nühüm                                                                                                                     
bilinmeyenler ve bilinmesi gerekenler....

                                                          
                                            



                                               
https://www.facebook.com/biyoenerji.net.98
Cep telefonu üzerinden üyelik işlemleri yapılamadığından bir çok okurumuz bize ulaşmakta sıkıntı çekiyor. Bu konuda çok şikayet aldık. Bu sorunu ortadan kaldırma niyetine bir facebook sayfası açtık. Bize ulaşmak isteyen, soruları veya önerileri olan okurlarımız facebook üzerinden bize ulaşabilir. Websayfamızda huzurlu ve aydınlatıcı okumalar dileğiyle kendinize ve sevdiklerinize iyi bakınız... 24.09.2019

zamanda yolculuk varmı- İslami boyutu



İslam dini nedir? İslam dini, düzeni anlatan bir üst akıldır. Kim bu üst akıl? Allah. Evren yaratıldı, insan yaratıldı, sonrası insan bu evrenin içine yerleştirildi. İslam dini içine yerleştirildiğimiz evreni anlamamızı sağlayan bir üst akıldır. Bilmediğiniz bir ortama gözlerinizi açtığınızı varsayın. İlk defa bir tv gördüğünüzü varsayın. Size yabani bu evrende, böylesine bir panik ve şaşkınlıkla karşılaşmamanız için, İslam dini bize bu yabani gezegende rehberlik eder. İslam dini başka ne yapar; bu yabani gezegende yolumuzu kaybetmememize yardımcı olur. Bilmediğiniz bir dünyanın içine yerleştirildiniz, sürekli yeni şeyler ile karşılaşıyorsunuz ve bu hayat macerasında çok rahat kendinizi kaybedebilirsiniz. İslam dini işte buna mani olur. İslam dini birşey daha yapar; bizlere neyin makul neyin makul olmadığını anlatır. Yani düşünce ve eylemlerimizde bizlere sınırlar çizer. Şimdi, böyle bir üst akıldan haberdar olmadığınızı, böyle bir rehbere inanmadığınızı varsayın. Yaşadığınız dünyayı kendiniz keşfediyor kuralları kendiniz koyduğunuzu sonrada bu keşiflerinizi bilim adı altında insanlara sattığınızı varsayın. Bir çoğunuzunda bunu satın aldığını varsayın. Buraya kadar herşey normal. İnsanın kendi dünyasını kendisi keşfetmeye çalışması kadar doğal birşey yok. Somut verileri gördükten sonra insanların birilerin peşinden koşmasıda anlaşılır bir durum. Ancak, ortada somut veriler olmadan birilerine teslim olunuyor birilerin arkasından koşturuluyorsa? Ölçümü ve keşfi mümkün olmayan, hiçbir bilimsel veriye dayanmayan inançların peşinden koşturuluyorsa ne yapacağız?

