• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

zamanda yolculuk varmı- İslami boyutu


Neden bu konulara değiniyoruz? Bunu anlamanız için websitemizin kuruluş amacını bilmelisiniz; websitemizin kuruluş amacı gençliğimizi doğudan gelen felsefi akımlara karşı korumaktı. 2005 yıllarında yoga ve iç huzuru yakalamak gibi kavramlar üzerinden müthiş bir propaganda yapıldığını gördük, gençliğimizi bu uzak doğu felsefelerine kaybediyoruz müdahale etmemiz gerek dedik ve bilgilerimizi kaleme döküp paylaştık. Websayfamız asla kendimizle ilgili olmadı. Sayfamızı kuralı neredeyse 15 yıl oldu halen ismimizi ve iletişim bilgilerimizi paylaşmıyor, site içi reklam kullanmıyoruz. Anlayacağınız, bir yerde bir sıkıntı gördüğümüzde biz duyarsız kalamıyor buna müdahale ediyoruz. Bu konuda da bir sıkıntı gördük ve bu yazı dizilerini kaleme alma kararını verdik. Günümüzde küresel bir çete belirli inançları yaymak için çok çaba gösteriyor ve toplumu bir şeylere hazırlıyor. Örneğin; sizlere uzaylı inancını pompalıyor, gün gelecek birilerinide size uzaylı olarak servis edecekler. Zamanda yolculuk, geçmişte teknoloji ve uzaylılar gibi konuları küresel çete bilinçli bir şekilde medyaya servis ediyor, bunların niyetleride sahih değil. Bizim ülkenin gerizekalılarıda bu konuları programları, kitapları ve youtube kanalları üzerinden paylaşarak kürsel çetenin niyetlerini hizmet ediyor. Sıkıntı nerede? Bir; bilgilerin hurafe olması, iki; gençliğimizin doğruyu yanlıştan ayırtedemiyor olması. Gençliğimiz neden doğruyu yanlıştan ayırtedemiyor? Deizim inancından ötürü. Nedir deizim? Deizim inancında tanrının varlığına inanırsınız ama hayatınızı dinsiz yaşarsınız. Hayatınızı yaşarken bu hayatı rehbersiz yaşarsınız. Yaşantınızda herhangi bir dini referansınız olmaz. Gençliğimizin doğruyu yanlıştan ayırtedemiyor olmasının sebebide bu. Modern kültürde gençliğimize herşeyi yutturabilirsiniz çünkü hayatlarında bir referans noktası yok. Örneğin; Kur'an-ı Kerim. Kur'an-ı Kerim bir referans noktasıdır. Uzaylılar varmı, zamanda yolculuk varmı bu tür konulara girdiğinizde bir referansınız olması gerek, birşeyin doğruluğunu veya yanlışını size ispatlayan bir referans kaynağınız olması gerek, Kur'an-ı Kerim işte böylesine bir referans kaynağı. Biz Müslümanlara bize bir bilgi geldiğinde biz o bilgiye değer biçmeden önce referans kaynağımızı açıyor ve o bilgileri teyit ediyor sonrası ya onaylıyor ya da çöpe atıyoruz. Bunu nasıl yaptığımızıda zamanda yolculukla ilgili konuda, size örnekler ile göstereceğiz. Günümüzde yaşadığımız sıkıntı, günümüzün gençlerin içinde büyüdükleri İslamı referans olarak almamaları. Sizin elinizde yüzde yüz doğruyu içeren bir kaynağınız var, siz ama bunu dikkata almıyorsunuz. Hal bu olunca, kandırılmaya açık olur, size ne sufle ederlerse yutar, neden olmasın gayet mantıklı dersiniz. Gençliğimiz nasıl bu hale geldi, nasıl gençliğimizi kaybettik? Bilim, bilim bilim! Küresel çete bilim dünyasına sahiplendi, içinde örgütlendi ve bir tarikat gibi müritler yetiştirdi. Körü körüne kendisine itaat eden müritler. Gerçek müslümanlara bir bilgi geldiğinde bunu ilk Kur'an-ı Kerime danışır, günümüzün gençliği ise bilim dünyasına danışır hale geldi. Biz kıyamete kadar kimsenin bozmaya güç yetiremeyeceği kutsal kitabımızı (Kur'an-ı Kerim) mutlak doğrunun kaynağı olarak görüyoruz, günümüzün gençliği ise küresel çetenin kontrol ettiği bilim dünyasını mutlak doğru olarak kabul eder hale geldi. Üzülerek görüyoruzki günümüzün müslüman gençleri İslamı değil bilimi kutsar hale gelmişler. Bunada değerli dostlar deizim denilir. Bunlara inancını sorduğunuzda müslümanım ve Allaha inanıyorum der, hayatlarına baktığınızda ama hayatlarında İslamla ilgili hiçbir sembol görmezsiniz. Gözümüzün içine baka baka gençliğimizin elinden atalardan gelen referansları (Kur'an-ı Kerim, Peygamberler) teker teker aldılar, yerlerinede batı düşünür, enstitü ve kurumları koydular. Kur'an-ı Kerimin yerine hollywood senaryoları, peygamberlerin yerinede hawkinsler. Ne sakınca var bilimi takip etmede? Hani tarikatlara itiraz ediyorsunuz ya, dini suistimal ettikleri yönünde, işte bilimde böylesine suistimal ediliyor. Örneğin; 2003 yılında AB tarafından sevilla üniversitesine hazırlatılan ve bizi ana karaya hapseden, mavi vatanımızı elimizden alan harita var ya, işte o haritayı hazırlayanlarda birer bilim adamı. Hani rakamlar hiç yalan söylemezdi? Kötülük bilim dünyasını yüzde yüz kontrol eder halde. Şunuda unutmayın, kötülük asla kötülüğün arkasına sığınmaz, iyinin arkasına sığınıp size ateş eder. 10 doğruyu verir arasınada üç yanlışı sıkıştırır ve sizi tüm değerlerinizden koparır. Onca icat verir sonrada araya bir ata maymun inancını sokar ve feleğinizi şaşırtır. Kur'an-ı Kerime sorgusuz sualsiz itaat edilir çünkü Allah onun bozulmayacağı garantisini bize verir. İnsan tarafından kontrol edilen herşey ise bozulmaya mahkum ve sorguya açıktır. Müslümanları körü körüne biat etmekle suçlayanlar, maalesef kendileri bilim adındaki tahrikata ruhlarını satmış durumda. Özetlersek; batının ortaya attığı inançlar iki tür tehlike içerir, bir sizi referans kitabınızdan koparır (Kur'an-ı Kerim) ve iki; yeryüzü olayların tesadüfen geliştiği inancını yayar. Yeryüzünü denetleyen bir tanrı olmadığı, yeryüzü olayların kendinden ve tesadüfen geliştiği inancını yayar.


