıp, bilimi kutsuyor bilimin her sözüne şartsız kayıtsız iman ediyorsunuz. Size tavsiyemiz; helak edilen kavimleri araştırın. Kişi gönül verdiği kişi veya camia ile hesaba çekilir. Eğer bilim dünyası ile yok edilmek istemiyorsanız, bunlar size bir teori bir formül bir icat sunduğunda, bunu doğru kabul etmeden İslamla örtüşüp örtüşmediğine bakın.

4. Kader boyutu

Kader nedir? Kader bir hesaplamadır. Sizin ve atalarınızın yaşantısı ve niyetleri alınır bir hesaplamaya tabi tutulur, buradan sizin neyi hak edip neyi hak etmediğiniz çıkarılır. Hak ettiğinizde size rızık olarak indirilir. Bu hesaplamaya kader denilir. Bilim dünyası böylesine ilahi bir hesaplamaya inanmaz, onlar herşeyin tesadüfen geliştiğine inanır. Örneğin; hitler tesadüfen ortaya çıktı ve siz geriye gidip onu yok ederseniz dünya savaşları ve onca acıyıda ortadan kaldırmış olursunuz. Zaman yolculuğunu savunanlar, olayların böylesine tesadüfen geliştiğini savunur. Olayların bir öncesi ve sonrasına bakmaz. Örneğin; hitler doğmadan önce albert pike tarafından yazılan mektubu bilmez. Bir olay vukuu bulmadan, o olaya niyetlenen tezgahlayan birilerin olduğunu bilmez. Olayı, olay anından ibaret zanneder ve tesadüf der. Arkadaşlar, şeytanın insana en büyük kazığı, var olmadığını insana inandırtmak. Bir üst aklında insanlığa en büyük kazığı, kendilerin var olmadığı ve dünyada yaşanılan olayların tesadüfen geliştiğine inandırtmak. Bilim dünyası tesadüflere inanır çünkü üst akıl böyle inanılmasını ister. Üst akla göre, insan kontrol edildiğini ve yönlendirildiğini bilmemesi gerek. Allah neden zamanda yolculuğa müsade etmez? Zamanda yolculuk demek Allahın belirlediği kaza ve kadere müdahele etmek demektir. Allahu Teala sizin için bir kazayı takdir ettiğini düşünün, zamanda yolculuk eden birisi buna müdahale etse ne olurdu? Herşeyin Allahın kontrolü altında olmadığı, evrende farklı tanrılar farklı düzenleyiciler olduğu anlamı çıkardı. Bir düzenleyicide diğerin işine mutlaka çomak sokardı. Bu o kadar önemli bir konuki, bunu Allah bizzat Ayetlerinde anma ihtiyacı hissetmiş. Evrende bir tanrı olduğu, eğer birden fazla tanrı birden fazla kaderi belirleyen birden fazla düzene müdahale edici olmuş olsaydı, evren bir kaos içinde olur yok olup giderdi, diye bize aktarmış.
"Allah evlat edinmemiştir. O’nunla beraber hiçbir İlah da yoktur. Aksi takdirde her İlah kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerinin arkasından iş çevirir, galebe çalardı. Allah onların (inkarcıların) yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir (Mu'minun Süresi; 91). Eğer birden fazla düzeni belirleyen olsaydı, birisi sürekli diğerinin işine burnunu sokardı. O yüzden tek tanrımız var. Eğer siz zamanda yolculuk ederseniz kaderi değiştirebilirsiniz. Kaderi değiştirende kaderini değiştirdiği kişilerin sevk ve idaresini yapmaya başlar yani tanrısı olur. Allahu Tealada, bu ayetle böyle birşeyin söz konusu olmadığını olamayacağını bize aktarır. Zamanda yolculuk, masumane bir düşünce gibi görünüyor ama İslami açıdan hiçte masumane değil. Zamanda yolculuk her bir yolcuyu tanrı konumuna oturtuyor.