Hocam, bugün tezler ortaya atılır, yüz yıl sonrada bunların bilimsel keşifleri yapılır, bilim bu şekilde gelişmedimi zaten derseniz o zaman yolunuz açık olsun diyelim. Bu noktadan itibaren siz ve bizler arasında yollar ayrılır. Neden? Bakınız, bilinmeyen denizlere adım atmak birilerin rehberliğini gerektirir. İnsan kendi başına bir yere kadar götürür, bir yerden sonra yardıma ve rehberliğe muhtaç. Gördüğünüz her bir icatın altyapısı yüz yıllar öncesi atıldı. Bugüne kadar kimse yoktan birşey icat etmedi. Hayal ettiğiniz şeylerin gerçekleşmesi için birilerin çalışmalarına ve rehberliğine muhtaçsınız. Bu rehberiniz kim, kim olacak? İşte, bu noktadan itibaren siz ve bizler yol ayrımına giriyoruz. Bilinmeyenlere adım attığınızda birilerin yardımına birilerin rehberliğine muhtaçsınız, bu rehber kim olacak? Bizler bilinmeyenlere adım attığımızda Kur'an-ı Kerim eşliğinde bunu yaparız. İslam dini bizlere neyin mümkün neyin mümkün olmadığını, neyin helal neyin haram olduğunu, neyin bilimsel neyin bilim dışı olduğunu anlatır. Bizim rehberimiz bize, neyin peşinde koşup koşmayacağımızı net anlatıyor. Ya sizin rehberiniz? Sizin peşinde koştuklarınız (bilim dünyası) maymundan türediklerine inanır. Bunlardan size hayır gelme ihtimali nedir? Allah inancı olmayan, helal ve haram kavramına inanmayan yani eylemlerinde hiçbir ahlaki, dini sınır tanımayan bu alemden size ne hayrı gelebilir? Hiç. Bu alem size herşeye inandırtabilir. Siz hapı yuttunuz. Hayal gücünüzün peşinden koşun diyen bu alem sizi bir sapık inançtan diğerine sürükleyeceği çok ama çok aşikar.
"İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır" (Rum Süresi; 41). Bu Ayet bize, insanların bir çok şey deneyeceğini, bir kısmına müsade edileceği, ders çıkarsınlar diye ama ötesine izin verilmeyeceğini söyler. İnançlarımız arasındaki farkı görüyormusunuz? Siz herşeyin tesadüfen geliştiğini düşünüyor, herşeyin mümkün olacağına inanıyorsunuz. Biz ise herşeyin Allahtan geldiğine, herşeyin Allahın tasarrufu altında olduğuna inanıyoruz. Örneğin; robotların ileride insanlığı ele geçireceğini, uzaylıların yeryüzünü istila edeceğini veya insanlık atom bombalar ile yeryüzünü yaşanamaz hale getireceğine inanıyorsunuz. Size ne sufle ederse etsinler yutuyorsunuz. Gerçektende yeryüzü ve insanlığın gökten bağımsız hareket ettiğine inanıyorsunuz. Helak olunan kavimler Ayetlerde anılmasına rağmen, inanıyorsunuz. Yani Allahın yeryüzüne sürekli müdahale ettiğini bilmenize rağmen, yeryüzü ve insanlığın gökten bağımsız hareket ettiğine, kaderine terk edildiğine inanıyorsunuz. "İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!" (Kıyamet Süresi; 36). Bizim denetimimiz altındasınız demesine rağmen, insanlığı robotlarla uzaylılar ile korkutuyorsunuz. 

Not: göğe yani Allaha bağımlı olduğumuzu anlamanız için size bir örnek daha verelim; bazıları önümüzdeki yüzyıllarda insanlığın su bulamayacağı, nüfus artışı bu hızda ilerlerse bu nüfusu yeryüzünün besleyemeyeceğini söyler. Hatta insanlığın nüfusunu azaltmak gerektiği, bunu gerekirse zorla, savaşla yapılması gerektiği fikirlerini ortaya atarlar. Bu fikri ortaya atan üst akıl bu konuyu filmlere bile taşır (Yenilmezler 3- Sonsuzluk Savaşı). Bir çoğunuzda bunu yutuyor. Gerçektende ileriki yüzyıllarda kıtlık olacağına inanıyor.
Bu konu Ayetlerde net anlatılmasına rağmen, inanıyor. "Bir de geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, onlara da, size de rızkı biz veririz. Şüphesiz ki onları öldürmek, çok büyük bir suçtur" (İsra Süresi; 31). Rızkı ben veririm diyor Allah. Kimse rızık kaygısı ile başka birini öldürmesin demesine rağmen rızık kaygısı yaşıyor, yeryüzü nüfusunu azaltmak için yapılan girişimleri makul görebiliyorsunuz. "Yahudiler Allah'ın eli sıkıdır derler. Sıkı olan onların elidir ve bu iddialarından dolayı Allah tarafından lanetlenmişlerdir. Hayır! Allah'ın iki eli de açıktır. O lütfunu dilediği gibi dağıtır" (Maide Süresi; 64). Yahudiler yeryüzü yetersiz ve insanlık aç kalacak der. Yani, Allahın cimri olduğuna getiriyorlar. Sizde bunu yutuyor, yeryüzünün yetersiz olduğuna inanıyorsunuz. Yahudilerin saçmalıklarına kendinizi kaptırmış gidiyorsunuz. Allah, elim açık rızkınızı (su, oksijen, gıda) ben veririm, rızık kaygısına girmeyin demesine rağmen yahudilerin bu saçmalıklarını yutuyorsunuz. Örneğin; bakır, sanayide çok kullanılan bir metal. Yeryüzünde bu bakırdan ne kadar var biliyormusunuz? Günümüzde çıkarılan bakır oranı baz alınırsa, 50 milyon yıl daha yetecek bakır rezervi var yeryüzünde. Beş yüzyıl içinde kıyametin kopacağını düşünürsek, Allah, beş yüz yıllık ihtiyacımızı değil, elli milyon yıllık ihtiyacımızı yeryüzüne indirmiş. Buradan Allahu Tealanın ne kadar eli açık olduğunu bizleri ne kadar bol rızıklandırdığını çıkarabilirsiniz. Haşa, Allahın eli sıkımıymış? Hayır. Siz ama, yahudilerin bu propagandasını yutuyorsunuz. Neden? Kur'an-ı Kerimi açıp türkçe mealini okumuyorsunuzda, ondan!! Günümüzde yaşanılan her sorunun cevabı Kuran-ı Kerimde var, lütfen açıp okuyun! Rehberiniz Kur'an-ı Kerim olsun, hollywood veya ata maymun inancına sahip bilim dünyası değil. 