Referansınız kim?

İslam dini nedir? İslam dini düzeni anlatan bir üst akıldır. Kim bu üst akıl? Allah. Evren yaratıldı, insan yaratıldı, sonrası insan bu evrenin içine yerleştirildi. İslam dini içine yerleştirildiğimiz evreni anlamamızı sağlayan bir üst akıldır. Bilmediğiniz bir ortama gözlerinizi açtığınızı varsayın. İslam dini bu yabani ortamda korkma ben burdayım deyip sizi rahatlatır. İslam dini başka ne yapar; bu yabani gezegende yolumuzu kaybetmememize yardımcı olur. Bilmediğiniz bir dünyanın içine yerleştirildiniz, sürekli yeni şeyler ile karşılaşıyorsunuz ve bu hayat macerasında çok rahat kendinizi kaybedebilirsiniz. İslam dini işte buna mani olur. İslam dini birşey daha yapar; bizlere neyin makul neyin makul olmadığını anlatır. Yani düşünce ve eylemlerimizde bizlere sınırlar çizer. Elinize anayasa kitabını verir. Bu anayasa kitabın sınırları içinde hareket ederseniz, ceza inmez etmezseniz ceza size kesilir der. Bu anayasa kitabına biz Kur'an-ı Kerim diyoruz. Biz Müslümanlar tüm bilgiyi içeren bir anayasa kitabına göre hareket ediyoruz, ya böylesine bir rehbere sahip olmayanlar? Böyle bir üst akıldan haberi olmayan, böyle bir rehbere sahip olmayan biri yaşadığı dünyayı kendisi keşfeder kuralları kendisi koyar ve sonrada bunu bir isim adı altında pazarlar (bilim). İnsanın kendi dünyasını kendisi keşfetmeye çalışmasını doğal karşılayabilirsiniz, ne var bunda hocam diyebilirsiniz, bunada bizim herhangi bir itirazımız olmaz. Ortada somut veriler olduktan sonra insanların birşeyleri iddia etmesi başkalarında bu iddiaların peşinden koşması anlaşılır bir durum. Fakat, ortada somut veriler olmadan iddialar ortaya atılıyorsa (evrim teorisi, uzaylılar, zamanda yolculuk vs) o zaman buna itiraz eder bizim çocuklarıda uyarırız. Ölçümü ve keşfi mümkün olmayan, hiçbir bilimsel veriye dayanmayan inançlar ortaya savruluyorsa o zaman burada büyük bir sorun var, bizede bu yazıları kaleme alma ve Müslümanları uyarma hakkı doğar. Hocam, bugün tez ortaya atılır yüz yıl sonrada bunların bilimsel keşifleri yapılır, bilim bu şekilde gelişmedimi zaten diyorsanız, bakınız; bilinmeyen denizlere adım atmak birilerin rehberliğini gerektirir. İnsan kendi başına bir yere kadar götürür, bir yerden sonra yardıma ve rehberliğe muhtaç. Gördüğünüz her bir icatın altyapısı yüz yıllar öncesi atıldı. Bugüne kadar kimse yoktan birşey icat etmedi. Hayal ettiğiniz şeylerin gerçekleşmesi için birilerin çalışmalarına ve rehberliğine muhtaçsınız. Bu rehberiniz kim, kim olacak? İşte bu noktadan itibaren siz ve bizler yol ayrımına giriyoruz. Bilinmeyenlere adım attığınızda birilerin yardımına birilerin rehberliğine muhtaçsınız, bu rehber kim olacak? Bizler bilinmeyenlere adım attığımızda Kur'an-ı Kerim eşliğinde bunu yaparız. İslam dini bizlere neyin mümkün neyin mümkün olmadığını, neyin helal neyin haram olduğunu, neyin bilimsel neyin bilim dışı olduğunu anlatır. Bizim rehberimiz bize, neyin peşinde koşup koşmayacağımızı net anlatıyor. Ya sizin rehberiniz?



Yeryüzü gökten bağımsızmı?

Deizim inancı iki parçadan oluşur birisi tanrı dışında kutsal kitap ve peygamber gibi inançların reddi ve diğeri yeryüzünün gökten bağımsız hareket ettiği yani yeryüzüne müdahale edilmediği, kaderimizde bağımsız olduğumuz inancı. Yeryüzüne gökten müdahale varmı yokmu? Referans kaynağınız varsa cevabı bilirsiniz, eğer yoksa o zaman hayal gücünüz ortantıda birşey uydurursunuz. Şükür Rabbime bizler bir referans kaynağına sahibiz. Bu konuda rehberimizi açıp danışmak yetiyor; "İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır" (Rum Süresi; 41). Bu Ayet bize, insanların bir çok şey deneyeceği, ders çıkarsınlar diye bir kısmına müsade edileceği ama ötesine izin verilmeyeceğini söyler. Siz ve biz arasındaki farkı görüyormusunuz? Siz herşeyin mümkün olacağına inanıyorsunuz, biz ise Allah dilediği kadar olacağına inanırız. Örneğin; robotların ileride insanlığı ele geçireceği, uzaylıların yeryüzünü istila edeceği veya insanlık atom bombalar ile yeryüzünü yaşanamaz hale getireceğine inanırsınız, biz ise her bir konuda rehberimizi açar ve o doğrultuda görüşlerimizi biçimlendiririz. Siz ile biz arasındaki fark; siz inancınızda bir sınır tanımıyorsunuz, size ne sufle ederse etsinler yutuyorsunuz, olabilir neden olmasın diyorsunuz. Biz ise her adımımızı rehberimize danışarak atıyor, asla sınırı aşmıyoruz. Sınırlara sahip olmak neden önemli?