5. Şer gibi görünen altında hayr yatabilir boyutu

"Hoşunuza gitmediği halde, savaş üzerinize farz kılınmıştır. Bir şey hoşunuza gitmediği halde sizin için hayırlı olabilir. Bir şey de hoşunuza gittiği halde sizin için kötü olabilir. Allah bilir, siz bilmesziniz." (Bakara Süresi; 216). Geçmişe geriye gittiğinizi varsayalım ve siz, size şer gibi görünen bir olaya müdahale ettiniz. Belki bu müdahaleniz daha büyük bir felakete yol açacak? Örneğin; savaşlar. Savaşları siz kan ve göz yaşı olarak görüyor, bunun ahiret boyutunu hesaba katmıyorsunuz. Savaşların insanları temizlediği, cennete girişini kolaylaştırdığını bilmiyorsunuz. Örneğin; sizin elinizde bir zaman makinesi olsaydı geçmişe gider tüm savaşları engellerdiniz. Sonuç; o topluluğu o günah yükü ile cehenneme sürüklerdiniz. İyilik yapacağım derken bir topluluğa büyük bir kötülük yapmış olurdunuz. İnsan neyin altında hayr yatıyor neyin altında şer yatıyor bunu, Ayetler açıkca beyan etmediği müddet bilemez. Eğer zamanda yolculuk etme ve geçmişe müdahale etme yetkisi bize verilseydi, neyin daha hayrlı olduğunu bilmediğimiz için zamanda yaptığımız her değişiklik gelecekte bir felakete sebep verebilirdi. Kaza ve kadere müdahalemizle hem bu dünyada kendimizi bir felaketten diğerine bir hüsrandan diğerine sürükler, hem ahiret hayatımızı mahvederdik.

6. Günlük hayat boyutu

Zamanda yolcuk yapma imkanı bizlere verilmiş olsaydı, günlük yaşantımız kaosa dönüşürdü. Örneğin; birşeyin tadını alırdık, geriye gider onu tekrar tatmaya çalışırdık. Hayatımız belirli olayları bir ileri bir geri sarmaktan ibaret olurdu. Belirli anlar saplantıya dönüşürdü. İki; her küçük bir olayda geriye gidip onu değiştirmeye kalkışırdık. Birinin değiştirdiği diğerinin hoşuna gitmez, o da zamanda geriye gidip onu değiştirmeye çalışırdı. Hayatımızı, birbirlerimizin sebep olduğu zaman değişikliklerini düzeltmekle geçirirdik. O günü yaşamak ve geleceğe plan yapmak yerine, sürekli geçmişi düşünür geçmişte yaşardık. Bir cep telefonu bile insanda bir saplantıya dönüştü. İnsanlar elinden düşüremez hale geldi. Bir de siz insana zamanda yolculuk imkanı sunduğunuzu düşünün, her eve bir makine. Ne yapar sizce insan? İşini gücünü bırakır, saplantı halinde geçmişle uğraşırdı. Böyle bir düzen size mantıklı geliyormu? Gelmiyor, ama yinede zamanda yolculuğa inanmaya devam edeceksiniz. Allah siz akıl fikir versin.

7. Büyü boyutu

Büyüler neden haram, büyük bir günah biliyormusunuz? Bir büyüde iki şey yapıyorsunuz, bir; kişiye rızkı siz tayin ediyorsunuz ve iki; kişinin hür iradesini elinden alıyorsunuz. Rızık nedir? Kişinin Allah tarafından o günkü nasibidir. Yiyeceği yaşayacağı olaylar, teneffüs edeceği hava vs. Bunlar bir hesaplama sonrası belirlenir ve Allah katından kişiye iner. Büyü bu ilahi sisteme el atar, kişiye kendisi rızkı tayin etmeye kalkışır. Bu da ne anlama geliyor? Tanrıcılık oynamak. Zamanda yolculukta böylesine bir tanrıcılık oynamaktır. Sürekli insanların hayatlarına müdahale eder, olayların akışını siz belirlerdiniz. İnsanlar hak ettiği yaşamı değil, sizin takdir ettiği yaşamı alırdı. Büyü ve zamanda yolculuk, ikiside hür iradeye ve ilahi rızık dağıtımına el atan araçlar. Birine yani soyut boyutta (büyü) kalana Allahu Teala izin vermiş, somut boyutta (zamanda yolculuk) olana ise değil. Birisine ilahi düzen izin veriyor diğerine değil. Büyü yapmak mümkün, çünkü büyünün hareket edebileceği gök yolları var. Örneğin; gök ile yeryüzü arasındaki rızık akışı enerji boyutunda gerçekleşir. Büyüde enerji boyutunda etkisini gösterdiği için, kendisini bir virüs programı gibi bu ilahi rızık akışın içine atabiliyor ve neye programlandıysa, kişinin rızkını o yönde değiştirebiliyor. Zamanda yolculuk ise mümkün değil, çünkü gök ile yeryüzü arasında veya evrende zamanın aktığı yollar veya boyutlar yok. Yani ilahi düzende, rızıkta olduğu gibi zaman makinesinin kullanabileceği bir güzergah bir boyut yok. Olmadığı içinde zamanda yolculuk mümkün değil. 