Not: aklın omurgası bilgidir yani veridir. Ne kadar sağlam veriler üzerine fikir üretirseniz, aklınız o kadar omurgalı olur. Verisiz akıl demek, omurgasız beyin demektir. Omurgasız beyinde her yere kayar. Ortaya attığı fikirler temelsiz olur. Ortaya attığınız fikirlerin üzerine birşeyler koymaya çalıştığınızda çöker. O yüzden hayallerin değil, somut şeylerin üzerine tezlerinizi inşa edin.

Zamanda yolculuğa inanan kişiler İslamdan bi haberdar değil. İki; bilimsel açıdan bunu ispatlamalarıda mümkün değil, çünkü zaman görülür ve ölçülür bir oluşum değil. Geriye ne kalıyor; hayal. Bunlarda omurgasız akılları ile bol hayal üretiyor ve size satıyor. Üzülerekte görüyoruzki, bir çoğunuz bunu satın alıyor. Buda bize acı birşeyi gözler önüne seriyor; halkımızın ne kadar az İslamdan haberdar olduğu. Bir Müslüman kendisine bir bilgi getirildiğinde, bu bilgiyi ilk önce rehberine danışır (İslam yani Kur'an-ı Kerim), sonrası o bilgiye bir anlam yükler. Değerlimi veya çöpmü der. Siz ama, kendinizi batılı bilim kurgu romanlarına, hollywood senaryolarına o kadar kaptırmışsınızki, beş kuruş hayal ürünlerine tüm değerlerinizi (İslam dini) satıyorsunuz. Çok yazık. Bizde sizlere uzaylılardan anlatmak isterdik, zaman yolculuğundan anlatmak isterdik. Ama yok, yok, yok. Sade bir dünyanın içine yerleştirilmişiz. Yapacak birşey yok. Peygamberlere atfedilen mucizelerde bu dünyanın doğal işleyişine aykırı olaylar. Zaten aykırı olduğu için mucize diyoruz. Onlara has bir olay diyoruz. Herkesin yapabildiği, bilim dünyasının yapabildiği şeyler olsaydı, o zaman o peygamberler özel olmaktan çıkardı. Peygamberlerin yaptıklarını bilim adamları yapabilseydi, ahir zaman bilim adamları peygamber sıfatı ile yeryüzünde dolaşırdı. Allahın güç ve kudretini temsil eden peygamberler bir anda bilim adamları ile eşdeğer olurdu. Yani Allahın kudreti ile bilim dünyasının kudreti haşa eşit konumda olurdu. Bu sizce mümkünmü? O zaman mucizelerin arkasında bilim aramayın. Peygamberlerin yaşadığı olayları örnek göstererek, sanki öyle bir oluşum varmış gibi toplumu kandırmayın. Zamanda yolculuk varmı yazı dizimizin bu bölümünde, zamanda yolculuğun İslam dini ile nasıl çatıştığını size aktarmaya çalışacağız. Eğer ben müslümanım diyorsanız bu bilgilere kulak asar ve zamanda yolculuk inancından uzak durursunuz. Eğer İslam dini benim rehberim değil, Allah benim için bir bilgi kaynağı değil diyorsanız, o zaman bir sonraki yazımızı bekleyin. Belki bilimsel açıdan izahımıza ikna olursunuz ve bu saçma teorilerin peşinde koşmayı bırakır, zaman ve aklınızı daha hayrlı şeylere kullanırsınız.