Siz özgürmüsünüz?

Sınırlar sizi denetim altında olduğunuzu bir üst akla (Allaha) tabi olduğunuzu ve en önemlisi hal ve hareketlerinizden sorumlu tutulacağınızı (mahşer) anlatır. Sınır tanımamak ise özgürlüğü sembolize eder. Hiçbir yere biat etmeyen hiçbir otoriteyi tanımayan bir yaşamı sembolize eder. Tehliyeki görüyormusunuz? Batının yaydığı özgürlük inancı otoriteyi (Allahı) ve sorguyu (mahşer) reddeder. O yüzden batı dünyası özgürlükçüleri kahramanlaştırır. Sizi sınır tanımaz ve kurallara tabi olmayan isyancılara dönüştürmek ister. Sınırların varlığına inanmak denetim altında olduğunuza, hal ve hareketlerinizden sorumlu tutulacağınız anlamına gelir. Yeryüzündeki küreselci akılda bunun tersini size inandırtmaya, herşeyinizde özgür olduğunuza inandırtmaya çalışır. Yine geldikmi deizim inancına. Bu akıl size yeryüzünde bağımsız olduğunuza, yaşantınızda özgür olduğunuza hiçbir otoriteye (Allah) bağlı olmak zorunda olmadığınız inancını size aşılamaya çalışır ve hollywood filmleri ilede o yönde sizi motive eder. Örneğin; yıldızlar savaşı. Düzeni kontrol eden her zaman kötü olarak gösterilir, düzene isyan edenlerde kahraman olarak. Gezi gibi ayaklanmalar bunun en güzel örneği. Geziye katılanlar üst akla inanmaz, kendileri ama bir üst akla hizmet eder. Otoriteye karşıdırlar, kendileri ama bir otoriteye bağlıdırlar. Yeryüzünün bir üst akıl tarafından sevk ve idare edildiğine inanmazlar, kendileri ama bir üst akıl tarafından sevk ve idare edilir. Şeytan her zaman şeytanlığını yapar, o da gizlenmektir. Her hal ve hareketinizi o kontrol eder, size ama kendisinin varolmadığına inandırtır. Yaşantımızda özgürmüyüz? Hayır değilsiniz. Bilimsel olarakta mümkün değil. Allaha inanmıyorsanız gerçek bilime danışın. Gerçek bilimde Allahtan gelir. Gerçek bilim ne der; doğa asla boşluğu kabul etmez. Doğa bir atom parçacığını bile başı boş kendi haline bırakmıyorken sizimi bırakacak? İlahi otoriteyi reddediyorsanız bilinki üzerinizdeki bu otorite boşluğunu şeytanlar dolduracak;
"İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!" (Kıyamet Süresi; 36). Sanmayınki başı boş halde bırakılacaksınız. Öyle veya böyle birisi üzerinize hakim olacak. Bizden uyarması, en son biz bağımsızız gökten bizi sevk ve idare eden bir güç yok diyenler, ad kavmi firavun ve nuh kavmi bunların hepsi göğün gazabına uğradı. Eğer sizde bu dünyada özgürüz ve istediğimizi yaparız diyor ve hakka sırtınızı dönüyorsanız bilinki bir saniye bile özgür bırakılmayacaksınız, üzerinize şeytanlar inecek onlarda sizi başka şeytanlara biat eder hale getirecek. Her daim birileri sizi kontrol edecek, bundan kaçış yok. Kontrol eden kim olacak, işte bunun kararı sizde.


Yeryüzü yetersizmi?