8. Mahrem boyutu

Geçmişin bir mahremiyeti vardır, herkesin saklı kalmasını istediği özel bir hayatı var. Geçmişte bir yolculuk işte bu mahremiyet ortadan kaldırırdı. Siz istediğiniz zaman ve ortama yolculuk etmiş olsaydınız, insanları sürekli mahrem ortamlarda yakalardınız. Kişilerin yatak odalarına girer gizli saklı insanları gözetlerdiniz. 


9. Sağ ve sol omuzunuzdaki yazıcılar boyutu

"Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki katip melek, onun yaptıklarını alıp kaydetmektedir" (Kaf Süresi; 17). Omuzlarınızdaki melekler her söz ve eyleminizi kayıt altına alıyor. Varsayalımki siz zamanda yolculuk yapıyorsunuz ve sürekli olayların akışını değiştiriyorsunuz. Bu durumda sizin ve yaşantısını değiştirdiğiniz insanların omuzundaki melekler, yazdıklarını sürekli yırtıp yeniden yazması gerekirdi. Siz eğer sürekli geçmişe gidip toplumsal olaylara müdahale etmiş olsaydınız, milyonlarca insanların yaşadıklarını tekrar yazmak zorunda kalırdınız. Yazılanlarıda çöpe atmak zorunda kalırdınız. Bunun bir de her gün yapıldığını düşünün. Böyle bir düzen size mantıklı geliyormu? Herşeye hakim bir yaratıcıya inanmıyorsanız, omuzlarınızdaki yazıcılara inananlardan değilseniz, evet size mantıklı gelebilir. Değerli okurlarımız, bu tür teorileri ortaya atanlar kadere inanmaz, sağ ve sol omuzunuzdaki yazıcılara inanmaz, mahşeri sorguya inanmaz; inanmadıkları için bu tür teorileri ve ötesini rahat düşünüp savunabiliyor. Siz böyle birşeye inandığınızda, geçmiş olsun size. Siz dininizi çöpe atabilirsiniz. Bu tür teorilerin zerre kadar gerçekliği olsaydı, merak etmeyin bunu ilk savunan İslam dinin kendisi olurdu.

Vaka çalışması

Soru: ashab-ı kehf (yedi uyurlar) zaman yolculuğumu yaptı?

Cevap: hayır. Zamanda yolculuk olarak adlandırılan şey, diğer insanlar zamanın normal akışına tabi iken, sizin o sürece bir anda varmanız. Burada durum böyle değil. Mağarada uyuyan bu Allah dostu zatlar, 309 yılın tamamını diğer insanlar gibi yaşayarak geçiriyor. Kendi zamanlarından bir anda 309 yıl ilerisine gitmiş olsalardı, o zaman buna zamanda yolculuk derdik. Gitmiyorlar ama, her canlı gibi, onlarda o süreci yaşaya, yaşaya geçiriyorlar. O dönemi yaşayanlar ile aralarındaki fark, dönemin insanları günlük hayatları var, bu yedi Allah dostu o süreci uykuda geçiriyor. Mucize nerede? Hiç yaşlanmıyor olmaları ve 309 yılı uyanmadan yemeden geçirmiş olmaları. Orada bir zaman yolculuğu olmadığını nereden anlıyoruz? Onlar uykuda iken melekler onları dönem dönem sağa ve sola çeviriyor. Buradan biz onların bir zaman sıçraması yaşamadığını o süreci yaşayarak geçirdiğini anlıyoruz. Yatalak bir hastaya sahip olanlar yatan birinin neden döndürüldüğünü bilir. Uzun süredir yatalak olan birisinde, basıncın oluştuğu noktalarda çürümeler yaralar oluşmaya başlar. Mağarada uyuyanlar zaman sıçraması yaşayıp bir anda 309 yıl ileriye gitseydi, döndürülmelerine gerek kalmazdı ama döndürülüyorlar. Kim döndürülür; uzun süre yatalak olanlar. Demek zaman sıçraması yaşamadılar, 309 yıllık süreci uykuda geçirdiler.

İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.