İslam dini ve zamanda yolculuk, bu ikisi neden birbirine zıt?

1. Tek yaşam tek sorgulama boyutu

"Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur” (Fatır Süresi; 37). Bu Ayet bizlere hayatta tek bir şansımız olduğunu anlatıyor. İlahi düzende geriye gitme şansınız bulunmuyor. Ne mahşer günü, Rabbim hata yaptım, geri gidip tekrar şans ver deme şansınız var ne de yeryüzünde hata yaptım, geriye gidip düzelteyim deme şansınız var. Eğer yeryüzünde geriye gitme şansı olmuş olsaydı, bu ahiret günü içinde geçerli olurdu. Ahiret hayatında geçerli olmayan birşey, yeryüzünde neden geçerli olsun? Z
amanda geriye gitmeye izin verilseydi, o zaman ilahi düzen, hataları düzeltebilmeye yönelik kurgulanmış olurdu. Bu durumda mahşeri sorguda da size ikinci, üçüncü dördüncü şanslar verilir, sürekli yeryüzüne geri döndürülürdünüz. Yani sizlere sonsuz şanslar verilmesi gerekirdi, bu da kısacası yaşamı ve sorgulama gününü cıvıtırdı.

2. İlahi adalet boyutu

Varsayalımki teknolojiniz o kadar ilerledi ve siz bir zaman makinesi icat ettiniz, geriye gittiniz ve sürekli yanlışlarınızı düzeltiyorsunuz; geçmiş topluluklar sormazmı Allaha, bu şansı bize neden vermedin diye. Eğer ilahi düzende, geriye gidip hataları düzeltmeye yönelik bir zaman tüneli olmuş olsaydı, bunun ilmi insanoğlu yeryüzüne iner inmez verilirdi ve en önemlisi bu ilim doğal afetlerle şunla bunla kaybolmazdı, günümüze kadar gelirdi. Neden? Zamanda yolculuk bir cep telefonu veya bir televizyon gibi o çağın bir nimeti olarak görülemez. Zamanda yolculuk kaderi değiştirmeye yönelik bir icat. Bir çağa bunu siz veriyorsanız, istedikleri gibi geçmişlerini değiştirme şansı veriyorsanız diğer çağlarada vermek zorundasınız. Aksi takdirde mahşeri sorguda biri tek şansla Allahın huzuruna çıkmış olur, diğeri yüz defa geçmişini değiştirmiş düzeltmiş olarak Allahın huzuruna çıkardı. 

3. Özgür irade boyutu

Ne güzel size anlatıyorlar, ne güzel kulağa hoş geliyor; zamanda geriye gidiyorsun ve istediğin olaya el atıp olayların akışını değiştiriyorsun. Size bir soru; ya, o olaya karışanlar olayların akışın değiştirilmesini istemiyorsa? Siz olaylara baktığınızda sadece kendinizi görüyorsunuz, ama öyle değil. Her olay birden fazla insan içerir. Belki o insanlar o hayatın akışından gayet memnun ve değiştirilmesini istemiyor. Siz geriye gidip bir olaya el attığınızda sadece kendi hayatınızı değil, başkaların hayatınıda değiştirmiş oluyorsunuz. Bunu onlara sordunuzmu, izin aldınızmı? Zamanda yolculuk demek, kişilerin kendi hür iradeleri ile oluşturduğu geleceği, onların bilgisi ve onayı olmadan değiştirmek demektir. Siz eğer buna izin verirseniz, kişileri mahşeri sorguyada çekemezsiniz. Gelecekleri kendi elleri ile değil, başkaların elleri ile yazılmış olur, bu da o kişileri mahşeri sorgudan muaf kılmanızı gerektirir. Kendisinin sebep olmadığı bir gelecekten kişiyi sorumlu tutamazsınız. Zamanda yolculuk mümkündür ve vardır dediğiniz an, hür irade ve mahşeri sorguyu ortadan kaldırıyorsunuz. 