Batı dünyası bu dünyanın kendi halinde olduğu inancını yaymaya çalışır. Önümüzdeki yüzyıllarda insanlığın su bulamayacağı, nüfus artışı bu hızda ilerlerse bu nüfusu yeryüzünün besleyemeyeceğini iddia eder. Hatta insanlığın nüfusunu azaltmak gerektiği, bunu gerekirse zorla savaşla yapılması gerektiği fikrini ortaya atar. Örneğin; yenilmezler 3- sonsuzluk savaşı. Bir çoğunuzda bu düşünceleri satın alıyor. Gerçektende ileriki yüzyıllarda kıtlık olacağına inanıyor. Halbuki Ayetler net;
"Bir de geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, onlara da, size de rızkı biz veririz. Şüphesiz ki onları öldürmek, çok büyük bir suçtur" (İsra Süresi; 31). Rızkı ben veririm, kimse rızık kaygısı ile başka birini öldürmesin diyor Allah. Siz ise israrla rızkın azalacağını iddia ediyorsunuz. Örneğin; yahudiler yeryüzü yetersiz ve insanlık aç kalacak der. Allahı cimri olmakla suçlarlar. Halbuki Ayetler açık; "Yahudiler Allah'ın eli sıkıdır derler. Sıkı olan onların elidir ve bu iddialarından dolayı Allah tarafından lanetlenmişlerdir. Hayır! Allah'ın iki eli de açıktır. O lütfunu dilediği gibi dağıtır" (Maide Süresi; 64).  Üzücü olan batının süfle ettiği herşeye inanıyorsunuz, Allaha ama değil. Öyle iddialar ortaya atıyorsunuzki sanki Allah yeryüzünü yetersiz yarattı, ne kadar insan olacağını hesaplayamadı, su ve yeraltı  kaynaklarını yetersiz yarattı gibisine sürekli yeryüzünün ne kadar yetersiz olduğunu ima ediyorsunuz. Bununla şirk içindesiniz bilginize. Allah yeterlimi yetersizmi yarattı, bunu anlamanız için bakırdan bir örnek vermek istiyoruz. Bakır, sanayide çok kullanılan bir metal. Yeryüzünde bu bakırdan ne kadar var biliyormusunuz? Günümüzde çıkarılan bakır oranı baz alınırsa, 50 milyon yıl daha yetecek bakır rezervi var yeryüzünde. 500 yıl içinde kıyametin kopacağını düşünürsek, Allahu Teala 500 yıllık ihtiyacımızı değil 50 milyon yıllık ihtiyacımızı yeryüzüne indirmiş. Buradan Allahu Tealanın ne kadar eli açık olduğu bizleri ne kadar bol rızıklandırdığını çıkarabilirsiniz. Anlamanız gereken eğer bir yaşam biçimi insanı felakete götürecekse o zaman merak etmeyin gökten müdahale gelir. İslam tarihi helak olunan kavim ve gökten müdahaleler ile dolu. Allahu Teala peygamberimiz sav ile peygamberliğin son bulduğunu söyler yeryüzüne inecek elçilerin değil. Müslümansanız bugünün felaket senaryoları sizi paniğe sürüklemesin. Rahat olun. Gökte bizi gözetleyen denetleyen ve sınır aşıldığında müdahalesini yapan bir yönetici var (Allah). Geçmişte müdahale oldumu; oldu. Geçmiş geleceğin teminatıdır, rahat olun. Batının gazına gelip yeryüzü insanoğluna yetersiz gelecek deyip Allaha isyana sürüklenenlerden olmayın. Bırakın batıda yaşayan biri panik yaşasın. Nuh kavmin sonuna inanmayan biri panik yaşasın, siz niye panik yapıyorsunuz?
 

İslam dini ve zamanda yolculuk, bu ikisi neden birbirine zıt?

Aklın omurgası bilgidir yani veridir. Ne kadar sağlam veriler üzerine fikir üretirseniz, aklınız o kadar omurgalı olur. Verisiz akıl demek omurgasız beyin demektir. Omurgasız beyinde her yere kayar. Ortaya attığı fikirler temelsiz olur. Ortaya attığınız fikirlerin üzerine birşeyler koymaya çalıştığınızda çöker. O yüzden hayallerin değil, somut şeylerin üzerine tezlerinizi inşa edin. Zamanda yolculuğa inanan kişiler İslamdan bi haberdar değil. İki; bilimsel açıdan bunu ispatlamalarıda mümkün değil, çünkü zaman görülür ve ölçülür bir oluşum değil. Geriye ne kalıyor; hayal. Bunlarda omurgasız akılları ile bol hayal üretiyor ve size satıyor. Üzülerekte görüyoruzki bir çoğunuz bunu satın alıyor. Buda bize acı birşeyi gözler önüne seriyor; halkımızın ne kadar az İslamdan haberdar olduğu. Bir Müslüman kendisine bir bilgi getirildiğinde bu bilgiyi ilk önce rehberine danışır, sonrası o bilgiye bir anlam yükler. Siz ama kendinizi bilim kurgu romanlarına, hollywood senaryolarına o kadar kaptırmışsınızki, beş kuruş hayal ürünlerine tüm değerlerinizi (İslam dini) satıyorsunuz. Çok yazık. Bizde sizlere uzaylılardan anlatmak isterdik, zaman yolculuğundan anlatmak isterdik. Ama yok, yok, yok. Sade bir dünyanın içine yerleştirilmişiz. Yapacakta birşey yok. Ya bu acı gerçeği kabulleneceksiniz ya da hayal dünyasında yaşayıp realiteden kopacaksınız. Zamanda yolculuk varmı yazı dizimizin bu bölümünde, zamanda yolculuğun İslam dini ile nasıl çatıştığını size aktarmaya çalışacağız. Eğer ben müslümanım diyorsanız bu bilgilere kulak asar ve zamanda yolculuk inancından uzak durursunuz. Eğer İslam dini benim rehberim değil, Allah benim için bir bilgi kaynağı değil diyorsanız, o zaman bir sonraki yazımızı bekleyin. Belki bilimsel açıdan izahımıza ikna olursunuz ve bu saçma teorilerin peşinde koşmayı bırakır, zaman ve aklınızı daha hayrlı şeylere kullanırsınız.

0.
İslam dininde konu ne olursa olsun, ne öne sarma var ne de geriye alma.

"Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir" (Mü'minun Süresi; 43). Kur'an-ı Kerimde zamanda yolculuk varmı yokmu, buna yönelik bir ipucu arıyorsanız, var veya yok diye bir cümle beklemeyin, bunun gibi Ayetlerden varolup olmadığını siz çıkarın. Örneğin; zamanda yolculuk yapmak isteyenler ölümlere engel olmak istiyorlar, bu Ayette bunun mümkün olmadığın söylüyor. Bundan daha açık bir Ayet olabilirmi. Eğer zamanda geriye gitseydiniz o zaman hayatınızı öne almış olurdunuz yahut öne gitseydiniz ertelemiş olurdunuz, Allahta böyle birşeyin mümkün olmadığını söylüyor, bunuda bir cihazı (zamanda yolculuk makinası) örnek göstererek değil, ecelinizi örnek vererek size konuyu anlatıyor. Arkadaşlar, bunu anlamanız için illa Allahın bundan 1500 yıl öncesi zamanda yolculuk yoktur demesimi gerekliydi. Örneğin; birisinin sizi sevmediğini size karşı olan hal ve hareketlerinden anlamıyormusunuz, size söylediği sözlerden anlamıyormusunuz, illa seni sevmiyorum cümlesinimi duymanız gerekiyor, bunu anlamanız için? Neymiş; şu alim gelecekten haber vermişte oradan anlıyormuşuz zamanda yolculuğu. Ne kafasınız böyles bizde anlamadık sizi. Bir kaç alimin "güya" kerametini örnek göstererek Allahın Ayetlerini redde gidiyorsunuz, inanılmaz. Allah gaybın bilgilerini dilediği kişiyle paylaşır, bu gerçekleşirse o zaman bundan o kişilere bir bilginin ulaştırıldığı anlamını çıkarın, onların o bilgiyi zamanda yolculuk yaparak elde ettiği anlamını değil. Anladınız. Örneğin; mhallenizin köşe başlarındaki herhangi bir falcıya gidin onlarda size gelecek hakkında bilgi verecek, onlar gelecek hakkında bilgi verdi diye siz o kişinin zamanda yolculuk yaptığınımı düşünüyorsunuz?