Not: büyüklerimiz kader ve kazayı imana bağlamış. Kaza ve kader nedir? Başınıza gelen her hayr ve şerrin Allahtan geldiğine iman etmektir. Şimdi; bilim dünyası bir makine icat etse ve bununla geçmişe gidip sürekli kaza ve kaderi değiştirse, bir sonraki adımları ne olurdu biliyormusunuz; bir sonraki adım kendilerini tanrı ilan etmek olurdu. Kaza ve kader tanrı ile özleştirilen birşey ise, İslam dininde öyle, o zaman kaza ve kadere hakim olan kendisini tanrı ilan edebilir. İmanın diğer şartları ne? Allahın meleklerine ve peygamberlerine inanmak. Örneğin; Allahın kendisine hizmet eden, buyuruğundan çıkmayan melekleri var. Bilim dünyasınında melekleri var, kimler; robotlar. Gün gelecek bilim dünyası bizimde robotlarımız var diyecek. Bize hizmet eden, buyruğumuzdan çıkmayan robotlarımız var diyecek. Örneğin; Allahın peygamberleri ve mucizeleri var. Bilim dünyasınında peygamberleri var, kim; bilim adamları. Onlarda gün gelecek bizim bilim adamlarımız ve insalığın hizmetine sunduğumuz icatlarımız var diyecek. Bilim dünyasının nasıl Allah ile bir rekabet içine girdiğini görüyormusunuz? Helak edilen kavimlere bir bakın, her biri Allaha meydan okudu. Günümüzün bilim dünyasıda, daha önce görülmemiş bir boyutta meydan okumakta. Sizde bunların peşinde koşuyorsunuz. İslamı bir kenara atıp, bilimi kutsuyor bilimin her sözüne şartsız kayıtsız iman ediyorsunuz. Size tavsiyemiz; helak edilen kavimleri araştırın. Kişi gönül verdiği kişi veya camia ile hesaba çekilir. Eğer bilim dünyası ile yok edilmek istemiyorsanız, bunlar size bir teori bir formül bir icat sunduğunda, bunu doğru kabul etmeden İslamla örtüşüp örtüşmediğine bakın.

4. Kader boyutu

Kader nedir? Kader bir hesaplamadır. Sizin ve atalarınızın yaşantısı ve niyetleri alınır bir hesaplamaya tabi tutulur, buradan sizin neyi hak edip neyi hak etmediğiniz çıkarılır. Hak ettiğinizde size rızık olarak indirilir. Bu hesaplamaya kader denilir. Bilim dünyası böylesine ilahi bir hesaplamaya inanmaz, onlar herşeyin tesadüfen geliştiğine inanır. Örneğin; hitler tesadüfen ortaya çıktı ve siz geriye gidip onu yok ederseniz dünya savaşları ve onca acıyıda ortadan kaldırmış olursunuz. Zaman yolculuğunu savunanlar, olayların böylesine tesadüfen geliştiğini savunur. Olayların bir öncesi ve sonrasına bakmaz. Örneğin; hitler doğmadan önce albert pike tarafından yazılan mektubu bilmez. Bir olay vukuu bulmadan, o olaya niyetlenen tezgahlayan birilerin olduğunu bilmez. Olayı, olay anından ibaret zanneder ve tesadüf der. Arkadaşlar, şeytanın insana en büyük kazığı, var olmadığını insana inandırtmak. Bir üst aklında insanlığa en büyük kazığı, kendilerin var olmadığı ve dünyada yaşanılan olayların tesadüfen geliştiğine inandırtmak. Bilim dünyası tesadüflere inanır çünkü üst akıl böyle inanılmasını ister. Üst akla göre, insan kontrol edildiğini ve yönlendirildiğini bilmemesi gerek. Allah neden zamanda yolculuğa müsade etmez? Zamanda yolculuk demek Allahın belirlediği kaza ve kadere müdahele etmek demektir. Allahu Teala sizin için bir kazayı takdir ettiğini düşünün, zamanda yolculuk eden birisi buna müdahale etse ne olurdu? Herşeyin Allahın kontrolü altında olmadığı, evrende farklı tanrılar farklı düzenleyiciler olduğu anlamı çıkardı. Bir düzenleyicide diğerin işine mutlaka çomak sokardı. Bu o kadar önemli bir konuki, bunu Allah bizzat Ayetlerinde anma ihtiyacı hissetmiş. Evrende bir tanrı olduğu, eğer birden fazla tanrı birden fazla kaderi belirleyen birden fazla düzene müdahale edici olmuş olsaydı, evren bir kaos içinde olur yok olup giderdi, diye bize aktarmış.
"Allah evlat edinmemiştir. O’nunla beraber hiçbir İlah da yoktur. Aksi takdirde her İlah kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerinin arkasından iş çevirir, galebe çalardı. Allah onların (inkarcıların) yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir (Mu'minun Süresi; 91). Eğer birden fazla düzeni belirleyen olsaydı, birisi sürekli diğerinin işine burnunu sokardı. O yüzden tek tanrımız var. Eğer siz zamanda yolculuk ederseniz kaderi değiştirebilirsiniz. Kaderi değiştirende kaderini değiştirdiği kişilerin sevk ve idaresini yapmaya başlar yani tanrısı olur. Allahu Tealada, bu ayetle böyle birşeyin söz konusu olmadığını olamayacağını bize aktarır. Zamanda yolculuk, masumane bir düşünce gibi görünüyor ama İslami açıdan hiçte masumane değil. Zamanda yolculuk her bir yolcuyu tanrı konumuna oturtuyor.

5. Şer gibi görünen altında hayr yatabilir boyutu

"Hoşunuza gitmediği halde, savaş üzerinize farz kılınmıştır. Bir şey hoşunuza gitmediği halde sizin için hayırlı olabilir. Bir şey de hoşunuza gittiği halde sizin için kötü olabilir. Allah bilir, siz bilmesziniz." (Bakara Süresi; 216). Geçmişe geriye gittiğinizi varsayalım ve siz, size şer gibi görünen bir olaya müdahale ettiniz. Belki bu müdahaleniz daha büyük bir felakete yol açacak? Örneğin; savaşlar. Savaşları siz kan ve göz yaşı olarak görüyor, bunun ahiret boyutunu hesaba katmıyorsunuz. Savaşların insanları temizlediği, cennete girişini kolaylaştırdığını bilmiyorsunuz. Örneğin; sizin elinizde bir zaman makinesi olsaydı geçmişe gider tüm savaşları engellerdiniz. Sonuç; o topluluğu o günah yükü ile cehenneme sürüklerdiniz. İyilik yapacağım derken bir topluluğa büyük bir kötülük yapmış olurdunuz. İnsan neyin altında hayr yatıyor neyin altında şer yatıyor bunu, Ayetler açıkca beyan etmediği müddet bilemez. Eğer zamanda yolculuk etme ve geçmişe müdahale etme yetkisi bize verilseydi, neyin daha hayrlı olduğunu bilmediğimiz için zamanda yaptığımız her değişiklik gelecekte bir felakete sebep verebilirdi. Kaza ve kadere müdahalemizle hem bu dünyada kendimizi bir felaketten diğerine bir hüsrandan diğerine sürükler, hem ahiret hayatımızı mahvederdik.