1. Tek yaşam tek sorgulama boyutu

"Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur” (Fatır Süresi; 37). Bu Ayet bizlere hayatta tek bir şansımız olduğunu anlatıyor. İlahi düzende geriye gitme diye birşey yok. Ne mahşer günü var ne de yeryüzünde. Z
amanda geriye gitmeye izin verilseydi, o zaman ilahi düzen hataları düzeltebilmeye yönelik kurgulanmış olurdu. Mahşeri sorguda da size ikinci, üçüncü dördüncü şanslar verilir sürekli yeryüzüne geri döndürülürdünüz. Yani yanlışlarınızı düzeltmek için sizlere sonsuz şanslar verilirdi. Bu Ayette bunun öyle olmadığını anlatıyor. Gördüğünüz gibi biz bir Ayete bakarak doğruyu öğrenebiliyoruz, ya böylesine bir rehbere sahip olmayanlar? Rehbere sahip olmayanlar kendi fıtratına danışır. İnsan fıtratıda sınır üzerine değil sınırsızlık üzerine kurulu. Sorunun cevabını kendi fıtratınıza bırakırsanız her zaman neden olmasın, olabilir cevabını alırsınız.

2. İlahi adalet boyutu

Varsayalımki teknolojiniz o kadar ilerledi ve siz bir zaman makinesi icat ettiniz, geriye gittiniz ve sürekli yanlışlarınızı düzeltiyorsunuz; geçmiş topluluklar sormazmı Allaha bu şansı bize neden vermedin diye. Eğer ilahi düzende geriye gidip hataları düzeltmeye yönelik bir zaman tüneli olmuş olsaydı, bunun ilmi insanoğlu yeryüzüne iner inmez verilir ve en önemlisi bu ilim doğal afetlerle şunla bunla kaybolmaz günümüze kadar gelirdi. Neden? Zamanda yolculuk bir cep telefonu veya bir televizyon gibi çağın nimeti olarak görülemez, zamanda yolculuk kaderi değiştirmeye yönelik bir icat. Bir çağa bunu siz veriyorsanız, istedikleri gibi geçmişlerini değiştirme şansı veriyorsanız diğer çağlarada vermek zorundasınız. Aksi takdirde mahşeri sorguda biri tek şansla Allahın huzuruna çıkmış olur, diğeri yüz defa geçmişini değiştirmiş ve düzeltmiş olarak Allahın huzuruna çıkardı. Bu da ilahi adaleti alt üst ederdi. Nasıl doğruyu bulduğumuzu görüyormusunuz? İnancınızda ne kadar çok referans noktası varsa, mahşeri sorgu ve kader gibi, ortaya atılan iddiayı bu referans noktalarınız ile örtüşüp örtüşmediğine çatışıp çatışmadığına bakınız. Biz Müslümanlar için doğruyu bulmak bu kadar kolay. Ya böylesine referans noktalarına sahip olmayanlar? Onlara herşeyi ama herşeyi yutturabilirsiniz. Yutturuyorlarda. Zamanda yolculukta bunun küçücük bir parçası. Bu insanların elinden atalardan gelen tüm inançları teker teker alıyorlar ve yeni çağ inançları ile dolduruyorlar. Örneğin; transhumanizim, reptilizm veya singularity.

3. Özgür irade boyutu

Ne güzel size anlatıyorlar, ne güzel kulağa hoş geliyor; zamanda geriye gidiyorsunuz ve istediğiniz olaya el atıp olayların akışını değiştiriyorsunuz. Size bir soru; ya o olaya karışanlar olayların akışın değiştirilmesini istemiyorsa? Siz olaylara baktığınızda sadece kendinizi görüyorsunuz, ama öyle değil. Her olay birden fazla insan içerir. Belki o insanlar o hayatın akışından gayet memnun ve değiştirilmesini istemiyor. Siz geriye gidip bir olaya el attığınızda sadece kendi hayatınızı değil, başkaların hayatınıda değiştirmiş oluyorsunuz. Bunu onlara sordunuzmu, onlardan izin aldınızmı? Zamanda yolculuk demek kişilerin kendi hür iradeleri ile oluşturduğu geleceği, onların bilgisi ve onayı olmadan değiştirmek demektir. Siz eğer buna izin verirseniz, kendi iradelerini ellerinden alırsanız o zaman o kişileri mahşeri sorguyada çekemezsiniz. Kaderi kendi elinde olmayını siz mahşer günü sorguya çekemezsiniz. Kendisinin sebep olmadığı bir gelecekten kişiyi sorumlu tutamazsınız. Zamanda yolculuk mümkündür ve vardır dediğiniz an, hür irade ve mahşeri sorguyu ortadan kaldırıyorsunuz. 