6. Günlük hayat boyutu

Zamanda yolcuk yapma imkanı bizlere verilmiş olsaydı, günlük yaşantımız kaosa dönüşürdü. Örneğin; birşeyin tadını alırdık, geriye gider onu tekrar tatmaya çalışırdık. Hayatımız belirli olayları bir ileri bir geri sarmaktan ibaret olurdu. Belirli anlar saplantıya dönüşürdü. İki; her küçük bir olayda geriye gidip onu değiştirmeye kalkışırdık. Birinin değiştirdiği diğerinin hoşuna gitmez, o da zamanda geriye gidip onu değiştirmeye çalışırdı. Hayatımızı, birbirlerimizin sebep olduğu zaman değişikliklerini düzeltmekle geçirirdik. O günü yaşamak ve geleceğe plan yapmak yerine, sürekli geçmişi düşünür geçmişte yaşardık. Bir cep telefonu bile insanda bir saplantıya dönüştü. İnsanlar elinden düşüremez hale geldi. Bir de siz insana zamanda yolculuk imkanı sunduğunuzu düşünün, her eve bir makine. Ne yapar sizce insan? İşini gücünü bırakır, saplantı halinde geçmişle uğraşırdı. Böyle bir düzen size mantıklı geliyormu? Gelmiyor, ama yinede zamanda yolculuğa inanmaya devam edeceksiniz. Allah siz akıl fikir versin.

7. Büyü boyutu

Büyüler neden haram, büyük bir günah biliyormusunuz? Bir büyüde iki şey yapıyorsunuz, bir; kişiye rızkı siz tayin ediyorsunuz ve iki; kişinin hür iradesini elinden alıyorsunuz. Rızık nedir? Kişinin Allah tarafından o günkü nasibidir. Yiyeceği yaşayacağı olaylar, teneffüs edeceği hava vs. Bunlar bir hesaplama sonrası belirlenir ve Allah katından kişiye iner. Büyü bu ilahi sisteme el atar, kişiye kendisi rızkı tayin etmeye kalkışır. Bu da ne anlama geliyor? Tanrıcılık oynamak. Zamanda yolculukta böylesine bir tanrıcılık oynamaktır. Sürekli insanların hayatlarına müdahale eder, olayların akışını siz belirlerdiniz. İnsanlar hak ettiği yaşamı değil, sizin takdir ettiği yaşamı alırdı. Büyü ve zamanda yolculuk, ikiside hür iradeye ve ilahi rızık dağıtımına el atan araçlar. Birine yani soyut boyutta (büyü) kalana Allahu Teala izin vermiş, somut boyutta (zamanda yolculuk) olana ise değil. Birisine ilahi düzen izin veriyor diğerine değil. Büyü yapmak mümkün, çünkü büyünün hareket edebileceği gök yolları var. Örneğin; gök ile yeryüzü arasındaki rızık akışı enerji boyutunda gerçekleşir. Büyüde enerji boyutunda etkisini gösterdiği için, kendisini bir virüs programı gibi bu ilahi rızık akışın içine atabiliyor ve neye programlandıysa, kişinin rızkını o yönde değiştirebiliyor. Zamanda yolculuk ise mümkün değil, çünkü gök ile yeryüzü arasında veya evrende zamanın aktığı yollar veya boyutlar yok. Yani ilahi düzende, rızıkta olduğu gibi zaman makinesinin kullanabileceği bir güzergah bir boyut yok. Olmadığı içinde zamanda yolculuk mümkün değil. 

8. Mahrem boyutu

Geçmişin bir mahremiyeti vardır, herkesin saklı kalmasını istediği özel bir hayatı var. Geçmişte bir yolculuk işte bu mahremiyet ortadan kaldırırdı. Siz istediğiniz zaman ve ortama yolculuk etmiş olsaydınız, insanları sürekli mahrem ortamlarda yakalardınız. Kişilerin yatak odalarına girer gizli saklı insanları gözetlerdiniz. 