Not: büyüklerimiz kader ve kazayı imana bağlamış. Kaza ve kader nedir? Başınıza gelen her hayr ve şerrin Allahtan geldiğine iman etmektir. Şimdi; bilim dünyası bir makine icat etse ve bununla geçmişe gidip sürekli kaza ve kaderi değiştirse, bir sonraki adımları ne olurdu biliyormusunuz; bir sonraki adım kendilerini tanrı ilan etmek olurdu. Kaza ve kader tanrı ile özleştirilen birşey. İmanın beş şartından biri. Eğer insanoğlu bunlardan birine vakıf olsaydı, örneğin kaza ve kadere o zaman kendisini tanrı ilan ederdi. İstediği zaman geçmişe gidip kaza ve kadere müdahale eder, tanrıya ait bir vasfa sahip olmuş olurdu. Bununla yeterlimi kalırdı; hayır, imanın diğer şartlarınada gözünü dikerdi. İmanın diğer şartları ne? Allahın meleklerine inanmak. Allaha hizmet eden, buyruğundan çıkmayan meleklerine inanmak. Bilim dünyası o vasfada gözünü dikerdi ve diktide. Robotlar. Gün gelecek bilim dünyası kendini tanrı ilan edecek, bizimde bize hizmet eden robotlarımız var diyecek. Örneğin; Allahın peygamberleri ve mucizeleri var. Gün gelecek bilim dünyasıda bizim peygamberlerimiz ve mucizelerimiz var diyecek. Kim; bilim adamları ve icatları. Bilim dünyasının nasıl Allah ile bir rekabet içine girdiğini görüyormusunuz? Helak edilen kavimlere bir bakın, her biri Allaha meydan okumuş. Günümüzün bilim dünyasıda bunu yapıyor hatta bunu daha önce görülmemiş bir boyutta yapıyor. Sizde bunların peşinden koşuyorsunuz inanılır gibi değil. Herkes takip ettiğiyle haşrolunur, sizde bunlarla hoşrolunacaksınız, gittiğiniz yol yol değil bizden uyarması.

4. Kader boyutu

Kader nedir? Kader bir hesaplamadır. Sizin ve atalarınızın yaşantısı ve niyetleri alınır bir hesaplamaya tabi tutulur, buradan sizin neyi hak edip neyi hak etmediğiniz çıkarılır. Hak ettiğinizde size rızık olarak indirilir. Bu hesaplamaya kader denilir. Bilim dünyası böylesine ilahi bir hesaplamaya inanmaz. Onlar herşeyin tesadüfen geliştiğine inanır. Onlara sorsanız hitler tesadüfen ortaya çıktı, savaşlar rastgele ortaya çıkıyor vs. Olayların bir öncesi sonrasını görmezler. Olaylar o anda tesadüfen gelişti, dolayısıyla o anı tarihten kaldırırsam tarihi düzeltirim düşüncesindeler. Örneğin; hitleri ortadan kaldırırsam ikinci dünya savaşı ve onca acıya engel olmuş olurum derler. Halbuki hitler doğmadan albert pikes'ın mektubunu bilmez. Yani olayların daha önceden tezgahlandığını bilmez. Hayatı tesadüfler üzerine kuran bu akıl, o tesadüfleri ortadan kaldırırsam acılarıda ortadan kaldırırım diye düşünüyor. Fakat mantık sakat. İcat ettikleri cihazlar tesadüf üzerine kurulu değilki evren kurulu olsun. Hadi rastgele bin parçayı bir araya getirin ve çalıştırın bakalım çalışıyormu? Zaman yolculuğunu savunanlar, olayların tesadüfen geliştiğini savunur. Bu da sakat bir mantık. Kendi icatları tesadüfen gelişmiyorki yeryüzü olayları gelişsin. Kendi hayatları yıllarca hesaplama ve planlama içerirken, tabiatın kendisi müthiş bir düzen ve hesaplama içerirken insanın kaderi böylesine bir hesaplamaya tabi olmaması mümkün değil. Şeytanın insana en büyük kazığı, var olmadığını insana inandırtmak. Bir üst aklında insanlığa en büyük kazığı, kendilerin var olmadığı ve dünyada yaşanılan olayların tesadüfen geliştiğine inandırtarak atıyor. Bilim dünyası tesadüflere inanır çünkü üst akıl böyle inanılmasını ister. Üst akla göre, insan kontrol edildiğini ve yönlendirildiğini bilmemesi gerek. Allah neden zamanda yolculuğa müsade etmez? Zamanda yolculuk demek Allahın belirlediği kaza ve kadere müdahele etmek demektir. Allahu Teala sizin için bir kazayı takdir ettiğini düşünün, zamanda yolculuk eden birisi buna müdahale etse ne olurdu? Herşeyin Allahın kontrolü altında olmadığı, evrende farklı tanrılar farklı düzenleyiciler olduğu anlamı çıkardı. Bir düzenleyicide diğerin işine mutlaka çomak sokardı. Bu o kadar önemli bir konuki, bunu Allah bizzat Ayetlerinde anma ihtiyacı hissetmiş. Evrende bir tanrı olduğu, eğer birden fazla tanrı birden fazla kaderi belirleyen birden fazla düzene müdahale edici olmuş olsaydı, evren bir kaos içinde olur yok olup giderdi, diye bize aktarmış.
"Allah evlat edinmemiştir. O’nunla beraber hiçbir İlah da yoktur. Aksi takdirde her İlah kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerinin arkasından iş çevirir, galebe çalardı. Allah onların (inkarcıların) yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir (Mu'minun Süresi; 91). Eğer birden fazla düzeni belirleyen olsaydı, birisi sürekli diğerinin işine burnunu sokardı. O yüzden tek tanrımız var. Eğer siz zamanda yolculuk ederseniz kaderi değiştirebilirsiniz. Kaderi değiştirende kaderini değiştirdiği kişilerin sevk ve idaresini yapmaya başlar yani tanrısı olurdu. Allahu Tealada, bu ayetle böyle birşeyin söz konusu olmadığını olamayacağını bize aktarır. Zamanda yolculuk, masumane bir düşünce gibi görünüyor ama İslami açıdan hiçte masumane değil.
Kaza ve kader eşittir Allah. Zamanda yolculukta her bir yolcuyu tanrı konumuna oturtuyor. Siz sürekli geçmişe gidip insanların başına gelen kazaları ortadan kaldırıyor bununla kendinizi tanrı konumuna oturtuyor ve iki; Allahın takdir ettiği kazayı ortadan kaldırarak Allaha haşa galebe çalmış oluyorsunuz. Zamanda yolculuk boyutuna sadece bu noktadan ele alsanız, Allahın zamanda yolculuğa izin vereceğini düşünüyormusunuz? Elbette hayır. Ayet çok net; evrende kulları sevk ve idare eden ikinci bir kişi yok. Masumane bir inancın sizi nasıl itikadi bir tehlikye ittiğini görüyormusunuz.? Bir sonraki sefer zamanda yolculuk saçmalıklarına kulak asmadan bin düşünün.

5. Şer gibi görünen altında hayr yatabilir boyutu

"Hoşunuza gitmediği halde, savaş üzerinize farz kılınmıştır. Bir şey hoşunuza gitmediği halde sizin için hayırlı olabilir. Bir şey de hoşunuza gittiği halde sizin için kötü olabilir. Allah bilir, siz bilmesziniz." (Bakara Süresi; 216). Geçmişe gittiğinizi ve dinazorları yok eden meteor yağmurunu durdurduğunuzu varsayın. Bunu başardığınız an icat ettiğiniz zaman makinesi o an gözlerinizin önünde kaybolur gider ve siz o çağda yaşamaya mahkum bırakılırdınız. Ne alaka? Fosil yakıtlar nedir nasıl oluştu bunu bir araştırmanızı öneririz. Fosil yakıt olmasaydı teknolojide olmazdı. Yani o dönem şer gibi görünen bir olay günümüzün teknoloji çağını mümkün kıldı. Siz bir olaya baktığınızda bunun öncesi ve sonrasını, perde arkasını görmüyorsunuz, siz olayı anlık olaydan ibaret sanıyorsunuz, olaya geniş perspektiften bakmadığınız bakamadığınız içinde sizin her bir olaya müdahaleniz daha büyük sorunlara yol açardı. Örneğin; hz hızır ve hz musa'nın yolculukları. Her olayın bir perde arkası var, önemli olanda olayın kendisini değil perde arkasını bilmek. Sizde bir zaman makinesi olsaydı siz olaylara kilitlenir, perde arkasını bilmediğiniz içinde her müdahaleniz olayları daha çok büyütür, sonunda altından kalkamayacağınız bir kaosa sebep olurdunuz. İyilik yapacağım derken bir topluluğa daha büyük bir kötülük yapmış olurdunuz. İnsan neyin altında hayr yatıyor neyin altında şer yatıyor bunu Ayetler açıkca beyan etmediği müddet bilemez. Eğer zamanda yolculuk etme ve geçmişe müdahale etme yetkisi bize verilseydi, neyin daha hayrlı olduğunu bilmediğimiz olayların perde arkasını göremediğimiz için zamanda yaptığımız her değişiklik gelecekte daha büyük bir felakete sebep olurdu.

6. Günlük hayat boyutu

Zamanda yolcuk yapma imkanı bizlere verilmiş olsaydı, günlük yaşantımız kaosa dönüşürdü. Örneğin; birşeyin tadını alırdık, geriye gider onu tekrar tatmaya çalışırdık. Hayatımız belirli olayları bir ileri bir geri sarmaktan ibaret olurdu. Belirli anlar saplantıya dönüşürdü. İki; her küçük bir olayda geriye gidip onu değiştirmeye kalkışırdık. Birinin değiştirdiği diğerinin hoşuna gitmez, o da zamanda geriye gidip onu değiştirmeye çalışırdı. Hayatımızı, birbirlerimizin sebep olduğu zaman değişikliklerini düzeltmekle geçirirdik. O günü yaşamak ve geleceğe plan yapmak yerine, sürekli geçmişi düşünür geçmişte yaşardık. Bir cep telefonu bile insanda bir saplantıya dönüştü. İnsanlar elinden düşüremez hale geldi. Bir de siz insana zamanda yolculuk imkanı sunduğunuzu düşünün, her eve bir makine. Ne yapar sizce insan? İşini gücünü bırakır, saplantı halinde geçmişle uğraşırdı. Böyle bir düzen size mantıklı geliyormu? Gelmiyor, ama yinede zamanda yolculuğa inanmaya devam edeceksiniz. Allah siz akıl fikir versin.

7. Büyü boyutu

Büyüler neden haram? Bir büyüde iki şey yapıyorsunuz, bir; kişiye rızkı siz tayin ediyorsunuz ve iki; kişinin hür iradesini elinden alıyorsunuz. Rızık nedir? Kişinin Allah tarafından o günkü nasibidir. Yiyeceği yaşayacağı olaylar, teneffüs edeceği hava vs. Bunlar bir hesaplama sonrası belirlenir ve Allah katından kişiye iner. Büyü bu ilahi sisteme el atar, kişiye kendisi rızkı tayin etmeye kalkışır. Bu da ne anlama geliyor? Tanrıcılık oynamak. Zamanda yolculukta böylesine bir tanrıcılık oynamaktır. Sürekli insanların hayatlarına müdahale eder, olayların akışını siz belirlerdiniz. İnsanlar hak ettiği yaşamı değil, sizin onlara takdir ettiğiniz yaşamı alırdı. Zamanda yolculuk büyü gibi hür iradeye ve ilahi rızık dağıtımına sürekli el atardı. Birine yani soyut boyutta (büyü) kalana Allahu Teala izin vermiş, somut boyutta (zamanda yolculuk) olana ise değil. Birisine ilahi düzen izin vermiş diğerine değil. Büyü yapmak mümkün çünkü büyünün hareket edebileceği gök yolları var. Örneğin; gök ile yeryüzü arasında rızkın aktığı enerji güzergahları var. Zamanda yolculuk ama mümkün değil, çünkü gök ile yeryüzü arasında veya evrende zamanın aktığı yollar veya boyutlar yok. Rızıkta olduğu gibi zaman makinesinin kullanabileceği bir güzergah bir boyut yok. Olmadığı içinde zamanda yolculuk mümkün değil. 