9. Sağ ve sol omuzunuzdaki yazıcılar boyutu

"Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki katip melek, onun yaptıklarını alıp kaydetmektedir" (Kaf Süresi; 17). Omuzlarınızdaki melekler her söz ve eyleminizi kayıt altına alıyor. Varsayalımki siz zamanda yolculuk yapıyorsunuz ve sürekli olayların akışını değiştiriyorsunuz. Bu durumda sizin ve yaşantısını değiştirdiğiniz insanların omuzundaki melekler, yazdıklarını sürekli yırtıp yeniden yazması gerekirdi. Siz eğer sürekli geçmişe gidip toplumsal olaylara müdahale etmiş olsaydınız, milyonlarca insanların yaşadıklarını tekrar yazmak zorunda kalırdınız. Yazılanlarıda çöpe atmak zorunda kalırdınız. Bunun bir de her gün yapıldığını düşünün. Böyle bir düzen size mantıklı geliyormu? Herşeye hakim bir yaratıcıya inanmıyorsanız, omuzlarınızdaki yazıcılara inananlardan değilseniz, evet size mantıklı gelebilir. Değerli okurlarımız, bu tür teorileri ortaya atanlar kadere inanmaz, sağ ve sol omuzunuzdaki yazıcılara inanmaz, mahşeri sorguya inanmaz; inanmadıkları için bu tür teorileri ve ötesini rahat düşünüp savunabiliyor. Siz böyle birşeye inandığınızda, geçmiş olsun size. Siz dininizi çöpe atabilirsiniz. Bu tür teorilerin zerre kadar gerçekliği olsaydı, merak etmeyin bunu ilk savunan İslam dinin kendisi olurdu.

Vaka çalışması

Soru: ashab-ı kehf (yedi uyurlar) zaman yolculuğumu yaptı?

Cevap: hayır. Zamanda yolculuk olarak adlandırılan şey, diğer insanlar zamanın normal akışına tabi iken, sizin o sürece bir anda varmanız. Burada durum böyle değil. Mağarada uyuyan bu Allah dostu zatlar, 309 yılın tamamını diğer insanlar gibi yaşayarak geçiriyor. Kendi zamanlarından bir anda 309 yıl ilerisine gitmiş olsalardı, o zaman buna zamanda yolculuk derdik. Gitmiyorlar ama, her canlı gibi, onlarda o süreci yaşaya, yaşaya geçiriyorlar. O dönemi yaşayanlar ile aralarındaki fark, dönemin insanları günlük hayatları var, bu yedi Allah dostu o süreci uykuda geçiriyor. Mucize nerede? Hiç yaşlanmıyor olmaları ve 309 yılı uyanmadan yemeden geçirmiş olmaları. Orada bir zaman yolculuğu olmadığını nereden anlıyoruz? Onlar uykuda iken melekler onları dönem dönem sağa ve sola çeviriyor. Buradan biz onların bir zaman sıçraması yaşamadığını o süreci yaşayarak geçirdiğini anlıyoruz. Yatalak bir hastaya sahip olanlar yatan birinin neden döndürüldüğünü bilir. Uzun süredir yatalak olan birisinde, basıncın oluştuğu noktalarda çürümeler yaralar oluşmaya başlar. Mağarada uyuyanlar zaman sıçraması yaşayıp bir anda 309 yıl ileriye gitseydi, döndürülmelerine gerek kalmazdı ama döndürülüyorlar. Kim döndürülür; uzun süre yatalak olanlar. Demek zaman sıçraması yaşamadılar, 309 yıllık süreci uykuda geçirdiler.

Sonuç

İslam dini bize çok ama çok bilgiler veriyor, birisi size bir bilgi getirdiğinde lütfen bunu Kur'an-ı Kerime teyit ettirin. Zamanda yolculuk iddiası çok sakat bir iddia. Bazı iddialar vardır imanı etkilemez, bu iddia ama imanınızı etkileyebilecek bir iddia. Zamanda yolculuğa inandığınız an, İslamın rızık boyutunu kader ve kaza boyutunu, bir defa yaşam boyutunu, yazıcı melekler boyutunu, hür irade boyutunu tek tanrı boyutunu gibi gibi gibi hepsini çöpe atabilirsiniz. Allahu Teala ayetinde çok açık söylüyor, geri gitmek yok, tek şans var. Seçim yapmak zorundasınız, ya zamanda yolculuğa inanacaksınız ya ayete. İkisine bir anda inanamazsınız. Neden, çünkü ikisi birbirine zıt. Değerli dostlar, zamanda yolculuğu ortaya atan ve savunanlar İslamdan bi haberdar değil. Birilerin hayal ürünü uğruna inancınızı satıyorsunuz bizden uyarması.