8. Mahrem boyutu

Geçmişin bir mahremiyeti vardır, herkesin saklı kalmasını istediği özel bir hayat. Geçmişte bir yolculuk işte bu mahremiyet ortadan kaldırırdı. Siz istediğiniz zaman ve ortama yolculuk etmiş olsaydınız, insanları sürekli mahrem ortamlarda yakalardınız. Kişilerin yatak odalarına girer gizli saklı insanları gözetlerdiniz. 


9. Sağ ve sol omuzunuzdaki yazıcılar boyutu

"Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki katip melek, onun yaptıklarını alıp kaydetmektedir" (Kaf Süresi; 17). Omuzlarınızda melekler var, sağ omuzdaki sevaplarınızı bir kitaba (illiyyin) yazıyor sol omuzdakide günahlarınızı ayrı bir kitaba (siccin). Bu şekilde her söz ve eyleminizi kayıt altına alıyor. Şimdi varsayalımki siz zamanda yolculuk yapıyorsunuz ve sürekli olayların akışını değiştiriyorsunuz. Bu durumda yaşantısını değiştirdiğiniz insanların omuzundaki melekler, yazdıklarını sürekli yırtıp yeniden yazması gerekirdi. Siz eğer sürekli geçmişe gidip toplumsal olaylara müdahale etmiş olsaydınız, milyonlarca insanların yaşadıklarını tekrar yazmak zorunda kalırdınız. Geçmiş yazılanlarda çöpe giderdi. Bunun bir de her gün yapıldığını düşünün. Böyle bir düzen size mantıklı geliyormu? Zaman yolculuğu hikayesi bir Müslümana getirildiğinde bunun İslam ile örtüşüp örtüşmediğine bakar, mahşeri sorgulama kader ve rızık gibi İslamın temel ilkeleri ile uyuşup uyuşmadığına bakar, ne kadar lütufta olduğumuzu görüyormusunuz, inancımız bizi koruyor, yanlış yollara sapmamıza engel oluyor, ya böylesine bir rehberden mahrum olan? Onlara bir hikaye geldiğinde onların danışabileceği, mahşer kader ve rızık gibi referans kaynakları yok. Değerli okurlarımız, bu tür teorileri ortaya atanlar kadere inanmaz, sağ ve sol omuzunuzdaki yazıcılara inanmaz, mahşeri sorguya inanmaz; inanmadıkları için bu tür teorileri ve ötesini rahat düşünüp savunabiliyor. Siz böyle birşeye inandığınızda, geçmiş olsun size. Siz dininizi çöpe atabilirsiniz. Bu tür teorilerin zerre kadar gerçekliği olsaydı, merak etmeyin bunu ilk savunan İslam dinin kendisi olurdu.

Vaka çalışması

Soru: ashab-ı kehf (yedi uyurlar) zaman yolculuğu yaptımı?

Cevap: hayır. Zamanda yolculukta diğer insanlar zamanın normal akışına tabiyken siz o sürece bir anda varıyorsunuz, burada da durum böyle değil. Mağarada uyuyan bu Allah dostu zatlar 309 yılın tamamını diğer insanlar gibi yaşayarak geçiriyor. Kendi zamanlarından bir anda 309 yıl ilerisine gitmiş olsalardı, o zaman buna zamanda yolculuk derdik. Gitmiyorlar ama, her canlı gibi onlarda o süreci yaşaya yaşaya geçiriyorlar. O dönemi yaşayanlar ile aralarında bir fark var ama, dönemin insanları günlük hayatı yaşayarak geçirirken bu yedi Allah dostu o süreci uykuda geçiriyor. Mucize nerede? Hiç yaşlanmıyor olmaları ve 309 yılı uyanmadan yemeden geçirmiş olmaları. Orada bir zaman yolculuğu olmadığını nereden anlıyoruz? Onlar uykuda iken melekler onları dönem dönem sağa ve sola çeviriyor. Buradan biz onların bir zaman sıçraması yaşamadığını o süreci yaşayarak geçirdiğini anlıyoruz. Yatalak bir hastaya sahip olanlar yatan birinin neden döndürüldüğünü bilir. Uzun süredir yatalak olan birisinde, basıncın oluştuğu noktalarda çürümeler yaralar oluşmaya başlar. Mağarada uyuyanlar zaman sıçraması yaşayıp bir anda 309 yıl ileriye gitseydi döndürülmelerine gerek kalmazdı ama döndürülüyorlar. Kim döndürülür; uzun süre yatalak olanlar. Demek zaman sıçraması yaşamadılar, 309 yıllık süreci uykuda geçirdiler.

Sonuç

İslam dini bize her konuda bilgi aktarıyor, birisi size bir bilgi getirdiğinde lütfen bunu Kur'an-ı Kerime teyit ettirin. Zamanda yolculuk iddiası çok sakat bir iddia. Bazı iddialar vardır imanı etkilemez, bu iddia ama imanınızı etkileyebilecek bir iddia. Zamanda yolculuğa inandığınız an İslamın rızık boyutunu kader ve kaza boyutunu, bir defa yaşam boyutunu, yazıcı melekler boyutunu, hür irade boyutunu tek tanrı boyutunu gibi gibi gibi hepsini çöpe atabilirsiniz. Allahu Teala ayetinde çok açık söylüyor o da geri gitmek yok, hayatta tek bir şansınız var. Seçim yapmak zorundasınız, ya zamanda yolculuğa inanacaksınız ya ayete. İkisine bir anda inanamazsınız. Neden, çünkü ikisi birbirine zıt. Değerli dostlar, zamanda yolculuğu ortaya atan ve savunanlar İslamdan bi haberdar değil. Birilerin hayal ürünü uğruna inancınızı satıyorsunuz bizden uyarması.